Osmanlıca kelimenin anlamını sorgulama sayfası

3499 sayılı Avukatlık Kanununun

Gerekçesi ve Komisyon Raporu Metni

kanun metnini görmek için tıklayınız

T. C.

Başvekâlet

Kararlar Müdürlüğü

Sayı: 61823

7-III-1938

BÜYÜK MÎLLET MECLİSİ YÜKSEK REİSLİĞİNE

Adliye Vekilliğince hazırlanan ve İcra Vekilleri heyetinin 19.1.1938 tarihli toplantısında Yüksek Meclise arzı kararlaştırılan Avukatlık Kanunu esbabı mucibesile birlikte sunulmuştur.

 

Başvekil

Celâl Bayar

AVUKATLIK KANUNU LÂYİHASI ESBABI MUCİBE MAZBATASI

Cumhuriyet adliyesinin devamlı inkişafım temine yarayan vasıta ve tedbirlerden hâkim ve mahkemeye karşı olan itimadın sarsılmaz bir halde yerleşmesi, adaletin sür'at ve sadelikle temini, kanunların tam olarak tatbiki, bu yoldaki mesainin mülhem bulunduğu belli başlı esasları teşkil eder. Avukatın adlî teşkilâttaki rolü bu esasların herbiriyle yakından alâkadardır. Hâkim ve müvekkil, bütün hakikatları onun ağzından dinler; vatandaşların memleket adaleti hakkındaki fikir ve kanaatları onun elile yoğrulur. Doğruluk ve nezaheti rehber edinmemiş bir avukatın mahkeme hakkındaki şüpheli bir sözü davacı üzerine derin izler bırakır. Bu suretle ilmin, doğruluğun; istiklâl ve şerefin timsali olan bir hâkimler kütlesi bile taarruzdan masun kalamaz. Böyle bir halin adliyeye ve memlekete vereceği zarar her türlü tahminin fevkindedir. Çünkü halkın itimat ve tasvibine dayanan demokratik idarelerde, adaleti tesis ve tevzi sisteminin âmmeyi her bakımdan tatmin edecek bir seviyede olması şarttır. Adaletin saf ve lekesiz olarak idamesi de hiç şüphesizdir ki, Cumhuriyeti payidar edecek esaslardan biridir. Bundan başka kanunların tam olarak tatbikinda avukatların müessir bir rolü vardır. Filvaki sosyal hayatımıza yeni bir nizam veren mevzuatın üstün esasları geniş kültürlü şahıslara ihtiyaç gösterecek mahiyettedir. Bu itibarla avukatın mevcudiyeti, bilgi ve doğruluk hususunda teminat arzetmekle kalmıyarak adliyenin müdahalesini icabettiren halleri de tahdit eder. Davacı ile yapacağı istişare mesnetsiz iddiaların bertaraf edilmesine, içtinabı imkânsız olmıyan ihtilâflarda bir uzlaşma zemini bulunmasına yarar. Bu takdirde hâkim ve avukat müşterek bir vazife ifasını, hakkın taharrisini deruhde etmiş olur. Aksi halde usûl kanunlarının zarurî olan teminatı taraflar elinde davayı uzatmaya yarayan bir vesile haline girer. Salâhiyetlerini hakka hizmet yolunda kullanan ve hâkim huzurunda yalnız kanun ve vicdanın sesini yükselten avukat kuvvei kazaiyeyi vazifesine îsâl eden makinenin en kudretli çarklarından biridir.

Bu itibarladır ki, memleket adliyesinde hakkı hak olduğu için izhar eden faziletli bir hâkimler kütlesine ne derece ihtiyaç varsa hâkimin faaliyetini tenvir eden ve yalnız bilgi ve doğruluğu kendine rehber tanıyan bir avukatlar topluluğuna da o mertebe lüzum vardır. İşte bu mülâhazalar avukatlık meselesinin ehemmiyetle nazara alınmasını icab ettirmiş, baştan başa yeni esaslar dairesinde tanzim kılınan avukatlık kanunu lâyihası adlî ıslahatta yeni bir merhaleye erişmeği hedef tutmuştur.

Heyeti umumiyesi itibariyle kendi ihtiyaçlarımızdan mülhem bulunan lâyihanın tanziminde diğer Devletlerin bu husustaki mevzuatı göz önünde bulundurulmuş ve bu maksatla Almanya, Avusturya, Belçika, Fransa, İtalya, İngiltere, Birleşik Amerika, Romanya, Yugoslavya ve Bulgaristan kanun, nizamname ve teamülleri mukayeseli bir surette tetkikten geçirilmiştir. Bu muhtelif Devletlerin bir kısmı iklimlerinin, bir kısmı tarihlerinin, bazıları ırkî secyelerinin diğerleri de hükümet rejimlerinin tesiri altında ve müşterek bir gaye uğrunda nasıl varlık gösterdiklerini, avukatlık mesleğini nasıl teşkilâtlandırıp idare ettiklerini bilip Öğrenmek büyük faydalar temin etmiştir. Burada her şeyden önce göze çarpan hâdise birbirine ne uzak milletin ve biri diğerine hiç benzemiyen ırkların adlî sistemlerindeki hayrete şayan müşabehettir.

Avukatlık meslekinin mahiyeti bu tetkikin ilk merhalesini teşkil eder. Avukatlığa ait vazifeler bir kül halinde derpiş edildiği takdirde dört muhtelif sistemin mevcudiyeti görülür. Bunlardan birincisi - tâbir caizise - en liberal olanı avukatlığa ait hak ve vazifelerin hiç bir kayıd ve şarta bağlı olmaksızın herkes tarafından ifa edilebilmesine cevaz veren sistemdir. Tarihin bu hususta kaydettiği tecrü­beler acı neticeler vermiş, tesisinden kısa bir müddet sonra bu esas­tan rücu zarureti hasıl olmuştur. Fransada avukatlara ve onların meslekî teşekküllerine büyük bir itimatsızlık gösteren ihtilâl mevzuatı avukatlık meslek ve unvanını aynı zamanda ilga eylemişti. Bu vaziyette, Fransız mahkemelerini tam bir anarşi içinde istilâ eden iş adamları adaleti âdeta satılık bir meta haline getirmişlerdir. 1917 de Bolşevik ihtilâlinin ilk hareketi de burjuvazi ve irticaın bir ocağı addedilen eski Rus barosunu ortadan kaldırmak oldu. Ancak bu rejim bir seneden fazla sürmedi. İhtisaslaşma ihtiyacı derhal kendini gösterdi. Bir sene sonra (30-Teşrinievvel-1918 tarihli kararname) müdafiler hâkimler gibi Devletin aylıklı memuru vaziyetine geçtiler. Bu sistem şimdiki halde hiç bir yerde câri değildir.

Avukatlığın bir mesleki mahsus halinde tanzimine saik olan sebepler artık herkesçe bilinen şeylerdir. Modern mevzuatın girift vaziyeti hâkimle iş sahibi arasında meslekî kültür ve melekeye sahip bir mutavassıt sınıfa ihtiyaç gösterecek mahiyettedir. Bu, aynı zamanda bir de ihtiyat tedbiridir. Çünkü hak sahiplerinin veya kendilerini haklı sayanların yerli yersiz ihtirasları adalet umurunda menhus bir tesir icra eder. Meslekî malûmatı olmıyan ve kendi kendisini müdafaada maruz kaldığı tehlikeden bihaber bulunan bir kimsenin fikrindeki karışıklığa dilinin şaşırması inzimam eder. Mahir bir hasım böyle bir acemiye karşı çok üstün bir vaziyette bulunur. Kaldı ki tarafların muvazenelerini kaybederek karşılıklı kin ve husumetlerine serbest bir cereyan vermeleri mahkemeyi lüzumsuz yere işgal etmiş ve davayı girift bir hale koymuş olur. Bundan başka taraflar arasında bilgi ve ehliyet bakımından müsavat temini avukatın vücudunu zarurî kılar. Bu suretle fertlerin kanun muvacehesindeki müsavatı filiyat sahasında en geniş mikyasta tecelli etmiş olur. Nihayet hâkim işi ortaya koyanın noksan evrak ve vesika ibraz etmiyeceği veya bilerek hilafı hakikat iddialarda bulunmıyacağı hakkında tam bir itimat sahibi olmalıdır. Görülüyorki avukatların faydalı bir va­zife görmeleri geniş bir kültüre sahip olmalarına, seciye ve doğruluklarile herkese tam bir itimad telkin etmiş bulunmalarına bağlıdır. Avukatlığın bizdeki menşei hiç de öğünülecek bir halde değildir. O zamanlar bu çeşit vazifeleri kendilerine meslek edinenlere ağır hitaplar reva görülmüş, mesleğin en vahim suçu kendilerine alem olmuştu. Avukatlık mesleği üzerinde dolaşan bu ağır ithamlar hâlâ zihinlerden tamamile silinmiş değildir. Bu itibarla yeni lâyihanın hedef tuttuğu merhaleye erişmek Türk avukatlarının geçeceği çetin fakat o nisbette şerefli bir imtihan olacaktır.

Avukatlığın bir Devlet memuriyeti haline ifrağı ve avukatların vazifelerini hâkimler gibi maaş mukabilinde görmeleri muhtelif yerlerde tecrübe edilmiş bir sistemdir.   Baronun yaptığı suistimaller Prusya Kralı İkinci Frediriği avukatlık mesleğinin ilgasına sevketmişti. Bir kararname ücretli avukat istihdamım menetmiş bunun yerine maaş mukabilinde vazife gören ve taraflara meccanen hizmet etmekle mükellef bulunan kanunî müşavirler ikame eylemişti. Kralın bu memurları vazifeleri devam ettikçe mafevklerine bir asker disiplinile bağlı bulunuyorlardı. Aynı tarihlerde avukatlar İspanyada kral, Avusturyada İmparator tarafından tayin edilirdi. Birinci Nikola «Ben çar oldukça Rusyada avukata ihtiyaç olmıyacaktır» diyordu. Sovyet Rusya 30-Teşrinievvel-1914 tarihinde avukatlığın tamamen serbest olarak icrası sisteminden, onun, tam zıddı olan Devletin aylık memuru sistemine geçmişti. Bu usulün esas gayesi hiç şüphesiz avukatların davayı uzatmaktaki menfaatlarım kaldırmak, her türlü tavik ve tehir yollarını kapamaktı. Fakat bu maksat hiç bir yerde fîlen tahakkuk edemedi. Hükümetten aylık alan bir avukat, tarafların seçmiş olduğu avukatın gösterdiği gayret ve maharetle çalışamıyordu; ve bilhassa, davacı, işini muayyen bir avukata tevdi mecburiyetinde kaldığından, kendisinin itimadını kazanmış her hangi bir şahsa müracaat imkânını bulamıyordu. Bu usûl, en son tatbik edildiği Sovyet Rusyada geniş suiistimallere yol açtı; müdafilerin büyük ekseriyeti irtikâb ve ihtilastan maznun olarak   mahke­meye sevkedildiler. Bunlardan bir kısmı idam diğerleri hapis cezasına mahkûm oldular. Bunun üzerine bu sistem 1920 senesinde ilga edilerek adliyede müdafaa vazifesi meslek, kültür veyahut şahsî vasıfları bu vazifeyi icraya müsait olanlar tarafından ifa edilen bir âmme hizmeti haline ifrağ edildi. Bu suretle avukatlık vazifesi ma­hiyet ve icabının memurlukla telif kabul etmediği bir defa daha teeyyüt etmiş oldu.

Avukatlığın tam manasile bir serbest meslek halinde tanzimi, gerek meslek müntesiblerinin ve gerek meslekî teşekküllerin muayyen haller haricinde adlî otoritenin devamlı murakabesinden azade tutulmasını veya bu murakabenin asgarî hadde indirilmesini icapettirir. Bu usûl, adlî teşkilâtımızın dayandığı esas prensiplere uygun düşmez. Kaldı ki (Her baro levhasına hâkimdir) düsturu artık önceden bu sistemi kabul etmiş olan yerlerde bile mahalli tatbik bulunmamaktadır .

Projenin takip ettiği sistemde avukatlığın mümeyyiz vasfı bir âmme hizmetinin ifası maksadile tesis edilmiş olmasıdır ki, o da, adaletin tedviridir. Meslekî kaidelerin esası, işte hep bu tedviri adalet icaplarına dayanır. Avukatların şahsî menfaatları bu kaidelerin teşekkül etmesine tamamile yabancıdır. Müvekkilin şahsî menfaati da meslekî vazifeleri hududunu çizmez. Çünkü hasım olan tarafların ayni derecede himayeye lâyık menfaatları vardır. Bu bakımdan lâyiha avukatlığı âmme hizmeti mahiyetinde bir meslek addetmiş ve avukatların bilgi ve tecrübelerinin adalet hizmetine tahsisini mesleğe gaye olarak göstermiştir. Bir yandan müdafaa vazifelerinin hakkile ifasına, öte yandan tarafların menfaat, haysiyet ve talilerini ellerinde tutanların ilmî ve ahlâkî vasıflarına verilen ehemmiyet projedeki sistemin belkemiğini teşkil eder. Bu esastan mülhem olarak tanzim kılınan lâyiha ilk önce İstanbul Barosu mecmuasında neşredilmiş, bir müddet sonra Ankarada Baro mümessillerinden müteşekkil bir kongrenin tetkikine arzolunmuştu. Kongreye iştirak eden Baro mümessillerile Adliye Vekâleti arasında lâyihanın ana prensipleri bakımından esaslı bir ihtilâf kaydedilmemiştir. Altı maddenin tadili hakkında yapılan bazı teklifler lâyihanın umumî sistemine halel vermiyecek mahiyettedir. Bu tekliflerin birincisi avukatlığa mâni teşkil eden ceza mahkûmiyetlerine mütedairdir. Kongrede cereyan eden müzakere sonunda «şeref ve haysiyeti muhil bir suçtan veya aşağı haddi bir, yukarı haddi beş seneden az olmayan hapis cezasını müstelzim bir cürümden dolayı mahkûm olanlar» fıkrası yerine «şeref ve haysiyeti muhil bir suçtan veya aşağı haddi bir seneden, yukarı haddi beş seneden fazla hapis veya ağır hapis cezasını müstelzim bir cürümden dolayı mahkûm olanlar stajiyer veya avukat olmaktan memnundurlar. Şu kadar ki gayri kasdî cürümlerden veya cezayı hafifleten sebeplerin vücudile birlikte kasdî cürümlerden birile mahkûm olanların bu mahkûmiyetinin stajiyer veya avukat olmaya mani olup olmadığına disiplin meclisi tarafından karar verilir» fıkrası ikame edilmiştir. Buradaki en esaslı fark kasdî olmayan cürümlerle cezayı hafifleten sebeplerin mevcudiyeti halinde disiplin meclisine verilmiş olan takdir hakkıdır. Mesleke nihayet veren hallerde avukatlar için hâkimlerden farklı bir mahkûmiyet mikdarının esas tutulması avukatların daimî bir mücadele halinde bulunmaları ve bu yüzden diğer mesleklerde olmayan tehlikelerle yanyana yaşamalarından mütevellittir. Bittabi şeref ve haysiyeti muhil suçlarda böyle bir tefrik yapılmasına mahal yoktur.

Avukatlıkla içtimai caiz olan vazife ve meşgaleler arasına hakemlik, likidatörlük, kaza mercilerinin veya adlî bir dairenin ver­diği her hangi bir vazife ve hizmet, anonim ve kooperatif şirketleri meclisi idare âzalıkları ve murakıplığı ve hayır ve ilim müesseseleri reis ve âzalıkları da kongre tarafından ilâve edilmiştir.

Kötü düşünce ile yapılan temyiz taleplerine mani olmak maksadile vazedilmiş olan hükümler yerine aşağıdaki maddelerin ikamesi kezalik bu kongre sırasında kararlaştırılan hususlardandır.

Madde 45 — Temyiz mahkemesinde Baroda kayıtlı olan her avukatın bir fişi bulunur. Davayı temyiz eden avukatın bu fişine Hu­kuk usulü muhakemeleri kanununun 444 üncü maddesinin tatbik edildiği hallerde ceza işareti konulur.

Bu hüküm tashihi karar taleplerinde de câridir.

Temyiz mahkemesi birinci ve ikinci reisleri bu fişlere esas olacak malûmatı hazırlamakla mükelleftir.

Madde 64 — Kötü düşünce ile temyiz yapan avukat hakkında Temyiz Mahkemesi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununun 44 üncü maddesi hükmünü tatbik etmekle beraber keyfiyeti avukatın mensup olduğu Baroya da bildirir.

İki yıl içinde beş defa cezaya, uğrayan avukat iki sene müddetle temyiz arzuhal ve lâyihası yazmaktan ve Temyiz Mahkemesinde duruşmadan memnudur.

Bir evvelki fıkrada yazılı halin tekerrürü Temyiz Mahkemesinde avukatlık yapmak hakkının izaasını muciptir. Şu kadar ki bu cezaya bir senede üç defa uğramış olanlar hakkında hiçbir muamele tatbik edilmemesi doğru görülmediğinden bir yıl içinde üç defa ceza gören avukatların da aynı memnuiyete tâbi tutulmaları Vekâletçe muvafık görülmüştür.

Vazife sırasında veya ifa ettiği vazifeden dolayı avukat aleyhinde işlenen suçlara dair olan 48 ve 49 uncu maddeler Baro mümessillerinin de iştirakile yapılmış olan tetkikler neticesinde ilâve edilmiştir.

Bundan başka avukat ücretlerine mütedair olan 130 ve 131 inci maddelerle meslek sigortası hakkındaki hükümler bu tadilât meyanındadır.

AVUKATLARIN HAK VE VAZİFELERİ

Avukatların âmme hizmeti mahiyetinde bir meslek icra etmele­rinin en bariz neticesi muayyen bazı hak ve vazifeleri tevlit etmesidir. Davaların ihzar ve müdafaası bu vazifelerin ifası ve bu hakların istimalini tazammun etmedikçe adalete kusurlu bir şekilde hizmet edilmiş olur. Kanun projesi, bu bakımdan avukatlığa ait vazifelerin bir kısmını muhtelif maddelerde tesbit etmiş, bunların en ehemmiyetli olanlarım umumî bir şekilde ifade eylemiştir. Çünkü şeref ve nezahete taallûk eden kaideler metin halinde toplanmağa müsait değildir. Onlar hiç şüphesiz faziletli insanların vicdanına hakkedilmişlerdir. Burada bunları izahtan maksadımız yeni projenin hedef tuttuğu meslek zihniyetini tebarüz ettirmekten ibarettir. Çiçeron'un dediği gibi, fıtrî birer kanun olan ahlâk kaidelerini kendiliğinden temessül edemeyenler onları bu zihniyetin tesiri altında öğrenirler. Türk avukatlarının büyük ekseriyeti kendi samimî duygularını bu husustaki telkinlere tercih edecektir.

Avukat, ihtilâfların halline ve ayni zamanda hukukun devamlı inkişafına yardım eder. Üniversite tahsili bu vazifenin lâyıkile ifasına kifayet etmez. Hukukun hayata tatbiki staj devresinde öğrenilir Stajın hem mahkeme ve hem de avukat yanında ifası adlî mekanizmanın her safhası hakkında malûmat edinmeğe yarar. Bundan başka müşterek bir stajın mevcudiyeti hâkim, müddeiumumi veya avuka­tın ayni zihniyetin tesiri altında yetişmelerini temin eder. Staj faslı bu mülâhazalar altında kaleme alınmıştır. Avukat hâkimin mesai ortağıdır. Bu itibarla kanunun avukata tanıdığı imtiyaz, adalete arzedilen ihtilâflarda şahsî kanaatinin tam bir istiklâl ile ifade edilmesini ve müvekkiline karşı her nevi menfaat bağlılığından azade kalmasını icap ettirir.

Meslekî vazifelerden birçoklarının ifası ekseriya avukattan başka bir şahsın vücudunu istilzam eder. O da, hâkim, müvekkil veya meslekdaşıdır. Avukatın umumî mahiyetteki vazifeleri üçüncü bir şahısla her hangi bir münasebetten müstakil olarak derpiş edilenlerdir. Bunların ana prensipleri projenin 22, 24, 30/1 inci maddelerinde toplanmıştır. Bu nevi vazifeler esasını bilhassa şeref ve liyakat hislerinden alır.

