|
Sevgili Meslektaşlarımız, Eski zamanlardan bu yana, bazı insanlar; üyelerinin her birini siyasal yönden eşit, kolektif olarak egemen ve kendilerini yönetmek için gerek duydukları yeteneklerin, kaynakların ve kurumların tümüne sahip kabul ettikleri bir siyasal sistemi düşünmüşlerdir. Tarihin yazımladığı bu ilk düşünce ve pratikler, zaman içinde insanlığı demokrasi adı verilen anlayışa taşımıştır. Tamamlamamıza çok az bir süre kalan Yirminci Yüzyıl'ın özellikle son on yılından bu yana ise toplumlar; bir ideoloji sonrası demokrasi çağına girmişlerdir. Kuşkusuz demokrasi yaşanan sorunların bütünü ile çözümlenebileceği ve insanların en yüce özlemlerinin tatmin edileceği bir sistem değildir. Bu anlamda demokrasi sadece yöneticilerin başarısız olduklarında değiştirilebilmelerine olanak sağlayan ve de devamlılığı olan bir süreçtir. Sorunların bütünü ile çözümünü gerçekleştirmek zor ve kimi yöneticilerin anlayış, yetenek ve tercihleri yönünden, bazı zamanlarda olanaksız olduğu içindir ki, ikincisini yapmak, yani başarısız olanı değiştirmek demokratik işleyişin özüdür. Onun için insanlar demokrasinin istibdat sorununa etkili bir çözüm olduğunu, ama başkaca sorunlara mutlak bir çözüm olmadığını öğrendikleri zaman, demokrasi bilinci de yerleşmiş olacaktır. Yönetilenler tarafından, iktidardakilere ve statükoya karşı konulan tepkiler; yönetimin başarısızlıklarından dolayı duyulan klasik demokratik karşı koymalardır. Seçimler yolu ile başarısız olan yönetenler iktidardan indirilip, yerine başkaları getirildiğinde; iktidar politikalarında ve yönetilenlerin durumlarında iyileşmeler olmasa bile, değişmeler mutlaka olacaktır. İşte demokrasi, bu sistem içi işleyiş ve arayışlar kurumsallaştığı ölçüde yerleşmiş demektir. Bütün bunlar bir yana, deneysel demokrasi; yarışmacı bir seçim sisteminden çok da ha fazla şeyi ifade etmektedir. Bu bağlamda bilgi edinme hakkı, başkalarını etkileme çabaları, bu amaçla örgütlenme ve ifade özgürlüğü, siyasal faaliyetlerde bulunabilme hakkı, özgür basın, özgür haberleşme, bağımsız yargı, toplumun sivilleşmesi, düşüncece-vicdan-din-teşebbüs özgürlüğü, fırsat eşitliği, azınlık haklarının korunması, insan hakları, insan hakları ihlallerine karşı konulması ve gerektiğinde tanıklık edilmesi ile benzeri daha pek çok şey demokrasi kavramının özünde varolan ve demokrasiyi ifade eden temel değerlerdir. Peki, 25 yılı aşan bir zamandan bu yana aynı anlayış ve kişiler tarafından yönetilen Ankara Barosu demokrasinin neresinde? Bugün Türkiye île ilgili en basit gözlemleri yapacak birisi, herhalde yaşanan sorunların temelinde; devlet ve toplumun kopukluğunu, merkezdeki siyasi partilerin temsil yeteneklerini yitirmelerini, buna bağlı olarak devlete eklemlenerek onun üzerinden siyaset yapmalarını, siyasetin kıstasları belirsiz bir sivil-asker dengesine terk edilmiş olmasını, hukukun siyasallaşmasını, yargı mekanizmasının giderek siyasi kaygıların aracı haline dönüşmesini ve benzeri diğer sorunları sayardı. İşte böyle bir Türkiye'de; siyasi iktidarla tek farklılığı seçim hükümeti olan göstermelik muhalefetin Baromuzdaki uzantılarının ve bir de artık iyice marjinalleşen ve grup olmaktan çıkıp abideleşen Çağdaş Avukatlar Grubu'nun seçim için yarışacakları bir genel kurula hazırlanıyoruz. Sivil bir toplum örgütü olarak istikrar bozucu olmak durumunda olan ve bunun için de; kurulu olanı, alışılmış olanı, bilineni, rahat şeyleri, insani ve toplumsal ilişkileri, pozitif hukuk normlarını sürekli sorgulamak zorunda olan Barolar'dan, bizim