Çağdaş Avukatlar Grubu

Ankara Barosu 80. kuruluş yılını kutlarken, 58. Olağan Genel Kurulu’nu topluyor. Grubumuz 1974 yılından bu yana, 30 yıldır, baro genel kurullarına “Çağdaş Avukatlar” (ÇAG) adı ile katılmaktadır.

Üyelerimiz 12 Mart ve 12 Eylül askeri darbelerinden sonra kurulan Sıkıyönetim Mahkemelerinde ve Devlet Güvenlik Mahkemelerinde bağımsız savunmayı temsil ettiler. Çağdaş Avukatlar, yurttaş haklarını ve demokrasiyi savundular, idamlara tanıklık ettiler, zaman zaman sanık sandalyesinde kendileri yargılandılar. Meslek ve yaşam bizlere; askeri darbelere, sıkıyönetimlere, olağanüstü hallere, faşizme, emperyalizme, gericiliğe, karşı olmayı ve bunlarla mücadeleyi öğretti. Diğer bir ifade ile Çağdaş Avukatlar Gurubunun tarihi, aynı zamanda bir mücadele geleneğinin de tarihidir.

         Çağdaş Avukatlar; 12 Eylül Cunta Anayasası, TCK’nın 141. ve 142. maddeleri başta olmak üzere tüm anti-demokratik düzenlemelerin ve idam cezasının kaldırılması, DGM’lerin kapatılması, işkencecilerden hesap sorulması, mahkeme salonlarında sanıkların dövülmemesi, insan haklarına bağlı demokratik bir hukuk düzenin yaşam bulması için hep önde olmuşlar, mücadele etmişlerdir.

Üyelerimiz sadece ceza hukuku alanında değil, mesleğe ve toplumsal yaşama ilgi temelinde, hukukun tüm dallarında seçkin avukatlık pratikleri ile anılmışlardır.

30 yıldır ilkelerimizi savunuyor; baroda etkin, demokratik ve katılımcı bir anlayışın yönetime gelmesi için seçimlere giriyoruz. Ankara Barosu artık, hükümet, bakanlık, parti, birlik ve kişi vesayetinden kurtulmalı, baronun asli unsuru avukatların iradesi, kendi öz-örgütlerini, barolarını yönetmelidir. ÇAG’ın hukuk, siyaset, ekonomi ve kültür alanında söyleyecek yeni sözleri, bunları yaşama geçirecek gücü ve cesareti vardır.

         Biz meslek ve ülke sorunlarını dokunulmadan geçilecek kadar önemsiz görmüyor, korkulacak kadar abartmıyoruz. Çünkü her türlü mesleki, hukuki sorunu çözecek ve ülke sorunlarında doğru çözüm önerileri savunabilecek, sağlam bir MESLEKİ DURUŞA, lekesiz bir AHLAK ANLAYIŞINA, tutarlı bir SİYASİ ÇİZGİYE ve köklü bir FELSEFİ BAKIŞA sahibiz:

-Mesleki duruşumuz sağlamdır, çünkü Çağdaş Avukatlar mesleği adliye koridorlarına hapsetmez; Temel Hak ve Özgürlükler’in ihlal edildiği her anda ve alanda müdahaleden çekinmez.

-Ahlak anlayışımız lekesizdir, çünkü avukat, avukatlıktan başka bir iş yapmaz, yapamaz. Avukatlığın etik sınırları içerisinde ulaşabileceği en geniş faaliyet alanını perspektif olarak önüne koyan Çağdaş Avukatlar, her türlü kirli ilişkinin dışında ve karşısındadır. Bu güvenle, mesleğimizi hiç kimseye çiğnetmeyiz.

-Siyasi çizgimiz tutarlıdır, çünkü Çağdaş Avukatlar, karşılarına çıkacak hukuki ve siyasi sorunların çözümü için gerekli siyasi birikim, kültür ve kadrolara sahiptir. Bizler, “siyaset yapmıyoruz” diyerek siyaset yapan sağ anlayış kadar, postmodern ağızlarla “solculuk” yapan liberal (yeni sağ) anlayışa da karşıyız ve ilerici, demokrat, aydın, yurtsever hukukçuları biz temsil ediyoruz.

Çağdaş Avukatlar Grubu, bugün, Ankara Barosu’nda sol değerleri temsil eden tek ve gerçek eksendir.

- Felsefi bakışımız köklüdür, sorunumuz sadece dünyayı yorumlamak ve “değişene” sessizce boyun eğmek değil, dünyayı değiştirmek için yorumlamaktır. Değişim kaygısı olmayanların, uygun bir felsefi bakışa gereksinmeleri yoktur. Fakat değişim, kendi başına bir değer değildir, sadece insanlığı ileriye doğru götüren, yani özgürlük ve eşitlik dünyasına açılan bir değişim değer olarak kabul edilebilir.

Ankara Barosunun 58. Olağan Genel Kurulu’na da bu birikim ve kararlılıkla katılıyoruz. Ancak görünen o ki bu kongrede “özgürlüklerden” söz eden yalnızca biz değiliz. Alışılmışın oldukça dışında “liberal” bir hava estiren demokratik sol grup başkan adayının, bu gruba yaşattığı “konsept” değişikliği gözden kaçacak gibi değildir;

Ne diyor sayın meslektaşımız; “Avrupa Topluluğu, GATS ve CCBE format ve standartları ile uyumlu yeni bir Avukatlık Yasası’nın yasalaşması için çalışacağım”. Artık “Avrupa Topluluğu” diye bir kurum bulunmadığının gözden kaçırılmasını bir yana bırakırsak, böyle bir yasanın ne getirip ne götüreceğini basitçe biz söyleyelim: Yasamızda “kamu hizmeti” olarak düzenlenen avukatlığın serbest piyasa ilkeleri doğrultusunda dönüştürülmesi demektir bu; yani “kamu hizmeti” vasfının sermaye eğilimleri doğrultusunda piyasa ilkelerine terk edilmesidir.

Zaten bunun sıkıntısını yaşayan meslektaşlarımız açısından bu, ne anlam ifade edecektir? GATS, “Hizmet Ticareti Genel Anlaşması” Dünya Ticaret Örgütü’nde (DTÖ), 1994 yılında varılmış olan, hizmet sektörünü DTÖ’ye dahil olan ülkelerde serbestleştirmeyi amaçlayan bir anlaşmadır. Amaç, uluslararası hizmet ticaretinde de sermayenin etkinliğini arttırmaktır ve bu anlaşmaya göre düzenlenecek bir yasa Avukatlık Hizmetinin de serbest ticaretin genel kurallarına tabi tutulmasını gerektirir.