Avukat meslekinin icrası sırasında başkalarının hareketleri hak­kında mütalâa beyan edecek vaziyetlerde bulunur. Bu mütalâanın ciddiyetle telâkki edilebilmesi kendi hususî hayatında itina göster­mesine bağlıdır. Bu sebeple olur olmaz işlerde adlî takibata maruz kalmaktan, düşkün itiyadlara kapılmaktan, itidal ve mülâyemet, istikâmet, iffet ve hüsnüniyetten ayrılmaktan içtinap zarureti vardır. Hele hileli hareket ve muamelelerden sakınmak onun en büyük kaygusu olmalıdır. Adalete hizmet etmek vazifesile mükellef olan avukatın onu yanlış yola sevketmeğe saik olan hareketi meslekî suçun en ağırını teşkil eder. Gene avukatın bu hususlarda daha hassas davranması zaruridir. Kemale erişmekte istical için şeref ve nezahatin müsaade etmediği vasıtalara baş vurmaktansa meslekten feragat çok daha hayırlıdır. Aksi takdirde derhal elde edilebilen geçici menfaatlar şahsî itibarını hiçe indirir.

Lâyihanın 43 üncü maddesi avukatları iş celbi hususunda teşebbüsatta bulunmaktan gazetelere reklâm mahiyetinde ilân vermekten menetmiştir. İlân, sirküler ve şahsî sitayişler meslekin ciddiyetine halel getirir. Mütekabil anlaşma ve tavsiyeler, haysiyetşiken pazarlıklarla satın alınan müzaheretler de ayni mahiyettedir.

Her avukat levhaya kaydı tarihinden itibaren üç ay içinde mü­nasip bir yerde bir büro edinmeğe mecburdur (Madde: 32). Resmî daire avukatları harice iş deruhde edememeleri dolayısile yazıhane açmak mecburiyetinde değildirler. Avukat münasip bir kabine edin­mekle mensup olduğu mesleki orada lâyıkile temsil etmeğe gayret etmiş olacaktır. Böylece mevkiini daha iyi muhafaza ve işlerini daha muntazam bir halde tedvir eder. Büronun evsafını tayin baroya aittir. Ancak dahilî tertibatta ticarî bir büroyu andıran teferruattan içtinap zarureti vardır. Esasen avukat Baroda kayıdlı olan bürosundan gayri her hangi bir mahalde, mahkeme salonlarında veya Adliye binasında istişarede bulunmaktan menedilmiştir. Avukatın işe taallûk eden her hangi bir sebeple ne müvekkilinin ne de davadaki hasmının nezdine gitmesi tavsiyeye şayan değildir.

Avukatın müvekkiline karşı olan vazifeleri 30 uncu maddenin 1 inci fıkrasında ihtimam ve sadakatle tavsif edilmiştir. Çünkü o, müvekkilinin müdafii ve hamisidir; mesaisini ve zamanını ona hasretmeğe borçludur. Fakat bu iki esaslı vasfın tatbikinda doğruluk, şeref, istiklâl ve itidalin icaplarını unutmayacaktır. Doğruluk, mü­vekkilinin kendisine teklif edeceği dava ve vasıtalardan hak ve hakikate uygun olmayanını reddetmeyi icap ettirir. Onun şerefi, müşterisiyle her türlü menfaat ve hattâ hislerindeki iştiraki hariç kılan mutlak bir istiklâli istilzam eder. İstiklâl avukatın işe hâkim olmasını davayı adalete uygun bulunduğu şekilde idare etmesini ve bu hususlarda müvekkilin nüfuzundan azade kalmasını lüzumlu kılar. İstiklâl ise onu, müvekkilinin haksız töhmetlerini, garazkâr ruhunu benimsemekten tevakkiye sevkeder.

Bir taraftan müvekkilin itimadına, öte yandan avukatın kanaatlarındaki istiklâle dayanan bu münasebete her iki tarafın da kendi arzularına göre nihayet verebilmeleri ne kadar zarurî ise bu feragatin gerek müvekkil ve gerek avukata zarar verecek şekilde olmaması o derece âdilâne olur. 30 uncu maddenin ikinci bendile 133 üncü mad­denin sebebi vaz'ı budur. Avukat kendisine teklif olunan işi hiç bir sebep beyanına mecbur olmaksızın reddedebilir. Bu takdirde keyfiyeti gecikmeden müvekkile bildirmeğe mecburdur. Doğruluk prensi­binin bu hususta da rehber ittihaz edilmesi tabiîdir. Avukat meslekini icraya başladığı andan itibaren kendisini meslek ihtiyaçları için arayanlara vakfetmiş demektir. Kendisini intihap etmek suretle ona hürmet gösteren kimseyi sebepsiz olarak reddetmesi meslekî bir kusur olmasa da muahazeye mahal vermiyen bir hareket sayılmaz.

Avukatın kendisine yapılan teklifi hangi hallerde reddetmekle mükellef olduğu 27 inci maddede gösterilmiştir. Avukatın yolsuz veya haksız gördüğü davaları deruhde etmemesi yalnız kanunun vazettiği bir mecburiyet değil, fakat ayni zamanda doğruluğun ve müvekkiline karşı olan sadakatin de bir neticesidir. Yemini kabul etmiş olan memleketlerde avukat, kalben ve vicdanen doğruluğuna kani olmadığı hiç bir davayı müdafaa etmiyeceğine ve onun hakkında istişarede bulunmayacağına and içer. Avukatları, daima ve her işde leh ve aleyhde müdafaaya amade gösteren yanlış telâkkiye karşı koymak için iş intihabında büyük bir itina gösterilmesi lâzımdır. Şu kadar ki, davanın kazanılıp kazanılmaması bu ilk tetkikle alâka­dar değildir. Çünkü adlî hakikatte riyazi hakikatte olan vasıfları aramamak lâzımdır. Kaldıki, mesele hiç bir zaman avukat önünde mahkeme huzurunda olduğu şekilde mütekabil iddia ve müdafaalarla aydınlanamaz.

Avukatlık hakkında yeni bir eser yazmış olan bir müellif davalardaki tereddüdü şöyle ifade eder: «Riyazi doğruluk, kendiliğinden reddedilmiyecek kıyaslara dayanır ve bu suretle zekânın şartsız ve kayıtsız kendi tarafına geçmesile neticelenir. Dava işlerinde ise aksine olarak, tereddüt kaçınılmaz bir şeydir; kat'iyetsizlik normaldir. Ve şüphe kendini gösterir. Hukukta olsun cezada olsun vakıaların birbirine girift olmadığı hiç bir dava yoktur... Bizler mutlak ve evvelden hazırlanmış bir hakikatin iddiacı dellâlları değiliz. Mahkeme salonunda işgal ettiğimiz yer ne peyke ne de kürsüdür. Orası, biz vicdanlı san'atkârların bu kara ve bir örnek elbiseyi giyerek ateşle ve sadelikle her gün çalışmağa ve bir müddet sonra adlî hakikati kuracak olan parçaları işleyip hazırlamaya geldiğimiz mütevazi bir tezgâhtır». Şu halde 27 inci maddenin yolsuz veya haksız görülen işlerin reddi mecburiyetine mütedair olan fıkranın ne suretle tatbik edileceği hakkında bir sual varit olabilir. Kanaatimizce ceza ve hu­kuk davalarını, bu bakımdan ayrı ayrı tetkik zarureti vardır. Hukuk mevaddında avukat kendisine yapılan bir teklifi kabul edip edemiyeceğini takdir için işin maddî ve hukukî cihetlerini tetkik eder. Maddî cepheden imkân göremediği veya ahlâkî vasfından şüphe ettiği işleri derhal reddetmekle mükelleftir. Aksi takdirde vicdanının sesini dinlememiş olur. Hukukî meselelerin şüpheyi tevlit ettiği hallerde içtihadların sonsuz tenevvüleri işin deruhdesini mümkün kılar. Ceza işlerinde prensip ayrıdır. Çünkü maznunların müdafaasında cemiyetin de menfaati vardır ve her müdafaa bizzarur ahlâkîdir. Burada avukat efkârı umumiyeden ziyade kendi vicdanına tâbi olur. Davanın deruhdesinde müvekkilin şahsiyeti haizi tesir değildir, itibara şayan olmıyan bir kimsenin müdafaa edilecek haklı bir davası olabilir. Şu kadar ki avukat müvekkilinin kendisine telkin etmek istediği müdafaa tarzını kabul etmediği takdirde bundan imtina zarureti belirir. Fakat projenin tesbit etmiş olduğu müeyyidelerden de sarfınazar bir davayı haksızlığa veya ahlâka mugayeretine rağmen münhasıran temin edeceği menfaat için kabul acınacak bir zaaftır. Avukat kendisinin kat'iyetle kani bulunmadığı bir husus hakkında müvekkiline teminat vermekten ihtiraz etmelidir. Çünkü yanlış tahminler hem kendisi ve hem de adalet cihazı aleyhine kaydolunan birer vakıa olarak tecelli eder.

27 inci maddenin 2 inci fıkrası avukatı evvelce kabul etmiş olduğu bir davayı haksız veya yolsuz olduğunu anladığı andan itibaren terketmeğe mecbur tutmuştur. Fakat avukat bunu 39 uncu maddenin 2 nci maddesine tevfikan müvekkiline belki görüşü ayrı olan diğer bir müşavire müracaat imkânını verebilecek surette yapmalıdır. Bu halde, avukat bir talik talebinde de bulunabilir. Fakat intibalarını açığa vurmaktan ve davaya zarar verebilecek her hangi bir hareketten şiddetle içtinap etmelidir. Bunun için başka hiç bir sebep mevcut olmasa bile bürosunda cereyan eden muamelelerin gizli tutulması mecburiyeti vardır. Bundan başka avukatın reyinde yanılması ihti­mali de hesaba katılmalıdır. Bu itibarla feragat keyfiyetinin basiretkârane ve nezaketle yapılmasında fayda vardır. Lâyihanın 30 uncu maddesinde hâkim, adlî müzaheret bürosu veya Baro reisi tarafından tayin edilen avukat mücbir bir sebep olmadıkça vazife ifasından istinkâf edemez. Mücbir sebebin takdiri tayini icra eden makama aittir. Bazan müvekkilin de haklı bir sebep olmaksızın avukatı terkettiği vakidir. 133 üncü maddenin 2 nci fıkrasının tatbikini istilzam eden bu halde dahi avukat kendisini terkeden müvekkiline zarar verebilecek hiç bir söz sarfetmemek hususundaki vazifesine daha dikkat ve hassasiyetle itina edecektir. Çünkü avukata yapılan bir haksızlık, onu, kendi vazifelerinde kusur işlemeğe sevkedemez.

Deruhde eylediği bir davayı veya işi mecburî sebeplere veya makul mazeretlere binaen takibe devam edemiyen avukat bu iş veya davanın muvakkaten takibini ayni baroda kayıtlı avukatlardan birine tevdi edebilir (Madd: 31). Bu takdirde tevdi keyfiyetinin davanın icapları göz önünde tutularak büyük bir itina ile yapılması, müvekkilinin menfaatına uygun olan her türlü tedbirlerin bizzat ittihaz veya murakabe edilmesi şarttır.

Filvaki avukatın kendisine tevdi edilen davayı her hal ve takdirde büyük bir ihtimamla tetkik ve takibi en esaslı mecburiyetidir. Bu itibarla müvekkilinin servet, şeref ve hürriyetinin kendi mesaisile alâkalı bulunduğunu her zaman hatırlamağa mecburdur. Dava takibinde her hangi bir gevşeklik mucibi muahazedir.

Avukatlığa aid vazife ve salâhiyetlerin adalet icaplarına uygun olarak ifa ve istimaline dair olan 24 üncü madde davaların sür'atle intacı hususunda da bazı vecibeler tahmil eder. Çünkü her dava müvekkile ıztırab veren bir hastalıktır. Onu bu hastalıktan mümkün olduğu kadar çabuk kurtarmak lâzımdır. Sebepsiz tehir taleblerinde bulunmak, gecikmelere müsamaha etmek, hem müvekkile hem de hizmet edilen adalet müessesesine karşı ağır bir kusur teşkil eder. Diğer taraftan sür'at, meslekî faaliyetin mihveri olan usûl kanun­larının en esaslı vasfıdır. Bu hususta kıymetli bir eser yazmış olan bir müellif: «Sür'at ve gayretin de usulüne tevfikan ve nezaket da­iresinde yapılmasını tavsiye etmekte bir tarafın sabrını lüzumsuz yere tüketmeyi, muannidane iddialarla mahkemede hâkimleri taciz etmeyi, meslekdaşının haklı bir sebep tahtında bulunmadığı işlerde alelacele karar istemeği avukatın şahsî itibarını kıran usûl» diye tavsif etmektedir. Filvaki avukatın hasım tarafa karşı da vazifeleri vardır. O, bazan fenalığa veya intikama vasıl olmak endişesi altında olan müvekkilini itidale sevketmeğe ve ona hakkaniyeti hatırlatma­ğa mecburdur. Hakikatta şiddetli tedbir ve taşkın sebepler muvaffa­kiyet imkânlarını azaltır ve davaya makûs bir tesir yapabilmesi bakımından müvekkiline de zarar vermiş olabilir. Avukatın, hasım tarafa hitaben şiddetli tedbirler alınacağını veya her hangi bir tehdidi tazammun eden yazı ve sözlerden içtinabı, kendisini hasmın fenalıkla­rına hedef olmaktan kurtarır.

Biraz önce izah olunduğu veçhile projenin 24 üncü maddesi, avukatları mesleğin vekar ve haysiyetile telifi mümkün olmıyan her türlü hal ve hareketten içtinap etmek, vazife ve salâhiyetlerini ada­let icaplarına uygun olarak ifa ve istimal eylemekle mükellef tutmuştur. Bu vecibenin hakkile ifa edilebilmesi avukatı kendisine vaki beyanları ve tevdi olunan vesikalardan her birini ciddî bir tetkik ve tenkibe tâbi tutmağa sevkeder. Avukat müvekkilinin de yanılması ihtimalini nazara alarak kendisine anlatılan her şeyi kayıdsız ve şartsız kabul etmemelidir. Bu suretle dava mahkemeye hazırlanmış ve vazıh bir şekilde intikal eder. Bu bakımdan avukat davanın müdafaasında müvekkiline karşı tam bir istiklâli muhafaza ederek onu müdafaada takip edeceği usûl ve vasıtalardan haberdar etmekle iktifa eylemelidir. Müvekkilinin bir düşüncesi işi tenvir ve daha emin bir yola sevkedebilir. Bittabi müvekkilini sabırla dinlemesi onun fikir ve mütalâalarını telâkki eylemesi de zaruridir. Fakat, bu, hiçbir zaman müvekkilinin tahakkümü altına girmesini ve onu idare edemiyerek müvekkili tarafından idare edilmesini tazammun etmemelidir ki mesleke izafe edilen âmme hizmeti mahiyeti muhafaza edilmiş olsun.

Birleşik Amerika Devletleri Barolar Birliğinin muhtelif tarihler­de Washington'da akdeylediği içtimalarda meslekî ahlâka dair ittihaz eylediği kararlar arasında bu hususa da ehemmiyetli bir yer ayrıldığını görüyoruz. Amerikada 46 madde halinde toplanan meslekî ahlâk kaideleri hiç bir teamül ve an'aneye bağlı olmayan bir muhitte yeni bir zihniyetin ne derece müessir olabildiğini göstermesi bakı­mından dikkata şayandır. Bu kaidelerin avukatla müvekkil arasındaki münasebetlere taallûk eden kısımlarını aşağıya aynen dercediyoruz:

«Avukat müvekkiline ait davayı takip sırasında hakikate uymıyan hiç bir müdafaa veya imada bulunmamakla mükelleftir. Çünkü hiç bir şey bu çeşit iddialar kadar halkın avukatlık sınıfına karşı olan husumet ve nefretini celp ve idameye daha kat'iyetle müessir olamadığı gibi meslekî vazifenin hakkile başarılmasını lüzumlu kılan âmme emniyet ve itimadından da mahrum bırakamaz. Avukat kanun hükümleri haricinde hiç kimseden bir şey istihsal edilemiyeceği kanaatini taşır. Müvekkilinin menfaat ve haklarını samimiyetle müdafaa yolunda ne adaleti celp ne de halkın hoşnudsuzluğunu mucip olmak korkusundan tevakki eder. Müdafaalarında dilediği çare ve tedbirlerden istifade etmek onun en sarih hakkıdır. Fakat bu hakkın kanun ve adalet hudutları dahilinde kullanılması lâzımdır. Bu bakımdan avukat müvekkilinden ziyade kendi vicdanının emrine itaatle mükelleftir. —Avukat kendisinin yapmamakla mükellef olduğu hususlar hakkında müvekkili üzerinde tam bir nüfuza malik olmalı ve icabında onu bunlara müracaattan menetmelidir. Buna muktedir olamaması müvekkili ile her türlü münasebetin kesilmesini intaç eder. —Avukat hasmile şahitlere karşı daima iyi muamelede bulun­mak ve davanın rü'yeti sırasında müvekkilinin hasım tarafa besle­diği husumetin zebunu olarak hareket etmemekle mükelleftir. —Avukatın en birinci vasfı hakşinas ve doğru sözlü olmasıdır. Bir vesi­kanın muhteviyatını, bir şahidin beyanatını, hasım tarafın ifade ve delilini, bir kararın manasını yahut bir kanun metnini kasden yanlış izah eden, meriyetten kalkan kanun ve taamüllerle ihticaç eden, isbat edilmeyen bir vakıayı bir delil gibi gösteren veyahut hasım ta­rafı yanlış yola sevkedecek hareketlerde bulunan avukat ağır bir meslekî suç işlemiş sayılır. Bu gibi haller, adaletin tevziine yardım etmekle mükellef olanlara yaraşmayan bir hareket tarzıdır».

Projenin 25 inci maddesi, avukatları, kendilerine tevdi olunan veya vazifeleri dolayısile muttali oldukları ahval ve hususatı her ne suret ve sebeple olursa olsun ifşadan menetmektedir. Bu meslekî sır bir hak ve ayni zamanda bir vazifedir. Çünkü avukat meslekîn icrası sırasında muttali olduğu sözleri ifşa etmeğe mecbur tutulmuş olsaydı kendisine hakikati söyliyecek pek az kimseler bulunurdu. Bu itibarla sırrın muhafazası cemiyetin menfaat ve nizamile de alâkalı bir haktır. Bazı yerlerde sır sahibinin muvafakat etmiş olmasının dahi ifşa için kâfi bir sebep sayılmaması, bu muvafakatin her hangi bir imtinadan dolayı hasıl olacak suizan endişesini bertaraf etmek için vuku bulduğu mülâhazasına dayanır. Lâyiha usûl kanunlarımızda mevcut hükümleri muhafaza ve idameyi daha uygun bularak şahidlik edilebilmesini sır sahibinin muvafakatini istihsale bağlı tutmuş ve bu hususta cemiyetin menfaatini da nazara almıştır. Avukatlar arasındaki münasebetlerin tanzimi baronun muhtelif uzuvlarına tevdi edilen vazifelerin en mühimmini teşkil eder.

