|
Türkiye’de
İnternet Hukuku ve İnternet Davaları
Barış Günaydın
barisg@anadolu.edu.tr
ÖZET
Bu bildiride İnternet yayıncılığı bakımından
Türkiye’deki yasal düzenlemelere değinilmiştir.
Örnek olay olarak yargılaması sona eren internet
davalarındaki süreçler ele alınıp incelenecektir.
Yeni medya olarak internetteki hukuki sorunlara;
ifade özgürlüğü hakkının yasalara ve hazırlanmakta
olan yasa tasarılarına nasıl yansıdığına yer
verilecektir. Bu bildiri ile Uluslararası
sözleşmeler yanında, İnternet Hukuku’nun tüm dünyada
olduğu gibi Türkiye’de de yaşadığı hukuki ve diğer
sorunları değerlendirmek ve çözüm önerileri
sunabilmek hedeflenmektedir.
TÜRKİYE’DE İNTERNET HUKUKU ve İNTERNET DAVALARI
GİRİŞ
İnternet günümüz kitle iletişim araçları arasında
yerini almıştır. Her geçen gün kullanıcı sayısı
artmaktadır. Türkiye e-devlet projesi ile internet
kullanımını yaşamın her alanına yayma çabasındadır.
İnternet’in; ekonomiden ticarete, iş yaşamı ve
sanayiden devlet kurumlarına, bankalardan
adliyelere, medyadan hastanelere kadar uzanan
kullanım alanları çoğaldıkça tüm dünyada olduğu gibi
Türkiye’de de hukuki sorunlar ortaya çıkmaktadır.
Yasalarda internet ile ilgili hukuki düzenlemelerin
eksikliği ve yetersizliği sorun yaratmaktadır.
İnternet’in yaşamımıza girmesiyle hukuki
düzenlemelerin gözden geçirilmesi ve uluslar arası
sözleşmeler de dikkate alınarak internetin
niteliğine uygun yasalar çıkarılması zorunlu hale
gelmiştir.
TÜRKİYE'DE İLK İNTERNET DAVALARI
1. OLAYLAR VE YARGI SONUÇLARI
1.1- BİRİNCİ OLAY İLK MAHKÛMİYET
1 Haziran 1998, Türkiye internet kamuoyu için önemli
bir tarihtir. 1 Haziran’da Türkiye’de ilk kez
İnternet üzerinde işlenen bir suç sabit bulundu ve
sanık Ali Emre Ersöz TCK’nın 159. maddesinden 10 ay
hapse mahkûm oldu. Reuters’in dünyaya geçtiği news.com
gibi bazı yabancı haber sitelerinde anında verilen
bu gelişmenin aslı şuydu[1]
7 Aralık 1997 Ankara’da bir grup kör insan, bir
arkadaşlarının belediyenin açtığı çukura düşüp
yaralanmasını protesto etmek için gösteri yaparlar,
olay televizyonda haber olur. Gruptakiler belediye
görevlilerince coplanıp dövülür. Aynı gece turk.net’in
forum güncel bölümüne dövülme olayını kınayan bir
mektup gelir. Bu mektubu okuyan Ersöz de klavyenin
başına geçip iki cümleden oluşan bir mektup yazar. O
anda farkında değildir, ama polise yönelik hakaret
sözcükleri içeren mektubunu göndermesiyle birlikte 1
Haziranda mahkumiyetle noktalanacak 6 aylık süreç
başlamıştır. Ersöz Beyoğlu 2. Ağır Ceza
Mahkemesi’ndeki yargılama neticesinde TCK 159.[2]maddesinden
10 ay ağır hapis cezasına çarptırıldı. Cezası
ertelenmiş durumda. 5 yıl içinde bir suç işlerse
cezasını çekmek üzere cezaevine gidecek.
2-İKİNCİ OLAY VE İKİNCİ MAHKÛMİYET
2.1- OLAY
Merkezi İstanbul’da bulunan Yapı Kredi Bankası’nın
yan kuruluşu olan Superonline Uluslar arası
Elektronik Bilgilendirme ve Haberleşme Anonim
Şirketi abonesi olan İnternet kullanıcılarından
gelen yoğun istek üzerine internet ortamında
“FORUM:TARTIŞMA PLATFORMU” sayfası açar. Bu
platformun amacı internet kullanıcılarına hizmet
vermek ve serbest tartışma ortamında her hafta bir
konu seçerek abonesi olan kişilerden gelen yazıları
bu sayfada yayınlamaktır.
Coşkun Ak şirkete bağlı çalışan bir gazetecidir.
Görevi ise İnternette yapılan yayınlarla ilgili
olarak “enteraktif bölümler koordinatörüdür”
26.5.1999 tarihinde başlayan yeni sayfanın, (Forum:
Tartışma Platformunun) konusu ise “TÜRKİYE’DE İNSAN
HAKLARI İHLALLERİ”dir.
Bu sayfaya ilk mesaj 26.5.1999 tarihinde gönderilir.
Mesajı gönderen kişi (Bir insan) rumuzunu kullanır.
Diğer internet kullanıcıları da sayfaya gönderilen
bu yazıya karşılık; tepkilerini dile getiren
görüşlerini gönderirler. Olumlu ve olumsuz tepkiler
sayfada yayınlanır.
Macit Musal isimli kişi de (Bir İnsan) rumuzu ile
gönderilen mesajda suç unsuru bulunduğunu bildiren
karşı mesajını Coşkun Ak’a gönderir ve beğenmediği
(Bir İnsan) rumuzu ile gönderilen yazının sayfadan
silinmesini ikaz eder. Coşkun Ak sayfayı iptal
etmez. Sayfadan (Bir insan) rumuzlu yazıyı
kaldırmaz. Macit Musal Adalet Bakanlığına suç
ihbarında bulunur. Bakanlık suç konusu web
sayfalarının örneklerini C. Savcılığına gönderir.
Dava açılması için hazırlık soruşturması başlatılır.
2.2-İDDİANAME DÜZENLENMESİ VE İDDİA
İstanbul C.Başsavcılığı Basın Bürosunun 1999/280
Esas, 1999/348 iddia numaralı ve 28.07.1999 günlü
iddianamesi ile Coşkun Ak hakkında dava açılmıştır.
İddianame ile yüklenen suç dört defa TCK’nin
159.maddesinin ihlalidir.
İddianame Coşkun Ak’ı suçlar ve sorumluluğunu şöyle
açıklar:
“... ancak sanık Coşkun AK, yazılanlarda suç unsuru
bulunmadığını düşünerek ikaza rağmen internetteki
sahifeyi iptal etmemiş yukarıda arz edilen bir
haftalık sürenin bitmesini beklemiş ve bu süre
içerisinde Anayasal kuruluşları tahkir ve tezyif
eden sözler içeren İnternet sahifesi İnternet
kullanıcılarının istifadelerine açık tutulmakla
suçun unsurları gerçekleşmiş bulunmaktadır.
