inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

forum

 

05.01.2005 tarihinde gözden geçirildi ve düzenlendi

 

 

 

Ömür Biter ''Bergama Davaları" Bitmez

 

Av. Arif Ali Cangı

cangi@cangi.av.tr

 

İzmir Bergama-Ovacık siyanür liçi yöntemiyle altın madeni/kimya işletmeciliği ile ilgili yaklaşık 15 yıldan bu yana toplumsal, bilimsel ve hukuksal alanda mücadele verilmektedir. Bu mücadelede pek çok örnek olay, pek çok ‘ilk’ yaşandı.

  • Hiçbir şiddete bulaşmadan, tüm dünyanın ilgisini çeken ve olumlanan bir köylü hareketi yaşandı, örnek bir toplumsal mücadele yürütüldü.

  • Örnek bir hukuksal mücadele yürütüldü, örnek mahkeme kararları alındı.

  • Hukuk devleti ve hukukun üstünlüğü ilkeleri ile hiç bağdaşmayan kötü idari uygulamalar yaşandı…

Bergama-Ovacık Altın Madeni’nin öyküsü, kısaca uygulanmayan mahkeme kararlarının öyküsü. Çok uluslu şirketlerin Türkiye İktidarı üzerindeki etkilerinin çok açık görülebildiğinin bir öyküsü. Öyle görülüyor ki oradaki altın rezervi bitmeden, sonu gelmeyecek bir mücadelenin öyküsü.

Öykünün Yargısal sürecine özet bakacak olursak;

Çevre Bakanlığının, Eurogold firmasına siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki ÇED olumlu görüşünün iptali amacıyla Bergamalı 652 yurttaş tarafından, 1994 yılında İzmir İdare Mahkemelerinde davalar açıldı. Uzun zamana yayılan yargılama süreci sonunda, davacı yöre yurttaşlarının istemleri, Danıştay 6. Dairesi’nin 13 Mayıs 1997 tarih ve 1996/5477 E. - 1997/2312 K. sayılı bozma kararı doğrultusunda, İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin 15 Ekim 19997 Tarih ve  1997/636-877 sayılı kararı ile kabul edildi. Karar, Danıştay’ın denetiminden de  geçerek kesinleşti. Söz konusu mahkeme kararı, “sağlıklı çevrede yaşama hakkı”nı değerlendiren örnek bir karardır. “Yaşam hakkı”nı düzenleyen Anayasa’nın 17. maddesi ile “sağlıklı çevrede yaşama hakkı”nı düzenleyen 56. maddesine dayanılarak verilen kararda özetle; “…Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve bilirkişi raporlarında da öngörülen olası risk faktörleriyle çalışan ve bu riskin gerçekleşmesi halinde doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki işlemde kamu yararına uygunluk bulunmamaktadır…” denilmekteydi.

Bundan sonraki süreçte gerek ulusal mahkemelerde, gerekse AİHM’ndeki yargılamalarda esas alınan karar,  bu karar.Bu karar uygulanmadı, her fırsatta aşılmaya çalışıldı, çalışılıyor.

Bu kararı aşmak için, ilk olarak TÜBİTAK tarafından oluşturulan kurula rapor hazırlattırıldı. Bu rapora dayanılarak, söz konusu “işletmenin faaliyeti halinde insan ve çevre sağlığı için oluşturabileceği risklerin kabul edilebilir seviyeye çekildiği” ileri sürüldü ve “ülkenin ekonomik çıkarları” gerekçe gösterilerek, madenin faaliyetine olanak sağlanması yolunda Başbakanlık tarafından emir verildi.

Hocamız, Prof Dr. Ülkü Azrak’ın deyimi ile bu emirde, “yargı kararına karşı apaçık bir direnme”  söz konusuydu. Biz bu emre kısaca “kanunsuz emir” dedik.

Başbakanlığın kanunsuz emri üzerine Sağlık Bakanlığı şirkete 1 yıllık deneme izni verdi, Orman Bakanlığı da orman alanını tahsis iznini uzattı.