Lâyihanın 73 ve 78 inci maddeleri bu hususta umumî mahiyette bazı hükümleri ihtiva etmektedir. Bunlara hayatiyet verecek meslek zihniyet ve arkadaşlığıdır. Filvaki avukatların karşılıklı münasebetlerinde riayete mecbur oldukları vazifeler meslek arkadaşlığı mef­humunda toplanır. Meslek arkadaşlığının esasını teşkil eden mütekabil hak ve vecibeler ayni zamanda ve bilhassa adaletin tedvirine de müessir olacak bir mahiyet arzeder. Çünkü davacı arasında husumet doğuran hislerin avukatlar arasındaki münasebet ve muamelelere tesiri murafaa ve muhakemenin nezahet ve mehabetini ihlâl etmekle kalmaz. Mahkeme salonlarını açıktan açığa çarpışan şahsî ihtiras ve menfaatların devamlı bir meşheri haline koyar. Bundan başka birbirinin hususiyet veya şahsî temayüllerile uğraşan avukatlar mahkemeyi mevzu harici sözlerle işgal etmiş olur. Meslek de lüzumsuz ve sevilmez bir hale gelir. Düşünmelidir ki, avukatlar Adliyede her adımda yekdiğerine tesadüf eden, işlerde daima karşı kar­şıya bulunan kimselerdir. Birbirini her zaman görmeğe mahkûm şa­hısların düşman kesilmeleri ve mesleklerinin de bunu izhara âlet et­meleri ne acı bir vaziyettir. Bu bakımdan avukatlar arasındaki münasebetleri tanzim eden meslektaşlık rabıtalarının ehemmiyeti kendiliğinden tebarüz etmiş olur. Meslektaşlık rabıtası, bir müellifin dediği gibi; avukatlığa diğer mesleklerin hiç birinde bulunmıyan bir cazibe bahşeder, münasebetlere inkişaf verir; onsuz yenilemeyen müşkülleri büsbütün ortadan kaldırır; davaların müdafaasında garaz ve kine mani olan bir mülâyemet havası yarattığı cihetle adaletin iyi tavziine müessir olur. Bu zihniyetin ilk neticesi mesleğin icrasına tallûk eden müşkül vaziyetlerde karşılıklı bir yardım vecibesidir. Projenin 73 üncü maddesi, avukatlık vekar ve haysiyetinin muhafazasına, mesleğin adalet gayelerine uygun olarak sadakat ve şerefle icrasına nezaret etmek vazifesini Baro idare Meclisine tevdi etmiştir, îdare veya disiplin meclisi kendisine vaki olan müracaatları dikkatli bir tetkikten geçirmek ve diğer bir meslekdaşının hakaret veya taşkınlığına maruz kalan avukatı müdafaa ve siyanette mütecavizi de şiddetli tecziyede büyük bir hassasiyet göstermeğe mecburdur. Baro reisinin bu husustaki vazife ve salâhiyeti projenin 79 uncu maddesinde gösterilmiştir. Bazı ahvalde baronun münferit bir âzası da tek başına hareket edebilir. Fakat meslektaş arasındaki ihtilâf ve münazaaların imkân nisbetinde aile içinde kalması arzuya şayan bir temennidir. Projenin vazettiği hükümler dahilinde meslektaşlık zihniyetinin hâkim olduğu bir baroda her avukat arkadaşının şahsına taallûk eden veya istihza telâkki edilebilecek mahiyette her hangi bir imadan bile şiddetle içtinap etmelidir. Lisanının bütün kuvvetini, davanın esas ve delillerine tevcih etmeli ifadesini zarif kelime ve nüktelerle süslemek emelinde ise onu da ayni hedefe geçirmelidir.

Teşkilâtı tetkik edilmiş olan bazı memleket barolarında avukatların davanın esasına taallûk eden bütün vesikaları teati etmeleri ve meslektaşını haberdar etmediği bir vesikayı mahkeme sırasında ibraz eylememeleri çok esaslı bir prensip olarak yerleşmiştir. Usûl kanunlarımızın hükümleri haricinde kalan hususlarda bile böyle teamülün bizde yerleşmesi çok faydalı olur.

Gerek umumî heyet ve gerek idare meclisi içtimalarında hazır bulunmak, intihablara iştirak etmek, mesleki alâkadar eden meselelerle meşgul olmak meslektaşlık zihniyetinin tabiî bir icabıdır. Bir birini müteakip üç celseye sebepsiz olarak iştirak etmemiş olan azanın idare meclisi kararile müstafi addolunacağı 75 inci maddede derpiş olunmuştur.

İki meslektaş arasında çıkacak ihtilâfın ilk hakemi Baro reisidir. Projenin 78 inci maddesi reise: Baro âzası arasında tahaddüs eden ihtilâfları idare meclisine haber vermeden dostane bir surette halle çalışmak vazifesini tevdi etmiş ve bu vazifenin ifasını 79 uncu maddede hususî bir müeyyide altına almıştır.

Bazı devletler mevzuatında avukatla hâkim arasındaki münasebetlere dair hükümlere de tesadüf edilmektedir. Belçikada 14 Kânunuevvel 1810 tarihli kararnamenin 38 inci maddesinde ve yemin formülünde bu hususta sarih hükümler vardır. Amerika Barolar Birli­ğinin buna mütedair olan kaidesini aşağıya aynen dere ediyoruz. «Avukat hâkimle olan münasebetinde yanlış tefsire mahal verebilecek her türlü temaslardan içtinap etmek, mahkemeye intikal etmiş bir iş hakkında hususî surette muhavere veya muhabereden sakınmak mecburiyetindedir. Hâkimin müsamaha veya şahsî mütalâasını elde etmek maksadile her hangi bir teşebbüs veya tedbire müracaat disiplin cezasını müstelzimdir. Avukat mahkemeye karşı hürmetkar bulunmakla beraber mesleğin icrası sırasında şahsî vekar ve istiklâlini muhafaza etmelidir. Mahkeme ile Baro arasındaki samimiyetin temeli buna istinad eder. Hattâ bazı barolar hâkimin davetine icabet eden avukatı muahaze edecek derecede hassas davranmışlardır. Projeye hâkimle avukatın münasebetine mütedair her hangi bir hükmün ilâvesinde bir fayda görülememiştir. Çünkü münasebetler kendiliğinden teessüs edecek mahiyettedir. Hâkimlere hakikati söylemek onlara gösterilecek hürmetin en büyük bir nişanesidir. Avukatın başlı­ca faaliyeti hâkimde bir kanaat tevlidine tevcih edilmiş olduğuna göre onun hattı hareketi büyük bir ehemmiyeti haizdir.

Bittabi hâkimlerle avukatlar arasındaki münasebetlerin esası karşılıklı hürmet hissine dayanır. Müddeiumumi ile avukat arasındaki münasebetlerde de ayni esas caridir. Şu farkla ki ceza işlerinde müddeiumumilik avukatın hasmı mevkiindedir. Maznunun müdafii müddeiumuminin görüş tarzını tenkid ve takdirde tahkikatın hata ve fenalıklarını göstermek hususunda tam bir salâhiyete maliktir. Bu onun hem hakkı ve hem de vazifesidir. Nasıl ki müddeiumumi de müdafiin beyanat ve ifadesine hücum etmek hakkını haizdir.

DİSİPLİN MUAMEMELERİ

Her vecibenin bir müeyyidesi bulunmak iktiza eder. Müeyyideden ârî olan vecibeler ekseriya tanınmamağa mahkûm bir kaide külliyatından ibaret kalır. Avukatlık vakar ve şerefine uymayan fiil ve hareketlerde bulunanlarla meslekî faaliyette vazifelerini yapmayan veya vazife icabı olan dürüstlüğe riayet etmiyen avukatlar hakkında tatbik edilecek müeyyideler beşinci babın mevzuunu teşkil etmiştir. Kanunun âmme menfaati mülâhazasına binaen ihdas veya himaye ettiği bir mesleke mensup olanlar ifa ettikleri vazife icaplarına uygun ve ahlâkî mahiyette bir takım vecibeler deruhte etmiş olurlar. Bu vecibeler bilhassa adaletin tedvir ve tevziine iştirak veya ona yardım edenler için adetâ kudsî bir mahiyeti haizdir. Hâkim, memur veya avukatın her yerde bir ve değişmez olan ahlâkî vazifeleri arasında büyük farklar görülmez. Bunlardan bir kısmı nüfuzuna dayandıkları Devlete veya mensup oldukları mesleke diğer bir kısmı da hak ve menfaatları onların vazife veya vicdanlarına emanet edil­miş olan iş sahiplerine râcidir. Umumî ve sosyal nizamın muhafazasını gaye edinen ceza kanunları bu sahada kâfi bir müeyyide teşkil edemez. Esasen ceza kanununda câri olan -Nullum delictum nulla poena sine lege- kanunsuz cürüm ve ceza yoktur, prensibi disiplin hukukunda kabili tatbik değildir. Filhakika ceza hukukunda suçlar kat'î surette tesbit ve tayin edilmiştir. İnzibatî hukukta ise meslekî faaliyet, şahsî şeref ve haysiyet veya içtimaî ahlâk bakımından meslekin intizam veya itibarını doğrudan doğruya veya dolay ı sile haleldar eden her nevi kusur, kanunî hükümler veya idarî emirlerde derpiş edilmemiş olsa dahi inzibatî suç sayılabilir. Çünkü bu gibi hüküm ve emirlerin inzibata mugayir olan bütün hareketleri derpiş veya tarif etmelerine veyahut onların anasır ve şeraitini projede iraeye imkân yoktur. Disiplin muamelelerinin tatbikini istilzam eden fiil ve hareketlerin tadat edilmemiş ve bu hususta umumî ifadelerle iktifa edilmiş olmasının sebebi budur. Kaldı ki son zamanlarda beliren bazı cereyanlara göre ceza hukukunda bile kıyas usulüne müracaat yolu açılmış bulunmaktadır.

Bundan başka cezada, bir suçun usulen sübutu mahkûmiyet kararının verilmesini istilzam eder. Halbuki disiplin cezası ancak mesleğin nizamı, vakar veya şerefi bakımından fayda görüldüğü hallerde ve takibata maruz kalanın geçmişteki hali, zaman ve mevkiin icapları nazara alınmak şartile kabili tatbiktir. Proje, mahkûmiyet ve bazı istisnaî hallerde hangi cezanın tatbik edileceğini tesbit etmiş, bunun haricinde disiplin meclis veya haysiyet divanını, cezanın tayin ve tatbikinde, avukatlık şeref ve itibarını kuvvetle muhafaza etmek ve mesleğin adalet ve gaye ve icaplarına uygun olarak icrasını temin eylemek vazifesinden mülhem olacaklarını sarahatle derpiş eylemiştir. Disiplin meclisinin müdahalesi kanunda tadat olunan vecibelerin ihlâline münhasır değildir. Ancak takip mevzuu olan fiil veya hareketin mesleğin haysiyet ve şerefi veya meslek vazifelerinin icrasile uzak yakın bir alâkası olması şarttır. Çünkü ne derece yüksek olursa olsun her hangi bir inzibat meclisi hiç bir hüküm ve kaide tanımıyan ve hudutsuz bir salâhiyeti haiz bir teşekkül olarak ad ve telâkki edilemez.

Disiplin takibatının mevzuu, umumî bir ifade ile, vazife veya meslek icaplarına uymayan bir kusur, gayesi, nizamları, vakar veya şerefi ihlâl edilen teşekkülün manevî menfaati bakımından zarurî olan disiplinin idamesidir. Vasıtaları da bu maksatla kurulmuş olan heyet veya merciler tarafından ittihaz edilecek tedbir veya müeyyidelerdir. Disiplin takibatı bu cepheden, mevzuu memnu bir fiil, gayesi sosyal nizamın idamesi, vasıtaları salahiyetli hâkimler tarafından suçlulara karşı hükmedilen müeyyidelerden ibaret olan ceza takibatile bir yakınlık gösterir. Bu mülâhazalar ilcasiledir ki, disiplin takibatında, en mümasil ve müşabih münasebetleri tanzim eden prensiplerin takibi muvafık görülerek beşinci babın tanziminde ceza muhakemeleri usulü kanununun dayandığı prensiplerden ve Alman avukatlar kanunundan geniş mikyasta istifade edilmiştir. Bu­nunla beraber bazı hususlarda, âmme davasının, diğerlerinde hukuk davalarının karakterine iştiraki olan disiplin takibatının kaidelerindeki hususiyet itibariyle sui generis bir mahiyet arzettiği nazara alınarak muhtelif maddelerin tanziminde avukatlık vekar ve şerefinin müessir bir surette muhafaza ve müdafaası daima göz önünde bulundurulmuştur. Bu maksada vusulde Türk avukat ve barolarına düşen vazife Devletin resmî teşekküllerine mevdu olandan daha az ehemmiyetli değildir. Bu hükümlerin büyük bir hassasiyetle tatbikidir ki, projenin hedef tuttuğu zihniyet ve merhaleyi yaratıp yaşatacaktır.

AVUKAT ÜCRETLERİ

Projenin 129 uncu maddesi ücretin avukatla müvekkil arasında serbestçe tayin olunacağını natıktır. Bazı memleketlerde bu ücret avukatın sadakatim taltif için tarafların kendi rızasile verdiği bir hediye olarak telâkki edilmekte idi. Avukat ücretinin meşruiyeti artık bugün münakaşa götürmez bir hakikattir. Meslekî feragat geçim vasıtası olan maddî menfaatlara karşı istiğnayı tazammun etmez. Yeter ki, bu menfaat endişesi avukatın faaliyetinde başlı başına bir âmil olmasın. Ücret hakkındaki akdin yazılı şekilde olması projenin ihdas ettiği bir yeniliktir. Bir akdin yazılı şekle tâbi tutulması muhtelif gaye ve hükümleri takip edebilir. Muayyen bir şekle ittiba mecburiyeti tarafları şeklin mevzuu olan akid üzerinde düşünceye davet suretile isabetli kararlara ulaştırır. Bundan başka, yazılı şekil davayı basit bir hale getirmek ve kolaylaştırmak imkânını hazırlıyarak ihtilâf sebeplerini azaltır. Projede bilhassa bu ikinci mülâhazaya istinad edilmiş ücret ihtilâflarının avukatlara bais olduğu iztıraplı vaziyetleri imkân nisbetinde izale etmek gayesi takip edilmiştir. Bugün dahi birçok barolar avukatın ücret hususunda dava ikamesine cevaz ver­memekte ve bu yoldaki takibatı meslekî vazifeye mugayir addetmektedir. Müfrit bir zihniyetin mahsulü olan bu usûl takibe şayan ol­mamakla beraber gerek müvekkil ve gerek avukatı bu kabil ihtilâf­lara düşürmemek çok faydalıdır.

Bundan başka avukatlık mesleğinin âmme hizmeti mahiyetinde addedilmiş olması bir ücret tarifesi tesbitini muvafık kılmış ancak memleketteki şeraitin değişikliği nazara alınarak bu tarifenin esas­larını teklif salâhiyeti barolara verilmiştir.

130 uncu madde hasılı davaya iştiraki tazammun eden ücret mukavelenamelerini bâtıl addetmiş ceza davasının neticesine göre değişen ücret tayinine cevaz vermemiştir. Bu hükmün istinad ettiği sebep çok basittir. Projeye göre adaletin müdafii olan, yolsuz veya haksızlığı görüldüğü takdirde davayı terke mecbur tutulan avukat, şahsî menfaatini dava neticesine bağladığı andan itibaren her türlü istiklâli kaybetmiş olur. Bu gibi hallerde avukat kendi menafiinin de müdafii kesilir. Kaldı ki avukatın vazifesi müvekkilinin hukukunu hak ve adalet icapları dairesinde müdafaa ve takip olduğuna göre neticenin müsbet veya menfî olmasının mesaî karşılığı olan ücrete tesir etmemesi lâzımdır. Bu itibarla mahkûmunbihin miktarı üzerinden nisbî olarak tayin kılınan ücret mukaveleleri de batıldır.

Yukarıda ana hatları izah olunan lâyihanın en esaslı hedefi avukatlık mesleğinde inkılâp ruhuna uygun yeni bir zihniyetin vücut bulmasıdır.

Bu zihniyetin doğup yerleşmesinde Cumhuriyet Adliyesile Türk avukatlarının çok hassas davranacakları ve bu uğurda hiç bir mücadeleden geri durmayacakları hakkında tam bir itimadım vardır.

 

Adliye Vekili 

Ş. Saraçoğlu

 

T.B.M.M.

Adliye Encümeni

Esas No. 1/962

Karar No. 53

21-VI-1938

YÜKSEK REİSLİĞE

Adliye Vekilliğince hazırlanıp Başvekâletin 7-III-1938 tarih ve 6/823 sayılı tezkeresile Büyük Meclise sunulan Avukatlık kanunu lâyihası Adliye encümenine tevdi edilmekle Adliye Vekili Şükrü Saraçoğlu ve Hukuk İşleri Umum Müdürü Şinasi Devrinin huzurile tetkik ve müzakere olundu.

Kanunun mucip sebepleri hakkındaki okunan lâyiha mündericatile, Adliye Vekilinin şifahî izahlannda; memlekette hâkime ve mahkemeye karşı itimadın yerleşmesi, adaletin sür'at ve sadelikle temini ve kanunların tam ve isabetli olarak tatbiki Cumhuriyet Adliyesinin tekemmül ve inkişafına yarayan esaslı âmillerden olduğu tesbit edildikten sonra avukatın bu esaslarla yakından alâkalı rolü olduğu tebarüz ettirilmiş ve doğruluk ve nezaheti rehber etmemiş olan bir avukatın iş sahipleri üzerinde bırakacağı fena tesir ve izlerden ilmin ve şerefle adaleti yerine getirmeğe çalışan hâkimler kütlesinin taarruza uğrayabileceği ve bununla da memleketin büyük zararlar göreceği tafsil edilmiş ve demokratik bir idarede âmmenin tatmin edilmesi meşrut olup bu itminan ve itimadın tesisinde ve sosyal hayatımıza yeni bir nizam veren mevzuatımızın esaslarında memleket için ihtiyaç görülen yüksek kültürlü elemanlar arasında avukatların da yeri olduğu ve bu meslek mensuplarının nezih ve metin ahlâka sahip ve yüksek ilmî kudrete malik olmalarının lüzumuna işaret olunmuştur.

Bu itibarla serdedilen mütalâalar arasında avukatların kanuna ve adalete uygun reylerile neticesiz bir çok iddiaları bertaraf edecekleri ve hadis olan ihtilâflar için uzlaşma zeminleri bulacakları ve böylece Adliyenin müdahalesini icap ettirecek işlerin azalacağı ve nihayet hâkimle avukatın hakkı aramakta müşterek bir vazife deruhde etmiş olduklarını ve aksi hallerin ise kanunların ve hele usule dair kaidelerin taraflar hakkındaki teminat hükümlerinin davaları uzatmaya yarayan birer vesile menzilesine gireceği tafsil olunarak salâhiyetlerini, hakka hizmet yolunda kullanan ve hâkim huzurunda yalnız kanunun ve vicdanın sesini yükselten bir avukatın kaza kuvvetlerinin vazifelerini görmeğe îsâl eden adalet makinesinin en kuvvetli bir çarhı olduğu tesbit edilmiş ve hakkı izhar için faziletli bir hâkim kütlesine ne derece ihtiyaç varsa hâkimin faaliyetini ten­vir eden ve yalnız bilgi ve doğruluğu kendine rehbet tanıyan bir avukatlar topluluğuna da o derece lüzum olduğu gösterilerek bu düşüncelerle tanzim edilen avukatlık kanunu lâyihasını adlî ıslahatta yeni bir merhaleye erişmeyi hedef tuttuğu kaydolunmuştur.

Mucip sebepler lâyihası münderecatından telhis olunan bu değerli ve ehemmiyetli mütalâa ve mülâhazalara Encümen de tamamile iştirak etmektedir.

Memleketimizde avukatlık çok yakın bir mazide müstakil bir meslek sayılmıştır. Hususî hukuk hükümleri arasında vekâlet de diğer akitler gibi hiç bir kayıtla bağlı olmıyarak her şahıs dilediğini tevkil suretile hâkim huzurunda kendilerini temsil ettirir ve vekil olan da hiç bir kaideye riayete mecbur olmıyarak vekâlet vazifesini gelişi güzel yapardı.

