Tasarının tümünü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve yasalaşmıştır; hayırlı olsun.
Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avukatlık Kanununa Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Kütahya Milletvekili Emin Karaa'nın, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu raporunun görüşmelerine başlıyoruz.
6. - Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avukatlık Kanununa Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Kütahya Milletvekili Emin Karaa'nın, 1136 Sayılı Avukatlık Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/422, 1/411, 2/317) (S.Sayısı : 413) (1)
BAŞKAN - Komisyon?... Hazır.
Hükümet?... Hazır.
Komisyon raporu, 413 sıra sayısıyla bastırılıp dağıtılmıştır.
Sayın milletvekilleri, Genel Kurulun 16.2.2001 tarihli 60 ıncı Birleşiminde alınan karar gereğince, İçtüzüğün 91 inci maddesi kapsamında değerlendirilen bu kanun tasarısının yapılacak görüşme ve oylamalarında, tasarının 25'er maddelik 4 bölüm halinde görüşülmesi; tasarının tümü üzerinde gruplar, komisyon ve hükümet adına yapılacak konuşmaların 20'şer dakikayla, kişisel konuşmaların 10 dakikayla sınırlanmış olması; bölümler üzerinde gruplar, komisyon ve hükümet adına yapılacak konuşmaların 10'ar dakika olması; bölümler üzerinde gruplar, komisyon ve hükümetin 1'er, milletvekillerinin de 1'er önerge verebilmesi; maddeler okunmaksızın, sadece bölümlerin ayrı ayrı oylanması ve bölümler üzerinde verilen önergelerin kabulü halinde, o bölümün, kabul edilen önergeyle birlikte oylanması kabul edilmiştir. Bu karar, Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurul Gündeminin iç kapağında da yer almaktadır.
Tasarının tümü üzerinde söz isteyen arkadaşların isimlerini okuyorum: Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Nevşehir Milletvekili Sayın İsmail Çevik; Doğru Yol Partisi Grubu adına, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya; Demokratik Sol Parti Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Tayfun İçli; Fazilet Partisi Grubu adına, Adıyaman Milletvekili Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat; şahısları adına, Sayın Bülent Arınç, Sayın Kamer Genç, Sayın Fahrettin Kukaracı, Sayın Aslan Polat, Sayın İsmail Alptekin, Sayın Masum Türker, Sayın Edip Özgenç, Sayın Murat Akın, Sayın Lütfi Yalman, Sayın Salih Çelen, Sayın Sadri Yıldırım ve Sayın Mükerrem Levent söz isteminde bulunmuşlardır.
Sayın milletvekilleri, bu açıklamalardan sonra, saat 20.00'de toplanmak üzere, birleşime ara veriyorum.
Kapanma Saati: 19.18
İKİNCİ OTURUM
Açılma Saati: 20.05
BAŞKAN : Başkanvekili Ali ILIKSOY
KÂTİP ÜYELER: Yahya AKMAN (Şanlıurfa), Şadan ŞİMŞEK (Edirne)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94 üncü Birleşiminin İkinci Oturumunu açıyorum.
Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
6. - Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avukatlık Kanununa Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Kütahya Milletvekili Emin Karaa'nın, 1136 Sayılı Avukatlık Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/422, 1/411, 2/317) (S.Sayısı : 413) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon?.. Hazır.
Hükümet?.. Hazır.
Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına, Sayın İsmail Çevik; buyurun. (Alkışlar)
MHP GRUBU ADINA İSMAİL ÇEVİK (Nevşehir) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri, 1136 sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı hakkında söz almış bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri, bağımsız yargı, ancak bağımsız savunmayla mümkündür. Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündeminde bulunan Avukatlık Yasasında değişiklik yapan tasarı, Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonunda dört aydan fazla süren görüşmeler sonunda Genel Kurula sevk edilmiştir.
101 maddede değişiklik öngören tasarı, sadece Avukatlık mesleği adına olmayıp, hukuk alanında çağdaş dünyayı yakalamada bir gösterge olacaktır.
Adalet Komisyonundaki çalışmalarda, Parlamentoda grubu bulunan tüm siyasî partilerin temsilcisi olan üye arkadaşlarımızın büyük katkıları olmuştur.
Savunmanın işlevinin belirginleştirilmesi, ortak avukatlık bürolarının açılması, çalışma alanlarının genişletilmesi, mesleğe girişte sınav sisteminin getirilmesi, meslek ahlakının güçlendirilmesi, adlî yardımın kurumsallaşması, Avukatlık Yasası değişiklik tasarısıyla getirilen önemli düzenlemelerdir.
Tasarıyla, bağımsız yargının savunma kanadı avukatlık mesleği, bakanlık vesayetinden kurtarılarak, yasal düzenlemelerle gerçek bağımsızlığa sahip kılınmış; malî ve meslekî yönden güçlü, güvenceli bir statüye kavuşturulması öngörülmüştür.
Demokratik bir toplumda adlî yargılama süreci, eşitler arasındaki medenî bir tartışmayı gerektirdiğinden, iddia, savunma ve karar üçgeninde, savunmanın, demokratik hukuk düzeni için vazgeçilmez olduğunu ve bu ölçüde de önemli olduğunu belirtmek isterim. Adaletin hızlı, etkin ve adil bir şekilde gerçekleşmesi için, bu unsurlar arasında ideal düzeyde dayanışma olmalıdır. Avukatlar, hukuk diyalektiğinin önemli ve zorunlu unsurlarıdır.
Değerli milletvekilleri, tasarının 3 üncü maddesiyle avukatlık sınavı getirilmektedir. Mesleğe kabul için sınav zorunluluğunun getirilmesi, avukatlığın bilgi düzeyi yüksek kişilerce icra edilmesini temin edecektir. Ayrıca, artan hukuk fakültesi sayısı ve bunun neticesinde avukat sayısının denetimsiz olarak artmasının önüne geçilecek, belirli bir kalite elde edilebilecektir. Bununla birlikte, bir gerçek daha vardır ki, o da, dava konusu olayların aynı oranda artmadığıdır. Durum böyle olunca da, avukatlar arasında rekabet aşırı oranda artmakta, birkısım meslektaşlarımız, hiçbir avans ve masraf dahi almaksızın dava kabul etmekte veya düşük ücretlerle işi kabul edebilmektedirler. Bu sert rekabet şartlarına ayak uyduramayan birçok avukat, işsizlik sorunu yaşamakta ve gelir sıkıntısı içerisinde bulunmaktadır.
Getirilmek istenilen sınav bu adaletsizlikleri düzeltecek mahiyette olup, bu vesileyle avukatların sık sık yakındığı bir adaletsizlik giderilmiş olacaktır. Objektifliği sağlamak amacıyla sınavların Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yapılması esası getirilmiş olup, bu konu her kesimden olumlu tepki almıştır. Hukuk fakültelerinin sayılarının çoğalması ve avukatlık mesleğine olan zarurî talebin artması, birçok ülkede var olan sınav sistemini zorunlu kılmıştır.
Tasarının 5 inci maddesiyle, daha önce var olan düzenlemeye açıklık getirilmekte ve avukatlığa engel suçlar sayılmaktadır. İkinci fıkrada, bu nedenlerle verilen cezaların ertelenmiş olması veya affa uğramış olmaları dahi avukatlığa engel kabul edilmektedir ki, bu düzenleme hukuka aykırıdır; erteleme süresi iyi halle geçirilirse veya af halinde mahkûmiyet tüm neticeleriyle ortadan kalkacağından, buna göre bir düzenleme yapılması hukuka ve hakkaniyete uygun düşecektir.
Bilindiği üzere, hukuk fakültesini bitiren ve avukatlık stajına başlayan bir kimsenin staj süresince avukatlıkla bağdaşmayan bir işte çalışması yasaklanmış olup, staja başlayan bir kimsenin çalıştığı işten ayrılması bir zorunluluktur. Bu durumda stajyer avukatın geçim sıkıntısına düşmesi sonucu ortaya çıkmaktadır ki, bu uygulama eskiden beri tenkit edilen bir husustur. İşte uygulamadan doğan bu sorunu gidermek amacıyla, tasarıyla, staj süresince, stajyerlere, barolarca kredi verilmesi imkânı getirilmiştir. Barolara, bu krediyi sağlayabilmeleri için ek gelir temin edilmesi amacıyla yeni düzenlemeler yapılmıştır.
Sayın Başkan, saygıdeğer milletvekilleri; tasarının 35/a maddesiyle, avukatlara, aldıkları işlerde dava açılmadan veya dava açılmışsa duruşmaya başlanmadan önce uzlaşma sağlanması hususunda, karşı tarafı davet etme yetkisi verilmektedir. Bu hükümle, tarafların mahkemeye başvurmadan uzlaşmalarına imkân verilmektedir. Uzlaşma sonucu taraflar ve avukatlarınca imzalanacak olan tutanağın ilam niteliğinde olması esası getirilmiş olup, bu düzenlemeyle, çağdaş ülkelerde var olan bir düzenleme hukukumuza kazandırılmaktadır. Bu düzenlemeyle, mahkemelerin iş yükünün hafifletilmesi, zaman ve paradan tasarruf edilmesi amaçlanmıştır.
Tasarının 86 ve 87 nci maddelerinde, adlî yardım konusu düzenlenmiştir. Hukuk devletinde, herkesin, hak arama özgürlüğünden ve savunma hakkından eşit olarak yararlanması temel ilkelerdendir. Bu bakımdan, ekonomik ve parasal nedenlerle bu haklardan yararlanamamak hukuka aykırıdır. Tasarıyla, hak aramada eşitlik sağlanabilmesi öngörülmüştür.
Tasarıyla düzenlenen adlî yardım bürosunun işlevini tam olarak yerine getirebilmesinin sağlanması amacıyla, maddî kaynak temin edilmiştir. Bu şekilde, adlî yardım hizmetlerinin sağlıklı bir biçimde yürütülmesi amaçlanmıştır. Böylece, Ceza Muhakemeleri Usulü Kanunundaki zorunlu müdafiliğe paralel bir düzenleme getirilmiştir.
Tasarıda, Avukatlık Kanununun uygulanmasından doğan bazı aksaklık ve boşlukların giderilmesi için gerekli birçok düzenleme yapılmıştır. Tasarıyla, şirketleşmeye ilişkin hükümler öngörülmüştür.
Zamanımızda, ülkelerin teknolojik ve ekonomik büyüklükleri önemli ölçüde artmış olup, ülkeler arasındaki para, emek, sermaye, insan hareketleri yoğun bir şekilde hızlanmıştır. Özellikle, sermaye için sınırlar âdeta ortadan kalkmıştır.
Bütün bunların sonucunda, ülkeler arasındaki her türlü ilişkiler artmış, sosyal ve ekonomik işbirliği faaliyetleri yoğunlaşmıştır. Bu yoğunlaşmalar sonucunda büyük şirketler ortaya çıkmış, ülke nüfuslarında artış, sosyoekonomik gelişmeler ve değişmeler sonunda, hukukî yardım talebi önemli bir unsur haline gelmiştir. Artan taleplere cevap verilebilmesi, bugün yürürlükteki Avukatlık Kanunuyla mümkün olamamıştır. Sistemin oturması ve işleyişi için, avukatların bir şirkette birleşmek suretiyle mesleklerini icra etmeleri gereği ortaya çıkmıştır. İşte bu ihtiyacın giderilmesi için, avukatlara, bir avukatlık şirketinde birleşerek mesleklerini icra edebilmeleri imkânı getirilmiştir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tasarıda, avukatlık mesleğinin özellikleri dikkate alınarak, ancak Avukatlık Kanununda sayılan işleri yapabilmeleri ve sadece avukatların kurabileceği, kendine özgü bir avukatlık şirketi modeli öngörülmüştür. Avukatlık şirketiyle ilgili olarak, ortaklığın bulunduğu yer barosuna kayıtlı olan avukatlarca kurulabilmesi ve ortak olunması, belirli bir nakdin, para niteliği olmayan şeylerin, ad ve şöhret ile şahsî emeğin sermaye olarak konulabilmesi, ortaklığın tüzel kişiliğe sahip bulunması, ortaklığın teşkilatı, temsilî oy hakkı, payın devri, ortaklık hak ve sıfatının yitirilmesi, kâr payı hakkı, ortakların sorumlulukları, ortaklığın infisahı gibi düzenlemeler getirilmiştir.
Avukatlık şirketinin tüzelkişilik kazanabilmesi için, sözleşmenin ortaklarının bağlı olduğu baro yönetim kurulunca onaylanması ve barolarca tutulan avukatlık şirketi kütüğüne tescil edilmesi esası benimsenmiştir. Avukatlık şirketinin, yurtdışı hariç, merkezinin bulunduğu yer dışında büro açamaması öngörülmüş olup; bu hükümle, haksız rekabet ortamı oluşması engellenmiştir. Bugün, ülkemizde çokuluslu şirketlerin avukatlık büroları faaliyet gösterebilmekte olup, bu, ülkemiz avukatları arasında sıkıntıya yol açmıştır. Düzenlemeyle, aynı haklar, ülkemiz avukatlarına da tanınmaktadır.
Şirket ortakları avukatlar kendi adına vekâletname alamayacak, ancak avukatlık şirketi adına alabileceklerdir. Tebligatlar şirkete yapılacak, ortaklardan birine yapılan tebligat şirkete yapılmış sayılacaktır. Avukatların avukatlık şirketi adı altında çok farklı hükümler içeren ortaklık şekilleri teşkil etmelerinin uygulamada sıkıntılara neden olabileceği düşünüldüğünden, tasarıda, avukatlık şirket sözleşmesinin ancak avukatlık şirketi tip ana sözleşmesi çerçevesinde düzenlenmesi öngörülmüştür. Avukatlık şirketi tip ana sözleşmesinin düzenleme yetkisi Türkiye Barolar Birliğine verilmektedir. Tasarıyla, tip ana sözleşmesine aykırı olarak düzenlenen avukatlık şirketi sözleşmesinin tescilinin yapılmayacağı öngörülmüştür.
Avukatlık şirketi, avukatlar için öngörülmüş olup, amaç, avukatlık mesleğinin iyi bir şekilde yürütülmesinin sağlanmasıdır. Amaç bu olduğuna göre, avukatlık şirketi ortağının pay devrine yasak koyabilmeleri imkânı öngörülmüş olup, ortaklık payının avukat olmayan üçüncü kişilere intikali yasaklanmıştır.
Avukatlık şirketinin kurulmasına ilişkin düzenlemeyle, avukatlık bürolarının kurumsallaşmasının yolu açılmakta, avukatların sağlık gibi özel nedenlerle geçici iş göremezlik durumlarında hem kendilerinin hem de müvekkillerinin zarara uğramaları önlenmektedir.
Avukatların mesleklerini bir avukatlık şirketi bünyesinde icra etmeleri sonucu, malî endişeler yüzünden avukatlık mesleğini tercih edemeyen hukukçuların önü açılacak, düzenli ve disiplinli bir çalışma ortamı oluşturulacak, şirket ortakları arasında ihtisaslaşma sağlanacak, hakkın teslimi ve davaların sonuçlandırılması süreleri kısalacaktır.
Tasarının kanunlaşması halinde, avukatlık mesleğini icra etmekte bulunan veya bu sahada çalışmayı düşünen hukukçularımızın uzun zamandan beri olan beklentileri de karşılanmış olacaktır.
Tasarının 36 ncı maddesiyle, avukatlar veya avukatlık ortaklığının başka bir avukatı veya avukatlık ortaklığını tevkil ederken noterden vekâletname verme yerine, bu vekâletname yerine geçecek yetki belgesi verebilmesi imkânı getirilmiştir. Bu düzenlemeyle, zaman ve paradan tasarruf edildiği gibi, mesleğe saygınlık da kazandırılmıştır.
Tasarının bütün bu olumlu yanları yanında, düzeltilmesi gerektiğine inandığım bazı noktalara temas etmek istiyorum.
Avukatlık mesleğinin günümüz koşullarına göre en iyi şekilde yapılabilmesi için, tasarıyla, avukatlara görevlerini yerine getirmelerinde yardımcı olacak kuruluşlara açıklık getirilerek, bu kuruluşlardan bilgi ve belge toplama yetkisi verilmektedir. Bu konu, yıllardan beri avukatlar arasında devamlı dile getirilen bir sorunun giderilmesini sağlayacaktır.
Tasarının 2 nci maddesinin üçüncü fıkrasındaki bu düzenleme yerinde olmakla birlikte, bu fıkraya özel ve kamuya ait haberleşme şirketlerinin kayıtlarının da eklenmesi, adres tespitlerinde büyük kolaylık sağlayacaktır.
Kanun tasarısının 16 ncı maddesinin dördüncü fıkrasının kaldırılması ve beşinci fıkrasından "geri ödemeden gelen paralar ile kredi ödemelerinden sonra arta kalan miktarın barolar ve Türkiye Barolar Birliği arasında dağıtım ve sarf esasları ve diğer hususlar" ibaresinin çıkarılması hukuka ve hakkaniyete uygun olacaktır; çünkü, değişikliğin önemli bir yanı da, kredi harcamalarından artan bölümün barolar ile Türkiye Barolar Birliğinin genel giderlerine harcanabileceğidir. Avukatlar, muntazam aidat ödeyen meslek grubu içindedir; ödemediklerinde de önemli yaptırımlarla karşılaşmaktadırlar. Aidatlar da memur maaş katsayısına endekslidir. Avukattan gizli vergi veya aidat şeklinde alınacak pul bedellerinin kullanılmasının yönetiminin de Barolar Birliğine bırakılması, kanun değişikliğine rengini veren Barolar Birliği hâkimiyeti ve keyfîliğinin bir göstergesi mahiyetinde algılanmaktadır. Kaldı ki, barolar ve Barolar Birliğinin kanunla düzenlenmiş gelirleri mevcuttur.
Kanun tasarısının 17 nci maddesiyle, Avukatlık Kanununun mülga 28 inci maddesinin sonuna "sınav yazılı usule tabidir" ibaresinin eklenmesi, bir boşluğu dolduracağı gibi, zihinlerde oluşabilecek soruların da cevabını bulması sağlanacaktır. Sınavın yapılış şeklinin Barolar Birliğince belirlenecek olması, ÖSYM sınavı dışında sözlü sınav olarak da değerlendirilebilir. Bu konu sübjektif uygulamalara açık olup, sözlü sınavın kabulü mümkün değildir. Sınavın yazılı yapılacak olması, mesleğe girmeye aday avukatların kamuoyu nezdinde herhangi bir kayırma veya hukukdışı yollarla sınav sonucunun etkilenemeyeceği kanaatinin de yerleştirilmesi bakımından zarurîdir.
Bilindiği üzere, stajyer avukatın avukatlıkla bağdaşmayan bir işte çalışması yasaklanmıştır; ancak, uygulamada, geçimini temin etmek zorunda olan bir stajyer avukat gizli de olsa çalışmakta, yakalanmazsa stajını bitirmekte, yakalandığı takdirde ise stajı yanmaktadır. Konuyu, uzun yıllar avukat olarak görev yaptığım için yakından biliyorum. İşte bu durumda olanlar için tasarıya bir ek madde eklenerek, 1136 sayılı Kanunun 11 inci maddesi hükmü uyarınca avukatlık stajıyla bağdaşmayan bir işte çalışması nedeniyle stajları sayılmayan ve adları staj listesinden silinenlere yeni bir hak tanınması, hakkaniyete uygun olacaktır. Kaldı ki, bu konuda önemli bir eksiklik görüldüğü için, gündemimizde bulunan bu tasarıda stajyer avukatlara staj süresince kredi verilmesi öngörülmektedir.
Söz konusu tasarıyı, eksiklerine rağmen destekliyor ve ülkemize, milletimize, avukatlarımıza hayırlı olması dileğiyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP ve DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Çevik.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Amasya Milletvekili Sayın Ahmet İyimaya; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
Süreniz 20 dakika.
DYP GRUBU ADINA AHMET İYİMAYA (Amasya) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.
Sayın Başkan, Yüce Parlamentonun değerli üyeleri; sözlerimin başında, şahsım ve Partim adına, Muhterem Meclisi selamlıyorum.
Değerli arkadaşlar, şu anda, hukukun üstünlüğü bakımından özel bir anlamı olan tasarıyı müzakere ediyoruz; savunma hakkının müeyyidelendirildiği kurumsal kuralları gözden geçiriyoruz; yargı bağımsızlığının temel ölçütlerinden birisi olan, kökten bir değişikliğin ele alındığı bir tasarıyla karşı karşıyayız.
Türk avukatlık mesleği, hukuk bazında, henüz iki asra ulaşamamıştır. Gelişmiş ülkelerin bu meslekleri, savunma örgütleri, yediyüz yıllık, sekizyüz yıllık bir evrim tecrübesiyle karşı karşıyadırlar. 1969 yılından -ki, kurumsal kanunun, Wolf Çernis'in önemli projesidir- bu yana Avukatlık Yasası, savunma mesleğini geliştirici ve özgürleştirici ciddî bir değişiklik görmedi.
Bu tasarı, Türk avukatlarının ve baroların aşağı yukarı dört yıl mutfak çalışmasını yaptığı ve içinde bulunma onurunu taşıdığım ciddî bir emeğin ürünüdür. Yetmedi bakanlıkta, yetmedi çevre barolarında, yetmedi kamuoyunda genişçe tartışıldı.
Aslında bu tasarı bağlamında, Türk yasama organının kanunlaştırma noktasındaki esnekliği veya hızı rahat rahat test edilebilir. Bu kanun, en az dört yıl öncesinde yürürlüğe girmeli ve şu anda müzakere ediyor olmamalıydık. Bu anlamda, bekleme odasında yaşlanmış ve henüz tam anlamıyla güncelleştirilmemiş bir tasarıyla karşı karşıyayız.
Bir reform tasarısı mıdır; elbette ki hayır. Reform sözcüğü, belki söylenilmesi kolay; ama, alanında bu değişikliğin yapılması öyle kolay olan bir gayretin adı değil. Mükemmel mi; elbette ki değil; ama, önemli sorunlarımızı çözüyor.
Getirdiklerini anlattıktan sonra, olması gereken avukatlık kodifikasyonunun, savunma mesleği örgütünün ve savunma mesleğinin temel esaslarının, öznelerinin tabi bulundukları rejimin bazı özelliklerini siz değerli milletvekili arkadaşlarımla paylaşmak istiyorum:
Değerli arkadaşlar, bu tasarı, evvela, avukatın statüsünü önemli ölçüde yeniden düzenliyor. Staj ve avukatlığa giriş yepyeni bir disipline tabi tutuluyor. Devlet desteğinde veya kamu garantisinde olan, çok önemli savunma görevini üstlenecek avukatların veya adayların sınavdan geçmeleri, aşağı yukarı evrensel değerde kabul edilmiş bir prensiptir. Avukat, bu tasarıdan sonra, artık, savunma hakkının bihakkın ortaya çıkarılması için, özel yasa hükümleri ve sırlar alanı hariç, kamudaki ve kimi kuruluşlardaki, kurumlardaki belgelere ve bilgilere doğrudan ulaşabilecektir. Savunma dokunulmazlığı yeni bir tanıma tabi tutuluyor.
Bu tasarı, baroyu yeniden ele alıyor; Anayasanın meslek örgütleri tanımındaki daraltıcı sınırlar içerisinde yeniden bir baro tanımını getiriyor. Gerçekten, şu anda, baro veya Barolar Birliği, Adalet Bakanlığının yasal vesayeti altında bulunan, bağımsız karar alma organları niteliğinde değil; bu kaldırılıyor ve aşağı yukarı, baroya, Barolar Birliğine, vesayet tanımlarına girmeyen esnek bir karar alma mekanizması geliştiriliyor.
Değerli arkadaşlar, bu noktada dikkatlerinize sunmam gereken bir husus, barolar ve Barolar Birliğinin şu ana kadar avukatlık tarihimizde üstlenmediği bir görev veriliyor kendilerine; o da, insan haklarının korunması ve insan haklarının baro bakımından ve o araçla üstünlüğünün ortaya konulması için gereken önlemlerin alınması görevi.
Bu görev, gerçekten, bu yasaya reform mührünü veya damgasını vurdurtacak önemli bir yeniliktir. İnsan haklarının ihlal edildiği hallerde -ceza olsun, hukuk davası olsun, diğer davalar olsun, eylem olsun, işlem olsun, hatta yasa olsun- baronun ve Barolar Birliğinin doğrudan müdahale hakkı ortaya konulmaktadır. O hakla, o yetkiyle donatılmış olmaktadır ki, Türk insan haklarının, bizim insan hakları rejimimizin dönüştürmesini sağlayacak önemli manivelalardan, dinamiklerden birisidir ve bu özgün önerinin mimarı olarak değerli kardeşim Ali Arabacı'yı gönülden kutluyorum.
Yeni tasarı, bazı kurumları da düzenliyor; zorunlu avukatlık -vaktim olsa, genişçe anlatsam- avukatlık şirketi, avukatlık sözleşmesi ve baro pulu gibi kurumlar...
Değerli arkadaşlar, aslında, hukuk ihlalleri, koruyucu avukatlık yoluyla, koruyucu hukuk yoluyla daha asgariye indirilebilir; sınırlı şekilde zorunlu avukatlık getirilmiştir. Avukatlık şirketi, bir Avrupa Birliğine entegrasyon normu niteliğindedir. Avukatlık sözleşmesi, bu yasa tasarısında ilk defa geliştirilmiş, özgün bir kurumdur ve şu ana kadarki vekâlet akdi tanımından, avukatlık sözleşmesi tanımından, unsurları itibariyle, tabi bulunduğu yargı yolu itibariyle ve diğer noktalar açısından, tamamen yepyeni bir kurumdur.
Baro pulu, bizzat avukatın, vekâletle işlem yapması sırasında, vekâletnameye yapıştırılan harç miktarı kadar alması gereken, vekâletnameye yapıştırması gereken ve geliri, meslek örgütüne, meslek amaçları için kullanılmak üzere sağlanan bir malî imkândır. En fazla eleştiri alan hükümlerden biri budur. Aslında, bu hükmü eleştirmenin olanağı yoktur; çünkü, bu yasa tasarısı, stajı yeni düzene tabi kılmakta, sınav zorunluluğunu getirmekte ve belki de aşağıda anlatacağım staj akademileri gibi önemli, savunma mesleği bakımından önemli bir kurumu da bünyesinde taşıyabilmektedir. Bunlar büyük giderlere bağlı hedeflerdir. Bu, bizzat özkaynaktır; avukatın bizzat kendi cebinden vereceği, meslek örgütüne ve meslekî verimin ve meslek düzeninin mükemmelleşmesi için harcanması gereken bir değerdir; herhangi bir müvekkile veya davada taraf olana yüklenmesi mümkün olmayan bir parasal kaynaktır.
Arkadaşlar, yasa tasarısının getirdikleri, ana hatlarıyla bunlar. Bunları detaylandırabiliriz, ayrıntıya inebiliriz; fakat, bu Parlamento, şu suale cevap vermelidir: Bu yasayla, Türk savunma mesleği, tüm sorunlarını hukukî düzenleme temelinde çözmekte midir? Bu yasa tasarısı, bir reform tasarısı mıdır? Bu yasa, gerçekten, şu andaki ihtiyaçları tamamen karşılayabilmekte midir?
Doğru Yol Partisi olarak, çıkacak bu yasayı savunuyoruz ve ihtiyaçları önemli ölçüde karşıladığına inanıyoruz; ancak, itiraf edeyim, sarahatle ifade edeyim ki, bu yasa, bir reform yasası olmaktan uzaktır.
Değerli arkadaşlar, reform yasası olabilmesi için, bu yasanın, gerçekten bir savunma kodifikasyonu niteliğinde olması lazım. Kamu avukatlığı, serbest avukatlık farklıdır. Avukatlarla ve savunma mesleğiyle ilgili hükümler, çeşitli kanunlarda, parça parça, bölünmüş; elbette ki, Türk avukatlık mesleği veya savunma mesleği, aynen Medenî Kanunda olduğu gibi, bir savunma kodifikasyonu ihtiyacıyla karşı karşıyadır. Ayrıca, savunma hakkının ve millet hakkının, hukukun kamuda egemen kılınması için, bağımsız kamu avukatları kurumunun kurumsal olarak ihdas edilmesi şarttır. Bilinçle söylüyorum, aynen, bugün, demokratik ülkelerde, gelişmiş ülkelerde, kamuda hukuku ve demokrasiyi ikame etmenin kurumsal çaresi, bağımsız idarî otoritelerdir. RTÜK gibi, Rekabet Kurulu gibi, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu gibi, aynen, bütün kamu kurumlarının hukuk işlerinin, dava ikamesi, savunma, mütalaa verilmesi vesaire için, bağımsız bir kamu avukatları kurumunun teşekkülü şarttır ve o zaman yolsuzlukların önüne geçeriz, o zaman şeffaflığı kurumsal anlamda gerçekleştirebiliriz. Gerçek bir savunma mesleği reformu içerisinde, böyle bir düzenlemenin zorunluluğuna inanmaktayız. Kamu avukatları, şu anda, gerçekten bir malî felaketle, bir statü felaketiyle karşı karşıyadırlar. Aşağı yukarı, 1988 yılında yargıç ile kamu avukatı arasında malî haklar bakımından en ufak bir fark yoktu. Diyoruz ki, savunmayla yargı, yargıçla kamu avukatı arasında malî
statü bakımından farklılık yaratan bir düzenin kamuda hukuku, kamuda şeffaflığı ve kamuda demokrasiyi ikame etmek bakımından önemli sorunlar taşıdığı rahat rahat söylenilebilir.
Değerli arkadaşlar, gerçek bir reform tasarısını çıkarabilmemiz için Türk savunma akademisinin bu yasayla kurulmuş olması gerekir. Ben avukatım yirmi yıl, yirmibeş yıl, öbürü avukat otuz yıl, kırk yıl... Kurumsallaşabilmek için kurumları oluşturmak lazımdır. Bugün, avukatlığı bilgi temelinde destekleyen, savunma mesleğini evrim ve dönüşüm temelinde destekleyen temel kurumlardan birisi savunma akademisi olmalıydı, olmalıdır. Zannediyorum, yakın gelecekte olmasa bile, uzak olmayan geleceklerde bu ihtiyacın farkına varılacak ve savunma mesleğinin, savunma hakkıyla eklemlenmesini sağlayacak, bilgiyle hukuku buluşturacak ve hukukta güncel dönüşümü sağlayacak böyle bir yapıya, Türk avukatlığı Türk savunma mesleği kavuşabileceklerdir.
Bu yasanın Avrupa Birliği yolculuğu için zorunlu entegrasyon ayağı kopuktur. Belki şirketler tamam, belki hizmetin belli ölçüde serbest dönüşümü tamam; ama, bu açıdan, bu yasa, öyle zannediyorum ki, çok uzak olmayan bir gelecekte, yine, bir değişiklik olarak önümüze gelecektir. Yine, ben isterdim ki, bu yasada bağdaşmazlıklar yeniden düzenlensin ve milletvekilliği gibi onurlu bir görevi üstlenen avukatın veya avukatların, milletvekilliği döneminde avukatlık mesleğini icra edememeleri hükmü derpiş edilmiş olsun veya normatif bağdaşmazlık konulmuş olsun.
İhtisas avukatlığının önünün açılmasını isterdim.
Barolar Birliğinin ve baroların, bazı davalarda, bizzat, temsilden çok doğrudan doğruya el atma yetkilerinin verilmesini isterdim.
Değerli arkadaşlar, reform için bu kısa birkaç öngörüden sonra, bizi dinlediklerine kuşku duymadığım Türk avukatlarına ve barolara düşen bazı görevleri dile getirmek istiyorum.
Değerli arkadaşlar, her avukatın ve baronun, hukukumuzu, içhukukumuzu, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine uygunluğu ve Anayasaya uygunluğu bakımından yükümlülükleri var; çünkü, hukuku sadece parlamento, hukuku sadece yargı dönüştüremez. Türk avukatlarının ve hukukun evriminde savunma mesleğinin hukuku dönüştüren büyük hizmetleri vardır.
İtiraf edeyim ki, Barolar Birliğimiz, evrim çizgisinde sorunlara daha çok devlet gözlüğüyle ve ideokratik (ideoloji yönetimi) yaklaşımla hüküm biçmiş, değer biçmiştir. Aslında, saygı duyduğumuz, aynı çatı altında bulunduğumuz cumhuriyeti koruyanlarımız çok; legal koruyanlar var, illegal koruyanlar var; ama, bugün, baroların, ama, bugün avukatların en büyük misyonlarından birisi, sorunlara demokratik çoğulculuk içerisinde yaklaşıp, özgürlüklerin yanında yer alabilmeleridir. Bu bağlamda da, barolarımızın, avukatlarımızın kayda değer çok önemli hizmetleri olmuştur; zamanım, vaktim elverseydi de, onlara değinebilseydim; ama, bugün, içinde bulunduğumuz şartlar gereği, Türkiye'nin en fazla muhtaç olduğu ortak değer hukuktur, hukukun üstünlüğüdür, demokratik çoğulculuktur ve özgürlük fukaralığından kurtulmaktır. Barolarımızın ve avukatların bu konudaki, bu sorundaki misyonları bir tarafa atılamaz ve o idrak noktalarına gelmeleri en büyük temennimizdir.
Yine, bilimi, gelişmeyi yakından takip eden ve seven Değerli Adalet Bakanımdan, Barolar Birliğiyle bağlantı kurarak, şu Bakanlığın alt katındaki mahzende nemlerle karşı karşıya bıraktığımız tarihî belgeleri, o odadaki barolara, avukatlara ait olan Birinci Meşrutiyetten bu yana kadarki o kıymetli belgeleri -bir protokol mu yaparlar, bir anlaşma mı yaparlar- Barolar Birliğine tevdi etmeleri ve savunma ortak arşivinin oluşturulması yönünde asgarî gayretleri esirgememeleri temennisinde bulunuyorum.
Değerli arkadaşlar, bin defa ölsem, yüzbin defa doğsam seçeceğim tek meslek savunma mesleğidir. Savunma gereği gibi yapılırsa, savunma, hak savunuculuğu cesaretle yapılırsa, savunma milletle yapılırsa o milletin yapamayacağı, o milletin ilerleyemeyeceği, o milletin varamayacağı bir nokta asla yoktur. Yine, Barolar Birliğinden, İkinci Meşrutiyetteki ünlü Muhamat Dergisini Türkçeye çevirerek günümüz avukatlarının bilgisine sunmaları temennimizdir.
Değerli arkadaşlar, Türk savunma mesleğinin ve avukatlık kanunlarının teşekkülünde büyük hizmetleri olan Ali Haydar Özkent'i, Feridun Fikri'yi, Faruk Erem'i, Vasfi Raşit Sevig'i, Volf Çernis'i ve Feridun Müderrisoğlu'nu, bu dev insanları rahmetle anıyorum.
Avukatlık mesleğinin ve kodifikasyonunun günlük savunucuları, emektarları ve mimarları olan...
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın İyimaya, 1 dakika içerisinde bitirin ve teşekkür edin.
AHMET İYİMAYA (Devamla) - Peki efendim.
... genç hukukçular Nejat Ada'yı, Meral Sungurtekin'i, aziz milletimize ait olan bu kürsüden anmakla, büyük bir sevinç duyduğumu ifade etmek istiyorum.
Bu tasarının, savunma mesleği için, hukukun üstünlüğü için, yargı bağımsızlığı için, en sonunda da meslektaşlarımız için, hayırlı, uğurlu olmasını diliyor, daha büyük reformlara imza atmamızı temenni ediyorum.
Saygılar sunuyorum efendim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ediyoruz Sayın İyimaya.
Demokratik Sol Parti Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Tayfun İçli; buyurun. (DSP sıralarından alkışlar)
DSP GRUBU ADINA HÜSEYİN TAYFUN İÇLİ (Ankara) - Teşekkür ediyorum Sayın Başkan.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 1136 Sayılı Avukatlık Yasasında Değişiklik Yapılmasına ve Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Yasa Tasarısı hakkında Demokratik Sol Parti Grubu adına söz almış bulunuyorum; şahsım ve Grubum adına saygılarımı sunuyorum.