Bu kanunsuz emir ile bu emir üzerine Bakanlıkların yaptığı işlemler aleyhinde açılan davalarda verilen yürütmeyi durdurma ve esas hakkındaki kararlarda kısaca; “…(dava konusu işlem)kesinleşmiş yargı kararının uygulamada değiştirilmesi sonucunu ortaya çıkarmıştır ki, bu durumun hukuk devleti ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır…” dendi. İlk başlangıçta verilen Çevre Bakanlığının izninin iptal edilmesi üzerine, aynı faaliyete yönelik yapılan her işlemde , hukuka aykırılığı anlatabilmek için söylenecek sözün özü buydu.

Baktılar bu iş, bakanlıkların izni ile olmuyor, üstelik bakanlıkların işlemlerinde imzaları olan bürokratların cezai ve hukuki sorumluluklarının doğması olasılığı var, cezai yönden sorumsuz olan üstelik daha etkili olur düşüncesiyle Bakanlar Kurulu’na karar aldırdılar. 57. Koalisyon Hükümeti (Ecevit/Bahçeli/Yılmaz) bu istemi, hiç duraksamadan yerine getirdi. Alınan Bakanlar Kurulu  kararı herkesten gizlendi, dönemin DSP Milletvekili Ali Arabacı dahi kararı elde edemedi. Herkesten gizlenen Bakanlar Kurulu Kararı, AİHM’nin istemesi üzerine, geçtiğimiz Kasım ayında sona eren başvuru dosyasına gönderildi, AİHM de başvuruculara gönderdi. Türkiye kamuoyu bu sayede bu ünlü kararı gördü. Bu kararın gerekçesi de “ülkenin ekonomik çıkarlarıydı”.

Burada “ülkenin ekonomik çıkarı” gerekçesi üzerinde kısaca durmak istiyorum.

Çok yakın zamanda yürürlüğe giren iki yasayı anımsayalım;

  • 5 Haziran (Dünya Çevre Günü) 2004 tarihinde yürürlüğe giren, 5177 Sayılı, Maden Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Yasa ile Altın Madencilerinden, devlet hakkı olarak; “ruhsat sahibi tarafından beyan edilen” ocak başı satış fiyatı  tutarının %2'sinin alınacağı, ürettiği madeni yurt içinde ve kendi tesisinde işlemesi halinde, üretimde değerlendirilen maden miktarı için alınması gereken Devlet hakkının %50'sinin alınmaması düzenlendi...

  • Bununla da yetinilmedi; 16.07.2004 tarih ve 5228 Yasanın 14.maddesi ile, 3065 Sayılı Katma Değer Vergisi Kanunu'nun “KDV'ne tabi olmayan teslim ve hizmetleri” düzenleyen 13. maddesi'nin c bendine yapılan ekle;  "Altın, gümüş ve platin ile ilgili arama, işletme, zenginleştirme ve rafinaj faaliyetleri ile 6326 sayılı Petrol Kanunun hükümlerine göre yapılan petrol arama faaliyetlerine ilişkin olmak üzere, bu faaliyetleri yürütenlere yapılan teslim ve hizmetler" KDV'nden muaf tutuldu.

Bu yasal düzenlemeler karşısında, kimin çıkarı diye sormak gerek.

Bu parantezden sonra öykümüze dönelim. Bakanlar Kurulu’nun gizlenen kararı hakkında iki ayrı dava yürütüldü.

Birincisi İzmir Barosu’nun davası ki, davada bir türlü esasa girilemedi. Önce kamuoyundan gizlenen işlem eklenmediği için dava reddedildi, bu karar İdari dava Daireleri Genel Kurulu tarafından bozuldu, ardından Baronun ehliyeti olmadığından dava reddedildi. Bu karar da Genel Kurul tarafından bozuldu. Baronun bu dava serüveni ve alınan kararların değerlendirmesi ayrı bir yazı konusu olabilir.