Fıkıh hükümlerinin câri olduğu Osmanlı İmparatorluğunda nizamiye mahkemeleri denilen adlî teşkilât vücuda getirildikten ve bilhassa usûl kanunları garpten iltibas edildikten sonra 1293 tarihli (Dersaadet dava vekilleri nizamnamesi) adlı neşrolunan bir nizamnameye göre (Heyeti daime) denilen meslek mensupları arasından mahdut salâhiyetlerle müntehap bir teşekkül de vücuda getirilmişti, îstipdat idaresinin topluluğa karşı takip ettiği aleyhtarlık siyasetinden dava vekillerinin heyeti daimesi de kısa bir zaman sonra müessir olmuş ve heyet faaliyetten ıskat edilerek dava vekilleri bir meslek erbabı olarak iş görmekte devam etmişlerse de hukuk işlerinde hiç bir kayıt ve şart aranılmıyarak vekâlet etmelerine cevaz verilmiş ve yalnız ceza mahkemelerinde vekillik edeceklerin Adliyeden bir ruhsatname almalarile iktifa edilmiştir.

Meşrutiyetin ilânından sonra dava vekilleri, adı geçen nizamnamenin ihya ve tatbikına tevessül etmişler ve avukatlık tarihinde kayda şayan bir hal sayılabilecek bu teşebbüsün icra mevkiine geçmesi, meslek mensuplarının o zaman İstanbulda bir kahvehanede toplanarak kıdem ve sair şartlara bakmadan hukuk ve nüvvab mektepleri mezunlarile basit bir imtihan neticesinde istihsal edilen ruhsatnameleri haiz zevattan müracaat edenlerin adlarını kaydedip bir levha tanzimi ve heyeti daime kurulması suretile olmuştur.

Bugün İstanbul barosu levhasının esası ve baroya dahil avukatların sicilleri ve numara sıraları bu kayde ibtina etmektedir.

Yine o devrede, avukatlık hakkında bir kanun yapılmasına teşebbüs olunmuş ve bir takım projeler de ihzar edilmişse de neşrine muvaffakiyet elvermemiş ve nihayet Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra 1924 yılında Büyük İnkılâbın içtimaî hayatımızda tesisine başladığı en âcil değişiklikler ve yenilikler arasında (Muhamat kanunu) adile bir kanun neşolunarak bununla avukatlık, esaslı şartlara bağlanarak bir meslek haline konmuştur.

Cumhuriyetin feyizli icraatı arasında adlî safhadaki yeniliklerinin ilk safında yer alan bu kanunla lâyık olduğu mevkiinin tanınmasından avukatlık meslekinde bulunanlar ne mertebe müftehir olmuşlarsa, adaletin tevzii ve temini gibi memleketin en ehemmiyetli bir işinde alâka ve vazifeleri olan avukatların gördükleri işlerin ehemmiyetile mütenasip olarak Devletin murakabesi altında bulundurulması ve meslek, erbabı hakkında asrî icaplara uygun kayıt ve şartların aranması ve cezaî ve inzibatî müeyyidelerle bağlanması suretile âmme menfaatinin teminat altına alınmasından Türklük ce­miyet ve camiası da o derece mutmain olmuştur.

Hükümetin lâyihasında denildiği gibi avukatlık mesleğinin menşei itibarile esasta çok haksız fakat birçok vakıalara göre bu meslekin mazisinin öğünülecek bir halde olmadığı doğru bir izahtır. Bu meslek erbabına reva görülen itablar ve cezaî ve inzibatî en büyük suç sayılan (tezvir) bu meslek mensuplarına âlem olmuş ve adları olarak söylenmiştir. Acı bir takım misaller ve hâdiseler, bilgisiz ve karaktersiz bazı adamların bu mesleke intisap ederek yaptıkları hareketler fena zan ve hükümleri tevlit edebilirse de meslekin mahiyeti takdir edilmiyerek kanuna, nizama bağlanmayıp başı boş bırakılması bu telâkkilerin başlıca âmili olduğu açık bir hakikattir. Bugün bile cahil muhitlerde eski telâkkilerin devamı hep bu takdirsizliğin bıraktığı kötü izlerin tesiratından başka bir şey değildir.

Cihan harbinin malûm âkibeti üzerine İmparatorluğun her yandan istilâya uğradığı zamanlarda Türk halkının başına taslit edilen türlü mezahim arasında adını anmakla isnada nefret hissi uyandıran divanı harplerden başka yer yer kurulan ve hiç bir hukukî ve adlî kıymeti olmıyan heyetlerin ve hattâ bazan bir takım eşhasın ortaya çıkardıkları kararların çok şedit ve cebrî icra yollarile tenfiz ettirilmiş olmaları bu sırada çalışmış olan ve haklı ve kanunî bir iddia veya müdafaayı dinletecek merci bulamıyan Türk avukatlarının yüreklerinde acı ve elemli birer hatıra olarak hâlâ yaşamaktadır.

Yurdun her bakımdan uğradığı ve felâketli anlarında Türk milletinin asîl ve yüksek kabiliyetinin bu beliyeleri defe muktedir olduğunu yüksek dehasile takdir eden büyük Kurtarıcı düşmandan istihlâs ettiği vatanda müstakil bir Devlet kurduktan sonra ahden Devletlere tanıttırdığı ve kabul ettirdiği Türkiye Devletinin istiklâline sahip adliyesini de kapitülâsyon denilen yabancı müdahalelerden sıyırarak tesis etmiş ve Cumhuriyetin ilânı akabinde askerî ve ahdî zafer ve muvaffakiyetleri takip eden içtimaî inkılâp faaliyetlerinin başında en âcil kanunlar da hemen neşredilmiştir.

Adlî mevzuatımız muasır hukuk prensiplerine uygun olarak hazırlanmağa başlanmakla beraber bunların ikmaline kadar şer'î mahkemelerin ilgası ve muhakeme usullerinin tesbiti gibi sebepler isticali icap ettirmekte idi. İçte avukatlığın bilgi ve ahlâk bakımından bütün medenî memleketlerde cari usûl ve kayıtlarla hemahenk vasıf ve şartları gösteren ve avukatlar arasında bir de tasfiye yapılması hükmünü tazammun eyliyen 460 sayılı kanun ilk çıkan kanunlar arasına alınmış olmakla Kemalist Türkiye Cumhuriyetinin avukatlık meselesi hakkındaki isabetli görüşünü meydana koymuştur. Bu kanunun neşrinden sonra çıkarılan bir kaç kanunla ihtiyacı karşılıyacak bazı değişiklikler ve ilâveler yapılmıştır.

Adlî mevzuatımız Cumhuriyet rejimine ve muasır ilmî prensiplere uygun olarak ikmal olunduktan sonra görgü ve tecrübelerle anlaşılan ihtiyaçlarımızı karşılamak ve noksanları tamamlamak ve meslekin zaruret ve icaplarından olan bütün hükümleri toplamak maksadile ve avukatlığı bir âmme telâkkisile Avrupanın bir çok müterakki Devletlerile Birleşik Amerika Hükümetinin ve komşu Balkan Devletlerinin kanunları üzerinde de esaslı tetkikler yapılarak meydana getirilen proje neşir edildikten ve kongre halinde toplanan bütün baro mümessillerile birlikte tetkik ve münakaşa olunduktan sonra tanzim kılınmış olan bu lâyiha için Adliye Vekâletinin mesaisini takdirle karşılayan encümen, muvaffakiyetli bir eser saydığı bu lâyihayı esas itibarile kabule şayan görmüştür.

Avukatlık kanunu lâyihası ihtiva ettiği hükümler itibarile muhtelif fasıllara ayrılan yedi bab üzerine tasnif edilmiş 141 maddeden ibarettir.

Birinci bab avukatlık mesleğine kabul için aranılan şartları tesbit eden hükümlerden bahistir. Avukatlık mesleğine kabul olunmak için aranılan şartlar birinci maddede sekiz bendde gösterilmekte­dir.

Bunlar arasında kayıt ve izaha değer en mühim nokta Hukuk fakültelerile Siyasal Bilgiler okulundan mezun bulunanların avukatlık stajını yapmış ve hâkim muavinliği imtihanını da vererek ehliyet ihraz etmiş olması hükmüdür. Gelecek maddelerde izah olunduğu üzere hâkimlikte arandığı gibi avukatların ilmî müktesebatla beraber tatbikî sahada kabiliyet göstermelerinin lüzumu bu suretle kanunda kabul edilmiştir.

Birinci maddedeki şartlar arasında henüz kanunî bir mani teşkil edecek kat'ileşmiş bir hüküm ve karar bulunmadığı halde cezaî veya disipline müteallik bir suçtan dolayı takip altında bulunanların da avukatlık mesleğine kabul olunamıyacakları tasrih kılınmakla zan ve şaibe altında olanların haklarındaki takibi lehlerine bir netice vermeden evvel mesleğe girmeğe fırsat bulmalarını önleyecek musip bir tedbirdir.

Strajiyer ve avukatlıktan memnu olanlar hakkındaki hükümler lâyihanın ikinci maddesinde altı bendde sayılmıştır. Cezaî mahkûmiyetten bahseden birinci fıkra Encümence değiştirilerek şeref ve haysiyeti kırıcı suçlardan ağır hapsi müstelzim bir cürümden mahkûm olanların mutlak surette, bundan başka cürümlerden de bir sene ve daha ziyade hapis cezasile mahkûm olmanın avukatlığa mani sebep olduğu tesbit edilmiş ve teklifteki aşağı ve yukarı hadleri gös­termek suretile mahkûmiyet müddetine ait olan kayıt ekseriyetle kabul olunmamıştır. Maddenin sonuna işaret edilen bir hükümde kasdî olmıyan cürümlerle cezayı hafifleten sebeplerin nazara alınarak baro idare meclislerinin bu bapta karar vermeleri ahlâkî redaetten mütevellit olmıyan veya kanunun da cezayı hafifletici sebep saydığı iradeye müessir tahrik misillü hallerin takdire bırakılması En­cümence de musip ve muvafık görülmüştür.

Hâkimler kanununa göre hâkim olmak ehliyeti üç aylık bir mahkûmiyetle kaybedilmiş olduğundan böyle bir hale uğrayanların avukatlığa kabul edilmemeleri (B) bendinde gösterilmesi Encümence münakaşa edilmiştir. Bu yolda ileri sürülen mütalâaya göre haysiyeti kırıcı bir suçtan dolayı olmadıkça bir seneden az mahkûm olanların avukat olmaları caiz olduğu halde üç ay mahkûmiyetle hâkimlik vasfını kaybedenlerin avukat olmamaları madelete muvafık olmıyacağı hâkimlerin bu mahkûmiyetleri meslekî suçlardan mütevellit olmakla takyit edilmesi teklif edilmişse de hâkimlik sınıfına giren bir kimsenin hâkimlikten ıskatı müstelzim bir hareketi görüldükten sonra onun avukat olmasının terviç edilemiyeceği karşılık bir mütalâa olarak dermeyan edilmiş ve Adliye Vekili de bu mütalâaya iştirakle hükümet teklifinin kabulünü istemiş ve neticede (Fuad Sirmen, Numan Aksoy, Rıza Türel ve Atıf Akgüç) ün muhalif reylerine karşı ekseriyetle (B) bendi aynen kabul edilmiştir.

İflâsına karar verilmiş olanların avukat olamıyacakları hakkındaki (D) bendi mutlak olarak bütün iflâs edenlerin bu memnuiyet hükmüne gireceklerini tazammun ettiğinden Encümen hileli ve taksirli olmıyarak iflâs edenlerin itibarları iade edilmiş olduğu takdirde avukat mesleğine girmelerine bu halin mani sebep sayılmayacağı esası kabul edilerek maddenin buna dair hükmü değiştirilmiştir.

Bir de avukatlık vazifesini daimî surette ifa edemiyecek vücutça veya akılca arıza yerine maluliyet kaydı konmuştur.

Hükümet teklifinde yaş tahdidi sebebile hâkimlik veya memur­luktan ayrılanların avukatlığa kabul edilemiyeceğine dair olan (G) fıkrası Rıza Türel ve Hasan Ferid Perker’in akalliyet reylerine karşı ekseriyetle verilen kararla tayyedilmiştir. Avukatlık mesleğinde bulunanların hâkim ve memurlarda olduğu gibi 65 yaşını bitirince meslekten çıkarılacaklarına dair bir hüküm mevcut olmadığına göre hâkim ve memurlar hakkında kabul edilecek bu sebep avukatlık etmek isteyenlerin haklarında yaş tahdidi muamelesi yapılmadan kendilerinden tekaütlüklerini isteyerek vazifelerinden ayrılıp avukatlığa intisapları mümkün olabileceğinden ciddiyete uymıyan böyle bir tevil yoluna meydan verecek hükmün esas itibarile bir fayda temin etmiyeceği mülâhazası bu fıkranın kaldırılmasına sebep olmuştur.

Lâyihanın üçüncü maddesi avukatlıkla içtima edemiyecek meş­galeleri göstermektedir. Maaş, ücret veya aidatlı her türlü hizmet ve vazife ile tüccarlık daimî bir meşgale olduğundan bunlarla uğraşacak kimselerin avukatlık etmelerine cevaz verilmemesi kanunun ve meslekin hedef tuttuğu maksat ve gayeler itibariyle çok isabetli ve yerinde bir hükümdür. Bu arada iş ajanlığının mânâ ve mefhumu münakaşayı mucip olmuş ve avukatların kendilerine tevdi edilecek bazı işlerin önceden bir ihtilâf mevzuu olmadığı ve bilâkis avukat tarafından tedvir edilecek bir işte kanuna uygun olarak lâzım gelen muamelelerin yapılacağı ve o yolda mukavelelerin tanzim olunacağı nazara alınırsa iş sahipleri için faydalı olan bu hususları yapmaları­nın avukatlar hakkında bir memnuiyet sayılmaması izah edilmiş ve bir apartımanın icarı ve kiraların toplanması, vaktinde kirayı vermiyenlerden kiranın tahsili ve müddetin hululünde kiralayanın tahliyesi işi bu mülâhazaya misal olarak irad edilmiş ise de kazaî veya idarî bir mercide kanunlara göre tetkik ve halli istilzam edecek niza veya ihtilâf olmadıkça her hangi bir işin avukatlar tarafından yapılmasına cevaz verilemiyeceği ve misal olarak gösterilen apartıman idaresi ve hattâ idarî mahiyette gayrimenkul taksimi ve tapu senedi istihsali gibi işlerin de iş ajanları tarafından yapılabileceği avukatların bunlarla iştigalleri mesleğin ruh ve esası ile telif olunamıyacağı kabul edilerek iş ajanlarının da lâyihadaki teklif gibi avukatlıkla içtima edemiyecek meşgale olduğu neticesine varılmıştır.

Dördüncü maddede avukatlıkla içtima edebilecek meşguliyetler beş bendde tadat olunmayıp avukatlığın esaslı meşgalesine müessir olmamasından bundan evvelki madde hükmünden müstesna tutulmalarında mahzur görülmemiştir.

Ancak mebusların mutlak olarak Hazine, belediye ve hususî idarelerle bunların idare ve murakabesi altında bulunan müesseselerin ve sermayesinin yarıdan fazlası Devlete ait şirketlerin ve vilâyet ve belediye meclisi âzalarının da mensup oldukları meclislerin aleyhinde olan dava ve işleri kabul ve takipten memnu olduklarına dair maddeye sabit bir hüküm konmuştur.

Uhdelerinde bulunan mebusluk ve âzalık sıfatlarının memnuiyeti tasrih kılınan hallerde avukat sıfatile hasım tarafı temsil etmelerinin doğru olamıyacağı izahtan müstağni bir hakikattir. Bu memnuiyet hükmünün avukatın şeriklerine de şamil olduğunun maddede tasrihi bu hükme ciddiyetle riayet edilmesinin temini hakkından lüzumlu bir kayıt olmak üzere Encümence ilâve edilmiştir.

Mebuslarla belediye ve vilâyet meclisi âzalarının aleyhe dava kabulü ve ikamesi memnu olan müesseselerin lehindeki davaları kabul ve takip etmelerinde hiç bir mahzur tasavvur edilemeyip belki bilgi ve ihtisaslarından hazinenin veya maddede sayılan müesseselerin mebuslardan veya belediye ve vilâyet meclisi azalarından istifade etmeleri imkânını vermek faydalı olacağı mülâhaza olunmuş ve bu sebeple teklif lâyihasındaki mebuslara ait leh ve aleyhteki mutlak memnuiyet hükmü değiştirilmiştir.

Devlet, vilâyet veya belediye bütçelerinden veya bunların idare ve murakabesi altındaki daire ve müesseselerden maaş veya ücret alarak müşavirlik ve avukatlık edenlerin yalnız o dairelere ait işlerde avukatlık edebilecekleri beşinci maddede yazılı bulunmaktadır. Bu madde ile resmî devair ve müessesat avukatlarının hariçte iş görmeleri tecviz edilmemekte ve bu hükmün de isabeti müsellem bulunmakta ise de memleketimizde bu hükmün hemen tatbikına imkân bulunmadığından lâyihanın muvakkat maddelerine konan bir fıkra ile bu maddenin üç sene tatbikinin tehiri kabul edilmiştir ki, bununla alâkalı dairelerin bu müddetin nihayetine kadar teşkilâtını tanzim ve ikmale imkân bırakılmıştır.

Bu maddenin müzakeresine (Ücret) tâbirinin daimî avukatlara verilen yıllık ve aylık ücret olduğu yoksa muayyen bir iş için tutulmuş avukata verilen ücretin bu madde hükmüne girmeyeceği ve madde metninin bundan başka bir manayı tazammun etmeyeceği neticesine varılmış ve bu suretle bunun mazbataya işaret olunması kararlaştırılmıştır.

Altıncı maddede bir hâkim veya müddeiumuminin derece ve nisbetleri gösterilen akrabasından olan avukatların bulundukları mahkeme veya dairelerde avukatlık edemiyecekleri gösterilmektedir.

Bir avukatın maddede yazılı usûl ve furuğ veya karı ve koca ve akrabasının hâkim veya müddeiumumi bulunduğu mahkeme ve­ya dairede avukatlık etmelerinin bitaraflığı ve halkın itimadını sarsacak âmillerden sayılması tabiî olduğundan bu memnuiyet çok musip bir hüküm ise de müteaddit mahkeme bulunan veya bir veyahud müteaddit muavini olan müddeiumumilerin vazife gördükleri yerlerde akrabasından olan avukatların takip ettikleri işe el koyan mahkeme veya müddeiumumi yahut muavini huzurunda avukatlık edemiyecekleri tabiî olduğu ve tatbikatta bu cihetin tereddüdü istil­zam etmesine imkân bulunmadığı maddenin Encümence müzakere­sinde görüşülmüştür.

Hâkim ve müddeiumumilikten ayrılıp avukat olanların vazife gördükleri mahkeme ve yerlerde iki sene avukatlık etmekten memnuiyetlerine dair olan 7 inci madde mer'î kanunda da mevcut bir hüküm olup buradaki memnuiyet, vazifelerinden ayrılan hâkim veya müddeiumuminin ayrıldıkları yerde müteaddit mahkeme bile olsa avukatlık edememelerini icap ettirmektedir. Şu kadarki, tekaütlük­le ayrılanlara bu madde hükmü müessir olmadığı gibi temyiz hâ­kimliğinden ayrılıp avukat olanlar da yalnız Temyiz mahkemelerinin bütün dairelerinde avukatlık edemiyecekler yoksa yer itibarile Ankaranın diğer mahkemelerinde iş görmekten memnu değillerdir.

Birinci babın ikinci faslı staja ait hükümleri tayin etmektedir.

Avukat olacakların bir avukat yanında ve Adliye Vekâletinin tensip edeceği mahkemelerde staj görmeleri ve hâkim muavinliği imtihanı vererek ehliyet ihraz etmeleri bu kanunun en esaslı ve istihdaf edilen maksadı temine hadim en faideli bir hükmüdür.

Avukatlık mesleğine intisab etmek isteyenler haiz olmaları lâ­zım gelen şartların mecvudiyetini müsbit evrak ve vesikalarile avu­katlık edecekleri yerin barosuna bir talepname ile müracaat ederler ve burada hangi avukatın yanında staj göreceğini o avukatın muva­fakatini gösterir vesika ile bildirirler. Talepnameler Baro veya Ad­liye dairelerinde asılarak ilân olunur. Her avukat veya stajiyer, on beş gün asılı kalacak müddet içinde delile ve vakıaya müstenit itirazda bulunabilirler.