Baro'muzu yıllardır yönetip de, bütün bunları yapamayan, toplumun kültürünü aşmak, yeniliğe ve değişime öncülük etmek yerine, Baro'yu bir devlet dairesi haline getirip devlete eklemleyen ve kimilerinin siyasete sıçramalarının aracı konumuna sokan, ülke hukuku ile evrensel hukuka hiç bir katkı yapmayan, meslek sorunları karşısında çözümsüz olan, demokratlığı ve solculuğu ise kendisinden menkul bulunan Demokratik Sol Grup kendisini yeniden iktidar olarak dayatıyor. Sovyet imparatorluğu dağıldı, ideolojiler anlam değiştirdi, ulus-devlet sınırları içinde mücadeleye girişen iki sınıf üzerine kurulu yapılar; etnik, dinsel, cinsel ve kültürel kimliklerin talepleri ile sarsılıyor. Ama kendisini sosyal demokrat olarak takdim eden Demokratik Sol Avukatlar Grubu'nun savunduğu fikirler ve icraat alışkanlıkları hep aynı kaldı. Değişimin küresel ideoloji haline geldiği, ülkelerarası savaşın ekonomik platformlara taşındığı dünyada; üretim, rekabet, kalite, piyasa, pazarlama, ticaret, bunlara bağlı olarak avukatlık mesleğinin yeniden yapılandırılması, meslek alanlarının genişletilmesi, şirketleşme, vs. gibi kavramlar onlara fazla geliyor. Onun için daha hala sosyal devlet, adil gelir dağılımı, Laikçilik, Atatürkçülük, Adaletin Devletin, Savunma Adaletin Temelidir, bağımsız baro, özgür savunma vs. gibi içini dolduramadıkları ve içselleştiremedikleri sloganlar ve tabular ile Baro siyaseti yapıyorlar. Ortaya koydukları hiç bir pozitif hedef yok. Baro'daki demokratik işleyişin önüne tıkamışlar, ideolojilerinin dayandığı zemin kaymış. Bunun ve yenidünyayı algılamalarının şart olduğunun bilincinde olmadıkları gibi; bu dünya için, bu ülke için, hukuk için meslek için, Baro için, en uygun çıkış yolunun ne olduğunu araştırmaya gereksinme duymuyorlar. Zaman boyutunu yitirmişler, ilkeler çevresinde örgütlenmek yerine durumlar içine hapsolmuşlar. Demokrasiyi sadece yarışmacı bir seçim sisteminden ibaret saydıkları için bir kaç hedefleri var; seçim kazanmak, istediklerini istedikleri yere getirmek, istemediklerinin önünü kesmek. Seçimli bu genel kurul öncesinde olanlar, geçmişte olanların sadece bir çeşitlemesinden, ibaret. Öyle ki; hazırlanma süreci içinde eleştirdikleri ve halkoyuna sunulması aşamasında da karşı koyup hayır dedikleri 1982 Anayasası'nı almışlar ellerine, açmışlar başlangıç bölümünü, orada yazılı olanlardan anladıklarını seçim bildirisi diye özetlemişler. Demokrasiyi sadece seçimden, seçimi de sandıktan ibaret saydıklarını doğrularcasına; bildirilerinin bir kaç yerinde adaylarını demokratik yöntemle oluşturduklarını - yanlış anlamalar olmasın diye - özellikle vurgulamışlar. Demokratik yöntemle! oluşturdukları listelerinde; bir kaç eski, bir kaç yeni transfer ile alışılagelmiş isimler yer alıyor. Yönetim listeleri ise yeni ve genç meslektaşlarımızı kapsıyor. Kuşkusuz hepsi kendi içinde bir değer. Ama nasıl Türk siyasetinin sorunu yeni isimleri iktidara getirmekle aşılamamış ise, Baro'nun sorunları da yeni insanları yönetime getirmekle aşılamaz. Zira insanları yenilemenin yanı sıra kurumsal çerçeveyi de oluşturmak gerekir. Kaldı ki sorun yeni/eski olmakta değil, çarpık yapıyı, sağlıksız ilişkileri ve işleyişi değiştirme ve bunun için mücadele etme iradesine sahip olmakta. Tarihten biliyoruz ki; her çağda ve her toplumda sanatta olsun siyasette olsun, düşleri gerçeklerle, hayalleri yaşamla birleştiren insanlar ve liderler çıkmıştır. Ama onlar insanlara önce; örgütlenme enerjisi, pozitif hedefler, mücadele isteği ve coşkusu