|
Ömür Biter
''Bergama Davaları"
Bitmez
Av. Arif Ali Cangı
cangi@cangi.av.tr
İzmir Bergama-Ovacık siyanür liçi
yöntemiyle altın madeni/kimya işletmeciliği ile
ilgili yaklaşık 15 yıldan bu yana toplumsal,
bilimsel ve hukuksal alanda mücadele
verilmektedir. Bu mücadelede pek çok örnek olay, pek
çok ‘ilk’ yaşandı.
-
Hiçbir şiddete bulaşmadan, tüm
dünyanın ilgisini çeken ve olumlanan bir köylü
hareketi yaşandı, örnek bir toplumsal mücadele
yürütüldü.
-
Örnek bir hukuksal mücadele
yürütüldü, örnek mahkeme kararları alındı.
-
Hukuk devleti ve hukukun
üstünlüğü ilkeleri ile hiç bağdaşmayan kötü
idari uygulamalar yaşandı…
Bergama-Ovacık Altın Madeni’nin
öyküsü, kısaca uygulanmayan mahkeme kararlarının
öyküsü. Çok uluslu şirketlerin Türkiye İktidarı
üzerindeki etkilerinin çok açık görülebildiğinin bir
öyküsü. Öyle görülüyor ki oradaki altın rezervi
bitmeden, sonu gelmeyecek bir mücadelenin öyküsü.
Öykünün Yargısal sürecine özet
bakacak olursak;
Çevre Bakanlığının, Eurogold
firmasına siyanür liç yöntemi ile altın madeni
işletilmesine izin verilmesi yolundaki ÇED olumlu
görüşünün iptali amacıyla Bergamalı 652 yurttaş
tarafından, 1994 yılında İzmir İdare Mahkemelerinde
davalar açıldı. Uzun zamana yayılan yargılama süreci
sonunda, davacı yöre yurttaşlarının istemleri,
Danıştay 6. Dairesi’nin 13 Mayıs 1997 tarih ve
1996/5477 E. - 1997/2312 K. sayılı bozma kararı
doğrultusunda, İzmir 1. İdare Mahkemesi’nin 15 Ekim
19997 Tarih ve 1997/636-877 sayılı kararı ile kabul
edildi. Karar, Danıştay’ın denetiminden de geçerek
kesinleşti. Söz konusu mahkeme kararı, “sağlıklı
çevrede yaşama hakkı”nı değerlendiren örnek bir
karardır. “Yaşam hakkı”nı düzenleyen Anayasa’nın 17.
maddesi ile “sağlıklı çevrede yaşama hakkı”nı
düzenleyen 56. maddesine dayanılarak verilen kararda
özetle; “…Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) ve
bilirkişi raporlarında da öngörülen olası risk
faktörleriyle çalışan ve bu riskin gerçekleşmesi
halinde doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı
olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan
siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletilmesine
izin verilmesi yolundaki işlemde kamu yararına
uygunluk bulunmamaktadır…” denilmekteydi.
Bundan sonraki süreçte gerek ulusal
mahkemelerde, gerekse AİHM’ndeki yargılamalarda esas
alınan karar, bu karar.Bu karar uygulanmadı, her
fırsatta aşılmaya çalışıldı, çalışılıyor.
Bu kararı aşmak için, ilk olarak
TÜBİTAK tarafından oluşturulan kurula rapor
hazırlattırıldı. Bu rapora dayanılarak, söz konusu
“işletmenin faaliyeti halinde insan ve çevre sağlığı
için oluşturabileceği risklerin kabul edilebilir
seviyeye çekildiği” ileri sürüldü ve “ülkenin
ekonomik çıkarları” gerekçe gösterilerek, madenin
faaliyetine olanak sağlanması yolunda Başbakanlık
tarafından emir verildi.
Hocamız, Prof Dr. Ülkü Azrak’ın
deyimi ile bu emirde, “yargı kararına karşı apaçık
bir direnme” söz konusuydu. Biz bu emre kısaca
“kanunsuz emir” dedik.
Başbakanlığın kanunsuz emri üzerine
Sağlık Bakanlığı şirkete 1 yıllık deneme izni verdi,
Orman Bakanlığı da orman alanını tahsis iznini
uzattı.