Baro reisi talepnamenin ilânından evvel baroya mensup avukat­lardan birini namzedin manevî vasıflarını tahkika ve bir rapor tan­zimine memur eder. Bu inceleme mesleke intisap edecekler hakkın­da kanunun ne derece hassas davrandığını göstermektedir. Baro reisinin namzedin manevî vasıflarını tahkika memur edeceği avukatın rapor vermek için lüzum gördüğü kimselerin malûmatına müracaat edeceği tabiî bulunduğundan lâyihanın on ikinci maddesinde tahkika memur olan bu avukatın ifade alacağına dair olan son fıkrası zait görülerek tayyedilmiştir.

Namzedin talepnamesi askıdan kaldırıldıktan bu suretle itiraz edecekler için müddet bittikten sonra Baro idare meclisi namzedin stajiyerliğe kabul edilip edilememesi hakkında on beş gün içinde karar vermekle mükelleftir. Bu kararlara karşı müddeiumumi, Baro idare meclisi azaları veya namzet kararın tebliği tarihinden bir hafta içinde Adliye Vekâletine itiraz edebilecekleri ve Vekâletin itiraz üzerine vereceği kararın kat'î olduğu ve Baro idare meclisinin on beş gün içinde hiç karar vermediği halde de itiraz olunabileceği ve aynı suretle karar verileceği on üçüncü maddede tesbit edilmiştir.

Baro reisinin, resen veya namzedin müracaatı üzerine talepna­mede gösterdiği avukattan başka bir avukatın yanında veyahut nam­zet bir avukat bulmamışsa her hangi bir avukatın yanında staj yap­masını tensip edebileceği ve böylece nezdine verilecek stajiyeri avukatın kabule mecbur olduğu on beşinci maddede gösterilmiş olup bununla meslekî tesanüdün icaplarından olarak avukatlara bir mükellefiyet tahmil edilmiş olmaktadır.

Avukat yanında yapılacak stajın bir sene müddeti olduğu ve bunun kesimsiz olarak ifa edilmesi on altıncı maddede yazılıdır.

Makbul sebepler dolayısile Baro reisinin stajiyerlere senede onbeş gün izin verebileceği ve staj müddeti içinde makbul sebeplerle üç ayı geçmeyen inkıtaların ikmâl ettirileceği aynı madde hükmündendir.

Stajiyerlerin avukatla birlikte muhakeme celselerine ve konferanslara devamı ve nezdinde çalıştığı avukatın vereceği işleri takip ve dava evrakını hazırlamak vazifelerile mükellef olduğu maddede tasrih edilmiş olup bununla stajdan beklenen faydanın elde edilmesinin temini kastedilmiş olmaktadır.

Hükümet teklifinde Stajiyerlerin adlî müzaherete nail olanlara ait davaların müdafaalarını yapmaları da bu vazifeleri arasında gösterilmekte ise de henüz avukatlık yapmağa salâhiyet ihraz etmemiş olanların bu gibi müdafaayı yapmağa mezun kılınmaları kendileri için bir faide temin etse bile müzaheret edilen işleri istihdaf hissini verecek bu kaydın kaldırılmasını encümen münasip görmüştür.

Lâyihanın on yedinci maddesi nezdinde staj yapan namzet hakkında avukatın üç ayda bir Baro idare meclisine rapor vereceğini ve müddetin nihayetinde de muvaffakiyetle bu vazifenin ikmâl edildiğine dair müddellel rapor vermeği âmir bulunmaktadır. Aynı zamanda stajın kanun hükümlerine uygun yapılmamasından avukatın mes'ul olduğu da maddede tasrih kılınmıştır.

Baro idare meclisleri senelik raporu aldıktan sonra müddeiumuminin mütalâasını alarak staj vesikasının verilmesine veya edineceği kanaata göre stajın namzet üzerinde beklenen faydayı temin etmediği takdirde müddetin altı ay uzatılmasına karar vermeğe salahiyetlidir. Listeye kaydolunan stajiyerler iki sene içinde bir mec­buriyete müstenid olmayarak vesika almazlarsa kayıdlarının terkin edileceği ve bu gibilerin iki sene geçmedikçe yeniden kayıt talebinde bulunamıyacakları on sekizinci maddede tesbit edilmiştir.

Stajiyerler hakkında Baro meclislerinin verecekleri kararların kat'î olduğu ve aleyhlerinde hiç bir mercie müracaat edilmiyeceği tasrih edilmiştir. Maddeye böyle bir hüküm konmasının ve itiraz yolu kabul edilmesinin doğru olup olmadığı hakkında Encümende yapılan müzakerede idarî kararlarda maddî hatalar sebebile tashih yapılması mümkün olabileceğinden Baro meclislerinin dahi emsali idarî mükarrerat gibi böyle hatalı kararı düzeltebileceği tabiî ve maddeye mevzu kayıtla stajiyerin vaziyetini yakından takip eden Baro idare meclislerinin netice hakkında takdire müstenid kararları aleyhine bir itiraz yolu açmanın mahzurlu olduğu neticesine varılarak madde teklif veçhile aynen kabul olunmuştur.

Avukatın yanında stajını bitirenler Adliye Vekâletince tensip edilecek bir mahkemede bir sene müddetle vazife görmeleri ve hâkim namzedleri hakkındaki hâkimler kanunu hükmünün bunlar için de tatbik olunacağı 19 uncu maddede beyan edilmektedir.

Avukat yanında ve mahkeme nezdinde stajını muvaffakiyetle ikmâl edenler veya stajdan vareste bulunanlar çalışmak istedikleri yerin barosuna müracaatle levhaya kayıdlarını isteyecekleri ve Baro idare meclislerinin bu talepten itibaren bir ay içinde esbabı mücibeli kararını vererek Adliye Vekâletine bildireceği bu kararlar üzerine veya muayyen müddet içinde hiç karar verilmemiş olduğu takdirde itiraz yolu ile yapılacak müracaata karşı Vekâletin keyfiyeti tetkik ederek neticeye göre ruhsatname vereceği 20 inci madde hükmündendir.

21 inci maddede stajdan istisna edilecekler yazılıdır. Encümen bu maddeye bazı ilâveler yapmıştır. Onlar da; askerî mahkemelerdeki adlî hâkimlikte Devlet Şûrası dava daireleri reis ve âzalıklarında ve Hukuk Fakülteleri medeniye, ticaret ve ceza hukukile usûl dersleri profesör veya doçentliğinde bulunanlardır. Bu maddede gösterilen işlerde dört sene bulunanların staj hükümlerine tâbi tutulan avukat namzedlerinin iktisap edecekleri tatbikî malûmatı ihraz etmiş sayılmalarının çok yerinde olduğu aşikârdır.

Avukatların hak ve vazifeleri ikinci babta tesbitedilmiştir.

Lâyihanın avukatlığı âmme hizmeti mahiyetinde bir meslek olarak kaydeden 22 inci maddesi avukatlığın gayesini, bilgi ve tecrü­belerini adalet hizmetine hasrederek taraflar arasında doğan ihtilâfların hakka uygun bir şekilde halline tavassut etmek olduğunu tasrih ettikten sonra vazifesini de «bütün mahkemelerle resmî mercilere kanunun tam tatbiki hususunda yardım etmektir» diye veciz bir surette tebarüz ettirmiştir.

Lâyihada umumî şekilde ifade edilen avukatlık vazifesi avukatların deruhde edecekleri işlerde maddî menfaat karşılığı müvekkil­lerinin arzularına bir bazice olmak mahiyetinde telâkkiye yol açacak şekilde iş görmek ve onların hasmane hislerini benimseyerek hareket etmekten tamamile uzak veya yalnız hukukî bilgi ve tecrübelerile hakka uygun olarak taraflar arasındaki ihtilâfların halline tavassut suretile adaletin müzahiri sıfatile çalışmaları lâzım geldiği vuzuhla ifade olunmaktadır.

Mazbatanın başlangıcında da işaret edildiği üzere bugün de az çok izleri kalan avukatlık hakkındaki kötü telâkkilerin bu kanunla mazinin gömülen seyyiatı arasına atıldığı ve bundan böyle avukatlık mesleğinin maddî menfaat ve hasis emellere âlet olmaktan kurtularak kanunların tesbit ettiği hükümler dairesinde kendilerine tevdi olunacak işleri hakka ulaştıracak mahkeme ve makamlar nezdinde yardımcı bir kuvvet olduğu kat'iyetle temin edilmiş bulunmaktadır.

Avukatlığın tam serbest bir meslek sayılmayıp adlî otoritenin devamlı murakabesi atında bulundurulduğundan avukatın vazifesi hakkında lâyihaya konan bu esaslı hükümlerin isabeti encümenimizce de izahtan müstağni bir hakikat olarak kabul edilmiştir.

Lâyihanın 23 üncü maddesi münhasıran avukatların yapacakları işleri tayin ve tesbit etmektedir. Bu madde, bir taraftan avukatların yapmıya kanunun salâhiyet verdiği işleri yalnız bu meslek erbabına hasretmek suretile göstermekte ve hem de bu işlerin avukat olmıyanlar tarafından görülmesi ve takibinin halka maslahata ve resmî mercilere zarar vermek ve müşküller doğurarak işleri geciktirmek ve hatta haksız bir neticeye sevkedebilmek ihtimalleri derpiş edile­rek bunları önlemekte olduğundan bu kanunun en esaslı ve ana hükümlerinden biridir.

Avukatların, kanun işlerinde ve hukukî meselelerde rey vermeleri yapacakları işlerin başında gösterilmiştir. Bu hal, kendisine vaki olacak müracaat üzerine şifahî olabileceği gibi yazılı olarak reyini bildirebilir. Konsültasyon suretile de rey verilebilir. Malî ve iktisadî yahut teknik bir işin halli görüşülmek üzere bu işlerde vukufu olanlar arasındaki hukukî ve kanunî bakımdan o meselenin alâkalı olması sebebile avukatın da bulunarak diğer mütehassıslarla birlikte mesleği ilgilendiren hususlar hakkında mütalâa beyanı da yine bu maddedeki rey vermek vazifesine dahildir.

Mahkeme hakem veya kaza salâhiyetini haiz bütün merciler huzurunda hakikî veya hükmî eşhasa ait bir hakkı dava, müdafaa etmek ve bunlara mütedair evrak ve lâyihalar tanzim etmek de avu­katın vazifesi olmak üzere maddede gösterildiğine göre şimdiye kadar tatbikatta mahkemeler huzurunda yapılan dava açmak ve müdafaada bulunmak işleri için tereddüdü müstelzim bir nokta yoksa da idarî kaza salâhiyetini haiz Devlet Şûrası dava dairelerile kazaî mahiyette kararlar veren ezcümle maliye teşkilâtımızdaki muhtelif vergiler için müteşekkil itiraz ve temyiz komisyonları huzurundaki işlerde de münhasıran avukatların bulunabileceği bu hükmün pek sarih icaplarındandır. Bu itibarla maliye işlerinde bilgi ve ihtisas sahibi olduklarını ileri sürerek muhtelif vergi ve mükellefiyetler için bahsedilen komisyonlar huzurunda mükelleflerin ve alâkalıların vekâletlerini deruhte ederek onları temsilen işler görmeyi meslek edinmiş olanların da bu faaliyetlerine nihayet verilmek zaten lâzım idi ise de bu lâyihanın sarih hükmü karşısında bu suretle hareket edilmesinin zaruret kesbettiği aşikârdır.

Resmî dairelerde iş takibi keyfiyeti, avukatların yapabilecekleri işler arasında ehemmiyet ve nezaketle nazara alınacak bir meseledir. Kanunun ruh ve maksadına göre avukat mutlak olarak iş takip edemez. Ancak bütün adlî muameleleri mutlak olarak ve bundan gayri resmî dairelerde nizalı ve ihtilaflı işleri takip edebilir.

Teklif lâyihasında (Münazaalı işler) diye yazılı olan kayıd encü­mence uzun uzadıya tetkik ve münakaşa edilmiş ve esas maksadda ihtilâfı mucip bir nokta yoksa da kanunun metinde ifade şeklinin (nizalı ve ihtilaflı) olarak yazılması muvafık olacağı neticesine varılmıştır. Zira münazaalı tâbirinden maksat, takip edilen bir işte ihtilâfın mevcut olması keyfiyetidir. Yani kendisine müracaat vaki olan resmî bir merci, müracaata karşı alâkalıyı tatmin etmiyen ve kanuna da uygun bulunmıyan bir karar ittihaz etmiş olması şarttır. Böyle bir vaziyet karşısında avukat ve merci nezdinde işi takip ile kanuna ve hakka uyan teşebbüslerde bulunarak müvekkilinin iddiasını veya itirazım kabul ve ismaa çalışabilir. Yoksa iş ajanlığı hakkında encümen müzakeresini yukarıda naklederken izah olunduğu veçhile resmî daire ve mercilerde görülecek bir iş için ihtilâf ve niza çıka­bilmesi ihtimali düşünülerek önceden avukatın böyle işleri takibe salâhiyetleri yoktur. Böyle bir takip iş ajanlığı iştigalâtının mevzuu­na girer. Avukatlar böyle bir takipten bu kanuna göre memnudurlar.

Maddenin son iki fıkrasile kanunî ehliyeti haiz her şahsın kendi işini veya velî, vasi, kayyım vesaire gibi başkasını temsile salahiyet­li olduğu davaları ve işleri bizzat ikame ve takibe salâhiyetleri ol­duğu ve usûl kanunlarında avukatlarla müdafiler hakkındaki hûkümlerin mahfuz bulunduğu kaydolunmuştur. Bu fıkra hükümlerine göre bir kocanın karısının müdafaası için ceza mahkemesi huzurunda bulunabileceğine dair hükmün de bu madde ile ihlâl edilmemiş olduğu tesbit olunmuş demektir.

Yirmi dördüncü madde, avukatların, mesleğin vakar ve haysiyetile telifi mümkün olmıyan her türlü hareketlerden çekinmelerini âmir bulunmaktadır. Hükümetin mucip sebepler lâyihasında da işaret edildiği veçhile vakar ve haysiyet keyfiyeti avukatlıkta mesleğe girmek için aranılan vasıflardan olduğu gibi mesleğin ifası esnasında da daima muhafazası istenilen ve bunu ihlâl edecek ufak bir ha­reketin inzibatî cezayı ve nihayet meslekten çıkarılmayı müstelzim bir hareket olduğu şüphesiz olup ve vakar ve haysiyetle telif kabil olmıyan haller yalnız mesleğin ifası sırasında aranılmayıp avukatın hususî hayatında da bu gibi hallerden müçtenip olması lüzumu pek tabiîdir. Pek muktedir bir avukatın hususî hayatında da haysiyet kırıcı halleri varsa manevî şerait bakımından esaslı bir vasfı kaybetmiş telâkki olunması zaruridir. Yine bu maddede avukatın vazife ve salâhiyetlerini adaletin icaplarına uygun olarak ifa ve istimal eylemek mecburiyetinde olduğu sarih olarak ifade edilmektedir. Bir avu­katın deruhte ettiği bir işte haksızlığını bildiği ve kanuna uygun olmadığını takdir edebileceği her hangi bir hususu iddia ve müdafa­asında serdederse vazifesini adaletin icaplarına aykırı olarak ifa etmiş sayılır. Avukatlar, adlin, ve hakkın müzahiri ve yaptıkları işler bir âmme hizmeti mahiyetinde addolunmasına göre vazifelerini bu daire hududunu aşarak yapabilmelerini tecviz etmek bu meslek için hedef tutulan gayeyi bozmak olur.

25 inci madde avukatların mahrem ve sır tevdi edilen emin bir meslek sahibi olduklarını tesbit eden hükümleri ihtiva etmektedir.

Avukatın kendisine müracaat edecek iş sahibinin her türlü sırlarına ve hususiyetlerine vukuf peyda etmesi pek tabiî olduğundan bu suretle muttali olacağı hususatı ifşadan menedilmeleri gerek meslek için ve gerekse iş sahipleri için bir teminattır.

Maddenin son fıkrası ceza muhakemeleri usulü hakkındaki hükümle mütecanis olarak avukatın bahsedilen hususlar hakkında şahitlik etmelerinin ancak iş sahibinin muvafakatına bağlı olduğu kaydolunmuş ve iş mahremiyet esası bu suretle de bir kat daha ka­nunla teyit olunmuştur.

Yirmi altıncı madde avukatın kendisine teklif olunan işi kabul mecburiyetinde olmadığını ve hiç bir sebep göstermeksizin reddedebileceğini ve iş kabul edip etmemek hususundaki serbestisini kaydetmekle beraber iş sahiplerinin hakkını siyanet edici iki hükmü de burada tesbit etmektedir.

Onlar da:

1) İş sahibine avukatın vakit geçirmeksizin işinin kabul edilmediğini haber vermesi,

2) iki avukat tarafından teklifi reddolunan iş sahibinin Baro reisinden kendisine bir avukat tayinini istemesi ve reisin de bu talebi yerine getirmesidir.

Avukatın kendisine teklif edilen işleri 27 inci maddede sayılan hallerde redde mecbur olduğu gösterilmektedir. Üç bendde tesbit edilen bu haller, adalet ve hakka uygun olarak vazife görmek mecburiyetini ve işte evvelce alâkası olmak itibarile güveni sarsacak vaziyetlere meydan vermemek teminatını ve hâkim ve memur ve hakem sıfatile önce el konulan işlerin avukat sıfatile takibinin pek bariz mahzurlarını bertaraf etmek tedbirlerini derpiş etmek itibarile isabetli birer hükümdür.

Red mecburiyetinin avukatın şeriklerine şamil olması bu hükmün konması icap eden mülâhazanın şerik hakkında da varit olmasının tabiî bir neticesi sayılmak lâzımdır.

Lâyihanın 28 inci maddesi avukata tevdi edilmiş olan evrakın vekâlet işinin neticesinden itibaren üç sene müddetle muhafazaya mecbur olduğunu ve hükmünü göstermektedir. Bu hususun müddet tayin suretile kanunda yer alması avukatların vazifelerini tesbit etmekle beraber ikmal edilmiş bir işe ait evrakın yıllarca saklanması külfetinden azade kılmak dolayısile avukat için de kolaylık temin eden bir usuldür. Bu maddeye göre avukatların bürolarında muntazam bir dosya tutmaları ve muhafaza tertibatı bulundurmaları lüzu­mu anlaşılmakta olup baroların bu bakımından da avukatların vaziyetlerini göz önünde bulundurmaları pek tabiîdir.

Avukatın nezdindeki evrakı geri almayı müvekkiline yazı ile bil­dirdiği halde saklama mecburiyetinin üç ayda nihayet bulacağı kaydile de avukatlar için başka bir kolaylık temin etmektedir. Bu mad­denin son fıkrasile de avukatın ödenmemiş ücretine karşı teminat sayılabilecek bir kayıt daha var ki o da ücretin ödeninciye kadar evrakın geri verilmesine mecbur olmamasıdır.

29 uncu madde müvekkille avukat arasında vekâlet ve ücret akünden doğan zarar ve ziyan iddiaları için beş senelik müruru zaman kabul edilmiştir. Teklif lâyihasında üç sene olarak gösterilen bu müddet encümence beşe çıkarılmıştır.

Bu hükümde akitten doğan kaydı vekâlet aktinin icaplarını yapmamak haline münhasırdır. Yoksa hata, taksir ve haksız fiilden doğan zarar ve ziyanlardan dolayı umumî hükümler daireside muamele olunmak lâzım gelir.

Lâyihanın 30 uncu maddesinde avukatın deruhte ettiği işi doğruluk ve dikkatle yapması ve ikmal etmesi mecburiyeti gösterildikten sonra teklif olunan işi kabul edip etmemekte serbest olan avukatın kendine mevdu bir işin takip veya müdafaasından arzusile vazgeçebileceği de aynı salâhiyetin icaplarından sayılmak lâzım gelir. Şu kadar ki: Müvekkilin hukukunu muhafaza için vaz geçme arzusu müvekkile bildirildikten sonra on beş gün müddetle müvekkilini temsil ve müdafaada devam mecburiyeti de kanunda kabul edilmiştir.