Böyle bir anlayış mı sosyal hakları, demokrasiyi savunacaktır? Böyle bir anlayış mı, özgürlükçü ve demokratik bir solu geliştirecektir? Bu mudur “ulusal değerleri” savunmak? Bu, darbe anayasasının dahi belli ölçüde gözetmek zorunda kaldığı “sosyal devletin” temel programdan çıkartılmasıdır. Özgürlükçü ve demokratik sol, Seattle’dan beri, bu anlayışa karşı dünya çapında mücadele etmektedir.

Bu “talihsiz” broşür oldukça eklektiktir ve ne yazık ki benzeri yaklaşımlarla doludur. Burada daha fazla değinmeye gerek yok. Ancak görülen şudur; bu genel kurula da bugüne kadar çeşitli biçimlerde koruduğu  “demokratik sol” adıyla giren anlayış, “sağdan” ve tamamen dibe vurmuştur.

         Meslektaşlarımız bu anlayışa “sol” adını taşıdığı için oy veriyorlar, demokratik ve evrenselliğe açılan ulusal değerleri savunduğu yanılsaması taşıyorlar. Çünkü bu anlayış, sürekli, bize oy vermezseniz laiklik elden gider, irtica gelir” dedi; şimdi de “bize oy vermezseniz aradan sağ çıkar” şeklinde korku politikası güdüyor. Gerçekten böyle midir? Hiç zannetmiyoruz. Herhangi bir meslektaşımızı incitmek istemeyiz, ancak samimiyetle soruyoruz: Daha “dün” içlerinden başkan adayı gösterilebildiğiniz sağ grubun “aradan çıkması”, bugün niçin bu kadar tehlikeli oldu?

Hafıza-i beşer nisyân ile malûlmüş. Belki cevap budur.

Belki de bugüne kadar demokratik sol gruba oy veren meslektaşlarımızdan beklenen, aynı broşürdeki şu güzel dörtlüğe ikna olmalarıdır; “Ne varsa düne ait dünle beraber gitti cancağızım, artık yeni şeyler söylemek lazım!”    

Çağdaş Avukatlar Baro’da Ne Yapacak?

Bir öz-örgüt (meslek örgütü) olarak baronun öncelikle ele alması gereken sorunları sizlerle paylaşmak ve çözüm önerilerimizi sizin de katkılarınızla zenginleştirmek üzere hazırladığımız program aşağıda sunulmuştur;

1. Hukuk Fakülteleri : Avukat yetiştiren ve YÖK’ün denkliğini kabul ettiği hukuk fakültelerinin sayısı 45’e yükselmiştir. Bu sayı ülke ihtiyacının çok üzerindedir. Hatta birçoğuna hukuk fakültesi demek yerine “ticarethane” demek daha doğru olacaktır. Bir yandan yeni hukuk fakültelerinin açılmasına karşı durulurken, yeterli olmayanların da rehabilitesi amacıyla mücadele verilecektir. Çünkü bu okullar “yeterli” eğitim-öğretim alt-yapısına sahip olmadıkları için, bir çok meslektaşımız daha mesleğin başında ciddi sorunlar yaşamaktadır.

Yönetimimiz, hukuk fakültesi kontenjanlarının ihtiyaç oranında sınırlanması için çaba sarf edecektir. Baro bir yandan konunun yasal ve akademik çözümü için baskı yaparken diğer yandan da etkin, sürekli ve ücretsiz meslek içi eğitim seminerleri ile meslektaşlarımızın gelişimine katkı sunmak zorundadır. Baromuz olanakları buna yeterlidir. Yettiği görülecektir.

         2. Avukatlık Sınavı ve Staj :

         Çarpık eğitim altyapısının getirdiği sorunların ne sınavla ne de başka tür bir “eleme” yöntemi ile çözülmesi mümkündür. Ancak sağlık, sosyal güvenlik, geçim, meslek öncesi eğitim engelleri kaldırılmış, mesleğe pratik ve teorik hazırlık kalitesi yükseltilmiş bir stajyerin, bütün staj dönemi boyunca birden fazla avukat gözetmen tarafından yapılması gereken çok yönlü değerlendirmesi ile verilebilecek bir kararın, ÖSYM tarafından hazırlanmış dört şıklı teste sığdırılmasını kabul etmek mümkün değildir.

         Çağdaş Avukatlar, baromuz stajyerlerinin çeşitli dönemlerde, sınav eğitim ve çalışma koşulları, kredi, kayıt ve ruhsat ücretleri, sağlık ve sosyal güvenlik, süreli yayın vb. alanlarda verdikleri haklı mücadeleyi her zaman desteklemiş ve yanlarında olmuştur.

         Yönetimimiz, staj sorunlarının, stajyerlerin de asli taraf olarak temsil edildiği nitelikli kurul çalışmaları ve etkili programlar aracılığıyla çözüleceği inancıyla hareket edecektir.

3. Mahkemeler ve Yargı Birliği : Adliyedeki tıkanıklığın önü, ihtisas mahkemesi adı altında kurulan yeni “özel mahkemeler” ile çözülmeye çalışılmaktadır. Açılan her yeni mahkeme sorunu çözmek yerine, bir kat daha karmaşıklaştırmaktadır. Gerekli hazırlık ve araştırmalar yapılmadan açılan yeni mahkemeler, “özel mahkeme” anlayışını meşrulaştırmaya çalıştığı gibi, doğal yargıç ilkesine de aykırıdır. İhtisas mahkemeleri, mevcut şekliyle değil, temel mahkeme olan Asliye Mahkemeleri’nin görev bölüşümü şeklinde ve “özel” mahkeme ihdasından kaçınacak önlemlerle oluşturulmalıdır.

Askerlerin yargılanması için askeri mahkeme, idare için idari mahkeme, vergi için vergi mahkemeleri, siyasi davalar için DGM’ler derken, bunlara şimdi de Fikri ve Sınai Haklar Mahkemeleri eklendi. Diğerleri gibi onlar da adli yargı binalarından ayrıldı ve bağımsızlıklarını ilan ettiler. Trajik TPE (Türk Patent Enstitüsü) örneğindeki gibi artık mahkemeler davalıları olan kurumların binalarında faaliyet göstermeye başlamışlardır. Yani mahkemeler her şeyi ile davalı kuruma bağımlı hale gelmişlerdir. Bu mantıkla vergi mahkemeleri vergi dairesinde, ticaret mahkemeleri ticaret odalarında faaliyet göstermeye başlayacaktır. Tabii ceza mahkemelerini de cezaevleri içine yerleştirmek gerekecektir. (!)

