|
Strasbourg
Mahkemesinin
''Bergamalı
Köylülerin Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Haklarının
İhlaline"
İlişkin
Verdiği 10.11.2004 Günlü Kararının
Hukuksal
Değerlendirmesi
Av. Noyan Özkan
(AİHM kararının Türkçe metnini zip formatında
indirmek için
tıklayınız...)
(AİHM kararının Fransızca metnini *.doc formatında indirmek
için
tıklayınız...)
Bergamalı köylülerin yaklaşık 15 yıldır, çok uluslu
altın/kimya şirketlerine (Eurogold-Newmont-Normandy)
karşı yürüttükleri ''sağlıklı bir çevrede yaşama
hakkı'' mücadelesinde Danıştay 6.Dairesinin (ve
İzmir 1.İdare Mahkemesinin) 1997/1998 yılında
aldığı karar çok önemliydi. Bu kararla; yörenin
jeolojik ve coğrafi durumu, sodyum siyanür
kullanılmasının 20 ile 50 yıl süre ile yöre
sakinlerinin yaşamına yönelik risk oluşturması gibi
nedenlerle, Çevre Bakanlığının altıncı şirkete
verdiği faaliyet izni iptal edildi. Danıştay bu
kararında özellikle Anayasanın 17.maddesine (yaşam
hakkı) ve 56.maddesine (çevre hakkı) dayandı.
Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ve bazı kabine
üyeleri bu kararı zamanında uygulamadıkları için
Yargıtay ve Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından
tazminata mahkum oldular.
Sonradan, Ecevit Hükümeti; Anayasanın 138.maddesine
ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı olarak, 2000
yılında bir Başbakanlık Genelgesi ve 2002 yılında
gizli bir Bakanlar Kurulu Prensip kararıyla, anılan
97/98 kararlarına karşın altın/kimya tesisinin
illegal olarak çalışmasını sağladı. Yürütme
organının, yargıya açıkça müdahalesi ile mahkeme
kararları rafa kaldırıldı ve böylece altın/kimya
tesisi 3 yıl süre ile illegal olarak çalıştırıldı.
Ancak, 2002 / Gizli Bakanlar Kurulu Prensip
Kararının Danıştay tarafından yürütmesinin
durdurulması üzerine tesis 10/8/2004 tarihinden bu
yana işletmeye kapatıldı.
Türkiye’de yargı kararlarının arkasına dolanılmak
suretiyle uygulanamaz hale getirilmesi zaten memur
atamalarında, Yatağan ve Gökova termik santral
olaylarında , Dalan/Gökçek belediye İmar
kararlarında, gelenek haline gelmişti. Yörede
yaşayan 9 köylü yurttaş ve dönemin Belediye Başkanı
Sefa Taşkın, 25/9/1998 gününde Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesi nezdinde yaptıkları başvuruda; yaşam
haklarının (Md.2), özel yaşama saygı hakkının
(md.8), adil yargılama ilkesinin (md.6) ve etkili
yargılama hakkının (13) ihlalinin tespitini talep
ettiler.
AİHM’nin yedi yargıçtan oluşan 3.Dairesi, 3/6/2004
tarihinde Strasbourg’ta düzenlenen Duruşmada taraf
vekillerini dinlemiş ve 10/11/2004 tarihinde
mahkemenin web sitesinde (http://www.echr.coe.int)
29 sayfalık kararını açıklamıştır. Mahkeme, özet
olarak, sözleşmenin 6 ve 8.maddelerinin ihlal
edilmiş olduğuna, sözleşmenin 2. ve 13.maddelerine
yönelik başvuruların ayrıca incelenmesine gerek
olmadığına ve her bir başvurucuya 3000 Euro manevi
tazminat ödenmesine karar vermiştir.
AİHM İç Tüzüğü uyarınca Hükümetin, bu kararın Büyük
Daire’de incelenmesi için 3 ay içinde 5 hakimden
oluşan bir heyete başvuru hakkı vardır. Ancak bu
heyetin başvuruyu Büyük Daire’ye sevk etmesi
uygulamada istisnaen görülmektedir.
