Bildiğiniz gibi 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girmeleri ertelenen
aşağıdaki kanunlar 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girecek.
-
26.9.2004
tarihli ve 5235 sayılı
Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri
ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev
ve Yetkileri Hakkında Kanun
-
26.9.2004
tarihli ve 5236 sayılı
Hukuk Usulü Muhakemeleri
Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun
-
26.9.2004
tarihli ve 5237 sayılı
Türk Ceza Kanunu
-
4.11.2004
tarihli ve 5252 sayılı
Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve
Uygulama Şekli Hakkında Kanun
4.12.2004
tarihli ve 5271 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanunu
13.12.2004
tarihli ve 5275 sayılı
Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin
İnfazı Hakkında Kanun
10.2.2005
tarihli 5300 sayılı
Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk
Kanunu
2.3.2005
tarihli ve 5308 sayılı
İş Mahkemeleri Kanunu
2.3.2005
tarihli ve 5311 sayılı
İcra ve İflas Kanununda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun
23.3.2005
tarihli ve 5320 sayılı
Ceza Muhakemesi Kanununun
Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun
30.3.2005
tarihli ve 5326 sayılı
Kabahatler Kanunu
Bu kanunlar içinde
Ceza Muhakemesi Kanunu,
Ceza Muhakemesi Kanununun
Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun,
Türk Ceza Kanunu,
Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun
barolar açısından özellikle önemli. Çünkü CMK ile getirilen
"Uzlaşma" barolara "Uzlaştırıcı Avukat"
görevlendirme yükümlülüğünün yanı sıra avukatlar için "Uzlaştırıcılık"
gibi yeni bir iş yaratmaktadır.
5271 sayılı Ceza Muhakemesi
Kanununun uzlaşma ile ilgili maddeleri aynıyla aşağıdadır;
Uzlaşma
MADDE 253. - (1)
Cumhuriyet savcısı, yapılan soruşturmanın
durumuna göre, kanunun uzlaşma yapılabilmesi
olanağını verdiği hâllerde, faili bu Kanunun
öngördüğü usullere göre davet ederek suçtan
dolayı sorumluluğunu kabul edip etmediğini
sorar.
(2) Fail, suçu ve
fiilinden doğmuş olan maddî ve manevî zararın
tümünü veya bunun büyük bir kısmını ödemeyi veya
zararları gidermeyi kabullendiğinde durum,
mağdura veya varsa vekiline veya kanunî
temsilcisine bildirilir.
(3) Mağdur, verilmiş olan
zararın tümüyle veya büyük bir kısmı itibarıyla
giderildiğinde özgür iradesi ile uzlaşacağını
bildirirse, soruşturma sürdürülmez.
(4) Cumhuriyet Savcısı,
fail ile mağdur arasında uzlaşma işlemlerini
idare etmek, tarafları bir araya getirerek bir
sonuca ulaşmalarını sağlamak üzere, fail ve
mağdurun bir avukat üzerinde anlaşamadıkları
takdirde, bir veya birden fazla avukatın
uzlaştırıcı olarak görevlendirilmesini barodan
ister.
(5) Uzlaştırıcı,
başvurunun yapıldığı tarihten itibaren en geç
otuz gün içinde uzlaşmayı sonuçlandırır.
Cumhuriyet savcısı bir defaya mahsus olmak üzere
bu süreyi otuz gün daha uzatabilir. Uzlaştırma
süresince zamanaşımı durur.
(6) Uzlaşma müzakereleri
gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma sırasında
ileri sürülen bilgi, belge ve açıklamalar
taraflarca izin verilmedikçe daha sonra
açıklanamaz. Uzlaştırmanın başarısız olması
nedeniyle daha sonra dava açılması halinde
uzlaştırma sırasında failin bazı olayları veya
suçu ikrar etmiş olması davada aleyhine delil
olarak kullanılmaz.
