inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

forum

 

26.04.2005 tarihinde bağlantılar gözden geçirildi ve yeniden düzenlendi

 

 

Strasbourg Mahkemesinin

''Bergamalı Köylülerin Sağlıklı Bir Çevrede Yaşama Haklarının İhlaline"

İlişkin Verdiği 10.11.2004 Günlü Kararının

Hukuksal Değerlendirmesi

Av. Noyan Özkan

(AİHM kararının Türkçe metnini zip formatında indirmek için tıklayınız...)

(AİHM kararının Fransızca metnini *.doc formatında indirmek için tıklayınız...)

 

Bergamalı köylülerin yaklaşık 15 yıldır, çok uluslu altın/kimya şirketlerine (Eurogold-Newmont-Normandy) karşı yürüttükleri ''sağlıklı bir çevrede yaşama hakkı'' mücadelesinde Danıştay 6.Dairesinin (ve İzmir 1.İdare Mahkemesinin)  1997/1998 yılında aldığı karar çok önemliydi. Bu kararla;  yörenin jeolojik ve coğrafi durumu, sodyum siyanür kullanılmasının 20 ile 50 yıl süre ile yöre sakinlerinin yaşamına yönelik risk oluşturması gibi nedenlerle, Çevre Bakanlığının altıncı şirkete verdiği faaliyet izni iptal edildi. Danıştay bu kararında özellikle Anayasanın 17.maddesine (yaşam hakkı) ve 56.maddesine (çevre hakkı) dayandı. Dönemin Başbakanı Mesut Yılmaz ve bazı kabine üyeleri bu kararı zamanında uygulamadıkları için Yargıtay ve Ankara Asliye Hukuk Mahkemesi tarafından tazminata mahkum oldular.

Sonradan, Ecevit Hükümeti; Anayasanın 138.maddesine ve Hukuk Devleti ilkesine aykırı olarak, 2000 yılında bir Başbakanlık Genelgesi ve 2002 yılında gizli bir Bakanlar Kurulu Prensip kararıyla, anılan 97/98 kararlarına karşın altın/kimya tesisinin illegal olarak çalışmasını sağladı.  Yürütme organının, yargıya açıkça müdahalesi ile mahkeme kararları rafa kaldırıldı ve böylece  altın/kimya tesisi 3 yıl süre ile illegal olarak çalıştırıldı. Ancak, 2002 / Gizli Bakanlar Kurulu Prensip Kararının Danıştay tarafından yürütmesinin durdurulması üzerine tesis 10/8/2004 tarihinden bu yana işletmeye kapatıldı.

Türkiye’de yargı kararlarının arkasına dolanılmak suretiyle uygulanamaz hale getirilmesi zaten memur atamalarında, Yatağan ve Gökova  termik santral olaylarında , Dalan/Gökçek belediye İmar kararlarında, gelenek haline gelmişti. Yörede yaşayan 9 köylü yurttaş ve dönemin Belediye Başkanı Sefa Taşkın, 25/9/1998 gününde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi nezdinde yaptıkları başvuruda; yaşam haklarının (Md.2), özel yaşama saygı hakkının (md.8), adil yargılama ilkesinin (md.6) ve etkili yargılama hakkının (13) ihlalinin tespitini talep ettiler.

AİHM’nin yedi yargıçtan oluşan  3.Dairesi, 3/6/2004 tarihinde Strasbourg’ta düzenlenen Duruşmada taraf vekillerini dinlemiş ve 10/11/2004 tarihinde mahkemenin web sitesinde (http://www.echr.coe.int) 29 sayfalık  kararını açıklamıştır. Mahkeme, özet olarak, sözleşmenin 6 ve 8.maddelerinin ihlal edilmiş olduğuna, sözleşmenin 2. ve 13.maddelerine yönelik başvuruların ayrıca incelenmesine gerek olmadığına ve her bir başvurucuya  3000 Euro manevi tazminat ödenmesine karar vermiştir.

