inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

 

 

Ceza Hukukunda

Uzlaştırıcı Avukat Görevlendirmesi

 

Bildiğiniz gibi 1 Nisan 2005 tarihinde yürürlüğe girmeleri ertelenen aşağıdaki kanunlar 1 Haziran 2005 tarihinde yürürlüğe girecek.

  1. 26.9.2004 tarihli ve 5235 sayılı Adlî Yargı İlk Derece Mahkemeleri ile Bölge Adliye Mahkemelerinin Kuruluş, Görev ve Yetkileri Hakkında Kanun

  2. 26.9.2004 tarihli ve 5236 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun

  3. 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu

  4. 4.11.2004 tarihli ve 5252 sayılı Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun

  5. 4.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu

  6. 13.12.2004 tarihli ve 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun

  7. 10.2.2005 tarihli 5300 sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu

  8. 2.3.2005 tarihli ve 5308 sayılı İş Mahkemeleri Kanunu

  9. 2.3.2005 tarihli ve 5311 sayılı İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun

  10. 23.3.2005 tarihli ve 5320 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun

  11. 30.3.2005 tarihli ve 5326 sayılı Kabahatler Kanunu

Bu kanunlar içinde Ceza Muhakemesi Kanunu, Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun, Türk Ceza Kanunu, Türk Ceza Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanun barolar açısından özellikle önemli. Çünkü CMK ile getirilen "Uzlaşma" barolara "Uzlaştırıcı Avukat" görevlendirme yükümlülüğünün yanı sıra avukatlar için "Uzlaştırıcılık" gibi yeni bir iş yaratmaktadır.

5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun uzlaşma ile ilgili maddeleri aynıyla aşağıdadır;

Uzlaşma

MADDE 253. - (1) Cumhuriyet savcısı, yapılan soruşturmanın durumuna göre, kanunun uzlaşma yapılabilmesi olanağını verdiği hâllerde, faili bu Kanunun öngördüğü usullere göre davet ederek suçtan dolayı sorumluluğunu kabul edip etmediğini sorar.

(2) Fail, suçu ve fiilinden doğmuş olan maddî ve manevî zararın tümünü veya bunun büyük bir kısmını ödemeyi veya zararları gidermeyi kabullendiğinde durum, mağdura veya varsa vekiline veya kanunî temsilcisine bildirilir.

(3) Mağdur, verilmiş olan zararın tümüyle veya büyük bir kısmı itibarıyla giderildiğinde özgür iradesi ile uzlaşacağını bildirirse, soruşturma sürdürülmez.  

(4) Cumhuriyet Savcısı, fail ile mağdur arasında uzlaşma işlemlerini idare etmek, tarafları bir araya getirerek bir sonuca ulaşmalarını sağlamak üzere, fail ve mağdurun bir avukat üzerinde anlaşamadıkları takdirde, bir veya birden fazla avukatın uzlaştırıcı olarak görevlendirilmesini barodan ister.

(5) Uzlaştırıcı, başvurunun yapıldığı tarihten itibaren en geç otuz gün içinde uzlaşmayı sonuçlandırır. Cumhuriyet savcısı bir defaya mahsus olmak üzere bu süreyi otuz gün daha uzatabilir. Uzlaştırma süresince zamanaşımı durur.

(6) Uzlaşma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma sırasında ileri sürülen bilgi, belge ve açıklamalar taraflarca izin verilmedikçe daha sonra açıklanamaz. Uzlaştırmanın başarısız olması nedeniyle daha sonra dava açılması halinde uzlaştırma sırasında failin bazı olayları veya suçu ikrar etmiş olması davada aleyhine delil olarak kullanılmaz.

(7) Uzlaştırıcı, yaptığı işlemleri ve uzlaşmayı sağlayıcı müdahalelerini belirten bir raporu on gün içinde ilgili Cumhuriyet savcısına sunar.

(8) Zarar, uzlaşmaya uygun olarak giderildiğinde ve uzlaştırma işleminin giderleri, fail tarafından ödendiğinde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilir.

Mahkeme tarafından uzlaştırma

MADDE 254. - (1) Kamu davasının açılması halinde, uzlaşmaya tâbi bir suç söz konusu ise, uzlaştırma işlemleri 253 üncü maddede belirtilen usule göre, mahkeme tarafından da yapılır.

(2) Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde davanın düşmesine karar verilir.

