AB’ye Üyelik Aşamasında
Yargı’da 12 Eylül Düzeni Sürüyor
12 Eylül öncesi çatışmanın sorumluları arasında
sayılan Yargı, 12 Eylül Askeri Yönetimi
tarafından çıkarılan;
tarafından düzenlenmiş ve halen de bu yasalar
tarafından yönetilmektedir.
Bu Yasalar incelendiğinde;
Yüksek Askeri Şura’nın bir benzerinin Yargı
alanında oluşturulduğu ve böylelikle Hâkim ve
savcıların emir komuta zinciri içinde
yönetilmesi amaçlandığı görülür.
Bu amacın gerçekleşmesi için de; Yüksek Askeri
Şurada olduğu gibi Kurul’un oluşumunda; saydam
olmayan, demokratik yönetim ve katılımcılıktan
uzak, dışa kapalı, yöneticilerden hesap
sorulabilirliğinin olmadığı (accountability)
Kenan Evren’in tek seçiciliğine göre düzenlenen
Yüksek Kurul’un, oldukça aşırı yetkilerle
donatılarak hiçbir demokratik ülkede olmayacak
şekilde Kurul çalışma ve işlemlerinin gizlilik
perdesiyle örtüldüğü, yargı yolunun kapatıldığı
bir düzen kurulduğu görülür.
Ayrıca Hâkimler ve Savcılar Kanunu da yine aynı
mantıkla hazırlanarak; Hâkimlerin Adalet
Bakanlığına bağlı birer memur haline
getirildiği; atama ve yükselme işlemlerinin
objektif esaslar yerine Yüksek Kurul’un
değişebilen ilke kararlarına bırakıldığı,
Gizlilik örtüsü altına alındığı için
düzenleyenin hiçbir sorumluluk taşımadığı Sicil
sisteminin kurulduğu, Soruşturma ve ceza
sisteminin de adeta yargısız infaza
dönüşebildiği, Yükselme ve atamalarda Büyük
Atatürk’ün tek yol gösterici olarak önerdiği
“BİLİM” yerine sadece Yargıtay ve Danıştay
içtihatlarının esas alındığı, Meslek mensupları
arasında sınıf ayrımı getirilerek aynı işi
yapanlar arasında maaş uçurumları oluşturulduğu,
Bakanlık kadrolarının siyasi tasarrufla
ayrıcalıklı kişilere tahsis edildiği,
Bağımsızlık ve Teminatın Yüksek Kuruldan rica ve
isteklere karşı geçerli olmadığı bir düzene yol
açılmıştır.
Sonuçta gelinen noktaya bakıldığında,
-
Yüksek Yargı mensuplarının, Hâkimler ve
Savcılar Yüksek Kurulu Eski Başkan ve
Üyelerinin de adının karıştığı çete-mafya
bağlantılarının Medya manşetleri süslediği,
-
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde açılan
davalarda, Yargıdan kaynaklanan sorunlar
nedeniyle Milyonlarca Dolarlık Tazminatların
ödendiği,
-
Adli Yargının açılış törenlerinde ve Yüksek
Yargının kuruluş yıldönümlerinde Yargı
Sisteminin bizzat yüksek mahkeme başkanları
tarafından eleştirildiği,
-
Adalet Bakanının; Yargı sisteminden, Hâkim
ve Savcılardan, Yolsuzlukla Mücadelede
yetersiz kalındığından yakındığı,
-
Dünya’daki Yolsuzluğun en fazla olduğu ülke
sıralamasında Türkiye’nin üst sıralarda yer
aldığı,
-
Yargının Siyasallaştığı yolundaki
eleştirilerin arttığı,
-
