Dağıtılan
Bildirinin Metni
Sayın Delege,
Yürürlüğe 1 Haziran 2005 tarihinde girecek olan;
04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza
Muhakemesi Kanunu, 13.12.2004 tarihli 5275
sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbîrlerinin înfazı
Hakkında Kanun ve tarihli ve sayılı Türk
Ceza Kanunu zaten önemli sorunlar
taşımaktaydı.
Felsefi bütünlüğü olmayan, etkin ceza adaleti
sağlamaktan uzak, dil özensizlikleri ve oransız
hükümler barındıran bu kanunlar, yürürlüğe
girdiklerinde, temel kişi hak ve özgürlüklerinin
anayasaya ve uluslararası sözleşmelere aykırı
bir biçimde daraltılmasına yol açacaktı.
KOLLUK TARAFINDAN HAZIRLANDIĞI VE DESTEKLENDİĞİ
AÇIKÇA ANLAŞILAN, KIRK (40) MADDEYE YAKIN
DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ, BU TABLOYU DAHA DA
AĞIRLAŞTIRMAKLA KALMAYIP, SÖZ KONUSU ÜÇ YASANIN
OLUMLU TÜM DÜZENLEMELERİNİ DE "GERÎ ALMAKTA",
HATTA ESKİ YASA DÖNEMİNDEN DE GERİ ADIM
ATMAKTADIR.
Değişiklik tekliflerinde, avukatlık mesleğine
yönelik kabul edilemez bir yaklaşım
benimsenmiştir. Savunma avukatını "potansiyel
suçlu" kabul eden, hakkında kesinleşmiş
mahkeme kararına dayalı bir hüküm bulunmaksızın,
suçlayıp, mesleğini yapmaktan alıkoyan bu
yaklaşım (aşağıda I-5 ve II-24) maddelerinde
somutlanmaktadır.
I. Ceza ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında kanunda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin
beşinci maddesi;
MADDE 5- "5275 Sayılı Kanununun 59 uncu
maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde
değiştirilmiş...."
"(4) Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri,
dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları
konuşmaların kayıtları incelemeye tabi
tutulamaz. Ancak, 5237 sayılı kanunun 220nci,
İkinci kitap Dördüncü Kısım Dördüncü ve Besinci
Bölümlerinde yer alan suçlardan mahkum olan
hükümlülerin avukatları ile ilişkisi; konusu suç
teşkil eden fiilleri işlediğinin, infaz
kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğünün,
terör örgütü veya diğer suç örgütleri
mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine
aracılık ettiğinin belirlenmesi halinde.
Cumhuriyet Başsavcılığının istemi ve İnfaz
Hakiminin kararıyla bir görevli görüşmede hazır
bulundurulabileceği gibi bu kişilerin
avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu
kişilere verilen belgeler infaz hakimince
incelenebilir. İnfaz hakimi belgenin kısmen veya
tamamen verilmesine veya verilmemesine karar
verir. Bu karara karsı ilgililer 4675 sayılı
kanuna göre itiraz edebilirler."
II. "Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 24 üncü
maddesi;
MADDE 24- Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 151.
maddesinin başlığı "Müdafi görevini yerine
getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafilik
görevinden yasaklanma" şeklinde değiştirilmiş ve
maddeye İkinci fıkradan sonra gelmek üzere
aşağıdaki fıkralar eklenmiştir;
(3) Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250 nci
maddesinin birinci fıkrasında sayılan suçlardan
dolayı şüpheli, sanık veya hükümlü olan kişinin
müdafiliğini veya vekilliğini üstlenen avukat
hakkında bu kişiyle aynı örgütsel faaliyet
çerçevesinde işlediği suçlardan veya Türk Ceza
Kanunu'nun 281, 283, 297 ve 298 inci
maddelerinde yazılı suçlardan dolayı soruşturma
ve kovuşturma açılması halinde, şüpheli, sanık
veya hükümlü olan kişinin müdafiliğini ve
vekilliğini üstlenmekten yasaklanabilir.
(4) Müdafilik ve vekillik görevinden yasaklama
kararı, soruşturma evresinde Cumhuriyet
savcısının İstemiyle sulh ceza hakimi,
kovuşturma evresinde mahkeme başkanı
veya hakim tarafından
verilir. Bu karara karşı itiraz edilebilir.
(5) Müdafiin veya vekilin görevden
yasaklanma kararının kesinleşmesi halinde
şüpheli veya sanık yeni bir müdafi veya vekil
seçebilir veya kendisine yeni bir müdafi
atanabilir.
(6) Müdafi ve vekil, görevden yasaklanmış
bulunduğu sürece müdafiliğini veya vekilliğini
üstlendiği kişinin başka davalarında da
müdafiliğini ve vekilliğini yapamaz; bu kişiyi
ceza infaz kurumu ve tutukevinde ziyaret edemez"
Değişikliğini önermektedir.
Yaptırım, CMK'nın 149, 153 ve 154 üncü maddeleri
ile 1136 sayılı yasa güvencelerini tamamen
ortadan kaldıracak niteliktedir. Avukatın;
-
Müvekkili ile görüşmesi şarta bağlanacak,
-
Görüşmede infaz personeli bulundurularak
dinleme, izleme ve kayıt yapılacak,
-
Müvekkili ile yazışması denetime tabi
tutulacak, belge ve evrakı incelenecek,
-
Avukat, hakkında kesinleşmiş bir mahkeme
karan olmaksızın sadece ceza
davalarından değil, hukuk
davalarından da yasaklanabilecektir.
-
Avukatın cezaevine girişi tamamen
keyfi bir biçimde infaz idaresinin tercih
ve İnisiyatifine terk edilecektir.