(7) Uzlaştırıcı, yaptığı
işlemleri ve uzlaşmayı sağlayıcı müdahalelerini
belirten bir raporu on gün içinde ilgili
Cumhuriyet savcısına sunar.
(8) Zarar, uzlaşmaya uygun
olarak giderildiğinde ve uzlaştırma işleminin
giderleri, fail tarafından ödendiğinde,
kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir.
Mahkeme tarafından
uzlaştırma
MADDE 254. - (1)
Kamu davasının açılması halinde, uzlaşmaya tâbi
bir suç söz konusu ise, uzlaştırma işlemleri 253
üncü maddede belirtilen usule göre, mahkeme
tarafından da yapılır.
(2) Uzlaşmanın
gerçekleşmesi halinde davanın düşmesine karar
verilir.
Birden çok fail
bulunması hâlinde uzlaşma
MADDE 255. - (1)
Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın
birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda,
ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır.
Kanunun metnine baktığımız zaman baro açısından iş zor değil. Cumhuriyet Savcısı ya da dava görülmekte ise
hakim barodan bir avukat görevlendirilmesini isteyecek ve baro da
bir avukatı görevlendirecektir. Görevlendirme demek yerine
"bildirmesini" demek belki daha doğru olurdu. Çünkü maddenin (7)
numaralı paragrafında uzlaştırıcı avukatın raporunu Cumhuriyet savcısına
vereceği belirtilmiş olup baronun avukatın görevini yerine getirip
getirmediği ile ilgili sorumluluğu olmadığı ya da olmayacağı sonucu
çıkmaktadır. Eğer baro görevlendiren makam ise görevin sonucu hakkında
bilgi sahibi olması ve hatta görevin yapılıp yapılmadığını ya da nasıl
yapıldığını takip etmesi gerekirken, belirttiğimiz gibi (7) paragraf
düzenlemesi nedeniyle baronun işinin aslında avukat ismi bildirmekten
ibaret olduğu sonucu çıkmaktadır.
Uzlaştırıcının ücreti ve masrafları ile ilgili konular da
Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun
13. maddesinde belirtilmiş.
Müdafi, vekil ve
uzlaştırıcı ücreti
MADDE 13.
-
Ceza Muhakemesi Kanunu
gereğince, soruşturma ve kovuşturma
makamlarının istemi üzerine Baro tarafından
görevlendirilen müdafi ve vekile, görevin
ifasından doğan masraflar hariç avukatlık
ücret tarifesinden ayrık olarak bu tarifenin
hazırlanış usulüne göre tespit edilecek
ücret ödenir. İleride yargılama giderleri
ile mahkûm olan sanıklardan müdafi ve vekile
ödenen ücreti ödeyebilecek durumda olanlara
Türkiye Barolar Birliğinin rücu hakkı
saklıdır.
-
492 sayılı Harçlar
Kanununa bağlı (1) ve (3) sayılı tarifelere
göre alınan yargı harçlarının %15'i ve idarî
nitelikteki para cezaları hariç olmak üzere
adlî para cezalarının %15'i, bir önceki yıl
kesin hesabına göre tespit edilen toplam
miktar esas alınarak, yılı içinde Maliye
Bakanlığınca Türkiye Barolar Birliği
hesabına aktarılır. Birinci fıkraya göre
ödenecek ücretler bu hesaptan karşılanır.
-
Türkiye Barolar
Birliği tarafından barolar arasında
yapılacak dağıtımın esas ve usûlleri Türkiye
Barolar Birliğince çıkarılacak yönetmelikte
gösterilir.
-
Ceza Muhakemesi
Kanununun 253 üncü maddesinin sekizinci
fıkrası uyarınca uzlaştırma işlemi
giderlerinden olup uzlaştırıcıya ödenecek
ücret de, birinci fıkra uyarınca tespit
edilecek ücret tarifesinde ayrıca
gösterilir.