Ülkemizde internetle işlenen suçlar bakımından yasal
bir düzenleme olmamakla birlikte sanığın durumu,
yazı sahibinin kimliğini açıklamayan mevkute sorumlu
müdürü veya yayınlatan durumuna benzemekte olup suça
konu internet sahifesinin düzenlenmesine önayak
olan, ikaza rağmen bu sahifede yayınlanan mesajları
internet ortamında silmeyen ve internet
kullanıcılarının hizmetine sunan Coşkun Ak’ın bu
sahifede yer alan aşağıdaki sözlerle müsnet suçları
işlediği kanaatine varılmıştır.”
İddianamenin sonraki bölümünde ise; gönderilen
mesajda yazılı bazı bölümler yer almıştır. Mesajda
yer alan bu bölümler iddianamede özetle verilmiş ve
bu sözlere yer verilmiş olmakla Cumhuriyetin, Askeri
Kuvvetlerin, Emniyet Muhafaza kuvvetlerinin,
Adliyenin manevi şahsiyetinin tahkir ve tezyif
edildiği görüşüyle TCK’nin 159.maddesinin dört kere
uygulanarak cezalandırma istenir.
2.3- İKİNCİ OLAYDA YAPILAN SAVUNMADA İNTERNET
SUÇU HAKKINDA TÜRKİYE’DE BİR DÜZENLEME BULUNMADIĞI
İLERİ SÜRÜLMÜŞTÜR
Av. Fikret İLKİZ tarafından yapılan savunmada :
“Kanunsuz suç olmaz” ilkesinden hareketle müvekkil
sanık olmayan bir yasanın ve tanımı yapılmamış bir
“suç” fiilinin faili olarak yargılanmıştır.
İlerleyen teknolojinin her gün gelişmesi karşısında
hukuki mevzuatımızın çözüm bulduğu sorunlar
nedeniyle yeni hukuki sorunlar oluşmakta ve çözümsüz
kalmaktadır Bu durum İnternet’in kendi yapısından ve
hukukumuzun gereken suç tanımlamalarını
yapmamasından kaynaklanmaktadır. O nedenle
iddianamede ileri sürüldüğü gibi sorunun çözümü 5680
sayılı basın Yasasına dayanarak müvekkil sanığın
“sorumlu müdür” gibi kabul edilebilmesine olanak
yoktur (....)
Superonline A.Ş., ise Türkiye’de internet erişimi
sunan, internet ortamında yayıncılık yapan ve
interneti yaygınlaştırmaya çalışan bir kuruluştur.
Superonline A.Ş.’nin yayın bölümünde çalışan
müvekkil sanık Coşkun Ak Enteraktif Bölümler
Koordinatörü olarak görev yapmıştır. Süper Meydan,
Anket, Referandum, VIP ve Süper Chat bölümlerinin
koordinatörü olarak çalışmıştır. Kısaca sadece bu
bölümlerin oluşturulmasında ve koordinesinde görev
yapmıştır. (....)
Superonline’deki Forumlar genel ya da özel bir
başlık altında açılır. “İnsan Hakları İhlalleri” de,
yani bu Forum’da yazılarıyla katılmak isteyen
internet kullanıcılarının bu konu ilgi alanları
içinde ise yazı yazmaları için açılmıştır. Bu forum
sayfasında İnternet ortamında gerçek kimlikler
değil, rumuzlar kullanılır. Yazısını yazan kullanıcı
bir tuşa basarak, yazdığı yazıyı forum alanına
eklemiş olur. Nitekim dava konusu olan yazıda bu
biçimiyle Forum sayfasına gönderilmiştir. Tuşa
basıldığı anda yazı internet üzerinde
yayınlanmaktadır. Kullanıcılar forumlarda
düşüncelerini dile getirir ve diğer kullanıcılarla
tartışabilme olanağını bulurlar. Kendi yazdıkları
yazıya gelen cevapları okuyup, yine anında yanıt
verebilirler. Bunlar da anında online olarak forum
sayfasında yayınlanırlar. Dolayısıyla buradaki
“yayın” eylemi 5680 sayılı Basın Yasasının
3.maddesinde yer alan yayın/neşir fiilinden çok ayrı
bir fiildir. Bu fiilin yukarıda açıklanan niteliği
bakımından yine Basın Yasasının 16.maddesinde
sorumlu müdüre yüklenen sorumluluk açısından farklı
nitelikleri nedeniyle müvekkil sanığın “sorumlu
editör/sorumlu müdür” olarak düşünülmemesi gerekir.
Aksi takdirde bu biçimdeki bir kullanım veya sayfaya
bu kadar kolay ulaşımın getirdiği sonuç ile; bu
sayfaya “Bir insan” rumuzu ile yazı gönderen kişinin
görüşlerini savunmak müvekkil sanığa düşmektedir.
Superonline’de forumlara gelen mesajlarda uygulanan
yöntem ise, foruma gönderilen mesajların belli bir
süre forumda kaldıktan sonra daha fazla yer
tutmamaları ve diğer mesajlara yer açılması için
silinmeleriydi. Zaten forum alanlarına gelen tüm
mesajların okunması da, fiziki olarak imkânsızdır.
Bu davanın yargılama konusunu oluşturan yazı
“Tartışma Platformu” genel başlığı altındaki forum
alanına 26 Mayıs 1999 tarihinde <Birinsan>
rumuzuyla gönderilmiştir. “Türkiye’de İnsan Hakları
İhlalleri” başlıklı, sekiz bölümden oluşan bir yazı
olarak <Birinsan> rumuzuyla sayfada yer alması da
yukarıda açıklanan yöntemle gerçekleşmiştir.
Bu yöntem, müvekkil sanık Coşkun Ak’ın geliştirdiği
bir yöntem değil, Superonline’in uyguladığı bir
ilkedir. Sözü geçen yazı, dört gün yayında kalmış ve
haftalık güncelleme sırasında silinmiştir.
Yukarıda açıklandığı gibi yazı sahibinin kimliğini
saptamak olanaksızdır. Forumlara yazı İnternet
bağlantısı olan her yerden gönderilebilir ve bu yazı
doğrudan doğruya sayfaya girer. Bu yazı için de öyle
olmuştur.
Yazılı basında veya televizyon veya radyoda ise
haberlerin, yorumların, eleştiri yazılarının önceden
görülmesi ve üzerinde yayın fiili bakımından sorumlu
müdürün karar vermesi olanaklıdır. Oysa İnternet
ortamında editörlük görevi olan müvekkil sanık
Coşkun Ak diğer kişiler gibi dava konusu olan yazıyı
diğer internet kullanıcıları gibi yayınlandığında
görebilir, nitekim yayınlandığında görmüştür. Yayın
öncesi yazıların biriktiği herhangi bir yer yoktur.