Birden çok fail bulunması hâlinde uzlaşma

MADDE 255. - (1) Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi tarafından işlenen suçlarda, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır.

Kanunun metnine baktığımız zaman baro açısından iş zor değil. Cumhuriyet Savcısı ya da dava görülmekte ise hakim barodan bir avukat görevlendirilmesini isteyecek ve baro da bir avukatı görevlendirecektir. Görevlendirme demek yerine "bildirmesini" demek belki daha doğru olurdu. Çünkü maddenin (7) numaralı paragrafında uzlaştırıcı avukatın raporunu Cumhuriyet savcısına vereceği belirtilmiş olup baronun avukatın görevini yerine getirip getirmediği ile ilgili sorumluluğu olmadığı ya da olmayacağı sonucu çıkmaktadır. Eğer baro görevlendiren makam ise görevin sonucu hakkında bilgi sahibi olması ve hatta görevin yapılıp yapılmadığını ya da nasıl yapıldığını takip etmesi gerekirken, belirttiğimiz gibi (7) paragraf düzenlemesi nedeniyle baronun işinin aslında avukat ismi bildirmekten ibaret olduğu sonucu çıkmaktadır.

Uzlaştırıcının ücreti ve masrafları ile ilgili konular da Ceza Muhakemesi Kanununun Yürürlük ve Uygulama Şekli Hakkında Kanunun 13. maddesinde belirtilmiş.

Müdafi, vekil ve uzlaştırıcı ücreti

MADDE 13.

  1. Ceza Muhakemesi Kanunu gereğince, soruşturma ve kovuşturma makamlarının istemi üzerine Baro tarafından görevlendirilen müdafi ve vekile,  görevin ifasından doğan masraflar hariç avukatlık ücret tarifesinden ayrık olarak bu tarifenin hazırlanış usulüne göre tespit edilecek ücret ödenir. İleride yargılama giderleri ile mahkûm olan sanıklardan müdafi ve vekile ödenen ücreti ödeyebilecek durumda olanlara Türkiye Barolar Birliğinin rücu hakkı saklıdır.

  2. 492 sayılı Harçlar Kanununa bağlı (1) ve (3) sayılı tarifelere göre alınan yargı harçlarının %15'i ve idarî nitelikteki para cezaları hariç olmak üzere adlî para cezalarının %15'i, bir önceki yıl kesin hesabına göre tespit edilen toplam miktar esas alınarak, yılı içinde Maliye Bakanlığınca Türkiye Barolar Birliği hesabına aktarılır. Birinci fıkraya göre ödenecek ücretler bu hesaptan karşılanır.

  3. Türkiye Barolar Birliği tarafından barolar arasında yapılacak dağıtımın esas ve usûlleri Türkiye Barolar Birliğince çıkarılacak yönetmelikte gösterilir.

  4. Ceza Muhakemesi Kanununun 253 üncü maddesinin sekizinci fıkrası uyarınca uzlaştırma işlemi giderlerinden olup uzlaştırıcıya  ödenecek ücret de, birinci fıkra uyarınca tespit edilecek ücret tarifesinde ayrıca gösterilir.

TBB tarifeleri ve yönetmeliği hazırlayıp yayınlayacak. Sanki işi çok zor değil, mevcut yönetmeliği ve ücret tarifesini gözden geçirip gerekli gördüğü eklemeleri yapacak. Bir veya birden fazla avukatın uzlaştırıcı olarak görevlendirilebileceği de tarifeler düzenlenirken dikkate alınırsa pek bir sıkıntı olmayacağı söylenebilir. Olasılıkla 2005 yılı Mayıs ayında yeni tarife ve yönetmelik yayınlamış olur.

01 Haziran 2005 tarihinden itibaren de Cumhuriyet savcıları veya hakimler barodan uzlaştırıcı avukat görevlendirmesini isteyecekler. Baro levhasını açıp istediğiniz avukatı görevlendirirsiniz. Avukat görevlendirmeyi kabul ettiğinde de mesele yok. Olur biter. Kağıt üzerinde kolay görünüyor.

Sanki, her aşama hiç sorunsuz ya da şikayetsiz gerçekleşecek ve her kes mutlu olacak gibi.

Bizce pek öyle değil. 1 Haziran 2005'de başlayacak uygulama büyük olasılıkla arkasından bir sürü hoşnutsuzluğu ve şikayeti getirebilir. Ankara Barosunun yakın geçmişindeki CMUK servisi ve Adli Yardım hizmetine bakarak tahmin edilebileceğimizden de belki daha fazlasını.