AİHM İç Tüzüğü uyarınca Hükümetin, bu kararın Büyük Daire’de incelenmesi için 3 ay içinde 5 hakimden oluşan bir heyete başvuru hakkı vardır. Ancak bu heyetin başvuruyu Büyük Daire’ye sevk etmesi uygulamada istisnaen görülmektedir.

Karar internette yayınlanır yayınlanmaz altın/kimya tesisini işleten NEWMONT yetkilisi basına bir açıklama yapmış ve bu kararın kendilerinin madenin yeniden işletmeye  açılması girişimlerini engellemeyeceğini beyan etmiştir. Kararın açıklanmasına az bir zaman kala ve (Danıştay'ın  gizli Bakanlar kurulu kararnamesinin yürütmesini durdurması ve işletmenin mühürlenmesinden 15 gün sonra) Çevre Bakanlığı 26/8/2004 gününde ÇED Yönetmeliği ek maddelerine dayalı olarak işletmeye yeniden faaliyet izni vermiştir. Bunun üzerine İzmir Valiliği eşgüdümündeki tüm resmi daireler yeniden izin, onay, ruhsat üretmeye başlamışlardır.

15 yıldır tüm hukuki girişimlerini ve davaları gönüllü olarak yürüten İzmir Barosuna kayıtlı bir grup avukat, bu defa önce Dışişleri Bakanı Gül ile Çevre ve Orman Bakanı Pepe’yi ‘’Strasbourg kararına saygılı olmaları için’’ uyarmışlar ve taleplerine hiçbir yanıt alamamaları ve de tesisin açılması işlemlerinin devam etmesi karşısında Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliğinin yetkili organlarına gerekli başvuruları yapmışlardır.

Anayasanın yeni değişen 90.maddesi ile Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 1,19,46 Maddeleri ile Viyana  Antlaşmalar Sözleşmesinin 27.maddesi ve Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesinin kökleşmiş kararları uyarınca Hükümet tarafından hiçbir tereddüde yol açmayacak biçimde uygulanması gereken Strasbourg Mahkemesinin 10/11/04 gün ve 46/11799 no lu kararından önemli gördüğüm paragrafları aşağıya çıkarmayı uygun buldum;

Par.112; "Çok sayıda inceleme, altın madeni ocağının içerdiği riskleri ortaya koymuş ve Danıştay’da bunlara dayanarak 13 Mayıs 1997 tarihli kararında faaliyete izin veren kararın kamu yararına uygun olmadığı sonucuna varmıştır. Danıştay’a göre, altın madeni ocağının coğrafi konumundan ve bölgenin toprak ve zemin özelliklerinden dolayı, maden ocağında sodyum siyanür kullanımı , çevreyi, çevre halkının sağlıklı yaşam haklarını ve çevre güvenliğini tehlikeye koyabilen bir tehdit oluşturmakta ve işletmeci şirketin taahhüt ettiği çevre güvenlik önlemleri de böyle   bir faaliyetin içerdiği riski ortadan kaldırmak konusunda yetersiz kalmaktadır."

Par.117; "Mahkeme, uyuşmazlık konusu olayla ilgili olarak, Ovacık altın madeni ocağına izin verme konusunda yetkililerin aldığı kararın Danıştay tarafından iptal edildiğine dikkati çeker. (.)"

Par.126; "Mahkeme, davalı Devletin, Sözleşmenin 8.maddesini dikkate almadan, davacıların özel ve ailevi yaşamlarına saygı gösterilmesini talep hakkına ilişkin güvenceleri sağlama yükümlülüğünü yerine getirmediğini belirlemektedir."

Par.136; "Diğer taraftan Başbakanlığın talimatları ile verilen bakanlık izinleriyle 13/04/2001 tarihinde başlayan deneme üretimi faaliyetlerinin hiçbir yasal dayanağı yoktur. Bu durum yukarıda belirtilen yargı kararlarıyla da ortaya konulduğu gibi, yargı kararının arkasına dolanılması anlamına gelmektedir. Böyle bir durum, hukukun üstünlüğü ve hukuk güvenliği ilkesinin dayandığı hukuk devleti ilkesine aykırılık oluşturmaktadır."