TBB tarifeleri ve yönetmeliği hazırlayıp yayınlayacak. Sanki işi çok zor
değil, mevcut yönetmeliği ve ücret tarifesini gözden geçirip gerekli
gördüğü eklemeleri yapacak. Bir veya birden fazla avukatın uzlaştırıcı
olarak görevlendirilebileceği de tarifeler düzenlenirken dikkate
alınırsa pek bir sıkıntı olmayacağı söylenebilir. Olasılıkla 2005 yılı Mayıs ayında
yeni tarife ve yönetmelik yayınlamış
olur.
01 Haziran 2005 tarihinden itibaren de Cumhuriyet
savcıları veya hakimler barodan uzlaştırıcı avukat görevlendirmesini
isteyecekler. Baro levhasını açıp istediğiniz avukatı görevlendirirsiniz.
Avukat görevlendirmeyi kabul ettiğinde de mesele yok. Olur biter. Kağıt üzerinde kolay görünüyor.
Sanki, her aşama hiç
sorunsuz ya da şikayetsiz gerçekleşecek ve her kes mutlu olacak gibi.
Bizce pek öyle değil. 1 Haziran 2005'de başlayacak uygulama büyük
olasılıkla arkasından bir sürü hoşnutsuzluğu ve şikayeti
getirebilir. Ankara Barosunun yakın geçmişindeki CMUK servisi ve Adli
Yardım hizmetine bakarak tahmin edilebileceğimizden
de belki daha
fazlasını.
29 Mart 2005 tarihinde gerçekleştirilen
Alternatif Uyuşmazlık Çözümleri panelinde "01 Nisan 2005 için
hazır mısınız?" (O tarihte 1 Nisan'da TCK ve CMK'nın yürürlüğe girmesi
söz konusuydu) sorusuna ilgili kurul ya da merkez başkan ve/veya
yardımcısı tatmin edici cevap verememişti. Bu kurulun ya da merkezin
henüz amaç ve görevinin ne olduğunu da anlayamadığımız için bir önerimiz
ya da eleştirimizde olamayacak. Ancak, anlaşılıyor ki ki Ankara Barosu
yöneticileri ve ilgili olması gerekenler CMK md. 253 ve devamında yer
alan görevin kapsamını 29 Mart 2005 de henüz kavrayamamıştı.
TBB'nin işi zor değil dedik ama, eğer TBB yönetimi Avukatlık Kanunu md.
110 da sıralanan görevlerine atıf yaparak "Kanunların
avukatlara tanıdığı hakların gerçekleşmesine ve yüklediği
görevlerin tam ve şerefli bir şekilde yerine getirilmesine çalışmak
benim görevimdir, bir avukatın uzlaştırıcılığı nasıl yapacağını
bilmesini ve görevini en iyi şekilde yapmasını sağlamalıyız" derse,
konunun üzerine farklı eğilmesi ve çalışmalara öncülük etmesi ve/veya en
azından koordine etmesi gerekecektir ki, tabii işi zorlaşır. Seçim
arifesinde ve seçimlerine 24 gün kalmışken TBB'den böyle bir çabayı
göstereceğini beklemek pek olası değil. Belki seçimlerden sonra. Bu
nedenle 01 Haziran 2005 tarihine hazırlık olarak barolar ne yapacaksa
kendileri yapacaklar.
Özellikle başkanlarının TBB doğal üyesi olması nedeniyle
barolar da TBB seçim atmosferinin tam ortasındalar. Yani belki de 1
Haziran 2005 öncesi için barolardan da pek bir şey beklememek gerek.
TBB ya da barolar ve/veya hepsi beraber karar verip çalışmalara başlasın
ya da başlamasın yapılması gerekenler ve bu yapılması gerekenleri tespit
için cevaplanması gereken sorular var.
Uygulama başlamadan önce bir kaç sorunun doğru cevabı verilebilirse
sıkıntıları ve şikayetleri hafifletebilmek olası;
-
Uzlaştırıcı avukat taraflarla nerede görüşecek
ve nasıl uzlaşma işlemlerini idare edecektir?