         Bu yapılanma yargı birliğine dolaysıyla yargı bağımsızlığına ciddi darbeler indirirken, meslekte yeni iş alanları yitirilmekte ve anti demokratik “özel mahkeme” geleneği meşrulaştırılmaktadır.

         Adliye binasına dışına taşınan her mahkeme, avukatlardan koparılan yeni bir iş alanıdır ve asla buna izin verilmemelidir.

4. Mahkeme Salonları : Mahkeme salonlarında yargıca, savcıya birer koltuk, avukata ise ya bir sandalye ya da oturak ayrılmıştır. Yargının üç unsuru arasında,  fiziki koşullarda eşitlik sağlanmalı ve koltuğun yanı sıra, tarafların aynı seviyede oturacağı şekilde mekan düzenlemesi yapılmalıdır. Sürekli şikayet etmek yerine, bunu gerçekleştirmek üzere somut ve gerçek adımı atan ilk baro yönetiminin Çağdaş Avukatlar olacağını göreceksiniz.

         Avukatların duruşma tutanağına zamanında müdahale edebilmesinin yolu, önlerinde tutanağı gösteren monitör bulunması yahut tutanağın duvara yansıtılmasıdır. Her mahkeme salonunun bu düzenekle donatılması öncelikli ve ısrarlı bir uğraş alanımız olacaktır.

5. Yüksek Mahkemeler : Yargıtay ve Danıştay başta olmak üzere, tüm kurumlar nezdinde gerekli girişimler yapılarak, oluşturulan her türlü içtihadın avukatlar, yargıçlar, savcılar ve diğer yargı personelinin hızlı ve ücretsiz erişimine sunulması için çaba gösterilecektir.

Adli yıl açılışlarında “vicdan - cüzdan” tartışmalarından önce, yüksek mahkeme içtihadının eksiksiz bir biçimde  tüm yargı mensuplarının yararlanmasına nasıl açılacağı tartışılmalıdır. Emekliliklerinde kitap basmak üzere içtihat saklayan yüksek hakim-savcı tipi ortadan kaldırılmalıdır. Bu gibi sıkıntıları görevini devrederken değil görevi devralırken söyleyebilecek yüksek mahkeme başkanları seçilmeli-desteklenmelidir. Politik ve mesleki kulislerden çok mesleki liyakata önem verilmeye başlanmalı; yüksek hakim ve savcı seçiminde mesleğin dışından her türlü tesir reddedilmelidir.

         Meslekte beş yılını doldurmuş avukatların hakimliğe geçişi önündeki “fiili engeller” kaldırılmalı, meslekte yirmi yılı doldurmuş avukatların, başka bir koşul aranmaksızın yüksek mahkeme seçimlerinde aday gösterilebilmesi ve yüksek hakim-savcı seçilebilmesinin önü açılmalıdır.

6. Avukat, Savcı, Yargıç : Aynı fakülteden mezun olan yargının bu üç bileşeni arasında çok ciddi bir kopukluk yaşanmaktadır. Teorik ve yasal olarak eşit kabul edilen bileşenler, fiili olarak  öyle değiller. Yargıç kendini mahkemenin, daha da ileri giderek avukatın amiri gibi görmektedir. Görmekte de haklıdır; çünkü avukat duruşma salonunda kendisine ayrılan sandalyeye/oturağa yargıcın izni ile oturmaktadır. Yargıcın her “Gereği Düşünüldü” cümlesini askere söylenen “hazır ol” komutu gibi anlamakta  ve derhal ayağa kalkmaktadır. Oysa gerek CMUK gerekse HUMK’da, yemin ve cezanın tefhimi dışında ayağa kalkmayı gerektirecek bir hüküm yoktur. O nedenle avukat mahkeme salonunda kendisine ayrılan masaya sahip çıkmalı ve oturup oturmama konusundaki kararını kendisi vermelidir. Sadece avukatın ayağa  kalkması ile mahkemelerin saygınlığının artmadığı ortadadır, olur olmaz yerde kalkmayınca da saygınlığından bir şey yitirmeyecektir.

         Yargılama düzenini bozan avukatlar için yargıca çok önemli yetkiler verilmiştir. Peki yargılama düzenini bozan yargıç ve savcıya ne yapılacaktır? Baro bu tür olaylara derhal ve re’sen müdahale edecektir. Ciddi anlamda “sicili bozuk” yargıç ve savcılar mercek altına alınacak ve Avukat Hakları Merkezi özel olarak bizzat mahkeme salonunda çıkan sorunlarla ilgilenecektir.

Hukuktan, yasadan, meslek kurallarından ve asgari sosyal ilişki terbiyesinden ayrılmaya karar veren hiçbir meslek mensubunun bizim için “dokunulmazlığı” yoktur. Olmadığı görülecektir.

7. Duruşma Saati : Yargıç o gün işe gitmese de, devlet ona maaş vermektedir. Ancak bir avukat bürosuna gitmez, duruşmasına girmezse aç kalmaya mahkumdur. O nedenle, zaman, her avukat için vazgeçilmez bir değerdir ve öncelikle her avukatın bu değere sahip çıkması gerekir. Ondan sonra da aynı saygıyı yargıçtan beklemelidir.

Bilindiği gibi duruşma günü ve saati yargıç tarafından belirlenmektedir. Kendi koyduğu “zaman kuralına” uymayan bir yargıçtan, yasalara uymasını beklemek gereksiz bir iyimserliktir. Kendi koyduğu kurala ve avukat meslektaşlarına saygısı olan bir yargıç bizim zamanımızı çalmaz.

         İşin takibi için öncelikle, bilgisayar programlarında ve tutanaklarda duruşmanın yapıldığı saati gösterecek şekilde değişiklikler yapılmalıdır. Duruşma gün ve saatlerinin tarafların mutabakatı ile tespiti, yasal bir düzenlemeye kavuşturulamıyorsa “adli bir kültür” haline gelinceye ısrarla savunulacaktır. İş yoğunluğu vb. hiçbir mazeret bu sorunun çözülmesine engel olamaz. Bir kere sistemli mücadeleye başlandığında “çözümsüz” görünen birçok sorun gibi, ne kadar hızlı halledildiği birlikte anlaşılacaktır.

8. Bilirkişilik Kurumu : Yasaların da belirttiği gibi uzmanlık gerektiren konularda bilirkişinin gerekliliği tartışmasızdır. Ancak son dönemlerde hemen her dosyada karşılaşılan “hukukçu bilirkişi” usul yasalarımızdaki bilirkişi düzenlemesine aykırı bir uygulama olarak belirmektedir. Yargıç, bir hukukçudur ve ancak usul yasalarımızdaki kapsamda bilirkişiye müracaat edebilir.