Yargı Sisteminin iş yapamaz hale geldiği
yolundaki eleştirilerin Avrupa Birliği
İlerleme Raporlarına ve Uluslararası Kuruluş
raporlarına konu olduğu,
-
Yargının vermiş olduğu kararlar nedeniyle
sadece akademik çevrelerde değil toplumun
tüm kesimlerinde eleştirildiği,
-
Güvenirlilik anketlerinde giderek alt
sıralara düştüğü,
-
Hâkim ve Savcıların terfi edebilmek için
temyiz yolunu amacı dışında kullanmaları
neticesinde Yargıtay ve Danıştay’ın dosyaya
boğularak iş göremez hale geldiği,
-
Hâkim ve Savcıların toplumun ve devletin
diğer birimlerine oranla Lisans üstü eğitim
seviyesinin gerilerde kaldığı,
-
T.C. Devletinin bütün kurumlarının AB’ye
Üyelik yolunda üzerine düşeni yerine
getirerek eğitim ve uzmanlık standartlarını
yükseltmesine karşın Yargı Sisteminin 100
bin sayfadan oluşan AB Müktesebatını
kaynağından okuyup anlayacak personel
sayısının parmakla sayılacak seviyede
kaldığı,
-
T.C. taraf olduğu Uluslararası Antlaşmaların
HSYK tarafından çiğnendiği; Türkiye
Cumhuriyetinin taraf olduğu ve Yasayla uygun
bulduğu Uluslararası Yolsuzlukla Mücadelede
antlaşmalarda yer alan Yolsuzlukla Mücadele
edecek mahkemelere uzman Hâkim ve Savcıların
görevlendirilmesi hükmünün (Örneğin 50
Milyar $’lık Banka hortumlama suçlarına
bakacak Ağır Ceza Mahkemesine yapılan
atamalar) uygulamayarak hem antlaşma
hükümlerine uygulanmaması hem de yolsuzlukla
mücadelenin engelleniyor olduğu yolunda
havanın oluşmasına yol açıldığı,
-
Hâkimler ve Savcılar için Bilimsel çalışma
alanı olarak Üniversite yerine Harp
Akademilerinden esinlenilerek Adalet
Akademisi kurulduğu ancak burada amacıyla
çelişen şekilde akademik unvanı olmayan
personelin idari görevlere atandığı,
-
Atamalarda objektif kriter olmadığından her
atama kararnamesi döneminde Hâkim ve
Savcıların tavassut için Ankara’ya taşındığı
ve Bakanlığın her yıl bu konuda genelge
çıkardığı,
-
Adalet Bakanlığının kendi hazırladığı
Yasa’yı çiğnediği; Taslak çalışması Adalet
Bakanlığı tarafından yapılan Bilgi Edinme
Kanunu hükümlerinin yine Adalet Bakanlığının
10.08.2004 tarihli Olur’u ile çiğnendiği,
Bilinmesine rağmen mevcut Yargı Sistemini; çağın
koşullarına, dünyanın geldiği aşama ve AB üyelik
idealine uygun şekilde değiştirmek yerine
mevcut emir-komuta zincirine uygun yapılanmayı
daha da pekiştirecek şekilde Hâkimler ve
Savcılar Kanununda değişiklik yapan bir yasa
taslağı Adalet Bakanlığı tarafından hazırlanarak
görüşe gönderilmiştir.
Yukarıda açıklanan bilgiler ışığında,
Devletin üç ana unsurundan bir olan Yargı
Erkinin aşağıda belirtilen çerçevede yeniden
düzenlemesi gerekmektedir.
-
Hâkimler ve Savcıların ayrı kurulları
olmalıdır.