29 Mart 2005 tarihinde gerçekleştirilen Alternatif Uyuşmazlık Çözümleri panelinde "01 Nisan 2005 için hazır mısınız?" (O tarihte 1 Nisan'da TCK ve CMK'nın yürürlüğe girmesi söz konusuydu) sorusuna ilgili kurul ya da merkez başkan ve/veya yardımcısı tatmin edici cevap verememişti. Bu kurulun ya da merkezin henüz amaç ve görevinin ne olduğunu da anlayamadığımız için bir önerimiz ya da eleştirimizde olamayacak. Ancak, anlaşılıyor ki ki Ankara Barosu yöneticileri ve ilgili olması gerekenler CMK md. 253 ve devamında yer alan görevin kapsamını 29 Mart 2005 de henüz kavrayamamıştı.

TBB'nin işi zor değil dedik ama, eğer TBB yönetimi Avukatlık Kanunu md. 110 da sıralanan görevlerine atıf yaparak "Kanunların avukatlara tanıdığı hakların gerçekleşmesine ve yüklediği  görevlerin tam ve şerefli bir şekilde yerine getirilmesine çalışmak benim görevimdir, bir avukatın uzlaştırıcılığı nasıl yapacağını bilmesini ve görevini en iyi şekilde yapmasını sağlamalıyız" derse, konunun üzerine farklı eğilmesi ve çalışmalara öncülük etmesi ve/veya en azından koordine etmesi gerekecektir ki, tabii işi zorlaşır. Seçim arifesinde ve seçimlerine 24 gün kalmışken TBB'den böyle bir çabayı göstereceğini beklemek pek olası değil. Belki seçimlerden sonra. Bu nedenle 01 Haziran 2005 tarihine hazırlık olarak barolar ne yapacaksa kendileri yapacaklar.

Özellikle başkanlarının TBB doğal üyesi olması nedeniyle barolar da TBB seçim atmosferinin tam ortasındalar. Yani belki de 1 Haziran 2005 öncesi için barolardan da pek bir şey beklememek gerek.

TBB ya da barolar ve/veya hepsi beraber karar verip çalışmalara başlasın ya da başlamasın yapılması gerekenler ve bu yapılması gerekenleri tespit için cevaplanması gereken sorular var.

Uygulama başlamadan önce bir kaç sorunun doğru cevabı verilebilirse sıkıntıları ve şikayetleri hafifletebilmek olası;

  1. Uzlaştırıcı avukat taraflarla nerede görüşecek ve nasıl uzlaşma işlemlerini idare edecektir?

  2. Baro hangi ölçütlere göre avukatı seçecek ve görevlendirecektir?

  3. Baro bünyesinde görev dağılımı hangi esaslara göre yapılmalıdır?

  4. Uzlaştırıcı avukatın uyması gereken kurallar nelerdir?

  5. Uzlaştırıcı avukatın görevini yerine getirip getirmediğini kim denetleyecek, kural ihlali halinde soruşturmayı kim yapacaktır?

  6. Görevlendirilecek avukatlar 1 Haziran 2005 öncesinde ve sonrasında "Uzlaştırıcı" ya da "Arabulucu" eğitimi görmeli mi?

  7. Eğer eğitim görmeleri kabul edilirse, "Uzlaştırıcı" ya da "Arabulucu" eğitimi kaç saatlik ve nasıl bir programla yapılmalıdır?

  8. "Uzlaştırıcı" ya da "Arabulucu" olacak avukatlar kimler tarafından eğitilmelidir?

"Uzlaştırıcı avukat taraflarla nerede görüşecek ve nasıl uzlaşma işlemlerini idare edecektir?" sorusunun cevabını kanun metnini yorumlayarak bulabilmek olası değil. Bize göre konusu ceza yargılamasını gerektiren bir anlaşmazlığın kanunla getirilen uzlaştırması için tarafların görüşmelerinin adliye binası içinde yapılması uygun olacaktır. Uzlaşma işlemlerinin nasıl idare edileceği hakkında görüş belirtmiyoruz ve belirtmekte istemiyoruz. Ancak, hemen belirtelim bu işlemlerin idaresinin avukatların şimdiye kadarki meslek deneyimleri kapsamında olmadığını söyleyebilmek zor değil.