         Diğer yandan basit matematiksel işlemler için dosyanın bilirkişiye gönderilmesi de aynı şekilde düşündürücüdür. Başta meslektaşlarımız olmak üzere, baroların bu konuda etkin bir tartışma yürütmesi gerekir. Bilirkişilik, üzerindeki her türlü şaibeden arındırılana kadar mercek altında tutulacaktır.

9. İcra Daireleri : Son dönemlerde İİK da yapılan değişikliklerin tamamına yakını, bankalar yararına yapılan düzenlemelerdir. Kredi kartı ile alışveriş, peşin ödeme ve kriz nedeniyle daralan kambiyo hukukunun kullanılma alanı epeyce daralmıştır. Diğer yandan da bir avukatın ve vatandaşın icra yolu ile tahsilat yapması nerede ise olanaksız hale gelmiştir ve bu da avukatlara iş daralması olarak yansımaktadır. Barolar iş alanlarının daralması karşısında sessiz kalmaktadırlar. Bu olumsuzlukların üzerine icra dairelerindeki olumsuzluklar da eklenince iş daha da kötüleşmektedir.

İcra daireleri ıslah edilmeli ve “az dosyası” bulunan meslektaşlarımızın aleyhine işleyen “saadet zincirleri” kırılmalıdır. İcra takibinin tekrar bir avukatlık pratiği haline getirilmesinin mümkün ve gerekli yolu budur. Çağdaş Avukatlar fakında oldukları her sorunun üzerine mutlak çözüme kadar gitmek kararlılığındadır.

10. Kalemler : Her kalem farklı uygulamalar içindedir. Avukatların  işleri ile ilgili talepleri geç karşılanırken, kalemler farklı işlerle ilgilenebilmekte ve yetkisiz kişilere (polis, MİT görevlisi) dosyalar inceletilmekte, suretler verilmektedir. Kalemlerde işlerin ve ilişkilerin yasalara uygun yürütülmesi için gerekli baskı oluşturulmalıdır. Bu baskının hakim aracılığıyla yürütüleceğini düşünmek anlamsızdır.

Kalem personeli olan kamu emekçilerinin BES gibi sendikaları ile etkili ortak eğitim programları oluşturulacak, karşılıklı ilgi ve kurumsal işbirliği geliştirilecektir. 

Mahkeme kararların zamanında yazılması sağlanmalı, “gerekçeli hüküm” yazılması için yasalarda öngörülen süre müeyyidelendirilmelidir. Soruna etki eden diğer olumsuzlukların engellenmesi başarıldığında, gecikmede direnen hakimin-kalemin liyakatı tartışma konusu yapılacaktır.

11. Meslektaş  İlişkileri : Yargıç, savcı ve diğer adliye personelinden anlayış bekleyen meslektaşlarımız, istedikleri anlayışı önce kendi aralarında gerçekleştirmek zorundadır. Bunun yolu mesleki dayanışmanın geliştirilmesidir. Baro ilk olarak mesleki dayanışmanın koşullarını sağlamalı ve bu bağları zayıflatıcı tavır ve davranışlara karşı kararlı bir tutum sergilemelidir.

Avukatlar hakkında dava ve takip öncesi baroya bilgi verme yükümlülüğü şekli bir kural olmaktan çıkarılıp, amacına uygun olarak “arabuluculuk” yapılmalı, dava ve takibe maruz kalan meslektaşımızın, varsa, mağduriyeti tespit edilip giderilmeye çalışılmalıdır.

         Çağdaş Avukatlar, bu anlayışı, özel olarak oluşturacakları bir kurulla hayata geçireceklerdir.

12. Mesleğe ve Meslektaşlara Yönelik Saldırılar : Meslektaşlarımız ciddi fiziksel saldırı tehdidi altındadır. Meslektaşlara dava taraflarınca yapılan saldırılarda, saldırgan yanın avukatı müvekkilinin işini derhal bırakıp meslektaşından yana açık tavır koyarak işe başlamalıdır.

Baro, meslektaşlarına yönelik saldırının her aşamasında yanlarında olmak zorundadır ve avukat yargılamalarında taraf ya da gözlemci olarak mutlaka bir temsilci bulundurmalıdır. Böylece hem meslek dayanışması hem de oto-kontrol sağlanacaktır.

         Gerek yargıç ve savcıların gerekse dava taraflarının avukat ve müvekkilini özdeş görmelerine yönelik olumsuzluk üzerine ciddi olarak gitmek gerekmektedir. Bizler müvekkillerin kişiliklerini değil, haklarını savunuyoruz. Bunun herkese anlatılabilmesi, gerçek bir çabanın ve ısrarlı girişimlerin konusu olacaktır.

13. Avukat Şikayetleri : Meslektaşlarımıza yönelik şikayetler, mevcut uygulamadaki gibi baro personeli tarafından değil, en başından baroca görevlendirilecek bilgili ve deneyimli avukatlar tarafından incelenecektir. Şikayetlerin çoğu şikayet dilekçesinin alınması anında ya da ilk inceleme aşamasında sonuçlandırılmaya çalışılarak, meslektaşlarımızın üzerindeki disiplin baskısı ve mağduriyeti en aza indirilecektir.

         Yargı ve resmi kurumlardan gelen resen soruşturma istekleri bugün olduğu gibi “emir” kabul edilmeyerek olağan yol ve yöntem izlenecektir. Disiplin kovuşturması hiçbir meslektaşımızın üzerinde siyasal baskı ve denetim aracına dönüştürülmeyecektir.

14. Baro Levhasına Kayıt : Baromuz bölgesinde yargıçlık ve savcılık yaparken emekliye ayrılan ya da istifa eden hukukçular 2 yıl geçmeden baromuz levhasına yazılmayacaklardır. Yaş haddi nedeniyle zorunlu emekliye ayrılanlar ise kesinlikle baro levhasına  yazılmayacaklardır.

Görevi sırasında avukatlara ve mesleğe yönelik kötü davranışları ile ün salmış kamu görevlileri ile hiçbir koşul altında aynı cüppe giyilmeyecektir.

15. Cezaevleri ve Adliye Girişleri : Avukatlık Yasası avukatların üzerlerinin hangi koşullarda ve nasıl aranacağını hükme bağlamıştır. Polis dahi bu kurallara uyarken, Adalet Bakanlığına bağlı kurumlarda, başta Yargıtay olmak üzere, adliye ve cezaevi girişlerinde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Baro Adalet Bakanlığının Avukatlık Yasasına aykırı bu tutumunu destekler bir davranış sergilemektedir. Kendi hakkını savunamayan bir meslek örgütünün,  müvekkillerinin haklarına ilişkin tezleri  inandırıcı olmayacaktır.