Uygulanabilecek herhangi bir filtre Superonline
sistemi ve sayfayı işletenler bakımından böyle bir
filtre kullanılamaz ve bu internetin özelliğine de
aykırıdır. Örneğin uzun bayram tatillerinde tatilin
ilk günü foruma konan bir yazı, tatil süresince
yayında kalır. Forum sayfasının editörü bu yazıyı
mesaisinin başladığı zaman diğer kullanıcılar gibi
forum sayfasından okuyabilir. Benzer durum hafta
sonu tatili için de geçerlidir. Cuma akşamı konan
bir yazı pazartesi günü editör tarafından okunur.
Hatta akşam konan bir yazı yayında kalır. Genellikle
internet ortamındaki diğer forum alanlarında da aynı
yöntem geçerlidir. Bunları internetin yazılı
basından farklı olan yanları ve nitelikleridir.
Sonuç olarak, kim tarafından yazıldığının saptanması
veya asli fail olarak yazıyı yazan kişinin de
İnternet ortamında fail olarak yargılanması
olanaksız iken müvekkil sanık katılmadığı; ama
sayfada yayınlanmış bu yazı nedeniyle yasası
bulunmayan ve tanımı yapılmamış bir suçtan dolayı
yargılanmamalıdır.
Ceza Hukuku "Nullum crimen nulla poena sine lege =
Kanunsuz suç ve ceza olmaz" ilkesi üzerine
kuruludur. Bu ilke, ceza hukukunda; kanunda açıkça
hüküm bulunmayan hallerde, var olan hükümlerden yola
çıkarak, yorumla suç ve ceza oluşturulamayacağı
(kıyas yasağı) anlamın da kabul edilmiş bir ilkedir.
Halen yürürlükte bulunan Türk Ceza Kanununun 525/a,
b, c ve d harfli maddeleri; bir elektronik ortamda
program, veri ve unsurların örneğin ele geçirilmesi
veya bozulması gibi suçları düzenlemekte bu suçları
tanımlamaktadır. Ancak internet ortamında işlenen
suçlarla ilgili herhangi bir düzenleme
bulunmamaktadır. İnternet ortamında örneğin
başkasının özel hayatına gerek kişiler, gerekse
veriyi iletme görevi üstlenen (servis sağlayıcılar
gibi) kuruluş ve kurumlar tarafından yapılan
müdahale hali, özel olarak düzenlenip suç tipleri
sayılmamıştır.
Ceza Yasamız, suçun basılı eser niteliğindeki süreli
yayımlarda işlenmesi halinde, yayınevi sahibi ve
yazı işleri müdürünü de sorumlu tutmaktadır.
Tartışılması gereken önemli konulardan birisi ise
örneğin, servis sağlayıcıların sorumluluğunun ne
olacağıdır. Sadece Coşkun Ak’ın sanık sayılması ve
fiili gerçekleştiren gibi yargılanması doğru mudur?
Superonline’in Servis sağlayıcısı olarak taşıyıcı
fonksiyonlarını yerine getirirken, içerik ile ilgili
hukukî bir sorumluluğunun olup olmayacağının
üzerinde durulması gerekir. Örneğin, 1 Ağustos 1997
tarihli Alman "Bilgi ve Haberleşme Hizmetleri
Kanunu"nda düzenleme vardır, ama Türk mevzuatında
herhangi bir düzenleme yoktur.
İnternet ortamındaki iletişim hukuku bakımından suç
ve cezalar ceza hukukunun yukarıda sözü edilen temel
ilkesi dikkate alınarak tanımlar düzenlenmelidir.
Bu dava dosyası bakımından Coşkun Ak hakkında hüküm
verilmesi halinde; yasada suç olarak tanımlanmayan
ve tanımı bulunmayan bir eylem nedeniyle hüküm
verilmiş olarak cezalandırılmış olacaktır.”
2.4.MAHKEME İKİNCİ OLAYDA MAHKÛMİYET KARARI
VERMİŞTİR
İstanbul 4.Ağır Ceza Mahkemesi 1999/225 Esas,
2001/56 Karar ve 27.03.2001 günlü kararı ile Coşkun
Ak hakkında mahkumiyet kararı verir. Mahkeme Coşkun
Ak’ın neden sorumlu olduğunu şöyle açıklar :
“Sanığın Yapı Kredi Bankasının yan kuruluşu olan
Superonline A.Ş.’nin yayın bölümünde enteraktif
bölümler koordinatörü olarak görev yaptığı ve bu
bölümde süper meydan, anket, referandum, chat
bölümlerinin de koordinatörü olduğu ve kendi
sorumluluk alanında süper meydan bölümünde tartışma
genel başlığı altında foruma “bir insan” rumuzu ile
“Türkiye’de İnsan Hakları İhlalleri” başlıklı sekiz
bölümden oluşan bir yazının 26.5.1999 tarihinde
yazılıp yayında forum’un belirlenen süresinde
tutulmuştur. Bir internet kullanıcısı olan Macit
Musal isimli kişi tarafından yazının suç unsuru
içerdiği ve derhal silinmesi konusunda yetkili
kişiye yine internet kanalı ile mesaj gönderdiği,
sanığın silme imkanı olduğu halde silinmemiş ve
bunun üzerine yetkili kişi hakkında Adalet
Bakanlığına suç duyurusunda bulunmuştur.”
Daha sonra mesajın içeriğini inceleyen mahkeme;
Türkiye Cumhuriyetini , Askeri Kuvvetleri, emniyet
muhafaza kuvvetlerini, Adliyenin manevi şahsiyetini
tahkir ve tezyif suçundan ayrı ayrı 1 er yıl ağır
hapis cezası vermiştir.