-
Baro hangi ölçütlere göre avukatı seçecek ve
görevlendirecektir?
-
Baro bünyesinde görev dağılımı hangi esaslara
göre yapılmalıdır?
-
Uzlaştırıcı avukatın uyması gereken kurallar
nelerdir?
-
Uzlaştırıcı avukatın görevini yerine getirip
getirmediğini kim denetleyecek, kural ihlali
halinde soruşturmayı kim yapacaktır?
-
Görevlendirilecek avukatlar 1 Haziran 2005
öncesinde ve sonrasında "Uzlaştırıcı" ya da
"Arabulucu" eğitimi görmeli mi?
-
Eğer eğitim görmeleri kabul edilirse,
"Uzlaştırıcı" ya da "Arabulucu" eğitimi kaç
saatlik ve nasıl bir programla yapılmalıdır?
-
"Uzlaştırıcı" ya da "Arabulucu" olacak avukatlar
kimler tarafından eğitilmelidir?
"Uzlaştırıcı avukat taraflarla nerede görüşecek ve
nasıl uzlaşma işlemlerini
idare edecektir?" sorusunun cevabını kanun metnini yorumlayarak
bulabilmek olası değil. Bize göre konusu ceza yargılamasını
gerektiren bir anlaşmazlığın kanunla getirilen uzlaştırması için
tarafların görüşmelerinin adliye
binası içinde yapılması uygun olacaktır. Uzlaşma işlemlerinin nasıl
idare edileceği hakkında görüş belirtmiyoruz ve belirtmekte istemiyoruz.
Ancak, hemen belirtelim bu işlemlerin idaresinin avukatların şimdiye
kadarki meslek deneyimleri kapsamında olmadığını söyleyebilmek zor
değil.
"Baro hangi ölçütlere göre avukatı seçecek
ve görevlendirecektir?" sorusu
uzlaştırıcı ya da bir benzeri arabulucu eğitimi görmüş ya da deneyimine
sahip avukat olmadığı ve bulanamadığında önemlidir ki, Türkiye genelinde
mevcut durum da böyledir. Yani, uzlaştırıcı deneyimine sahip ya da bu
konuda belli bir eğitim programına katılmış avukat ya hiç yoktur ya da
parmakla sayılacak kadar azdır. Unutmamak gerekir; Adli Yardım görevini
üstlenen avukat
açısından geçmişte böyle bir sıkıntı yoktu. Çünkü, adli yardım görevini
yerine getirirken avukat taraflardan birini davada temsil ediyor yani
iyi bildiği işi yapıyordu. CMUK hizmeti yerine getirilirken sıkıntı
yaşanmış ve CMUK eğitimleri getirilmiştir. Çünkü, avukatın CMUK hizmeti
içinde ve özellikle gözaltı sırasında yaptığı işin özü "İnsan Hakları"
ihlallerini önlemekti.
"Baro bünyesinde görev dağılımı hangi esaslara
göre yapılmalıdır?" sorusunun cevabı süreç içinde hizmeti üstlenen
meslektaşlar ile baro yönetimi arasında nasılsa bulunacaktır. Doğru ya da yanlış. Adil ya
da değil. Alışılagelmişe uygun olarak ve dengeler(!) filan hesaplanarak bir
yol bulunur.
"Uzlaştırıcı avukatın uyması gereken kurallar nelerdir?" sorusunun
cevabını şimdiden düşünmeye başlamak yerinde olacaktır. Uzlaştırıcının
avukat olacağını kanun belirlemiş. Bir başka meslekten uzlaştırıcı
olması kanun metni değişmediği sürece olası değil. Avukatın meslek
kuralları (bazıları etik kurallar demeyi tercih ediyor) uzlaştırıcı
için düzenlenmemiştir ve uzlaştırıcının ilişkileri açısından eksiktir.