Değerli milletvekilleri, avukat, mesleğin niteliği ve işlevi gereği yargının bağımsız unsuru savunmayı, dolayısıyla, halkın savunmada odaklaşan hak arama özgürlüğünü temsil eder. Savunma hakkının kutsallığı ve temel hakların başında yer alışı, savunmayı temsil eden avukatın tam anlamıyla bağımsız olmasını gerektirmektedir. Avukatın bağımsızlığı, görevleri sırasında kendisine baskı yapılmaması, bu hakkın güvence altına alınması ve korunması anlamındadır. Bu bağımsızlık, iş sahibine, meslek örgütüne, devlete ve hatta topluma karşı bağımsızlıktır. Avukat bağımsız ise, savunma hakkını, hakkıyla koruyabilir, müvekkilinin haklarını savunabilir. Avukat, mesleğini icra ederken bu bağımsızlığa sahip değilse, görevini gerçek anlamda yerine getiremiyor demektir. Nitekim, Uluslararası Barolar Birliğinin, Eylül 1990'da, New York Genel Kurulunda benimsediği kararlarda, avukatların, müvekkillerinin yasal işlemlerini gerçekleştirirken tam bağımsız olacaklarını, hiçbir kişi ya da kurumun baskı ve yasaklarına maruz kalmayacaklarını, toplum ve idare önünde hiçbir avukatın müvekkili ya da aldığı davalarla özdeş tutulamayacağını, avukatların meslekî yükümlülüklerini yerine getirebilmek için birtakım ayrıcalıklarla donatılması gerektiği, bunlardan birinin avukatın görevine ilişkin özgürce araştırma ve bilgi edinme hakkının sağlanması olduğu benimsenmiştir.
Dünyada avukatlık mesleğine bu denli önem verilmesi boşuna değildir. Bir ülkede avukatlar ne kadar bağımsız faaliyet gösterebiliyorlarsa, o ülkede, o kadar hukukun üstünlüğü var demektir. Savunma mesleğine tanınması gereken özgürlük, yasama, yürütme, yargı organlarına ve tüm güç odaklarına karşı sağlanması gereken bağımsızlık, avukat için değil, hak arama özgürlüğü için tanınmış bir güvencedir. Çünkü, hiç kimsenin savunma hakkından uzak kalması mümkün değildir. İnsanlar suç işlemeyebilirler. Suç işlememek ellerindedir; ama, itham edilmemek ellerinde değildir. İtham edilen insanın başvuracağı tek müessese de budur.
Avukatlık mesleğinin, kendine özgü yapısı nedeniyle, savunma, yargının temel öğelerinden biridir. Bağımsız yargı hukuk devletinin temeli ise, özgür savunma da bağımsız yargının tamamlayıcısıdır. Bu nedenledir ki, avukatın, görevini yaparken bağımsız olabilmesi için savunma dokunulmazlığından yararlanması zorunludur. Avukatın dokunulmazlığından, bir davayla ilgili olmak koşuluyla sarf ettiği sözlerden dolayı avukatın cezaî kovuşturmaya uğramaması anlaşılmaktadır. Unutmayalım ki, vatandaşın en son sığınağı, avukattır. Bu bağlamda, avukatlık mesleği, düşünce özgürlüğünün tanındığı, hukuk devleti ve hukukun üstünlüğünün egemen olduğu bir toplumda gelişebilir, anlamını uygun icra edilebilir.
Sayın milletvekilleri, 1969 yılında kabul edilen Avukatlık Yasası, birçok yasalarımızda olduğu gibi, acil ve esaslı değişiklikleri gerektirmekteydi. Başkalarının haklarını savunmakla görevli olan avukatlar, kendi haklarını savunamaz duruma düştükleri gibi, mesleklerini icra ederken de çeşitli zorluklarla karşılaşıyorlardı. Savunma mesleğinin yılmaz savunucuları avukatlar, yıllardır, Anayasadan kaynaklanan meslekî bu haklı ve zorunlu taleplerini dile getiriyorlar; ancak, bu talepleri, ne yazık ki, karşılanamıyordu. 21 inci Dönem bu Meclis, işte, yine, bir inanılmazı başardı; yoğun gündemine rağmen, Avukatlık Yasasında esaslı değişikliği getiren -geçici maddeler hariç- 98 maddeden ibaret bu yasa tasarısını temel yasa kabul ederek gündemine aldı. Bu yasa tasarısını Meclisimize sevk eden 57 nci hükümete, Sayın Bakanımıza, mensubu olmaktan onur duyduğum Demokratik Sol Parti Grubu milletvekilleri başta olmak üzere, koalisyon ortaklarımız milletvekilleri ile muhalefet partisi milletvekillerine, bir avukat olarak, şükranlarımı sunuyorum.
Sayın milletvekilleri, demokratik ve sosyal hukuk devletinde, herkes, hak arama özgürlüğünden ve savunma hakkından eşit olarak yararlanmalıdır. Anayasamızda ve yasalarımızdaki bu eksikliklerin süratle giderilmesi gereklidir. Bu amaçla, öncelikle, evrensel insan hakları belgelerinde olduğu gibi, savunmanın, yargının temel unsurlarından biri olduğu anayasa hükmü haline getirilmeli, meslek kuruluşlarının dayanışması ve siyasal katılımını engelleyen Anayasamızın 135 inci maddesi, zaman geçirilmeksizin değiştirilmelidir.
Sayın milletvekilleri, bu yasa tasarısı, avukatlara, görevlerini yerine getirmelerinde kolaylık sağlayıcı, ayrıca, mesleğin kalitesini artırıcı düzenlemelere yer verdiği gibi, reform niteliğinde düzenlemeler de içermektedir.
Değerli milletvekilleri, iddia, savunma ve yargı makamları eşit, eşit olduğu kadar bağımsız olmalıdır. Nitekim, bu yasa tasarısıyla barolar üzerindeki Adalet Bakanlığı vesayeti kaldırılmakta, avukatın, serbest ve bağımsız çalışması için gerekli meslek ve kuralların uygulayıcısı olan baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin de bağımsızlığı sağlanmaktadır. Vesayet makamı olmaktan çıkan Adalet Bakanlığınca, baroların ve Türkiye Barolar Birliği kararları aleyhine, gerek görüldüğünde idarî yargı yoluna başvurma hakkı korunmaktadır. Adlî yardım, avukatların uzlaşmaya davet yetkisi ve bunun gibi pek çok konuda düzenlemeler yer almaktadır. Ayrıca, yıllardır avukatların meslek hayatlarında büyük sorun olan şirketleşme yasağı kaldırılmaktadır. Yeni bir kurum olarak, tüzelkişiliğe sahip avukatlık ortaklığı getirilmektedir. Ayrıca, staj sonunda, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Kurumu tarafından yapılacak sınavla, stajyerlere, belli bir seviyede hukuk bilgisi ve nosyonu kazandırılmak istenmiştir. Staj süresince, stajyerlere barolarca kredi verilmesi olanağı getirilmekte ve barolara, bu krediyi sağlayabilmeleri için, yeni gelir kaynağı yaratılmaktadır. Bu nedenle de, gerçekten, avukatlık yapamayacak kişilerin staj başvuruları önlenmek istenmiştir.
Değerli milletvekilleri, yukarıda özetlediğim bu çok önemli değişikliklerin yanı sıra, aşağıdaki konuların da gündeme gelmesinde ve çözüm bulunmasında yarar vardır.
Bugün, serbest meslek icra eden avukatların hiçbir sosyal güvenceleri bulunmamaktadır. Sosyal Sigorta Kurumuna yüksek düzeyde ödenen primler, düşük emeklilik aylığından başka hiçbir hak tanımamakta, avukatlar, sağlık ve bunun gibi sosyal haklardan yoksun bulunmaktadır.
Malî yönden çok büyük yetki kullanmak ve sorumluluk üstlenmek durumunda bulunan kamu hukukçuları, idare aleyhine, adlî ve idarî yargı mercilerinde açılan milyarlarca liralık tazminat davalarını bizzat takip etmektedirler. İdarenin yargısal denetiminde, yargı organları nezdinde sayın bakanı temsilen idarenin savunması görevini üstlenen kamu hukukçuları, öncelikle temsil tazminatı alması gereken kamu görevlilerindendir. Tüzük, yönetmelik, genelge gibi idarî düzenleyici işlemler ile idare tarafından yasama organına sunulan kanun tasarılarının hazırlanmasına doğrudan katılan, görüş oluşturan; idarenin yapmış olduğu iş ve işlemlerde danışmanlık yapmak ve mütalaa vermek suretiyle uygulamaya yön veren ve yol gösteren; idarenin daha etkin ve hukuka uygun çalışmasına önemli katkı sağlayan ve yüksek disiplin kurulu, disiplin kurulu gibi kurullarda yer alan kamu hukukçularının, statü ve malî hakları bakımından görevlerinin ve sorumluluklarının ağırlığıyla orantılı bir seviyede yer almaları büyük önem taşımaktadır.
Kamu hukukçularının görevlerinin kapsamı, niteliği, önemi, kullandıkları yetki ve üstlendikleri sorunun ağırlığı dikkate alınarak, statü ve malî haklarında iyileştirme sağlanmadığı takdirde, bir süre sonra, kamuda nitelikli ve yeterli sayıda hukukçu istihdamında sıkıntı yaşanılması kaçınılmazdır.
Bu duygularla sözlerime son veriyor, Yüce Meclise saygılarımı sunuyor, Avukatlık Yasasının hayırlı olmasını diliyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın İçli.
Fazilet Partisi Grubu adına, Adıyaman Milletvekili Sayın Dengir Mir Mehmet Fırat; buyurun. (FP sıralarından alkışlar)
FP GRUBU ADINA DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Adıyaman) - Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; hepinizi saygıyla selamlıyorum; Avukatlık Yasası üzerinde yapılan değişikliğin geneli hakkında Grubum adına söz almış bulunuyorum.
Tabiî, benden önce grupları adına konuşan çok saygıdeğer meslektaşlarımdan sonra söz almış olmak benim bir handikabım; çünkü, hakikaten, tasarıyı çok güzel irdelediler ve çok önemli noktalara parmak bastılar. Benim şu anda yapacağım şey, onların bütün söylemiş olduklarına iştirak ile belki, bazı ekler yapabilmek.
Malumları olduğu üzere, 1969 tarih ve 1136 sayılı Yasayla, bugüne kadar savunma müessesesini götürmek durumunda kaldık. Aslında, yargı sistemi içerisinde, savunma olsun, sav olsun ve karar mercii olsun, maalesef, yeterli yasalarla idare edildiklerini söyleyebilmek mümkün değil. İnşallah, Avukatlık Yasasındaki bu değişiklikten sonra, iddia makamının; yani, savcıların ve bunun yanında da hâkimlerin, gerek özlük hakları gerekse eğitimleri ve görev süresi içerisinde geliştirilmeleri konusundaki yasaların da Adalet Bakanlığı tarafından en kısa süreç içerisinde Yüce Parlamentoya getirilerek, adalet mekanizmasının güncel hale getirilmesi ve ayaklandırılması gerektiği kanısındayım. Aslında, bugün yaşamış olduğumuz ekonomik sorunların ve usulsüzlüklerin temelinde yatan asıl sorun, adalet mekanizmasının, halen, otuz kırk yıllık yasalarla idare edilme çabası içerisinde olunmasıdır.
Tabiî olarak, her şeyin ötesinde, adalet mekanizmasının ve yargılama sürecinin, mutlak surette bir yenilemeye tabi tutulması gerekir ve ne yazık ki, YÖK'ün Türkiye'ye vermiş olduğu zararların en kötüsünü, en güncel olanını, hukuk eğitimi üzerinde görmek mümkün. Adalet Bakanlığı tarafından hâkim ihtiyacını karşılamak için açılmış olan sınavlara müracaat eden 600 kişinin üzerinde hukuk mezununun, yapılan test sınavı sonuçlarında, ancak 60 kişinin; yani, yüzde 10'unun asgarî şartları haiz olduğunun ortaya çıkması, aslında, Türkiye için üzücü bir olaydır. Her şeyin ötesinde, dört sınıf ve birkaç tane hocayla birlikte Türkiye'nin her yerine yetersiz hukuk fakültelerinin açılması sonucunda, hukuk sisteminde, hukuku idame ettiren avukatıyla, savcısıyla, hâkimiyle giderek düşen bir kalitenin mevcudiyetini hissetmemek mümkün değildir.
Aslında, yapılmak istenilen bu değişiklikte, temel olarak, tek bir sınav değil, ikili bir sınavı önermiştik. İkili sınavı önermemizin temelinde yatan olay ise; biraz evvel izah etmiş olduğum hukuk eğitiminin Türkiye'deki yetersizliğinden dolayıdır. Ancak, Sayın Adalet Bakanlığı, nedense, buna karşı çıktılar; çünkü, hukuk fakültesini bitiren her öğrencinin, her kişinin, mutlak suretle, avukat olması, hâkim olması veya savcı olması gerekmiyor. Bir bilim disiplinini bitirmiş olan insanın belli bir görevi, belli bir mesleği icra etme mecburiyeti diye bir mecburiyeti düşünebilmesi mümkün değildir. Mutlak suretle bu hizmetleri götürecek olan insanların asgarî bir yeterliliğe sahip olması gerekmektedir ki, bugün Avrupa'daki sistemle aynıdır.
Aslında, ikinci bir önerimiz de, avukat, savcı veya hâkimlik için müracaat eden kişilerin, toptan bir sınava tabi tutularak, birbuçuk yıl bir ön stajdan geçirilmesi ve bu ön staj dönemi içerisinde malî imkânların devlet tarafından veya yaratılacak olan kaynaklardan karşılanması idi; çünkü, savı yargıdan veya savı iddiadan ayırabilmek veya kalite farklılığını düşünebilmek mümkün değildir. Mutlak suretle bunlarda en üst seviyeyi tutturmak zorunda idik; çünkü, adalet dağıtan mekanizmanın birer bireyleriydi ve birbirlerinden de çok büyük bir farklılık arz etmediği kanısındaydım. Ancak, Sayın Adalet Bakanlığımız bu talebimizi yerine getirmediler. Zira, birbuçuk yıllık bir eğitimden sonra, bu staj döneminde, stajyerlere soru sorulabilirdi, mesleklerini tercih edebilirlerdi ve ondan
sonra altı aylık veya bir senelik bir süreç içerisinde de avukat olarak eğitilebilirlerdi, savcı olarak eğitilebilirlerdi veya yargıç olarak eğitilebilirlerdi. Bu, bir kere, mutlak suretle bir standart getirecekti ve bu üstün bir standart olacaktı; fakat, Sayın Adalet Bakanlığıyla anlaşamadığımız bir konu var; çünkü, bu bir yaklaşım meselesi. Bunun mümkün olmadığı, öncelikle kaynağın yetersiz olduğu savı ortaya atıldı. Bu sav, Adalet Komisyonu tarafından kaynakların sağlanabileceği şeklinde kendilerine götürüldüğü halde, en son anlaşamadığımız tek bir söz söylenmiştir, hâkimlerin ve savcıların birer devlet memuru olduğu söylenmiştir. Bir kere, kesinlikle bu fikrin karşısındayız. Biz, yargı erkine mensup olan kişilerin, gerek hâkim olsun gerek savcı olsun, devletten maaş almalarına rağmen, bir erkin mensupları olduğunu; yani, nasıl ki, bizler, yasama meclisinin, yasama erkinin birer görevlisiysek, hâkimler ve savcıların da, hatta, avukatların da yargı erkinin birer mensubu olduğunu, bir devlet memuru olarak düşünülemeyeceğini mutlak surette kabul etmemiz gerektiği düşüncesindeydik.
Avukatlık, hakikaten çok mühim bir meslek; çünkü, hukuk devletinin temeli olan yargı bağımsızlığı olsun adil yargılama olsun ve evrensel hukuka uygunluk ilkeleri olsun, bunların mutlak surette tatbikatında, avukatların, kesin ve kesin, mutlak surette etkileri vardır ve bu etkilerin sonucunda da adil bir yargılamanın neticesinin alınmasının vazgeçilmez bir unsurudur. Ancak, Türkiye'de, nedense, bugüne kadar, avukatlık müessesesi ve savunma, belki, Osmanlı İmparatorluğunun tebaa anlayışından bugüne kadar gelişimizden dolayı olsa gerek, çok önemsenmemiş, bir nevi savsaklanan, bir nevi usulen tatbik edilen bir müessese olarak görülmüş ve her zaman da üvey evlat muamelesi görmüştür. Hele bir yerde, yargılamada sav ile savunmayı birbirinden ayırabilmek, bir hukukçunun dediği gibi, sadece, olsa olsa bir marangozluk hatasından ibarettir. Bu marangozluk hatasının da mutlak surette giderilmesi lazım; çünkü, savunma ile savın aynı kategoride düşünülmesi gerekir. Yoksa, yargılamanın tarafsızlığından, yargılamanın adil olmasından bahsedebilmek mümkün değildir. Bu da, gerek usul yasalarımızda gerekse hukuk yasalarımızda temelli bazı değişikliklerin acilen gündeme getirilmesi sonucunu doğurmaktadır.
Bugün görüşmekte olduğumuz yasa tasarısı, toplum tarafından ve Mecliste mevcut bütün siyasî parti grupları tarafından bir mutabakat içerisinde anlayışla karşılanmış ve hakikaten, Türkiye için bir gereklilik olarak kabul edilmiştir ve bunun neticesi olarak da, Meclisimizde, 90'ın üzerinde madde temel yasa olarak görüşülmeye başlanmıştır.
Hakikaten, Adalet Komisyonunu da, o dönemde o komisyonda görev almış bir arkadaşınız olarak, kutlamam gerekir. Hakikaten, bu yasa tasarısı üzerinde, çok detaylı bir çalışma yapılmıştır. Şunu ifade edebilirim ki, sadece alt komisyonun zabıtlarına biraz evvel baktığımda, 80 sayfanın üzerinde bir çalışma yapıldığını ve her maddenin çok iyi irdelendiğini ve birçok değişikliğin ilave edildiğini ve geliştirildiğini görmek beni mutlu etmiştir. Dolayısıyla, gerek Adalet Komisyonunun değerli üyelerini ve gerekse alt komisyonda görev almış diğer arkadaşları candan kutluyorum.
Tasarıyı genel olarak incelediğimiz zaman -diğer arkadaşlarımın daha çok irdelemesine rağmen- temelde ve birinci olarak, Anayasanın öngördüğü meslek kuruluşlarının vesayeti konusundaki sınırların en son noktasına kadar gidilerek, barolar ve Barolar Birliğinin bağımsızlığı sağlanmıştır. Bence, bu yasa tasarısının getirmiş olduğu en önemli değişikliklerden birisi budur. Bunun altında, biraz evvel izah etmiş olduğum eğitim noksanlığını gidermekte ve özellikle avukat stajyerlerinin, staj dönemleri içerisinde maddî sıkıntılar nedeniyle başka yerde çalışma durumları nazara alınarak bir fon yaratılmakta ve bu fon ile bu arkadaşlar kredilendirilmekte ve bu staj süresi içerisinde, kendilerini, tamamen mesleklerine adamaları temin edilmektedir.
Ayrıca, avukatlara belge temininde kolaylık ve avukatlar olarak tarafların uzlaşması sağlanarak, uzlaşma metninin bir mahkeme kararı şeklinde kabulü ile mahkemelerin büyük yükünün hafifletilmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Avukatlık ücretinin ve avukatlık şirketlerinin, ortak avukat bürolarının statülerinin açık ve kesin olarak bir tüzelkişilik kazandırılarak derpiş edilmesi ise, tasarının çok yenilikçi olaylarından birisidir; ancak, bunun yanında da avukatların disiplin suçları ciddiyetle ele alınmış ve mesleğin disipline edilebilmesi için yeni suç unsurları, yeni disiplin unsurları ortaya getirmiş ve bunların cezalandırılması -ki, ağır cezalarla cezalandırılması- konusu da derpiş edilmiştir; ancak, bunun yanında, hakikaten büyük bir ekonomik sıkıntı içerisinde olan geniş halk kitlelerine, özellikle, evrensel hukuka pek de uygun olmayan yasalarımız karşısında savunmasız olan insanlarımıza adlî yardımı geliştirmiş ve bu adlî yardım müessesesinin malî imkânlarını da yaratmış bulunmaktadır. Kaldı ki, avukatlara, adlî yardımdan kaçınmama zorunluluğu getirilerek bu görevin, biraz evvel söylemiş olduğum gibi, avukatlığın bir kamu hizmeti olma unsuru nazara alınmış ve gözden uzak tutulmamıştır.
İnanıyorum ki, bazı çevrelerin bu yasayı belli bir meslek grubunu, ki, özellikle bu Mecliste bulunan hukuk fakültesi veya hukuk kökenli bazı arkadaşlarımızın, bir meslek kayırmacılığı içerisinde, böyle bir yasayı geçirme fikrini empoze eden ve bunu devamlı olarak, özellikle basına yansıtmakta bir mahzur görmeyen arkadaşlarımın da hatalarının farkına varacakları kanısındayım.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Var var, burada var, okusaydın. Zaten biraz sonra konuşacağım.
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Evet, hayatımda ilk defa, bir toplu, bir komisyonda rüşvetle karşı karşıya kaldık. Onun bir kısmını, biraz da tutanaklara istinaden okumak istiyorum.
Bir mesleği yapabilmek için belli bir ilim disiplinine sahip bir okulu bitirmiş olmanız şarttır; bu, temeldir. Bunun haricinde, bir eczacının, eczacılık fakültesi mezununun bir hukukçu olmasını veya bir hukukçunun doktorluk yapmasını nasıl isteyemezseniz hukuk
eğitimi görmemiş bir kişinin veya kişilerin, başka bir okuldan çıkmış olan kişilerin de hâkim, avukat veya savcı olabilmesini talep edebilmek mümkün değildir.
Hatırladığım kadarıyla komisyonda hiç hoş olmayan bir durumla karşı karşıya kalmıştık. Hukuk menşeli olmayan, ancak idarî yargı içerisinde görev yapan başka kaynaklı olan insanlara, belli bir süreç içerisinde bu kurumlarda hizmet etmeleri neticesinde avukat olma hakkının tanınması istenmişti. Bunun, bilimsel olarak mümkün olmadığı söylendiği andan itibaren de, maalesef, bir tepkiyle karşılaştık ve bu tepkinin sonucunda da, aynen tutanaklara geçtiği gibi, eğer bu talep kabul edilmediği takdirde, konunun mümkün olduğunca engelleneceğini...
KAMER GENÇ (Tunceli) - Var mı tutanakta öyle? Göstermek zorundasınız. Tutanakta öyle bir şey yok.
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Kamer Bey, ben sizden bahsetmedim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Komisyonda bir tek ben vardım.
BAŞKAN - Sayın Genç, lütfen...
KAMER GENÇ (Tunceli) - Tutanakta varsa söylesin. Bana iftirada bulundu.
BAŞKAN - Şahsınıza ilişkin bir şey söylemedi efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Benim şahsıma söylendi.
ORHAN BIÇAKÇIOĞLU (Trabzon) - Ama Adalet Komisyonundaki üyeleri zan altında bırakıyor Sayın Başkan; Kamer Bey haklı.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben kastediliyorum efendim.
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Devamla) - Efendim, o zaman şunu söyleyebilirim: 18.11.1999 tarihli Türkiye Büyük Millet Meclisi Adalet Komisyonunun Tutanak Dergisini incelediğiniz zaman -ki, bu herkese açıktır, topluma açıktır- görmek mümkün olabilir. Ancak, burada bulunan -hatırladığım kadarıyla- 83 hukuk fakültesi kökenli veya avukat kökenli arkadaşı, basın önünde bir arkadaşımızın da suçlamasını kabul edebilmenin mümkün olmadığı kanısındayım. (Alkışlar)
Bu 83 arkadaşınızdan birisi de benim. 1967 yılında fakülteyi bitirdim, 1971 yılında baroya kaydoldum, 1980 yılında da avukatlığı bıraktım ve inanıyorum ki, benimle aynı mesleği icra etmiş olan veya bu fakülteden mezun olan birçok insan da belki avukatlık yapmamıştır veya halen de şu anda avukatlık yapmıyorlardır; ancak, belli bir meslek grubunu bu şekilde suçlamayı da, özellikle Türkiye Büyük Millet Meclisinin manevî şahsiyetine bir hakaret olarak addettiğimi de belirtiyor; bu tasarıya, Fazilet Partisi Grubu olarak destek vereceğimizi beyan ediyor; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Teşekkür ederim. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Fırat.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, sataşmadan dolayı söz istiyorum.
Hem Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerine hakaret ediyor...
BAŞKAN - Şahsınıza ilişkin bir şey yok. Biraz sonra konuşacaksınız, ifade edersiniz.
ANAP Grubu adına...
KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, bir dakika. Sataşmadan dolayı söz istiyorum.
BAŞKAN - Şahsınıza ilişkin bir şey söylemedi efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Burada kastedilen kişi benim.
BAŞKAN - Sayın Fırat...
KAMER GENÇ (Tunceli) - Tabiî benim efendim.
BAŞKAN - Efendim, siz, o zaman, niye alınganlık gösteriyorsunuz?
KAMER GENÇ (Tunceli) - Adalet Komisyonu üyeleri biliyor.
BAŞKAN - Efendim, Sayın Bıçakçıoğlu da itiraz buyurdular.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, burada kastedilen kanun Adalet Komisyonunda müzakere edilirken, 25 kişiden, tek başıma ben karşı koydum, altı hafta, ben, bunu önledim; fakat, burada, böyle bir laf geçmedi; "bana bu hakkı tanımazsanız, ben, bunu engellerim" demedim. Bunu söyleyen onursuz bir insandır. Ben, böyle bir şey söylemedim; ama, burada, kürsüde de konuşmak zorundayım.
BAŞKAN - Sayın Genç, şahsınıza ilişkin...
KAMER GENÇ (Tunceli)- Hayır efendim.
BAŞKAN - Şahsınızı hedef alan bir konuşma yok.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Bu konuşmayı beni hedef alarak yaptı.
Ben, 85 hukuk...
BAŞKAN - Sayın Fırat, Sayın Genç'i mi hedef aldınız efendim? Sayın Genç'i hedef alarak mı konuştunuz efendim?
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Adıyaman) - Hayır efendim.
BAŞKAN - "İsim vermedim" diyor efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Söylesin kimi kastettiğini.
BAŞKAN - Sayın Genç, isim vermiyor, niye alınganlık gösteriyorsunuz?
DENGİR MİR MEHMET FIRAT (Adıyaman) - Efendim, eğer, zorla isim verdirmek istiyorsa, o, ayrı bir konu.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Onurlu davranmak zorundayız, doğrusunu söylemek zorundayız. Adalet Komisyonunda kastettiğiniz kişi ben değil miyim?
BAŞKAN - ANAP Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Beyhan Aslan.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, Sayın Fırat'ın bahsettiği tutanağı, lütfen, bulun ve bana gönderin.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Aslan. (ANAP sıralarından alkışlar)
ANAP GRUBU ADINA BEYHAN ASLAN (Denizli) - Sayın başkan, değerli milletvekilleri; Anavatan Partisi Grubu ve şahsım adına Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.
Avukatlık Kanununda değişiklik yapan tasarı, çok yorgun bir tasarı; 1970'li yıllardan itibaren, Türkiye Büyük Millet Meclisine bir gelmiş, bir düşmüş, bir gelmiş bir düşmüş, her dönem Parlamento bunu konuşmuş; fakat, bir türlü onu ayağa kaldıramamış, çıkaramamış; ama, bugün, 21 inci Dönem Parlamentosu, 55 inci hükümet döneminde sevk edilen ve 57 nci hükümetin Başbakanı tarafından yenilenen Avukatlık Kanunu Tasarısı ile Kütahya Milletvekilimiz Sayın Emin Karaa ve arkadaşlarının verdiği kanun teklifini Adalet Komisyonunda değerlendirmiş ve Adalet Komisyonu raporuyla birlikte, bu metin, Yüce Meclisin huzuruna gelmiştir.
Öncelikle, ben de mesleğin bir mensubu olarak Yüce Parlamentoya teşekkür ediyorum, bütün parti gruplarına teşekkür ediyorum; çünkü, 99 maddeden ibaret olan bu tasarıyı, bütün grupların anlayışıyla, temel kanun kabul edip, dört bölüm halinde görüşülmesini sağlamak özverisini gösteren saygıdeğer gruplara teşekkür ediyorum, milletvekili arkadaşlara teşekkür ediyorum. Bu kanun tasarısının onurunu bu Meclis taşıyacaktır, meslektaşlarım adına teşekkür ediyorum. Yine, bu Yüce Meclisi, bu özverisinden dolayı tekrar selamlıyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; insanlık tarihiyle başlayan ve bir insanlık onuru olan hak arama, uygarlığın gelişimine paralel olarak gelişen bir kavramdır. Hak aramanın, Magna Carta'dan günümüze uzanan macerasında gelinen nokta, demokratik anayasalarda ve uluslararası sözleşmelerde ifade edildiği gibi, hak arama, bireyin vazgeçilmez, devredilmez, dokunulmaz, hak ve özgürlükleri arasında yer alır.
Bizim Anayasa mevzuatımıza bakarsak, bu temel hakka; yani, savunma hakkına, 1876 tarihli Kanunuesasînin 83, 1924 Anayasasının 59, 1961 Anayasasının 31 inci maddelerinde yer verilmiştir.
Yürürlükteki 1982 Anayasamızın ise, 36 ncı maddesinde anlatım bulan "Hak arama özgürlüğü" başlığı altında yapılan düzenlemeye göre "Herkes, meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahiptir."
Ne yazık ki, bizdeki savunma hakkı mücadelesinin, diğer ülkelerle kıyasladığımız zaman, tarihi çok yenidir. Hak arama özgürlüğünün bir sonucu, hakkın savunulmasıdır. Bireyin kendini savunması ya da savunmada başkalarından yardım istemesi, başkalarına görev vermesi, avukatlık mesleğinin varlık gerekçesidir.
Meslek olarak günümüz avukatlığına, kurum olarak savunmaya, meslekî örgüt olarak baroların ulaştığı çağdaş düzeyden arkamıza bakarsak, hayli mücadelenin verilmiş olduğu gerçeğini de inkâr edemeyiz.
Cumhuriyet öncesi kadılık dönemlerini bir tarafa bırakırsak, cumhuriyet döneminde, 3 Nisan 1924 tarihli, 460 sayılı Muhamat Kanunu, gerçek ve tüzelkişiler adına savunma hakkını kullanma yetkisini muhamilere -bugünkü adıyla avukatlara- vermiştir. 1969 yılında yürürlüğe giren 1136 sayılı Avukatlık Yasasında "uyuşmazlıkların adalet ve hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesinde vekil sıfatıyla sadece avukatlar görev yapabilirler" denilmekle, savunma hakkıyla avukat özdeşleşmiştir. Avukat dediğimiz zaman savunma hakkı, savunma hakkı dediğimiz zaman da avukat akla gelmektedir.
Yürürlükteki 1136 sayılı Avukatlık Yasasısın, sosyal, ekonomik, teknolojik değişim ve gelişime, hukukun ulaştığı düzeye paralel olarak yeniden ele alınması bir zarurettir. Aslında, bu değişim ihtiyacı, 25 yıldır hukuk dünyamızın, 1978 yılı başlarından itibaren Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemindedir. Önceki meclislerin iyiniyetli gayretlerine rağmen, bu yasa, bir türlü çıkarılamamıştır. Avukatlarla birlikte tüm yargı dünyamız beklenti içine itilmiştir. Bir meslek mensubu düşünün ki, staj döneminde, staja başlarken
Avukatlık Yasasını tartışmış ve emekli olduğu zaman da mesleğe veda ederken, yine, Avukatlık Yasasını tartışmış. İşte, o kadar uzun bir tartışma dönemini içine alan bir yasa tasarısını görüşüyoruz.
Bugün, 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinde temsil edilen tüm siyasî partilerin gayret ve katkılarıyla Meclis İçtüzüğümüzün 91 inci maddesindeki şartlar çerçevesinde temel yasa kabul edilen bu tasarıyla, 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin sayın üyeleri, Avukatlık Yasasında günümüz şartlarına uygun kapsamlı değişikliği yapmanın sorumluluğunu ve onurunu paylaşacaklardır. Bu olay, 21 inci Dönem Türkiye Büyük Millet Meclisinin tartışmasız başarısıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğru, güvenli ve adil yargılanma hakkının korunması, geliştirilmesi, güçlendirilmesinin teminatı savunmadır. Savunma deyince, akla avukat gelir. Avukatlar, yargılanmanın vazgeçilmez öğesidirler. Bu nedenledir ki, birey için kutsallığı tartışılmaz temel hak savunma hakkını kullanacak olan avukatlık mesleği onurlu ve soylu bir meslektir. Doğru, güvenli ve adil yargılanmanın gerçekleşmesi için, işin sorumluluğunu taşıyan, mesleğin etik kurallarına bağlı, nitelikli, bilgisine güvenen yürekli avukatlara ihtiyaç vardır. Kişilikli, sorumluluk şuuruna sahip, demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, insan hak ve özgürlüklerinden taviz vermeyen, bilgisiyle ve meslekî etik kurallarla donatılmış örnek avukatlar, toplumun dinamik unsurları, toplumun, toplum gelişiminin öncüleridir.
Avukatların savunma hakkını hakkıyla kullanabilmesi için, avukatların bağımsızlığı şarttır. Avukatın bağımsızlığı, müvekkilinin çıkarlarını koruması ve her aşamada savunmasının temel şartıdır. Bir ülkede avukatlar bağımsız ise, o ülkede hukukun üstünlüğü vardır, temel hak ve özgürlükler güvence altındadır; aksi halde, birey ve toplum, adaletsiz bir dünyaya mahkûmdur, kaderciliğe terk edilmiştir. Görevi kamu hizmeti yapmak olan avukat, devletin memuru değildir. Avukatın devlete karşı bağımsızlığı mesleğe kabulde başlar; mesleğe girişte devletin takdiri yoktur. Avukatın bağımsızlığının sınırı yargı disiplinidir, yargılamaya ilişkin yasal kurallardır. Avukat, görevini yaparken hür ve müstakildir, hiçbir makamdan onay almaz, görevini yaparken hiçbir makam engel olamaz, hakkı savunma noktasında hiçbir üst tanımaz. Avukatın bağımsızlığı konusunda, en veciz ifadeyle, Molierac diyor ki: "Görevimizi yaparken kimseye, ne müvekkile ne hâkime ne iktidara tabiyiz. Bizim aşağımızda kişilerin varlığı iddiasında değiliz; fakat, hiçbir hiyerarşik üst de tanımıyoruz. En kıdemsizin en kıdemliden veya isim yapmış olandan farkı yoktur. Avukatlar esir kullanmadılar; fakat, efendileri de olmadı"
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hukuk devletinin teminatı ve vazgeçilmez unsuru yargının bağımsızlığının gerçekleşmesi, adil yargılanmanın sağlanması için yargının kurucu unsurlarından biri olan savunmanın etkinliğinin artırılması, bu yasa değişikliğinin genel gerekçesidir. Yapılan değişiklikle, avukatın görevini yerine getirebilmesi için, bütün kurum ve kuruluşlar savunmaya yardımcı olacaklardır. Mahkemelerden alınacak müzekkere karşılığında, avukat, bilgi ve belgelere ulaşabilecektir. Tatbikatta, maalesef ki, ceza davalarında, savcılar, sanıkların aleyhine olan tüm delilleri toplarlar; ama, lehine olan hiçbir delili toplama gayretine girmezler. Onlar için dava açmak esastır. Aslında, aleyhe delilleri toplamak göreviyken, lehine delilleri de toplasa, savcılık safhasındayken açılmayacak çok fazla dava vardır; ama, bu iş benim elimden çıksın, ben davayı açayım, hâkime gitsin de gerisi ne olursa olsun zihniyeti, maalesef, hukukumuzun en büyük çilelerinden biridir. Bu nedenle, avukata delil toplama yetkisinin verilmesi, bu gerçeği belki biraz olsun değiştirebilir diye düşünüyorum.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; meslekî disiplin ve kuralları koyup, uygulayan baroların ve Türkiye Barolar Birliğinin bağımsızlığını sağlamakla da, Adalet Bakanlığının barolar üzerinde var olan vesayeti kaldırılmaktadır. Barolar ve Barolar Birliği kararları aleyhine Adalet Bakanlığınca idarî yargı yolu açılmakta; ama, yine Adalet Bakanlığının kararlarına karşı da barolar yargı yoluna başvurabilmektedir.