Adlî müzaheret suretile bir şahsa avukat tayin edilenler mücbir sebep olmadıkça kendilerine mevdu vazifeyi yapmaktan istinkâf edemiyecekleri ve bu mücbir sebebi de kendilerine avukat tayin eden hâkim veya adlî müzaheret bürosunun takdir etmesi maddenin ikin­ci fıkrasında işaret olunmuştur. Bununla müzaherete nail olan kim­senin hakkının korunması için kendisinin âciz olması dolayısile ka­nunun âmir bulunduğu yardım hususu bu işe tayin edilen avukatın keyfi arzusuna bırakılmamış olmaktadır.

Müvekkilin ölümü halinde de avukatın sıfatını mirasçılara veya haleflerine bildirmeğe ve alacağı talimata göre mirasçıların hukukunu temsil ve müdafaaya devam etmeğe mecbur bulunduğu maddenin son fıkrası hükmü iktizasındandır. Mirasçıların ölen murislerinin avukata verilmiş bir işi olduğundan malûmatları olmaması gibi ihtimaller karşısında avukatın mirasçılara sıfatının ihbarına mecbur tutulmaları kaydı, hakkın müzahiri olan avukatlara terettüp eden bir vazifenin bu kanunda ifadesi demektir.

Bir avukatın meslekten çıkarılması veya ölümü gibi hallerde iş sahiplerinin haklarını korumak ve önlemek için kanunun 31 inci madde ile baro reisine mühim salâhiyet veren hükümleri göstermek­tedir. Bu hallerde alâkalıların talepleri veya iş sahipleri haberdar edilmek şartile baro reisinin resen kaydı silinen veya ölen avukatın elindeki işleri muvakkaten görmek üzere bir avukat tayin edeceği ve bu sebeplerle on beş güç geçmemek üzere dosyalarının devir ve teslimine kadar geçecek zamanın kanunî mehillere müessir olmıyarak bu müddetlerin işlemeyeceği ve baro reisinin mahkemelere vuku bulacak tebliğile keyfiyetin tesbit olunacağı maddede musarrah bulunmaktadır.

Her avukatın levhaya kaydı tarihinden üç ay içinde bir büro tesisine mecburiyeti kanunda emrolunmaktadır. Bugün bazı avukatların yazıhaneleri olmıyarak seyyar bir halde mahkeme koridorlarında ve hatta mahkeme civarındaki kahvehanelerde iş sahiplerile görüşmek ve onların vekâletlerini deruhte etmek gibi meslek için hacetle telâkki olunabilecek hallerin tamamile önüne geçilmiş olacaktır.

Tesis edilecek büroların barolarca evsafının tayin edileceği hakkındaki maddede mevcut kayıt avukatların mesleğin haysiyetile mütenasip ve vazifelerinin icaplarını hakkile yerine getirmeğe müsait surette lüzumlu tertibat ve teşkilâtı havi olmasının ehemmiyetle baroların nazara alıp bu evsafı tesbit edecekleri tabiîdir. Bu kanunun tatbikına başlandıktan sonra avukatların çalışacakları yerlerin bir han odasında veya âdi bir dükkân içinde itimat temin etmiyeceak şekilde olmasına fırsat verilmiyeceği şüphesizdir.

Avukatların büro işlerinde kâtip ve daktilograftan başka ancak avukat kullanabileceklerine dair lâyihanın 33 üncü maddesi kanunun en mühim hükümlerinden ve şimdiye kadar tatbikatta tesadüf edilen çirkin vaziyetleri bertaraf eden tedbirlerden biridir.

Müvekkille avukat arasında bir takım adamların avukat yazıhanelerinde sıfatları ne olduğu belli olmıyarak bulunmaları birçok yolsuzluklara sebep olduğu gibi iş sahiplerinin itimadını sarsmaları itibarile avukat olmayanların bürolarda çalıştırılmasının memnu olması çok isabetli ve mesleğin gayelerine uygun bir hükümdür.

Bu maddenin avukatlıktan menedilenlerle iş ortaklığı yapılmasının inzibatî ceza müeyyedelerile memnu olması ve avukatlığa veya memurluğa mâni olacak bir suçtan dolayı mahkûm olanların veya takip altında bulunanların da avukatların yanında çalıştırılmıyacağına dair son fıkrası aynı düşünce ile konmuş bir hükmü tazammun etmektedir.

Avukatın bürosundaki işlerin yanında çalışan stajiyer veya kâtipleri vasıtasile takip ettirebileceği dava dosyalarını yalnız avukat­larla stajiyerlerin ve tarafların tetkik edebileceği ve takip işlerinde mes'uliyetin kendine ait olduğu lâyihanın 34 üncü maddesinde beyan olunmaktadır.

Avukatın tevdi olunan işlerde maddî bir alâkası olmaması bu kanunda itina ile iltizam edilmekte olduğundan filhakika hilafı hareketlerin avukatın hakka ve adle uygun olarak iş görmesini âmir bulunan bu kanun hükümlerine tevafuk edemiyeceğinden lâyihanın 35 inci maddesinde avukatların vaziyed ettiği işlerin münazaalı hak­lan iktisaptan veya buna delâletten iş bittikten sonra beş seneye kadar memnu oldukları yazılı bulunmaktadır.

Menfaat mukabilinde avukata iş getirmek veya bir iş sahibine bu suretle avukat bulmıya delâlet etmek bu kanuna göre menedilmiştir. Bu memnuiyet hapis cezasile müeyyide altına alınmış ve böyle delâlet edenler memur iseler cezalarının daha ağır olacağı 36 inci maddede gösterilmiştir. Bugüne kadar avukatlara veya iş sahiplerine dellâllık ve meyancılık eden bir takım eşhas faaliyet halinde görülmekte ve hatta bu arada tevkifhanelerde bazı memur ve gardi­yanların bile müdafi bulmağı menfaat karşılığı adeta iş edinmiş olduklarına tesadüf edilmekte idi. Esası pek çirkin olan ve her bakımdan adalet işlerinde mahzur tevlit eden bu halin menedilmesinin isabeti izahtan müstağnidir.

37 inci maddede avukatın mahkeme huzuruna resmî kıyafetle çıkacağı yazılı bulunmaktadır. Pek çok memleketlerde avukatların mahsus bir kisve ve kıyafetle mahkemede bulunmaları usulü carî olup memleketimizde 1924 tarihinde çıkan kanun hâkimlerle avukatlar için bu mecburiyeti kabul etmiştir.

Avukatın kendilerine mahsus kıyafetlerle mahkemeden gayri yerlerde de bulunmaları caiz olabilir. Netekim bugün mevcut teamüle göre baro idare meclisleri ve baro umumî heyetleri toplantılarında kisvelerini lâbis olarak hazır bulunmaktadırlar. Bu husus Adliye Vekâletince yapılacak bir talimatname ile de tesbit olunacağı encümen müzakeresinde görüşülmüştür.

38 inci madde de her Adliye dairesinde barolar için bir daire ayrılacağını âmir bulunmaktadır.

Avukatların barolarından başka yerlerde, mahkeme salonlarında ve Adliye binasında hukukî istişarede bulunmaktan memnu oldukları 39 uncu maddede tasrih olunmuştur. Ciddiyete yakışmıyan bu halin men'î avukatların her zaman ayak üstü kendilerinden mütalâa soran ehibba ve tanıdıklarının hiç bir menfaati olmadığı halde nezaret ve hatıra riayetle yüzleri tutmıyarak cevap vermek mecburiyetinde kalmak suretile iz'aç edilmelerinin de önüne geçen ve mes­leğin şeref ve haysiyetini koruyan çok musip bir hükümdür. Ancak, maddede işaret olunduğu veçhile sureti mahsusada avukatın davet edildiği yerlerde istişare olunan ve bu suretle rey verilen haller bu madde hükmünden tabiatile müstesnadır.

Avukatın intizamla çalışması lüzumunu temin için deruhte edilen dava veya işlerle yazılı mütalâasına müracaat olunan hususlar hakkında dosya tutmakla kırkıncı madde mucibince mükellef olduğu gösterilmiştir.

Avukatın iş hususunda mülakatında lüzum görürse bir zabıt varakası tutabileceği kırk birinci maddede tesbit edilmiştir.

Avukatların iş celbi için teşebbüste bulunmaları ve gazete ile reklâm yapmaları 43 üncü madde hükmüne göre memnu addedilmiştir. Çok yerinde olan bu memnuiyet hükmünün bürosunu başka yere nakleden bir avukatın bunu gazeteye vermesine şümulü olma­dığı tabiî olup bu hususun maddeye kayıt ve ilâvesine encümen lü­zum görmemiştir.

44 üncü madde avukatlar hakkında kanunun gösterdiği yüksek bir itimadı ifade eden ve mevzuatımıza ilk giren bir hükmü göster­mektedir. O da: Avukatın dosyasında saklanan vekâletnamenin aslına mutabakatı kendi tarafından tasdik edilecek örneğinin resmî suret sayılmasıdır. Bu salâhiyetin suiistimali üç seneden sekiz seneye kadar ağır hapsi müstelzim bir suç sayıldığı maddenin son fıkrasında kaydedilmekle şiddetli ve çok yerinde addolunabilecek bir müeyyide altına alınmıştır.

Adalete ve kanuna uygun olarak âmme hizmeti mesabesinde sayılan avukatlık hizmetinin vecibeleri arasında bulunan bir hükme göre de Temyiz mahkemesinde avukatlar için lüzumsuz ve kanunsuz temyiz yoluna gidilmesini bertaraf etmek üzere Hukuk Usulü Muhakemelerinde mevcut olan cezaî hükmün temyizde bir fiş tutularak oraya işaret edilmesi ve hâkimler hakkında tatbik olunan esaslar dairesinde bu fişler üzerine Adliye Vekâletindeki merkez bürosu tarafından liste tanzim edilmesi 45 inci maddede yazılmış ve bir yılda üç veya iki yılda beş defa suiniyetle temyiz yaptığından dolayı cezaya uğrıyan avukatın iki sene Temyiz mahkemesinde duruşmada bulunmaktan ve temyiz evrakı yazıp hazırlamaktan menedileceği ve bu halin tekerrüründe Temyiz mahkemesi nezdinde avukatlık yapmak sıfatını tamamile kaybedeceği 46 inci maddede gösterilmiştir.

Haklarında bu memnuiyet hükmü tatbik edilen avukatların memnuiyet hilâfına aykırı hareketlerine karşı da bir defasında işten ve tekerrüründe meslekten çıkarılacağı 47 inci maddede işaret edilmiştir.

Avukatlık mesleğine verilen ehemmiyetin şükran ve hürmetle karşılanmağa değer yeni bir hükmü de, vazife sırasında veya yaptığı vazifeden dolayı avukat aleyhine işlenen suçlar için devlet memurları aleyhinde işlenmiş suçlar hakkındaki cezaların tatbik edileceği 48 inci maddede tasrih edilmiş bulunmaktadır. Bu hükmün hem avukatlık mesleğinin kanun nazarındaki değerini ve hem de avukatın bu kanunun hedef tuttuğu gayelere uygun olarak ifa edeceği vazifelerden dolayı uğrıyabileceği bir tecavüz ve taarruzun devlet memurları hakkındaki hükümler dairesinde mütecasirlerini cezaya çarptırmak suretile kanunun yüksek himayesi altında bulundurduğunu izhar etmektedir.

Yine kanunun bu himayesi cümlesinden olan 49 uncu maddede avukatların vazifesinden doğan veya vazife sırasında işlenen suçlardan dolayı haklarında yapılacak takibatın hâkimler gibi Adliye Vekilinin iznine bağlı olduğu gösterilmektedir. Encümende beş muhalif reye karşı kabul edilen hükümetin teklif ettiği bu madde hükmüne göre hak ve madeleti rehber ittihaz eden bir avukatın vazifesini ifada ne kuvvetli bir mesnede malik olduğu izahtan müstağnidir.

Hukuk ve Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunlarının müdafaa serbestisini, muhakemenin inzibatını temin için mahkeme reisine veya hâkime verdiği salâhiyetlerin ve buna müteallik hükümlerin mahfuziyeti pek tabiî olup bu husus maddenin son fıkrasına kaydolunmuştur.

Avukatların hak ve vazifelerini tesbit eden lâyihanın ikinci babının son maddesi avukatlar levhasına kaydı icra edilmemiş veya muvakkat vesika alarak avukat olmak hakkını iktisap etmemiş olanların dava evrakı tanzim ve icra muamelelerini takip veya sair avukatlara mahsus salâhiyetleri kullanmaları ve avukat unvanını taşımaları ceza müeyyideleri altında menedilmiştir.

460 sayılı kanunun muvakkat maddesi hükmüne göre yapılan tasfiyelerden sonra baro levhalarından kaydı silinenlerden bazılarının matlubun temliki hakkındaki hükümlerden istifade ederek muvazaa suretile bir takım adamlardan namlarına matlup temlik ettirerek mahkemelere girdikleri görülmüş ve her ne kadar bazı mahkemelerin vaziyeti idrâk eden reisleri tarafından bu muvazaalı müracaatlar reddolunmuşsa da umumî hükümlerin cevaz verdiği bir muameleyi suiistimal edenler hakkında sarih bir memnuiyet müeyyidesi olmadığından tatbikatta gerek barolardan çıkarılmış ve gerekse avukatlık salâhiyetini haiz bulunmıyan adamların bu tarik ile iş gördüklerine tesadüf ediliyordu. Encümen, tatbikatın verdiği bu misalleri de ehemmiyetle nazarı dikkate alarak lâyihanın 50 inci maddesine koyduğu bir fıkra ile matlup temellükü veya sair avukatlara ait salâhiyetleri kullananlar için hapis ve ağır para cezası müeyyidesi altında bir memnuiyet hükmü kabul etmiştir.

Avukatlık salâhiyeti olmıyanların bu sıfatla kabul edilmiyecekleri hükmü yalnız mahkemelere münhasır olmayıp bütün resmî mercilerin de bu kayda riayete mecbur oldukları maddenin son fıkrasında tasrih kılınmıştır.

Lâyihanın üçüncü babı avukatlar levhasının tanzimine ve levhadan avukatlık kaydının silinmesine ve bu kaydın yenilenmesine mü­teallik hükümleri on maddede tesbit etmektedir.

Barolar her adlî yıl başlangıcı sayılan adliye tatilini müteakip mıntakaları dahilindeki avukatların levhasını tanzim ve bu levhayı encümenin tensibi veçhile 51 inci maddede sayılan makamlarla mah­kemelere, heyetlere ve noterlere ve diğer barolara gönderirler.

Her avukatın devamlı olarak avukatlık edeceği mıntıkadaki baro levhasına kaydolunmasını kanun bir mükellefiyet saymıştır. Bununla beraber devamlı olmamak şartile bir baro levhasına kayıtlı avukat memleketin her yerinde mesleğini yapmağa salahiyetlidir. Avukatın her yerde iş görebilmek salâhiyeti devamlı olmamakla mukayyet olup levhasında kayıtlı bulunduğu bir baronun mıntakası haricindeki bir yerde devamlı olarak çalışması mensup olduğu baronun avukat üzerindeki murakabe salâhiyeti tamamile ifaya müsait olama­yacağından devamlı çalışmıya başladığı yerin barosu bir zabıt varakasile o avukatın mensup olduğu baroya keyfiyeti bildirir ve öyle bir yerde disiplin cezasını müstelzim bir harekette bulunmuş olursa aynı şekilde muamele yapılır.

Avukatlar başka bir baroya nakillerini istiyebilirler. Böyle bir talep üzerine nakledilmek istediği baro idare meclisi lâzım gelen tetkikatta bulunur ve evvelce kayıtlı bulunduğu baroca disiplin takibi altında olup olmadığı o baroya iştirak hissesini ödeyip ödemediğini sorup anlar.

Nakil taleplerinin reddine dair baro idare meclisinin vereceği kararlara karşı alâkalı avukat Adliye Vekâletine 56 inci maddede yazılı şerait dairesinde itiraz edebilir ve vekâletin vereceği karar katlidir.

Lâyihanın 57 inci maddesinde avukatın levhadan silinmesini müstelzim halleri dokuz bendde tadad etmektedir.

Bu hallerin bir kısmı ikametgâh edinmesi ve büro açması gibi kanunun emrettiği mecburiyetleri yapmamak ve bir kısmı da avukatlıkla içtimai caiz olmıyan bir vazife deruhte etmek veya avukatlık şartlarına uymıyan medenî haklardan mahrum kalmak vasî veya müşavir tayin edilmek suretile tasarruf ehliyetleri tahdit edilmiş bu­lunmak yahut devamlı surette çalışmaya mâni beden ve aklî arızaya uğramak hallerile Türk vatandaşlığını kaybetmek veya işden ve yahut meslekden çıkarılmak gibi disiplin cezasına uğratılmış olmak veyahut kendiliğinden mesleği terketmiş olmaktan ibarettir.

Levhadan adı silinen avukatın buna dair baro idare meclislerinin kararı aleyhine Adliye Vekâletine itiraz etmek hakları lâyihada kabul edilmiştir.

Levhadan adı silinen avukat baroya kayıt için aranılan vasıfları haiz bulundukça silinmeyi müstelzim sebeplerin zevali halinde tekrar baroya girebilir.

Cezaî veya disipline müteallik bir karar neticesinde meslekten çıkarılanlarla avukat olmıya mâni bir suçtan mahkûm olanların ruhsatnameleri Adliye Vekâletince iptal edilir.

Lâyihanın dördüncü babı barolara ait hükmü ihtiva etmektedir. Baroların; umumî heyet idare meclisi ve baro reisi faaliyet sahasında birer organdır. Barolar mıntakası içinde en az on beş avukat bulunan vilâyet merkezlerinde teşkil edilir. Bu miktar avukat olmıyan yerler en yakın baroya bağlanır yahut bunlar birleştirilerek Adliye Vekâletince tayin edilecek bir merkezde ayrı bir baro kurulur.

Baroların teşekküllerini Adliye Vekâletine bildirilmekle şahsiyet iktisap edecekleri 61 inci maddede tesbit edilmiş ve bu suretle bir baro bu kanunda yazılı salâhiyetleri kullanmak ve vazifeleri yapmak hakkını ihrazla beraber hükmî bir şahsiyet sıfatile umumî hükümler dairesinde sair hakları da iktisap etmiş olurlar.

Baronun en yüksek mercii umumî heyettir. Bu heyet levhada kayıtlı avukatlardan terekküp eder. 63 üncü maddede yazılı vazifeleri yapmakla mükelleftir. Altı bendde sayılan bu vazifeler arasında kayda şayan bir nokta var ki, o da baro reisinin istifası halinde umumî heyetin buna dair bir karar vermesidir. Baro reisliğine seçilen zatın bu vazifeyi kabul etmemesi veya reisliği yaparken istifa etmesi bu kanunun takip ettiği esasa göre ihtiyarî bir hareket sayılmamasıdır.

Mesleğe mensup bir avukat baro reisliğine seçilince, bunu vazife sayıp sebepsiz ve mazaretsiz kabulden istinkâfı veya aynı suret­le reislikten istifası tecviz olunmamıştır. Bundan dolayıdır ki, istifa halinde umumî heyet bunu tetkik ile bir karar verir. Şayed umumî heyet reisinin istifasını kabul etmediği takdirde vazifeye devam zaruret halini almış olur. Her ne kadar böyle bir kaide ilk görünüşte gayri tabiî bir manzara arzederse de meslek mensuplarının bu ka­nunla tanınan hak ve vazifeleri arasında reisler için bu yolda bir hükmün kabulünü yerinde addetmenin çok haklı bir telâkki olduğu teslim edilir.