         Daha kötüsü F tipi cezaevleri girişlerinde parmak okuyarak açılan kapılar kullanılmakta ve avukatların dolaylı olarak parmak izleri alınmakta, GBT’leri yapılmaktadır. Parmak izi alma yönetmeliğine aykırı bir şekilde yapılan “avukat fişlenme” işine derhal son verilmelidir. Avukatların ayakkabılarını çıkartmaya varan aşağılayıcı davranışlara karşı durulmalıdır. Avukatların savunma araçlarının gardiyanlar tarafından kontrol edilmesine son verilmelidir. Çantada unutulmuş ve henüz digital kapıdayken bizzat kendileri tarafından fark edilerek teslim edilmiş olduğu halde, tek bir şarj cihazı yahut sim kartı nedeniyle yargılanan onlarca meslektaşımız bu somut sorunun tam ortasındadır.

         Çağdaş Avukatlar yıllardır infaz koşullarının insani bir düzeye çıkarılmasını, suç ve ceza politikasının kapsamlı olarak gözden geçirilmesi gerektiğini savundular. Cezaevlerinde süren usulsüz uygulamalar, insanlık dışı infaz koşulları ve tecrit ile mücadele kesintisiz olarak sürdürülecektir.

16. Yargıda Yolsuzluklar: Karar verme yetkisi olmayanların yolsuzluk yapması hem hukuken hem de fiilen olanaksızdır. Daha yalın bir anlatımla avukat konumu ve yaptığı iş gereği yolsuzlukların öznesi olamaz. O nedenle fatura önce yolsuzluğun gerçek öznesine yöneltilmeli ve “kırılan kol” yen içinde kalmamalıdır.

Ancak maalesef, yolsuzluğa aracılık eden avukatlara da rastlanabilmektedir. Bizim açımızdan çözüm açıktır. Grubumuz öncelikle yargıda yolsuzluk için bir “yolsuzlukla mücadele kurulu” oluşturacaktır. Kurulumuz baro müfettişi gibi çalışacak ve Avukatlık Kanunu’ndaki yetkilerini kullanarak dosyaları inceleyecektir. Yolsuzluğu tespit edilen avukatın meslekle ilişiği kesilecek, yargıç ve savcının da yargı camiasından uzaklaştırılması için yoğun gayret sarf edilecektir. Yolsuzluğa karışan yargı mensuplarının cezası yer değiştirme değil, meslekten ihraç olmak zorundadır.

         Baro yolsuzluk olaylarında suskun ve “tarafsız” kalarak, yolsuzluğa suç ortaklığı etmeyecektir. Mevkii, sorumluluğu ve sair “nitelikleri” her ne olursa olsun, yargıda yolsuzluğa karışanlara tahammül gösterilmeyecektir.  

17. Mevzuat İzleme : Hukukun her dalında yapılacak ve yapılan değişikliklerin anında izlenmesi ve gerekli tepkilerin verilebilmesi için, o alanda çalışma yapan meslektaş ve akademisyenlerden oluşan bir yasa izleme kurulu oluşturulacaktır. Seçilecek hukuk dallarında inceleme yapmak ve eser vermek için meslektaşlarımız teşvik edilecek, yapacağı çalışmalar Baromuz aracılığı ile değerlendirilecektir.

Son dönemde gerek anayasa gerekse yasalarda yapılan değişikliklerin tamamı iç dinamiklerin değil yabancı finans çevrelerinin çıkarları doğrultusunda yapılmaktadır. MK, TCK, CMUK, İş Yasası, İİK gibi temel yasalar gerekli tartışmalar yapılmadan ve gece baskınları şeklinde yapılmaktadır. Ancak devrim dönemlerinde yapılan böylesi köklü değişiklikler, hiçbir kural tanımadan ve yine hiçbir hukuk tekniği gözetilmeden, toplum çıkarı gözetilmeden yürürlüğe sokulmaktadır.

         Böylesine hızlı ve kuralsız bir şekilde yapılan bu düzenlemeleri, bırakalım vatandaşı hukukçular bile takip edememektedir. Her hukukçu yeniden Medeni Hukuk, Ceza Hukuku, HUMK, CMUK gibi temel dersleri okumak zorundadır. 80 yıldır kullanılan mevzuat ve kitapların tümü çöp kutusuna atılmaktadır.  Eğer düzenlemeler toplumun önünü açsaydı, bunlara katlanılabilirdi. Aksine, yeni TCK tasarısında olduğu gibi, toplumun önünü tıkadığı için yeni mücadele hedefleri olmaktadır. Bu fütursuzluğa dur demek gerekir. Doğru ağırlığı ve kararlılığı ortaya koymak kaydıyla, bunun mümkün olduğu görülecektir.

         Ankara Barosu üyeleri, her mevzuat yeniliğinden “ilk haberdar olma” ve bu değişikliğin en geniş ve nitelikli eleştirisini, mesleki yorumu “ilk öğrenme” ayrıcalığıyla donatılacaktır.

18. Baro Kurulları (Komisyonları) :

         Tüm baro kurulları kısır iktidar çekişmelerinden ve kontenjan tıkanıklığından arındırılacaktır. Yakın geçmişte kurul başkanlarının, üyelerinin ve hatta yönetim kurulu üyelerinin istifalarıyla sonuçlanan basiretsiz ve kapalı kurul politikaları terk edilecektir. Baro kurulları mesleki gelişimin, birikimin ve baromuzun her alandaki gelişkinliğinin göstergesi olacak işleyişe ve açıklığa kavuşturulacaktır.

19. Vesayetle Mücadele : Hükümet, Parti, Adalet Bakanlığı, Türkiye Barolar Birliği ve “kişi” vesayetine son verilmelidir. Ne baro başkanı ne de yönetim kurulu üyeleri meslektaşlarımızın amiridir. Bunlar gönüllü ve maddi karşılığı olmadan yapılan görevlerdir ve amacı mesleğe ve meslektaşlara hizmettir. “Benim Barom” diyebilmenin önündeki engellerden birisi olan vesayet temelinden beslenen hiyerarşik  yapıya son verilecek ve tüm meslektaşlarımızın “BENİM BAROM” demesinin koşulları sağlanacaktır.

20. Yurtdışı Geziler : Elbette meslektaşlarımızın bilgi ve görgülerini artırmak için her türlü araştırma ve inceleme gezileri faydalı ve zorunludur. Ancak bundan sadece eski-yeni baro yöneticilerinin yararlanması adil ve akılcı değildir. Öncelikle yurtdışı gezilere “kimlerin” ve “neden” gittiği sorgulanacaktır. İkinci olarak da bu gezilerin baromuza bugüne kadar sağlamış olduğu katkılar değerlendirilecektir.