Avukatın uzlaşmaya daveti ve uzlaşmayı sağlaması, yargı yükünü azaltacaktır; yani, uzlaşma metninin hüküm ifade etmesi ve mahkeme kararından sayılması, mahkemelerimizin iş yoğunluğunu hayli büyük oranda azaltacaktır.
Başarılı avukat olmanın şartı, iyi bir hukukçu olmaktır. Yasayla getirilen ÖSYM tarafından yapılacak sınav, hukuk bilgisi ve misyonu var olan kişilere avukatlık mesleğini kazandıracaktır. Her isteyen avukat olamayacak, savunma mesleği avukatlığa bilimsellik hâkim olacaktır. Hele stajdan sonra sınavın yapılması -ki, bu, komisyonda çok tartışılmıştır; sınav, staj öncesi mi olsun, yoksa staj sonrası mı olsun diye çok tartışılmıştır; ama, bana göre, staj sonrası olmalı- stajdaki ciddiyeti artıracak, teorik bilgilerinin yanında, staj yapan avukat adayının bu işi çok ciddiye almasını sağlayacaktır.
Yasayla, yeni bir kurum olan tüzelkişiliğe sahip avukatlık ortaklığı getirilmekte; bu ortaklığın tip sözleşmesi, Türkiye Barolar Birliğince düzenlenecektir; tüzel kişiliği haiz ortaklık, bağlı bulunduğu baro tarafından denetlenecektir. Bu düzenlemeyle, avukatlık büroları kurumsallaşmakta, herhangi bir sebeple avukat çalışamaz hale geldiğinde ya da vefatı halinde, hem kendisinin hem de müvekkilinin hakları korunacaktır. Bugün, tatbikatta, avukat vefat ettiği zaman ya da avukat başına gelmiş bir kazayla çalışamaz duruma düştüğü zaman, müvekkiller mağdur olmakta, dosyalarını nereye verecekleri telaşıyla herkes büyük bir gayret içine düşmektedir. Avukatın ailesi de telaş içine düşmekte ve müvekkiller de telaş içine düşmektedir; ama, kurumsallaşmakla, avukatın çalışamaz hale gelmesinde ya da vefatı halinde, bu şirketin diğer mensupları aynı sorumluluğu taşıdığından dolayı, müvekkillerin hiçbir mağduriyeti söz konusu olmayacaktır.
Avukatların bürolarının aranmasında cumhuriyet savcılarının yanında baro temsilcisinin de bulunması zorunluluğu getirilmiştir; ki, bu da, fevkalade isabetli, avukatlık mesleğinin onuruna paralel bir düzenlemedir.
Baro kuruluşlarında gerekli olan avukat sayısı, 15'ten 30'a çıkarılmıştır. Bunun, baroların daha ciddiyetle disipline altına alınması, arkadaşlık duygularının, sübjektif duyguların öne geçmeden, objektif kriterlerle kurumsal olarak baronun işlevini daha da artırdığını düşünüyorum.
Avukat ile müvekkil arasındaki ücret uyuşmazlıklarında tahkim yolu benimsenmiştir. Yargı çevresindeki en kıdemli asliye hukuk hâkiminin başkanlığında iki avukattan oluşacak hakem heyeti, uyuşmazlık çözümünde görev yapacaklardır. Bu da, avukat ile müvekkilleri arasındaki ilişkiyi düzenleyecek ve avukatların daha bir disipline altına alınmalarını sağlayacaktır.
Zorunlu vekâlet ve savunma sistemine yönelik olarak adlî yardım büroları yeniden düzenlenmekte, ödeme gücü bulunmayan yurttaşların, adlî yardımdan yararlanmaları yoluyla hak aramada da eşitlik sağlanmaktadır; yani, yoksul, avukat tutma imkânı bulunmayan vatandaşlarımızın hakkının savunulması noktasında bu yasa çok daha büyük yenilikler getirmekte ve herkesin, savunma hakkından yararlanması imkânını sağlamaktadır; bu da, fevkalade ciddî ve önemli bir düzenlemedir.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bağımsızlık, avukatlık mesleğinin olmazsa olmaz şartı olunca, meslekî örgüt olan baroların ve üst kuruluşu Barolar Birliğinin karakteri de bağımsızlık olmalıdır. Barolar, avukatlık mesleğinin gelişimini, mesleğin disipline edilmesini, mesleğin etik değerlerinin ve meslekî kuralların uygulanmasını, mesleğin özenle, doğruluk ve dürüstlük içinde yapılmasını ve denetlenmesini sağlayan örgütler olduğu gibi demokratik topluma, toplumun modernleşmesine katkılar sağlayan baskı grubudur da. Bu özelliğiyle, çağdaş demokratik ülkelerde barolar, savunma hakkının, hak arama özgürlüğünün, hukukun üstünlüğünün, hukukun evrensel kurallarının etkin biçimde uygulanmasının en büyük takipçisi ve güvencesidir.
Barolar, hak aramanın, savunmanın, yargılamanın önemli bir unsuru olmasına rağmen, kurum olarak, Anayasamızın, maalesef, yargı bölümünde düzenlenmemiştir; Anayasanın yargı bölümünde düzenlenmesi gerekirdi. Savcı iddianın öznesi, hâkim hükmün öznesi ise, savunmanın öznesi de avukattır. Bu üç ayağın, Anayasamızın yargı bölümünde düzenlenmesinde büyük fayda var idi. İnşallah, yeni bir anayasa düzenlemesinde, savunma mesleğinin de, savunmanın da, iddia ve hüküm gibi Anayasamızın o bölümünde yer almasını sağlarız.
Yargının iki ayağından; yani, hüküm ve iddiadan savunmayı ayırmak, fevkalade isabetsiz bir düşünce tarzıdır.
Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hakkın savunulması gibi kutsal bir görev ifa eden avukatların düsturu, hukukun üstünlüğüne inanmak, aklın ve bilimin verileri ışığında, özenle, dürüstlük içinde mesleklerini yapmalarının esas olmasıdır. Ne var ki, her meslekte olduğu gibi, meslek kurallarını hiçe sayan, meslekî kişilik ve sorumluluk bilincini yitiren, çeteyle, mafyayla işbirlikçi, âdeta onların emrine giren, yasadışı örgütlerin uşaklığın tercih eden, cezaevlerine suç aleti sokup, örgüt üyeleri arasında kuryelik yapıp, adı avukat olan kişilerin varlığı, çok, ama çok az da olsa, inkâr edilemez. Baroların, meslekî nitelikten, ahlakî kurallardan ve mesleğin etik kurallarından yoksun bu kişileri bünyelerinde barındırmayacaklarına ve avukatların, nitelikli avukatların, ahlakî ve meslekî kurallara bağlı avukatların, bu tip kişilerle birlikte meslek icra etmeyeceklerine olan inancımız tamdır; bu gibi kişilere, barolar disiplin kurulları daha dikkatli davranarak, ciddî uyarılarda bulunacaklardır diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlar, kamu avukatlarının inisiyatifi yoktur. Kamu avukatları, ciddiyetle ele alınmalıdır. Bakın, kamu avukatlığından bir örnek anlatacağım.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Aslan, bir dakika içerisinde toparlar mısınız efendim.
BEYHAN ASLAN (Devamla) - Bir kamu avukatı, bir dava açar, mahkeme davayı aynen kabul eder; ama, kamu avukatı temyiz eder. "Niçin temyiz ediyorsun" dediğiniz zaman "müfettiş soruşturma açar" der. Şimdi, böyle avukatlık olmaz; davayı kabul edeceksin, bütün taleplerini mahkeme kabul edecek; ama, sen, hâlâ davayı temyiz edeceksin. Bütün bunların, ciddiyetle, yeniden ele alınması gerekir.
Bu yasa tasarısı, elbette, bir reform değildir; ama, atılmış ciddî bir adımdır. Ben, bu adımın hayırlı olmasını diliyorum ve her zamanda ve zeminde, her olayda, iftiranın, çirkinliğin, kaba kuvvetin, demagojinin yerine, hakkın, hukukun kazanmasını diliyorum ve savunma hakkından yoksun olduğu için çile çekenleri selamlıyorum, Yüce Meclise saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Aslan.
Gruplar adına konuşmalar tamamlanmıştır.
Şahsı adına, Manisa Milletvekili Bülent Arınç.
Buyurun Sayın Arınç. (FP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika efendim.
BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi saygıyla selamlıyorum, hayırlı akşamlar diliyorum.
1136 sayılı Avukatlık Kanununda değişiklik yapan tasarıyı görüşüyoruz. Uzun süreden beri çalışması devam ediyordu. Şubat ayından bu yana da özel gündemle görüşülmesi kabul edilmişti. Bugün, nihayet görüşmeye başladık; hayırlı olmasını diliyorum.
Arkadaşlarımızın pek çoğu da, bu tasarının geçirdiği safahattan ve 1969 yılından bu yana yapılması gerekli bazı değişikliklerin, çok uzun zaman geçmesine rağmen yapılamamasından şikâyet ettiler; onları tekrarlamayacağım. Bugün geldiğimiz nokta olumludur; tasarıyı görüşüyoruz ve arkadaşlarımızın tümü de olumlu katkılarda bulunuyorlar.
Ben, gerçekten, Meclise girdiğim günden bu yana, bu kanun tasarısını takip eden bir arkadaşınız olarak, bir şükran borcunu ifade etmek istiyorum. Bu tasarının bugün önümüze gelmesinde olumlu katkıları bulunan, başta Sayın Bakanımız olmak üzere, çok büyük çaba ve gayretlerini gördüğüm Sayın Komisyon Başkanımıza ve Adalet Komisyonumuzun yeni ve eski üyelerine huzurlarınızda teşekkür ederim. Aynı zamanda, beş siyasî parti, bu tasarının böyle bir özel gündemle görüşülmesini de kabul etmiştir; bu da, uzlaşmanın güzel bir örneğidir.
Şüphesiz, çok mükemmel bir tasarı önümüzde yok. Biraz sonra ifade edeceğim, bazı eksiklikleri ve yanlışlıkları da içinde taşıyor; ama, gelinen nokta başarılıdır; hem uygulama içerisinde bazı konuları değiştirmek düşünülebilir hem de zaman içerisinde değişime uygun olarak, Avukatlık Kanununda bazı yeni reformlar yapmak gerekebilir; ancak, içerisinde pek çok yeniliği taşıyan Avukatlık Kanununun, 45 000'e yaklaşan avukatlar camiasına ve binlerce hukuk öğrencisine şimdiden hayırlı olmasını diliyorum.
Değerli arkadaşlarım, biraz sonra, birinci bölüm üzerinde de Partimizin görüşlerini ifade edeceğim; dolayısıyla, sadece geneli üzerinde bazı konulara dikkatinizi çekmek istiyorum.
Bir defa, bu tasarıyla, önemli yenilikler getirilmektedir; bir tanesi, hemen Avukatlık Kanununun başında, savunmanın, yargının kurucu unsurlarından birisi olduğu açıkça yazılmaktadır. Aynı zamanda, yargı organları yanında, emniyet makamları, kamu kurum ve kuruluşları, kamu iktisadî teşebbüsleri, özel ve kamu bankaları, noterler, sigorta şirketleri, vakıflara, avukatların görevlerinin yerine getirilmesinde yardımcı olma yükümlülüğü getirilmektedir. Yeniden staj ve sınav düzenlemeleri getirilmektedir. Staj döneminde, stajyerlere kredi verilmesi öngörülmektedir. Adlî yardım kurumu güçlendirilmektedir. Ücret tarifelerinin, Bakanlık yerine Barolar Birliği tarafından düzenleneceği ve nispî tarifedeki sınırlamanın kaldırılacağı öngörülmektedir. Anonim şirketler ve kooperatiflerin bir kısmına hukuk müşaviri bulundurma zorunluluğu getirilmektedir. Avukatların katıldığı uzlaşma tutanaklarına, İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesi gereğince, ilam gücü tanınmaktadır ve önemli bir yenilik de, avukatlık ortaklığı kurumu getirilmektedir.
Değerli arkadaşlarım, şahsım adına bu konuşmada, üç noktayı dikkatlerinize arz edeceğim: Bir tanesi, hukuk fakültelerinin ve mezunlarının sayısı olağanüstü artmaktadır. Bu sebeple, avukat sayısı, iş hacminin ve ihtiyacın da maalesef üzerindedir; buna karşılık, kalitenin de günden güne düştüğü müşahede edilmektedir. Hukuk fakültelerinin sayısı, eğitimin kalitesi, sınav sonuçları, avukatların ekonomik durumları, mesleğin geleceği, avukatları derin derin düşündürmektedir. Belki, bir ölçüde, avukatlık sınavının olumlu katkıları bu konuda sağlanabilecektir; ama, özellikle küçük şehirlerdeki iş hacminin günden güne azaldığı da bir gerçektir.
Değerli arkadaşlarım, avukatlık mesleğinin içinde bulunduğu sorunlar, aslında, yargının içinde bulunduğu sorunlarla, eğitimin içinde bulunduğu sorunlarla da doğrudan ilişkilidir; yani, hâkim ve savcıların durumları, sayıları, kaliteleri, adliye binaları, Adalet Bakanlığına bütçeden ayrılan ödenekler, af çıkarılan kanunlar, Ceza Usulü Muhakemeleri Kanunu uygulamaları vesaire, yargı sorunları olarak önümüzde ne duruyorsa, bunun bir parçası da avukatların ve avukatlık mesleğinin sorunlarıdır.
Değerli arkadaşlarım, şunu ifade etmeliyim ki; YÖK'ten bugün aldığım bilgiler Türkiye'deki hukuk fakültelerinin hem sayılarını hem de öğrencilerinin sayısını ortaya koymaktadır. 1966 ile 1970 yılları arasında Ankara Hukuk Fakültesi öğrencisi bulunan bendeniz, o zaman, sadece İstanbul ve Ankara Hukuk Fakültelerinin bulunduğunu biliyor, hatta bir başka yerde hukuk fakültesi açılacak denildiğinde eylem ve boykot yapıyorduk. Şu anda, 14 devlet üniversitesinde hukuk fakültesi var. 11 tane özel vakıf üniversitesinde hukuk fakültesi var. Akdeniz Üniversitesinin Alanya'da hukuk fakültesi var -bilmeyenler olabilir, enteresan bir bilgidir- Anadolu, Ankara, Atatürk, Dicle, Dokuz Eylül, Galatasaray, Gazi, İstanbul, Kırıkkale, Kocaeli, Marmara, Selçuk ve Uludağ Üniversitelerinde hukuk fakülteleri var; Bahçeşehir, Başkent, Çankaya, İstanbul Bilgi, İstanbul Kültür, Maltepe, Ufuk, Yaşar, Yeditepe diye vakıf üniversitelerinin de hukuk fakülteleri var. Böylece, 25'e yakın hukuk fakültesi bulunuyor. 1990 ilâ 2000 yılları arasındaki öğrenci sayısı ve mezun sayısı da takriben şudur: 1990'lı yıllarda 15 000 civarında hukuk fakültesi öğrencisi var, 10 000'i erkek 4 000'i küsuru bayan olmak üzere. Bu sayı 2000-2001 döneminde 23 000'e ulaşmış. 1990 yılında 2 000 civarında olan mezun sayısı, 1999-2000 öğrenim yılında 3 500'e yaklaşmış. Böylece, yıllardan beri, hukuk fakültesinden mezun olan öğrencilerin sayısının ne kadar yükseklerde olduğu görülmektedir.
Şüphesiz, gelişmekte olan bir ülkede sadece avukatlık, sadece hâkimlik ve savcılık değil, özellikle yönetimde ve diğer meslek dallarında çalışması, hatta ticaret yapması bile mümkün olabilen hukuk fakültesi mezunlarının büyük bir kısmının avukatlığı seçebileceğini düşünürsek, Türkiye'nin bugün içinde bulunduğu şartlarda bu kadar mezun vermenin, âdeta ters orantılı birtakım sonuçlar ve sorunlar ortaya çıkardığını söylemem gerekir. Dolayısıyla, bu tablo karşısında, hukuk fakültelerinin sayısı sınırlandırılmalıdır; teori ve pratik açısından eğitimi, kadro, kariyer açısından da güçlendirilmelidir. Bir zamanlar, Erzincan Hukuk Fakültesinde, Alanya Hukuk Fakültesinde lise öğretmenlerinin ders verdiğini duyar da inanmazdık. Bu kadar hukuk fakültesi varsa, bunların kaç tanesi profesör ve doçent
seviyesinde öğretim üyesine sahiptir, o da ayrı bir incelemeyi gerektiriyor. Yani, bu kanunu çıkarmakla sorunları çözmüyoruz, aslında kaynaktan bu yana da kalitenin temini mutlaka sağlanmalıdır.
Değerli arkadaşlarım, ikinci bir konu da, tasarının genelinde baroları ve Barolar Birliğini güçlendirme düşüncesi yer almaktadır. Bir bakıma, Adalet Bakanlığının vesayeti daraltılmaktadır. Türkiye Barolar Birliği, mahallindeki baroların bir üstkuruluşudur ve Anayasanın 135 inci maddesine göre kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşlarından birisidir. Kamuoyunda, Türkiye Barolar Birliği üzerinde bir olumsuz imajın bulunduğunu üzülerek düşünüyorum. Türkiye Barolar Birliğinin tarafsızlığını yitirdiği ve politize bir kuruluş haline geldiği kanaatı yaygındır, özellikle başkanın şahsında, siyasî düşünce ve ideoloji önplanda kalmaktadır. Bu, elbette üzüntü verici bir olaydır; çünkü, bir meslek kuruluşunun, önce kendi meslektaşlarının çıkarlarını düşünme ve onları kollama açısından görevi vardır; bir ikincisi, temsil ettiği savunma gücü karşısında, Türkiye'de söylenebilecek ve yapılabilecek pek çok şey vardır.
Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de uzunca bir yıldan bu yana insan hakları ihlalleri, düşünce ve ifade özgürlüğü, uluslararası hukuk standartları konuşuluyor ve özgürlükler savunuluyor. Anayasa Mahkemesi Başkanı, değişik vesilelerle, Yargıtay Başkanı, değişik vesilelerle özgürlüklerden, sivil ve demokratik bir anayasa yapılmasından, uluslararası hukuk normlarına Türkiye'nin kavuşması gerektiğinden bahsederken, Sayın Başkanın, adlî yıl açılış törenlerinde, bir yasakçı zihniyetin temsilcisi gibi, kılık kıyafet yasaklamalarını savunması ve sürekli irticadan bahsetmesinin dikkat çekici olduğunu ifade etmek istiyorum. İrticadan bu kadar çok bahseden ve hemen her konuşmasında yasakçılıkla ünlenmiş bir kişinin, bir zamanlar, bir mecmuada yayınlanan haberinin, yüzümü kızarttığını ifade etmek istiyorum. Kocaman bir başlıkla "çetelerin gölgesi baroların üzerinde" diye bir haber okumuştum. Merak edip içeriğine baktığımda, İş Bankasından Erol Evcil'e sağlanan 150 milyon dolarlık batık kredinin, normal usule ve prosedüre uygun olduğu mütalaasının altında, bugünkü Barolar Birliği Başkanının imzasının bulunduğunu görmüştüm.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Arınç, 1 dakika içinde toparlar mısınız.
Buyurun.
BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, Sayın Başkan benim hukuk fakültesinden hocamdır, kişiliğine bir şey demiyorum; ama, kırkbinden fazla avukatın temsil edildiği bir Barolar Birliğinin başında bulunan kişinin, halkın değerlerine yabancı olmaması, hatta düşman olmaması gerekir. Türkiye Barolar Birliği, mutlaka yeni bir yönetime kavuşmalı; çünkü, çok yakında kongresini yapacaktır ve Barolar Birliğini, başında bulunan ve yanındaki çalışma arkadaşlarıyla birlikte tek amacı ve hedefi, Türkiye'de hukukun üstünlüğünü sağlamak ve savunmak olan kişiler temsil etmelidir.
Değerli arkadaşlarım, bir üçüncü konu da, getirdiğimiz bu düzenlemelerin dışında kalan bir eksiklik var, avukatlar açısından en önemli problem sağlık sigortasıdır. Serbest meslek erbabı olan avukatların SSK'lı olması başlıbaşına bir garabettir. Bu nedenle, avukatlar, Bağ-Kur kapsamına alınmalı veya bir şekilde, sağlık sigortası yardımından istifade edecek bir düzenleme içerisine girmelidir.
Bölüm üzerinde ayrıca konuşacağım.
Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Arınç.
Hükümet adına, Adalet Bakanı Sayın Hikmet Sami Türk konuşacaklar.
Buyurun Sayın Bakanım. (DSP sıralarından alkışlar)
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Avukatlık Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin tasarı üzerinde söz alan bütün konuşmacılara içtenlikle teşekkür ederim; çünkü, bütün konuşmacılar, partilerarası bir görüş birliğini de ifade ederek, bu tasarıyla getirilen değişikliklerin önemini, niteliğini belirttiler.
Halen, ülkemizde, hukuk sistemimizi yenilemek yolunda çok önemli çalışmalar yapıyoruz, yargı sistemimizde yeni bir yapılanmaya gidiyoruz. Böyle olunca, yargının ayrılmaz bir parçası olan savunma mesleğinde de gerekli düzenlemelerin yapılması şarttır. Aslında, yürürlükteki Avukatlık Kanunu, 32 yıllık bir uygulamadan geçmiş bulunmaktadır. Bu kanunda zaman zaman çeşitli vesilelerle, çeşitli gereksinmelerle değişiklikler yapılmıştır; ama, şimdi en kapsamlı değişiklik gerçekleşmektedir.
Bu tasarıyla, 98 madde ve 3 geçici madde içerisinde çok önemli yeni hükümler getirilmektedir. Şüphesiz, bu yenilikler, bir reform olarak da nitelenebilir; reform sözcüğü kullanılmasa bile, çok önemli değişiklikler yapıldığı bir gerçektir.
Tasarı, ülkemizde sadece avukatları ilgilendirmiyor. Bu tasarı, aslında, herkesi ilgilendiriyor; çünkü, her insan, hak arama özgürlüğüne ve adil yargılanma hakkına sahiptir. Her insan, hakkını aramak zorunda kalabilir, yargılanmak durumunda kalabilir. İşte, o zaman, insanı savunacak olan avukattır.
Türkiye Cumhuriyeti, bir hukuk devletidir. Hukuk devletinin gerçekleşmesinde en önemli görevlerden biri de avukatlara düşmektedir. Avukatlar, müvekkillerini savunurken, aynı zamanda, insan haklarını savunmaktadırlar. Yargı yetkisi, Anayasamıza
göre, bağımsız mahkemelerce yerine getirilir. Avukatlık, yargının ayrılmaz bir parçası olan savunmayı temsil ettiğine göre, bu mesleğin de bağımsız olması gereği açıktır.
Avukatlık mesleği de, Anayasanın 135 inci maddesi çerçevesinde kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşu olan barolar ve onların üst kuruluşu olan Türkiye Barolar Birliği şeklinde örgütlenmiş bulunmaktadır. Halen, ülkemizde, Mayıs 2001 tarihî itibariyle, 74 baromuz vardır. Bu barolara kayıtlı olan avukat sayısı 45 265'tir. Avukatlarımızın 13 392'si kadın, 31 873'ü erkektir. Üç büyük baromuz Ankara, İstanbul ve İzmir'de bulunmaktadır. Ankara Barosuna 6 905, İstanbul Barosuna 15 218, İzmir Barosuna 4 194 avukatımız kayıtlı bulunmaktadır. Böylece, üç büyük ilimizdeki toplam avukat sayısı 26 317'dir.
Yeni tasarının belirgin bazı özellikleri üzerinde durmak istiyorum. Her şeyden önce, bu tasarı, yürürlükteki Kanunun, avukatlık mesleğini, bir kamu hizmeti olarak nitelendirmesinden farklı olarak, avukatı, yargının kurucu unsurlarından olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil eden kişi olarak tanımlamaktadır. Bu, genellikle, sav, savunma ve karar üçlüsü biçiminde ifade edilen bütünlüğü çok güzel bir şekilde belirtmektedir. Bu yeni anlayışa uygun olarak, avukatlara, görevlerini yerine getirmede bazı kolaylıklar tanınmıştır. Her şeyden önce, avukatların mesleklerini icra ederken kendilerine yardımcı olacak kuruluşlar, daha açık ifadelerle ve bir kapsam genişletilmesiyle, belirtilmiştir. Bu çerçevede, avukatlara, belge toplama yetkisi verilmiştir. Davaların açılmasını kolaylaştırmak, dava açılmadan önce bütün delilleri mahkemeye sunabilecek duruma gelmek ve böylece, davaların daha çabuk görülmesini sağlamakta, bu yeni hükümlerin önemli bir yarar sağlayacağını düşünüyoruz.
Avukatlık mesleği, staj döneminden itibaren, ciddî bir biçimde düzenlenmiş bulunmaktadır. Her şeyden önce, avukatlık stajının sonunda bir sınav konulmuştur. Sınavın, stajın sonunda öngörülmesi, stajın ciddî olarak yürütülmesini sağlamakta önemli bir etken olacaktır.
Öte yandan, avukat stajyerlerinin bir an önce uygulamaya başlayabilmelerini sağlamak için, onların girebilecekleri dava ve işler yeniden düzenlenmiştir. Altıncı aydan itibaren, avukat stajyerleri, iş ve dava takip etme şansına sahip olacaklardır.
Öte yandan, staj süresince, stajyerlere, barolarca kredi verilmesi olanağı getirilmiştir. Baroların bu krediyi verebilmeleri için, kendilerine yeni kaynak sağlanmıştır.
Yeni tasarı, avukatların mesleki örgütü olan baroları yeniden tanımlamaktadır. Ayrıca, baroları yetki itibariyle güçlendirmektedir. Örneğin, baroların üst kuruluşu olan Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uyma, yasal zorunluluk haline getirilmektedir.
Bu arada, Türkiye Barolar Birliğinin, itirazlar üzerine vereceği kararların, Adalet Bakanlığına ulaştığı tarihten itibaren, iki ay içinde bir karar verilmediği veya karar verildiği takdirde kesinleşmesi; ancak, Adalet Bakanlığının uygun bulmadığı kararları, bir daha görüşülmek üzere, gerekçesiyle birlikte, Türkiye Barolar Birliğine geri göndermesi, geri gönderilen bu kararların Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla aynen kabul edilmesi durumunda onaylanmış; aksi takdirde, onaylanmamış sayılması ve Türkiye Barolar Birliği tarafından Adalet Bakanlığına bildirilmesi esası getirilmektedir. İşte, yıllardan beri sözü edilen, Adalet Bakanlığının, barolar üzerindeki vesayeti, bu düzenlemelerle, çok geniş ölçüde kaldırılmaktadır. Barolarımızın ve Türkiye Barolar Birliğinin kendilerine tanınan bu yeni yetkileri en iyi biçimde kullanacaklarından şüphe etmiyoruz.
Yeni tasarının önemli özelliklerinden biri de, bazı ticaret ortaklıkları için, zorunlu avukat kurumunun getirilmesidir. Gerçekten, Türk Ticaret Kanununda öngörülen sermaye miktarının beş katı veyahut daha çok esas sermayesi bulunan; yani, halen 25 milyar liradan fazla sermayesi bulunan anonim ortaklıklar ile 100'den çok üyesi bulunan kooperatifler bakımından avukat bulundurma zorunluluğu getirilmektedir. Bu zorunluluk bir açıdan eleştirilebilir; ancak, getirilen hüküm, koruyucu hekimlik gibi, uyuşmazlıklar bakımından önleyici niteliktedir; çünkü, bu zorunlu avukatlık kurumuyla, sözü edilen anonim ortaklıkların ve kooperatiflerin bütün işlemlerini hukuka uygun biçimde yapmaları güvence altına alınmaktadır. Dolayısıyla, bu düzenleme, bu anonim ortaklıklar ve kooperatifler bakımından da, aslında, onları, olası uyuşmazlıklardan koruyucu niteliktedir.
Öte yandan, avukatlara, aldıkları işlerde, dava açılmadan önce veya dava açılmışsa duruşmaya başlanmadan önce karşı tarafla uzlaşma sağlama konusunda çağrıda bulunma yetkisi verilmektedir. Uzlaşma sonucu düzenle-necek ve taraf vekilleri ile müvekkiller tarafından imzalanacak olan tutanağın ilam niteliğinde olması öngörülmüştür. Bu hüküm de, yargının yükünü önemli ölçüde azaltacak bir özellik taşımaktadır. Gerçekten, böylece, birçok uyuşmazlık, doğrudan doğruya, mahkemece karara bağlanmasına gerek kalmadan, avukatların uzlaşma girişimiyle sonuçlanabilecektir.
Yeni tasarının çok önemli bir yeniliği de, ortak avukatlık bürosunun yanında, avukatlık ortaklığı şeklinde çalışmaya da olanak sağlamasıdır. Hepsi aynı baronun üyesi olan avukatlarca kurulacak olan bu avukatlık ortaklıkları, ilgili baro tarafından, baro avukatlık siciline tescil edilmekle tüzel kişilik kazanacaktır.
Günümüzde, bireysel avukatlık, çoğu zaman, müvekkillerin gereksinmelerini karşılamakta yetersiz kalmaktadır. İnsanlar, bir avukatlık bürosuna gittiği zaman, orada, kendisinin her çeşit hukukî sorununa bakabilecek, ona çözüm getirebilecek, gerektiğinde yargı önünde takip edebilecek avukat aramaktadırlar. İşte, şimdi, bu kanun tasarısıyla düzenlenen avukatlık ortaklığı, avukatların güçlerini birleştirerek uzmanlaşmalarını sağlayacaktır. Bir avukatlık ortaklığında, ayrı ayrı avukatların çeşitli konularda uzmanlaşması; örneğin, bir
bölümünün hukuk davalarında, bir bölümünün ceza davalarında, bir bölümünün idarî davalarda, bir bölümünün vergi davalarında uzmanlaşması böylelikle gerçekleşebilecektir. Bu durumda, bir avukatlık ortaklığı ile ilişki kuran müvekkil de, her bir uyuşmazlık için ayrı ayrı avukatlara gitmek zorunda kalmayacaktır. Ayrıca, bu sistem, ülkemizin hukuk alanında dünya ile bütünleşmesini, Avrupa Birliği ile bütünleşmesini de kolaylaştıracaktır; çünkü, ancak bu güçlü avukatlık ortaklıkları sınır aşan ilişkileri kurabilecek güçte olabilecektir. Yabancı avukatlık ortaklıklarına da, karşılaştırmalı hukuk açısından, hizmet vermek üzere karşılıklılık ilkesine, yani mütekabiliyet ilkesine uygun olarak ülkemizde çalışma olanağı getirilmektedir.
Avukatlara tanınan kolaylıklar arasında, cezaevlerinde ve karakollarda müvekkilleriyle görüşmeleri için ayrı bir yer sağlanması da sayılabilir. Öte yandan avukat yazıhaneleri ve konutlarının, ancak, mahkeme kararıyla ve cumhuriyet savcılarının denetiminde, baro temsilcisinin katılımıyla aranabileceği de hükme bağlanmıştır. Bu avukatların mesleklerini bağımsız, serbestçe icra etmeleri bakımından önemli bir hükümdür.
Bütün bunlarla avukatlık mesleğinin bütün sorunları çözülmüş değildir. Bu çok önemli bir düzenleme olmakla birlikte, bazı arkadaşlarımızın konuşmalarında sözünü ettikleri düzenlemelerin bundan sonra yapılması gerekmektedir. Bir arkadaşımız, Sayın İyimaya, Türk savunma akademisinin kurulması gereğinden söz etti. Gerçekten, bazı ülkelerde, avukatların meslekiçi eğitimlerini sağlamak üzere, avukatlık akademileri vardır; örneğin, Almanya'da durum böyledir.
Hemen şunu söylemek isterim ki, halen Plan ve Bütçe Komisyonunda bulunan Türkiye adalet akademisi tasarısı, hâkimlerimiz ve cumhuriyet savcılarımız yanında, avukatlarımıza da meslekiçi eğitim olanağı sağlamaktadır. Avukatlarımız da, istedikleri takdirde, bu tasarıya göre, Türkiye adalet akademisi tarafından hazırlanacak olan programlara katılabileceklerdir. Böylece, yargıda kalitenin yükseleceğine inanıyoruz.
Bunun yanında, Türkiye'de de, artık, avukatlıkta şirketleşmeyle birlikte gelecek olan uzmanlaşmaya paralel olarak uzman avukat kurumunun düzenlenmesi zamanı gelmiştir. Nasıl, hekimlikte uzman doktorlar varsa, avukatlıkta da uzman avukatlar olabilmelidir.
Öte yandan, avukatların sosyal güvenlik sorunu tatmin edici bir çözüme henüz bağlanmamıştır. Kamu hukukçularının durumu, ivedi çözüm bekleyen bir sorun olarak önümüzde durmaktadır.
Sayıları gittikçe artan hukuk fakültelerinde öğretim kalitesinin yükseltilmesi, avukatlık mesleğinin temelindeki yükseköğretim kurumlarının vermeleri gereken hizmetin en iyi biçimde yapılması bakımından zorunludur.
Bütün bunlar, halen görüşülmekte olan Avukatlık Kanununda değişiklik tasarısıyla her sorunun çözülmediğini açıkça ortaya koymaktadır; ancak, bu, şu anda bütün partilerin desteğiyle ve görüş birliğiyle yasalaşacak olan kanun tasarısının önemini azaltmaz. Bu tasarı, 1969'dan bu yana, Avukatlık Kanununda yapılan en önemli değişikliktir. Bu değişikliğin, avukatlık mesleğine, bütün avukatlarımıza, barolarımıza, Türkiye Boralar Birliğine ve genel olarak Türk yargı sistemine, ülkemize hayırlı olmasını diliyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Bakan.
Şahsı adına, Tunceli Milletvekili Sayın Kamer Genç.
Sayın Genç, süreniz 10 dakika.
Buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 413 sıra sayılı Avukatlık Yasa Tasarısıyla ilgili kişisel söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum. Evvela, bugün, 1 Mayıs bayramı; bütün emekçilerin bu bayramını kutluyorum.
Değerli milletvekilleri, şimdi, tabiî, bu yasa tasarısının, evvela, Plan ve Bütçe Komisyonuna gitmesi lazımdı; çünkü, bunun içinde vergi var; bunun içinde, devlet bütçesinden 25 trilyon Barolar Birliğine verme var. Tabiî, burası her ne yaparsa oluyor ya; onun için, hak, hukuk, her taraf ayağa kaldırılıyor... Bunlar yapılmadı; zaten, bu komisyonda... Ben, biraz sonra, sataşmadan dolayı Sayın Dengir'e cevap vermek için söz isteyeceğim; ama, şimdi, konuşmamı o konuyla ilgili kullanmak da istemiyorum.
Şimdi, değerli milletvekilleri, bu yasa tasarısıyla, bir defa, Barolar Birliği imparator yapılıyor; yani, Barolar Birliği, kırmızı plakalı Adalet Bakanının üstüne çıkıyor. Bundan sonra -soru da soracağım- Adalet Bakanı, bu kanun çıktıktan sonra, acaba, makamını, Barolar Birliği Başkanına verecek mi vermeyecek mi? Çünkü, artık, Barolar Birliğinin aldığı karara Adalet Bakanı uymak zorundadır. Barolar Birliği ne kararlar alıyor biliyor musunuz; benim, sizin, vatandaşın adalet hizmetinin bedelini o tayin ediyor; avukatlık ücretini o tayin ediyor, asgarî tarifeleri o tayin ediyor; yani, eğer benim cebime dokunmasa, hay hay! Yani, avukatları kimse kötülemiyor. Avukatlık, serbest meslek kazancıdır; yani, savunmanın bu tarafına da bakmak lazım; serbest meslek kazanç sağlamaktır; her çalışan kişide de kazanç sağlama esası ön plana çıkar.