Umumî heyetin her sene kânunuevvel aynın ilk haftasında toplanacağı 64 üncü maddede yazılı olup bundan başka Adliye Vekili, idare meclisi ve levhaya kayıtlı avukatların üçte biri ve âzası 90 dan fazla olan barolarda otuz avukatın talebile de umumî heyet toplanır. Umumî heyetin toplantı günlerinin levhaya kayıtlı avukatlara mektupla bildirileceği ve gazetelerle ilân olunacağı lâyihanın 66 ncı maddesinde ve içtima nisabının levhada yazılı olan avukatların ya­rıdan bir fazlası olduğu ve bu miktar ekseriyet halis olmazsa bir hafta sonra aynı gün yapılacak içtimada avukat adedi ne olursa ol­sun umumî heyetin teşekkül edeceği 67 nci maddede gösterilmektedir.

68 inci maddede idare heyetinin reisten başka dörtten ona kadar azadan terekküp edeceği ve âza miktarı için avukat adedinin nisbeti tesbit olunmuştur. Baro reisinin idare meclisinin tabiî reisi olduğu da bu maddede kaydolunmuştur.

70 inci madde baro reisi ve idare meclisi seçileceği ve azanın yarısı her sene yenileneceği ve ilk seçim yapılan bir mecliste bir sene sonra ayrılacak azaların kura ile ayırt edileceği gösterilmektedir.

Müddetleri biten azanın bir sene geçmedikçe yeniden idare meclisi âzalığına seçilemiyeceği 71 inci maddede yazılıdır. Bu hüküm­le baroya kayıtlı avukatlara mesleklerine ait vazifelerini görmeleri için zemin ve fırsat verilmiş olmaktadır. Bu maddenin son fıkrasile 55 yaşını bitirmiş olanlarla son üç sene içinde iki sene idare meclisinde vazife görenlerin girecek iki sene için baro reisi veya idare meclisi âzalıklarından itizar edebilecekleri tasrih edilmekte olup bu­nunla kanunun mesleğe ait bir hizmetin ifasından bu gibi sebep olmadıkça kaçınılamayacağını kasdetmiş olduğu anlaşılmaktadır.

İdare meclisinin vazife ve salâhiyeti 73 üncü maddede 16 bendde tadat ve tafsil olunmaktadır. Bu bentlerde yazılı hususlar kanunun hedefleri dairesinde mesleğin icaplarına göre ifası lâzım gelen vazifelerle meslek mensuplarının vecibelerini ifa edip etmediklerini murakabe ve staj işlerini tanzim ve avukat stajiyerler hakkında inzibatî kaza hakkını kullanmak gibi meslekî ilgilendiren ehemmiyetli mevaddır.

İdare meclisinin baro reisi tarafından veya azadan birinin müzakere mevzuunu ihtiva eden yazılı talebi üzerine toplanmıya davet olunacağı 74 üncü maddede yazılıdır.

Aynı maddede idare meclislerinin karar nisabı gösterilmekte olup meclis azasının mürettep adedine göre ekseriyeti teşkil edecek zevatın bir reyde bulunmasile verileceği kaydedilmiştir. Bununla idare meclisleri yarıdan bir fazlasile toplandığı takdirde verilecek karar mutaber sayılmak için hazır bulunanların bir reyde bulunması meşrut olduğu anlaşılmakta olup yoksa yandan bir fazla ile top­lanacak mecliste bu mevcudun mutlak ekseriyetile verilecek kararın hükümsüzlüğü tesbit edilmiş olmaktadır.

İdare meclisi çalışmasının intizamla cereyanını temin için mec­lis toplantılarının mektupla vuku bulacak davet üzerine yapılacağı ve bir biri ardına üç celsede sebepsiz bulunmıyanların istifa etmiş sayılacağı 75 inci maddede tasrih edilmiştir.

Baro reisliğile idare meclisi âzalığı veya baro menfaatini temsil veya müdafaa hususunda bir avukata tevdi olunacak işin ücretsiz görüleceği 76 inci maddede tasrih olunmuştur.

Lâyihanın 78 inci maddesi baro reisinin salâhiyetlerini tesbit etmektedir.

Baro reisi baroyu temsil ettiği gibi idare meclisi reisi sıfatile de salâhiyetlerini kullanabilirler. Bundan başka maddede beş bendde sayılan salâhiyetler arasında baro âzasile bir avukat ve müvekkil arasında çıkmış olan ihtilâfların idare meclisine intikaline hacet kalmadan dostane bir surette halline çalışma kayda şayan olup bu suretle baro reisinin gerek avukatlar arasında ve gerekse avukatla müvekkiller arasında yanlış anlayış ve görüş farkları yahut hissî bazı sebeplerle ihtilâf manzarası arzeden hususlarda işin şüyuuna meydan vermeden halletmek suretile bir muslih rolü yapacağına göre böyle bir salâhiyetin reislere verilmesinde meslek men­faati bakımından büyük bir fayda temin edeceği aşikârdır.

Avukatlık vakar ve haysiyetinin muhafazasına ve mesleğin adalet kaidelerine uygun olarak şerefle icrasına avukatlar arasında çıkacak meslekî ihtilâfların halline ve istenilirse bu ihtilâflarda tavassut etmeğe ve avukat ile müvekkil arasında çıkacak ihtilâflarda müvekkilin isteği üzerine ihtilâfı tetkik ederek karar vermeğe salahiyetli olan idare meclislerinin bu vazifelerini yapmak üzere davet olunan bir avukatın sebepsiz gelmemesi ve istenilen malûmatı ver­memesi ve yapılacak tavsiyelere riayet etmemesi gibi hallerde baro reisi yüz liraya kadar para cezası hükmetmeğe salahiyetli olduğu 79 uncu maddede gösterilmiştir.

Bu salâhiyetinin kullanılması için aranılan şartlar ve reisin hükmedeceği cezaya karşı alâkalı avukatın idare meclisine itiraz edebileceği bu maddede dercedilmiş bulunmaktadır.

İdare meclisinin umumî heyet kararile kısımlara ayrılması hakkındaki hükümet teklifinin 80 inci maddesi encümence lüzumsuz telâkki edilerek tayyedilmiştir.

Avukatların meslekî bağlılıklarını gösteren vecibelerden biri de baroların masraflarına karşılık olarak senelik bir aidat vermeleri mecburiyetidir. Bu aidatı makbul sebep olmaksızın vermemekte israr edenlerin isimleri idare meclisi kararile baro levhasından silinir. Şu kadar ki, aidat borcunu avukat ödeyince tekrar levhaya kaydolunu. Buna ait hüküm lâyihanın 80 inci maddesinde tesbit edilmiştir.

Lâyihanın 81 inci maddesi bu kanun hükümlerine göre âmme hizmeti mesabesinde sayılan avukatlık mesleğine karşı hükümetin haiz olması lüzumlu ve tabiî olan murakabe salâhiyetinin ne suret­le kullanacağını göstermektedir.

Bu maddeye göre Adliye Vekili bütün avukatlarla idare meclisi ve baro reisliği üzerinde nezaret hakkım haizdir.

İdare meclisi ile baro reisi üzerindeki nezaret hakkını baro merkezlerinin bulunduğu yerin en yüksek dereceli hâkimi ile ve avukatlar üzerindeki nezaret hakkını da baro reisi marifetile kullanır. Adliye Vekili avukatlık vakar ve haysiyetinin muhafazasına nezaret etmek salâhiyetini ve murakabe hakkını kullanmakta ihmal veya suiistimali görülen idare meclisini fesheder. Bu halde Vekil yeni seçim yapmak üzere fesih kararının tebliğinden itibaren on beş gün içinde o baronun umumî heyetini toplamağa davet eder ve seçim neticesine kadar mahallî hâkiminin inhası üzerine baro reisine ve idare meclisine ait vazifeleri görmek üzere Adliye Vekâletince ora barosuna kayıtlı avukatlardan üç kişilik bir heyet teşkil edilir.

Lâyihanın beşinci babı disiplin muamelelerinden bahistir. Avukatlığın vakar ve şerefine uymıyan fiil ve hareketlerde bulunanlarla meslekî çalışmalarında vazifelerini yapmıyan ve dürüstlüğe riayet etmiyenler hakkında ihtar; tevbih; beş yüz liraya kadar para cezası, işten çıkarma ve meslekten çıkarma adı altında beş nevi disiplin cezasının tatbik edileceği 82 ve 83 üncü maddelerde gösterilmiş ve bu cezaların ne olduğu da tarif ve izah olunmuştur.

Disiplin kararları idare meclisince tertip ve tatbik olunur ve bu takdirde idare meclisi disiplin meclisi unvanım alır.

Lâyihanın 85 inci maddesinde tatbikatta yanlış telâkkilere sebep olabilecek bir nokta sarahatle kaydolunmuştur. O da disiplin cezalarının baroya kayıt ve kabulden önce meslekten çıkarma cezasını müstelzim olmadıkça işlenmiş olan fiil ve hareketlerin disiplin cezasının tatbikına mevzu olmayacağı hususudur. Birçok işlerde intibahı mahiyette muahezeyi mucip olabilecek ehemmiyetsiz ef'alin işlenme­si üstünden yıllar geçtiği halde tazelenerek mevzuubahis edildiği görülmekte olduğundan lâyihada bu cihetin tasrihinde isabet edilmiş­tir.

Lâyihanın 86 ncı maddesinde disiplin takibatının icrasına salahiyetli baroların avukatın kayıtlı olduğu baro olacağı ve baro reislerile idare meclisi azaları hakkındaki takibatın, oranın en yüksek dereceli hâkiminin şikâyet veya ihbar mevzuunun tahkika değer mahiyette olup olmadığını tetkik ve tayin ettikten sonra tensip edeceği en yakın barolardan biri tarafından yapılacağı tesbit olunmaktadır.

Ceza takibatının disiplin muamelesinin tatbik ve icrasına mâni teşkil etmiyeceği 87 inci maddede yazılıdır. Yalnız aleyhine ceza takibatına başlanmış olan avukat hakkında baro idare meclisleri bu takibatın devamı müddetince disiplin muamelesini durdurabilirler. Bu takdirde memurlar hakkındaki işten el çektirme muamelesi gibi bu kanunda kabul edilen 103 üncü maddede yazılı bulunan avukatı işten menetmeğe mahal olup olmadığı hakkında idare meclisince karar verilir.

Ceza takibatı beraetle neticelenen hallerde avukat hakkında disiplin muamelesinin tatbiki ceza davasının mevzuuna giren fiillerden ayrı ve başlı başına disiplin cezasını müstelzim bir mahiyette olma­sına bağlı olup aynı mevzuun suç olmadığı mahkeme kararile tebeyyün ettikten sonra disiplin takibatına esas ittihazının doğru olmadığı aşikârdır. Şu cihetin işaret edilmesine de lüzum vardır ki, avukat hakkında şikâyet mevzuu olan hal umumî ceza hükümlerine göre disiplin muamelesinin tatbikına başlı başına bir esas teşkil ediyorsa yukarıda hülâsa edilen 87 inci madde hükmü veçhile baro idare meclislerinin mahkemede beraet eden avukat hakkında disiplin takibatı yapmalarına mâni yoktur.

Disiplin takibatı resen idare meclisinin veya bir şikâyetçinin ihbar veya bir şikâyeti yahut müddeiumuminin talebi üzerine verilecek kararla açılır.

Disiplin takibatı yapılmasına karar verildikten sonra idare meclisi bu bapta tahkikat yapılmasını kendi âzasından birine tevdi eder.

O âza sübut delillerini toplar ve lüzum gördüğü kimselerin ifadelerini yeminle de alabilir. Bundan sonra hakkında şikâyet vuku bulan avukatı dinler. Hazırladığı dosyayı bir raporla idare meclisi­ne verir.

Baro idare meclislerinin takibat icrasına mahal olmadığına dair vereceği kararlar mahallin en yüksek dereceli hâkimine tevdi olunur.

90 inci madde hükmüne göre bu hâkimin takibat yapılmak üzere baro idare meclisinin kararını feshe salâhiyeti vardır. Şu kadar ki kararın kendisine tevdiinden itibaren on beş gün içinde takibat ya­pılmak üzere iade olunmazsa ademi takip kararı kat’ileşmiş sayılır.

Ademi takip kararları verilen fiillerden dolayı yeni deliller meydana çıkarsa ve kararın kat'îleştiği tarihten itibaren de üç sene geç­memiş olursa tekrar takip yapılabileceği 91 inci maddeden anlaşılmaktadır. Bu madde disiplin cezalarının istilzam ettiği fiillerin vukuundan itibaren üç sene geçerse takip yapılamıyacağına dair 118 inci madde hükmünden ayrı bir hükümdür. Takibatın icrasına karar verilmiş olanların disiplin meclisine iştirakten memnu olmadıklarına dair 92 inci madde ekseriyetle kabul edilmiştir. Avukat hakkında takibatın icrasına karar verildikten sonra disiplin meclisi tahkikatı duruşma yapılarak icra olunur. Duruşma gizli olur. Ancak hâkimler levhada kayıtlı avukatlar duruşmada hazır bulunabilirler.

İdare meclislerinin vereceği disiplin cezalarından tevbihle para cezası hakkındaki kararlar evrak üzerinde yapılacak tetkik ile ittihaz olunacağı müteakip maddelerde yazılı olduğundan bu hükmün mahfuz olduğu 93 üncü maddeye işaret edilmiştir.

Lâyihanın 94, 95, 96 inci maddeleri duruşmanın yapılmasına dair usulî hükümlerden bahis bulunmaktadır. Disiplin meclisi delillerin ikame ve tetkikinde şahit ve ehli hibrenin duruşmaya celbi veya naip vasıtasile yahut istinabe yolile dinlenmesi veya mazbut ifadelerin okunmasile iktifa edilmesi hususunda takdir salâhiyetini haizdirler.

Yalnız bir vakıanın delili bir şahidin şahsî malûmatından ibaretse bu şahidin her halde dinleneceği 96 inci maddede tesbit olunmuştur.

Disiplin meclisinin tetkik ve tahkik usullerine ait olan hükümler arasında istinabe yolile alınacak bir ifade için verilen talimatın baro merkezlerinde idare meclisi veya âzası, baro olmıyan yerlerde sulh hâkimi tarafından icra edileceği kayda şayan bir hükümdür.

Disiplin meclisinin celbine karar verdiği şahit ve ehli hibrenin müddeiumumilik vasıtasile davet olunacağı ve davete icabet etmiyenlerin veya kanunî sebep olmadan şahitlik ve yemin etmekten çekinen şahit ve ehli vukuftan Ceza Muhakemeleri Usulü Kanununda olduğu gibi yirmi liraya kadar para cezası alınması ve masrafların ödenmesi hakkında çağrılanların oturdukları yerin sulh mahkemesinde hüküm verilmesi istenebileceği ve bu şahit ve ehli vukuf hakkında ihzar müzekkeresi verilerek zorla getirilmesinin de sulh hâkiminden isteneceği ve hâkimin bu istenen kararları tanzim edilmiş olan zabıt varakaları üzerine vereceği 100 üncü maddede tafsil kı­lınmıştır.

Disiplin meclisine dahil azanın umumî hükümler dairesinde reddi talep edilebileceği 101 inci maddede kaydolunmuştur.

Disiplin meclislerinin kararları alâkalılara tebliğ edildikten sonra bir sureti de baro merkezlerinin bulunduğu yerin yüksek dereceli hâkimine tebliğ olunur. Hâkim itiraz etmediği kararları derhal Adliye Vekâletine gönderir, itiraz edeceği kararlar hakkında 109 uncu maddeye göre bu salâhiyetini kullanır.

Lâyihada meslekten çıkarma cezasını istilzam edebilecek mahiyette ehemmiyetli ve ağır bir fiilden dolayı hakkında takibat yapılan avukatın işten men edilmesine disiplin meclisinin karar verebileceği 103 üncü maddede münderiç bulunmaktadır.

Bu maddeye göre bir avukata isnat edilen ağır bir fiilden dolayı karar verilinceye kadar meslekinin icrasında devam etmesi her halde mahzurlu olduğu aşikârdır.

Bu itibarla yukarıda da işaret edildiği veçhile Devlet memurları hakkında tatbik edilen işden el çektirmek mahiyetinde avukatın da işten menedilmesi çok isabetli bir tedbirdir.

İşden menedilmesine karar verilecek avukatın karardan evvel dinlenilmiş veya dinlenilmek üzere davet edilipte gelmemiş bulunması kanunda şart ittihaz edilmiştir. İşden men'i kararları, mucip sebepleri ile birlikte avukata tebliğ olunur. İşden men'i kararının verilmesi mecburî olan haller lâyihanın 104 üncü maddesinde beyan olunmaktadır. Haklarında meslekten çıkarma cezası veya tevkif müzekkeresi verilmiş olanlarla rüşvet, sahtekârlık, hırsızlık, dolandırıcılık, emniyeti suiistimal veya yalan yere şahitlik cürümlerinden dolayı sorgu hâkimliğince verilen kararla veya Cumhuriyet Müddeiumumîliğinin iddianamesile mahkemeye sevkedilip haklarında son tahkikatın açılması kararı verilenler her halde işden menedilirler.

İşden men'i kararları tefhim veya tebliğ tarihinde kat'ileşir ve bu suretle o avukat avukatlığa ait salâhiyetleri hiç bir suretle kullanamaz. Mahkemelerle, resmî daireler işden menedilen avukatları kabul etmekten memnudurlar.

İşden menedilen avukat bu memnuiyet hilâfına avukatlık yaparsa hakkında işden çıkarma veya meslekten çıkarma cezalarından biri tatbik olunur.

İşden men'i kararı mahiyeti itibarile bir tedbir olması hasebile derhal icra edilir. Bu kararlar aleyhine alâkalı avukatın haysiyet divanı nezdinde itiraz hakkı vardır. İtiraz bahsedilen mülâhazaya göre icrayı durdurmaz. İtirazın tetkikinden sonra itiraz varit ve makbul görülürse haysiyet divanı tarafından işden men'i kararı kaldırılır.

Bu yoldaki itirazların acele tetkik olunacağı buna dair hükümleri gösteren 106 ncı maddeye ayrıca kayıt ve işaret edilmiştir.

İşden menedilen avukatın elindeki davalar baro reisinin tayin edeceği avukatlar tarafından takip olunur. Bu hükümle müvekkille­rin ve iş sahiplerinin hukuku gözetilmiş olmaktadır.

31 inci madde hükmü burada da tatbik edilerek dosyaların devir ve teslim tarihine kadar 15 günü geçmemek üzere kanunî mehille­rin işleyemeyeceği 107 nci maddede tasrih kılınmıştır.

Baro reisinin işden menedilen avukatın işleri için tayin edeceği avukat vekâlet vazifesini ancak haklı sebepler mevcut olduğu tak­dirde reddedebilir. Bu vazifenin haklı sebep olmadıkça reddolunmaması meslekî tesanüdün icabından sayılmak lâzım gelir. Bu suretle kendisine vazife olarak iş verilen avukatın red sebepleri baro mer­kezindeki yüksek dereceli hâkim tarafından tetkik olunur.

Bu madde mucibince kendisine iş verilen avukatın ücretini işden menedilen avukat öder. İhtilâf halinde ücretin miktarım baro idare meclisi tesbit eder. Bu maddenin son fıkrası hükmüne göre bir vazife olarak kendisine iş verilen avukatın ücretinin ödenmesinde baro bir kefil gibi mes'uldür.

108 inci madde işden men'i kararının kalkacağı halleri tesbit etmektedir. İşden men'i kararının verilmesini mecburî kılan takiba­tın durdurulmuş veya avukatlık icrasına mâni olmayan bir ceza verilmiş olursa bu karar kendiliğinden kalkar.

Kezalik işden men'i kararının ittihazına esas olan hal ve şart­ların mevcut olmadığı veya sonradan kalktığı sabit olursa disiplin meclisi men kararını kaldırır, işden men kararının kaldırılması hak­kındaki talebin reddine dair verilen karara karşı itiraz edilemez yo­lundaki hükümet teklifinde mevcut maddenin son fıkrası encümen­ce tay edilmiştir. Çünkü refi kararı vermek disiplin meclisine resen vazife tahmil eden bir hükümdür. Aleyhine men kararı verilen avu­katın vuku bulacağı müracaatı olsa olsa nazarı dikkati celb içindir. Bu itibarla işten men kararının refini istemeğe hakkı olmayan alâ­kadarın disiplin meclisinin ref'i hakkındaki kararına karşı itiraz et­mesi mevzuubahis olamayacağı tabiî olduğundan buna dair kararın kat'î olduğu hakkında maddeye bir hüküm konulmasına da lüzum yoktur.