Uygulamanın olduğu diğer ülkelere baktığımızda uzlaştırıcı ve/veya
arabulucu için, avukatın meslek kurallarından farklı düzenlemeler
getirildiğini görüyoruz. Her düzenleme en az bir gereksinimin sonucu
doğmuştur. Uygulaması olan ülkelerde böyle bir gereksinim doğmuşsa,
uygulama başladıktan sonra bizde de gereksinim doğacak demektir.
Uzlaştırıcının uyacağı kuralları belirlemek için şimdiden yola çıkılırsa belki
20. yüzyılın üçüncü çeyreğinden bu yana pek bir değişiklik görmeden
gelen Avukatlık Meslek Kuralları da
gözden geçirilir ve yeniden düzenlenir.
"Uzlaştırıcı avukatın görevini yerine getirip
getirmediğini kim denetleyecek, soruşturmacı avukatın kural ihlali
halinde soruşturmayı kim yapacaktır?" sorusuna açık ve
tartışmaya yer vermeyecek bir cevap verebilmek zor. Yukarıda da
belirttiğimiz gibi kanun metninde yer alan "barodan görevlendirmesini
ister" ifadesi, aynı maddenin (7) numaralı paragrafı ile uyuşmamaktadır. Eğer baro
görevlendiren makam ise, görevin sonucu hakkında bilgi sahibi
olmalı hatta görev verdiği avukatını takip etmelidir. Ancak, "barodan
avukat bildirmesini ister" şeklinde metni düzeltirseniz, görevlendiren
makamın Cumhuriyet Savcılığı ya da mahkeme olacağı tartışmasız
olacağından, baronun avukatını takip yükümlülüğü de kalmayacaktır.
Yasanın mevcut haliyle görevlendiren makam baro olduğu için, görevi ve
görevlendirdiği avukatı takip baronun yükümlülüğüdür.
Kanun metninde
uzlaştırıcı avukatın sadece Cumhuriyet Savcısına rapor vereceğinden
bahsedildiği için uzlaştırıcı avukatın baroya rapor verme yükümlülüğü
olmadığından bahsedebilmek olasıdır. Çünkü, bu konuda avukatlık
kanununun baroya görev veren açık bir hükmü bulunmamaktadır. Esasen "Bir
avukatın geçici olarak görevlendirilmesi" (md. 42) ve "Adli Muzaheret"
(md. 176-181) dışında avukatın benzer görevlendirilmesine ilişkin
avukatlık kanununda bir hüküm bulunmamaktadır. Diğer yandan avukat
olduğundan (yani avukat sıfatı ile) uzlaştırıcı olarak
görevlendirildiği için, uzlaştırıcılık görevini yerine getirmeyen ya da
olması gerektiği gibi yerine getirmeyen uzlaştırıcı avukat hakkında
avukatlık kanununun 62. maddesi uygulanabilir. Madde metni aynıyla
aşağıdadır.
Görevi savsaklama ve kötüye kullanma
Madde 62 -
Türk Ceza Kanununun 294 ve 295 inci maddelerinde
yazılı hallerden başka Her ne şekilde olursa olsun)
bu kanun ve diğer kanunlar gereğince avukat
sıfatı ile veya Türkiye Barolar Birliğinin
yahut baroların organlarında görevli olarak
kendisine verilmiş bulunan görev ve yetkiyi ihmal
veya kötüye kullanan avukat Türk Ceza Kanunun 230
ve 240ıncı maddeleri gereğince cezalandırılır.
Ancak, yukarıdaki madde kapsamında olmayan ve fakat disiplin cezasını
gerektiren bir kural ihlali halinde baro tarafından disiplin
soruşturması yapılıp yapılamayacağı tartışmalıdır. Çünkü,
uzlaştırıcılığın kuralları da henüz belirlenmemiştir. Eğer, uzlaştırıcı
avukatın eylemi avukatlık meslek kuralını ihlal ettiyse, hiç kuşkusuz
baro disiplin soruşturması açabilecek ve avukatını
cezalandırabilecektir. Çünkü, uzlaştırmacılık görevi de avukata mesleği
nedeniyle verilmiş bir görev olup avukat uzlaştırıcılık yaparken de
-uzlaştırıcılığı engellemediği ya da uzlaştırıcılığa aykırı düşmediği
sürece- avukatlık meslek kurallarına uymakla yükümlüdür.