Şimdi, Yeminli Malî Müşavirler Kanunu çıktı. Yeminli Malî Müşavirlere faturaları onaylama yetkisini verince, biliyorsunuz, birçok yeminli malî müşavirler hileli naylon faturalar düzenledi ve devleti katrilyonlarca lira zarara soktu. Şimdi bu tasarıda da avukatlara, kamu tüzelkişisinde, yani, bir hâkimde, bir denetim elemanında bulunan yetkiyi veriyoruz. Yani, gidecek, özel,
bankadaki hesaplarınızı inceleyecek, sigortadaki hesaplarınızı inceleyecek, tapudaki işlemlerinizi inceleyecek, görecek ve bir de vekaletname getirecek. Alın, 2 nci maddeyi okuyun değerli milletvekilleri.
YEKTA AÇIKGÖZ (Samsun) - Davayla ilgili...
KAMER GENÇ (Devamla) - Hayır efendim, davayla ilgili bir şey yok.
Bakın, benim zamanımı almayın. Ben söylüyorum, siz ne yaparsanız yapın.
Değerli milletvekilleri, ben inanıyorum ki, Sayın Cumhurbaşkanı bu kanunu veto eder. Burada 98 madde var ve her madde vatandaşın temel hak ve özgürlüklerine dokunuyor, cebinden bir şey alıp götürüyor ve biz, bunların maddelerini incelemiyoruz. Burada avukatlar, hukukçular birleşmişler, bizi baskı altına alıyorlar; neredeyse, bizi vatan haini ilan ediyorlar, biz de bu psikoloji içinde burada görev yapıyoruz.
Bu tasarıyla Barolar Birliğine pul basma yetkisi veriliyor.
Değerli milletvekilleri, ben, stajyer avukata niye para vereyim. Kendi aralarında meslek dayanışması yapsınlar. Yani, benim cebime dokunuyorsa, benden bir şey alıyorsa, ben bunun aksini söyleme hakkına sahip değil miyim? Diğer meslek kuruluşları da var; doktoru var, mühendisi var, mimarı var, çeşitli meslek mensupları var; peki, siz, vatandaşın cebinden birtakım paraları alıp onlara veriyor musunuz; vermiyorsunuz. O halde, benim cebimden, vatandaşın cebinden parayı alıp vereceksin ondan sonra da bunu söyleyenler ne kadar... Yani, tabiî, işin böyle cafcaflı taraflarını söylemek kolay; ama, vatandaşa ne külfet getiriyorsunuz?
Biraz önce Adalet Bakanı burada açıkladı, 26 000 avukat var dedi; 26 000 de tam faal değil. İnanmanızı istiyorum, 20 000'i geçmez.
YEKTA AÇIKGÖZ (Samsun) - 45 000 avukat var.
KAMER GENÇ (Devamla) - Neyse efendim, ne varsa var.
Bakın, ortak sayısı 100'ü geçen yapı kooperatifi avukat tutmak zorunda. Yahu sana ne! Ben, eğer, avukat tutarsam, tutarım; menfaatım varsa tutarım, tutmazsam sana ne! Bir yapı kooperatifinin tasfiyesi elli sene sürer; yirmi sene sürsün... Ben, yirmi sene, niye avukata, durup dururken, hem de hiçbir denetime tabi olmayan Barolar Birliğinin tayin ettiği ücreti ödeyeyim?
Yine, tasarı, sermayesi 25 milyarı aşan anonim şirketlere avukat tutma zorunluluğu getiriyor. Arkadaşlar, 25 milyar ne biliyor musunuz? Geçen gün burada söyledim; Başbakanlıkta bir proje denetim başkanına ayda 5 000 dolar ücret veriyorsunuz; beş aylık 25 000 dolar eder. O zaman, bu şirketler avukata mı para versin; yoksa, ticarî faaliyet mi yapsın?
Bakın, her yerde herkesin dürüst olmak zorunluluğu var. Eğer, sen, haksız olarak, vatandaşın cebinden parayı gasp ediyorsan, o zaman banka hortumcularını niye suçluyoruz? Onun da gücü yetmiş, gitmiş bankayı hortumlamış, getirmiş. Benim de gücüm yetiyor, kanun çıkaracağım, kendime avantaj sağlayacağım!.. Böyle bir mantık olur mu efendim? Başkaları avantaj sağladığı zaman suç işliyor da, suçlu oluyor da, ben niye olmuyorum? Bunun ismi kıyak avukatlık.
Biraz önce bir arkadaşımız "milletvekili olanlar avukatlık yapmasın" dedi. Geldi işte, verin önergenizi! Milletvekilleri avukatlık yapamaz... Verin bakalım önergenizi, kabul edin, o zaman ben sizin doğru olduğunuzu kabul edeyim. Bunları söylediğimiz zaman suçlu mu oluyoruz?
Avukatın üstü aranılmayacakmış, evi aranılmayacakmış... Savcılık getirecek, ancak baro temsilcisi gelecek...
Değerli milletvekilleri, baro temsilcisi, aramada -ben kimsenin aranılmasını istemiyorum- Anayasada eşitlik ilkesi var. Benim üstümü arıyorsun, mühendisin üstünü arıyorsun, iktisatçının üstünü arıyorsun, avukata gelince, yok, imtiyazlı...
Şimdi, Sayın Bakana soruyorum: Bu Anayasanın 135 inci maddesi nerede Sayın Bakan?
Sayın Bakan, bu kanun tasarısı Adalet Komisyonunda müzakere edilirken komisyona gelme cesaretini kendisinde bulmadı. İşte, komisyon üyeleri burada... Gelmedi... Bürokratlara bıraktılar, tabiî ki onlar da hukukçu; hukukçu da olunca, yarın öbürgün kendilerini de ilgilendiren bir kanun olabilir diye...
Tasarı, hem Anayasaya aykırı hem de vatandaşın cebinden haksız olarak para alınıyor değerli milletvekilleri.
Devlet bütçesinden, adalet harçlarından -idarî para cezaları hariç- bir parayı Barolar Birliğine veriyorsunuz. Barolar Birliği bu parayı alıyor, istediği gibi kullanıyor: Adlî müzaheret bürosunu kuracak, istediği adamları getirecek, ondan sonra, orada istihdam edecek ve ondan sonra da ne olacak? Peki, baroları kim denetleyecek? Yani, bugün, bakanlar suiistimal yaptığı zaman Yüce Divana gidiyor. Baroları kim denetleyecek; kim onları denetleyecek? Bakın...
EDİP ÖZGENÇ (İçel) - Adalet Bakanlığı...
KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, Adalet Bakanlığından yetkiyi alıyorsunuz. Adalet Bakanı çıksın... Kendisinden yetkiyi alıyorsunuz, tamamen Barolar Birliğine veriyorsunuz. Barolar Birliği her şeyin başı geliyor.
ALİ ARABACI (Bursa) - Oku, ondan sonra, bilerek konuş.
KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, bakın, bu tasarı, bu kadar, böyle toplu maddelerle müzakere edilemez. Hakikaten....
Bakın, Türkiye'yi, yabancı sermayenin, yabancıların sömürecekleri bir düzen alemi haline getirdiniz; şimdi, biraz da Türkiye'deki birtakım yaşayanların sömürü düzeni alanı haline getiriyoruz. Bu Meclis, böyle kanunlar çıkaramaz değerli milletvekilleri.
Tasarıyı enine boyuna tartışalım. Hangi maddede ne getiriyor; kime, ne külfetler getiriyor?
Bakın, ben, altı hafta, komisyonda bu kanuna tek başıma karşı koydum, niye; başta gelen metinde, efendim, araba mı satacaksınız, avukat gelecek; noterde mukavele mi imzalayacaksınız, avukat gelecek; tapuda gayrîmenkul mü satacaksınız, avukat gelecek... Yahu, avukatınız zaten 20 000 kişi. Nerede?.. Her gün, milyonlarca işlem yapılıyor. Bunları direte direte, bazı düzeltmeler yaptık; ama...
Değerli milletvekilleri, bizi hedef aldılar; yani, ben, burada çıkıyorum, bu kürsüde bazı doğru şeyleri söylüyorum; bakıyoruz, insanlar alay ediyor. Yani, aslında, alay edilecek kendileri. Bu memleket, bizim memleketimiz. Bu memlekette, insanları, yarına, dava açma... İnsanları, dava açma hakkından mahrum edecekler. Yani, en ufak bir davayı, adam 500-600 milyonla açacaksa, niye açsın efendim? Niye açsın?!
Sonra, avukatların görevlerini ihmalde, kim vatandaşı koruyacak? Esasında, avukat, tabiî, hukuk bilgisi olan arkadaştır; ama, onun karşısında, zavallı, hukuk bilgisi olmayan, hukukî himayeye mazhar insanın hakkını nasıl koruyacağız? Barolar Birliği siyasî bir makamdır; barolar, siyasî bir makamdır. Bunları barolar cezalandıracak diyoruz; ama, güçlü avukatlar her türlü şekilde hareket edebilir ve vatandaşları da her türlü şekilde mağdur edebilir.
Sevgili milletvekilleri, bu tasarı, gerçekten, bazı yönleriyle iyi; ama, hep, avukatların durumunu güçlendirmiş, Barolar Birliğinin durumunu güçlendirmiş; ama, vatandaşın canına okumuş; yani, benim kesemden birileri zengin ediliyor efendim. Anonim şirketlerin bünyesinde zaten hukuk yeteri kadar gelişmiş, niye anonim şirketler avukat tutma zorunluluğunda tutulsun? Böyle şey olmaz ki değerli milletvekilleri.
Onun ücretini kim tayin edecek? Efendim, çıksınlar söylesinler; Barolar Birliği, dava açmada, avukata asgarî ücreti kendisi takdir edecek. İtiraz da edemezsiniz, mercii yok. Ondan sonra da, Barolar Birliğinin birtakım kararları Adalet Bakanlığına gidecek. Eskiden, Adalet Bakanlığı, idarenin bir denetim kurumuydu. Anayasanın 135 inci maddesinde "kamu kurumu niteliğindeki meslek kuruluşları üzerindeki idarî ve malî vesayet esastır" deniliyor.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Genç, 1 dakika içerisinde toparlayınız efendim.
Buyurun.
KAMER GENÇ (Devamla) - Peki, Sayın Bakan, bu Anayasanın 135 inci maddesindeki idarî ve malî vesayeti nasıl kaldırırsınız? O zaman, barolar, avukatın her menfaatına uygun geldiği şeyde kararı alacak ve ondan sonra da yargıya gidecek. Yargıya gidemez ki... İdarî yargıya, ancak, kamu tüzelkişisi olanlar gidecek; bunlar, kamu tüzelkişisi değil ki; bunlar, kamu kurumu niteliğindeki meslek kişileridir. Bunları bilmek lazım. En azından, anayasal terimleri bilmek lazım, hukuku bilmek lazım. Kamu kurumu nedir, idare nedir?.. Anayasada yönetmelik çıkarma yetkisi idarenindir. Yönetmeliğin kimin tarafından çıkarılacağı Anayasanın 124 üncü maddesinde belirtilmiş; ama, tabiî, bu kanunları incelemiyoruz değerli milletvekilleri. Hesabımıza gelince, hakkı, hukuku, Anayasayı, İçtüzüğü bir tarafa bağlıyoruz; çıksın... Çıksın da, peki, bu millete ne olacak?
Siz, esnaf yürüdü, memur yürüdü, polis yürüdü, öğretmen yürüdü, onların ücretlerini niye artırmıyorsunuz da, 20 000 avukatın durumunu düzeltmek için gecenin bu saatlerine kadar bizi çalıştırıyorsunuz? Onlar insan değil mi? Onlar Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı değil mi? Siz kimden yanasınız, onu bir bilelim bakalım.
Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkürler Sayın Genç.
Komisyon Başkanı Sayın Emin Karaa, buyurun efendim.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1997 yılından beri üzerinde çalışılmakta olan bir yasa tasarısını görüşüyoruz. 20 nci Dönemde görüşülmeye başlanılan; ancak, kadük olan avukatlık yasa tasarısı, 21 inci Dönemde tekrar ele alınmıştır. Sözü edilen avukatlık yasa tasarısı, Türkiye Büyük Millet Meclisinde ender görülecek bir biçimde, bütün grupların, üzerinde hemfikir oldukları, üzerinde tamamen uzlaştıkları bir metin haline dönüşmüştür. Bu yasa tasarısı Komisyonda görüşülürken, Sayın Genç'in ileri sürdüğü gibi, kimsenin konuşmasına, fikirlerine, tartışmalarına...
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, beni engellediniz, bana söz hakkı vermediniz; tutanaklar burada...
BAŞKAN - Sayın Karaa, siz buyurun efendim.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Efendim, iftiharla söyleyebilirim ki, keşke, Türkiye Büyük Millet Meclisinde görüşülen tüm yasa tasarıları, bu kadar geniş kapsamlı olarak bir komisyonda ele alınabilsin, tartışılabilsin. Şu anda elimde göstermiş olduğum klasör, sadece 21 inci Dönemdeki altı aylık görüşmenin zabıtlarıdır. Hiç kimsenin konuşmasına engel olunmamıştır.
Değerli konuşmacılar avukatlık yasa tasarısı üzerindeki görüşlerini beyan ettiler. Bunlara ilave edecek değilim, buna vaktimiz de yok; fakat, şunun altını çizmek mecburiyetindeyim ki, kimi verilen bilgiler doğrultusunda kamuoyu yanıltılmaktadır. Bize yapılan başvurularda, Avukatlık Yasasıyla, tüm muamelelerin, artık, avukatlar marifetiyle yapılacağı, noterlerdeki muamelelerin avukatlar tarafından yapılacağı, tapu takip muamelelerinin avukatlar tarafından yapılacağı, tüm şirketlerin, tüm kooperatiflerin, bu arada, trafik muamelelerinin dahi avukatlar tarafından yapılacağı şeklinde yurttaşlardan eleştiriler gelmektedir. Oysa, böyle bir şey yoktur. Biraz sonra görüleceği üzere, sadece anonim şirketlerin sermayelerinin 5 katı tutarında olan, ki, Türkiye genelinde, Sanayi Bakanlığından alınan rakamlar çerçevesinde, 6 352 anonim şirketin, hukuk müşaviri olarak avukat tutmak mecburiyeti vardır; bunların büyük bir kısmının da halen avukatı vardır.
Sayısı 100 ve 100'den fazla olan yapı kooperatiflerinin sayısı 3 342'dir. Yapmış olduğumuz araştırmalarda, genel müdürlük seviyesinde yapmış olduğumuz, uzmanlardan almış olduğumuz görüşlerde herkes hemfikir ki, yapı kooperatifi üyelerinin haklarının ve hukuklarının çiğnenmemesi için, onların haklarının savunulabilmesi için, hukuk müşaviri olarak avukatın bulundurulmasının son derece yerinde olduğu da, hep, bize rapor edilmiştir.
Bütün bunlar yargının üzerindeki yükün azalmasına neden olacaktır. Burada maksat, denildiği üzere, kimileri tarafından ileri sürüldüğü üzere, avukata pazar yaratmak, avukata çıkar sağlamak amacına yönelmek değildir. Burada amaç, yargının üzerindeki yükün azaltılmasına, mahkemelerin iş yükünün azaltılmasına, sürati sağlamaya yöneliktir. Keşke, Türkiye, bugüne kadar, yargı reformunu tam anlamıyla bir paket halinde yapabilmiş olsaydı. Bu, bugüne kadar sağlanabilmiş değildir; ama, şu anda çağdaş bir avukatlık yasası yapılıyor olması demek, yargının üç unsurundan biri olan savunmayı çağdaş bir hale getiriyor olmamızın temelini teşkil etmektedir. Avukatlar, bulundukları hal üzere, ellerindeki avukatlık yasası çerçevesinde kendi işlerini yaparlar, davalarını görürler, müvekkilleriyle olan münasebetlerini de tanzim ederler. Onların bu konuda bir beklentileri yoktur. Beklenti, sadece, çağdaş bir Avukatlık Yasası, bağımsız olan savunmayı daha güçlendirme amacına yönelmektedir.
Teşekkür ediyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, son söz istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Genç, sorunuzu sorun.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, soru sormuyorum; son söz istiyorum. Komisyon konuştu; son söz, milletvekiline aittir.
BAŞKAN - Komisyondan sonra son söz olur mu Sayın Genç?!
KAMER GENÇ (Tunceli) - İçtüzüğe baksanıza...
BAŞKAN - Baktım efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Bak bakalım İçtüzüğe.
BAŞKAN - Sayın Genç, hükümet konuşsaydı, dediğiniz doğru...
KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, hükümet değil... Komisyon ve hükümet konuştuktan sonra son söz milletvekilinindir. Açın ilgili maddeyi, okuyun.
BAŞKAN - Ben okudum efendim. Siz, sorunuzu soruyor musunuz? Sorunuz varsa buyurun.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Canım, zoraki zaten orayı yönetiyorsun. Şey değil ki yani... Buyurun, soralım. Peki...
Sayın Başkan, aracılığınızla, Sayın Bakana birkaç tane soru sormak istiyorum.
Birincisi, Anayasanın 135 inci maddesine göre, meslek kuruluşları üzerinde devletin idarî ve malî denetimine ilişkin kurallar kanunla düzenleniyor. Sayın Bakanın da biraz önce kürsüde açıkladığı gibi, Türkiye Barolar Birliğinin 3'e 2 kararla aldığı kararlara karşı Adalet Bakanlığının direnme hakkı yok. Bu, Anayasanın 135 inci maddesine aykırı değil midir? Birinci sorum bu.
İki; barolara karşı idare mahkemesine dava açmak hukuka uygun mudur? Çünkü, idare mahkemesine veya Danıştaya, ancak kamu kurum ve kuruluşlarının işlemlerine karşı dava açılabilir, idarenin işlemlerine karşı dava açılabilir. Halbuki, Barolar Birliği, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşudur. Meslek kuruluşu olunca da, kamu idaresi sayılamaz.
Ayrıca, bu kanun tasarısının 2 nci maddesiyle, avukatların özel bankalardan, özel sigorta şirketlerinden, her türlü kamu kurum ve kuruluşlarından istedikleri belgeleri inceleme yetkisini getiriyorsunuz. Burada, mesela, bir bankadaki herhangi bir vatandaşın hesabının özetini bir avukat gidip alabilir mi veyahut bir tapu kaydını gidip de -efendim, ben bununla vekâletini alacağım- alabilir mi veyahut da defter kaydını, bilançosunu; mesela, vergi dairesinden alabilir mi? Bu konuda bir açıklama yapmanızı istiyorum.
Ayrıca da, avukatların asgarî ücretleri nasıl belirleniyor? Bunu kontrol eden kimdir? Şimdi, maddede deniliyor ki "ihtilaf konusu meblağın yüzde 25'ine kadar avukatlık ücreti kararlaştırılabilir." Bu yüzde 25, sizce büyük bir rakam değil midir?
Şimdilik bu kadar efendim.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Anayasamızın 135 inci maddesine göre, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları olan barolar üzerinde de devletin idarî ve malî denetimine ilişkin kuralların kanunla düzenlenmesi gerekir. Bu genel kural, barolar hakkında da geçerlidir.
Şimdi, burada, tartışma konusu olan, belirli konularda Türkiye Barolar Birliğinin aldığı kararların Adalet Bakanlığınca doğrudan doğruya onaylanması sistemi yerine, Bakanlığın onaylamadığı, uygun görmediği kararları gerekçesiyle birlikte Barolar Birliğine geri göndermesi konusudur. Eğer, Barolar Birliği üçte 2 çoğunlukla ilk kararında ısrar edecek olursa, o zaman, bunu, Adalet Bakanlığına bildirecektir. Bu karara karşı, gerek ilgililerin gerek Adalet Bakanlığının dava açma hakkı bulunmaktadır.
Şimdi, burada, bir denetim yapılmaktadır; yani, bu yeni getirilen düzenleme, denetimi ortadan kaldırmamaktadır. Barolar Birliğinin gönderdiği karar, Adalet Bakanlığınca incelenmektedir ve Adalet Bakanlığı o kararı uygun görmüyorsa, bunu, gerekçesiyle birlikte Barolar Birliğine bildirmektedir.
Ayrıca, halen yürürlükteki kanunda bir ek 4 üncü madde vardır. Bu maddeye göre, Adalet Bakanlığı, barolar ve Türkiye Barolar Birliği organlarının görevlerini kanun hükümlerine uygun olarak yapıp yapmadıklarını ve malî işlemlerini yönetmelikte belirlenecek esaslara göre denetlemeye yetkilidir. Bu idarî ve malî denetim adalet müfettişlerince yapılır. Halen bu denetim yapılmaktadır. Dolayısıyla, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak barolar üzerinde Adalet Bakanlığının idarî ve malî denetim yetkisi devam etmektedir.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Bu maddeyle kalkmıyor mu Sayın Bakan?
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Hayır, kalkmıyor...
Barolara karşı idare mahkemesinde dava açılmasının Anayasaya uygun olup olmadığı soruldu. Bilindiği gibi, idarenin her türlü eylem ve işlemi yargı denetimine tabidir. İdarenin her türlü eylem ve işlemine karşı, idarî yargıda dava açılabilir. Burada, barolar da, bir kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşu olarak idarî yargı denetimine tabidir.
Her türlü belgeyi inceleme yetkisi, bu tasarıda, kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla tanınmıştır. Nitekim, tasarının çerçeve 2 nci maddesiyle önerilen 2 nci madde değişikliğinde "kanunlardaki özel hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu kurumlar -yani, avukatın istemi üzerine kendilerine belge verecek olan kurumlar- avukatın gerek duyduğu bilgi ve belgeleri incelemesine sunmakla yükümlüdür. Bu belgelerden örnek alınması vekâletname ibrazına bağlıdır" denilmektedir. Görüldüğü gibi, burada, ilgili kanunlardaki özel hükümler saklı tutulmuştur. Örneğin, bankalar bakımından, banka sırrını saklı tutan hükümler vardır; bunlara dokunulmamaktadır. O hükümler saklı kalmak kaydıyla, bu bilgi ve belgeleri inceleme yetkisi tanınmaktadır.
Baroların ücret tarifeleri, Türkiye Barolar Birliği tarafından hazırlanarak Adalet Bakanlığına sunulur. Bugün yürürlükte olan sisteme göre, Adalet Bakanının onayıyla bu tarifeler gerçekleşir; ama, yeni tasarıda, Bakanlık bu tarifeyi uygun bulmadığı takdirde, bunu, gerekçesiyle birlikte Türkiye Barolar Birliğine geri gönderecektir.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Vatandaşın güvencesi nerede?..
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Burada bitmiyor tabiî...
Türkiye Barolar Birliği, eğer, kararında yönetim kurulunun üçte 2 çoğunluğuyla ısrar edecek olursa, ona karşı, ilgililerin ve vatandaşın idarî yargıda dava açma hakkı vardır.
BAŞKAN - Sayın Bakanım, bir dakika...
Sayın Günay, buyurun.
ALİ GÜNAY (Hatay) - Sayın Başkan, Sayın Genç yaptığı konuşmada kendisini dinleyen yurttaşlarımıza...
BAŞKAN - Siz soru soracaksınız efendim.
ALİ GÜNAY (Hatay) - Soru soracağım; sorumun nedenini söylüyorum.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, bana da konuşma hakkı vereceksiniz...
ALİ GÜNAY (Hatay) -...kaygılandıracak yanlış bilgiler vermiştir.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Hayır efendim...
BAŞKAN - Sayın Günay, bir dakika... Siz, Sayın Bakana soru soracak mısınız?!
ALİ GÜNAY (Hatay) - Soracağım... Soracağım...
BAŞKAN - Efendim, Sayın Bakana soru sorun; Sayın Genç'in eylemiyle ilgili bir görüş bildirmeyin lütfen!
ALİ GÜNAY (Hatay) - Onun yaptığı konuşmaya dayanarak sorular soracağım...
BAŞKAN - Efendim, siz, Sayın Bakana sualinizi tevcih ediniz!
ALİ GÜNAY (Hatay) - Şu iki sorumun, aracılığınızla, cevabının Sayın Bakanımdan alınmasını rica ediyorum.
Tasarının 16 ncı ve 22 nci maddelerine göre, stajyerlere verilecek kredinin kaynağı nedir ve kişiler, açmak istedikleri davalarda avukat tutmak zorunda mıdır değil midir? Bunlara, kısaca cevap verilmesini istiyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
Kaynağını yasanın kendisi belirtiyor zaten.
ALİ GÜNAY (Hatay) - Yanlış bilgi verdiler.
BAŞKAN - Efendim, kaynağı burada belli! Ödenen harçların, alınan harçların bir bölümü kredi olarak kullandırılacak. Bu sorunun sorulmasının bir gereği var mı?!
NECDET SARUHAN (İstanbul) - Kamuoyu bilmiyor ki...
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri...
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkan, bu görüşmeler sırasında...
BAŞKAN - Bir dakika... Sayın Bakana söz hakkı...
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Efendim, soru sorulmasına müsaade etmediniz; yanlış yapıyorsunuz. Bu sorular sorulsun ki, aydınlığa kavuşsun ki...
BAŞKAN - Sayın Bakan açıklıyor efendim.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sanki, avukatlar üçkâğıtçı; herkes, vatandaşın...
BAŞKAN - Estağfurullah efendim, niye üçkâğıtçı olsunlar; en onurlu insanlardır.
MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Bu intibaı, bu iddiaları ortadan kaldıralım.
BAŞKAN - Efendim, avukatlık mesleği, savunma mesleği en onurlu mesleklerden birisidir. Biraz önce Sayın Aslan ifade ettiler; ne kimsenin kölesi oldular ne de efendisi oldular.
Buyurun Sayın Bakanım.
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın Başkan, tasarının çerçeve 16 ncı maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 27 nci maddesi, Sayın Günay'ın birinci sorusunu cevaplandırmaktadır. Bu maddeye göre, staj süresince, stajyerlere, Türkiye Barolar Birliğince kredi verilir. Ödenecek kredinin kaynağı, avukatların yetkili mercilere sunduğu vekâletnamelere avukatın yapıştıracağı pul bedelleri ile geri ödemeden gelen paralar ve bunların gelirleridir. Bu pullar, Türkiye Barolar Birliğince bastırılır. Yapıştırılacak pulun değeri, 2.7.1964 tarihli 492 sayılı Harçlar Kanununun yargı harçları bölümünde yer alan vekâletname örnekleri için kullanılan harç tarifesi kadardır. Avukatlarca vekâletname sunulan merciler, pul yapıştırılmamış veya pulu noksan olan vekâletname ve örneklerini kabul edemez, gerektiğinde ilgiliye on günlük süre verilerek, bu süre içinde pul tamamlanmadıkça, vekâletname işleme konulamaz. İşte, stajyerlere verilecek olan kredinin kaynağı, bu hükümlerde gösterilmiş bulunmaktadır.
Şimdi, tasarının çerçeve 22 nci maddesiyle değiştirilen 35 inci maddede şu hükümler yer almaktadır: "Kişiler, kendi davasına ait evrakı düzenleyebilir, davasını bizzat açabilir ve işini takip edebilir." Benzeri hükümler, yürürlükteki kanunda da yer almaktadır. Avukat tutma zorunluluğu, sadece, yasal sermaye miktarının 5 katı esas sermayesi olan anonim ortaklıklar, yani, yürürlükteki duruma göre en az 25 milyar veya daha çok esas sermayesi olan anonim ortaklıklar ile 100'den çok üyesi bulunan kooperatifler bakımından söz konusudur; ama, onun dışında, bütün vatandaşlar kendi davalarını açabilir ve takip edebilirler.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Bakanım.
Soru sorma işlemi tamamlanmıştır.
Tasarının tümü üzerindeki görüşmeler tamamlanmıştır.
Maddelerine geçilmesini oylayacağım; ancak, Sayın Genç tarafından Başkanlığa iletilen, karar yetersayısı aranılması istemi var; o hususu da dikkate alacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Tasarının maddelerine geçilmesini oylarınıza sunacağım; ancak, oylamayı elektronik cihazla yapacağım ve karar yetersayısını arayacağım.
Oylama için 5 dakika süre veriyorum.
(Elektronik cihazla oylama yapıldı)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, karar yetersayısı vardır; tasarının maddelerine geçilmesi kabul edilmiştir.
KAMER GENÇ (Tunceli) - İçtüzüğün 61 inci maddesini okuyun; son söz milletvekilinin mi değil mi; bir oku!
BAŞKAN - Biz okuduk Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Çıkar, şurada, aç oku; nasıl okudun?! Şurada diyor ki, son söz milletvekilinin, komisyondan sonra... Yani, nasıl okudun?!
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, alınan karar gereğince, Birinci Bölümün görüşmelerine başlıyoruz.
AVUKATLIK KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI
BAŞKAN - Birinci Bölüm, 1 ilâ 25 inci maddeleri kapsamaktadır. Bölümde, konuşma süreleri, gruplar, Komisyon ve Hükümet için 10'ar dakikadır.
Birinci Bölüm üzerinde söz isteyen arkadaşların isimlerini okuyorum: Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Mehmet Gözlükaya; Fazilet Partisi Grubu adına, Sayın Bülent Arınç.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Denizli Milletvekili Sayın Mehmet Gözlükaya; buyurun efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
DYP GRUBU ADINA MEHMET GÖZLÜKAYA (Denizli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerimin başında, Doğru Yol Partisi Grubu adına hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Kitabî laflara geçmeyeceğim; ama, şunu söylemek zorundayım: Avukatlık müessesesi, yargının çok önemli unsurlarından birisidir, üç ayağından birisidir; bazılarının, bunu ciddiye almasını öneriyorum, bu kutsal müesseseye yerli yersiz dil uzatılmamasını özellikle öneriyorum.
Değerli arkadaşlarım, nasıl, yargının bağımsızlığını savunuyorsak, onun aslî unsurlarından birisi olan savunmanın da bağımsızlığını savunmamız ve sağlamamız gerektiğini ifade ediyorum.
Bu arada, hepimiz, genç avukat olarak başladık. Genç avukatlara da, hâkimlerimizin, savcılarımızın biraz daha yardımcı olmalarını ve yol göstermelerini, onları soğutmamalarını istirham ediyorum.
Ayrıca, asıl bölüme geçmeden önce, maddelere geçmeden önce, yargıyı mutlaka bağımsız kılmalıyız; ama, son zamanlarda şunu gördük ki, gerçekten, savcılara, haddini aşma veyahut da fazla ileri gidiyorsun anlamında birtakım sataşmalarda, hatta, bize göre, talimat vermelerde veya tehditlerde bulunulur gibi olmaktadır. Bunu, hele Türkiye'yi yönetenlerin yapmaması gerektiğini bilhassa belirtiyorum. Savcılarla, yargı mensuplarıyla siyasîler arasında bir savaş olmaması gerektiğini ifade ediyorum.
Ayrıca, bir şey söylemek istiyorum; yargı, bağımsız olduğu kadar hızlı da olmalıdır. Düşünün, aylarca, bir siyasî partinin kapatılıp kapatılmayacağı belli değil. Tabiî, birtakım rivayetler ortada dolaşmakta. Yargı bundan yara almaktadır. Bu bakımdan, bu konuda, nasıl karar verilecekse verilir; ama, yargıya gölge düşürecek şekilde birtakım dedikodulara yer verilmemesi gerektiğini ifade ediyorum.
Değerli arkadaşlarım, Birinci Bölümde birtakım yenilikler var. Bu yeniliklerin başında, avukatlara görevleriyle ilgili olarak, eski kanunda sadece resmî kurumlar ve yargıda yardım edilmesi önerilirken, yasada öyle bir hüküm varken, bugün, artık tadat edilmiş, yargıda, emniyette, diğer kamu kurum ve kuruluşlarında olduğu gibi, KİT'lerde, özel ve kamuya ait bankalarda, noterlerde, sigorta şirketlerinde, görevleriyle ilgili bilgi ve belgeleri toplama imkânı verilmiştir. Bu, sanılmasın ki, o bankanın veya o kurumum bütün evraklarını avukat gözden geçirecektir... Öyle bir yanlış anlatmaya gerek olmadığını ifade ediyorum. Ancak, bakmakta oldukları davalarla ilgili belgeleri toplayabilirler.
Ayrıca, bir sınav usulü getirilmekte. Bu sınav, iki yılda dört defa yapılacak; ama, ben, bu konuda şunu öneriyorum: İki yılda yine olsun; ama, altı defa imtihan hakkının tanınmasında fayda olduğu mülahazasındayım.
Değerli arkadaşlarım, ayrıca, 5 inci maddede, mutlak ağır hapis cezasından mahkûm olanların avukatlık yapmama pozisyonları varken, bu yeni tasarıda, iki yıl hapis -tabiî, taksirli suçlar hariç oluyor- ve bir yıldan fazla ağır hapis cezasına mahkum olanların avukatlık yapmalarına, avukatlığa kabullerine imkân verilmiyor.
Ayrıca, bu tasarıyla suçlar da artırılmış. Yani, istimal ve istihlak kaçakçılığı dışındaki kaçakçılık suçları, ertelenmiş veya affedilmiş olsalar dahi, avukatlığa mâni suçlardan sayılmaktadır.
Değerli arkadaşlarım, avukatlar açısından çok önemli bir konu da, eski yasamızın 14 üncü maddesinde, hâkimler ve savcılar, son görev yaptıkları yerlerde, iki yıl içinde davalara bakamıyorlardı; yani, görev yaptıkları mahkemelerde bakamıyorlardı. Bu, bir yanlışlıktı. Şimdi, bu, tasarının ilgili maddesinde, savcı ve hâkimler, beş yıl içinde, o yargı çevresinde, görev yaptıkları yargı çevresindeki mahkemelerde avukatlık görevi yapamamaktadırlar. Bu, doğru bir maddedir; çünkü, avukatlar arasında haksız rekabete meydan vermekteydi. Düşünün, bir ağır ceza reisi, bir başsavcı, iki yıl görev yapmış, gelmiş, o adliyede avukatlık yapmakta... Bunun birtakım suiistimallere açık olabileceğini -oldu demiyorum, ama- ifade ediyorum. Bu da, doğru bir düzenlemedir şeklinde düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, stajyerlere, gerçekten imkânlar getiriliyor; bu da yerinde bir değişikliktir.
Kooperatif ve şirketlerle ilgili düzenleme vardır. Tabiî ki, bu yönde birtakım istismarlar yapılmıştır; ama, zaten, büyük sermaye şirketlerinin hepsinin avukatları var. Sanılmasın ki, avukatlar, bunlarla milyarlarca lira para kazanacaklar. Pazarlık esas... Ücret
sözleşmesi, baro ve Barolar Birliğince, hatta itiraz edildiğinde Adalet Bakanlığınca tespit edilecek bir olaydır. Yani, avukatlar, bütün şirketlerden milyarlarca liralık ücret alarak büyük kazanç sağlayacaklar gibi bir durum söz konusu değildir. Özel sektördeki bütün şirketleri, küçük şirketleri veya diğer müesseseleri de ürkütmenin anlamının olmadığını ifade ediyorum.
Sevgili arkadaşlarım, kooperatiflerin birçoğundan mağdur olmayan insan yok. Gerçekten yıllarca sürüyor, birtakım suiistimaller oluyor. Hepinizin ve bizim dışımızdaki bütün vatandaşların başlarına geldi bu. Onun için, bunu da, ben, doğru bulduğumu ifade ediyorum. Tabiî ki, 100 üyelik bir sınırlama da doğrudur.