Par.144; "Mahkeme, Sözleşmenin ihlalinin davacılar açısından dikkate değer ve önemli bir zarara yol açtığını kabul etmektedir. İzin işleminin iptal edildiği mahkeme kararının, Hukuk Devletinin temel ilkelerinin çiğnenmesi pahasına uygulanmadığı tespit edilmiştir. Böylece, başvuru sahipleri, idari makamların bu mahkeme kararına uymasını sağlayabilmek için , merkezi otoritenin çok sayıda işlemine karşı çeşitli başvurularda bulunmak ve böylelikle oluşan zor yaşam koşullarına katlanmak zorunda kalmışlardır. Böyle bir zararı tam olarak belirleyebilmek mümkün değildir. Ancak, adalet gereği, mahkeme her davacıya 3000 Euro tutarında bir tazminat takdir etmektedir."

Strasbourg Mahkemesinin, temelde Danıştay 6. Dairesinin 97/98 kararına dayalı olarak başvurucuların AİHS’nin 8 ve 6.maddelerinin ihlaline ilişkin kararının gerekçesi son derece açıktır. NEWMONT şirketi, bu karara uymayacağı yolunda açıklamalar yaparken yetkili Dışişleri Bakanı Gül ve Çevre ve Orman Bakanı Pepe, üç maymunları oynamaktadırlar.

Hükümet, Danıştay kararlarına dayanan Strasbourg kararını uygulamadığı ve madeni yeniden işletmeye açtığı takdirde neler olacaktır?

Her şeyden önce, Türkiye’nin uluslar arası prestijine büyük bir darbe vurulacak ve olay Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi tarafından izlemeye alınacak ve Konsey’den çıkarmaya kadar varacak bir süreç başlayacaktır.

Yörede altın/kimya tesisinin risk yarattığı bölgede yaşayan yaklaşık 8000 yurttaşın, bu davada alınan kararı emsal göstermek suretiyle, sürekli ihlal durumuna dayanarak iç hukuk yollarını tüketmeden, doğrudan Strasbourg Mahkemesine başvurmak ve sözleşmenin ihlalinin tespiti ile maddi/manevi tazminat talep etme  hakları doğacaktır. Çünkü, Strasbourg kararının dayandığı 97/98 Danıştay kararında 20 ile 50 yıl sonra ortaya çıkacak risklerden bahsedilmekte ve şirketin aldığı güvenlik önlemlerinin riskleri ortadan kaldırmadığı vurgulanmaktadır. Çünkü, 1998 ile 2004 yılları arasında devam eden Strasbourg yargılamasında davalı Hükümet ve Normandy şirketi, ‘’Danıştay kararında bahsedilen risklerin giderildiğini, ve işletmenin çevreye ve sağlığa zarar vermeden çalışacağına dair iddiaları içeren  binlerce sayfalık rapor/belgeyi mahkemeye sunmuşlardır.

Strasbourg Mahkemesi her iki tarafın sunduğu belgelere ve mahkeme kararlarına dayalı olarak ihlal kararı vermiştir. Bu durumda Çevre ve Orman Bakanlığının madeninin yeniden işletmeye açılmasına ilişkin girişimlerini ve İzmir Valiliğinin yeniden imar durumu ve inşaat ruhsatı verme işlemlerini derhal durdurmaları gerekmektedir.

Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin HUKUK DEVLETİ ilkesi uyarınca mahkeme kararlarının gereklerini tereddütsüz ve seri biçimde uygulamasını ve artık Strasbourg kararı ile de de tescil edilen ‘’yargı kararlarının arkasına dolanma geleneğinden’’ vazgeçmesini temenni ediyoruz. Aksi takdirde GUGUK DEVLETİ olarak anılmaya mahkumuz.

 12 Aralık 2004,İzmir