         Sonuçta, Baroya herhangi bir katkı sağlamayan bireysel gezme ve “gelişme” amaçlı gezilere son verilecektir.

21. Kurultay, Panel, Konferans, Basın Açıklaması vb. : Bu etkinliklerin amacı reklam yapmak değil, mesleğe ve meslektaşlara katkı sağlamak olmalıdır. Bunun için doğru zamanda, doğru konu ve kişilerin seçilmesi çok önemlidir. Konu seçiminde gündemin önünde olmak gerekir, yasak savmak için hiçbir etkinlik yapılmamalıdır. Kişi seçiminde ise iki ölçüt vardır: Birincisi seçilen kişinin söyleyecek bir şeyleri (tezi) olmalı, ikincisi de o kişinin bizim kürsümüzde konuşmaya hakkı olmalıdır.

         Etkinliklerde başarı ölçütü organizasyonun büyüklüğü olamaz, çünkü parası olan her kuruluş büyük organizasyonları başarabilir. Asıl olan ise ortaya çıkan sonucun mesleğe ve meslektaşlara katkısıdır. Bunun için seçilen konular ülke ve meslek gündemini doğrudan ilgilendirmeli; katılımcılar arasında meslektaşlarımızın oranı arttırılmalıdır. Tüm etkinliklerin meslektaşlarımızın ulaşabileceği bir mekanda ve ücretsiz yürütülmesi zorunluluktur. Böyle yapılacaktır.

22. Baroların Bağımsızlığı : Hukuki, siyasi ve kültürel bağımsızlığın temeli ekonomik bağımsızlıktır. Bu anlayışla Baromuz, başta devletler, bağlı kurumlar, ulusalüstü ve ulusal sermaye kuruluşları olmak üzere hiçbir organizasyondan hiçbir ad altında doğrudan ya da dolaylı yardım, hibe, sponsorluk, proje almayacaktır. Baromuz tüm etkinliklerini kendi maddi olanakları ile en iyi şekilde yerine getirecek güçtedir. Yargı ve baro bağımsızlığının yolunun buradan geçtiğine inanıyoruz.

23. Barolar ve Diğer Meslek Kuruluşları : Avukatlık tıpkı doktorluk, mühendislik, mali müşavirlik gibi bizzat meslek sahibinin emeği ile yapılan işlerdendir. Dolaysıyla anılan meslek kuruluşları baroların doğal müttefikleridir. O nedenle bu kuruluşlarla, demokrasi, insan hakları gibi temel konularda birlikte hareket etmek, barolarımızın saygınlığını ve etkinliğini bir kat daha artıracaktır.

         Bunlara ek olarak, bizimle aynı alanda mücadele veren diğer kurum ve kuruluşlarla da işbirliği ve dayanışmayı geliştirerek mevcut aristokratik ve içe kapanık yapıyı kırmaya kararlıyız.

24. İlk Söz Hakkı : Doğal olanı, hukuk alanındaki ilk ciddi söz hakkının barolarda ve hukukçularda olmasıdır. Ancak son dönemlerde baroların sözleri dikkate alınmıyor. Çünkü  barolar ya ilk sözü söyleyemiyor ya da söylenen sözlerin ağırlığı olmadığı için ciddiye alınmıyor. Sonuç; sözlerimizin basında yer alması için gazetelere verilen milyarlık ilanlardır. Kanaat önderi kapasitesine sahip olunmadan kamuoyu oluşturma gayretinin faturası ağırdır.

Unutmayalım! Parası bizlerin cebinden verilen ilanlarla kamuoyu oluşturulmaz, hukuk ve siyaset alanında ciddi ve tutarlı şeyler ortaya koyarsak, mutlaka ciddiye alınırız. Yönetimimiz bu birikime ve güce sahip olacaktır.

25. İş Alanlarının Daralması : Bütün dünyada davaların zorunlu olarak avukatlar tarafından açılıp açılmaması tartışılırken, ülkemizde avukatlar her gün iş alanı kaybı yaşamaktadır. Noterler, mali müşavirler derken şimdi de marka ve patent  vekilliği yoluyla, alan, meslek dışına açılıyor. Bunu yarın bir başkası takip edecektir.

         Daha fazla mevzi kaybetmeden, avukatlar dışındaki mesleklerin temsil ve vekaletle iş takip etmelerinin önü kesilmeli ve arkasından da kaybedilen bu mevzilerin kazanılması için ciddi çabalar harcanmalıdır.

26. Ucuz Avukatlığa Karşı : ÇAG, CMUK’ta yapılan değişikler için çok büyük çabalar harcadı ve CMUK’un ilk çıktığı dönemlerde gönüllü görevler üstlendi. Bunda amaç para değil, demokratik bir hukuk düzenin yerleştirilmesi olmuştur. Ancak CMUK hizmetlerinin ücretli hale gelmesi ile birlikte asıl amaç ikinci plana düşmüştür.

Çağdaş Avukatlar ceza soruşturma ve kovuşturmalarının her aşamasında zorunlu olarak avukat katılımını, her türlü hukuksal başvuru yönünden ise, ihtiyaç halinde, bedeli devletçe ödenecek yaygın adli yardımı ilke olarak savunmuşlardır. Ancak hukuki yardımın genelleştirilmesinin faturası sadece avukatlara ödettirilemez.

Amacından uzaklaşan ve sadece ücrete yönlendirilen bir CMUK sistemi anlayışı bir yandan  avukatların sömürülmesine diğer yandan da iş alanlarının daralmasına neden olmaktadır. Aynı olumsuzluk Adli Yardım konusunda da yaşanmaktadır. CMUK ve Adli Yardım olmak üzere zorunlu hizmetler, başta ücret olmak üzere yeniden değerlendirilmelidir.

         Baro kurulları, düşük ücretli avukat sağlayan kurumlar olmak yerine, hukuk için çözüm üreten merkezler haline getirilmeli ve bu anlayışla yapılandırılmalıdır. Büyük bütçelerle çalışan bu kurullar üzerinden yıllardır kaldırılamayan “usulsüz kayırma” vb. şaibeler, etkili bir şeffaflıkla tamamen bitirilecektir.

27. Baro Kütüphanesi : Ankara Barosu hukuk alanında yayınlanan tüm süreli ve süresiz yayınları düzenli olarak satın alabilecek güçtedir. Ömrünü doldurmuş ve hiçbir işlevi bulunmayan kütüphane tasfiye edilmeli ve tamamen yenilenmelidir. Gerek basılı eserler gerekse elektronik ortamdaki tüm içtihat, mevzuat, adres ve telefon takibi, dosya sorgulama gibi ihtiyaçlarımız ücretsiz ve kullanım kolaylığı sağlayacak biçimde yeni kütüphanede yer alacaktır. Bunun için gerekli olan tek şey mesleğe inanmış ve sorunların farkında olan bir baro yönetimidir.