"Görevlendirilecek avukatlar 1 Haziran 2005
öncesinde ve sonrasında 'Uzlaştırıcı' ya da 'Arabulucu' eğitimi görmeli mi?",
"Eğer eğitim görmeleri kabul edilirse,
'Uzlaştırıcı' ya da 'Arabulucu' eğitimi kaç
saatlik ve nasıl bir programla yapılmalıdır?",
"'Uzlaştırıcı' ya da
'Arabulucu' olacak avukatlar
kimler tarafından eğitilmelidir?" sorularının
cevabı "Baro hangi ölçütlere göre avukatı
seçecek ve görevlendirecektir?" sorusunu
cevaplayabilmek için çok önemlidir. Önce durumu maddeler halinde
sıralayalım;
-
Baro avukat görevlendirmekle, onun
hizmetinin kalitesini de garanti etmiş ve görevlendirdiği meslektaşının
hizmetinin kalitesinin sorumluluğunu üstlenmiş demektir.
Görevlendirdiğiniz meslektaşınızın hizmetinin kalitesini garanti
edebilmek için o meslektaşınızı görevlendirdiğiniz hizmeti yerine
getirebilecek bilgi ile donatmış olmanız gerekir.
-
Ne hukuk fakültelerinde, ne avukatlık stajında
ve ne de meslek hayatında avukatların hemen
tamamının uzlaştırıcı bilgisi ve/veya deneyi
yoktur (bizim bilebildiğimiz tek istisnası
2001-2004 yıllarında Ankara Barosunda staj
eğitimine katılıp "Etkili İletişim" eğitimi
gördüğü için temel bilginin bir kısmına sahip olduğu söylenebilecek olan
stajyer avukatlardır).
Hukuk fakültesi öğrencisi öğrenim hayatı boyunca "Adalet" kavramını
öğrenir. Ya da kendisine anlaşmazlıklara adil ve kurallara en uygun
çözümü bulması öğretilmeye çalışılır. Avukat olduktan sonra ise bu
öğretilenler sadece temel bilgiyi oluşturur. Artık mesleğini yapabilmek
için öğrenmesi gereken taraflarından birini nasıl temsil etmesi ve
temsil ettiği tarafın çıkarlarını mevcut kurallar
çerçevesinde nasıl savunması gerektiğidir. Sadece taraflardan birinin
çıkarlarını nasıl temsil edeceğini bilmesi de yeterli değildir. Nasıl iş
bulacağını ve müşterisinden alacağını nasıl tahsil edeceğini de bilmesi
gerekir. Avukatlık kanunu ve meslek kurallarında bunların nasıl
yapacağına dair ip uçları olmasa da avukatın neleri yapmaması gerektiğine dair
ana ilkeler ve kurallar vardır. Bu koşullarda avukat kendi kendine öğrenmek
ve tarzını yaratmak zorundadır. Sonuçta çoğu avukat uygulaması sırasında
edindiği deneyim ile kendi
avukatlık tarzını yaratır. Tarzı ne olursa olsun, temel davranış
biçimi ve alışkanlığı taraflardan birini temsil etmektir.
Avukatların çoğunun bu güne kadar yaptıkları dava ya da icra takibinin "uzlaştırıcılık" ya da "arabuluculuk" ile benzer
yönleri neredeyse hiç yoktur. Stratejileri ve teknikleri tümüyle
farklıdır. Kısaca, avukatların tamamına yakının (tamamının da
denilebilir) tarafları uzlaştırma deneyimi
olasılıkla olmamıştır ve hiç yoktur. Hatta,
uzlaşma görüşmelerinde bir tarafı temsil eden
avukat sayısı dahi parmakla sayılacak kadar az
olabilir.
