|
Ankara Barosu'nun Değerli Üyeleri, Çok Sevgili Meslektaşlarımız, Biz avukatlara yakışan bir düzeyde ve olgunluk için de geçen Baromuzun 53. Genel Kurulu'nu geçmişte bıraktık. Bu genel kurulda oylan ile bizlere destek olan değerli meslektaşlarımıza içtenlikle teşekkür ediyoruz. Çok yakında umutlarla, coşkularla, hayallerle başladığımız 1994 yılını da geride bırakıp, bu yılda gerçekleşmeyen umutlarımızı, hayallerimizi aktaracağımız bir yeni yıla, 1995 yılına gireceğiz. Baromuzun 53. Genel Kurulu'na varlığı ile coşku, düşünceleri ile çağdaş ve demokrat bir renk ve ses getiren, "Bölünme değil bütünleşme - kutuplaşma değil uzlaşma - bugün değil gelecek" sloganları ile giren, demokrat ve özgür düşünceli Avukatların örgütü olan Demokratik Birlik olarak; 1995 yılının tüm insanlığa, ülkemize, Baromuza ve biz Avukatlara sağlık, mutluluk, barış ve huzur ile güzellikler getirmesini diliyoruz. Devrimler, bilim ve teknolojideki gelişmeler, doğal çevrenin ve doğa güçlerinin bilimin ve insanlığın denetimine girmesi gibi 19. Yüzyılın umut ve beklentilerinin çoğu yüzyılımızda gerçekleşti. Ama 19. Yüzyılın başkaca beklentileri tarihin ve o yüzyılın öngörülen mantığına ters düşen bir yön ve biçimde gelişti. Ütopyacı sosyalistlerden esinlenilerek işçi sınıfını dünya tarihine yön verecek başlıca güç olacağı öne sürülmüştü. İşçi sınıfınken ileri sanayi ülkelerinde devrimler yapması ve böylece insanlığın özgürlüğüne giden yolları açması bekleniyordu. Ne var ki 20. Yüzyılın tarihi bütün bu devrimci önermelerin geçerliliğine, özellikle de dünyanın yazgısını işçi sınıfının çizeceği yönündeki iddialı görüş ve beklentilerin gerçekleşmesine olanak vermedi. Diğer taraftan yine Batı kültürünün yüzyılı olan 19. Yüzyılın icadı liberal demokrasi kendisini sürekli yenileyip geliştirerek varlığım günümüze kadar taşıdı. Bununla da yetinmedi ve evrenselleşerek yüzyılımızın değeri ve doğruluğu tartışılmayan tek siyasi düşüncesi oldu. Gerçek o ki, batıdaki demokratik siyasi sistemler bir kaç akıllı ve Öngörülü insan istedi, ya da insanlar özgürlük için karşı konulmaz bir güdü oluşturdular diye gerçekleşmedi. Aksine toplumsal sınıflaşmaya doğru tarihsel bir baskı doğduğu ve hızlanan sistemler duyarlı geribeslemelere gereksinim duydukları için gerçekleşti. Biz ise toplum olarak yaklaşık 150 yıldır özgürlük ve demokrasi ile otorite ve merkeziyetçilik arasındaki o çok güç dengeyi kurmaya çalışıyoruz. Bu yönde yol aldık belki; Ama daha hala insanları mızı bütünü ile özgürleştirebilmiş, devletimizi ve toplum yapımızı sivilleştirebilmiş, hukukumuzu ve teknolojimizi insanileştirebilmiş, bireyimizi devletin üzerine çıkarabilmiş değiliz. Görünen o ki, insanın kişiliğine saygıya ve hukukun üstünlüğüne dayanan, ifade, örgütlenme ve vicdan ve din özgürlüğünün, toplumdaki tüm kesimlere ve düşüncelere ve hoşgörü gösterilmesinin, herkes için fırsat eşitliğinin güvencesi olan demokrat bir toplum yapısını daha hala gerçekleştiremedik. Onun için bizleri varlığı ile hergün ezip yoksullaştıran yüksek hız ve orandaki enflasyonu yaşıyor, düşüncelerinden dolayı insanların gözaltına alınıp tutuklanmalarını ve hatta mahkum olmalarını seyrediyor, insan haklarının en önemlisi ve en vazgeçilmezi olan ve de devletin güvencesi altında bulunan yaşama hakkının önemsenmediğini görüyor, bu bağlamda yargısız infazları, meslektaşlarımızı yok etmeye kadar varan faili meçhul cinayetleri tepkisiz izliyoruz. Bütün bunları toplum olarak yaşarken sistemin devleti, bireyi ve toplumu koruması için işlemesi ve çözüm üretmesi gereken çarkları çalışmıyor. Eksiklik, aksaklık ve olumsuzlukları belirleyip kamuoyundan, aydınlardan gelen eleştiri ve önerileri değerlendirip, bir bütünlük içinde düzenlemesi gereken kurumlar, bu bağlamda siyasi partiler, parlamento ve Barolar, kamu kurumu niteliğindeki diğer meslek kuruluşları ile üniversiteler ve yargı kaygı verici bir suskunluk içinde. Bütün bunları izlerken şöyle bir paradoksal sonuca varıyor insan; Tarihsel gelişmenin en kesin sübjektif etkeni siyasi olgunluk değil, siyasi budalalıktır. Tarih, her zaman çok ileride olduklarım sanıpta, objektif tarihsel akışın çok gerisinde kalan yöneticilerin budalalıktan ile toplumların duyarsız sessizliklerini hiç bir zaman bağışlamamıştır. Bilinmelidir ki tarihe çoğu zaman tarihi denetleyebileceklerine inananlar ile o güçte ve yetenekte olanlar önderlik ederler ve tarih sonunda görevlerini daha iyi, daha geniş, daha derin anlayan toplumlardan yana olur. Onun için aydınlara ve onların içinde çok önemli bir güç olan biz avukatlara daha çok görev düşüyor. Zira düşünce üretmek, topluma önderlik etmek, hukuk dışı uygulamalar ile haksızlıklara karşı mücadele vermek Baroların ve hukukçuların ilk görevi olduğu gibi, bazı durum ve konumlarda da biricik görevidir. Günümüzün çağdaşlığı ise, şimdiki zamana ilişkin doğru bir tanıklığın yanı sıra, insanoğlunun binlerce yıllık yaşam mücadelesine sahip çıkmayı, bununla da yetinmeyerek bütün bir geleceği insanlık için en güzel olacak biçimde yönlendirmeyi gerektiriyor. Yaşadığı zamanda ve gelecekte eşzamanlı yolculuklara çıkmayı beceremeyenlerin, geleceğe bakmayı bilme yenlerin ve ona yön vermeye cesaret edemeyenlerin, toplumlarına ilgisiz, sorunlarına duyarsız kalanların aydın ve hukukçu nitelikleri ile varım diyebilmeleri ve yaşadıkları zamanda iz bırakmaları herhalde mümkün değildir. Ve tarih ile toplumları, bu konumda olanları asla bağışlamayacaktır. Baromuzun 53. Genel Kurulu'na bu düşünceleri aydın ve hukukçu kimliğine yakışan bir sorumluluk anlayışı ile taşıyan Demokratik Birlik gelecekte de bu mücadelenin öncüsü olacaktır. Yeni yıl ve yıllarda birlikte olmak dileği ile esen kalın ve hep gülümseyin,
Siz Avukatların Grubu
DEMOKRATİK
BİRLİK |