"Baro hangi ölçütlere göre avukatı seçecek ve görevlendirecektir?" sorusu uzlaştırıcı ya da bir benzeri arabulucu eğitimi görmüş ya da deneyimine sahip avukat olmadığı ve bulanamadığında önemlidir ki, Türkiye genelinde mevcut durum da böyledir. Yani, uzlaştırıcı deneyimine sahip ya da bu konuda belli bir eğitim programına katılmış avukat ya hiç yoktur ya da parmakla sayılacak kadar azdır. Unutmamak gerekir; Adli Yardım görevini üstlenen avukat açısından geçmişte böyle bir sıkıntı yoktu. Çünkü, adli yardım görevini yerine getirirken avukat taraflardan birini davada temsil ediyor yani iyi bildiği işi yapıyordu. CMUK hizmeti yerine getirilirken sıkıntı yaşanmış ve CMUK eğitimleri getirilmiştir. Çünkü, avukatın CMUK hizmeti içinde ve özellikle gözaltı sırasında yaptığı işin özü "İnsan Hakları" ihlallerini önlemekti.

"Baro bünyesinde görev dağılımı hangi esaslara göre yapılmalıdır?" sorusunun cevabı süreç içinde hizmeti üstlenen meslektaşlar ile baro yönetimi arasında nasılsa bulunacaktır. Doğru ya da yanlış. Adil ya da değil. Alışılagelmişe uygun olarak ve dengeler(!) filan hesaplanarak bir yol bulunur.

"Uzlaştırıcı avukatın uyması gereken kurallar nelerdir?" sorusunun cevabını şimdiden düşünmeye başlamak yerinde olacaktır. Uzlaştırıcının avukat olacağını kanun belirlemiş. Bir başka meslekten uzlaştırıcı olması kanun metni değişmediği sürece olası değil. Avukatın meslek kuralları (bazıları etik kurallar demeyi tercih ediyor) uzlaştırıcı için düzenlenmemiştir ve uzlaştırıcının ilişkileri açısından eksiktir. Uygulamanın olduğu diğer ülkelere baktığımızda uzlaştırıcı ve/veya arabulucu için, avukatın meslek kurallarından farklı düzenlemeler getirildiğini görüyoruz. Her düzenleme en az bir gereksinimin sonucu doğmuştur. Uygulaması olan ülkelerde böyle bir gereksinim doğmuşsa, uygulama başladıktan sonra bizde de gereksinim doğacak demektir. Uzlaştırıcının uyacağı kuralları belirlemek için şimdiden yola çıkılırsa belki 20. yüzyılın üçüncü çeyreğinden bu yana pek bir değişiklik görmeden gelen Avukatlık Meslek Kuralları da gözden geçirilir ve yeniden düzenlenir.

"Uzlaştırıcı avukatın görevini yerine getirip getirmediğini kim denetleyecek, soruşturmacı avukatın kural ihlali halinde soruşturmayı kim yapacaktır?" sorusuna açık ve tartışmaya yer vermeyecek bir cevap verebilmek zor. Yukarıda da belirttiğimiz gibi kanun metninde yer alan "barodan görevlendirmesini ister" ifadesi, aynı maddenin (7) numaralı paragrafı ile uyuşmamaktadır. Eğer baro görevlendiren makam ise, görevin sonucu hakkında bilgi sahibi olmalı hatta görev verdiği avukatını takip etmelidir. Ancak, "barodan avukat bildirmesini ister" şeklinde metni düzeltirseniz, görevlendiren makamın Cumhuriyet Savcılığı ya da mahkeme olacağı tartışmasız olacağından, baronun avukatını takip yükümlülüğü de kalmayacaktır. Yasanın mevcut haliyle görevlendiren makam baro olduğu için, görevi ve görevlendirdiği avukatı takip baronun yükümlülüğüdür.

Kanun metninde uzlaştırıcı avukatın sadece Cumhuriyet Savcısına rapor vereceğinden bahsedildiği için uzlaştırıcı avukatın baroya rapor verme yükümlülüğü olmadığından bahsedebilmek olasıdır. Çünkü, bu konuda avukatlık kanununun baroya görev veren açık bir hükmü bulunmamaktadır. Esasen "Bir avukatın geçici olarak görevlendirilmesi" (md. 42) ve "Adli Muzaheret" (md. 176-181) dışında avukatın benzer görevlendirilmesine ilişkin avukatlık kanununda bir hüküm bulunmamaktadır. Diğer yandan avukat olduğundan (yani avukat sıfatı ile) uzlaştırıcı olarak görevlendirildiği için, uzlaştırıcılık görevini yerine getirmeyen ya da olması gerektiği gibi yerine getirmeyen uzlaştırıcı avukat hakkında avukatlık kanununun 62. maddesi uygulanabilir. Madde metni aynıyla aşağıdadır.