Karar internette yayınlanır yayınlanmaz altın/kimya
tesisini işleten NEWMONT yetkilisi basına bir
açıklama yapmış ve bu kararın kendilerinin madenin
yeniden işletmeye açılması girişimlerini
engellemeyeceğini beyan etmiştir. Kararın
açıklanmasına az bir zaman kala ve (Danıştay'ın
gizli Bakanlar kurulu kararnamesinin yürütmesini
durdurması ve işletmenin mühürlenmesinden 15 gün
sonra) Çevre Bakanlığı 26/8/2004 gününde ÇED
Yönetmeliği ek maddelerine dayalı olarak işletmeye
yeniden faaliyet izni vermiştir. Bunun üzerine İzmir
Valiliği eşgüdümündeki tüm resmi daireler yeniden
izin, onay, ruhsat üretmeye başlamışlardır.
15 yıldır tüm hukuki girişimlerini ve davaları
gönüllü olarak yürüten İzmir Barosuna kayıtlı bir
grup avukat, bu defa önce Dışişleri Bakanı Gül ile
Çevre ve Orman Bakanı Pepe’yi ‘’Strasbourg kararına
saygılı olmaları için’’ uyarmışlar ve taleplerine
hiçbir yanıt alamamaları ve de tesisin açılması
işlemlerinin devam etmesi karşısında Avrupa Konseyi
ve Avrupa Birliğinin yetkili organlarına gerekli
başvuruları yapmışlardır.
Anayasanın yeni değişen 90.maddesi ile Avrupa İnsan
Hakları Sözleşmesinin 1,19,46 Maddeleri ile Viyana
Antlaşmalar Sözleşmesinin 27.maddesi ve Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesinin kökleşmiş kararları
uyarınca Hükümet tarafından hiçbir tereddüde yol
açmayacak biçimde uygulanması gereken Strasbourg
Mahkemesinin 10/11/04 gün ve 46/11799 no lu
kararından önemli gördüğüm paragrafları aşağıya
çıkarmayı uygun buldum;
Par.112; "Çok sayıda inceleme, altın
madeni ocağının içerdiği riskleri ortaya koymuş ve
Danıştay’da bunlara dayanarak 13 Mayıs 1997 tarihli
kararında faaliyete izin veren kararın kamu yararına
uygun olmadığı sonucuna varmıştır. Danıştay’a göre,
altın madeni ocağının coğrafi konumundan ve bölgenin
toprak ve zemin özelliklerinden dolayı, maden
ocağında sodyum siyanür kullanımı , çevreyi, çevre
halkının sağlıklı yaşam haklarını ve çevre
güvenliğini tehlikeye koyabilen bir tehdit
oluşturmakta ve işletmeci şirketin taahhüt ettiği
çevre güvenlik önlemleri de böyle bir faaliyetin
içerdiği riski ortadan kaldırmak konusunda yetersiz
kalmaktadır."
Par.117; "Mahkeme, uyuşmazlık konusu
olayla ilgili olarak, Ovacık altın madeni ocağına
izin verme konusunda yetkililerin aldığı kararın
Danıştay tarafından iptal edildiğine dikkati çeker.
(.)"
Par.126; "Mahkeme, davalı Devletin,
Sözleşmenin 8.maddesini dikkate almadan, davacıların
özel ve ailevi yaşamlarına saygı gösterilmesini
talep hakkına ilişkin güvenceleri sağlama
yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirlemektedir."
Par.136; "Diğer taraftan Başbakanlığın
talimatları ile verilen bakanlık izinleriyle
13/04/2001 tarihinde başlayan deneme üretimi
faaliyetlerinin hiçbir yasal dayanağı yoktur. Bu
durum yukarıda belirtilen yargı kararlarıyla da
ortaya konulduğu gibi, yargı kararının arkasına
dolanılması anlamına gelmektedir. Böyle bir durum,
hukukun üstünlüğü ve hukuk güvenliği ilkesinin
dayandığı hukuk devleti ilkesine aykırılık
oluşturmaktadır."