28. Bağımlı Çalışan Avukatların Sorunları : Uzun vadeli hedefimiz  bağımlı avukatlık ilişkilerinin tümüyle ortadan kaldırılmasıdır. Ancak   bu hedef için gerekli geniş mutabakatı yaratmak bugün için zor gözükmektedir. Bununla birlikte bu tartışmanın bu günden başlatılması önemlidir.

Öncelikle, Avukatlık Yasasında  bağımlı çalışan avukatlarla ilgili eksiklik ve ayıp giderilmelidir. Avukatların neredeyse % 50’si bağımlı avukat olarak çalışırken Avukatlık Yasasında bu konuda bir düzenleme olmamasının ayıbı giderilmeli ve Avukatlık Yasasında avukatlık iş sözleşmeleri ile ilgili özel bölüm olmalıdır. Avukatlık iş sözleşmelerinde olması gerekli asgari hükümler yasada belirtilmeli bu konuda ayrıntılı tip sözleşme çıkarma yetkisi barolara verilmelidir. Yine bu bölümde avukatlık iş sözleşmelerinden doğan ihtilaflara maddi hukuk bakımından öncelikle Avukatlık Yasası hükümlerinin uygulanacağı belirtilmelidir.

İkinci olarak, barolar ve TBB, bağlı avukatları koruyucu tip sözleşmeler geliştirmelidir. Bağımlı çalışan avukatların iş sözleşmeleri avukatlık mesleğinin temel ilkelerine atıf yapan, bağımlı çalışan avukatları koruyan, görevlerini  meslek ilkelerine uygun olarak yapabilmelerine imkan tanıyan hükümler içermelidir. Bu ise ancak meslek örgütlerinin konuya sahip çıkmaları; zorunlu asgari hükümleri içeren  tip sözleşmeler hazırlamaları ve bağımlı çalışan avukatlar için bu sözleşmelerin kullanılması zorunluluğunun getirilmesi ile mümkündür. Böylece güçsüz durumdaki bağımlı çalışan avukatlar kendilerini korumada büyük bir destek elde etmiş olacaklardır. Bağımlı çalışan avukatların kendilerini koruma mekanizmalarının yaratılması ise mesleklerini bağımsız olarak yürütebilmelerine imkan tanıyacak, mesleki niteliksel gelişmenin önü açılmış olacaktır.

“Avukat yanında çalışan avukatlar” için yapılacak biraz daha farklı tip sözleşmeler ise, meslektaşlar arasındaki birlikte çalışma ilkelerini gündeme getirecek, bu ilkelerin süreç içinde olgunlaşmasını sağlayarak mesleğin deontolojik düzeyini yükseltecektir. Kendi içlerinde hakkaniyetli süreçler, kurumlar yaratan avukatların toplum nezdinde inandırıcılığı ve gücü  artacaktır.

Üçüncü olarak, baro, sendikal örgütlenmeyi teşvik etmeli, kendisi de sendikal işlevler geliştirmelidir. Bağımlı çalışan avukatların sayılarındaki ciddi artış dikkate alınarak binlerce avukatın içinde bulunduğu kötü çalışma koşullarının varlığına, sömürülmelerine karşı çıkmada daha da önemlisi  “maddi hayatlarını sürdürmede yaşadıkları zorlukları” ortadan kaldırmada; sosyal güvenlik sorunlarında baroların yeterli olmadığı görülmektedir. Bu nedenle bir yandan barolar bu meslektaşlarımızın haklarının korunması için mücadele ederken diğer yandan avukatlar sendikası “ekonomik-demokratik mücadelede” avukatlara güç verecek yeni bir oluşum olarak  hayata geçirilmelidir.

Çağdaş Avukatlar, baroyu sizlerle birlikte yönetmeye başladığında, bağımlı çalışan avukatlar için öneri mahiyetinde bir asgari ücret açıklayacak, bağımlı çalışan avukatların bilgileri tutulacak ve bu asgari ücrete uygun davranılması gereği, meslek ilkelerine yerleştirilmeye çalışılacaktır.

         Bunun yanı sıra “bağımlı avukatlar için tip sözleşme” ve “bağımlı avukatlar için asgari ücret tarifesi” belirlenmesi yetkisinin kanunla barolara verilmesi için mücadele edilecektir. Levhada kayıtlı fakat topluluk sigortasında kayıtlı bulunmayan her avukatın sigorta bildirgelerinin bir nüshasının baroya verilmesi sağlanacak, iş güvenliği ve ücret yönünden düzenli takip sistemi yaratılacaktır.

         29. Sağlık ve Sosyal Güvenlik : Bugün, meslekte sosyal güvenlik ve emeklilik sorununun ancak ülkemizdeki tüm sosyal güvenlik kurumlarının yeniden yapılandırılıp birleştirilmesi ve avukatları kapsaması ile çözüme kavuşturulabileceği yönünde geniş mutabakat vardır.

         Belli oranda doğruluk payı olan bu yaklaşımın eksiği, geniş çaplı mali ve yasal tasarruf gerektiren bu işin halledilmesine kadar geçmesi ihtimali bulunan uzun döneme ilişkin çözüm getirmiyor olmasıdır.

         Ankara Barosu; çeşitli biçimlerde geliştirilmiş öz kaynakları ile özel bir “Avukat Hastanesi” açıp çalıştırabilecek potansiyeldedir. Bundan da önce; baronun tam donanımlı bir tıp merkezini derhal faaliyete geçirmesi zorunluluktur. Yönetimimiz bu amaca yönelik yeterli sağlık personeli ve ekipmanı en kısa zamanda oluşturmak kararlılığındadır.

         Yardımlaşma sandığının yeni bir perspektifle yapılandırılması, daha köklü bir çözüm için ise; bütçe ve fonların yasal düzenlemeler aracılığıyla sağlık ve sosyal güvenlik sorununu öz kaynaklarla halletmeye elverişli kalemlere kavuşturulması sağlanmalıdır.

         Sağlık ve sosyal güvenlik en öncelikli ve kesintisiz mücadele alanımız olacaktır.

30. Vergi  

Maliye Bakanlığı’nın son yıllarda avukatları sürekli olarak “vergi kaçırmakla” suçlaması ve özel denetimle tehdit etmesi kabul edilemez boyutlara ulaşmıştır.

Sermayenin vergilendirilmesi konusunda süt dökmüş kedi gibi davranan maliye bakanlığı, emeğiyle geçinen serbest meslek sahiplerini sürekli bir vergi-ceza tehdidi altında tutmaktadır.