Görevi savsaklama ve kötüye kullanma                                       

Madde 62 - Türk Ceza Kanununun 294 ve 295 inci maddelerinde yazılı hallerden başka Her ne şekilde olursa  olsun) bu kanun ve diğer kanunlar gereğince  avukat sıfatı ile veya Türkiye Barolar  Birliğinin yahut baroların organlarında görevli olarak kendisine verilmiş bulunan görev ve yetkiyi ihmal veya kötüye  kullanan avukat Türk Ceza Kanunun 230 ve 240ıncı maddeleri gereğince cezalandırılır.

Ancak, yukarıdaki madde kapsamında olmayan ve fakat disiplin cezasını gerektiren bir kural ihlali halinde baro tarafından disiplin soruşturması yapılıp yapılamayacağı tartışmalıdır. Çünkü, uzlaştırıcılığın kuralları da henüz belirlenmemiştir. Eğer, uzlaştırıcı avukatın eylemi avukatlık meslek kuralını ihlal ettiyse, hiç kuşkusuz baro disiplin soruşturması açabilecek ve avukatını cezalandırabilecektir. Çünkü, uzlaştırmacılık görevi de avukata mesleği nedeniyle verilmiş bir görev olup avukat uzlaştırıcılık yaparken de -uzlaştırıcılığı engellemediği ya da uzlaştırıcılığa aykırı düşmediği sürece- avukatlık meslek kurallarına uymakla yükümlüdür.

"Görevlendirilecek avukatlar 1 Haziran 2005 öncesinde ve sonrasında 'Uzlaştırıcı' ya da 'Arabulucu' eğitimi görmeli mi?", "Eğer eğitim görmeleri kabul edilirse, 'Uzlaştırıcı' ya da 'Arabulucu' eğitimi kaç saatlik ve nasıl bir programla yapılmalıdır?", "'Uzlaştırıcı' ya da 'Arabulucu' olacak avukatlar kimler tarafından eğitilmelidir?" sorularının cevabı "Baro hangi ölçütlere göre avukatı seçecek ve görevlendirecektir?" sorusunu cevaplayabilmek için çok önemlidir. Önce durumu maddeler halinde sıralayalım;

  • Baro avukat görevlendirmekle, onun hizmetinin kalitesini de garanti etmiş ve görevlendirdiği meslektaşının hizmetinin kalitesinin sorumluluğunu üstlenmiş demektir. Görevlendirdiğiniz meslektaşınızın hizmetinin kalitesini garanti edebilmek için o meslektaşınızı görevlendirdiğiniz hizmeti yerine getirebilecek bilgi ile donatmış olmanız gerekir.

  • Ne hukuk fakültelerinde, ne avukatlık stajında ve ne de meslek hayatında avukatların hemen tamamının uzlaştırıcı bilgisi ve/veya deneyi yoktur (bizim bilebildiğimiz tek istisnası 2001-2004 yıllarında Ankara Barosunda staj eğitimine katılıp "Etkili İletişim" eğitimi gördüğü için temel bilginin bir kısmına sahip olduğu söylenebilecek olan stajyer avukatlardır). Hukuk fakültesi öğrencisi öğrenim hayatı boyunca "Adalet" kavramını öğrenir. Ya da kendisine anlaşmazlıklara adil ve kurallara en uygun çözümü bulması öğretilmeye çalışılır. Avukat olduktan sonra ise bu öğretilenler sadece temel bilgiyi oluşturur. Artık mesleğini yapabilmek için öğrenmesi gereken taraflarından birini nasıl temsil etmesi ve temsil ettiği tarafın çıkarlarını mevcut kurallar çerçevesinde nasıl savunması gerektiğidir. Sadece taraflardan birinin çıkarlarını nasıl temsil edeceğini bilmesi de yeterli değildir. Nasıl iş bulacağını ve müşterisinden alacağını nasıl tahsil edeceğini de bilmesi gerekir. Avukatlık kanunu ve meslek kurallarında bunların nasıl yapacağına dair ip uçları olmasa da avukatın neleri yapmaması gerektiğine dair ana ilkeler ve kurallar vardır. Bu koşullarda avukat kendi kendine öğrenmek ve tarzını yaratmak zorundadır. Sonuçta çoğu avukat uygulaması sırasında edindiği deneyim ile kendi avukatlık tarzını yaratır. Tarzı ne olursa olsun, temel davranış biçimi ve alışkanlığı taraflardan birini temsil etmektir. Avukatların çoğunun bu güne kadar yaptıkları dava ya da icra takibinin "uzlaştırıcılık" ya da "arabuluculuk" ile benzer yönleri neredeyse hiç yoktur. Stratejileri ve teknikleri tümüyle farklıdır. Kısaca, avukatların tamamına yakının (tamamının da denilebilir) tarafları uzlaştırma  deneyimi olasılıkla olmamıştır ve hiç yoktur. Hatta, uzlaşma görüşmelerinde bir tarafı temsil eden avukat sayısı dahi parmakla sayılacak kadar az olabilir.