Verilen her bir yıl ağır hapis cezası ayrı ayrı
TCK’nin 59.maddesi uygulanarak sanığın iyi hali
nedeniyle 1/6 nispetinde indirilerek 10 ay ağır
hapis cezasına çevrilmiştir. Daha sonra ayrı verilen
10 aylık hapis cezaları toplanmış ve Coşkun Ak
hakkında 40 ay ağır hapis cezası verilmiştir. Bunun
üzerine Coşkun Ak ve Avukatı Fikret İlkiz Yargıtay
9’uncu Ceza dairesine temyiz için başvurdu. Yargıtay
9. Ceza Dairesi
-
Gerçeğin kuşkuya yer vermeyecek şekilde
belirlenmesi açısından öncelikle adı geçen
şirkette konumunun ne olduğu, foruma internet
ortamında elektronik posta ile gönderilen
suçlamaya konu yazılara müdahale etme görev ve
yetkisinin bulunup bulunmadığı, müdahale etme
yetkisinin bulunmaması halinde bu yetkinin kime
ait olduğu hususunun ilgili kurumdan gerekli
bilgi ve belgelerle sağlanarak saptanması;
-
Mahkemece üniversitelerin bilgisayar ve ceza
hukuku kürsülerinden seçilecek internet
konusunda uzman bilirkişi kurulu ile keşif
yapılarak Superonline A.Ş.’nin bir servis
sağlayıcı mı, erişim sağlayıcı mı yoksa her iki
fonksiyona birlikte mi sahip olduğu, internet
servis sağlayıcı olması durumunda sahibinin kim
olduğu, ayrıca dava konusu yazının yayımlandığı
forumun ve web sitesi sisteminin bir işletene (moderatör)
bağlı olup olmadığı hususlarının saptanmasından
sonra sanığın hukuki durumunun taktir ve tayini
gerekirken eksik soruşturma ile hüküm kurulması
gerekçeleriyle hükmün bozulmasına oy çokluğu ile
karar vermiştir.
Yargıtay’ın kararı bozmasından sonra davayı yeniden
inceleyen İstanbul 4. Ağır Ceza Mahkemesi bozma
ilamında belirtilen hususların araştırılmasına yer
olmadığını belirterek ve eski kararında direnerek
ancak hapis cezasını 647 sayılı yasa gereğince
günlüğü 5 bin liradan para cezasına çevirerek, sanık
hakkında 6 milyon TL ağır para cezası vermiştir.
Bunun üzerine Coşkun Ak ve Avukatı Fikret İlkiz
yeniden temyize başvurmuşlardı. Bu ikinci temyizde
doya Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda görüşülmüştür.
Ancak Genel Kurul’da olayın internetle ilişkili
olarak bir değerlendirme yapılmaksızın dava
sürecinde yani 09.08.2002 tarihinde Resmi Gazetede
yayınlanarak yürürlüğü giren 4771 sayılı yasa ile
TCK 159’uncu maddesine eklenen “Birinci fıkrada
sayılan organları veya kurumları tahkir ve tezyif
kastı bulunmaksızın, sadece eleştirmek maksadıyla
yapılan yazılı, sözlü veya görüntülü düşünce
açıklamaları cezayı gerektirmez” hükmünün
işletilmesini istedi. Böylece İstanbul 4. Ağır Ceza
Mahkemesince yeniden değerlendirilen dava 24 Nisan
2003 tarihinde sonuca vardı ve Coşkun Ak için
yazının bizzat kendisi tarafından yazılmamış olması
karşısında mahkumiyetine yeterli delil bulunmadığı
ve sanığın yazılan yazıların düşünce ve fikir
özgürlüğü sınırları içerisinde kaldığı sanısı ise
son yapılan ve fikir ve düşünce özgürlüğünün
sınırlarını genişletmeyi uygun gören yasa koyucunun
amacına uygun olarak sanık lehine değerlendirme
yapılarak, sanığın beraatına kararı verildi. Böylece
1999’dan bu yana sürmekte olan Türkiye’nin ilk
Internet davası beraatla sonuçlanmış oldu.
3. DİĞER ÜLKELERDEKİ DAVALAR
Benzer bir davada Almanya’da CompuServe firmasının
eski genel müdürü olan Felix Somm, pornografik
yazıların yayınına yardımcı olduğu gerekçesiyle
hukuki olarak birbiriyle ilişkili olan on üç davada
suçlu bulunmuştur. Münih Bölge Mahkemesinde Mayıs
1998’de iki yıl hapis ve 100.000 Alman Markı para
cezasına çarptırıldı . Bu karar çok tepki çekti ve
Kasım 1999 bir Alman eyalet mahkemesi tarafından
bozuldu. Alman hükümeti bu dava sırasında İnternet
Servis Sağlayıcılarının yükümlülükleriyle ilgili
yasalarına açıklık getirdi. Şimdi Alman 1997
Teleservis Yasası uyarınca “İnternet Servis
Sağlayıcıları, sağladıkları hizmette bulunan yasa
dışı malzemeden, ancak içerikten haberdar iseler ve
söz konusu içeriğin engellenmesi ya da kaldırılması
teknik açıdan mümkünse sorumlu tutulabilirler.”
Bilmeye dayalı yükümlülük şartı, 1996 tarihli
Birleşik Krallık İftira Yasası’nda (Defamation Act
1996) da bulunmaktadır
[3]
4. İFADE ÖZGÜRLÜĞÜ VE İNTERNET YAYINCILIĞI
“Haber vermek hakkı” olayların anlatılması kadar
olaylarla ilgili “görüş” “eleştiri”, “yorum” ve
yaratma haklarını kapsar. Bu açıdan “yorum” ,
“eleştiri”, “yaratma” hakları da genelde “düşünce
açıklamak hakkı” özelde “Haber oluşturma özgürlüğü”
kapsamındadır.[4]
Değinilen hukuksal gerçek, demokratik siyasal
yapının özünü oluşturan “çok seslilik” kuralının
vazgeçilmez, tartışılamaz gereğidir. Aksi düşünülüp,
uygulandığında “tek seslilik”, “resmi siyasal yaşam”
ile uzlaşmaz çelişki oluşturur. Bu açıdandır ki
demokratik düzenlerde, siyasal iktidar “suç
oluşturmak” konusunda sınırlı bir “güç”e sahiptir.