Bu kanunsuz emir ile bu emir üzerine
Bakanlıkların yaptığı işlemler aleyhinde açılan
davalarda verilen yürütmeyi durdurma ve esas
hakkındaki kararlarda kısaca; “…(dava konusu işlem)kesinleşmiş
yargı kararının uygulamada değiştirilmesi sonucunu
ortaya çıkarmıştır ki, bu durumun hukuk devleti
ilkesiyle bağdaşmadığı açıktır…” dendi. İlk
başlangıçta verilen Çevre Bakanlığının izninin iptal
edilmesi üzerine, aynı faaliyete yönelik yapılan her
işlemde , hukuka aykırılığı anlatabilmek için
söylenecek sözün özü buydu.
Baktılar bu iş, bakanlıkların izni
ile olmuyor, üstelik bakanlıkların işlemlerinde
imzaları olan bürokratların cezai ve hukuki
sorumluluklarının doğması olasılığı var, cezai
yönden sorumsuz olan üstelik daha etkili olur
düşüncesiyle Bakanlar Kurulu’na karar aldırdılar.
57. Koalisyon Hükümeti (Ecevit/Bahçeli/Yılmaz) bu
istemi, hiç duraksamadan yerine getirdi. Alınan
Bakanlar Kurulu kararı herkesten gizlendi, dönemin
DSP Milletvekili Ali Arabacı dahi kararı elde
edemedi. Herkesten gizlenen Bakanlar Kurulu Kararı,
AİHM’nin istemesi üzerine, geçtiğimiz Kasım ayında
sona eren başvuru dosyasına gönderildi, AİHM de
başvuruculara gönderdi. Türkiye kamuoyu bu sayede bu
ünlü kararı gördü. Bu kararın gerekçesi de “ülkenin
ekonomik çıkarlarıydı”.
Burada “ülkenin ekonomik çıkarı”
gerekçesi üzerinde kısaca durmak istiyorum.
Çok yakın zamanda yürürlüğe giren iki
yasayı anımsayalım;
-
5
Haziran (Dünya Çevre Günü) 2004 tarihinde
yürürlüğe giren, 5177 Sayılı, Maden Kanunu ve
Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin
Yasa ile Altın Madencilerinden, devlet
hakkı olarak; “ruhsat sahibi tarafından beyan
edilen” ocak başı satış fiyatı tutarının
%2'sinin alınacağı, ürettiği madeni yurt
içinde ve kendi tesisinde işlemesi halinde,
üretimde değerlendirilen maden miktarı için
alınması gereken Devlet hakkının %50'sinin
alınmaması düzenlendi...
-
Bununla da yetinilmedi; 16.07.2004 tarih ve 5228
Yasanın 14.maddesi ile, 3065 Sayılı Katma Değer
Vergisi Kanunu'nun “KDV'ne tabi olmayan teslim
ve hizmetleri” düzenleyen 13. maddesi'nin c
bendine yapılan ekle; "Altın, gümüş ve platin
ile ilgili arama, işletme, zenginleştirme ve
rafinaj faaliyetleri ile 6326 sayılı Petrol
Kanunun hükümlerine göre yapılan petrol arama
faaliyetlerine ilişkin olmak üzere, bu
faaliyetleri yürütenlere yapılan teslim ve
hizmetler" KDV'nden muaf tutuldu.
Bu yasal düzenlemeler karşısında,
kimin çıkarı diye sormak gerek.
Bu parantezden sonra öykümüze
dönelim. Bakanlar Kurulu’nun gizlenen kararı
hakkında iki ayrı dava yürütüldü.
Birincisi İzmir Barosu’nun davası ki,
davada bir türlü esasa girilemedi. Önce kamuoyundan
gizlenen işlem eklenmediği için dava reddedildi, bu
karar İdari dava Daireleri Genel Kurulu tarafından
bozuldu, ardından Baronun ehliyeti olmadığından dava
reddedildi. Bu karar da Genel Kurul tarafından
bozuldu. Baronun bu dava serüveni ve alınan
kararların değerlendirmesi ayrı bir yazı konusu
olabilir.