  • Uzlaştırmacı ile taraflar arasında kurulacak ilişkinin ilkeleri (uzlaştırmacı ahlak kuralları da diyebiliriz) saptanmamıştır ve müşteri ilişkilerinde avukatların kullandığı yöntemler ile yaklaşımların da "uzlaştırmacılık" ya da "arabuluculuk" ile benzerliği fazla yoktur. Esasen "Uzlaştırıcı" ya da "Arabulucu" son bir kaç yıla kadar kavram olarak dahi Türk hukuk dilinde bulunmuyordu (İş hukukunda tahkimin yerini alan arabuluculuğu bu değerlendirmemiz dışında tutuyoruz). Devrim niteliğinde olduğu iddia edilen 2001 değişiklikleri ile de "uzlaştırıcı" ya da "arabulucu" kavramı ne Avukatlık Kanununa ne de yönetmeliğine getirilememişti (Bkz. ADR Ülkemizde Uygulanabilir mi? Avukatlık Kanunu 35/A ve Yönetmeliğinin 16 ve 17. maddelerinin Değerlendirmesi). Oysa, 20. yüzyılın son çeyreğinde tarafların gönüllü başvurdukları bir çözüm yolu olarak bizim dışımızdaki ülkelerde yoğun biçimde tartışılıyor ve uygulanıyordu. Ceza yargılamasının konusu arabuluculuk (criminal mediation) ise daha sonra uygulanmaya başlanmıştır.  Sonunda dünyadaki gelişmelerin tersi biçimde -özel hukukta uzlaşmayı uygulayamaz ve hatta tartışamazken- bize yeni Türk Ceza Kanunumuz ile geldi.

Sonuç; Avukatlar "uzlaştırmacılık" ya da "arabuluculuk" yapmak için donanımlı değildir. Bilgi ve deniyim kazanmaları, başlangıçta en azından ön bilgi ve deneyime sahip olmaları gereklidir. Ve, görevlendirmeden önce baronun avukatlara EĞİTİM vermesi ve uzlaştırmacı eğitimini tamamlayan avukata görev vermesi zorunluluktur.

Uygulaması olan yabancı ülkelerdeki eğitim programları süratle incelenip uzlaştırmacı olarak görevlendirilecek avukatlara 20-40 saatlik eğitim verilmesi gereklidir. Bu eğitimin ağırlıklı konuları etkili iletişim ve çatışma yönetimi olduğu için ülkemizde eğitimci sıkıntısı da esasen bulunmamaktadır. Eğitimin planlaması ve gerçekleştirilmesi kısa sürede yapılabilir.

Uzlaştırıcılık ve/veya arabuluculuk konusunun uygulamasını merak edenler için kabaca bilgi edinebilecekleri Örgütlerde Çatışma Yönetimi, Arabuluculuk ve Ombudsmanlık (Yavuz Özkan, Ali Dırağ, Aynur Kuşakoğlu - Kocaeli Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Endüstri Mühendisliği Bölümü - 2002) adlı tez çalışmasını okumalarını öneriyoruz. Üzerine tıkladığınızda çalışmayı indirebileceğiniz sayfaya yönlendirileceksiniz. Eriştiğiniz sayfadan çalışmayı indirebilmek için siteye üye olmanız gerekmektedir. Üyelik ücretsiz olup eğer konuyu merak ediyorsanız ve/veya uzlaştırıcı olmayı düşünüyorsanız kapsamlı sayılabilecek ön bilgi edinmek için bu zahmete değer.