-
Uzlaştırmacı ile taraflar arasında kurulacak
ilişkinin ilkeleri (uzlaştırmacı ahlak kuralları
da diyebiliriz) saptanmamıştır ve müşteri
ilişkilerinde avukatların kullandığı yöntemler
ile
yaklaşımların da "uzlaştırmacılık" ya da "arabuluculuk" ile benzerliği
fazla yoktur.
Esasen "Uzlaştırıcı" ya da "Arabulucu" son bir kaç yıla kadar kavram
olarak dahi Türk hukuk dilinde bulunmuyordu (İş hukukunda tahkimin
yerini alan arabuluculuğu bu değerlendirmemiz dışında tutuyoruz).
Devrim niteliğinde olduğu iddia edilen 2001
değişiklikleri ile de "uzlaştırıcı" ya da
"arabulucu" kavramı ne Avukatlık Kanununa ne de
yönetmeliğine getirilememişti (Bkz.
ADR Ülkemizde Uygulanabilir mi? Avukatlık Kanunu
35/A ve Yönetmeliğinin 16 ve 17. maddelerinin
Değerlendirmesi). Oysa, 20. yüzyılın
son çeyreğinde tarafların gönüllü başvurdukları
bir çözüm yolu olarak bizim dışımızdaki
ülkelerde yoğun biçimde tartışılıyor ve
uygulanıyordu. Ceza yargılamasının konusu
arabuluculuk (criminal mediation) ise daha sonra
uygulanmaya başlanmıştır. Sonunda
dünyadaki gelişmelerin tersi biçimde -özel
hukukta uzlaşmayı uygulayamaz ve hatta
tartışamazken- bize yeni Türk Ceza Kanunumuz ile geldi.
Sonuç; Avukatlar
"uzlaştırmacılık" ya da "arabuluculuk" yapmak için donanımlı değildir.
Bilgi ve deniyim kazanmaları, başlangıçta en azından ön bilgi ve
deneyime sahip olmaları gereklidir. Ve, görevlendirmeden önce baronun
avukatlara EĞİTİM
vermesi ve uzlaştırmacı eğitimini tamamlayan avukata görev vermesi
zorunluluktur.
Uygulaması olan yabancı ülkelerdeki eğitim programları
süratle incelenip uzlaştırmacı olarak görevlendirilecek avukatlara 20-40
saatlik eğitim verilmesi gereklidir. Bu eğitimin ağırlıklı konuları
etkili iletişim ve çatışma yönetimi olduğu için ülkemizde
eğitimci sıkıntısı da esasen bulunmamaktadır. Eğitimin planlaması ve
gerçekleştirilmesi kısa sürede yapılabilir.
Uzlaştırıcılık ve/veya arabuluculuk konusunun uygulamasını merak
edenler için kabaca bilgi edinebilecekleri
Örgütlerde Çatışma Yönetimi, Arabuluculuk ve Ombudsmanlık (Yavuz Özkan, Ali Dırağ, Aynur Kuşakoğlu
- Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği
Bölümü - 2002) adlı tez çalışmasını okumalarını öneriyoruz. Üzerine
tıkladığınızda çalışmayı indirebileceğiniz sayfaya yönlendirileceksiniz.
Eriştiğiniz sayfadan çalışmayı indirebilmek için siteye üye olmanız
gerekmektedir. Üyelik ücretsiz olup eğer konuyu merak ediyorsanız
ve/veya uzlaştırıcı olmayı düşünüyorsanız kapsamlı sayılabilecek ön
bilgi edinmek için bu zahmete değer.
Ankara Barosunun eğitim vermek üzere kurulmuş iki kurulu bulunmaktadır.
Biri Staj Kurulu, diğeri Meslek İçi Eğitim Kurulu. İki kurulun geçmişini
detaylı anlatmayacağız ve sadece ilgili bir kaç konuya değineceğiz.