Değerli arkadaşlar, tabiî, bu maddelerin hepsinde de söylenecek çok şey var, birtakım güzellikler var; ama, bunları ifade imkânımız yok.
Son olarak şunu söylüyorum: Avukatlarla uzlaşma meselesi var. Hani, filmlerde görüyorsunuz Amerika'da. Bu, eskiden de vardı; yani, avukatlar arasında görüşmeler olurdu; ama, buna bir resmiyet verilmiş. Yani, avukatlar müvekkillerini buluşturup, hatta bir araya getirip, gerçekten bir yetkiyle bunları yapabilme imkânına kavuşmuşlardır. Ben, bu bakımdan, bu bölümdeki değişikliklerin doğru olduğunu ifade ediyorum.
Tabiî, gönlümüz ister ki, dünyada gördüğümüz gibi, avukatlar daha güçlü olsunlar, tabiî, toplum daha güçlü olsun, avukata ücret verirken daha rahat verebilsinler diye düşünüyoruz. İnşallah, o günlere de geliriz. Dünyanın birçok yerinde danışma ücretleri vardır. Avukat, basar teybine, konuştuğu saat kadar ücret alır. Ben, pratikte hiçbir avukat arkadaşımızın doğru dürüst danışma ücreti aldığını bilmem, hele siyasî avukatlar hiç almaz.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Ödediği harçlardan haber ver...
MEHMET GÖZLÜKAYA (Devamla) - Sayın Hatiboğlu "harçları da öderiz" der.
Bu bakımdan, herhangi bir şekilde, avukatların, haklarını suiistimal edeceği kimsenin aklına gelmesin. Benim bir lafım var; inşallah, hukukçulardan da bir Başbakan olur temennisiyle hepinize saygılar sunuyorum. (DYP ve FP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Gözlükaya.
Fazilet Partisi Grubu adına, Manisa Milletvekili Sayın Bülent Arınç; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika efendim.
FP GRUBU ADINA BÜLENT ARINÇ (Manisa) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; hepinizi tekrar saygıyla selamlıyorum.
Birinci Bölüm üzerinde Fazilet Partisi Grubu adına söz aldım. Bildiğiniz gibi, Birinci Bölüm, 1 inci maddeden 26 ncı maddeye kadar olan kısımdır. Kendi bölümümle ilgili olarak birkaç noktayı dikkatlerinize sunmak istiyorum.
Biraz önceki konuşmamda da ifade ettim, bu bölümün başında, avukatlık kurumunun, yargının temel unsurlarından olan bağımsız savunmayı temsil ettiği kabul edildi; bu, güzel bir cümleyle yer aldı.
2 nci maddede, avukatlığın amacı yeniden düzenlendi ve avukatlar görevlerini yaparken, kendisine yardımcı olmakla görevli olan kurumlar tek tek sayılmak suretiyle gösterildi.
Değerli arkadaşlarım, bunun dışında, birkaç madde üzerinde durmak istiyorum. Bir tanesi 9 uncu madde. Avukatlık Kanununun 12 (b) maddesinde, bildiğiniz gibi, öğretmenler -hemen hemen her seviyede- aynı zamanda avukatlık yapabiliyorlardı; bu, yeni getirilen tasarıda değiştirildi ve öğretmenlerin avukatlık yapma hakları ortadan kaldırıldı. Tartışılabilir; ama, böyle uygun görüldü. Biz de, lehindeki ve karşı görüşleri tarttığımız zaman, mümkün olabileceğini düşünüyoruz; ancak, tasarıda, herhangi bir maddede, kazanılmış haklar konusunda bir düzenleme mevcut değil. Bu nedenle, en azından, kazanılmış hakların korunmasına yönelik bir düzenleme getirilmeliydi; ancak, bu şekilde getirilmiş olmasından, şu anda öğretmenlik yapan avukatların tekrar görevlerine devam edebilecekleri anlaşılıyor; ben, aksi bir hüküm görmüyorum; ancak, doğal olanı, kazanılmış hakların da bir madde içerisinde gösterilmesi ve bir düzenleme yapılmasıydı.
Değerli arkadaşlarım, 16 ncı madde, Avukatlık Kanununun 27 nci maddesinde değişiklik yapıyor ve avukatlık stajyerlerine kredi verilmesi imkânı getiriliyor. Bildiğiniz gibi, avukat stajyerleri, staj süresince herhangi bir işte çalışmıyorlar. Bu yüzden, maddî durumları müsait olmayan; ama, istidatlı ve arzulu gençler, staj yapamıyorlar ve avukat olamıyorlar. Tasarının bu maddesi, avukatlık stajı yaparken kredi sistemini öngörmektedir. Herhalde herkese yardım yapılması mümkün olmadığına göre, yeni düzenleme daha rasyonel ve akılcıdır; ancak, kaynak temininde benimsenen yöntem acaba yerinde mi? Bildiğiniz gibi, ihdas edilen vekâletname pulu yöntemi, zaten altından kalkılamaz hale gelmiş olan yargı masraflarını biraz daha ağırlaştıracaktır. Bunun yerine, mevcut vekâletname suret harçları doğrudan bu fona aktarılsa, kaynak olarak kabul edilse veya Adalet Teşkilatını Güçlendirme Fonu kaynaklarından muayyen birkısım stajyer kredilerinde kullanılabilse, daha mı uygun olurdu; şahsen, biz, bu görüşteyiz. Dolayısıyla, bugün, tenkidi yapılan bazı konularda, belki biraz abartılarak ve büyütülerek, ama, yeni bir yargı gideri doğurulmamalı ve Adalet Teşkilâtını Güçlendirme Fonundan, onun kaynaklarından bir miktar aktarılabilmeliydi diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, avukatlık sınavı eskiden de vardı, bir ara ilga edildi. Şimdi, bu mülga hükümler yeniden ihdas edilmektedir ve avukatlık sınavı tekrar konulmaktadır. Biraz önceki konuşmamda, hukuk fakültelerinin sayısı ve buradan mezun olan gençlerimizin
sayısı ortaya konulmuş ve gerçekten, hem avukatlığa bir kalite kazandırabilmek hem de nispeten yığılmaları önleyebilmek açısından sınav sisteminin faydalı olabileceği öngörülmüştü. Yeniden sınav ihdas edilmektedir; ama, staj bitim belgesi aldıktan sonra.
Burada, esas itibariyle, olumlu bir düzenleme olduğunu görüyoruz; ama, tasarının genelinde mevcut olan Barolar Birliğini güçlendirme düşüncesi, burada da, açıkça kendisini gösteriyor. Sınav konusunda tasarıda belirsizlikler var. Bütün bunların bir yönetmelikle düzenlenebileceği öngörülmüş; ama, keşke, tasarının içerisine konabilseydi. Çünkü, avukatlığa başlayabilme, bu sınavı kazanma şartına denk getirildiğine göre, böyle önemli bir sınavın şartları, koşulları, ne şekilde yapılacağı kanunda açıkça yazılmalıydı diye düşünüyorum. Gerçi, Avukatlık Kanununda, barolara yönetmelik çıkarma yetkisi verilmiş; ama, ilk defa ihdas edilen böyle bir sınavın ilkelerinin kanunda gösterilmiş olması çok daha iyi olacaktı.
Bu sınavla neyin ve nasıl ölçüleceği çok belli değil. Gerçi, tasarının 19 uncu maddesinde "avukatlık sınavının amacı, stajyerin meslek kuralları bilgisi ile hukuk ilkelerini ve mevzuat hükümlerini olaylara uygulayabilme yeterliliğini değerlendirmektir" deniliyor. Bu, şüphesiz, sınavla ilgili yönetmelik ortaya çıktığında, somut olarak da ortaya konulmalıdır.
Bu sınav ne şekilde yapılacaktır? Sınav sorularını kim hazırlayacaktır? Sınav usulünün yasada düzenlenmediği ve yönetmeliğe bırakıldığı dikkate alınırsa, şunları, düşüncemiz olarak ifade edebilirim: Kanaatimizce, sınav, mutlaka, yazılı olarak yapılmalı, sözlü usulde sınav yapılmamalıdır. Yazılı sınav tamamen test veya klasik usulde yapılabileceği gibi, kısmen test, kısmen de klasik usulde, karma bir yazılı yöntem de benimsenebilir. Sınavda, hukuk fakültelerinde okutulan derslerle ilgili bilgiler ölçülmelidir. Sınav soru ve cevaplarını, hukuk fakülteleri öğretim üyelerinden oluşturulacak bir sınav komisyonu belirlemelidir. Bu arada, biraz evvel isimlerini okuduğum, hukuk fakültesi işliğinde, hukuk fakülteleri içerisinde, muayyen, belirli hukuk fakültesi mezunlarına avantaj sağlamamak bakımından, komisyon üyeleri de, muhtelif hukuk fakültelerinden seçilmelidir; daha objektif olur diye düşünüyorum.
Değerli arkadaşlarım, sınav zamanı da değiştirilebilir. Tasarıda, sınav, avukatlık stajının sonunda düşünülmüştür. Böyle bir düzenleme, bize göre zaman ve emek kaybı demektir. Şüphesiz, bunlar, komisyon görüşmeleri sırasında da ifade edilmiştir; ama, bir ölçüde uzlaşma sağlayabilmek, tasarı ve teklifleri birleştirebilmek açısından, sınavın staj sonunda yapılması kabul edilmiştir. Ancak, söylediğimiz gibi olduğu takdirde, yani, stajın sonunda sınav yapılabilseydi, bu zaman ve emek kaybını önlemiş olacaktı. Şimdi, bir yıl staj süresi var, kaybedilen zaman ve emek buna göre değerlendirilebilir. Sınav, staja başlamadan önce yapılmalı, sınavı başaramayan da staja kabul edilmemeliydi.
Öte yandan, sınav, fakültelerin mezun verdikleri ve erkek adayların askere alındıkları aylara göre yapılabilir. Buna göre, ağustos, kasım, şubat ve mayıs aylarında olmak üzere, yılda dört kez sınav yapılması uygun olabilir. Fakülteyi bitiren aday, çıkış belgesi veya diplomayla doğrudan ÖSYM'ye başvurmalı, ilgili baronun, sınava giriş belgesi tanzim etmesi gibi bir zorunluluk bulunmamalıdır. Sınav usulünün ve soruların barolar birliğince belirlenmesi, sınava girecek adayların barolarca tespit edilmesi benimsenirse, aday tarafından açılacak davalarda, muhatap, barolar veya birlik olacaktır. Bu da, avukatlar ile baro ve birlik arasındaki iyi ilişkilerin zedelenmesine yol açabilecektir.
Değerli arkadaşlarım, bir önemli düzenleme de, tasarının 23 üncü maddesinde "uzlaşma sağlama" başlığı altında, avukatların katıldığı uzlaşma tutanakları, İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesine göre ilam mahiyetindedir. Bu, doğru ve yerinde bir düzenlemedir; ama, aynı şekilde bir düzenlemenin de avukatlık ücret sözleşmelerinde yapılması uygun olurdu. Avukatlık ücret sözleşmeleri ilam niteliğinde belge sayılabilseydi, hiç olmazsa ihtilaflar büyük ölçüde ortadan kalkardı. Yoksa, vekâlet ücretine ilişkin dava ve uyuşmazlıklar, maalesef, yıllarca sürmektedir. Bunu bilen müvekkiller de davanın belli bir aşamasında avukatı azletmekte ve ücretin tahsilatında büyük sıkıntılar doğmaktadır. Uzlaşma tutanağına ilam gücünü veren tasarı, avukatlık ücret sözleşmesi konusunda, maalesef, bir ihmalde bulunmuştur.
Değerli arkadaşlarım, yasada buna benzer pek çok düzenleme var, üzerinde tartışılabilecek noktalar var; ama, genel olarak meseleye baktığımızda, bu düzenlemenin faydalı, yararlı olabileceğini ve uygulama sırasında, yine, ihtiyaç duyulursa, bazı maddelerinin değiştirilebilmesi imkânı olacağını düşünüyorum.
Hem bu yasa tasarısına karşı hem de avukatlık mesleğine karşı haksız ve ağır eleştiriler yapılıyor; doğrusu, bunları kabul etmek mümkün değil. Avukatlar da bir meslek icra ediyorlar; her meslek sahibi insanlar gibi, bunun içerisinde de görevini yapmayan veya ihmal eden kişiler bulunabilir.
Avukatlar ile milletvekillerinin kaderini, ben, bir benzerlik içerisinde görüyorum. Avukatlar, toplumun içerisinde ve toplumla beraberdir, onların sorunlarını en iyi bilen ve onlarla birebir karşı karşıya kalan insanlardır. Milletvekillerine yöneltilen ne kadar haksız suçlama varsa, bir ölçüde de avukatlara bunlar yapılmaktadır. Ben, hukuk fakültesini bitirdim, kaymakamlık stajına başladım -burs almıştım- sonra avukatlığa döndüğüm zaman, en yakınımda ailemden başlayarak, insanlar, bana, bu mesleği niçin seçtiğim konusunda hep tarizde bulundular.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Arınç, 1 dakika içinde toparlar mısınız efendim.
BÜLENT ARINÇ (Devamla) - Avukatlar, bir yalancı meslek olarak, kamuoyunda, haklı veya haksız, bir itibar yıpranmasına maruz kalmıştır; ama, milletvekillerinin maaşı da, dokunulmazlığı da, lojmanları da, her gün, haksız bir şekilde eleştiriliyor. Şüphesiz, avukatların kendi kendilerini yenilemeleri, sağlıklı ve kaliteli görev yapmaları, içinde bulundukları hayat şartlarının düzeltilmesi, kendilerine yasalarca tanınan imkânlar yanında, kendi meslek kuruluşları içerisinde de sürekli eğitimin ve kalitenin kollanmış olması, herhalde, toplumdaki beklentilerin de karşılığını bulmasına yol açacaktır.
Bu mesleğin bir savunma mesleği olduğunu biliyor ve mesleğin güçlendirilmesi gerektiği üzerinde, sanıyorum, fikir beraberliği içinde bulunuyoruz.
Ben, tekrar, bu maddelerin, yani, sorumlu olduğum bölümün avukatlık mesleğine ve hukuk camiasına hayırlı olmasını diliyor; hepinize hayırlı akşamlar diliyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Arınç.
Bu bölümle ilgili üç önerge vardır. Önce, geliş sırasına göre okutacağım, sonra da aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
Birinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
413 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 18 inci maddesiyle yeniden düzenlenmesi öngörülen Avukatlık Kanununun 29 uncu maddesinin ikinci fıkrasındaki "dört defa" ibaresinin "altı defa" olarak, aynı maddenin üçüncü fıkrasındaki "üç yıl" ibaresinin ise "dört yıl" olarak değiştirilmesini, çerçeve 19 uncu maddesiyle yeniden düzenlenmesi öngörülen Avukatlık Kanununun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına "duyurulması" ibaresinden sonra gelmek üzere "hiçbir surette mülakat içermeksizin" ibaresinin eklenmesini Grubumuz adına saygıyla arz ederiz.
Nevzat Ercan Ali Rıza Gönül Turhan Güven
Sakarya Aydın İçel
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 413 sıra sayılı kanun tasarısının, çerçeve 4 üncü maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına "savcılıklarında," kelimesinden sonra gelmek üzere "Anayasa Mahkemesi raportörlüklerinde, Danıştay üyeliklerinde," ibaresinin eklenmesini,
Çerçeve 16 ncı maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 27 nci maddesinin beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve aşağıdaki fıkranın altıncı fıkra olarak eklenmesini,
"Bu kredinin ilke ve koşulları, kimlere verileceği, miktarı, geri ödeme şekli, geri ödemeden gelen paralar ile kredi ödemelerinden sonra arta kalan miktarın barolar ve Türkiye Barolar Birliği arasında dağıtım ve sarf esasları ve diğer hususlar Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca hazırlanacak ve Adalet Bakanlığınca onaylanacak yönetmelikte gösterilir.
Pul bedelleri ile geri ödemeden gelen paralar ve bunların gelirleri, kredi ödemelerinden arta kalan miktarın dağıtımı ve sarfı, her yıl Adalet Bakanlığı tarafından ek 4 üncü maddedeki esas ve usullere göre denetlenir."
Çerçeve 18 inci maddesiyle yeniden düzenlenen Avukatlık Kanununun mülga 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde, ikinci fıkrasındaki "dört defa" ibaresinin "altı defa", üçüncü fıkrasındaki "üç yıl içinde" ibaresinin "dört yıl içinde" şeklinde değiştirilmesini,
"Sınava girecek olanlara, stajyer listesinde yazılı oldukları baro yönetim kurulunca sınav başvuru belgesi verilir ve bunların listesi Türkiye Barolar Birliğine bildirilir."
Çerçeve 19 uncu maddesiyle yeniden düzenlenen Avukatlık Kanununun mülga 30 uncu maddesinin son fıkrasında geçen "sınavın yapılış şekli," ibaresinin "sınav konuları" şeklinde değiştirilmesini,
Çerçeve 22 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini, arz ve teklif ederiz.
MADDE 22. - Avukatlık Kanununun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki hükümler eklenmiştir.
"Ancak, 29.6.1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 272 nci maddesinde öngörülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorundadır. Bu fıkra hükmüne aykırı davranan kuruluşlara mahallin büyük mülkî idare amiri tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgarî ücretin bir aylık brüt tutarı kadar para cezası verilir. Verilen para cezalarına dair kararlar ilgililere Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz
edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. Bu cezalar 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre tahsil edilir ve Hazineye gelir kaydedilir."
Emrehan Halıcı Mehmet Nacar Beyhan Aslan
Konya Kilis Denizli
Dengir Fırat Ahmet İyimaya Mehmet Gözlükaya
Adıyaman Amasya Denizli
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, bu önergeyi işleme koyamazsınız; çünkü, bakın burada "gruplar önerge verebilir" deniliyor. Önergeyi her gruptan bir milletvekili imzalamış.
BAŞKAN - Grup başkanvekilleri veriyor efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Olur mu?..
BAŞKAN - Okutacağım üçüncü önerge, aynı zamanda, en...
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, biraz önce okuttuğunuz önergeyi işleme koyamazsınız. Her gruptan bir milletvekili var.
BAŞKAN - Grup başkanvekilleri veriyor efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, grup başkanvekilleri olarak verebilir, başka gruplarla birlikte veremez. Onun için, bu, grup önergesi olmaz ki. Yani, bu İçtüzüğü biraz öğrenerek çıkın o kürsüye canım! Allah Allah!.. Bakın, önerileri okuyun: "Gruplar önerge verebilir" deniliyor.
BAŞKAN - Efendim, üçüncü önerge, aynı zamanda en aykırı önergedir; okutup, işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 413 sıra sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avukatlık Kanununa Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Kütahya Milletvekili Emin Karaa'nın 1136 sayılı Avukatlık Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun Teklifinin;
1, 2, 3, 4, 5, 6 ve 7 nci maddelerinin, 8 inci maddesinin 1 inci fıkrasından "Avukat kimliği resmî belge niteliğindedir" ibaresinin,
9, 10, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 22 ve 24 üncü maddelerinin metinden çıkarılmasını,
25 inci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederim. Kamer Genç Tunceli
Madde 25 - Tayin olunun avukat, daha önce Türkiye Barolar Birliğince bölgeleri itibariyle belirlenerek Adalet Bakanlığınca onaylanan ücret karşılığında işi takip etmek zorundadır.
BAŞKAN - Sayın Komisyon önergeye katılıyor musunuz?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayısal çoğunluğunuz yok; takdire bırakıyorsunuz.
Sayın Hükümet?..
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Genç?..
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, benim bu önergemin, aslında, 2 nci maddede işleme konulması lazımdı; ama... Neyse, kürsüde açıklayayım.
BAŞKAN - Sayın Genç, önergeyi ikinci bölümde mi işleme alalım?
KAMER GENÇ (Tunceli) - Hayır efendim, her bölümde... Şimdi açıklayayım...
BAŞKAN - Efendim, önergeniz 1 inci maddeden itibaren de, onun için...
Buyurun Sayın Genç.
Süreniz 5 dakika.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; şimdi, bakın, biraz önce, Komisyon konuştu; ben, arkasından söz istedim; -İçtüzükte, son söz milletvekilinin- Başkan vermedi.
Şimdi, Sayın Başkan, burası DSP kongresi değil, istediğinize söz vereceksiniz, istemediğinize vermeyeceksiniz... (DSP sıralarından gürültüler)
MUSTAFA GÜVEN KARAHAN (Balıkesir) - Ne alakası var?! Bırak allahaşkına!..
KAMER GENÇ (Devamla) - Doğru; yani, İçtüzük açık...
İkincisi, Sayın milletvekilleri, ben, bu kanun tasarısının üzerinde, yazın çalıştım; tam 100 küsur önerge hazırladım ve her maddede de... Orada var... Şimdi, Kanunlar Müdürlüğündeki arkadaşlar, getirmiş, bir maddeye hasretmişler. Bakın, böyle bir kanun olmaz; 25 madde üzerinde bir önerge verilmez; aklı olan, izanı olan herkes bunu kabul eder. Böyle bir kanun müzakeresi oldu mu?! Siz, 25 tane maddeyi birleştireceksiniz; bu, her bir maddede... Toplumda ferdi çok yakından ilgilendiren bir konu.
Şimdi, 2 nci maddeyi açın bakın; avukatlar... Bakın, arkadaşlar, ben avukatlara saygı duyuyorum; ama, bazı yetkileri verdiğiniz zaman, kötü niyetli insanlar kötüye kullanabilir. Bir zamanlar, Merkez Bankasının başlık yazısı alınarak, gümrüklerden, sanki ithalat müsaadesi alınmış gibi, kaçak mal sokuldu Türkiye'ye. Şimdi, burada da, Avukatlara bazı yetkiler tanınıyor. Bu tanınan yetkiler, icabında hatalı kullanılır; kullanıldığı takdirde de avukatlık müessesesi yıpranır. Bunun ortasını bulmak lazım. Şimdi, avukat, gidip de resmî daireden bir belge aldığı zaman -yüzde 1'i de olsa- zavallı vatandaş bunu bilemez ki; ya, hatalı bir belge getirdi; ne yapacaksınız? Hak yenilmiş olur. Bunlar ifrat-tefrit meselesi; ama, burada, getirilmiş, birçok madde birleştiriliyor, ondan sonra önerge veriliyor... Bakın, ben biraz önce burada konuştuğum zaman dedim ki, kardeşim, ben, bir fert olarak kendi davamı açmalıyım. Ben eğer biliyorsam hanımımın da davasını açmalıyım, oğlumun da davasını açmalıyım. Yani, niye gidip bir avukat tutayım? Benim bir aile gelirim var, niye tutayım?! "Yok, ille gidip bir avukat tutacaksın..." Böyle bir şey olur mu yani?!. Olmaz. Mademki şeyiz... Niye?.. "İlle avukata para vereceksin." O zaman da insanlar avukat tutmaktan vazgeçiyor.
NECDET SARUHAN (İstanbul) - Böyle bir şey yok; nereden çıkartıyorsun bunları?!
KAMER GENÇ (Devamla) - Aç 35 inci maddeyi oku.
NECDET SARUHAN (İstanbul) - Herkes dava açma hakkına sahip.
KAMER GENÇ (Devamla) - Ben diyorum ki, hem kendimin hem eşimin hem çocuğumun davasını açayım.
NECDET SARUHAN (İstanbul) - Anlatma bunları kamuoyuna; demin Bakan da söyledi.
KAMER GENÇ (Devamla) - Doğrusunu söylüyorum. Çıksın Bakan da söylesin, Komisyon Başkanı da söylesin. Sen ne biçim avukatlık yaptın? Bir kişi ancak kendisine dava açabilir. Oğluna açamaz, karısına açamaz, babasına açamaz. Yani, bunu bilmiyorsanız.. Gelip de oy veriyorsunuz.
NECDET SARUHAN (İstanbul) - Mevcut yasada açabilir misiniz?
KAMER GENÇ (Devamla) - Efendim, yani, yasayı o şekilde değiştirelim, vatandaşın lehine değiştirelim.
BAŞKAN - Sayın Saruhan, lütfen...
KAMER GENÇ (Devamla) - Arkadaşlar, bakın, neye oy verdiğinizi dahi bilmiyorsunuz. Ben diyorum ki...
EDİP ÖZGENÇ (İçel) - Derdin ne senin?! Ne derdin var bu avukat arkadaşlarla?!
KAMER GENÇ (Devamla) - Vatandaşın hakkını savunmayacak mıyım?
Sayın Başkan, bunlar ne diyorlar?!
BAŞKAN - Sayın Genç, Sayın Özgenç, lütfen...
KAMER GENÇ (Devamla) - Ben avukatlardan bir şey istemiyorum ki... Ben vatandaşın hakkını savunuyorum.
NECDET SARUHAN (İstanbul) - O zaman, doğruyu söyle!
KAMER GENÇ (Devamla) - Diyorum ki, vatandaşın hakkından kendinize para almayın.
Siz avukatsınız, lehinize kanun çıkartıyorsunuz. Biraz önce dedim ki, banka hortumlayan insanların gücü bankaya yetti; biz de milletvekilleri olarak kendi lehimize kanun çıkartırsak, o hortumculardan ne farkımız olur?! Ben de bunu diyorum. Bu kıyak avukatlıktır. Verin bir önerge "milletvekilleri bundan yararlanmaz" deyin.
Biraz önce Komisyon Başkanı burada yanlış bir bilgi verdi, dedi ki: " 6 000 tane anonim şirket var." Hayır, 50 000'in üzerinde anonim şirket var. Ben Sanayi Bakanına sordum. Aşağı yukarı, 40 000'e yakın da 100 kişiyi geçen kooperatif var. Yani, buraya getirip de yanlış bilgi vermek suretiyle, böyle olayı küçülterek burada yanlış kanun çıkarılır mı sayın milletvekilleri?! Gecenin bu saatinde 98 maddelik bir kanunu böyle 5 dakikada çıkarın da, ondan sonra vatandaşın canı yansın. Böyle kanun çıkarırsanız, bu kanun doğru dürüst uygulanmaz memlekette, memlekete fayda yerine zarar getirir, avukatlık müessesesini de yıpratır.
Biraz önce dedim; bakın, yeminli malî müşavirlere tuttunuz fatura tasdik etme yetkisi verdiniz, bana göre hatalı verildi; ama, o yeminli malî müşavirlerin birçoğu naylon faturayı tasdik etti, gidildi, trilyonlarca, katrilyonlarca lira hayalî ihracattan vergi alındı. Bakın, serbest meslek sahibi olarak faaliyette bulunan insanlara çok büyük yetki verdiğiniz zaman, bunların bazıları kendi cebini düşünür; bunu kabul etmek lazım. İnsanlar kendi menfaatlarını zaman zaman her şeyin üstünde tutabilirler.
Burada da getirilen tasarı yanlış. 2 nci maddeyle getirilen yanlış. Benim cebimden, vatandaşın cebinden, harç pulunu Barolar Birliğine çıkarma yetkisi vermek yanlış. Bunları söylüyorum. Çıkarıyorsunuz; zaten çoğunluk var.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Sayın Genç, toparlar mısınız.
KAMER GENÇ (Devamla) - Bakın, biz, burada, bu kadar yoksulluk içinde olan memura, adliyede çalışan zabıt kâtibine, hademeye, odacıya bir şey çıkarıyor muyuz, öğretmene bir şey çıkarıyor muyuz... Öğretmene bir şey çıkarıyor muyuz; yok. Bu saatte 20 000 avukatın durumunu düzeltmek için kanun çıkarıyoruz. Bunun anlamı budur. Benim hazmedemediğim budur. Yoksa, benim avukatlarla bir alacağım, vereceğim yok. Benim bir davam olsa kendim de savunuyorum; ama, bu halk her şeyi bilsin.
EDİP ÖZGENÇ (İçel) - Herkesin müstakil dava açma hakkı var.
KAMER GENÇ (Devamla) - Bu halk her şeyi bilsin ki, desin ki: Bu milletvekilleri bu saatte bunu çıkarıyor. İşte, Parlamentonun itibarını böyle zedeliyoruz.
Bakın, doğruları söyleyince hoşunuza gitmiyor tabiî.
Peki, saygılar sunarım.(DYP sıralarından alkışlar)
Karar yetersayısının aranılmasını istiyorum.
EDİP ÖZGENÇ (İçel) - Millete yanlış bilgi veriyorsunuz, başka bir şey yapmıyorsunuz.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Sayın Başkan...
BAŞKAN - Buyurun Sayın Karaa.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Sayın Genç'in söylediği gibi, Komisyon Başkanının yanlış bilgiler vermesi söz konusu olamaz.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Soralım Sanayi Bakanlığından.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Sayın Genç başkasıyla bizi karıştırıyor.
Mevcut kanunun 35 inci maddesin de zaten... Kamuoyunun yakından bilmesinde yarar var. Sayın Genç, öyle ithamlarda bulunuyor ki, bütün yurttaşların dava açmak için avukat tutma mecburiyeti olduğunu söylüyor. Oysa, mevcut kanunun 35 inci maddesi "dava açmaya yeteneği olan herkes kendi davasına ait evrakı düzenleyebilir, davasını bizzat açabilir ve işini takip edebilir..."
KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben onu demedim. Anlamıyorsun Komisyon olarak. Ben, çocuklarımın davasını açayım dedim.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Bu yürürlükteki kanun metni, aynen tasarıda da mevcuttur.
Bizim sözünü etmiş olduğumuz rakamların yanlış olduğunu ileri süren Genç'i, tekrar, buradan ikaz ediyorum. Türkiye'de, sermayesi 25 milyar liranın üzerinde olan şirket sayısı 6 252'dir; onun söylediği gibi 50 000'in üzerinde değildir.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Ben de sordum.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - 6 252'dir. Burada, resmî yazı var.
Ayrıca, üye sayısı 100 üyeden fazla olan yapı kooperatiflerinin adedi 3 342'dir. Onun söylediği gibi, yüzbinlerce kooperatif söz konusu değildir.
Bu hususların bilinmesinde yarar görüyorum.
Teşekkür ederim. (DSP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Karar yetersayısının aranılmasını istemiştim Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Kabul etmeyenler... Karar yetersayısı vardır; önerge kabul edilmemiştir.
İkinci önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 413 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 4 üncü maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 4 üncü maddesinin birinci fıkrasına "savcılıklarında," kelimesinden sonra gelmek üzere "Anayasa Mahkemesi raportörlüklerinde, Danıştay üyeliklerinde," ibaresinin eklenmesini,
Çerçeve 16 ncı maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 27 nci maddesinin beşinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini ve aşağıdaki fıkranın altıncı fıkra olarak eklenmesini,
"Bu kredinin ilke ve koşulları, kimlere verileceği, miktarı, geri ödeme şekli, geri ödemeden gelen paralar ile kredi ödemelerinden sonra arta kalan miktarın barolar ve Türkiye Barolar Birliği arasında dağıtım ve sarf esasları ve diğer hususlar Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca hazırlanacak ve Adalet Bakanlığınca onaylanacak yönetmelikte gösterilir.
Pul bedelleri ile geri ödemeden gelen paralar ve bunların gelirleri, kredi ödemelerinden arta kalan miktarın dağıtımı ve sarfı, her yıl Adalet Bakanlığı tarafından ek 4 üncü maddedeki esas ve usullere göre denetlenir."
Çerçeve 18 inci maddesiyle yeniden düzenlenen Avukatlık Kanununun mülga 29 uncu maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde, ikinci fıkrasındaki "dört defa" ibaresinin "altı defa", üçüncü fıkrasındaki "üç yıl içinde" ibaresinin "dört yıl içinde" şeklinde değiştirilmesini,
"Sınava girecek olanlara, stajyer listesinde yazılı oldukları baro yönetim kurulunca sınav başvuru belgesi verilir ve bunların listesi Türkiye Barolar Birliğine bildirilir."
Çerçeve 19 uncu maddesiyle yeniden düzenlenen Avukatlık Kanununun mülga 30 uncu maddesinin son fıkrasında geçen "sınavın yapılış şekli," ibaresinin "sınav konuları" şeklinde değiştirilmesini,
Çerçeve 22 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
"Madde 22.- Avukatlık Kanununun 35 inci maddesinin üçüncü fıkrasına aşağıdaki hükümler eklenmiştir.
Ancak, 29.6.1956 tarih ve 6762 sayılı Türk Ticaret Kanununun 272 nci maddesinde öngörülen esas sermaye miktarının beş katı veya daha fazla esas sermayesi bulunan anonim şirketler ile üye sayısı yüz veya daha fazla olan yapı kooperatifleri sözleşmeli bir avukat bulundurmak zorundadır. Bu fıkra hükmüne aykırı davranan kuruluşlara mahallin en büyük mülkî idare amiri tarafından sözleşmeli avukat tayin etmedikleri her ay için, sanayi sektöründe çalışan onaltı yaşından büyük işçiler için suç tarihinde yürürlükte bulunan, asgarî ücretin bir aylık brüt tutarı kadar para cezası verilir. Verilen para cezalarına dair kararlar ilgililere Tebligat Kanunu hükümlerine göre tebliğ edilir. Bu cezalara karşı tebliğ tarihinden itibaren en geç yedi gün içinde yetkili sulh ceza mahkemesine itiraz edilebilir. İtiraz üzerine verilen karar kesindir. Bu cezalar 21.7.1953 tarih ve 6183 sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanuna göre tahsil edilir ve Hazineye gelir kaydedilir."
Mehmet Emrehan Halıcı
(Konya)
ve arkadaşları
BAŞKAN - Sayın Komisyon?..
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Hükümet?..
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Grup Başkanvekilim, gerekçeyi okumaya gerek kalmadı; çünkü, Hükümetimiz katılıyor.
MEHMET EMREHAN HALICI (Konya) - Evet...
BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, yine yanlış yapıyorsunuz... Komisyon katılamaz, çoğunluğu olmadığı için...
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Takdire bırakıyor efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - İçtüzüğü açın, okuyun; rica ediyorum... Gerekçesinin orada okunması lazım. Arkadaşlar, doğrusunu söylüyorum; doğrusu bu... Takdire bırakmış; gerekçeyi okuması lazım.
BAŞKAN - Üçüncü önergeyi okutuyorum...
Sayın milletvekilleri, okutacağım bu önergenin bir cümlesi, yani, tasarının 18 inci maddesi ve 29 uncu maddesiyle ilgili bölümler, bir önceki önergenin aynısıydı, kabul edildi; o nedenle, bu önergeyi;
"413 sıra sayılı kanun tasarısının 19 uncu maddesiyle yeniden düzenlenmesi öngörülen Avukatlık Kanununun 30 uncu maddesinin üçüncü fıkrasına "duyurulması" ibaresinden sonra gelmek üzere "hiçbir surette mülakat içermeksizin" ibaresinin eklenmesini saygıyla arz ederiz.
Nevzat Ercan
Sakarya"
Şeklinde düzeltiyorum; çünkü, daha önceki kabul edilen bölümde onu çıkarmış oluyoruz.
Sayın Komisyon, bu haliyle önergeye katılıyor musunuz efendim?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Hükümet?..
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Başkan...
TURHAN GÜVEN (İçel) - Neden katılmadıklarını onlar açıklasınlar. İçtüzükte "açıklama yaparlar" deniliyor; yapsınlar efendim. Hukuk var...
BAŞKAN - Sayın Bakan, neden katılmadığınızı ifade buyurun efendim.
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Çünkü, burada, sınavın, Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezine yaptırılacağı öngörülmüştür. Öğrenci Seçme ve Yerleştirme Merkezi tarafından yaptırılan sınavlar, bilindiği gibi, çoktan seçmeli sınavlardır, bunlar yazılıdır. Dolayısıyla, bu sınavlarda, hiçbir biçimde, mülakat zaten söz konusu değildir.
BAŞKAN - Teşekkür ederiz.
Komisyonun katılmadığı, Hükümetin katılmadığı ve biraz önce Sayın Bakanın da katılmama gerekçesini dinlediğiniz önergeyi yeniden oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Birinci bölümü, kabul edilen değişiklik önergesi doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Birinci bölüm kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, ikinci bölüm üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.