Ankara Barosunun eğitim vermek üzere kurulmuş iki kurulu bulunmaktadır. Biri Staj Kurulu, diğeri Meslek İçi Eğitim Kurulu. İki kurulun geçmişini detaylı anlatmayacağız ve sadece ilgili bir kaç konuya değineceğiz.

Staj kurulunun 2001-2004 yılları arasında verdiği staj eğitimi içinde yer alan "Etkili İletişim" eğitiminde işlenen konular "uzlaştırıcılık" ya da "arabuluculuk" özelliklerini kişiye kazandırmak için gerekli hatta zorunlu olanlardan bazılarıdır. Bu tespitten hareketle, "2001-2004 yıllarında stajyer avukat ve şimdi Ankara barosu üyesi olan avukatlar -katıldıkları etkili iletişim eğitimi nedeniyle- diğer meslektaşlarına göre "uzlaştırıcı" ya da "arabulucu" olabilmek için daha fazla ön bilgiye sahiptir" diyebiliriz.

Ankara Barosu Meslek İçi Eğitimi Kurulu 2002 yılı genel kurulundan sonra yeni seçilen yönetimin ilk aylarında kurulmuştur. Kurul 2003 yılı Ocak ayına kadar haftalık toplantıları ile faaliyetlerini sürdürmüş, ancak istifalar ve çekilmeler nedeniyle faaliyeti devam etmemiştir. Sonraki süreçte yapılanlar zaten baronun bir başka kurulu tarafından alt yapısı oluşturulan ya da doğrudan baro yönetimi tarafından organize edilen etkinliklerdir ve hemen hepsi belli bir program içinde olmayan rasgele seminer ya da toplantılardır. CMUK eğitimleri ve daha sonra aldığı biçim itibarıyla seminerleri ise zaten başından beri CMUK Kurulu tarafından yaratılmış ve yürütülmekte olan etkinliklerdi.

2004 yılında yapılan genel kuruldan sonraki yeni yönetim döneminde "Atölye Çalışmaları Kurulu", "Meslek İçi Eğitim Kurulu"na katıldı. Bu dönemde Meslek İçi Eğitim Kurulunun ağırlıklı olarak atölye çalışmaları yaptığı gözlenmektedir.

Ana hatları ile belirtilen bu süreçte, hedefleri, ilkeleri ve programı önceden belirlenmiş bir meslek içi eğitimin yaratılmasında ve uygulanmasında başarı sağlanamadığı görülüyor.

Diğer yandan acil eğitim ihtiyaçları için programlı bir çalışmanın olduğunu söyleyebilmek de pek olası değil.

Bu şartlar altında uzlaştırıcı eğitiminin 01 Haziran 2005 tarihine kadar en azından gönüllü meslektaşlara verilebilmesi zor görünüyor. Ancak, belirli sayıda gönüllü avukata böyle bir eğitimin bir aylık sürede verilmesi imkansız değil. Çünkü, bu tür eğitimler en az 40 saatlik olmasına karşın, göreve başlamaya kalan sürenin kısalığı nedeniyle başlangıçta daha az süreli eğitim programları olasılıkla yapılabilir.

Bu sürede belirtilenler yapılamıyor ise kanunların uygulamasını bir kez daha erteletmeye çalışmak ta düşünülmelidir. Hazırlıklarını tamamlayamayanlar için erteleme olasılıkla en iyi tek seçenektir. Tabii bu seçenek hazırlıklarını tamamlayamadığı düşünen ve sıkıntı çekenler içindir. Hazırlık yapması gerektiğini düşünmeyen için böyle bir gereksinim bulunmamaktadır.

Sonuçta;

"Uzlaştırıcı avukatı savcılığa ya da mahkemeye bildirmemiz yeterlidir. Kanunun bize yüklediği de sadece bu kadardır. Biz bu kadar anlıyoruz." görüşündeyseniz esasen çözülmesi ya da çözmeniz gereken acil bir sorun da yok. Sadece doğması olası, hatta neredeyse doğacağı kesin sorunların bir parçası ve belki de ta kendisi olacaksınız. Hepsi bu.

inisiyatif.net

Ankara, 27.04.2005