Bakanlar Kurulu Kararı hakkında
yurttaşlar tarafından açılan davada, davanın
açılmasından yaklaşık 2 yıl sonra, Danıştay 6. ve
8. Daireleri ortak heyetle toplandı ve
23 Haziran 2004 tarihinde yürütmeyi
durdurma kararı verildi. Bu karar üzerine konu
yeniden tartışılmaya başlandı ve 19 Ağustos 2004
günü maden mühürlendi.
Maden deneme üretimi adı altında
Nisan 2001’de üretime başladı ve 19 Ağustos 2004
tarihine kadar hukuka aykırılığı mahkemelerce karar
verilen işlemlere dayanılarak çalıştı. Siz yine bu
devletin, “hukuk devleti” olduğunu söyleyin…
Bu arada; Çevre Bakanlığı'nın
işleminin mahkemece iptal edilmesine karşın, bu
mahkeme kararının uygulanmaması nedeniyle, Avrupa
İnsan Hakları Sözleşmesinin ihlal edildiği
gerekçesiyle, Sefa Taşkın, Tahsin Sezer, M.Ali
Karacaoğlu, Günseli Karacaoğlu, Muhterem Doğrul,
İbrahim Dağ, Ali Duran, Ayşe Öçkan, Sezer Öçkan,
Hasan Geniş tarafından AİHM’ne başvurulmuştu.
Başvuru ile ilgili AİHM tarafından kabul
edilebilirlik kararı verilmesinin ardından 3
Haziran 2004 tarihinde duruşma yapılmıştı. AİHM,
başvuruya ilişkin kararını, 10 Kasım 2004 günü
açıkladı. Özet olarak;
Bergama’da ; Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Adil
Yargılanma Hakkını koruyan 6/1. maddesi ile yine
Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin Özel ve Aile
Yaşamına Saygı Hakkını koruyan 8. maddesi ihlal
edilmiştir.
Bergama-Ovacık’ta, siyanür liçi ile
altın madeni ve kimya tesisinin faaliyetine olanak
sağlayan işlemlerin, hukuka aykırı olduğu AİHM’nin
bu kararı ile kabul edilmişti. Ama ne gam, yine bir
yolu bulunur, mahkeme kararlarının arkasından
dolanılabilirdi. Çünkü söz konusu olan “ülkenin
ekonomik çıkarları” idi. Gerisi, hepsi boş
şeylerdi..
Yaşanan yargısal süreç sonunda;
mahkeme kararları gereğince; söz konusu maden/kimya
işletmesinin faaliyetinin temelli durdurulması,
faaliyetine olanak sağlayan tüm izin ve işlemlerin
geri alınması, işletme sonucunda yörede meydana
gelen çevre kirlenmesi ve bozulmanın tespit
edilmesi, iyileştirme çalışmalarına başlanması, bu
çalışmalar için yapılacak harcamanın kirletene
ödetilmesi gerekirken, bir kez daha mahkeme
kararları yok sayılarak, altın madeninin
çalıştırılması süreci başlatıldı.
İlk olarak, Çevre ve Orman Bakanlığı
tarafından, madenin mühürlenmesinin üzerinden 8 gün
sonra, 27.08.2004 tarih ve 6524-46062 sayılı
kararla, “Nihai Çevresel Durum Değerlendirme Raporu
ve eklerinde belirtilen hususlara uyulmak kaydıyla
işletmenin faaliyetinde sakınca olmadığına karar
verildi”.
Çevre ve Orman Bakanlığı’nın bu
işlemi hakkında iki ayrı dava açıldı.
-
Birincisi ; Av.
Arif Ali Cangı, Av. Noyan Özkan ve Av. Ömer
Erlat tarafından açılan İzmir 1.İdare
Mahkemesi’nde dava,
-
Diğeri; “1342
Bergamalı Köylüsü, Av. Senih Özay, Av. Murat
Fatih Ülkü, Av. Cem Nemutlu, Av. Eren İlhan
Güney, Av. Tevfik Barbaros Ulutaş, Av. Cem Erkat,
Av. Mehmet Horuş, Duygu Hatipoğlu, Mustafa
Aldemir, TMMOB Metalurji Mühendisleri Odası,
TMMOB Çevre Mühendisleri Odası, Halkevleri
Derneği, TMMOB Jeoloji Mühendisleri Odası, TMMOB
Ziraat Mühendisleri Odası, Disk
Dev-Maden-Sen”den oluşan davacılar tarafından
Bakanlığın işlemi ile birlikte ÇED
Yönetmeliği’nin ilgili hükümlerinin iptali için
Danıştay’da açılan dava.