-
Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yapısı;
Yargı+Yürütme Organından Üyelerle oluşan
sistem (Yüksek Yargının kendi içinden
seçtiği ve Yürütmenin başı olan
Cumhurbaşkanınca atanan Üyeler ile Yürütme
organına mensup Adalet Bakanı ve Müsteşar)
yerine;
Daha katılımcı ve Demokratik bir yapı kurulması
için Yargı+Yasama+Yürütme+Üniversite’den oluşan
bir yapıya geçilmelidir. (Toplam Üye sayısı
(30)=Yüksek Yargı(6)+Bölge Mahkemeleri Yargısı
(6)+Taşra
Yargısı(5)+Yasama(7)+Yürütme(3)+Üniversite(3)
İleri dönemde Hakimler ve Savcılar Birliği veya
Sendikası adı altında kurulacak ve Sivil Toplum
Örgütü olarak görev yapacak kuruluşun Yönetişim
ilkesi çerçevesinde atayacağı üyeler Yargı
organı kontenjanından atanabilmelidir, )
-
Yetkilerin tek elde toplanmasının Totaliter
yönetimlere özgü olduğu gerçeği karşısında
Hâkim ve Savcıların; atama, yükselme ve
cezalandırılmalarının yetkisini tek elde
toplamak yerine, 30 kişiden oluşan Yüksek
Kurul’un kendi içinde yapacağı seçimle 5’er
üyeden oluşacak Atama Kurulu, Yükselme
Kurulu ve Disiplin Kurulu oluşturulmalı ve
bu kurulların kararları karşı itiraz yolu
olarak 5’er üyeden oluşan itiraz kurulları
oluşturulmalıdır.
-
Bilimde çift başlılığı önlemek ve Bilimin
sağlıklı bir şekilde yürütülmesinin ancak
özgür Üniversite ortamında sağlanabileceği
gerçeğinden hareketle Adalet Akademisi
kapatılmalı bunun yerine Hâkim ve Savcılar,
Üniversiteler bünyesinde kurulacak
Enstitülere gitmesi teşvik edilmeli yada
Adalet Akademisi YÖK’e bağlanmalıdır.
(Nasıl Sağlık alanında çok başlılık yerine
bütün hastaneler Sağlık Bakanlığına
bağlanıyorsa)
-
Yargı organına mensup olan ve Hâkim ve
Savcıların Yürütme organı emrinde Adalet
Bakanlığı ve diğer kuruluşlarda görev
yapması uygulaması kaldırılmalı ve buradaki
Hâkim ve Savcılar asli görevi olan
Mahkemelerdeki Yargılama görevine derhal
gönderilmeli, böylelikle personel azlığı
nedeniyle Yargıdaki yavaşlamanın önüne
geçilmelidir. Bunların yerine Uzman
Hukukçu kadroları açılarak sınavla alınacak
personel Adalet Bakanlığındaki idari
görevlere atanmalıdır.
-
Devletin bütünlüğü ilkesi çerçevesinde ve
Kamu Yönetiminin Yeniden yapılanma sürecine
paralel şekilde Adalet Müfettişliği
kaldırılarak iç denetim, performans denetimi
sistemi getirilmeli yada Müfettişlere sadece
Mahkeme Kalemleri ile Savcılık işlemlerini
denetler hale getirilmelidir.
-
Adalet Bakanlığı Teftiş Kurulu’nun Yüksek
Kurul’a bağlanması yönündeki öneriler yerine
daha demokratik nitelikte olan ve Türk
Halkını temsil eden TBMM’ye (Meclis adına
mali denetim görevi yapan Sayıştay örneğinde
olduğu gibi) bağlı olarak görev yapmalıdır.
-
Hâkimler ve savcılar arasındaki sınıf
ayrımına son verecek yeni sistem
geliştirilmelidir.
-
Yargının; dünya ve toplumsal değişme ve
dönüşümlerden ve bilimsel gelişmelerden
kopuk yaşamaması için mutlaka, Hâkim ve
Savcıların Yükselmelerinde, temel kriter
olarak Yargıtay yada Danıştay içtihatları
değil Bilim ve Uzmanlık esas alınmalıdır.
-
Atamalarda; Ayrıcalık ve kayırmacılığın
önlenmesi için Coğrafi bölge ve bölgesel
koşulların, çıkarılan işin, kararlardaki
isabet oranının, uzmanlığın, bilimsel
çalışmanın esas alındığı puanlama sistemi
getirilmelidir.