Düşünce açıklamak, haber vermek, halkın öğrenme
hakkını sınırlayıcı “suç tipleri” oluşturamaz, yasa
kuralları özgürlüğü sınırlayıcı yönde uygulanamaz[5]
Demokratik sistemler siyasal katılma, çoğulculuk
esasına bağlı olduğundan kişilerin bilgi edinerek
siyasal/politik tercihlerini daha sağlıklı biçimde
kullanabilmeleri için “özgür haber dolaşımı” önemli
bir öncelik kazanmıştır. “Bilgi edinme” veya “özgür
haber dolaşımı” insanlar için hak olarak, kitle
iletişim araçları da “özgür haber dolaşımı”nın
gerçekleştirilmesini sağlamakla görevli birer araç
olarak kabul edilmiştir. “Bilgi edinme hakkı”
uluslararası bir haktır ve kavram olarak kitle
iletişim araçlarının sağladığı haber akışının bir
ürünü, sonucudur. “Haberleşme/İletişim Özgürlüğü”
ise bilgi edinme hakkı ile elde edilen bilginin
iletilmesini sağlayan süreçtir.[6]
İfade özgürlüğünün ne zaman, nasıl hangi koşullarda
sınırlandırılabileceği veya bir başka deyişle bu
özgürlüğünün kullanılmasının koşullarının neler
olduğu AİHS’nin 10. maddesinin ikinci bölümünde
gösterilmiştir. Öncelikle ifade özgürlüğünün
çerçevesi çizilirken 10. maddenin 10. maddenin
ikinci paragrafında yer alan aşağıdaki ölçütler
önemlidir. Bu özgürlüklerin kullanılması, ödevler ve
sorumluluklar ile yürütülür. Bu özgürlüklerin
kullanılmasının sınırı söz konusudur. Başka deyişle,
kamusal makamlar, bu özgürlüklerin kullanılmasına
müdahalede bulunabilirler[7]
İkinci paragrafta sıralanan sınırlamalar ise şöyle
gösterilmiştir:
-Ulusal güvenlik
-Ülke bütünlüğü
-Kamu emniyeti
-Suç işlenmesi ve düzensizliğin önlenmesi
-Genel sağlığın korunması
-Genel ahlakın korunması
-Gizli bilgilerin açığa vurulmasının önlenmesi
-Başkalarının şöhret ve haklarının korunması
-Yargı organlarının otorite ve tarafsızlığının
sağlanması
Avrupa Komisyonu Bakanlar Komitesince İnternette
İletişim Özgürlüğü Deklarasyonu’nda da belirtildiği
gibi AİHS 10. maddesinde güvence altına alınan temel
hak olarak düşünce ve İfade özgürlüğüne ilişkin üye
devletlerin taahhütleri belirterek, demokratik
ilkelerin aksine siyasal nedenler ya da başka
saiklarla kamunun internet erişimini sağlaması
gerektiği belirtilmiştir.
İnternet sayesinde sağlanan hizmetler için özgürlük
inancı, türlü yerel ve yabancı kaynakların çoğulcu
içeriklerine erişimi için kullanıcı haklarını
garanti etmeye katkı sağlayacağına inanıldığı
belirtilerek, internette iletişim özgürlüğü
insanının saygınlığına, İnsan hakları ve
başkalarının temel hak ve özgürlüklerine, özellikle
küçükler bakımından zarar verecek biçimde olmaması
gerektiğinin altı çizilmiştir.[8]
5. TÜRKİYE'DE MEVCUT YASAL DÜZENLEME
İnternette yayıncılık
esaslarını ve sorumluluk rejimini düzenleyen ayrı
bir yasa olmamasına rağmen, 15.5.2002 tarih 4756
sayılı yasa ile değişik Basın Yasası ek madde 9 “Bu
Kanunun yalan haber, hakaret ve benzeri fiillerden
doğacak maddî ve manevî zararlarla ilgili hükümleri,
bilişim teknolojileri ve internet ortamında sayfa
açılması veya elektronik gazete, elektronik bülten
vb. suretiyle yayınlanan her türlü yazı, resim,
işaret, sesli veya sessiz görüntü ve benzerleri
hakkında da uygulanır.” diyerek internet yayınlarını
basın yasası kapsamında değerlendirmiştir. Ancak
internet yayınları ile işlenen suçların basın suçu
oluşturabilmesi için gerekli unsurları taşımalarına
bağlıdır. Öncelikle basın suçunun oluşabilmesi
bakımından yasanın aradığı basılmış eser ve yayın
unsurları gerçekleşmiş olması şartı aranmalıdır.[9]
Basılmış eserin oluşabilmesi için objektif koşul
olarak fikri bir içeriğe sahip olması ve ayrıca
çoğaltılması aranır, sübjektif koşul olarak ise
yayınlanma amacının var olması gerekir. İnternet
ortamındaki bir web sayfası basın yasası anlamında
basılmış bir eser değildir, web sayfası her ne kadar
fikri bir içerik taşısa da maddi varlık ve çoğaltma
koşulu mevcut değildir. Her ne kadar web sayfasının
yazıcıdan çıktısının alınıp yazılı hale
dönüştürülmesi düşünülse de bu çıktıyı alma iradesi
bizzat o web sayfasını ziyaret eden kullanıcıya
aittir.
[10]Bu nedenle yazılı basın
için öngörülmüş bir kavram olan “basılmış eser”i
internet yayınlarını da kapsar şekilde yorumlamak;
yazılı ve elektronik basın arasındaki niteliksel ve
işlevsel faklılıkların göz ardı edilmesi sonucunu
yaratacak hatalı bir yaklaşımdır.[11]
Ayrıca Basın Yasası’nın 3. maddesinde tanımlanan
neşir fiili; basılmış eserin herkesin görebileceği
veya girebileceği yerlerde gösterilmesi veya
asılması veya dağıtılması veya dinletilmesi veya
satılması veya satışa arzı ile meydana gelir. Bu
anlamda web sayfasındaki yayını “basılmış eser”
saymak ve eylemi “neşir” olarak nitelendirmek de
mümkün değildir. Çünkü daha internet ortamında
oluşan suç teşkil eden eylemlerin kimin tarafından
meydana getirilmiş sayılacağı, yayın fiilinin nerede
gerçekleşmiş olduğu ve nerede bittiği dahi
tartışmalıdır.
SONUÇ VE ÖNERİLER
İnternet’in ortaya çıkardığı hukuki sorunların
çözülmesi için ulusal hukuk kurallarının teknolojik
gelişmelerin gerisinde kalmaması gerekir ancak
internetin sınırları ortadan kaldıran özelliği
gereği, ulusal hukuk sistemleri çerçevesinde
öngörülecek düzenlemelerin pek de etkili
olmayacağını kabul etmek gerekir[12]
İnternet ortamındaki suç kavramını düzenleyen
olasılıklar ve karşılaşılacak yasal sorunların
çözümü için bir yasa olmalıdır ve bu yasada web
sayfasındaki sorumluluklar da belirlenmelidir.
Sorumluluk belirlenirken sorumluluğun öncelikle
-
İnternet ortamında yayın yapan internet
gazetelerinin web sayfasındaki suç içeren veya
hukuka aykırı bilgi sunumu yapan, bilgiyi ve
haberi veren, yazıyı, çizimi yapan gerçek kişiye
(içerik sağlayıcıya)
-
Web sayfasının yer aldığı sitenin sahibine
-
Server, host veya İnternet Servis Sağlayıcı
hukuka aykırı olan veya suç içeren haber, yazı
resim ve çizimden haberdar olmuş ve içeriğin suç
olduğunu biliyor ve eğer teknik olarak yayını
denetleme olanağı varken yayına engel olmamış ve
zararı önleyecek çaba göstermemiş kişi veya
tüzel kişiliğe
ait olacağını belirleyen hukuki sorumluluk sistemi
kurulmalıdır.