Bakanlar Kurulu Kararı hakkında yurttaşlar tarafından açılan davada, davanın açılmasından yaklaşık  2 yıl sonra, Danıştay 6. ve 8. Daireleri ortak heyetle toplandı ve 23 Haziran 2004 tarihinde yürütmeyi durdurma kararı verildi. Bu karar üzerine konu yeniden tartışılmaya başlandı ve 19 Ağustos 2004 günü maden mühürlendi.

Maden deneme üretimi adı altında Nisan 2001’de üretime başladı ve 19 Ağustos 2004 tarihine kadar hukuka aykırılığı mahkemelerce karar verilen işlemlere dayanılarak çalıştı. Siz yine bu devletin, “hukuk devleti” olduğunu söyleyin…

Bu arada; Çevre Bakanlığı'nın işleminin mahkemece iptal edilmesine karşın, bu mahkeme kararının uygulanmaması nedeniyle, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edildiği gerekçesiyle, Sefa Taşkın, Tahsin Sezer, M.Ali Karacaoğlu, Günseli Karacaoğlu, Muhterem Doğrul, İbrahim Dağ, Ali Duran, Ayşe Öçkan, Sezer Öçkan, Hasan Geniş tarafından AİHM’ne başvurulmuştu.  Başvuru ile ilgili AİHM tarafından kabul edilebilirlik kararı verilmesinin ardından  3 Haziran 2004 tarihinde duruşma yapılmıştı. AİHM, başvuruya ilişkin kararını, 10 Kasım 2004 günü  açıkladı. Özet olarak; Bergama’da ; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Adil Yargılanma Hakkını koruyan 6/1. maddesi ile yine Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Özel ve Aile Yaşamına Saygı Hakkını koruyan 8. maddesi  ihlal edilmiştir.

Bergama-Ovacık’ta, siyanür liçi ile altın madeni ve kimya tesisinin faaliyetine olanak sağlayan işlemlerin, hukuka aykırı olduğu  AİHM’nin bu kararı ile kabul edilmişti. Ama ne gam, yine bir yolu bulunur, mahkeme kararlarının arkasından dolanılabilirdi.  Çünkü söz konusu olan “ülkenin ekonomik çıkarları” idi. Gerisi, hepsi boş şeylerdi..

Yaşanan yargısal süreç sonunda; mahkeme kararları gereğince; söz konusu maden/kimya işletmesinin faaliyetinin temelli durdurulması, faaliyetine olanak  sağlayan tüm izin ve işlemlerin geri alınması,  işletme sonucunda  yörede meydana gelen çevre kirlenmesi ve bozulmanın tespit edilmesi, iyileştirme çalışmalarına başlanması, bu çalışmalar için yapılacak harcamanın kirletene ödetilmesi gerekirken, bir kez daha mahkeme kararları yok sayılarak, altın madeninin çalıştırılması süreci başlatıldı.

İlk olarak, Çevre ve Orman Bakanlığı tarafından, madenin mühürlenmesinin üzerinden 8 gün sonra, 27.08.2004 tarih ve 6524-46062 sayılı kararla, “Nihai Çevresel Durum Değerlendirme Raporu ve eklerinde belirtilen hususlara uyulmak kaydıyla işletmenin faaliyetinde sakınca olmadığına karar verildi”.

Çevre ve Orman Bakanlığı’nın bu işlemi hakkında  iki ayrı dava açıldı.

  • Birincisi ; Av. Arif Ali Cangı, Av. Noyan Özkan ve Av. Ömer Erlat tarafından açılan İzmir 1.İdare Mahkemesi’nde dava,

  • Diğeri; “1342 Bergamalı Köylüsü, Av. Senih Özay, Av. Murat Fatih Ülkü, Av. Cem Nemutlu, Av. Eren İlhan Güney, Av. Tevfik Barbaros Ulutaş, Av. Cem Erkat, Av. Mehmet Horuş, Duygu Hatipoğlu, Mustafa Aldemir, TMMOB Metalurji  Mühendisleri Odası, TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Halkevleri Derneği, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, TMMOB Ziraat Mühendisleri Odası, Disk Dev-Maden-Sen”den oluşan davacılar tarafından Bakanlığın işlemi ile birlikte ÇED Yönetmeliği’nin ilgili hükümlerinin iptali için Danıştay’da açılan dava.