vermişlerdir. Siyaset dilinde buna vizyon diyorlar, işte o yok. Demokratik Sol Grup böyle peki ya diğerleri? İngiltere Başbakanı Tony Blair'in İngiliz işçi Partisi ile ilgili bir sözü var, diyor ki; Bir parti kurulduğu günden itibaren eğer hiç bir değişiklik göstermemiş ise, o parti olmaktan çıkmış abide olmuştur. İşte Çağdaş Avukatlar Grubu bu. Gerçekçiliğini, tabanını yitirmiş, zaman tünelinde kalmış, marjinalleşmiş. Octavia Paz; ideolojilerin insanlara duruş ve kimlik kazandırdığını, ideolojiler sayesinde insanların bu dünyayı ve öbür dünyayı açıkladıklarını, toplum hekimliği yaptıklarını, ama ideolojilerin de insanlara benzediğini, insanların hastalanmaları gibi ideolojilerin de hastalanabileceğini, ideolojilerin hastalanması durumunda, o ideolojiye sahip olan kimi insanların yeniliğe ve değişime ayak uydurarak kendilerini değiştirdiklerini, diğer bir kısmının ise ideolojilerine sıkı sıkı yapıştıklarını, böyle olanların kimi zaman trajik, kimi zaman da komik duruma düştüklerini söylüyor. Herhalde Çağdaş Avukatlar Grubu için başkaca söylenecek bir şey yok! Savunduğu ve sahip çıktığı kimi değerler itibariyle dünyada hak ettiğimiz yerin ilahi bir veri olmayıp, sürekli ve yeniden kazanılması gereken bir pozisyon olduğunun bilincinde olmayan ve düşüncelerini meslekle örten, tabanını ise iyice yitiren Meslekte Birlik Grubu'na ise demek gerekir ki; ırk, din ve tarih insan olarak bizlerin dışında olan değerler olmayıp bizim anlam kattığımız değerlerdir. Onun için ırksal, dinsel ve ya tarihsel temellerimize dayandırdığımız kendimiz ile ilgili kanaatler bize bu dünya da hak ettiğimiz yeri vermez. İnsan olarak bize tarihin ve yaşamın sunduğu anlam dünyalarını ancak ve ancak seçerek ve değiştirerek yaşatabiliriz. Peki! Liberal demokrasinin ekonomik sıkıntıları aşabilme olanağını, siyasal özgürlükler ile temel hak ve özgürlükleri tehlikeye uğratmadan sağlayabilecek tek çerçeve olduğuna inanan, hukuk devletini savunan ve Ankara Barosu'nda bugüne kadar varolanın, denenmişin ve başarısız olanın çevresini aşıp, yeniliği ve değişimi savunan Demokratik Birlik neden bu seçimlere katılmıyor? Gelinen aşamada görünen o ki Baromuzda bu seçimlere katılan her üç grup da erime içinde. Bunlardan Çağdaş Avukatlar Grubu ile Meslekte Birlik Grubu dibe vurdu. Demokratik Sol Grup ise bir sonraki seçimde, olmazsa bir sonrakinde dibe vuracak. Seçim olmasına rağmen, adaylarda dahil olmak üzere Genel Kurul öncesinde ortada hiçbir coşkunun, umudun ve iyimserliğin olmaması da bunun göstergesi. Bütün bunlar Baromuzda yeni ve sağlıklı yapılanmalara gereksinim olduğunu ortaya koyduğu gibi, beraberinde bağnazlık ve temas korkusu getiren ve sadece benzerlerin dayanışması / mekanik dayanışmadan ibaret olan aidiyet duygusunun yıkılmasını gerektiriyor. Bütün bunların gerçekleştirilmesinde Demokratik Birlik öncü görevini yerine getirecektir. Bu görevin daha sağlıklı şekilde gerçekleştirilmesini sağlamak ve kendisini destekleyenler yönünden de, bir aidiyet duygusunun yerleşmesini engellemek amacıyla Demokratik Birlik bu seçime katılmıyor. Ama inanıyoruz ki, Demokratik Birlik’in öncülüğünü yapacağı yeni yapı; kaba güç değil, zeka; kahramanlık değil, cesaret ve kararlılık; panik değil, sabır; slogan değil, bilgi ve mantık; dedikodu değil, eleştiri; toptancılık değil, sürekli değişim ve kendini aşma gibi siyaset ahlakının temel ilkelerine sahip olan kadroları ortak amaçlar için farklı ve zengin etkinliklere taşıyacaktır. Saygılarımızla 17.10.1998 Demokratik Birlik |