Yapılacak yasal düzenlemede internetin diğer kitle
iletişim araçları bakımından kendine özgü (sui
generis) yapısını göz önüne alınarak. Yani tekniği,
alt yapısı, işleyiş biçimi, uluslararası niteliği,
suç yeri ve zamanı, sorumlu olabilecek kişiler vb
yönünden yazılı basındaki yayıncılıkla asla
bağdaşmayan özgün bir yayıncılıktır. Bu noktada
yapılması gereken, internette yayınlarına ilişkin
hukuki çerçevenin, bu yayıncılık türünün, özgün
karakteri ile uyumlu, bağımsız bir yasa
düzenlemesidir.
Sonuç olarak 4676 sayılı yasa ile ilgili
Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer geri gönderme
gerekçesinde ifade ettiği gibi “ İletişim
teknolojisinde bir devrim niteliğindeki internet
yayıncılığının en baskın yönü, düşünceyi açıklama ve
yayma özgürlüğünün, özgün kanaat oluşumunun
günümüzdeki en etkin kullanım alanı olmasıdır.
İnternet ortamındaki yayıncılıkta; hukukun üstün
kılınması, kişilik haklarının korunması ve bunun
yanında da yayın yoluyla düşünce ve ifade özgürlüğü
gibi duyarlı alanların dengelenmesi sorunu ortaya
çıkmaktadır. Bu sorunlar ancak, ifade özgürlüğü esas
alınarak ve yayınlar üzerindeki denetim yargıya
bırakılarak sağlanabilir. Dolayısıyla, internet
yayıncılığına ilişkin ilkelerin ve öteki
düzenlemelerin özel bir yasa ile ile yapılması en
doğru yol olacaktır.
Bu yola gidilmeyerek, yayınların düzenlenmesi
tümüyle kamu otoritelerinin takdirine bırakılması ve
Basın Yasası’na bağlı kılınması internet
yayıncılığının özelliği ile bağdaşmamaktadır.”
Mart 2003
EK
AVRUPA KONSEYİ BAKANLAR KOMİTESİ İNTERNETTE
İLETİŞİM ÖZGÜRLÜĞÜ DEKLARASYONU
COUNCIL OF EUROPE COMMITTEE OF
MINISTERS DECLARATION ON FREEDOM OF COMMUNICATION ON
THE INTERNET
(Adopted by the Committee of
Ministers on 28 May 2003 at the 840th meeting of the
Ministers' Deputies)
The member states of the Council
of Europe,
Recalling the commitment of
member states to the fundamental right to freedom of
expression and information, as guaranteed by Article
10 of the Convention for the Protection of Human
Rights and Fundamental Freedoms;
Considering that freedom of
expression and the free circulation of information
on the Internet need to be reaffirmed;
Aware at the same time of the
need to balance freedom of expression and
information with other legitimate rights and
interests, in accordance with Article 10, paragraph
2 of the Convention for the Protection of Human
Rights and Fundamental Freedoms;
Recalling in this respect the
Convention on Cybercrime and Recommendation Rec(2001)8
on self-regulation concerning cyber content;
Recalling, furthermore,
Resolution No. 1 of the 5th European Ministerial
Conference on Mass Media Policy (Thessaloniki, 11-12
December 1997);
Concerned about attempts to limit
public access to communication on the Internet for
political reasons or other motives contrary to
democratic principles;
Convinced of the necessity to
state firmly that prior control of communications on
the Internet, regardless of frontiers, should remain
an exception;
Considering, furthermore, that
there is a need to remove barriers to individual
access to the Internet, and thus to complement
measures already undertaken to set up public access
points in line with Recommendation No. R (99) 14 on
universal community service concerning new
communication and information services;
Convinced that freedom to
establish services provided through the Internet
will contribute to guaranteeing the right of users
to access pluralistic content from a variety of
domestic and foreign sources;
Convinced also that it is
necessary to limit the liability of service
providers when they act as mere transmitters, or
when they, in good faith, provide access to, or
host, content from third parties;
Recalling in this respect
Directive 2000/31/EC of the European Parliament and
of the Council of 8 June 2000 on certain legal
aspects of information society services, in
particular electronic commerce, in the Internal
Market (Directive on electronic commerce);
Stressing that freedom of
communication on the Internet should not prejudice
the human dignity, human rights and fundamental
freedoms of others, especially minors;
Considering that a balance has to
be found between respecting the will of users of the
Internet not to disclose their identity and the need
for law enforcement authorities to trace those
responsible for criminal acts;
Welcoming efforts by service
providers to co-operate with law enforcement
agencies when faced with illegal content on the
Internet;
Noting the importance of co-operation
between these agencies in the fight against such
content,
Declare that they seek to abide
by the following principles in the field of
communication on the Internet:
Principle 1: Content rules for
the Internet
Member states should not subject
content on the Internet to restrictions which go
further than those applied to other means of content
delivery.
Principle 2: Self-regulation or
co-regulation
Member states should encourage
self-regulation or co-regulation regarding content
disseminated on the Internet.
Principle 3: Absence of prior
state control
Public authorities should not,
through general blocking or filtering measures, deny
access by the public to information and other
communication on the Internet, regardless of
frontiers. This does not prevent the installation of
filters for the protection of minors, in particular
in places accessible to them, such as schools or
libraries.
Provided that the safeguards of
Article 10, paragraph 2, of the Convention for the
Protection of Human Rights and Fundamental Freedoms
are respected, measures may be taken to enforce the
removal of clearly identifiable Internet content or,
alternatively, the blockage of access to it, if the
competent national authorities have taken a
provisional or final decision on its illegality.
Principle 4: Removal of barriers
to the participation of individuals in the
information society
Member states should foster and
encourage access for all to Internet communication
and information services on a non-discriminatory
basis at an affordable price. Furthermore, the
active participation of the public, for example by
setting up and running individual websites, should
not be subject to any licensing or other
requirements having a similar effect.
Principle 5: Freedom to provide
services via the Internet
The provision of services via the
Internet should not be made subject to specific
authorisation schemes on the sole grounds of the
means of transmission used.
Member states should seek
measures to promote a pluralistic offer of services
via the Internet which caters to the different needs
of users and social groups. Service providers should
be allowed to operate in a regulatory framework
which guarantees them non-discriminatory access to
national and international telecommunication
networks.
Principle 6: Limited liability of
service providers for Internet content
Member states should not impose
on service providers a general obligation to monitor
content on the Internet to which they give access,
that they transmit or store, nor that of actively
seeking facts or circumstances indicating illegal
activity.
Member states should ensure that
service providers are not held liable for content on
the Internet when their function is limited, as
defined by national law, to transmitting information
or providing access to the Internet.
In cases where the functions of
service providers are wider and they store content
emanating from other parties, member states may hold
them co-responsible if they do not act expeditiously
to remove or disable access to information or
services as soon as they become aware, as defined by
national law, of their illegal nature or, in the
event of a claim for damages, of facts or
circumstances revealing the illegality of the
activity or information.