Par.144; "Mahkeme, Sözleşmenin
ihlalinin davacılar açısından dikkate değer ve
önemli bir zarara yol açtığını kabul etmektedir.
İzin işleminin iptal edildiği mahkeme kararının,
Hukuk Devletinin temel ilkelerinin çiğnenmesi
pahasına uygulanmadığı tespit edilmiştir. Böylece,
başvuru sahipleri, idari makamların bu mahkeme
kararına uymasını sağlayabilmek için , merkezi
otoritenin çok sayıda işlemine karşı çeşitli
başvurularda bulunmak ve böylelikle oluşan zor yaşam
koşullarına katlanmak zorunda kalmışlardır. Böyle
bir zararı tam olarak belirleyebilmek mümkün
değildir. Ancak, adalet gereği, mahkeme her davacıya
3000 Euro tutarında bir tazminat takdir etmektedir."
Strasbourg Mahkemesinin, temelde Danıştay 6.
Dairesinin 97/98 kararına dayalı olarak
başvurucuların AİHS’nin 8 ve 6.maddelerinin ihlaline
ilişkin kararının gerekçesi son derece açıktır.
NEWMONT şirketi, bu karara uymayacağı yolunda
açıklamalar yaparken yetkili Dışişleri Bakanı Gül ve
Çevre ve Orman Bakanı Pepe, üç maymunları
oynamaktadırlar.
Hükümet, Danıştay kararlarına dayanan Strasbourg
kararını uygulamadığı ve madeni yeniden işletmeye
açtığı takdirde neler olacaktır?
Her şeyden önce, Türkiye’nin uluslar arası
prestijine büyük bir darbe vurulacak ve olay Avrupa
Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından izlemeye
alınacak ve Konsey’den çıkarmaya kadar varacak bir
süreç başlayacaktır.
Yörede altın/kimya tesisinin risk yarattığı bölgede
yaşayan yaklaşık 8000 yurttaşın, bu davada alınan
kararı emsal göstermek suretiyle, sürekli ihlal
durumuna dayanarak iç hukuk yollarını tüketmeden,
doğrudan Strasbourg Mahkemesine başvurmak ve
sözleşmenin ihlalinin tespiti ile maddi/manevi
tazminat talep etme hakları doğacaktır. Çünkü,
Strasbourg kararının dayandığı 97/98 Danıştay
kararında 20 ile 50 yıl sonra ortaya çıkacak
risklerden bahsedilmekte ve şirketin aldığı güvenlik
önlemlerinin riskleri ortadan kaldırmadığı
vurgulanmaktadır. Çünkü, 1998 ile 2004 yılları
arasında devam eden Strasbourg yargılamasında davalı
Hükümet ve Normandy şirketi, ‘’Danıştay kararında
bahsedilen risklerin giderildiğini, ve işletmenin
çevreye ve sağlığa zarar vermeden çalışacağına dair
iddiaları içeren binlerce sayfalık rapor/belgeyi
mahkemeye sunmuşlardır.
Strasbourg Mahkemesi her iki tarafın sunduğu
belgelere ve mahkeme kararlarına dayalı olarak ihlal
kararı vermiştir. Bu durumda Çevre ve Orman
Bakanlığının madeninin yeniden işletmeye açılmasına
ilişkin girişimlerini ve İzmir Valiliğinin yeniden
imar durumu ve inşaat ruhsatı verme işlemlerini
derhal durdurmaları gerekmektedir.
Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin HUKUK DEVLETİ ilkesi
uyarınca mahkeme kararlarının gereklerini
tereddütsüz ve seri biçimde uygulamasını ve artık
Strasbourg kararı ile de de tescil edilen ‘’yargı
kararlarının arkasına dolanma geleneğinden’’
vazgeçmesini temenni ediyoruz. Aksi takdirde GUGUK
DEVLETİ olarak anılmaya mahkumuz.
12 Aralık 2004,İzmir
|