-
Bugüne kadar "meslek sırrı",
"savunma dokunulmazlığı" ve
"avukatlık mesleğinin kamusal niteliği"
ilkeleri gereği yerleşen içtihat ve uygulama
terk edilerek, avukatların "gaip
müvekkilleri ve ikame edilmemiş sanık
aleyhine kanıtlar" nedeniyle (TCK 281, 283,
297, 298 maddeleri) yargılanması
denenecektir.
BU YAPTIRIMLAR; NEDEN, NE İÇİN VEYA NE
ZAMAN YAPILACAKTIR?
"(Avukatın)... konusu suç teşkil eden fiilleri
işlediğinin, infaz kurumunun güvenliğini
tehlikeye düşürdüğünün, terör örgütü veya diğer
suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı
haberleşmelerine aracılık ettiğinin belirlenmesi
halinde...", veya "...bu kişiyle aynı örgütsel
faaliyet çerçevesinde işlediği suçlardan veya
Türk Ceza Kanunu'nun 281, 283, 297 ve 298 inci
maddelerinde yazılı suçlardan dolayı soruşturma
ve kovuşturma açılması halinde..."
Oysa Türk Ceza Kanunu'nun suç olarak tarif
ettiği bu hallerden birisinin tespiti halinde,
zaten yapılması gereken avukat hakkında kamu
davası ikame etmektir. Bu hususta görevli ve
yetkili makamlar bellidir. Öyleyse değişiklik
teklifinin amacı "suç isleyen avukat" hakkında
ne yapılacağını düzenlemek değildir.
Düzenleme; hakkında "beraat" vah ut
"kovuşturmaya ver olmadıkı" kararı ile
sonuçlanacağı açıkça görülen "sözde tespitler,
soruşturmalar ve kovuşturmalar" hazırlanan
avukatların bu soruşturmalar süresince meslekten
uzaklaştırılması hukuk dışı amacına yöneliktir.
Avukatın "görevden geçici yasaklanması" 1136
sayılı yasada özel düzenlemeye kavuşturulmuş ve
hem avukatın hem de kamunun yararlan karşılıklı
gözetilerek bugüne kadar sorunsuz
çalıştırılmıştır. O zaman yeni bir düzenlemeye
ne İçin ihtiyaç duyulmuştur?
Bu hüküm, "savunma hakkının" anayasal yapısını
çürütücü niteliktedir. "Yargının bağımsız bir
unsuru" olarak savunma avukatına "potansiyel
suçlu" gibi davranılması kabul edilemez.
Şikayet-ihbar-re'sen girişim üzerine açılan
soruşturma aşamasında/ "görevden yasaklama"
karan yargının diğer unsurları için de geçerli
olacak mıdır? Şikayet edilen hakim ve savcı,
bunu bırakalım, adli görev yapan kolluk, tutuk
ve infaz personeli görevden yasaklanmakta mıdır?
Hayır. Bugüne kadar (%95 oranında) dosya
üzerinden "hükümlü ve tutuklu taleplerinin
reddi" kararı vermek dışında hiçbir hukuki
varlığı olmayan înfaz hakimliklerinin, "avukatın
suçluluğu" konusunda görevli ve yetkili ağır
ceza mahkemelerinin kovuşturma yetkisine,
meslekten geçici veya sürekli uzaklaştırma
konusunda görevli baro etik kurullarının
"yetkisine tecavüz etmesi" kabul edilemez.
Hürriyeti tahdit eden koruma tedbirleri (tutuk)
uygulanmaması halinde, hazırlık
soruşturmalarını süre yönünden kısıtlayan bir
hüküm bulunmamaktadır. Bu da avukatın,
açılması hiçbir yasal şarta bağlanmamış olan
(soyut şüphe, isimsiz ihbarf alelade şikayet
vb.) tek bir "sözde soruşturma" nedeniyle
yıllarca mesleğinden geçici olarak
yasaklanabilmek sonucunu yaratmaktadır.
Hüküm Anayasanın 36 ve AİHS 6ncı maddelerine
aykırıdır. CMK 149 (avukatın hukuksal yardımı),
153 (avukatın belgeleri incelemesi), 154
(avukatın görüşmesi) düzenlemelerini de kısmen
ortadan kaldıracak niteliktedir.
Değişiklik Teklifi'nin bir diğer yönü; hükümlü
olarak cezaevinde bulunan kişilerin çeşitli
hukuksal sorunları ile ilgili (disiplin
işlemleri, sağlık sorunlarına ilişkin
girişimler, şikayet ve talepler, AİHM
başvurulan, vesayet ve kayyımlık takipleri,
dilekçe hakkının kullanılması vb.) avukat
yardımından yararlanma hakkını, kullanılması
imkansız bir hale getirmesidir. Hükümlüye adeta
bir "SİVİL ÖLÜ" (civil mortuum) muamelesi
yapılmaktadır. Yeni infaz kanunu ile kapatılma
rejiminin asil unsuru haline getirilmiş
"izolasyonu" arttırıcı bu düzenleme, insan
onuruna aykırı ve "kötü muamele" sonucu
yaratacak kapatılma şartlarını
güçlendirmektedir.
Avukatlık mesleği tarihinin en ağır hukuk dışı
saldırılarından birisi ile karşı karşıyadır. Bugün,
bu saldırıya etkili olarak cevap verilememesi,
meslek örgütlerimizin en geniş ve etkili organı
kabul edilmesi gereken Türkiye Barolar Birliği Genel
Kurulu Delegasyonu'nu tarihsel bir sorumlulukla baş
başa bırakacaktır.