109 uncu maddede disiplin meclisi kararı aleyhine itiraza salâ­ hiyeti olanlar ve itiraz müddetleri tesbit olunmuştur:

I) Alâkalı avukat, kararın tefhim veya tebliği tarihinden itiba­ren bir hafta içinde:

II) Baro  merkezinde yüksek dereceli hâkim, evrakın kendisinetevdii tarihin itibaren 15 gün içinde:

III) Adliye Vekili, yukarıda adı geçen hâkimin itirazda bulun­mayıp Vekâlete gönderdiği kararların vürudundan itibaren 3 ay için­de baş müddeiumumiliğe vereceği yazılı emirle:

Haysiyet divanında itiraz edebilirler.

Bu madde Hükümet teklifinin 111 inci maddesi değiştirilerek encümence tesbit edilmiştir.

Avukat aleyhinde şikâyette bulunanlar disiplin meclisi kararına karşı itiraza hakları olması encümende bahsedilmiş isede üç reye karşı ekseriyetle müşteki için itiraz salâhiyeti kabul olunamamıştır. 110    uncu madde, haysiyet divanının teşekkül tarzından bahsetmektedir. Haysiyet divanı, Temyiz mahkemesi birinci reisinin reisliği al­tında biri Temyiz mahkemesi ikinci reislerinden olmak üzere üç Tem­yiz hâkimi ile üç avukattan müteşekkil olup müddeti dört senedir. Altı yedek âza da ayrılır.

Temyiz hâkimlerinin üçünün de Temyiz mahkemesi ikinci reis­lerinden olması hakkındaki Hükümet teklifi kurulacak divanın aslî vazifelere halel vermeden suhuletle toplanabilmeleri mülâhazasile encümen, azadan birinin ikinci reis olması şartile Temyiz azasının da tayin edilebilmesini muvafık görerek maddeyi bu suretle değiştir­miştir.

Avukatlardan tayin edilecek daimî ve yedek âza için her barodan 111inci maddede yazılı tarzda gösterilecek namzetler arasından en çok rey alanların Ankara Barosu tarafından 12 namzedin listesi yapılıp Adliye Vekâletine gönderilir. Ve bunlar arasından Vekâlet aza­yı ayırır.

112, 113 üncü maddeler haysiyet divanının disiplin davalarını ne suretle tetkik edeceğine dair hükümleri göstermektedir.

Divan, disiplin davalarım evrak üzerinde tetkik ve rüyet eder. Ancak, işden veya meslekden çıkarma cezasına mütedair hükümler­de alâkalı avukatın talebile veya göreceği lüzum üzerine resen du­ruşma yapılmasına karar verir. Duruşmada avukat vekâletnameyi haiz bir müdafi ile de temsil edilebilir. Duruşmalı işlerde Cumhuri­yet baş müddeiumumisi müddeiumumilik vazifesini ifa eder.

Duruşma gizlidir. Ancak hâkim ve avukatlar bulunabilir. Duruş­ma için muayyen günde davet olunduğu halde gelmiyen avukatın gıyabında da tetkikat yapılabilir.

Duruşma yapılan işlerde divanca, önce iş kendisine havale edi­len raportör azanın raporunun izahile duruşmaya başlanır. Bundan sonra müddeiumumi, alâkalı avukat ve varsa müdafii iddialarını beyan eder. Son söz, hakkında disiplin takibi yapılan avukatındır.

Haysiyet divanı tetkikatı neticesinde itirazı varit görürse kara­rı bozarak disiplin meclisine iade etmez, esas hakkında da kararını verir, işlerin daha çabuk intacı için Encümen, aynı maksadı tazammun etmekle beraber vuzuhu temin düşüncesile Hükümet teklifindeki (İtirazın mevzuu olan mesele) cümlesi yerine (Esas hakkında) diye adlî işlerde mütearife sözlerle 114 ncü maddede değişiklik yap­mıştır. Bu maddenin son fıkrasında tasrih edildiği üzere haysiyet divanı kararları kat'î olup bunlar hakkında hiç bir mercie baş vurulamaz. Bununla meslekî disiplin cezalarının başka bir kazaî heyet­te iddia ve itiraz olunamıyacağı açıkça gösterilmiştir.

115 inci madde haysiyet divanında ittihaz olunacak kararlar hakkında derpiş edilmesi iktiza eden hususları kayıt ve tesbit etmek­tedir.

116 ncı madde de sayılan bazı fiiller hakkında her halde tatbiki icap eyleyen cezaları tayin etmektedir.

Encümen, mühim hükümleri ihtiva eden bir maddeyi lâyihaya ilâve etmiştir.

117 inci madde olarak lâyihaya geçen bu hüküm, haysiyet divanının doğrudan doğruya karar vereceği ve hususî mahiyeti haiz yine bir disiplin tedbiridir.

Madde iki fıkrada ayrı, ayrı iki hükmü tesbit etmektedir. Birincisi, mevzuu irtica olan veya millî vahdet ve şuurla telifi mümkün olmayan fiillere müteallik davaları deruhte etmeği itiyat edenler hakkında baro idare meclisinin talebi üzerine haysiyet divanı tara­fından meslekten çıkarma cezasının verilebilmesidir.

Teşkilâtı Esasiye Kanunumuzun ikinci maddesile Türkiye Cumhuriyetinin ana vasıfları tesbit edilmiş olmasına göre bu esaslara aykırı fiillere müteallik davaları deruhte etmeği bir avukatın itiyat etmesi sathî bir görüşle meslekî bir vazifenin ifası sayılabilirse de maddede tasrih edilen irtica ve millî vahdet ve şuurla telifi mümkün olmayan komünizm ve buna benzer Türkiyenin rejimine aykırı ef'ale ait davaların itiyatla kabulü bu davalarda müdafaa bahanesile be­yanatta bulunmak ve müdafaanın mukaddes tanınması ve serbest olması gibi yüksek adalet prensiplerini siper ittihaz ederek muha­kemelerin alenî olmasından ve sözlerinin gazetelerde de intişar ede­bilmesinden istifade eyleyerek failinin bu yollarla muzır propagan­dalar yaptığına açık bir delil teşkil etmekte olduğundan Cumhuriyet rejimine karşı çok hassas olan bütün Devlet kuvvetleri memlekete mazarrat irâs edeceği katiyete yakın denecek tarzda meczum olan bu hal karşısında nazarî düşüncelere bu kadar zararlı bir işde seyirci kalmağı tercihe tahammül edemiyeceğinden bu gibi işleri itiyatla kabul eden avukatı kendi mensup olduğu baronun idare meclisinin talebile haysiyet divanı tarafından meslekten çıkarılmasına karar verilebilmesinin kabulü memleketin yüksek menfaatları namına mil­lî bir vazife telâkkisile lüzumlu görülmüş bir hükümdür.

İkincisi de; muhitindeki temas ve faaliyetleri itibarile muayyen bir baro mıntıkası dahilinde avukatlık yapmaları millî, meslekî, ah­lâk veya menfaat bakımından caiz görülmeyenlerin isimlerinin o ba­ro levhasından silinmesine baro idare meclisinin talebile haysiyet divanının karar vermesidir.

Maddede tesbit edilen hallerde kendi levhasında kayıtlı avukatın münasebatını yakından bilmesi pek tabiî olan baro idare meclisle­rinin taleplerile haysiyet divanınca bu karar verileceğinden bir baro mıntıkası dahilinde avukatlık etmemek üzere mensup olduğu baro levhasından adının silinmesi meslek namına bir nevi emniyet tedbiri sayılan bu hükmün de isabetine encümen tamamile kanidir.

Haysiyet divanının Cumhuriyet baş müddeiumumisinin mütalâasile alâkalı avukatın yazılı müdafaasını her halde alacağı ve lüzum görürse avukatı dinleyebileceği maddede tasrih edildiğine göre itti­haz edilecek kararın adle ve hakka uygun olacağı aşikârdır.

Disiplin cezalarının müstelzim olduğu fiillerin vukuundan itiba­ren üç sene geçmiş ise takip yapılamıyacağı hakkındaki 118 inci mad­dede yazılı olan hüküm uzun zaman geçtikten sonra bu fiillerin sübutu imkânının azalacağı ve delillerin tesbiti müşkülleşeceği ve te­sirinin de zail olacağı nazara alınarak lâyihaya konmuştur.

Disiplin cezalarının da umumî hükümlerde olduğu gibi kat'îleşmedikçe infaz edilemiyeceği 119 uncu maddeye kaydolunmuş ve Hükümet teklifinde meslekten çıkarma cezalarının Adliye Vekâleti tarafından infaz olunacağına dair fıkra lüzumsuz görülerek madde­den çıkarılmıştır.

Disiplin muameleleri dolayısile davet olunan şahit ehlihibreye tazminat verilmesi ve yol ve ikamet masraflarının ödenmesi ve hak­kında takibat yapılan avukatın dinlenmesini istediği şahit ve ehlihib­re masraflarını peşin olarak ödemesi 120 inci maddede tasrih olun­muştur.

Bu tazminat ve masrafların avukata veya üçüncü bir şahsa yükletilmesi mümkün olmaz veya tahsili imkânı bulunmazsa ceza davalarında olduğu gibi Devlet Hazinesinin mes'uliyeti nisbetinde bu pa­raların baroya tahmil edileceği maddeye kaydedilmiştir.

121 inci maddeye bu kanuna göre hükmedilecek para cezalarının baro kasasına irad yazılacağı ve bunlara mütedair kararların ilâm­ların icrası hakkındaki icra ve iflâs kanunu hükümlerine göre infaz edileceği ve icra işlerini takibe baro umumî kâtibinin salahiyetli olduğu yazılmıştır.

Lâyihanın altıncı babı iki fasılda adlî müzaheret ve avukat üc­retlerinden bahistir.

Adlî müzaherete dair adlı maddede yazılı hükümler encümende olduğu gibi kabul edilmiştir.

Bu maddelerin umumî muhteviyatına göre Asliye mahkemesi bulunan her yerde baro idare meclisi tarafından tayin edilen bir avukatın nezaret ve murakabesi altında bir adlî müzaheret bürosu kurulacağı ve beşten aşağı avukat bulunan yerlerde bu mecburiyetin bulunmadığı, vazife alacak avukatlara ait sıra defterleri tertip edileceği ve baronun gelir kaynakları gösterilmektedir.

Kendisine iş verilen avukatın o işi görmekle mükellef olup bu mükellefiyetten ancak tarifede tesbit edilen ücreti baro kasasına ya­tırmakla kurtulacağı müzaheret istiyen kimsenin haklı olduğuna dair delil göstermezse kendisine yardım edilmiyeceği ve yardım talebinin reddi halinde o şahsın baro reisine müracaat hakkı olup bu babta reisin vereceği kararın kat'î olduğu bu faslın maddelerinde yazılıdır.

İkinci faslın yedi maddesinde avukat ücretlerine müteallik hükümlerden bahsolunmaktadır.

Avukatla müvekkil arasında ücretin serbest tayin olunacağı ve yalnız dava ve takip ücretlerine ait akdin yazılı şekilde olması 128 inci madde ile şart kılınmış olup encümen, ücretten doğan davalarda yazılı mukaveleden başka sübut delili ikame ve istima olunamıyacağı hakkında maddeye bir hüküm ilâve etmiştir.

Başka sübut delili dinlenmiyeceği müeyyidesi altında ücretin yazılı bir mukaveleye bağlanması keyfiyeti hem avukat ve hem müvekkil için faydalı ve muamelenin intizam altında yürümesini temin eden bir hükümdür.

Maddenin son fıkrasında 130 uncu madde hükmünün mahfuziyetine dair kayıtla yazılı mukaveleye bağlanmıyan işlerde avukatın haddi asgarî tarifeden aşağı olmamak üzere ücret alabilmek hakkı mevcut olduğu tesbit edilmiştir.

Lâyihanın 129 uncu maddesinde ücret mukavelenamelerinin muayyen bir meblâğı ihtiva etmesi lüzum gösterilmekte ve her ne suretle olursa olsun hâsılı davaya iştiraki tazammun eden mukavelelerin butlanı tesbit olunmaktadır. Ücret mukaveleleri hakkındaki bu hüküm kanunun istihdaf ettiği maksada ve avukatta aradığı vasıflara tamamile uygun bulunmaktadır. Memleketimizde on dört senedenberi mer'iyet mevkiinde bulunan avukatlık kanununda cüz'ü şayi üzerine ücreti mukavele edilmesi menedilmiş olduğu halde tatbikatta bir türlü istikrar bulamıyan bu hüküm bir takım muvazaalı ve tevilli yollarla yine hasılı davaya iştiraki tazammun edecek mahiyette esası yüzde nisbetleri üzerine zahirde maktu bir ücret tayin edilmektedir. Halbuki avukatın deruhte ettiği bir işin intacında kemiyet itibarile temin ettiği maddî faydasından çok fazla ihkak edilen hakkın veya defedilen haksız bir iddianın keyfiyet bakımından mesbuk mesaisi ve ilmî kudretidir. Bu lâyihanın kanuniyet iktisap ederek tatbikına başlandıktan sonra mevcut murakabe usulleri ve şiddetli disiplin müeyyideleri sayesinde avukatlık ücretinin de kanunun maksadına tevfik edilerek tayin olunacağı ve muvazaalara nihayet verileceği emniyetle beklenebilir.

Ceza davaları için de maddede neticeye göre değişen yani beraet veyahut hükmedilecek cezanın hafif veya ağır oluşu hesap edilerek ücret mukavele edilmesinin de bâtıl sayılacağı kaydolunmuştur.

130 uncu maddede baro idare meclislerinin her dört senede bir seçim devresi başlangıcında kaza mercilerindeki muamelelerle diğer işlerden alınacak ücretin asgarî haddini gösteren bir tarife hazırlanarak Adliye Vekâletine gönderileceği ve Vekâletin de haysiyet divanının mütalâasını aldıktan sonra bu tarifeyi tasdik veya tâdil edeceği yazılı bulunmaktadır.

Maddedeki kazaî mercilerin mahkemelerle idari ve sair bütün kaza salâhiyetini haiz makamlar huzurunda görülecek muameleleri ve (diğer işlerden) cümlesinin de avukatın yapmağa salahiyetli olduğu her türlü işleri ve bu meyanda istişarî işleri de ihtiva etmektedir.

Mahkemelerin takdir edecekleri ücret hakkındaki hükümleri gösteren 131 inci maddede ücret takdirinde avukatın sarfettiği mesainin ve takip olunan işin ehemmiyet ve mahiyetinin göz önünde tutulmasını âmir bulunmaktadır. Tayin olunacak ücretin tarifede yazılı hadden aşağı ve üç mislinden yukarı olamıyacağı da maddede takyid edilmiştir.

Encümence bu maddeye ilâve edilen son fıkra ile ücret davası açacak avukatların önce baro idare meclisine malûmat vermesi mecburiyeti kaydedilmiştir. Bu gün bazı baroların dahilî nizamnamelerine göre bu yolda hareket edilmekte olup bunun mecburiyet halinde lâyihaya konması baro idare meclislerinin murakabe vazifelerini kolaylaştıracağı gibi aleyhine dava açılan müvekkilin rıza gösterdiği takdirde baro idare meclislerinin veya baro reislerinin uzlaştırma ve sulh yolile ücret ihtilâfım halletmek salâhiyetlerini kullanmalarına da imkân vermiş olur.

132 nci madde haklı bir sebep olmıyarak deruhte ettiği işin takibinden vaz geçen avukatla avukatını azleden veya işini diğer bir avukata tevdi eden müvekkilin ücret istemek ve vermek hususundaki salâhiyet ve mecburiyetlerinden bahistir.

Deruhde ettiği işi takipten vazgeçen avukatın ücret iddiasında bulunamıyacağı gibi peşin aldığını da iadeye mecbur olduğu ve müvekkilin avukatını azil veya işini başka avukata vermesi halinde de ücretin tamamını vereceği bu madde ile tesbit edilmiş, ancak kusur ve ihmalden dolayı azledilen avukata ücret verilmesi lâzımgelmiyeceği de ayrıca kayıt ve işaret edilmiştir. 133 ve 134 üncü maddeler avukatların hukukunu koruyucu bir hükmü natıktır, müteaddit müvekillerin her birinin ve sulhan neticelenen işlerde her iki tarafın avukat ücretini ödemekte müteselsil borçlu sayılacakları ve müvekkil tarafından verilen veya onun namına alınmış olan mal ve parayı avukat ücret ve masraflarının ödenmesine kadar bu alacağa yetecek nisbette elinde hapsededebileceği ve mukavele ile kararlaştırılan veya hâkim tarafından takdir olunan ücretten dolayı avukatın mesaisi ile müvekkilin muhafaza veya iktisap ettiği emval üzerinde avukatın başka alacaklılara karşı rüçhan hakkı olduğu bu maddelerde tasrih kılınmıştır.

Aynı münazaalı olan gayrimenkullerde rüçhan hakkının gösterilecek ücret mukavelenamesine göre ipotek tescili suretile temin edileceğine dair 134 üncü maddenin son fıkrası encümence lüzumsuz görülerek tayyedilmiştir.

Lâyihanın yedinci babı meslek sigortasına ait hükümleri muhtevidir. Sigortanın bir avukatın istikbaline ve ölümü halinde ailesine temin edeceği fayda ve yardım bakımından lüzum ve isabeti aşikârdır.

Lâyiha bu lüzumu derpiş ederek her avukatın meslek sigortasına yazılmasını mecburî kılmış ve sigortaya yazılmıyanlarla ve birbiri ardınca iki taksiti ödemiyen avukatın bu taksitleri ödeyinceye kadar işden menedilmeleri suretile bu mecburiyeti kuvvetli bir müeyyideye bağlamıştır.

Tasavvur edilen şekilde bir meslek sigortası tesisine imkân görülmediği takdirde hükmî şahsiyeti haiz bir tekaüt ve yardım sandığı veya mümasil bir tesis vücuda getirmeğe ve muvafık şartlar elde edilirse sigorta sistemine rücu etmeğe Adliye Vekâletini salahiyetli kılacak maddeye hükümler konmuştur.

Bu lâyiha avukatlık hakkındaki bütün hükümleri ihtiva etmesi hasebile mer'i avukatlık kanununun bütün zeyil ve tadillerini mutazammın olan altı kanun ilga edilmiştir.

Lâyihanın dokuz bendi havi muvakkat maddesile müktesep hakların mahfuziyetine ve yeni kanunu tatbik mevkiine geçtiği sıralarda bazı hükümlerin icrası için intikal devresi sayılacak zamanlar hakkında yapılacak muameleler tasrih kılınmıştır.

Kanunun meriyeti tarihinin bu yılın Kânunuevvelinin birinden başlanması, adlî tatilden sonra baro mıntakaları tayini ve kanunun tatbik mevkiine geçmesi için hazırlıklar yapılmasına meydan verilmek mülâhazasile muvafık görülmüştür.

Encümenimizce yapılan tadillerle lâyiha, umumî heyetin tasvibine arzedilerek müstaceliyetle müzakere ve kabul buyurulmak üzere yüksek reisliğe sunulur.

 

Adliye E. Reisi :  Çorum

Münir Çağıl

M. M. :   Kocaeli

Salâh Yargı

Kâtip :   Erzurum

Fuad Sirmen

Denizli

N.A.Küçüka

Antalya

T. N. Arıcan

Antalya

Numan Aksoy

Balıkesir

O. Niyazi Burucu

Bursa

S. F. Talay

Kayseri

R. Özsoy

Kayseri

H. F, Perker

Kocaeli

Hayri Tan

Konya

R. Türel

Kocaeli

Ragıp Akça

Bursa

Atıf Akgüç

İçel

H. Ongun

Urfa Fuad

Gökbudak

Kastamonu

Dr. Ş. Şenozan