When defining under national law
the obligations of service providers as set out in
the previous paragraph, due care must be taken to
respect the freedom of expression of those who made
the information available in the first place, as
well as the corresponding right of users to the
information.
In all cases, the above-mentioned
limitations of liability should not affect the
possibility of issuing injunctions where service
providers are required to terminate or prevent, to
the extent possible, an infringement of the law.
Principle 7: Anonymity
In order to ensure protection
against online surveillance and to enhance the free
expression of information and ideas, member states
should respect the will of users of the Internet not
to disclose their identity. This does not prevent
member states from taking measures and co-operating
in order to trace those responsible for criminal
acts, in accordance with national law, the
Convention for the Protection of Human Rights and
Fundamental Freedoms and other international
agreements in the fields of justice and the police.
TÜRKÇESİ
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi İnternet’te
İletişim Özgürlüğü Deklarasyonu
(28 Mayıs 2003 tarihindeki 840. Delegeler Komitesi
toplantısında, Bakanlar Komitesince kabul
edilmiştir.)
Avrupa Konseyi’nin üye devletleri,
AİHS 10. maddesinde güvence altına alınan temel hak
olarak düşünce ve İfade özgürlüğüne ilişkin üye
devletlerin taahhütleri hatırlayarak;
İnternet’te bilginin serbest dolaşımının ve İfade
özgürlüğünün ve yeniden doğrulanmasını gerekliliğini
göz önüne alarak;
Aynı zamanda AİHS 10. maddesinin 2. fıkrası
uyarınca, düşünce ifade özgürlüğünün diğer yasal hak
ve özgürlüklerle dengelenmesinin gerekliliğinin de
farkında olarak;
Bu açıdan siber içerikle ilgili olarak
self-regülasyon üzerine REC(2001)8 Tavsiye kararını
ve Siber suç Sözleşmesini hatırlayarak;
Buna ilaveten, 11-12 Aralık 1997, Selanik’teki Kitle
İletişim Politikaları konulu 5. Avrupa Bakanlar
Konferansı 1 Nolu kararını hatırlayarak,
Demokratik ilkelerin aksine siyasal nedenler ya da
başka saiklarla İnternet İletişimine kamunun
erişimini sınırlandırma girişimlerinden endişe
duyarak;
Ülke sınırlarına bakılmaksızın, İnternet’teki
iletişimin öncelikli kontrolünün bir istisna olarak
kalması gerektiğini kesin biçimde ifade etme
gerekliliğine inanarak;
Ayrıca internete kişisel erişimin önündeki
engellerin ortadan kaldırılması ve böylelikle yeni
iletişim ve bilgi hizmetleriyle ilgili olarak
topluluğun müşterek görevleri üzerine R(99) 14
sayılı Tavsiye Kararı’na uygun olarak, kamu erişim
noktalarını iyileştirmek için hâlihazırda alınmış
olan önlemlerin tamamlanması konusunda bir ihtiyacın
bulunduğunu göz önüne alarak;
İnternet sayesinde sağlanan hizmetler için özgürlük
inancı, türlü yerel ve yabancı kaynakların çoğulcu
içeriklerine erişimi için kullanıcı haklarını
garanti etmeye katkı sağlayacağına inanarak,
Aynı zamanda servis sağlayıcılarının sadece aktarıcı
konumunda hareket ettiklerinde ya da iyi niyetle
hosting hizmeti sunduklarında veya erişim
sağladıklarında, sorumluluklarını sınırlama
gerekliliğine inanarak,
Bu açıdan 2000/31/EC Avrupa Parlamentosu Direktifi
hatırlatılarak ve 8 Haziran 2000 tarihli Avrupa
Konseyi bilgi toplumu hizmetlerinin belirli hukuki
yönleri üzerine, ve özellikle iç pazardaki
elektronik ticaret (Elektronik Ticaret Direktifi)
hatırlayarak,
İnternet’te iletişim özgürlüğü İnsanının
saygınlığına, İnsan hakları ve başkalarının temel
hak ve özgürlüklerine, özellikle küçükler bakımından
zarar verecek biçimde olmaması gerektiğinin altı
çizilerek,
İnternet kullanıcılarının kimliklerini ortaya
çıkarmama isteklerine saygılı olmak ile hukuku
uygulayacak makamların, ceza yasaları bakımından
sorumlulukların tespitindeki ihtiyaçları bakımından
denge bulunması zorunluluğu göz önüne alınarak,
İnternet’te yasal olmayan içerikle
karşılaşıldığında, servis sağlayıcıların hukuk
uygulayan makamlarla işbirliği çabalarını hoş
karşılayarak,
Bu tür içeriklerle mücadelede bu kurumlar arasındaki
işbirliğini önemine dikkat çekilerek,
İnternet iletişimi alanında aşağıdaki ilkelere bağlı
kalacaklarını bildirmektedirler.
1. İlke: İnternet için içerik kuralları
Üye devletler, İnternet üzerindeki içeriği diğer
içerik dağıtım araçlarına uygulananından daha öteye
giden bir sınırlandırmaya maruz bırakmamalıdırlar.
2. İlke: Self regülasyon ya da co-regülasyon
Üye devletler, İnternetteki yayın içeriğini göz
önüne alarak, self-regülasyon ya da co-regülasyonu
teşvik etmelidirler.
3.İlke: Öncelikli devlet kontrolünün yokluğu
Kamu makamları, ulusal sınırlara bakmaksızın, genel
sınırlandırma ya da filtreleme tedbirleri açısından,
kamunun internette bilgiye yada diğer iletişime
erişimini yoksun bırakmamalıdır. Bu durum,
küçüklerin korunması bakımından, okullar ve
kütüphaneler gibi özellikle küçüklerin erişimine
açık yerlerde küçüklerin korunması için
filtrelemelere engel değildir.
AİHS 10. maddesi, 2. paragrafındaki koruyucu
hükümlere uyulmasıyla şartıyla, yetkili ulusal
otoritelerin internet içeriğinin yasadışılığı
hakkında geçici veya nihai bir karar almış olmaları
halinde, bu açıkça belirlenebilir internet
içeriğinin kaldırılmasını veya alternatif olarak bu
içeriğe erişimin önlenmesine zorlayıcı tedbirler
alabilirler.
4. İlke: Bilgi toplumuna bireylerin katılımındaki
sınırların kaldırılması
Üye devletler, kişiler arasında bir ayrım gözetmeyen
bir ilke ile herkesin makul bir fiyattan İnternet
bilgi ve iletişim hizmetlerine erişimini teşvik
etmeli ve desteklemelidirler. Buna ilaveten örneğin
kişisel web siteleri oluşturmak ve yayınlamak gibi,
kamunun aktif katılımı resmi izin, yada benzer
etkiyi yaratacak gerekliliklere maruz
bırakılmamalıdır.