Şimdi, Çevre ve Orman Bakanlığı’nın
27.08.2004 tarihli “faaliyette sakınca yok” kararı
üzerine, daha önce iptal edilen imar planları
yeniden gündeme geldi.
Madenci Şirketin bu yöndeki talebi,
eşine pek rastlanmayan bir hızla değerlendirmeye
alındı. Bayındırlık ve İskan İzmir İl Müdürlüğü
çalışmalarını tamamladı, dosyayı İzmir Valiliği’ne
gönderdi. Hazırlanan planlar, İzmir Valiliği İl
İdare Kurulu tarafından 27.10.2004 tarihinde uygun
görüldü. Valilik oluru ve ardından askıya
çıkarılması beklenmeye başlandı. Biz bilgi
beklerken, işler yine gizliden gizliden yürütüldü.
Aldığımız bilgiye göre; güya 02 Kasım 2004 tarihinde
Bergama Kaymakamlığı’nda askıya çıkmış, 02 Aralık
2004 tarihinde hiçbir itiraz olmadan askıdan
indirilmiş. Bergama’da yaşayanlar yurttaşlar, “bu
süre içinde sürekli olarak Kaymakamlığın ilan
panolarını kontrol ettikleri halde askıda böyle bir
şey göremediler.
Öyle ki; İzmir Valiliği’nden gelen
02.12.2004 tarihli yazıda “Bergama-Ovacık Altın
Madeninin faaliyetinin 19.08.2004 tarihinde
durdurulduğu, o gün itibariyle valilikte firmayla
ilgili devam eden herhangi bir işlem olmadığı…”
belirtiliyor, askıya çıkan ve askıdan inen imar
planlarından hiç söz edilmiyor.Yine İzmir Valiliği
Bayındırlık ve İskan Müdürlüğü tarafından gönderilen
ve 08.11.2004 tarihini taşıyan yazıda da imar
planlarının askıya çıkartıldığından söz edilme
gereği duyulmuyor.
Özet olarak, yine gizliden gizliden
işlemler yapıldı. Planların askıya çıktığı ve
itirazsız askıdan indiği bilgilerine dolaylı
yollardan ulaşabildik ve dava açma süresinin son
günü davayı açabildik.
Diğer işlemlerde olduğu gibi; İzmir
Valiliği İl İdare Kurulu’nun 27.10.2004 gün ve
2004/229 sayılı kararı ile uygun görülen, İzmir
Valiliği’nin 01.11.2004 tarih ve 12982 sayılı oluru
ile 02.11.2004 tarihinde askıya çıkartılan "İzmir
İli Bergama İlçesi, Çamköy, Newmont – Normandy
Madencilik A.Ş.ye ait olan 495, 496, 497, 520, 521,
522, 523, 850, 966, 1001, 1002 nolu parseller ve
Ormana ait olan bir kısım araziyi kapsayan alanda
Maden İşletme Tesisi amaçlı 1/5000 ölçekli Nazım
İmar Planı ve 1/1000 ölçekli mevzi imar planı” nın iptali
için de dava açıldı.
Tarih 03.01.2005,
Davacıları; TMMOB Çevre
Mühendisleri Odası ile İzmir'de yaşayan ve serbest
avukatlık faaliyeti yürüten yurttaşlar; Av. Noyan
Özkan, Av. Ömer Erlat, Av. Serkan Cengiz, Av. Arif
Ali Cangı (kendi adına asaleten, diğer davacılara
vekaleten). 31.12.2004 tarihinde de 1000’in üzerinde
Bergama Köylüsü de aynı işlemlerin iptali için dava
açtı.
İmar Planlarının onaylanmasının
ardından Gayri Sıhhi Müesseseler Yönetmeliği
gereğince, işletmeye Sağlık Bakanlığı tarafından
Açılma Ruhsatı verilmesi gündeme gelecek..
Ömür biter Bergama davaları bitmez.
Altın biterse belki…
04 Ocak 2005,İzmir
|