-
Atama Kararnamesi öncesi, Atama yapılacak
yerler ilan edilmesi ve başvurular alınması
ardından puanlama esasına göre atamalar
yapılması ve puanların da ilan edilmesi
yöntemi getirilmelidir.
-
Soruşturmalarda savunma hakkının tam ve
eksiksiz tanınması için CMUK 143.maddede
olduğu gibi dosyanın tamamını inceleme ve
suret alma hakkı tanınmalıdır.
-
Mevcut yasal düzenlemede yer alan; Yürütme
organına mensup Adalet Bakanının Soruşturma
İzni verdiği, Yine Adalet Bakanına bağlı
Müfettişlerin Soruşturmayı yürüttüğü ve
Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürlüğüne
bağlı tetkik Hâkimlerinin soruşturma
dosyasını Kararı verecek Yüksek Kurula sunma
(yani bir soruşturmada Adalet Bakanını önce
Savcı olarak soruşturma yapıp ardından Hâkim
olarak karar makamında yer alması hatta
soruşturulan kişinin savunmalarını yine
Adalet Bakanlığı personelinin sunduğu)
uygulamasından vazgeçilerek,
Adalet Bakanlığına sadece soruşturma –Savcı-
yetkisi verilmeli, Karar verme oturumuna
katılmamalıdır.
Hâkim ve Savcılar istedikleri takdirde Kurul
önünde kendilerini sözlü olarak
savunabilmelidir.
-
Yüksek Kurul’un çalışmalarında soğuk savaş
dönemine ait gizlilik uygulamasına derhal
son verilmeli, Kurul çalışmaları ve
kararlarına açıklık ve şeffaflık ilkesi
Hâkim olmalı, Bilim adamları gerektiğinde
toplumun en temel gereksinimi olan Adalet
Hizmetinin sunulmasında tepe noktası olan
Yüksek Kurul’un çalışmalarını hukuka
uygunluk, verimlilik, tarafsızlık,
yerindelik vs. yönlerinden inceleyen
bilimsel çalışmalar yapabilmelidirler.
-
Ayrıca, AB üyeliği yolunda her alanda
gerçekleştirilen uyumlaştırma çalışmalarının
Yargı alanında yansıması olarak; Çatışma
döneminin psikolojisi altında Askeri Yönetim
tarafından yürürlüğe sokulmuş bulunan mevcut
yapıda tadilat yapmak yerine, Çağın
gereklerine ve AB üyeliğine uyum için
belirlenecek birkaç AB üyesi ülkenin
mevzuatı incelenerek hazırlanacak yeni yasal
düzenlemenin süratle yürürlüğe sokulması
gerekir.
Yargı alanında 12 Eylül Rejiminin oluşturduğu
düzen; aradan geçen 24 yıllık süreye, TBMM
tarafından çıkarılan yaklaşık 3500 Yasa ve
Anayasa değişikliğine, AB üyeliği yolundaki
çalışmalara, Dünyadaki ve toplumdaki dönüşme ve
değişime, Bilimsel gelişmelere rağmen ısrarla
sürdürülmektedir.
Daha Demokratik, insan Haklarına saygılı ve
Adil bir Ülke ve Yargı düzeni isteniyorsa AB
üyeliği sürecinde Yargı yeniden yapılanmalıdır.
Anayasa ve Yasalar değişse de,
Uygulayıcıların (Hakim ve C.Savcıları) düşünce
yapısı ve uygulayıcılara uygulanan mevcut emir
komuta zincirine dayalı düzen değişmedikçe
geleceğe umutla bakmak mümkün olmayacaktır.
Sivrisineklerle uğraşmak yerine bataklığın
kurutulması en akıllı yoldur.
Yetki, unvan ve makamlarını kaybetmek
istemeyenlerin, sivrisineklerle uğraşılması
önerisine kapılmayarak asıl gizledikleri sorunun
kaynağına inilerek Yargının süratli şekilde
değiştirilmesi gereklidir.
Ceyhan, Aralık 2004