Şimdi, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın 27.08.2004 tarihli “faaliyette sakınca yok” kararı üzerine, daha önce iptal edilen imar planları yeniden gündeme geldi.

Madenci Şirketin bu yöndeki talebi, eşine pek rastlanmayan bir hızla değerlendirmeye alındı. Bayındırlık ve İskan İzmir İl Müdürlüğü çalışmalarını tamamladı, dosyayı İzmir Valiliği’ne gönderdi. Hazırlanan planlar, İzmir Valiliği İl İdare Kurulu tarafından 27.10.2004 tarihinde uygun görüldü. Valilik oluru ve ardından askıya çıkarılması beklenmeye başlandı. Biz bilgi beklerken, işler yine gizliden gizliden yürütüldü. Aldığımız bilgiye göre; güya 02 Kasım 2004 tarihinde Bergama Kaymakamlığı’nda askıya çıkmış, 02 Aralık 2004 tarihinde hiçbir itiraz olmadan askıdan indirilmiş. Bergama’da yaşayanlar yurttaşlar, “bu süre içinde sürekli olarak Kaymakamlığın ilan panolarını kontrol ettikleri halde askıda böyle bir şey göremediler.

Öyle ki; İzmir Valiliği’nden gelen 02.12.2004 tarihli yazıda “Bergama-Ovacık Altın Madeninin faaliyetinin 19.08.2004 tarihinde durdurulduğu, o gün itibariyle valilikte firmayla ilgili devam eden herhangi bir işlem olmadığı…” belirtiliyor, askıya çıkan ve askıdan inen imar planlarından hiç söz edilmiyor.Yine İzmir Valiliği Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü tarafından gönderilen ve 08.11.2004 tarihini taşıyan yazıda da  imar planlarının askıya  çıkartıldığından söz edilme gereği duyulmuyor.

Özet olarak, yine gizliden gizliden işlemler yapıldı. Planların askıya çıktığı ve itirazsız askıdan indiği bilgilerine dolaylı yollardan ulaşabildik ve dava açma süresinin son günü davayı açabildik.

Diğer işlemlerde olduğu gibi; İzmir Valiliği İl İdare Kurulu’nun 27.10.2004 gün ve 2004/229 sayılı kararı ile uygun görülen, İzmir Valiliği’nin 01.11.2004 tarih ve 12982 sayılı oluru ile 02.11.2004 tarihinde askıya çıkartılan "İzmir İli Bergama İlçesi, Çamköy, Newmont – Normandy Madencilik A.Ş.ye ait olan 495, 496, 497, 520, 521, 522, 523, 850, 966, 1001, 1002 nolu parseller ve Ormana ait olan bir kısım araziyi kapsayan alanda Maden İşletme Tesisi amaçlı 1/5000 ölçekli Nazım İmar Planı ve 1/1000 ölçekli mevzi imar planı” nın iptali için de dava açıldı.

Tarih 03.01.2005, Davacıları; TMMOB Çevre Mühendisleri Odası ile İzmir'de yaşayan ve serbest avukatlık faaliyeti yürüten yurttaşlar; Av. Noyan Özkan, Av. Ömer Erlat, Av. Serkan Cengiz, Av. Arif Ali Cangı (kendi adına asaleten, diğer davacılara vekaleten). 31.12.2004 tarihinde de 1000’in üzerinde Bergama Köylüsü de aynı işlemlerin iptali için dava açtı.

İmar Planlarının onaylanmasının ardından Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği gereğince, işletmeye Sağlık Bakanlığı tarafından Açılma Ruhsatı verilmesi gündeme gelecek..

Ömür biter Bergama davaları bitmez. Altın biterse belki…

 04 Ocak 2005,İzmir