İkinci bölüm, 26 ilâ 50 nci maddeleri kapsamaktadır. Bu bölümde de konuşma süreleri, gruplar, hükümet ve komisyon için 10'ar dakikadır.
Şimdi, söz isteklerini söylüyorum: Doğru Yol Partisi Grubu adına, Kayseri Milletvekili Sayın Sevgi Esen; Fazilet Partisi Grubu Adına, Ankara Milletvekili Sayın Cemil Çiçek.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Sayın Sevgi Esen, buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
DYP GRUBU ADINA SEVGİ ESEN (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, huzurlarınızda, Avukatlık Kanunu tasarısını görüşmek üzere gündem oluşturulmuş bulunmaktadır. Ben de, bu mesleğe otuz yılını vermiş bir arkadaşınız olarak, Doğru Yol Partisi Grubu adına görüşlerimi bildirmek üzere söz almış bulunmaktayım; bu vesileyle, hepinizi en derin saygılarımla selamlıyorum.
Özellikle, bu tasarının öncelikli ve temel kanun olarak görüşülmesi nedeniyle, başta Sayın Bakan olmak üzere, tüm parti gruplarına, Adalet Komisyonu Başkan ve üyelerine, Barolar Birliğine, Ankara Barosunun değerli Başkan ve üyelerine teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, birçok kanun gibi, avukatlık mesleğini düzenleyen ve halen yürürlükte olan Avukatlık Kanunu da 1969 tarihli ve eski bir kanundur. Hukuk sistemimizin esasını oluşturan ve düzenleyen kanunlarımızın çoğunun 1920'li ve 1930'lu yıllarda yapıldığı gerçeği karşısında, bugün geldiğimiz noktayı ve etrafımızda olan biteni ve bu tasarı nedeniyle bir kere daha gözlemlemek ve sorunların kaynağını bulmak zarureti vardır. Evet, sorunların kaynağını tespit etmek zarureti vardır. Bugünün Türkiye Büyük Millet Meclisinde birçoğumuz, Türkiye Cumhuriyetinin kuruluş aşamasını bilmesek de o büyük olayın ve yapılan reformların nimetlerinin eserleri olarak, bugün buradayız ve bu kürsüden demokrasi, daha çok demokrasi talebinde bulunuyoruz. Dileğimiz, yeni reformların kapısını hemen ve ivedilikle aralamaktır.
Ben, şahsen, bir cumhuriyet kadını olarak, henüz dünyanın "demokrasi" ve "cumhuriyet" sözcüklerine dahi tahammülü olmadığı ve hatta, tepkili olduğu bir dönemde meslek sahibi olmamızı ve görevlerin en yücesi Türkiye Büyük Meclisi üyesi olmamızı sağlayan, o büyük reformlara, hukuk reformuna imza atan başta Mustafa Kemal Atatürk ve büyük mücadelenin ufku açık öncülerini, huzurlarınızda, bir kere daha minnetle anıyor ve saygılarımı sunuyorum.
Hemen günümüze gelmek istiyorum ve soruyorum: Bugün ülkemizde neler oluyor? Her gün kalktığımızda öğrendiğimiz hangimizi mutlu ediyor? Bu nedenle, cumhuriyeti bize emanet edenlere karşı daha çok görevlerimiz olduğunu düşünüyorum.
Değerli milletvekilleri, Türkiye Cumhuriyetinin anayasalarında vazgeçilmeyen başlık şudur: "Türkiye Cumhuriyeti, demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir" ve bunun hemen arkasından da bir doğal sonuç olarak şu cümleler dökülür: "Herkes hak arama özgürlüğünden ve savunma hakkından eşit olarak yararlanmalıdır." Şöyle bir tarihe gidelim. Ülkemiz, 1948 tarihli İnsan Hakları Evrensel Bildirgesine imza koymuştur. Bugün, dünyada yükselen değer olan her türlü demokratik sisteme onay vermiştir; ancak, geçen zaman içerisinde, dünya dahi demokratik gelişmelere ayak uyduramamıştır. İçimizi karartan gazete manşetleri, milletimizi üzen haberlerin olmayacağı, yolsuzluk ve yoksulluğun olamayacağı, birey haklarının önplanda olacağı, devletin tüm vatandaşlara hizmet için kurulduğu inancının var olacağı bir sistem için bir düzen istiyorsak, bir tek çözüm yolu vardır; o da, hukukun üstünlüğünü kabul etmektir, hukuk devletini değil, hukukun üstünlüğünün hâkim kılındığı devleti inşa etmektir. Kim bu gerçekten bugün kaçabilir? Biraz uzayabilir, derin yaralar açabilir, birtakım mağdurlar doğabilir; ancak, Atatürk Türkiyesi, temelindeki o helal harç nedeniyle,
mutlaka demokrasinin egemen olduğu, bireylerin hakkının en üst hak olduğu, hukukun üstülüğünün hâkim olduğu günlere mutlaka gelecektir. Milletin bir kuruşu dahi haram midelere inmeyecektir; çünkü, sistem buna izin vermeyecektir.
Değerli milletvekilleri, hepimizin bu çağda tartışmasız kabul ettiği gerçek, hukukun temelini adaletin oluşturmasıdır. Bireyler arasındaki ilişkiye "adalet" demek, birey ile devlet ilişkisindeki adalete de "hukuk devleti" demek, çağı ifade etmek olacaktır. Hiç şüphesiz, adaletin ve hukuk devletinin kaynağı, pınarı, ahlak ölçüleridir; kanunlarımızda yerini bulan ifadesiyle "genel ahlak ve adaptır." Bu bakımdan, avukatı tarif ederken, hukuka uyum, bilgi, deneyim, özen, doğruluk ve onur içinde görev yapma yükümlülüğü başlıkları ayrı bir anlam taşımaktadır.
Değerli üyeler, Avukatlık Kanunuyla ilgili tasarı, yıllardır beklenen ve özlenen bir tasarıdır. Doğru Yol Partisi Grubu, bu tasarıya baştan beri ilgi göstermiş, şahsım da dahil olmak üzere, Grup üyelerimiz, tasarının Adalet Komisyonunda ve alt komisyonda görüşülmesi sırasında hem görev almış hem de destek vermiştir. Doğru Yol Partisinin verdiği destek, hukukun üstün kılınmasına, insan haklarına, devletin millet için olduğuna, her ferdin hiçbir ayırım gözetmeksizin eşit olduğuna ve savunmanın kutsallığına verdiği destektir.
Avukatlık Kanunuyla ilgili tasarı yasalaştığında, staj sonrası sınavla, mesleğe kabulde daha bir özen ve titizlik getirilmiş olacaktır; fakülte ve üniversite arasındaki öğrenim farklılıkları giderilerek, belirli bir birikimle hak savunmasına çıkılması sağlanmış olacaktır. İlaveten, stajın Barolar Birliğince düzenlenecek yönetmelikle yapılması, bütün barolarda işlem birliği ve düzen sağlayacaktır. Ayrıca, staj süresinde maddî destek sağlanmasıyla da, barolarımız, aldığımız bu konudaki mesajlara cevap vermiş olacaklardır. Kaldı ki, bu kredi kaynağının yine avukatlar tarafından ve harç pullarından alınması, sisteme ve mesleğe bütünlük getirecektir. Bunun yanında, ortak avukat bürosunun müvekkile karşı birlikte sorumluluğu ve çalışma disiplinine ilişkin savunma görevini verenlerin haklarını korumasıyla da ayrı bir önem kazanmaktadır.
Önemli bir husus da, CMUK'taki zorunlu müfettişliğe paralel bir düzenlemeyle, yargılamada taraf olan ve ödeme gücü bulunmayan yurttaşların da, avukatların hukukî yardımından yararlanmalarına olanak sağlanmış olacaktır.
Çok sayın üyeler, birçok değerli milletvekilinin de ifade ettiği gibi, bu tasarı, bu mesleğe getirilen kendi iç disiplini yanında, toplumu var eden bireylerin haklarının korunması noktasında da bir nevi teminattır. O nedenle ki, Grubumuzdan tasvip görmüştür.
Şahsım ve Grubum olarak, bu kanunun, birtakım eksiklikleri olmasına rağmen, tüm hukuk sistemimize ve değerli meslektaşlarıma hayırlı uğurlu olmasını diliyor; saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Çok teşekkür ediyoruz Sayın Esen.
Fazilet Partisi Grubu adına, Ankara Milletvekili Sayın Cemil Çiçek; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika efendim.
FP GRUBU ADINA CEMİL ÇİÇEK (Ankara) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Gecenin bu ilerlemiş saatinde önemli bir yasa tasarısını konuşuyoruz. Bu tasarının önemi, evvela bütün grupların ittifakıyla gündeme gelmiş olmasındandır ve bir temel yasa olarak kabul edilmesinden kaynaklanıyor. Belli ki, içerisine, muhtevasına baktığımızda, buradaki düzenlemeler önemli bir ihtiyacı karşılayacak.
İkincisi, bu tasarının önemi, hukuk hayatımızla alakalı olmasıdır. Anayasamızın 2 nci maddesinde, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin laik bir devlet olduğu, demokratik bir devlet olduğu, sosyal bir devlet olduğu, hukuk devleti olduğu yazılıdır. Bu kavramların hepsi, başlı başına önem ifade ediyor. Bunlar, Anayasada yazılmamış olsaydı dahi, günümüz dünyasında çağdaş devletler bu nitelikleri taşıyor. Gerçekten önemli kavramlar. Bunların Anayasaya yazılmış olması yetmez, bunların hayata intikali, yazılmasından daha da önemlidir.
İçinden geçtiğimiz sürece baktığımızda, Türkiye, bugün, demokrasi ve hukuk açığıyla karşı karşıyadır. Gerçekten de, ülkemizde, hukuk ve demokrasi en azından oksijen kadar zarurîdir. O sebeple, bu tasarı, hukuk hayatımıza katkı sağlayacak, hak arama özgürlüğünün ve hak arama hakkının sağlanabilmesi bakımından, önemli düzenlemeleri getiriyor.
Gerçekten de, yaşadığımız olaylara baktığımızda, Türkiye, bir hukuk krizi yaşıyor. Bu hukuk krizinin aşılabilmesi noktasında, bu tasarı, önemli bir adım. Yaşadığımız sıkıntılar ile Türkiye'deki hukuk krizi arasında -belki çoğumuz yeterince üzerinde duramıyoruz; ama- doğrudan doğruya bir bağlantı var. Türkiye'de hukuk uygulanabilseydi, hukuk gerçekten öne çıkarılabilseydi, belki, yaşadığımız sıkıntıların önemli bir kısmını da yaşamamış durumda olabilirdik; çünkü, Türkiye, geçtiğimiz sürece baktığımızda, ruhsatlı bir hukuk ve ruhsatlı bir adalet anlayışını, maalesef, sergilemeye devam ediyor.
Esas itibariyle, dünyada iki tip devlet var: Bunlardan bir kısmına -özellikle, Batı demokrasilerinde- hukuk devleti diyoruz. Bir de polis devleti var. Hukuk devleti ile polis devleti arasında ne fark vardır derseniz; görüştüğümüz tasarı açısından baktığımızda, savunma hakkının en emin bir şekilde kullanılabildiği devlet, hukuk devletidir; bu hakkın kısıtlandığı, önüne engellerin çıkarıldığı devlet de, polis devletidir. Gerçekten, Anayasamızda yazıldığı şekliyle, Türkiye gerçek anlamda bir hukuk devleti olacaksa, savunma hakkının kullanılabilmesi açısından ne gibi sıkıntılar varsa, ne gibi engeller varsa, bunların bir an evvel ortadan kaldırılması gerekiyordu. İnanıyorum ki, bu tasarı, savunma hakkının kullanılabilmesi açısından bazı kolaylıkları getirmektedir.
Peki, Türkiye'de hukuk öne çıkmazsa, hukukun üstünlüğü sağlanamazsa ve Anayasada yazıldığı şekliyle hukuk devleti öne çıkmazsa... O zaman, mafya öne çıkar, mafya türü usuller Türkiye'de geçerli olur. Onunla da hakkın tecelli etmesi mümkün değildir.
Günümüz dünyasında en önemli kavramlardan bir tanesi şeffaflıktır. Geldiğimiz noktada şeffaflık, bir hukuk kurumu haline gelmiştir. Eğer, bir ülkede şeffaflık sağlanacaksa, bunun teminatı da savunma mesleğinin güçlendirilmesinden geçmektedir; çünkü, bugün bizim hukukumuz, devleti koruyan bir hukuk, onu öne çıkarıyor. Halbuki, çağdaş devlet felsefesinde ve siyaset anlayışında esas itibariyle öne çıkması gereken, bireyin hak ve hukukudur. Bireyin hak ve hukukunu kim koruyacak; evvela kendisi koruyacak; ama, yeterli bilgiye sahip değilse, donanıma sahip değilse... İşte, savunma mesleği burada öne çıkıyor. Eğer, savunma mesleğine birkısım kısıtlamalar getirilmişse, bu yeterince kullanılamıyorsa, bazı zorlukları varsa, o takdirde, bu demektir ki, bireyin hakkını korumada o ülkede bazı zorluklar var.
İşte, belki de bunun sonucudur ki, bugün, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde Sovyet Rusya'dan sonra en fazla aleyhinde dava açılan ülke, Türkiye'dir. 1987'den bu yana 4 127 kişi, Türkiye aleyhine, Türkiye'deki uygulamalar aleyhine, hukuksuzluk aleyhine, hukuk açığından doğan sıkıntılar sebebiyle dava açmıştır. Türkiye, bu davalardan sadece 3'ünü kazanmış, 138'inde kaybetmiştir. Böylece, Türkiye, Avrupa Birliğine üye ülkeler bakımından, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine müracaat hakkını elde etmiş ülkeler bakımından, gerçekten, kötü bir görüntü, olumsuz bir görüntü sergilemektedir. Bu da, belli ki, Türkiye'de, savunma mesleğinin, savunma hakkının kullanımında ve icraında ciddî zorluklar var demektir.
Yine, ülkemizde üzerinde durulması gereken konulardan bir tanesi, yargının bağımsızlığı ve en az onun ki kadar da önemli olan, yargının tarafsızlığıdır. Yargının bağımsızlığını, bir manada, yasalarla temin etmeniz mümkündür. Peki, yargının tarafsızlığını nasıl temin edeceksiniz; yargı taraf tutma durumunda olduğu takdirde, kişinin hak ve hukukunu kim koruyacak, nasıl koruyacak? Bu, bir teknik meseledir; bunu koruyacak olan da, savunma mesleğinin mensuplarıdır. Bu manada, getirilen tasarı, önemli bir adım teşkil ediyor.
Kaldı ki, Türkiye'de en fazla şikâyet edilen konu, adaletin zamanında ve süratli temin edilememesidir. Vatandaşlar, kendi hak ve hukuklarını koruma noktasında yargıya gittiklerinde, aylar ve yıllar sürmüş olması sebebiyle, adaletin tecellisi bakımından, o zaman, hukukdışı yollara tevessül etmekte; özellikle, şahıs hukukundan doğan alacak verecek davalarında, mafyaya gitmek suretiyle alacağını tahsil etme yoluna gitmektedir. Eğer, biz, savunma hakkını ve savunma mesleğini bugünkünden daha kolay işleyebilir hale getirebilirsek, onu daha itibarlı hale getirebilirsek, gerekli donanımları sağlayabilirsek, o takdirde, yargıdan tecelli edecek olan adalete vatandaşın güveni artacaktır; dolayısıyla, hukuk devleti kavramı, Türkiye'de işlerliğe kavuşmuş olacaktır.
Şimdi, üzerinde konuştuğumuz maddeler, 26'dan 51 inci maddeye kadar olan kısım. Burada, daha çok, teknik düzenlemeler var. Bunların hepsi doğru, yerinde, isabetli; ama, üzerinde en fazla durulması gereken konu, 46 ncı maddedir.
Şimdi, buradan, meslek kuruluşu olan baroya ve Barolar Birliğine, bir iki hususu ifade etmek istiyorum. Bugün Mecliste grubu bulunan beş parti, bunu bir temel yasa kabul etmiş, öneminden dolayı. Şu fikir, bu fikir ayırımı yapmadan, bir ittifak halinde bu yasa tasarısını geçiriyorlar. İnşallah, bu kuruluşlar, bu ittifakın kıymetini bilir, kendilerine sağlanan desteği, kendi tatbikatlarında, aynen, buradaki birlik ve beraberlik havası içerisinde yansıtmaya çalışırlar.
46 ncı maddede, barolara yüklenen görevler var; "Barolar, avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleriyle olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak..." diye başlayan bir görev maddesidir.
Ben, temenni ediyorum, inanıyorum ki, barolarımız ve özellikle Barolar Birliğimiz, ideolojik saplantı içerisinde olmazlar. İdeolojileri öne çıkarmak yerine, hukuku öne çıkarırlar, hukukun üstünlüğünü öne çıkarırlar. Eğer, Türkiye'de barolar taraf olacaksa, ideolojilerden yana değil, hukuktan yana, hukukun üstünlüğünden yana taraf olurlar. Mademki, bu kadar desteği sağlıyoruz, destek vermeye çalışıyoruz, bazı noksanlıklarını ve bazı olumsuz yansımalarını da burada dile getirmek bizim hakkımızdır. Maalesef, Barolar Birliği, şu ana gelinceye kadar, bu konuda olumlu bir görüntü sergilememiştir, olumlu bir sınavdan da geçmemiştir. 46 ncı madde, bu manada fevkalade önemlidir; çünkü, insan haklarını savunmak ve korumak... Eğer, Barolar Birliği, yöneticilerinin ideolojisinde olanların hakkını hukukunu koruyacak, oraya gelince ayağa kalkacak, kendi fikrinde olmayanların insan hakkı söz konusu olduğunda suspus olacak ise, o takdirde, 46 ncı maddenin hem metnine hem de ruhuna aykırı davranmış olur. Dolayısıyla, bu 46 ncı madde, bu bölümün en önemli maddesidir, en önemli düzenlemesidir.
Temenni ediyoruz ve inanıyoruz ki, hem barolarımız hem de onun üst kurumu olan Barolar Birliği, bu 46 ncı maddede kendilerine yüklenen görev ve sorumluluğun idraki içerisinde olurlar, böylece, hukuk hayatımıza da, demokrasimize de önemli bir katkı sağlamış olurlar.
Bu düşüncelerle, bu yasanın hukuk camiasına hayırlı olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (FP ve DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Çiçek.
Bölümle ilgili 3 adet önerge vardır. Önergeleri, geliş sırasına göre okutup aykırılık derecesine göre işleme alacağım.
İlk önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan tasarının çerçeve 29 uncu maddesiyle, Avukatlık Yasasının 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki iki cümle eklenmiştir.
"Avukatlık ortaklığı yurt içinde şube açamaz. Milletvekilleri, milletvekilliği boyunca avukatlık yapamazlar."
Turhan Güven Ali Rıza Gönül
İçel Aydın
DYP Grup Başkanvekili DYP Grup Başkanvekili
Ahmet İyimaya Sadri Yıldırım Salih Çelen
Amasya Eskişehir Antalya
Mustafa Örs Mustafa Düz
Burdur İstanbul
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 413 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 30 uncu maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 44 üncü maddesinin (B) fıkrasının ikinci paragrafının ve (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
Çerçeve 34 üncü maddesiyle, Avukatlık Kanununun 50 nci maddesine eklenen fıkranın iki cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
Çerçeve 37 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
Çerçeve 40 ıncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
Çerçeve 43 üncü maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 72 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinden "63 üncü maddenin ikinci fıkra hükmü saklıdır" ibaresinin çıkarılmasını,
Çerçeve 46 ncı maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 76 ncı maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
Çerçeve 47 nci maddesinden "ve beşinci" ibaresinin ve bu madde ile değiştirilen Avukatlık Kanununun 77 nci maddesinin beşinci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Emrehan Halıcı Mehmet Nacar Beyhan Aslan
Konya Kilis Denizli
DSP Grup Başkanvekili ANAP Grup Başkanvekili
Dengir Fırat Ahmet İyimaya Mehmet Gözlükaya
Adıyaman Amasya Denizli
30 uncu madde ile değiştirilen 44 üncü maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı:
"Ana sözleşmesi tip ana sözleşmeye uygun olarak düzenlenen avukatlık ortaklığı, kurucularının kayıtlı bulunduğu baro yönetim kurulu tarafından Baro Avukatlık Ortaklığı Siciline yazılmasıyla tüzel kişilik kazanır. Yazılma istemi, ancak kanuna ve tip ana sözleşmeye aykırılık gerekçesiyle reddedilebilir. Bu durumda 8 inci madde hükümleri kıyasen uygulanır. Ana sözleş-menin bir örneği Türkiye Barolar Birliğine gönderilir."
(c) bendi:
Avukatlık ortaklığı tip ana sözleşmesinde bulunması gereken; ortakların kimlik bilgileri, ortaklığın unvanı ve adresi, ortaklık payları, ortaklar arasındaki ilişkiler, iş ve davalarla ilgili işbölümü, yönetici ortakların yetkileri, ortaklığın yönetimi ve temsili, ortaklar kurulu, kurulun görev ve yetkileri, gelir ve giderin paylaşılması, denetim, ortaklıktan çıkma, çıkarılma, pay devri, ortaklığın sona ermesi, fesih, infisah ve tasfiye gibi hususların esas, şekil ve şartları Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca hazırlanıp Adalet Bakanlığınca onaylanarak Resmî Gazetede ilan edilen yönetmelikte düzenlenir."
34 üncü maddeyle değiştirilen 50 nci maddeye eklenen fıkranın ikinci cümlesi:
"Bu yerlerin bakım ve onarımı ilgisine göre Adalet ve İçişleri Bakanlıklarınca yaptırılır."
"Madde 37.- Avukatlık Kanununun 58 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararıyla ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak Cumhuriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımıyla aranabilir. Ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri dışında avukatın üzeri aranamaz."
"Madde 40.- Avukatlık Kanununun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
46 ncı maddeyle değiştirilen 76 ncı maddenin birinci fıkrası:
"Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleriyle olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır."
BAŞKAN - Bu okutacağım önerge, aynı zamanda en aykırı önerge olup, okuttuktan sonra işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 413 sıra sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avukatlık Kanununa Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Kütahya Milletvekili Emin Karaa'nın 1136 sayılı Avukatlık Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun Tasarısının 27, 37 ve 39 uncu maddesinin, 41 inci maddesinin ikinci fıkrasının, 42 nci maddesinin üçüncü fıkrasının, 46 ve 48 inci maddesinin metinden çıkarılmasını,
30 uncu maddesinin 5 numaralı bendinin (c) alt bendinin sonundaki "Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca" ibaresinin çıkarılarak yerine "Adalet Bakanlığınca" ibaresinin konulmasını arz ve teklif ederim.
Kamer Genç
Tunceli
BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Hükümet?..
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Katılmıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Genç?..
KAMER GENÇ (Tunceli) - Söz istiyorum Sayın Başkan.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Genç.
Süreniz 5 dakika.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.
Sayın milletvekilleri, demin de söylediğim gibi, ben bu tasarıyı yazın incelemiştim, 100'ün üzerinde önerge hazırlamıştım. Tabiî, garip bir İçtüzük değişikliği oldu. Bu İçtüzük değişikliğiyle, emsali olmayan bir uygulamaya girdik, 25 maddeyi birden görüşüyoruz. Sağ olsun, Kanunlardaki arkadaşlar, verdiğimiz ilgili bölümdeki önergeleri birleştirmişler kısmen. Tabiî, kısmen de bizim amacımız dışında.
Tabiî, bu tasarıyla barolara ve avukatlara çok istisnaî imtiyazlar getirilmiş. Avukatın üstü aranamaz, evi aranamaz; ancak, Barolar Birliği temsilcisi olmadan... Şimdi, Barolar Birliği temsilcisini arama gereken hallerde savcılık nereden bulacak veya buldu "gelmem" dedi; çünkü, aynı meslek kuruluşları içindedir, kolay kolay şey eder mi?! Yani, kanunları düzenlerken bunların uygu-lanabilirlik vasıflarını da araştırmak lazım.
Peki, yine, bir doktorun üzerini arıyorsunuz, bir mühendisin üzerini arıyorsunuz, evini de arıyorsunuz, işyerini de arıyorsunuz; ama, avukata gelince... Avukatın ne imtiyazı var? Yani, avukatın imtiyazı, şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisinde avukatların çoğunluk teşkil etmesinden midir?! Bunun başka bir gerekçesi var mıdır; yani, varsa, o zaman öteki vatandaştan niye?.. Hani, Anayasada eşitlik ilkesinden bahsediyorsunuz. Barolar Birliği Başkanı gidecek, cumhuriyet başsavcısının yanında, bayramlarda protokolde yerini alacak, öte tarafta, Tabipler Birliği Başkanı gidecek, halkın içinde kalacak. Yani, böyle bir mantıksızlık olur mu?! Belirli meslek gruplarına böyle imtiyaz getiriyorsunuz, ondan sonra ötekilere... Söyledik işte, burada da söyledik. Komisyon başkanı da "efendim, işte, biz hukukçular burada çoğunluktayız, istediğimiz kanunu çıkaracağız..." Çıkarırsanız biz de buna karşı düşüncelerimizi söyleyeceğiz; ama, DSP'li arkadaşlarımız da bundan çok rahatsız oluyorlar "yok, sen niye avukatlara düşmanlık yapıyorsun..." Yahu, niye düşmanlık yapayım kardeşim; ben burada hukuku savunuyorum, ben burada eşitliği savunuyorum, burada doğruları savunuyorum. Sizler yıllarca Barolar Birliği Başkanlığını yaptınız, geldiniz, meslek şovenizmiyle kendi mesleğinize en büyük imtiyazları getirmek için bizi alet ediyorsunuz. Böyle bir şey olmaz ki. Türkiye Büyük Millet Meclisinde böyle şey olur mu yahu?!.
1960'larda Nadir Nadi'nin meşhur bir yazısı var. O zaman da Avukatlık Kanunu çıktığı zaman, Meclisteki bütün avukatlar birleşmişler, istedikleri süratte ve birtakım imtiyazlarla kanun çıkarmışlar; ki, aslında, çıkan kanundaki birçok şey de çok yanlış. "Bu milletvekilleri halkı düşünmüyorlar mı? Halkın bu kadar sıkıntısı varken, hukukçulara, avukatlara bu kadar imtiyaz tanınan bir kanun çıkarılır mı" diyor. Rahmetli Nadir Nadi, bunları, 1960'larda söylemiş. Bunun yazısı da var Cumhuriyet'te.
Şimdi, burada ne yapıyoruz; burada -demin de söylediğim gibi- bir tasarı getiriyoruz; ama, tasarının maddelerini müzakere edemiyoruz. Kime ne getiriyor, kime ne götürüyor belli değil. Biraz önce, Komisyon Başkanı bize birkaç tane rakam verdi: Ben de, inanmanızı istiyorum, bakın -yazdığım muhalefet gerekçemde- Sanayi Bakanlığından sorduğumda 150 000 ilâ 200 000 anonim şirket olduğunu öğrendim. Şimdi, böyle olunca, tabiî, hakikaten, 50 000 avukat olsa, bu kanun çıktıktan sonra hâkim bulamazsınız. Yani, hâkim niye, gitsin, 400-500 milyon liraya çalışsın canım?! Gelir bir avukatlık bürosu açar, üç tane beş tane anonim şirketin avukatlığını alır, üç beş tane kooperatifin avukatlığını alır, ayda 1'er milyardan 5-10 milyar lira para alır. Yani, hazine avukatı niye avukatlık yapsın? Yani, birtakım kanunları getirirken, bu memleketimize ne getirir ne götürür hesaba katmıyoruz, kendi meslek şovenizmimizle hareket ediyoruz; ondan sonra da, memleket... Ne olacak canım, işte, zaten, memleketi kim düşünür!.. Maalesef, Türkiye'de olan ve cereyan eden olaylar bunlardır.
Biz de istiyoruz ki... Burada doğru şeyler çıkarsa, biz de çıkar, doğru şeyleri herhalde överiz. Yani, biz de bu memleketin bir yerlerinden gelen insanlarız; ama, burada, böyle, her şeyi, kendi menfaatımıza uygun şeyleri, istediğimiz şekilde, hakkı, adaleti, hukuku bir tarafa iterek çıkarmaya çalışırsak, elbette ki, bunlar, milletvekilliğine de, bir milletvekilinde bulunmaması gereken tarafsızlığa da yakışmayan bir davranıştır.
Onun için, ben, bu kanunun Cumhurbaşkanı tarafından veto edileceğine inanıyorum. Eğer, önergelerim tek tek işleme konulsaydı, hakikaten, ilgili kuruluşlarla temas ederek, yani, uygulamayı bilen insanlarla da konuşarak önergelerimi hazırladım, ama, tabiî, 25 madde üzerinde bir önerge birleştirip vermek büyük bir kehanet
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
BAŞKAN - Buyurun Sayın Genç.
KAMER GENÇ (Devamla) - Bu İçtüzük değişikliği sırasında söyledik bunu. Ondan sonra da, böyle bir kehanete dayalı fazla bir kabiliyet de göstermek mümkün değil. O bakımdan, hakikaten, çok kötü bir uygulamaya başladık.
Aslında, temel kanunlar, üzerinde uzun uzadıya tartışılması, görüşülmesi gereken kanunlardır ve vatandaşın günlük hayatıyla yakından ilgili olan kanunlardır. Bunların uygulamalarını bilmek, uygulamada kime ne zarar getireceğini, ne götüreceğini anlamak lazım, yoksa, böyle kanunlar çıkaracaksak, o zaman, Bakanlar Kurulu, hiç Meclise getirmeden, orada çıkarsın; daha rahat olur, daha iyi olur; ne birbirimizi üzeriz, ne birbirimize karşı bir kırıcı hareketimiz olur. Zaten, hükümetimiz, her şeyi, maşallah, çok iyi yapıyor, Türkiye'yi de iyi batırıyor; biraz da bunlar batırsın, ne olacak.
Saygılar sunarım. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Hükümetin ve Komisyonun katılmadığı, gerekçesini dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 413 sıra sayılı kanun tasarısının çerçeve 30 uncu maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 44 üncü maddesinin (B) fıkrasının ikinci paragrafının ve (c) bendinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
Çerçeve 34 üncü maddesiyle, Avukatlık Kanununun 50 nci maddesine eklenen fıkranın iki cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
Çerçeve 37 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
Çerçeve 40 ıncı maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
Çerçeve 43 üncü maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 72 nci maddesinin birinci fıkrasının (c) bendinden "63 üncü maddenin ikinci fıkra hükmü saklıdır" ibaresinin çıkarılmasını,
Çerçeve 46 ncı maddesiyle değiştirilen Avukatlık Kanununun 76 ncı maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki şekilde değiştirilmesini,
Çerçeve 47 nci maddesinden "ve beşinci" ibaresinin ve bu madde ile değiştirilen Avukatlık Kanununun 77 nci maddesinin beşinci fıkrasının tasarı metninden çıkarılmasını arz ve teklif ederiz.
Mehmet Emrehan Halıcı
(Konya)
ve arkadaşları
30 uncu maddeyle değiştirilen 44 üncü maddenin (B) fıkrasının ikinci paragrafı:
"Ana sözleşmesi tip ana sözleşmeye uygun olarak düzenlenen avukatlık ortaklığı, kurucularının kayıtlı bulunduğu baro yönetim kurulu tarafından Baro Avukatlık Ortaklığı Siciline yazılmasıyla tüzel kişilik kazanır. Yazılma istemi, ancak kanuna ve tip ana sözleşmeye aykırılık gerekçesiyle reddedilebilir. Bu durumda 8 inci madde hükümleri kıyasen uygulanır. Ana sözleşmenin bir örneği Türkiye Barolar Birliğine gönderilir."
(c) bendi: Avukatlık ortaklığı tip ana sözleşmesinde bulunması gereken; ortakların kimlik bilgileri, ortaklığın unvanı ve adresi, ortaklık payları, ortaklar arasındaki ilişkiler, iş ve davalarla ilgili işbölümü, yönetici ortakların yetkileri, ortaklığın yönetimi ve temsili, ortaklar kurulu, kurulun görev ve yetkileri, gelir ve giderin paylaşılması, denetim, ortaklıktan çıkma, çıkarılma, pay devri, ortaklığın sona ermesi, fesih, infisah ve tasfiye gibi hususların esas, şekil ve şartları Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulunca hazırlanıp Adalet Bakanlığınca onaylanarak Resmî Gazetede ilan edilen yönetmelikte düzenlenir."
34 üncü maddeyle değiştirilen 50 nci maddeye eklenen fıkranın ikinci cümlesi:
"Bu yerlerin bakım ve onarımı ilgisine göre Adalet ve İçişleri Bakanlıklarınca yaptırılır."
"Madde 37.- Avukatlık Kanununun 58 inci maddesinin birinci fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir.
"Avukatların avukatlık veya Türkiye Barolar Birliği ya da baroların organlarındaki görevlerinden doğan veya görev sırasında işledikleri suçlardan dolayı haklarında soruşturma, Adalet Bakanlığının vereceği izin üzerine, suçun işlendiği yer cumhuriyet savcısı tarafından yapılır. Avukat yazıhaneleri ve konutları ancak mahkeme kararıyla ve kararda belirtilen olayla ilgili olarak cum-huriyet savcısı denetiminde ve baro temsilcisinin katılımıyla aranabilir. Ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri dışında avukatın üzeri aranamaz."
"Madde 40.- Avukatlık Kanununun 63 üncü maddesinin birinci fıkrasına aşağıdaki cümle eklenmiştir.
46 ncı maddeyle değiştirilen 76 ncı maddenin birinci fıkrası:
"Barolar; avukatlık mesleğini geliştirmek, meslek mensuplarının birbirleri ve iş sahipleriyle olan ilişkilerinde dürüstlüğü ve güveni sağlamak; meslek düzenini, ahlakını, saygınlığını, hukukun üstünlüğünü, insan haklarını savunmak ve korumak, avukatların ortak ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla tüm çalışmaları yürüten tüzel kişiliği bulunan, çalışmalarını demokratik ilkelere göre sürdüren kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşlarıdır."
BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Çoğunluğumuz olmadığı için takdire bırakıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Hükümet?..
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Katılıyoruz.
BAŞKAN - Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir.
Üçüncü önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan tasarının çerçeve 29 uncu maddesiyle Avukatlık Yasasının 43 üncü maddesinin ikinci fıkrasına aşağıdaki iki cümle eklenmiştir.
"Avukatlık ortaklığı yurt içinde şube açamaz. Milletvekilleri, milletvekilliği boyunca avukatlık yapamazlar." Turhan Güven
(İçel)
ve arkadaşları
BAŞKAN - Sayın Komisyon?..
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Efendim, çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz, takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN - Sayın Hükümet?..
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Sayın Başkan, katılamıyoruz. Gerekçemi açıklamak isterim.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Anayasamızın 82 nci maddesinde, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliğiyle bağdaşmayan işler gösterilmiştir. Bu maddenin son fıkrasında "Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliği ile bağdaşmayan diğer görev ve işler kanunla düzenlenir" hükmü yer almaktadır. Dolayısıyla, böyle bir kanunda, milletvekilliğinin avukatlıkla bağdaşmadığı belirtilebilir, buna bir engel yok; ama, bu konudaki madde birinci bölümde yer almaktaydı; çünkü, yürürlükteki Avukatlık
Kanununun 12 nci maddesinde, avukatlıkla birleşebilen işler gösterilmiştir. Bu maddenin (a) bendinde, avukatlıkla birleşebilen işler arasında milletvekilliği, il genel meclisi ve belediye meclisi üyeliği yer almaktadır. 12 nci maddeyle ilgili bir hüküm tasarıda yer almaktaydı; ama, o zaman bu önerge verilmemişti. Şimdi, tasarının 29 uncu maddesiyle değiştirilmek istenilen 43 üncü madde, büro edinme zorunluluğuyla ilgili bir hükümdür. Orada "avukatlık ortaklığı yurt içinde şube açamaz" hükmü zaten yer almaktadır. Milletvekilleri bakımından eğer böyle bir hüküm konulacak olursa, daha önce geçmiş bulunan ve halen yürürlükte bulunan kanunda yer alan 12 nci maddeyle çelişen bir hüküm ortaya çıkacaktır. Bu nedenle, katılmamıza olanak yoktur.
MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Sayın Bakan, milletvekilleri mühendislik yapamıyor. Onların ne şeyi var; onlar hırsız mı?! Müteahhitlik yapamıyor; niye?..
BAŞKAN - Buyurun Sayın Güven.
TURHAN GÜVEN (İçel) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çok önemli bir kanun tasarısını, bugün, hep birlikte kanunlaştırmak üzereyiz; ama, bugün, Türkiye'de, siyasetin üzerine, bir karabasan gibi, birtakım iddialar, gerçekdışı beyanlar geldi.
Bundan kurtulmak, hep birlikte olacaktır. Münferit davranışların herhangi bir yararı olmadığı görülmektedir. Bu nedenle, milletvekillerinin özellikle kirli siyaset içinde olmadıkları noktasındaki fikri geliştirmek, kamuoyu yaratma bakımından...
MÜKERREM LEVENT (Niğde) - Yeri burası mı?!
TURHAN GÜVEN (Devamla) - Yeri burası veya değil... Sayın Bakan şunu deseydi, ben buna daha rahat katılırdım; bir tekriri müzakereyle bunu orada çözeriz deseler, daha memnun olurdum.
Şimdi, milletvekilliği devamı süresince, zaten, yalnız avukatlık yapan arkadaşlarımız değil, diğer meslek mensuplarının da o meslekten ari olmaları, daha doğrusu, Türkiye'de serbest ticaret erbabı için bir kayyımlık müessesesinin getirilmesi çok uygun olur. Dünyada, bu böyledir.
Biz ne yapıyoruz; milletvekilleri nüfuz ticareti yaptı intibaından kurtarmak istiyoruz milletvekilini; yani, Meclisi bundan kurtarmak istiyoruz. Buna hayır diyecek insan olur mu?!
Yani, milletvekilleri, haberi bile olmadan, kendileri adına birtakım işler yürütülebiliyor; avukatlık mesleğini icra ederken, kendi adlarını kullanmak üzere bazı çirkin olaylar olabiliyor. Bunlardan nasıl kurtulur Millet Meclisi ve değerli avukat arkadaşlarımız, milletvekili arkadaşlarımız; işte, bu maddeyi getirerek kurtulur. O bakımdan, burada nüfuz ticareti yaptığı iddiasını ortadan kal-dırmak istiyorsanız, avukatlık, milletvekilliği süresince yapmasın. Anayasadaki eşitlik ilkesi, doğru. Aslında, bu maddeyi,diğer mesleklerde de -milletvekilinin yapamayacağı işlerde de- tamamına teşmil etmek lazım. Doğru; kanunla düzenlenirse, bu da kanun. Avukatlığın kanunu bu ise, bu maddenin burada yerleşmesi, oturması, gerçekleşmesi daha uygun olur diye düşündük ve eğer Sayın Bakan biraz evvelki beyanında ısrarlı ise, o zaman Sayın Bakandan bir ricamız var, bir tekriri müzakere talep etsinler hükümet olarak, madde neredeyse orada olsun, orada görüşülsün.
Değerli arkadaşlarım, hepimizi bundan kurtaralım. Bu yersiz, mesnetsiz, siyasetin üzerine bir hışımla gelen ve kamuoyunda bayağı da yoğunlaşan, ciddî birtakım endişeleri de beraberinde getiren olaylardan kurtulmanın yollarından birisi de budur diye düşünüyorum.
Hepinize saygılar sunuyorum. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Güven.
MUSTAFA ÖRS (Burdur) - Sayın Başkan, mühendisler ile müteahhitler de mesleklerini icra edemiyorlar, doğrudur. Ben de bir milletvekili olarak, bu çerçevede, milletime verdiğim sözü tutarak yapmayacağım; ama, diğer arkadaşlar yapmak isteseler de yapamıyorlar, sayıları da çok fazla. Bunun, yeri burası değilse, Sayın Bakandan ve Komisyondan, bütün meslekler için de geçerli olmak kaydıyla düzeltilmesini talep ediyorum.
Saygılar sunuyorum.
BAŞKAN - Teşekkür ederim.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkan, bir şey de ben söylemek istiyorum.
BAŞKAN - Buyurun Sayın Hatiboğlu.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Sayın Başkanım, arkadaşlarımızın verdiği önerge, bana göre, eğer kabule şayan olursa, avukatlık mesleği bir onur daha kazanır; Parlamento, gerçekten kendisi üzerine düşürülmek istenen gölgeyi sıyırabilir. Bendeniz, 1973'ten bu tarafa Parlamentoyla içli dışlıyım, yasaklı dönemler hariç. Türkiye siyaseti bellidir; bazen mebus olursunuz, bazen mahpus olursunuz; ben iki dönemi de geçirdim; ama, ne zaman milletvekilliği adayı olmayı kafama koydumsa, avukatlık görevini yerine getirmeyeceğime dair, maliyenin vergi dairesine gidip beyanda bulundum, avukatlık yapmadım; çünkü, özel vekillikle, para getiren vekillikle -ki, o doğal haktır, ona bir itirazım yok- genel vekillik yan yana geldiği zaman -bu, her insanda vardır- para kazanma arzusu ağır basar; genel vekillik işi tavsar, savsatılır. Bunun için de, milletvekili arkadaşlarım görevlerini hakkıyla yerine getiremeyebilirler. Ben kendime göre söylüyorum. Bu sebeple, Sayın Bakanımız ve Sayın Komisyon, bu önergenin, bu teklif edildiği bölümde kabulüne bence anayasal engel olmadığına göre, bir meseleyi aynı kanunun şu maddesinde düzenleyeceğine, bir başka ilişki sebebiyle şu maddesinde
düzenlemeye bir engel yoktur. Dolayısıyla, teklif edilen maddede düzenlenmesi için bir sakınca olmadığını düşünüyorum. Gereğinin buna göre yapılması konusunda Sayın Komisyon Başkanını ve Sayın Bakanı yardıma ve desteğe davet ediyorum.
Teşekkür ederim Sayın Başkan.
BAŞKAN- Efendim, teşekkür ediyorum.
Ben de, 31.12.1995 tarihi itibariyle serbest avukatlıktan ayrıldığımı maliyeye bildirerek buraya geldim.
YASİN HATİBOĞLU (Çorum) - Aman ne güzel.
BAŞKAN- Bütün arkadaşlarımızın genellikle böyle hareket ettiğini biliyo-rum.
MUSTAFA ÖRS (Burdur) - O zaman, yapalım gereğini Sayın Başkan.
İLYAS YILMAZYILDIZ (Balıkesir) - O zaman, yasal hale getirelim Sayın Başkan.
BAŞKAN- Efendim, Genel Kurul inşallah getirir. Ben bir şey diyemem yani.
MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Tekriri müzakere yapalım.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Komisyonun takdire bıraktığı, hükümetin katılmadığı, gerekçesini biraz önce dinlediğiniz önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmiştir. (DYP sıralarından alkışlar)
İkinci bölümü, kabul edilen değişiklik önergeleri doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... İkinci bölüm kabul edilmiştir.
Üçüncü bölüm üzerindeki görüşmelere başlıyoruz.
Üçüncü bölüm, 51 ila 75 inci maddeyi kapsamaktadır. Bu bölümde de konuşma süreleri, gruplar, komisyon ve hükümet için dakikadır.
Üçüncü bölümde, Doğru Yol Partisi Grubu adına, Antalya Milletvekili Salih Çelen; buyurun Sayın Çelen.
DYP GRUBU ADINA SALİH ÇELEN (Antalya) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öncelikle, az önce Doğru Yol Partisinin vermiş olduğu önergeye destek vermiş olmanızdan dolayı hepinize ayrı ayrı çok teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, öncelikle ifade etmek gerekir ki, sav, savunma ve yargı olmak üzere üç unsurdan oluşan yargımızın çok önemli bir ayağını teşkil eden savunma mesleğinin mühim sorunlarına çözüm getirmek üzere getirilen bu tasarının üzerinde söz aldığım konuları oluşturan bölümünde düzenlenen hususların büyük bir kısmı, bizim de katıldığımız ve gerçekten de yapılması gerekli olan değişikliklerdir. Tasarının, Doğru Yol Partisinin de katkısıyla, Meclis Danışma Kurulunda temel yasa olarak kabul edilmesine rağmen, iki ayı aşkın bir zamandır anlaşılmaz bir şekilde gündeme alınmaması, hem bizi hem de üyesi olmaktan onur duyduğum camiayı fevkalade üzmüştür. Gecikmeli de olsa, bugün getirilmiş olması nedeniyle, başta Sayın Bakanımız ve Komisyon Başkanımız olmak üzere, gündeme alınmasında emeği geçenlere ayrı ayrı tekrar teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, Doğru Yol Partisi olarak biz, tasarıya destek vermekle birlikte, tasarının tümüne madde madde katılmamız mümkün değildir. Az sonra ifade edeceğim üzere, tasarı, çeşitli hususlarda yeterli olmaktan uzaktır; ancak, yanlışlarının yanında doğrularının daha fazla olması nedeniyle, biz, savunmanın yaralarına kısmen de olsa merhem olması nedeniyle, bu tasarıya destek veriyoruz.
Değerli milletvekilleri, avukatın, sadece müvekkiline karşı değil, aynı zamanda meslek örgütüne karşı da sorumluluğunun düzenlenmesi, Türkiye Barolar Birliği Başkanının protokolde Yargıtay Başsavcısının yanında yer alacağının hükme bağlanmış olması, fevkalade isabetli ve gerekli olan bir değişikliktir. 50 000'e yaklaşan sayıda seçkin mensubu olan bir meslek kuruluşunun seçimle gelmiş başkanının protokoldeki bu yer düzenlemesi, bizce de uygun ve gerekli bir düzenlemedir.
Ayrıca, bu tasarıyla, barolar, Barolar Birliği, yeterli olmasa da, eskiye nazaran daha güçlendirilmektedir. Baroların güçlendirilmesi demek, mülkün temeli olan adaletin güçlendirilmesi demektir. Zira, barolarımız yansız organlardır, meslektaşlarına eşit mesafededir, ideolojilerin yanında veya karşısında değil, hukukun yanında kuruluşlardır. (DYP sıralarından alkışlar)
Barolarımız, bulunduğu kentin temel sorunlarıyla yakından ilgilenen, çevre korumacılarının yanında yer alan, çevre ihlallerine karşı çıkan, imar yolsuzluk ve yağmalamalarına karşı çıkan, kültür mirasımızın gelecek kuşaklara bozulmadan kalmasını sağlamayı kendisine görev edinen kuruluşlardır.
Yakın geçmişte Türkiye Barolar Birliğinin düzenlediği Anayasa Hukuku Sempozyumu, Ankara Baromuzun değerli Başkan ve üyelerinin düzenlemiş olduğu Hukuk 2000 Paneli, anılmaya değer çalışmalardır. Bu bakımdan, tasarının barolarımıza güç veren hükümlerine olan desteğimiz tamdır.
Değerli milletvekilleri, bu kanun tasarısı, toplumun tamamını yakından ilgilendiren, hatta Türk Milleti yanında uluslararası kuruluşlar ve yabancıların dahi takip ettiği Türkiye'deki yolsuzlukların bitirilmesine imkân sağlayabilecek ayrı bir fırsatı da önümüze getirmiştir. Gerçekten de son dört yıldan bu tarafa Türkiye, yolsuzluk cenneti haline gelmiştir. Son dört yılda Türkiye, yolsuzlukta dünya sıralamasının en başlarında yer almıştır. Bu tasarı, yolsuzlukla mücadele için bulunmaz bir fırsat olabilirdi. Gerçekten de bu
tasarıyla, avukatlara, sınırlı da olsa, delil toplama yetkisi verilmektedir. Şu ana kadar Türkiye'de avukatların delil toplama yetkisi yoktu; ancak, bu tasarıyla getirilen delil toplama yetkisi, avukatlara tebligat yapma yetkisiyle tamamlansaydı, çok daha yararlı olabilir, davaların gereksiz yere uzaması, yargının tıkanması önlenebilirdi.
Değerli savcılarımız, gerçi, bir yandan zor şartlar altında özveri göstererek çalışmakta, iyi niyetle görevlerini yapmakta, diğer yandan da hükümetten gelen baskıları göğüslemektedirler. Ölüm tehdidi dahil her türlü tehdidi alma-sına rağmen korkmadan, yılmadan çalışarak yolsuzlukları ortaya çıkarmaya çalışan savcılarımıza yardımcı olunacağı yerde, yürütmenin başında bulunan-ların köstek olduğu, çalışmalarını akamete uğrattığı, kamuoyu önünde küçük düşürülmeye çalışıldığı, statükoculuk ve art niyetle suçlandığı gözetilerek, şayet, bağımsız savunmaya bu yetki ve görev verilebilseydi, özellikle kamu menfaatının gerektirdiği yerlerden, avukatlarımız, bağımsızca delil toplama imkânına kavuşturulabilseydi, bu kanun tasarısı, yolsuzlukla mücadelenin temel unsuru haline gelebilirdi.
Değerli milletvekilleri, vakit geç değildir. Gelin, bir değişiklik yaparak, avukatlarımıza, derdest davalarda bile, hâkim müzekkeresi olmaksızın, bağımsızca delil toplama yetkisi verelim; avukatlarımıza, tebligat yapabilme yetkisi verelim; avukatlarımıza, noterlik benzeri geniş yetkiler verelim ve savunmayı yolsuzlukla mücadelenin bir unsuru haline getirelim. Gerçi, bu yetkiler, sadece Türkiye'ye has değil, dünyanın bütün çağdaş demokrasilerinde avukatlara verilmiş yetkilerdir. Türkiye'nin de bu yönde değişiklik yapmasında acil ihtiyaç bulunmaktadır. Bu tür bir değişiklik, aynı zamanda, yargının hızlı işlemesi neticesini doğuracak, davaların gereksiz uzamasını da önleyecektir.
Gerçi, koalisyon partilerimiz -DSP, MHP ve ANAP- af kanunu çıkararak, yargının iş yükünü biraz olsun hafifletmiştir; hırsızı, kapkaççıyı affederek, onlarla ilgili olarak açılmış davalarda yargının iş yükünde bir azalma sağlamışsa da, bu yeterli olmamıştır; çünkü, af kanunuyla cezaevlerinden çıkan bu mahkûmlar, yeniden suç işlemişler, suç oranları eskiye nazaran yüzde 100'den fazla artış göstermiştir. Bu nedenle açılan davalar sebebiyle yargımız yine iş yükü altında ezilmekte, altından kalkamamaktadır.
Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yasama döneminde 55 inci hükümet tarafından Meclise sevk edilen tasarının ilk hali, Avukatlık Kanununa bazı maddelerin eklenmesine dair, içerik olarak da avukatlık mesleğinin şirket veya avukatlık ortaklığı şeklinde yapılabilmesine imkân veren, meslek açısından gerçekten gerekli ve önemli düzenlemeler getirmekteydi. Daha sonra ise, avukatlık stajına ve mesleğe giriş sınavı ile adlî yardım hizmetlerine ilişkin düzenlemeler içeren tasarıyla yapılmak istenen düzenlemelerin kapsamı daha da genişletilmiştir. Bugün önümüzde bulunan ve Adalet Komisyonu tarafından kabul edilmiş bulunan metin, komisyondaki bir teklifin de dahil edilmesiyle, çok daha geniş bir şekilde, stajdan sınav şartına, baroların Bakanlıkça idarî denetiminden baro genel kurul toplantılarına, yönetim seçimlerine kadar pek çok konuyu içine alacak şekilde genişletilmiş bulunmaktadır.
Burada, yasa yapma yöntemi olarak, şekil olarak, şu tespitimi Yüce Heyetinize arz etmek istiyorum: Nedense, hukuken gerçek ihtiyaç olan düzenlemeleri yaparken, gereksiz yere, neredeyse, her maddeyi değiştirmeyi, kanun yapmak zannediyoruz.
Önümüzdeki tasarıyla değiştirilmek istenen kanunun hepsi, 200 maddelik bir kanundur. Bizim yaptığımız ve değişiklik öngören madde sayısı ise 98'dir; yani, 200 maddelik bir kanunu yeniden revize etsek, 50-60 maddelik bir temel kanun ortaya çıkabilir; ama, biz, bunu yapmıyoruz, 98 maddelik bir değişiklik öngörüyoruz; sonra da diyoruz ki, bu bir temel kanundur, o nedenle, İçtüzüğün 91 inci maddesine göre özel bir görüşme yöntemi belirlenmelidir. Mademki bu değişiklikler yapılacaktır, kanunu yeniden ele alıp geçirsek, tekrar yazsak, bu kanun 50 maddeye inebilecektir; işte o zaman, tasarıyı, gerçek anlamda bir temel kanun kabul etmek mümkün olabilecektir.
Yine, bakıyorum, bu üçüncü bölümde, değişiklik içeren 25 maddeden 15 adedi, Komisyonda bulunan bir tekliften ya aynen ya da değiştirilerek kabul edilmiş. Tasarı, 65 maddelik bir tasarıyken, komisyonda 98 maddeye çıkınca mı temel kanun statüsüne kavuştu; bu değişiklikler gerekliyse, tasarıda neden öngörülmedi; bunların üzerinde de durulması gerektiği inancındayım.
Diğer bir husus da, bu tasarıların, Meclise gönderildiği 10.8.1997 tarihinden bu tarafa neden bir türlü görüşülemediği konusudur. Bu düzenlemeler yapılırken, kamuoyunda şöyle bir hava yaratılmaktadır: Bunlar reform niteliğinde temel değişikliklerdir; o nedenle, mutlak surette, acilen yapılmalıdır. Meclise geldiği tarihten bu tarafa dört yıla yakın bir süre geçmiş olmasına rağmen, mevcut iktidar partilerinin dışında bir hükümet gelmemiştir; o halde, geçen bu kadar sürede bu ihtiyaçlar yok muydu; daha önce bunlar Meclisin önüne getirilemez miydi; bunun da sorumluluğunun, mevcut koalisyon partilerinde olduğunu düşünüyorum.
Diğer taraftan, bu düzenlemeler üzerinde, Adalet Komisyonunda kabul edilen şekliyle, bazı hususlara da kısaca değinmek istiyorum.
Üçüncü bölümdeki düzenlemeler, genel olarak, disiplin, baro genel kurulu ve yönetim organlarına ilişkin hükümlerdir.
Avukatlık Kanununun 86 ncı maddesinde çerçeve 51 inci maddeyle yapılmak istenilen değişiklikle, baro levhasına kayıtlı avukatların genel kurul toplantılarında oy kullanmamaları halinde para cezasıyla cezalandırılmaları öngörülmektedir. Tasarıyla, mevcut yasa hükmündeki ceza miktarları artırılmak istenilmektedir. Para cezası miktarı, baro keseneğinin üçte 1'i oranına getirilmektedir.
Sayın milletvekilleri, genel kurulda oy kullanmak, demokratik bir hakkın kullanılmasıdır; bu demokratik hakkın kullanılmasını da demokratik bir hak olarak kabul etmek, zannediyorum demokrasi anlayışına daha uygun bir yaklaşım olacaktır.
(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)
SALİH ÇELEN (Devamla) - Bitiriyorum Sayın Başkanım.
Bu nedenle, mevcut kanunda öngörülen sembolik miktarı artırarak, bir anlamda bunu gelir kaynağı haline getirmek, kabul edilir bir anlayış olmamalıdır diye düşünüyorum.
Bu duygu ve düşüncelerle, parlamenter sistem içerisinde, yasama, yürütme ve yargı erkleri arasındaki ilişkilerin gündemde olduğu bugünlerde, yargıya müdahale edildiği tartışmalarının en üst seviyelerde olduğu bu ortamda, savunma makamı ve onun yargıdaki temsilcisi olan avukatlık mesleğiyle ilgili olarak yapılacak düzenlemelerin hayırlı olması dileklerimle, kanunun çıkmasında ve gündeme alınmasında emeği geçenlere tekrar teşekkür ediyor; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Çelen.
Fazilet Partisi Grubu adına, Şanlıurfa Milletvekili Sayın Yahya Akman; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakikadır.
FP GRUBU ADINA YAHYA AKMAN (Şanlıurfa) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; 1136 sayılı Avukatlık Kanununda değişiklik öngören yasa tasarısı üzerinde söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.
Yıllardır çeşitli maddelerinin değiştirilmesi gündeme gelen, fakat bir türlü kapsamlı değişiklik yapılamayan Avukatlık Yasası, bugün, Genel Kurulun gündemine gelebilmiştir. Doğrusu, yakın bir tarih öncesine kadar bile, bizden biraz daha tecrübeli arkadaşlarımıza, Avukatlık Yasa Tasarısını görüştük, komisyondan geçti dediğimiz zaman, bir türlü inanmak istemiyorlardı; ama, bunun bugün realize olmasından memnuniyet duyduğumu ifade etmek istiyorum; tasarıya katkısı olmuş bir arkadaşınız olarak bu memnuniyetimi ifade ediyorum.
Değerli milletvekilleri, bir ülkede demokrasinin var olduğunun en önemli göstergelerinden birisi, kuvvetler ayrımı prensibidir. Yargı ise, bu kuvvetlerin en önemli sacayaklarından biridir. Bağımsız ve adil bir yargıdan söz edebilmek, ancak adaletin iddia, yargı ve savunma ayaklarının sağlam temeller üzerine oturmuş olmasına bağlıdır. Dünyanın en geri kalmış ülkelerinde bile, şeklen de olsa, iddia ve yargı vardır. Hatta, bazı ülkelerde, göstermelik de olsa, bir savunma kurumundan da söz etmek mümkündür; fakat, gelişmiş ve insan haklarına dayalı demokrasiyi tesis edebilmiş ülkelerin en önemli özelliği, bağımsız ve geniş haklarla donatılmış bir savunmanın varlığıdır. Ülkemizin de gelişmiş demokratik bir ülke olabilmesinin önkoşulu, tam anlamıyla bağımsız ve geniş yetkiler verilmiş bir savunmanın var olabilmesine bağlıdır.
Önümüzdeki tasarı, bu anlamda atılacak bir adımdır. Tasarı, avukatlarımızın meslekî dayanışmasıyla kendi meslektaşlarına imkân getiren bir yasa olarak değerlendirmek, son derece yanlıştır. Savunma, aynı zamanda, halkın, daha doğrusu güçsüz olanın, otorite olan güce karşı savunmasını da üstlenen kurumdur. Savunmanın güçlendirilmesi, zayıfın kuvvetliye karşı korunmasını sağlamak demektir. Bu da, Avrupa Birliği sürecindeki Türkiye için yapılması gereken bir değişikliktir. Zira, hemen tüm Avrupa Birliği ülkelerinde, avukatlık kurumu çok daha geniş yetkilerle donatılmıştır. Unutmamak gerekir ki, mesleğin icrasında avukata gösterilen her kolaylık, vatandaşın bizzat kendisine gösterilmiş kolaylık demektir.
Bu tasarıya bakıldığında, önemli bir bölümün, barolara ve avukatlara prestij niteliğinde bazı kazanımlar ve yetkiler verdiğini görmekteyiz. Yine, mesleğe yeni başlayan ve bu alanda -tabiri caizse- tutunmaya çalışan meslektaşların tutunabilmesi için bazı imkânlar öngörülmektedir. Bu anlamda, stajyer avukata barodan kredi imkânı verilmesi, avukatların bir araya gelerek meslekî şirket kurabilmesi, üstlerinin aranması ve yargılamaları konularındaki iyileştirmeler, mesleğin icrasında kolaylık niteliğindeki düzenlemelerdir. Avukatların delil toplayabilmesi, yine, bu anlamdaki bir kolaylıktır.
Dava açılmadan evvel avukatın uzlaşma sağlama yetkisine sahip olması, yargının işini hafifletici nitelikte bir adımdır.
Bu arada, birçok konuda, Barolar Birliğine, yönetmelik çıkarma yetkisi verilmektedir. Benim temennim odur ki, bu kanunun ruhuna ve özellikle görüşmeler sırasında serdedilen beyanlara itibar edilerek, kanunun ruhuna uygun bazı yönetmeliklerin Barolar Birliği tarafından çıkarılmasıdır.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri, bu tasarı vesilesiyle ifade etmek gerekiyor ki, avukatların beklediği birçok konuyla ilgili dertlerine çare de olunamamıştır. Örneğin, meslektaşlarımızın, bugün, sağlık hizmetlerinden yararlanabilmek için, zorunlu olan topluluk sigortası priminin yanında, ayrıca, sağlık primi ödeme zorunlulukları vardır. Bilhassa, meslekte yeni olan arkadaşlarımız için, bu, son derece büyük güçlük ifade etmektedir. Bunun için, çözüm olarak, ben şahsen, meslektaşlarımızın Bağ-Kur ile ilgilendirilmesi gereğini öneriyorum. Yine, meslektaşların yeni vergi kanunuyla hayat standardına tabi tutulması, özellikle yeni mesleğe başlayanlar açısından ciddî bir külfet teşkil etmektedir.
Tasarıyla getirilen sınav şartıyla ilgili olarak da, Komisyonda da ifade ettiğim üzere, ben şahsen, yapılması arzulanan sınavın stajdan önce yapılmasına taraftarım. Zira, hukuk fakültesinden yeni mezun olmuş bir insanın taze bilgilerle teorik bir sınavdan geçmesinin daha doğru olduğunu düşünüyorum. İnsanları bir yıllık stajdan sonra sınava tabi tutmak, onların asgarî bir yılının, hele, birinci hakta sınavı kazanmadığını varsayarsanız, birkaç yılının kaybolması anlamına gelmektedir.
Avukatların, Avrupa ülkelerinde olduğu gibi, kendilerine verilen vekâletnamelerini kendilerinin onaylama yetkisi olmaması bir eksikliktir; ama, önümüzdeki düzenlemeyle, bir defa almış oldukları vekâletnameleri daha sonra tevkil yoluyla diğer avukatlara verme imkânının verilmiş olmasını da bir yenilik olarak kabul etmek gerekiyor.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; belirtmem gereken önemli hususlardan biri de, devlet güvenlik mahkemesinin görevi kapsamında kabul edilen suçlarla ilgili olarak hazırlık soruşturmasında avukatların bulundurulmaması konusudur. Her geçen gün görev alanı değiştirilen devlet güvenlik mahkemeleri, bugün, istisna değil, tüm önemli suçlara bakan aslî bir mahkeme durumuna gelmiştir. Bu durumdaki bir mahkeme, özellikle Türk Ceza Kanununun birçok maddesini kapsam içerisine alan, Terörle Mücadele Kanunu, Organize Suçlarla Mücadele Kanunu gibi birçok kanunu görev alanı içerisine alan devlet güvenlik mahkemelerinin hazırlık aşamalarında avukat bulundurulmaması olayı, bana göre ciddî bir eksiklik. İlgili kanunlarda değişiklik yapılmak suretiyle, bugün görüşmekte olduğumuz kanunun ruhuna uygun olarak bir değişiklik yapılması, en önemli temennilerimdendir.
Yine, duruşma sırasında, aynı eğitimi almış olan savcıların beyanlarının doğrudan zapta geçirilmesi, bunun yanında avukatların beyanlarının hâkim aracılığıyla zapta geçirilmesi, savunma aleyhine olan bir kuraldır. Avukatlık ruhsatı almış her meslektaşımız, diyeceklerini, yazdırabilecek ve gereken hukukî dille ifade edebilecek durumdadır. Bazen, çok önemli beyanların dahi, hâkimler tarafından "iddiaları kabul etmiyorum" yahut "davanın reddini talep ediyorum" şeklinde sözde özetlenerek zapta geçirildiğine şahit oluyoruz. Adil bir sacayağından bahsedebilmek için, avukatlar, hem yargının hazırlık soruşturması dahil her aşamasında bulunmalı hem de savunduğu kişilerin arzularını, bir hukukçu olarak kendi ifadeleriyle zapta geçirebilmelidirler.
Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan Avukatlık Yasası vesilesiyle belirtmem gerekir ki, toplumun her kesimi gibi yargı camiasının da tüm mensupları ciddî ekonomik sıkıntılar içerisindedir. Hâkim ve savcıların ücret durumları, yaptıkları görevin önemiyle orantılı olmadığı gibi, birinci sınıfa ayrılmış olanlar ve olmayanlar arasında son düzenlemelerle meydana getirilen dengesizlik, yargı camiasında ciddî bir huzursuzluğa neden olmuştur. Bu durumun telafisi, birinci sınıfa ayrılmamış her kademedeki hâkim ve savcıların ücretlerinde yapılacak iyileştirmeyle mümkündür. Yargı camiasında müdür, kâtip, mübaşir ve benzeri unvanlarla çalışan memurların da durumu, bütün memurlarda olduğu gibi acınacak haldedir.
Yine, kamuda çalışan avukatların durumu da yaptıkları görevin önemiyle bağdaşmamaktadır. Hâkim ve savcılarla aynı eğitimi almış olan kamu avukatlarının, ücret bakımından geri bırakılmış olması doğru değildir. Kamunun her sahasında çalışan avukatların devlet adına takip ettikleri davaların maddî ve manevî değerleri düşünüldüğünde, çoğu zaman avukatlar, bu ağırlığın altında âdeta ezilir durumda bırakılmaktadır. Hele serbest çalışan meslektaşlarıyla dava itibariyle durumları kıyaslandığında, kamu avukatı, bu işi icra etmekten dolayı ruhen bunalıma girmektedir. Kamu adına hükmedilen vekâlet ücretinin avukatlara bırakılması veya en azından, önemli bir kısmının bırakılması, bu konuda bir çözüm olarak düşünülebilir.
Değerli milletvekilleri, görüşmekte olduğumuz bölümle ilgili olarak söyleyebileceğim şey, özellikle 55 inci maddede ve 59 uncu maddede ifadesini bulan "hukukun üstülüğünü ve insan haklarını savunmak, korumak ve bu kavramlara işlerlik kazandırmak" gibi bir görev, avukatlara, barolara ve Barolar Birliğine tanınmaktadır. Bu tanınmış olan hakların çok doğru ve isabetli bir şekilde kullanılacağına inanıyorum ve önemli bir değişiklik olduğunu düşünüyorum.
40 000 civarındaki avukatın yıllardır beklemiş olduğu, aynı zamanda, yolu bir şekilde mahkemeye düşen veya düşebilecek nitelikteki bütün insanlarımızı ilgilendiren bu kanunun hayırlı olmasını diliyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Akman.
Üçüncü bölümle ilgili bir önerge vardır; okutup, işleme alacağım:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Tasarının çerçeve 56 ncı maddesinin Avukatlık Kanununun 96 ncı maddesinin birinci fıkrası son cümlesinden sonra gelmek üzere "ancak görev süresi iki dönemden fazla olamaz" şeklinde ve "maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir" biçiminde olmasını arz ve teklif ederiz.
Mehmet Nacar Ali Arabacı Yasin Hatiboğlu
Kilis Bursa Çorum
Turhan Tayan Aydın A. Ayaydın Necdet Saruhan
Bursa İstanbul İstanbul
BAŞKAN - Sayın Komisyon, önergeye katılıyor musunuz?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Bakanım?..
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Önerge bize ulaşmadı.
BAŞKAN - Efendim, Sayın Bakanıma tevdi edin önergeyi, okusunlar.
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Katılmıyorsunuz...
Önergenin gerekçesini okutuyorum:
Gerekçe: Teklif, demokratikleşme yolunun açılmasını amaçlamaktadır.
BAŞKAN - Komisyonun ve Hükümetin katılmadığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Kabul edilmiştir.
Kabul edilen önerge doğrultusunda, üçüncü bölümü oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Üçüncü bölüm kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, dördüncü bölüme geçmeden önce, birleşime, 00.30'da toplanmak üzere, ara veriyorum.
Kapanma Saati: 00.28
ÜÇÜNCÜ OTURUM
Açılma Saati: 00.33
BAŞKAN : Başkanvekili Ali ILIKSOY
KÂTİP ÜYELER: Yahya AKMAN (Şanlıurfa), Melda BAYER (Ankara)
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin 94 üncü Birleşiminin Üçüncü Oturumunu açıyorum.
Görüşmelere kaldığımız yerden devam ediyoruz.
VI. - KANUN TASARI VE TEKLİFLERİYLE KOMİSYONLARDAN
GELEN DİĞER İŞLER (Devam)
6. - Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avukatlık Kanununa Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Kütahya Milletvekili Emin Karaa'nın, 1136 Sayılı Avukatlık Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (1/422, 1/411, 2/317) (S.Sayısı : 413) (Devam)
BAŞKAN - Komisyon ve Hükümet yerinde.
Dördüncü Bölüm, 76 ncı madde ile daha sonraki maddeleri kapsamaktadır. Bu bölümde de konuşma süreleri, Hükümet, gruplara ve Komisyona 10'ar dakikadır.
Doğru Yol Partisi Grubu adına, Eskişehir Milletvekili Sayın Sadri Yıldırım; buyurun efendim.
DYP GRUBU ADINA MEHMET SADRİ YILDIRIM (Eskişehir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 413 sıra sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının Dördüncü Bölümü üzerinde, Doğru Yol Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinize, tüm adalet camiasına, değerli meslektaşlarım avukatlarımıza ve aziz milletimize Doğru Yol Partisi Grubu ve şahsım adına saygılarımı sunuyorum.
Konuşmama başlamadan evvel, biraz evvel vermiş bulunduğumuz avukatların milletvekilliği süresince avukatlık yapamamalarına dair önergenin, Yüce Meclisçe kabul edilmesinden dolayı sayın üyelerimize teşekkür ediyorum.
Değerli milletvekilleri, toplum, adalet, hukuk ve demokrasi adına çok önemli bir kanun tasarısını görüşüyoruz; çünkü, devletin varlık sebebi adalettir. Adalet devletin meşruiyet temelidir. Adalet, ancak demokratik hukuk devletiyle mümkündür. Adalet, hukukunun üstünlüğüne inanmak ve uygulamakla mümkündür. Adalet, toplumsal barışın güvencesidir; yani, bir toplumda demokrasi yoksa, hukuk yoksa adalet de yoktur. Öyleyse, Anayasamızın 2 nci maddesinde belirtildiği gibi Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. Egemenlik, mutlak surette milletindir. Üstünlük, sadece, Anayasa ve kanunlarda mevcuttur. Yargı gücü, devletin, egemenlik haklarındandır; hakkın, hukukun ve adaletin sağlanması ise, temel görevlerindendir.
Değerli milletvekilleri, yargı, usul kanunlarımıza göre, iddia, savunma ve karar makamından teşekkül etmektedir. Yoksa, yargı denilince, sadece, hâkim akla gelmemelidir. Hâkimin karar vermesinde, ona ışık tutacak, delil toplayacak ve delillerin değerlendirilmesinde yardımcı olacak iddia makamında oturan cumhuriyet savcılarımız ve yine, hâkimin karar vermesinde delilleri sunacak olan, hâkime adaletin tecellisi için yardımcı olan, hak ve hukuku koruyan, savunan, savunma makamında oturan avukatlarımız vardır. Kısacası, adalet terazisinin düzgün, eşit, hak ve hukuka uygun, adil bir biçimde tartması için, karar makamında oturan hâkim, iddia makamında oturan cumhuriyet savcısı ve savunma makamında oturan avukat, üçü birlikte yargının unsurlarıdır; yani, üçlü sacayağıdır.
Önemini arza çalıştığım adaletin, ülkede hâkim olabilmesi için, evvela, yargı bağımsızlığının ve yargıç güvencesinin teminatı şarttır; bugüne kadar hep bunu savunduk, yine savunacağız. Ancak, yukarıda izah ettiğim sebeplere ve tüm uygar ülkelerde kabul edilen ilkeye göre, avukatların ve baroların bağımsız olmadığı bir ülkede, yargı, bağımsız olarak kabul edilemez. Bu nedenle, barolar ve Barolar Birliği üzerindeki Adalet Bakanlığı vesayeti de kaldırılmaktadır.