5. İlke: İnternet yoluyla hizmetlerin sağlanması
özgürlüğü
İnternet yoluyla servislerin sağlanması, yalnızca
kullanılan iletim araçları nedeniyle özel izin
rejimlerine tabi tutulmamalıdır.
Üye devletler, kullanıcıların ve sosyal grupların
farklı ihtiyaçlarını göz önünde bulunduran
servislerin çoğulcu bir biçimde İnternet yoluyla
sunumunu teşvik edecek tedbirleri araştırmalıdırlar.
Servis sağlayıcıların onlara ulusal ve uluslararası
telekomünikasyon ağlarına ayrım yapmaksızın
erişimini garanti eden düzenleyici bir çerçevede
işletim yapmalarına izin verilmelidir.
6. İlke: Servis Sağlayıcıların İnternet
içeriğinden sınırlı sorumluluğu
Üye devletler ne servis sağlayıcıların erişim
verdiği, ilettiği veya depoladığı internet
üzerindeki içeriğin izlenmesi ne de yasal olmayan
faaliyetlerin göstergesi olan olaylar veya
koşulların aktif olarak araştırılması genel
zorunluluğunu servis sağlayıcıların üzerine
yüklememelidirler.
Üye devletler, işlevleri ulusal hukukta
tanımlandığı üzere bilginin iletimi veya internet
erişimin sağlanmasıyla sınırlı olduğunda servis
sağlayıcıların internet üzerindeki içerikten sorumlu
tutulmamalarını temin etmelidirler.
Servis sağlayıcıların işlevlerinin daha geniş olduğu
ve 3. kişilerden kaynaklanan içeriği depoladıkları
durumlarda, eğer servis sağlayıcılar onların ( bilgi
veya servislerin ) ulusal hukukta tanımlandığı üzere
yasadışı özelliklerinden veya bir zarara uğrama
iddiası karşısında faaliyetin veya bilginin yasal
olmadığını ortaya çıkaran olaylardan veya
koşullardan haberdar olur olmaz bilgiye veya
servislere erişimi önlemek veya bunları kaldırmak
için süratle hareket etmezlerse, üye devletler
servis sağlayıcıları müşterek sorumlu tutabilirler.
Bir önceki paragrafta belirtildiği üzere servis
sağlayıcıların ulusal hukuk uyarınca
yükümlülüklerini tanımlarken, her şeyden önce
kullanıcıların bilgiye ulaşmadaki benzer hakları
kadar, bilgiyi ulaşılabilir hale getirenlerin ifade
özgürlüğüne de saygı göstermek için yeterli özen
gösterilmelidir.
Her halükarda, servis sağlayıcılardan olanaklı
olduğu ölçüde hukukun ihlalini önlemelerinin veya
sona erdirmelerinin istendiği durumlarda,
sorumluluğun yukarıda bahsedilen sınırlamaları resmi
kararların yayımlanması imkanını etkilememelidir.
7.İlke:Anonimlik
Çevrimiçi gözetime karşı korumayı garantiye almak ve
bilgi ve düşüncelerin özgürce ifadesini çoğaltmak
amacıyla üye devletler, internet kullanıcılarının
kimliklerini açıklamama isteklerine saygı
göstermelidirler. Bu durum, üye devletlerin ulusal
hukuk, AİHS, polis örgütleri ve yargı alanındaki
diğer uluslararası sözleşmeler gereğince gerekli
önlemleri almalarını ve cezai eylemlerden sorumlu
olanların takibatını yapmak amacıyla işbirliği
yapmalarını engellemez.
KAYNAKÇA
-
Aktüel dergisi, 11-17 Haziran 1998, sayı:360.
-
Av. Fikret İlkiz, “3984 Sayılı Radyo ve
Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında
Yasa Tasarısı ve Basın Yasası Değişiklikleri ile
İnternet Yayıncılığı Düzenlemesinin Yaratacağı
Sorunlar”
http://bt-stk.inet.org.tr/rtuk-inet-basin.ilkiz.htm
-
Av. Fikret İlkiz, Kişilik Hakları ve Özel Yaşam
Gazetecilerin Korunması Hak ve Özgürlükleri,
İstanbul Barosu Dergisi Cilt 73
Ocak/Şubat/Mart 1999
-
Dr. Yaman Akdeniz, Leeds Üniversitesi Hukuk
Fakültesi Öğretim görevlisi, Coşkun Ak davası
ile görüşleri,
www.interreks.com
-
Hasan Sınar, İnternet ve Ceza Hukuku, Beta
Yayınevi, İstanbul, 2001
-
Kitle İletişim Özgürlüğü, Prof. Dr. Semih
Gemalmaz, Şubat 1999 İstanbul Baro Gündemi Eki,
-
Türk Basın Hukuku, Çetin Özek, İstanbul 1978.
s.34
-
Türk Ceza Kanunu
-
Yaman Akdeniz, “The Regulation of Pornography
and Child Pornography On the Internet”,
http://elj.warwic
k.ac.ukjilt/internet/1997/97_lakdz , s.8
DİPNOTLAR
[1] Şahin Artan özel haber, Aktüel
dergisi, 11-17 Haziran 1998, sayı:360.
[2] TCK 159/1
“Türklüğü, Cumhuriyeti, Büyük Millet
Meclisini, Hükümetin manevi şahsiyetini,
Bakanlıkları, Devletin askeri veya emniyet
muhafaza kuvvetlerini veya Adliyenin manevi
şahsiyetini alenen tahkir ve tezyif edenler
bir seneden üç seneye kadar ağır hapis
cezası ile cezalandırılır.” (Uyum
yasalarıyla yapılan değişiklik öncesi
düzenleme)
[3] Dr. Yaman Akeniz, Leeds
Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim
görevlisi, Coşkun Ak davası ile görüşleri,
ilk defa interreks.com’da yayınmlanmıştır.
[4] Türk Basın Hukuku, Çeitn Özek,
İstanbul 1978. s.34
[6] Av. Fikret İlkiz, Kişilik Hakları ve
Özel Yaşam Gazetecilerin Korunması Hak ve
Özgürlükleri, İstanbul Barosu Dergisi Cilt
73 Ocak/Şubat/Mart 1999 Sayı 1s;36-72)
[7] Kitle İletişim Özgürlüğü, Prof. Dr.
Semih Gemalmaz, Şubat 1999 İstanbul Baro
Gündemi Eki, Sayfa 59
[9] Aynı yönde bkz. Hasan Sınar,
İnternet ve Ceza Hukuku, Beta Yayınevi,
İstanbul, 2001, s:138
|