En temel mesleki-kişisel harcamalarını dahi masraf olarak vergi tahakkukuna yansıtamayan avukatların her yıl binlercesi bürolarını kapatmakta veya bağımlı çalışır hale gelmektedir.

 En iyimser asgari ücret tarifelerinin bile vatandaşlar tarafından karşılanmasında büyük zorluklar yaşandığı ortadayken, avukatların özellikle metropol kentlerde büro ve mesleki giderleri inanılmaz boyutlara ulaşmışken, mesleğimizden vergi istikrarı beklemek akıllıca değildir.

Mevcut vergi politikası, yalnız çalışan yahut küçük bürolarda ortaklık yapan meslektaşlarımızı, büyük hukuk şirketlerinde bağmlı çalışmaya zorlamakta, hukuk alanına ticari sermaye aktarılmasını ve “ticari” hukuk bürosu eğilimini teşvik etmektedir.Yönetimimiz, her avukatın bağımsız bir serbest meslek sahibi konumunu sürdürebileceği vergi rejimi için kesintisiz mücadele edecektir.

31. Küresel Kapitalizm Çağında Avukatlık Mesleği ve Avrupa Birliği : Elbette, dünyada gözardı edilemeyecek değişiklikler oluyor. Bu değişiklikler, ülkemizi, halkımızı ve bizi de (mesleğimizi) etkiliyor, sorunlarımızı değiştiriyor. Son yirmi yıldır, bu süreç “küreselleşme” olarak niteleniyor.

Küreselleşme, “sermaye uygarlığının” üzerindeki kadife örtüyü de kaldırmış görünmektedir. Marx’ın yüzelli yıl önce yazdığı gibi: “saygıdeğer biçimler aldığı kendi ülkesinden, çırılçıplak dolaştığı sömürgelere yönelen burjuva uygarlığının köklü ikiyüzlülüğü ve doğuştan gelen barbarlığı” apaçık gözlerimizin önünde yatıyor.

11 Eylül 2001’de Dünya Ticaret Merkezi ve Pentagon’a çakılan uçaklar, bu ikiyüzlülük ve barbarlığın iyice görünür kılındığı yeni bir emperyalist saldırganlık döneminin başlangıç fişeği oldu. Kolektif biçimde gerçekleştirilen Afganistan ve ABD öncülüğünün ön plana çıktığı Irak işgali ile yakın dönemde formüle edilerek NATO konseptine dönüştürülmeye çalışılan “Büyük Ortadoğu” yeni adıyla “Genişletilmiş Ortadoğu Projesi”, neo-liberal küreselleşme stratejisinin artık “barışçıl” yollarla, piyasa ekonomisinin kendiliğinden işleyişiyle, gerçekleşemeyeceğini gösteriyor.

Kapitalizm, yetmişli yıllardan beri -nedenleri üzerinde tartışmalar devam etse de- içinden çıkamadığı bir aşırı birikim krizi yaşıyor. Bugün sistem “sürdürülemezlik” döngüsüne girmiş durumda. Sermayenin anarşik yapısından doğduğu söylenebilecek olan bu sürdürülemezliği, serbest ticaret diye haykıran DTÖ, GATTS gibi anlaşmalar da göstermektedir.

Bütün bunlar düşünüldüğünde, dünya kapitalizminde ve uluslararası güç ilişkilerindeki ABD hegemonyasında cisimleşen eşitsiz ilişkilerin salt ekonomik araçlar ve mekanizmalarla sürdürülemeyeceği gerçeği yeniden su yüzüne çıkıyor ve bu sürecin ayrılmaz bir parçası olan “zor”un yüksek sesle çağrılmasını getiriyor.

“Savaş” adı altında hepimize yönelmiş şiddete maruz bırakılıyoruz.

Küreselleşme süreci, iletişim ve haberleşme teknolojilerinde bir dizi gelişimi ve üretim sürecinin eklemlenmiş bir şekilde yeniden organizasyonu gibi nesnel gelişmeleri içerse de, ideolojik olarak yanlış şekilde “sınırların aşılması olarak” tanımlanan süreç, gerçekte mali sermaye hareketlerinin serbestliğini işaret ediyor. Emek cephesi yönünden aynı sınırlar Çin Seddi gibi yükselmeye devam ediyor, hatta “yazı karlı dağlar” gibi hiç geçit vermemek üzere ulus-devletler yeniden yapılandırılıyor.

Elbette dünyaya gözlerimizi kapayamayız ama biz “bakmaktan” öte görüyoruz.  Son dönemlerde tapınılan küreselleşme, gerçekte çok iyi tanıdığımız emperyalizmin yeni adıdır. Biz de tam buna, yeni adı ile söylersek sermaye stratejisi olarak küreselleşmeye karşıyız.

Ülke ekonomisi IMF ve Dünya Bankası, siyaset ve hukuku Avrupa Birliği, kültürel şekillenmesi ABD tarafından yönetilmekte ve bunun adına batılılaşma denilmektedir.

Avrupa Birliği küreselleşme sürecinin özgün bir kurumu. Fakat ulus-üstü nitelikler arz etse de ulus-devletler arası bir kurum olmaktan öteye geçemeyen bu sermaye kalesi hakkında, Türkiye’nin demokratikleşmeye duyduğu ciddi gereksinimin yarattığı beklenti ve yanılsamalardan doğan bir “anlamadan benimseme” tutumu hızla toplumun genelinde yaygınlaşıyor. Demokratikleşme, yüzyıllık modernleşme tarihimizde başat olduğu üzere, “sefaretlere” (elçiliklere) yaslanarak gerçekleşemez, yabancılar istedi diye değil, toplumsal mücadeleler demokrasi alanını genişlettiğinde fiili bir olanak haline dönüşür.

          Hukuk, eksiği-yanlışıyla AB normlarına uydurulduğu oranda, uluslar arası hukuk kuruluşları devreye girmekte ve meslektaşlarımız ciddi sıkıntı yaşarken, bu kuruluşlara milyonlarca dolarlık danışmanlık ve avukatlık ücretleri ödenmektedir.

         Avrupa Birliği Hukukunu öğrenmek, meslektaşlarımız için yeni iş alanları değil, çok az sayıda meslektaşımızın uluslararası hukuk şirketlerine entegre olması demektir. Ancak tüm AB ülkelerinde avukatlık milli mesleklerdendir yani avukat olmak için o ülkenin vatandaşı olmak zorunluluğu vardır. Kilometrelerce önde olanlara yetişmek hiç kolay değildir.

Baroların, bu verili eşitsizliğe karşı mücadele diye bir gündemi de olmak zorundadır. Bizim böyle bir gündemimiz var.