Öyleyse, tam yargı bağımsızlığından bahsedebilmek için, hâkim, cumhuriyet savcısı ve avukat bağımsız olmalıdır. Her üçü birlikte bağımsız olduğu takdirde, tarafsızlık da sağlanır. Yani, yargı bağımsız ve tarafsız olduğu takdirde, adalete güven gelir ve adaletin kestiği parmak acımaz düşüncesi toplumda sağlanmış olur.
Değerli milletvekilleri, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 1 inci maddesinde "avukatlık, kamu hizmeti ve serbest bir meslektir. Avukat, görevini yerine getirmekte bağımsızdır" denilmektedir. Yine, 2 nci maddesinde ise, avukatlığın amacı izah edilmiştir. 34 üncü maddesinde "avukatlar, yüklendikleri görevleri, bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene yakışır bir şekilde hareket etmekle yükümlüdürler" denilerek, avukatlığın önemli ve kutsal bir meslek olduğu belirtilmiştir. Yani, hâkimlik ülkemizde nasıl onurlu, şerefli, kutsal bir görev ise, adaletin tecellisinde mahkemeye ve hâkime yardımcı olan ve her fedakârlığa katlanan, bir nevi amme hizmeti gören avukatlık da kutsal, onurlu ve şerefli bir görevdir. Çünkü, adaletin tecellisinde avukatın görevi hem zor ve hem de çok önemlidir; çünkü, insan haklarını savunmaktadır; çünkü, mağdurların hakkını aramaktadır. Öyleyse, avukat, halkla iç içe olmalı, toplumun dert ve sıkıntılarını bilmeli ve milletle yargıyı
kucaklaştırmalı ve halka adaleti benimseterek sevdirmelidir; yani, avukat, halkla yargı arasında diyalogu sağlayarak köprü görevi görmelidir. Türk Milleti, zaten, kanunlara saygılıdır, adalete de güveni tamdır.
İşte, avukatların görevlerinin önemi gözönüne alınarak, savunmanın, yargının temel unsurlarından biri olduğu düşüncesinden hareketle, avukatlık mesleğinin günümüz koşullarına göre en iyi şekilde yapılabilmesi için avukatlara görevlerini yerine getirmelerinde yardımcı olacak kuruluşlara açıklık getirilerek, bu kuruluşlardan bilgi ve belge toplama yetkisi verilmektedir.
Tasarıyla getirilen diğer bir değişiklik de, demokratik ve sosyal hukuk devletinde, herkes, hak arama özgürlüğünden ve savunma hakkından eşit olarak yararlanmalıdır. Bu bakımdan, ekonomik ve parasal nedenler engelleyici rol oynamamalıdır. Evrensel insan hakları belgelerinde olduğu gibi, Anayasamızda da yer alan bu anlayış uygulanarak, adlî yardım yoluyla hak aramada eşitlik sağlanabilecektir.
Avukatlık Kanununda yeni düzenlemeler yapılması ihtiyacı, uzun süreden beri kendini hissettirmiştir. Avukat, mesleğini icra ederken, bağımsız olmalıdır. Tabiî, avukatın meslek kuruluşu olan baroların da, bağımsız ve yeterli gelir kaynağına sahip kurumlar olması zorunludur. Avukatlık mesleği ve barolar, Avrupa Birliği standartlarına ulaştırılmalıdır. Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle entegrasyonunda atılması gerekli olan adımlardan biri de bu yasal düzenlemedir.
Değerli milletvekilleri, tabiî ki, sadece Avukatlık Yasasında yapılan düzenlemelerle yetinilmemeli ve paralel düzenlemeler, ceza muhakemeleri usulü ve hukuk usulünde de yapılmalıdır.
Avukatlık mesleği, tüm dünya ülkelerinde saygın ve vazgeçilmez bir meslektir. İnsan haklarının temel unsurlarından biri savunmadır. Savunma yoksa, hukuk da yoktur; hukuk ve savunma yoksa, hak ve adalet de yoktur, demokrasi de yoktur. Onun için, savunma çok önemlidir. Moliere "avukatlar esir kullanmadılar; fakat, efendiler de olmadı" diyerek, savunmanın önemini belirtmiştir.
Bu tasarının, ülkemize, demokrasimize, adaletimize, insan haklarına, yargımıza, insan haklarını can pahasına savunan ve savunmayı temsil eden avukatlarımıza, barolara ve Barolar Birliğimize hayırlı ve uğurlu olmasını diler, Yüce Heyetinize, tüm adalet camiasına, avukatlara, barolara ve Barolar Birliğine, Doğru Yol Partisi Grubu ve şahsım adına saygılar sunarım. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Yıldırım.
Fazilet Partisi Grubu adına, Aksaray Milletvekili Sayın Ramazan Toprak; buyurun efendim. (FP sıralarından alkışlar)
Süreniz 10 dakika.
FP GRUBU ADINA RAMAZAN TOPRAK (Aksaray) - Sayın Başkan, Yüce Meclisin değerli üyeleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.
Sözlerime, bu tasarıya olumlu yaklaştığımı, olumlu oy vereceğimi, yargının üç süjesinden birisinin bir parça daha güçlendirildiğini ifade etmekle başlıyorum; ancak, yargının üç süjesinden birisi olan, üç kurucu unsurundan birisi olan avukatlık söz konusu olunca, yani yargının, bugün gelinen nokta itibariyle, gerçekten dikkat edilmesi gereken noktası avukatlık olunca, bu noktadan hareketle biraz yargıya, yargının ne durumda olduğuna birkaç cümleyle temas etmek arzusundayım.
Tasarı, avukatlıkta iyileştirme getiriyor. Peki, avukatlık, hukuk devleti anlayışında, bizim sistemimizde nerede yer alıyor? Hukuk devletinde yasama, yürütme, yargı diye üç erk vardır. Her erk kendi görev sınırları içinde bağımsızdır; ancak, her bir erk diğer erkle görev sınırları kesiştiği takdirde karşılıklı ve dengeli bağımlılık söz konusudur; tam bağımsızlık değil. Peki, bu, nerede?. Uygar ülkelerde. Gelişmemiş ülkelerde ise, bu, karşılıklı ve tam bağımlılık ilkesi yerini bir başka anlama, bir başka kavrama terk eder. Biraz önce ifade ettiğim husus uygar ülkelerde, gelişmiş ülkelerdedir ve kuvvetler ayrılığı ilkesi ile ifade edilir; yani, yasama, yürütme, yargı birbirinden tamamen ayrı, bağımsız, kesiştiği noktalarda karşılıklı, dengeli bağımlılık vardır. Peki, bizde, bu, böyle mi? Maalesef, bunu söyleyemeyeceğiz. Şöyle ifade edeyim: Bizde, yürütme, hükümeti ifade eder. Yürütmenin başı Sayın Cumhurbaşkanıdır ve Bakanlar Kurulu yürütmeyi ifade eder. Yürütmeyi eline geçiren, yürütmede bulunan her birim, maalesef, önce yasamayı, sonra yargıyı dilediği gibi kontrol edebiliyor. Bu, bize mahsus bir anlayış. Uygar ülkelerdeki kuvvetler ayrılığı ilkesi, bizde, kuvvetler birliği ilkesine dönüşüyor; yani, yürütmede bulunan gerek yasamayı ve gerekse yargıyı çok rahatlıkla kontrol edebiliyor. Bunun sonuçları nelerdir; bizde, yürütmenin yargı ve yasama üzerindeki somut örneklemelerini ifade etmek gerekirse, maalesef, yasamanın, ciddî anlamda bir karşı koyuşunu, bir irade ortaya koyuşunu gözlemliyemiyorum. Sayın hükümetin getirdiği bütün tasarılar, istisnasız, el kaldırıp indirmek suretiyle, kanuna dönüşüyor.
Bir diğerini, yargıya olan müdahalesini ifade edeceğim. Yargının üç süjesinden bahsetmiştik. Bunlardan bir tanesi iddia makamıdır; yani, savcıları ifade eder. Diğeri yargı makamıdır, hâkimler ve mahkemeler... İşte, tasarının 1 inci maddesiyle, yargının üç kurucu unsurundan birisi olarak kabul edilen avukatlar, savunma makamını temsil ediyor, avukatlar için birtakım iyileştirmeler getiriliyor. Gelişmiş ülkelerde en sade vatandaşın, bütün resmî veya özel kurumlardan bilgi edinme hakkı vardır, bilgi kaynaklarına ulaşma en doğal, en temel haktır. Oysa bizde, bırakın sade vatandaşı, savunma makamında bulunan avukat için bilgi edinme ancak bu tasarıyla
getirilebiliyor; yani, uygar ülkelerde en sade vatandaşın en doğal hakkı, bizde, savunma makamındaki avukatlara ancak bu tasarıyla; yani, bir kanunla getirilebiliyor. Tasarıda bu konudaki hükümler, uygarlığın neresinde olduğumuzun bir başka ifadesidir.
Savunma bu durumda, peki yargıya gelelim: Yargıtayın eski bir başkanı "hâkimlerimiz, savcılarımız vicdanıyla cüzdanı arasında sıkışmış vaziyette" diye ifade etmişti.
Gelelim yargının üçüncü unsuruna: Bu da iddia makamı; yani, savcı. Savcılar ne kadar teminata sahipler, ne kadar bağımsızlar, ne kadar tarafsız görev yapabiliyorlar. Bununla ilgili hususlar ifade edildiğinde çok yüksek sesler çıkıyor. Devletin zirvesinden, yüksek yargı organlarının başkanlarına kadar istisnasız herkes bu konuda aynı şeyi söylüyor.
Üç ay önceki birkaç gazete başlığını okumak istiyorum: "Danıştay Başkanının ifadesi; idare yargıya uymalı", "Keyfi idareye isyan", "Savcı Şalk'ın baskılara maruz kaldığı hususlar" Yine, gazete kupürlerinden okuyorum: "Sayın Ecevit; Talat Şalk yetkilerini aştı", "Savcıya baskı", "Dışişleri şok etti", "Dışişleri Bakanlığı tüm yargı kurumlarına mektup yazarak 'her olayda cezaî işlem uygulamayın' diye uyardı", "Savcı Şalk'a soruşturma", "Savcı Şalk'a üçlü oyun", "Yargıya müdahale..." Bunlar üç ay önceki birkaç başlıktı, aradan üç ay geçti, başlıklar çok mu değişti; hayır. Bugün, yine bir gazetenin başlığı: "Şok iddialar" Yine, bu konudaki bir gazete haberi: "Statükocuların bazen savcı, hâkim bazen gazeteci bazen bilirkişi olduğu..."
Değerli arkadaşlar, yargının üç süjesinden bir tanesi olan savcıların, bugün, rahat şartlarda görev yaptığını ifade etmek mümkün değil, hâkimlerin bağımsız ve tarafsız görev yaptığını ifade etmek mümkün değil. Yargının üç süjesinden birisi olağanüstü sıkıntı yaşarken diğer süjesine birtakım iyileştirmeler getirmek elbette bir iyiniyet ifadesi; ama, ben, diğer iki süjesinin bu konuda unutulduğunu görüyorum. Bunun özellikle gözönünde bulundurulması gereken bir husus olduğunu ifade ediyorum.
Yine, beyaz enerji soruşturmasında Sayın Şalk'ın ilk hazırladığı iddianamenin onbir sayfasının eksik olarak mahkemeye tevdi edildiği hususu iddiaları hâlâ açıklığa kavuşmuş değil.
Değerli milletvekilleri, sözlerimi bir iki konuya temas ederek bağlıyorum.
Gelişmiş ülkelerde bir yanlış bütün doğruları alıp götürüyor; geri kalmış ülkelerde ise, bir doğru, bütün yanlışları alıp götürüyor. Çok ters bir mantık. Uygarlığın neresinde olduğumuzun bir cümleyle çok somut ifadesidir. Bu konuda tutarlı olmak lazım.
Değerli milletvekilleri, anlıyorum, bu saatte, elbette dikkatler dağıldı.
Son cümlemi ifade ediyorum. Her kişi ve kurum, meşruiyetini hukuk kurallarından alır. Hukuk kuralları, her kişi ve kurumu bağlar. Hukuk, bazen bazıları için değil; hukuk, her zaman herkes için gerekli bir öğedir.
Tasarının hayırlı, uğurlu olmasını temenni ediyor, hepinize saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Toprak.
Sayın milletvekilleri, maddeyle ilgili 2 önerge vardır; geliş sırasına göre okutup, aykırılık sırasına göre işleme alacağım.
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 413 sıra sayılı kanun tasarısının geçici 1 inci maddesi ile 97 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Emrehan Halıcı Mehmet Nacar Beyhan Aslan
Konya Kilis Denizli
Dengir Fırat Ahmet İyimaya Mehmet Gözlükaya
Adıyaman Amasya Denizli
"GEÇİCİ MADDE 1.- Bu Kanunla getirilen avukatlık staj sonu sınavına ilişkin hükümler bu Kanunun yayımından sonra avukatlık stajına başvuruda bulunanlar hakkında uygulanır.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 11 inci maddesi hükmü uyarınca, avukatlık ve avukatlık stajıyla birleşmeyen diğer işlerde bulunulması sebebine dayanılarak, yapmış oldukları stajın geçerli sayılmamasından dolayı aynı Kanunun 72 nci maddesinin (b) bendi uyarınca adları baro levhasından silinmiş bulunanlarla staj bitim belgesi almış oldukları halde aynı sebeple baro levhasına yazılma istemleri reddedilenler, levhaya yazılmalarına dair baro yönetim kurulu kararları Adalet Bakanlığınca onaylanmayanlar veya baro levhasına yazılmamış olanlar, başvurdukları takdirde avukatlıkla birleşmeyen işlerinden ayrılmış olmaları ve başkaca engellerin bulunmaması kaydıyla baro levhasına yazılırlar. Bu şekilde avukatlık stajı yaptıktan sonra baro levhasına yazılmış bulunanların da avukatlıkla birleşmeyen bir işle uğraşmamaları ve başkaca engellerin bulunmaması şartı ile kayıtları silinmez. Adları staj listesinden silinenler, avukatlıkla birleşmeyen işlerinden ayrılmış oldukları ve başkaca engelleri bulunmadığı takdirde bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde başvurmaları halinde yeniden staj listesine yazılırlar ve silme kararından önce yaptıkları staj geçerli sayılarak stajlarına devam ederler. Bunlardan adları staj listesinden silinmesi gerekenler hakkında başkaca engelleri yoksa silme işlemi yapılmaz.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce avukatlıkla bağdaşmayan bir işle uğraştıkları sırada avukatlık stajını yapan ve yapmakta bulunanlar hakkında;
a) Cezaî takibat yapılmaz.
b) Daha önce başlamış olan takibatlar durdurulur.
Hükmolunan cezalar ceza mahkûmiyetlerinin sonuçlarını da kapsamak üzere affedilmiştir.
Bu suretle cezaları bütün sonuçlarıyla affedilmiş olan avukat ve avukat stajyerleri hakkında, bu mahkûmiyetlerine dayanılarak Avukatlık Kanununun avukatlığa kabul edilmemeye ve ruhsatnameleri geri alınmak suretiyle iptal ve adları bir daha yazılmamak üzere levhadan silinmeye dair hükümleri uygulanmaz."
"Madde 97.- Bu Kanunun 9 uncu maddesi yayımı tarihinden bir yıl sonra, 22 nci maddesi yayımı tarihinden altı ay sonra, diğer hükümleri ise yayımı tarihinde yürürlüğe girer"
BAŞKAN - Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 413 sıra sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı ile Avukatlık Kanununa Bazı Maddelerin Eklenmesine Dair Kanun Tasarısı ve Kütahya Milletvekili Emin Karaa'nın 1136 sayılı Avukatlık Kanununun Bazı Maddelerinin Değiştirilmesi ve Bu Kanuna Bazı Maddeler Eklenmesine Dair Kanun Tasarısının 78, 79, 84, 88, 90 ıncı maddelerinin tasarı metninden çıkarılmasını, 77 nci maddesinin birinci fıkrasının aşağıdaki gibi değiştirilmesini arz ve teklif ederim.
Kamer Genç
Tunceli
Madde 164 - Fıkra 1.- Avukatlık ücreti, avukatın yaptığı hizmetin karşılığı olan bir meblağdır.
BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, arkadaşlarımız son anda bir önerge getirdiler.
Görüşülmekte olan 413 sıra sayılı yasa tasarısının 122 nci maddesinin birinci fıkrasının son cümlesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve talep teklif ederiz.
"Yeniden seçilmek caizdir; ancak, bu süre iki dönemden fazla olamaz."
BAŞKAN - Biraz önce, üçüncü bölümü, yani, bu maddenin yer alması gereken bölümü görüştük ve tamamladık. Komisyon metninde de böyle bir madde yoktur; kaldı ki, Komisyonun çoğunluğu da hazır değildir. O nedenle, görüşme imkânımız yoktur.
Okuttuğum son önerge, aynı zamanda en aykırı önergeydi.
Sayın Komisyon, Sayın Kamer Genç'in önergesine katılıyor musunuz?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Hükümet?..
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon) - Katılmıyoruz Sayın Başkan.
BAŞKAN - Sayın Genç, buyurun. (DYP sıralarından alkışlar)
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; tabiî, 25 madde halinde görüşünce -bu arada bir sürü önerge de verildi- kanun tamamen, karma karışık oldu, ne olduğu belli değil. Böyle bir yasa çıkarmak, bilmiyorum, şimdiye kadar görülmemiştir.
SEDAT ÇEVİK (Ankara) - Kanun için önerge verdik...
KAMER GENÇ (Devamla) - Bir dinle kardeşim; ne anlatıyorum ben!..
Bu yeni getirilen sistemle, avukatlık ücretinin miktarını barolar birliği belirliyor. Barolar birliği, avukatlık ücretinin miktarını belirleyince, vatandaşı düşünmez, avukatı düşünür. Yani, ben, getirdiğim önergede diyorum ki, yine eski sistem olsun; Barolar Birliği avukatlık ücretini belirlemesin, bunun en son mercii Adalet Bakanlığı olsun; ama, getirilen bu sistemle, Barolar Birliği avukatlık ücretini belirliyor, Adalet Bakanlığına gönderiyor, Adalet Bakanlığı, eğer, Barolar Birliğinin gönderdiği bu rakama uymadığı zaman, Barolar Birliğinin önerisini kabul etmeyince, Barolar Birliğine tekrar geri gönderiyor ve Barolar Birliği Yönetim Kurulunca üçte iki çoğunlukla kabul edilince, bu, kesinleşiyor. Böyle bir sistem, bana göre hatalıdır; çünkü, bu, vatandaşın cebinden çıkan paradır; cebinden çıkan parayı da... Avukatın menfaatı düşünülerek... Barolar Birliği, siyasî bir mercidir, dolayısıyla, herhalde, kendi mensubunu düşünür, vatandaşını düşünmez. Onun için, bunun daha objektif ölçülere bağlı olması lazım. Bu önergemin birinci kısmı bu.
İkincisi, bütçeden bu kurula; yani, Barolar Birliğine, bugünkü parayla, aşağı yukarı 25 trilyon civarında bir para veriyoruz; yani, 492 sayılı Harçlar Kanununun 1, 2, 3 nolu çizelgeleri ve idarî para cezaları hariç, para cezalarının yüzde 3'ünü veriyoruz, bu da aşağı yukarı 25 trilyon civarında bir paradır. Bunları, Barolar Birliği istediği gibi kullanıyor. Burada, nasıl kullanacağı, nasıl vereceği konusunda bir düzenleme de yok; ancak, işte, adlî müzaheret için avukatlar tutacak... Avukatları da, icabında, Barolar Birliği kendi
yandaşlarından tutar, yüksek ücretler verir. Yani, kanun vazının amacı... Bunları mademki burada düzeltiyorsak, her şeyi ayrıntılı belirleyelim ve doğru dürüst de kanun çıksın. Bu saatlere kadar, çıkıp da neyi kaçırıyoruz, yangından mal mı kaçırıyoruz? Burada, dediğim gibi, daha baştan beri söylediğim gibi, 20 000 avukatın durumunu düzeltmek için, bu saatlere kadar bu Meclisin çalıştırılmasına da gerek yok, böyle bir kanun çıkmasına da gerek yok.
Dolayısıyla, benim cebimden verdiğim vergiyi, niye getirip de bilmem birtakım meslek kuruluşlarına verelim ve onlar da istediği gibi kullansınlar; memlekette bu kadar sıkıntı varken... Bunları söylüyoruz. Bunları söylemek size niye bu kadar ters geliyor, ben de anlamıyorum.
İşin özü, bir defa, bu Barolar Birliğine bütçeden aktarılan paranın kesilmesi lazım bana göre.
YUSUF KIRKPINAR (İzmir) - Ben de katılıyorum.
KAMER GENÇ (Devamla) - İkincisi, Barolar Birliğinin tespit ettiği avukatlık ücretini Adalet Bakanlığının belirlemesi lazım. Aksi takdirde, vatandaşın cebinden gidiyor. Vatandaşı koruyan bir merci olması lazım; önce Meclistir, o da idaredir; ama, siz, ister kabul edersiniz ister kabul etmezsiniz. Dolayısıyla, önergelerimde ben bunları vurguluyorum. Kanuna her yönüyle de karşı olduğumu söyledim. Evet, teknik birtakım düzenlemeler gerekli; ama, bu kanun bu şekilde çıkmaz.
Bakın, burada birçok önerge verildi ve değiştirildi. Ben, şahsen, bir milletvekili olarak, ne değişti bilmiyorum; çünkü, burada, komisyonda bazı şeyleri önledik; ama, barolarda başkanlık yapan arkadaşlarımız, bu komisyonda etkili, gruplarında da etkili. Birtakım önergeler verdiler; bir yandan gürültü, bir yandan da biz... Vatandaşa ne getiriyor; bizim korkumuz o. Vatandaşa yeni yeni mükellefiyetler, yeni yeni cebindeki paradan alma şeklindeki önergeler veriliyorsa, bunları önlemek lazım.
YEKTA AÇIKGÖZ (Samsun) - Gelmiyor...
KAMER GENÇ (Devamla) - Bence, bu saatte, bu kanunu bırakmak lazımdı, yarına -ne olur, zamanımız vardı- uzun uzadıya tartışabilirdik; ama, görüyorum ki, tabiî, bizim konuşmalarımız vatandaşın hoşuna gidiyor; ama, sizlerin hoşuna gitmiyor. Yarın o vatandaşın karşısına gideceğiz. Zaten, herkes de bizi dinliyor. Bir önerge kabul edildi, iyi oldu; milletvekilliği yapanlar avukatlık da yapmasınlar. En azından, bizim bu konuşmamızın biraz etkisi oldu; yani, hani, dedim ya, kıyak avukatlıktır... Şimdi, kıyak avukatlık kısmı milletvekilleri yönünden çıktı.
Önergem budur; kabul ederseniz, memnun olurum.
Saygılar sunarım.
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Efendim, Sayın Başkanım, Komisyonda 11 kişi vardı. Zatıâliniz dediniz ki: "Toplantı yetersayısı yok." Komisyon üçte birle toplanır.
BAŞKAN - Hayır efendim, salt çoğunlukla...
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Hayır efendim...
BAŞKAN - Madde değişikliğine ilişkin efendim...
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Hayır efendim...
BAŞKAN - O geçti efendim, o madde...
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Hayır efendim.. Hayır... Hayır efendim...
BAŞKAN - Sayın Topçu, madde metninde...
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Sayın Başkanım, toplantı yetersayısı her yerde aynıdır; yukarıda ayrı, burada ayrı değil.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Efendim, burada ayrı hüküm var. Salt çoğunlukla diyor, salt çoğunluk...
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Olmaz öyle şey... Toplantı yetersayısı 8'dir efendim.
KAMER GENÇ (Tunceli) - Hayır... Hayır... Uygulama doğru.
BAŞKAN - Salt çoğunluk 13'tür Sayın Genç.
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Olmaz efendim... 8'dir efendim... Madde burada. "Madde 27.- Komisyonlar, başkanlarının yönetiminde çalışır. Başkanın bulunmadığı zaman başkanvekili, o da yoksa sözcü, komisyona başkanlık eder."
BAŞKAN - Sayın Topçu...
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Bir dakika efendim...
"Komisyonlar, üye tamsayısının üçte biri ile toplanır..."
BAŞKAN - Sayın Topçu, toplanma ile Genel Kuruldaki faaliyetler arasında fark var. Bakınız...
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Efendim, fark olmaz.
BAŞKAN - Bir dakika efendim... Siz de dinleyin; ben sizi dinledim.
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Buyurun.
BAŞKAN - Açınız 87 nci maddeyi...
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Evet, buyurun.
BAŞKAN - "Görüşülmekte olan tasarı veya teklife konu kanunun, komisyon metninde bulunmayan, ancak tasarı veya teklif ile çok yakın ilgisi bulunan bir maddesinin değiştirilmesini isteyen ve komisyonun salt çoğunlukla katıldığı önergeler üzerinde yeni bir madde olarak görüşme açılır." Salt çoğunluk 13'tür efendim; 25 kişi...
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Efendim, izin verir misiniz... Sayın Başkanım, benim cümlemin sonunu beklemeden siz araya girdiniz, onun için itiraz ettim.
BAŞKAN - Buyurun efendim.
YAŞAR TOPÇU (Sinop)- 27 nci maddeye devam ediyorum, onların arasında fark yok. "... üye tamsayısının üçte biri ile toplanır ve hazır bulunan üyelerin salt çoğunluğu ile karar verir." Salt çoğunluk odur.
BAŞKAN - Hayır efendim, o komisyon toplantıları sırasında...
YAŞAR TOPÇU (Sinop) - Hayır efendim.
BAŞKAN - Efendim, biz öyle kabul ediyoruz.
Evet, Sayın Kamer Genç'in önergesini oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge kabul edilmemiştir.
Diğer önergeyi okutuyorum:
Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına
Görüşülmekte olan 413 sıra sayılı Kanun Tasarısının Geçici 1 inci maddesiyle 97 nci maddesinin aşağıdaki şekilde değiştirilmesini arz ve teklif ederiz.
Mehmet Emrehan Halıcı
(Konya)
ve arkadaşları
Geçici Madde 1. - Bu Kanunla getirilen avukatlık staj sonu sınavına ilişkin hükümler bu Kanunun yayımından sonra avukatlık stajına başvuruda bulunanlar hakkında uygulanır.
Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten önce 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 11 inci maddesi hükmü uyarınca, avukatlık ve avukatlık stajıyla birleşmeyen diğer işlerde bulunulması sebebine dayanılarak, yapmış oldukları stajın geçerli sayılmamasından dolayı aynı Kanunun 72 nci maddesinin (b) bendi uyarınca adları baro levhasından silinmiş bulunanlarla staj bitim belgesi almış oldukları halde aynı sebeple baro levhasına yazılma istemleri reddedilenler, levhaya yazılmalarına dair baro yönetim kurulu kararları Adalet Bakanlığınca onaylanmayanlar veya baro levhasına yazılmamış olanlar, başvurdukları takdirde avukatlıkla birleşmeyen işlerinden ayrılmış olmaları ve başkaca engellerin bulunmaması kaydıyla baro levhasına yazılırlar. Bu şekilde avukatlık stajı yaptıktan sonra baro levhasına yazılmış bulunanların da avukatlıkla birleşmeyen bir işle uğraşmamaları ve başkaca engellerinin bulunmaması şartı ile kayıtları silinmez. Adları staj listesinden silinenler, avukatlıkla birleşmeyen işlerinden ayrılmış oldukları ve başkaca engelleri bulunmadığı takdirde bu Kanunun yayımı tarihinden itibaren üç ay içinde başvurmaları halinde yeniden staj listesine yazılırlar ve silme kararından önce yaptıkları staj geçerli sayılarak stajlarına devam ederler. Bunlardan adları staj listesinden silinmesi gerekenler hakkında başkaca engelleri yoksa silme işlemi yapılmaz.
Bu Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten önce avukatlıkla bağdaşmayan bir işle uğraştıkları sırada avukatlık stajını yapan veya yapmakta bulunanlar hakkında;
Cezaî takibat yapılmaz,
Daha önce başlamış olan takibatlar durdurulur
Hükmolunan cezalar ceza mahkûmiyetlerinin sonuçlarını da kapsamak üzere affedilmiştir.
Bu suretle cezaları bütün sonuçlarıyla affedilmiş olan avukat ve avukat stajyerleri hakkında, bu mahkûmiyetlerine dayanılarak Avukatlık Kanununun avukatlığa kabul edilmemeye ve ruhsatnameleri geri alınmak suretiyle iptal ve adları bir daha yazılmamak üzere levhadan silinmeye dair hükümleri uygulanmaz."
"Madde 97- Bu kanunun 9 uncu maddesi yayımı tarihinden bir yıl sonra, 22 nci maddesi yayımı tarihinden altı ay sonra, diğer hükümleri ise, yayımı tarihinde yürürlüğe girer."
BAŞKAN- Sayın Komisyon?..
KAMER GENÇ (Tunceli)- Sayın Başkan "yürürlük maddesinde önerge verilmez" diye İçtüzük değişikliği var. Şimdi, bunları ya uygulayın ya uygulamayın.
BAŞKAN- Sayın Genç, aslında, ben de sizin görüşünüzdeydim; ama...
KAMER GENÇ (Tunceli)- Hayır efendim...
BAŞKAN- Bir dakika efendim, ben de izah edeyim.
Bunu, özel bir görüşme usulüne tabi tuttukları için...
KAMER GENÇ (Tunceli)- Özel gündemi...
BAŞKAN- Gündem demeyelim de, özel görüşme usulüne tabi tutmuşlar; o nedenle, o bölümle ilgili önergeyi vermişler. Biz onu o şekliyle kabul ediyoruz.
KAMER GENÇ (Tunceli)- Böyle şey olur mu!
BAŞKAN- Sayın Komisyon?..
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya)- Efendim, çoğunluğumuz olmadığı için katılamıyoruz, takdire bırakıyoruz.
BAŞKAN- Sayın Bakan?..
ADALET BAKANI HİKMET SAMİ TÜRK (Trabzon)- Katılıyoruz.
BAŞKAN- Komisyonun takdire bıraktığı, Hükümetin katıldığı önergeyi oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Önerge, kabul edilmiştir.
Dördüncü Bölümü, kabul edilen bu değişiklik önergesi doğrultusunda oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Dördüncü Bölüm, kabul edilmiştir.
Sayın milletvekilleri, tasarının tümünü oylarınıza sunacağım; ancak, biraz önce, Üçüncü Bölümde çerçeve 56 ncı maddede, Avukatlık Kanununun 96 ncı maddesinin birinci fıkrasına "ancak, görev süresi iki dönemden fazla olamaz" cümlesi eklenmiştir. Ana temada bir değişiklik yapmıyor, redaksiyon yetkisiyle birlikte "bu maddenin ikinci ve üçüncü fıkraları aşağıdaki şekilde değiştirilmiştir" ibareleri aynı kalmak üzere bir redaksiyon yetkisi istiyoruz. Bununla birlikte...
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya)- Sayın Başkan, bir ikazımız daha var efendim.
BAŞKAN- Buyurun.
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya)- Çerçeve 55 inci maddenin 22 numaralı bendinde "avukatlık ortaklığı anasözleşmesinin tip anasözleşmeye uygunluğunu onaylamak ve avukatlık ortaklığı siciline tesciline karar vermek" şeklinde geçmiş. Sehven yazılmış. "Onaylamak" yerine "incelemek" olacak efendim.
BAŞKAN- Neresi efendim?
ADALET KOMİSYONU BAŞKANI EMİN KARAA (Kütahya) - Çerçeve 55 inci maddenin 22 nci bendi, 83 üncü sayfada; "onaylamak" yerine "incelemek" olacak Sayın Başkan.
BAŞKAN - Evet, bu hususta da redaksiyon yetkisinin verilmesi suretiyle, tasarının tümünü oylarınıza sunacağım; ama, ondan önce, Sayın Genç'in aleyhte olmak üzere, 86 ncı maddeye göre, söz isteği vardır.
Buyurun Sayın Genç. (DYP sıralarından alkışlar)
Sayın Genç, 3 dakika içinde oyunuzun rengini belirtirseniz...
KAMER GENÇ (Tunceli) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; aslında, ben, anlamadım; bir yandan, avukatlar, bu kanun tasarısını destekliyor; çıkıyor, 10'ar dakika da konuşuyor; yani, ben, karşıyım, baştan beri söyledim; karşı olduğum için kendi düşüncelerimi dile getirmek durumundayım; ama, ben, bu kanun tasarısının hem tümünde hem de maddelerinde düşüncelerimi söyledim. Hakikaten, vatandaşın kesesine yeni yeni mükellefiyetler getiriyor, adalet hizmetini pahalılaştırıyor; hukuku bilmeyen sokaktaki saf vatandaşın da hakkını korumayan, onu koruyacak yeni yeni hükümler de getirmeyen bir tasarıdır. Barolar Birliğine padişahlık yetkisi veriyor. Ben, Sayın Adalet Bakanının yerinde olsam, Barolar Birliği Başkanını da getirtir Adalet Bakanlığına oturturum; zaten, yetkiyi hep ona verdi; ondan sonra rahat rahat otururum. Onun için, tasarıya "ret" veriyorum.
Saygılar sunarım efendim. (DYP sıralarından alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Genç.
Lehte olmak üzere, Sayın Masum Türker. (DSP sıralarından alkışlar)
Buyurun Sayın Türker.
MASUM TÜRKER (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime başlamadan önce, Yüce Heyeti saygılarımla selamlıyorum.
Ben avukat değilim. Şu ana kadar, bu tasarı konusunda söz alanların çoğunluğu avukattı; ama, avukat olmayan bir kişi olarak söylüyorum, bu Meclis, Türkiye'de, çok önemli olan bir savunma hakkını kullanan, yargıda vatandaşın yanında yer alan kesimle ilgili düzenlemeleri, gecikmiş olsak bile, eksik de olsa, bazı yanlışlıkları da olsa gerçekleştirdiği için 21 inci Dönem Meclis olarak büyük bir onur taşıyor. (DSP sıralarından alkışlar)
Göç yolda düzelir. Buradaki birçok eksikliklerin gelecekte, başta dönemdeki meclisler tarafından düzeltilmesini umuyorum ve bu tasarının çıkmasında çok önemli bir ayrıntıya da dikkati çekmek istiyorum: Başta, Komisyon Başkanı Sayın Emin Karaa, Sayın Namık Kemal Atahan, Sayın Ali Arabacı ve Sayın Çetin Bilgir, bunlar benim bildiğim baro başkanlığı yapmış milletvekili arkadaşlarımız ve diğer bütün hukukçu arkadaşlarımız bu yasanın oluşmasına büyük bir katkı sunmuşlardır. Dileğimiz, her meslek örgütünün, her meslek mensubunun, yılların birikimiyle oluşmuş olan sorunlarını çözecek yasal düzenlemeleri bu Meclise taşımalarıdır.
Ben, avukat olmadığım halde, savunmayı düzenleyecek böylesine bir kanun tasarısının lehinde oy kullandığım için de mutlu olduğumu sizinle paylaşmak istiyorum, saygılar sunuyorum. (Alkışlar)
BAŞKAN - Teşekkür ederiz Sayın Türker.
Tasarının tümünü, biraz önce ifade ettiğim redaksiyon yetkileriyle birlikte oylarınıza sunuyorum: Kabul edenler... Etmeyenler... Tasarı kabul edilmiş ve yasalaşmıştır; hayırlı olsun, özellikle hukuk camiasına.
Kanun tasarı ve tekliflerini sırasıyla görüşmek için, 2 Mayıs 2001 Çarşamba günü, alınan karar gereğince saat 14.00'te toplanmak üzere birleşimi kapatıyor, hepinize iyi akşamlar diliyorum.
Kapanma Saati: 01.11