Staj kurulunun 2001-2004 yılları arasında verdiği staj eğitimi içinde
yer alan "Etkili İletişim" eğitiminde işlenen konular "uzlaştırıcılık"
ya da "arabuluculuk" özelliklerini kişiye kazandırmak için gerekli hatta
zorunlu olanlardan bazılarıdır. Bu tespitten hareketle, "2001-2004 yıllarında stajyer
avukat ve şimdi Ankara barosu üyesi olan avukatlar -katıldıkları etkili
iletişim eğitimi nedeniyle- diğer meslektaşlarına göre "uzlaştırıcı" ya
da "arabulucu" olabilmek için daha fazla ön bilgiye sahiptir"
diyebiliriz.
Ankara Barosu Meslek İçi Eğitimi Kurulu 2002 yılı genel kurulundan sonra
yeni seçilen yönetimin ilk aylarında kurulmuştur. Kurul 2003 yılı Ocak
ayına kadar haftalık toplantıları ile faaliyetlerini sürdürmüş, ancak
istifalar ve çekilmeler nedeniyle faaliyeti devam etmemiştir.
Sonraki süreçte yapılanlar zaten baronun bir başka kurulu tarafından alt
yapısı oluşturulan ya da doğrudan baro yönetimi tarafından organize
edilen etkinliklerdir ve hemen hepsi belli bir program içinde olmayan
rasgele seminer ya da toplantılardır. CMUK eğitimleri ve daha sonra
aldığı biçim itibarıyla seminerleri ise zaten başından beri CMUK Kurulu tarafından yaratılmış ve
yürütülmekte olan etkinliklerdi.
2004 yılında yapılan genel kuruldan sonraki yeni yönetim döneminde
"Atölye Çalışmaları Kurulu", "Meslek İçi Eğitim Kurulu"na katıldı. Bu
dönemde Meslek İçi Eğitim Kurulunun ağırlıklı olarak atölye çalışmaları
yaptığı gözlenmektedir.
Ana hatları ile belirtilen bu süreçte, hedefleri, ilkeleri ve programı
önceden belirlenmiş bir meslek içi eğitimin yaratılmasında ve
uygulanmasında başarı sağlanamadığı görülüyor.
Diğer yandan acil eğitim ihtiyaçları için programlı bir çalışmanın
olduğunu söyleyebilmek de pek olası değil.
Bu şartlar altında uzlaştırıcı eğitiminin 01 Haziran 2005 tarihine kadar
en azından gönüllü meslektaşlara verilebilmesi zor görünüyor. Ancak,
belirli sayıda gönüllü avukata böyle bir eğitimin bir aylık sürede
verilmesi imkansız değil. Çünkü, bu tür eğitimler en az 40 saatlik
olmasına karşın, göreve başlamaya kalan sürenin kısalığı nedeniyle
başlangıçta daha az süreli eğitim programları olasılıkla yapılabilir.
Bu sürede belirtilenler yapılamıyor ise kanunların
uygulamasını bir kez daha erteletmeye çalışmak ta
düşünülmelidir. Hazırlıklarını tamamlayamayanlar
için erteleme olasılıkla en iyi tek seçenektir.
Tabii bu seçenek hazırlıklarını tamamlayamadığı
düşünen ve sıkıntı çekenler içindir. Hazırlık
yapması gerektiğini düşünmeyen için böyle bir
gereksinim bulunmamaktadır.
Sonuçta;
"Uzlaştırıcı avukatı savcılığa ya da mahkemeye
bildirmemiz yeterlidir. Kanunun bize
yüklediği de sadece bu kadardır. Biz bu kadar
anlıyoruz." görüşündeyseniz esasen çözülmesi ya da
çözmeniz gereken acil bir sorun
da yok.
Sadece doğması olası, hatta neredeyse doğacağı kesin
sorunların bir parçası ve belki de ta kendisi
olacaksınız. Hepsi bu.
inisiyatif.net
Ankara, 27.04.2005