inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

forum

 

 

TBB 28. Genel Kurulu'na sunulan

TCK ile ilgili Öneri ve dağıtılan Bildiri

21 Mayıs 2005


 

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ

GENEL KURUL DİVAN BAŞKANLIĞI'NA

 

1136 sayılı Avukatlık Kanunumun 117incİ maddesi 7inci fıkrası uyarınca, gündemin 14.  maddesinde oylanarak karara bağlanmak  üzere,  aşağıdaki metnin genel kurulda görüşülmesini dileriz.

Saygılarımızla.21.05.2005

Ekte imzası bulunan delegeler

 

"Türkiye Barolar Kirliği Genel Kurulu olarak,

Seçilecek başkan ve yönetim kuruluna,

Ceza Muhakemesi Kanunu ve Cezaların ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun'da değişiklikler yapan yasa tekliflerinin derhal geri çekilmesi amacıyla:

  1. Tüm Baroların; yasa gereği yapacağı müdafi (mağdur vekili,  uzlaşmacı avukat) ve "adli yardıma avukat" hizmetlerini geçici süreyle durdurması,

  2. TBB Başkan ve yönetim kurulu üyeleri île Baro Başkanlarının, yasa, teamül veya davet üzerine katıldıkları; yasama, yürütme ve yargı protokollerine, bu hususu içeren yazılı gerekçe göstererek katılmaması,

  3. Tekliflerin   meclis   genel   kurulunda   kabul   edilmesi   ihtimali   karşısında Cumhurbaşkanı nezdinde girişimlerde bulunarak, yasanın "tekrar görüşülmek üzere iadesi" ve "anayasaya aykırılık başvurusunda" bulunulmasının istenmesi,

  4. Panel,  seminer, sempozyum, sirküler, bülten, duyuru vb.  çalışmalar ile altyapısı derhal oluşturulduktan sonra, en kısa zamanda, Türkiye çapında geniş avukat katılımının sağlanacağı   bir   günlük   duruşma   boykotu   ve   "savunmaya yürüyüşü" organize edilmesi,

görevlerini tevdi ederiz."


Dağıtılan Bildirinin Metni

Sayın Delege,

Yürürlüğe 1 Haziran 2005 tarihinde girecek olan; 04.12.2004 tarihli ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu, 13.12.2004 tarihli 5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbîrlerinin înfazı Hakkında Kanun ve tarihli ve sayılı Türk Ceza Kanunu zaten önemli sorunlar taşımaktaydı.

Felsefi bütünlüğü olmayan, etkin ceza adaleti sağlamaktan uzak, dil özensizlikleri ve oransız hükümler barındıran bu kanunlar, yürürlüğe girdiklerinde, temel kişi hak ve özgürlüklerinin anayasaya ve uluslararası sözleşmelere aykırı bir biçimde daraltılmasına yol açacaktı.

KOLLUK TARAFINDAN HAZIRLANDIĞI VE DESTEKLENDİĞİ AÇIKÇA ANLAŞILAN, KIRK (40) MADDEYE YAKIN DEĞİŞİKLİK TEKLİFİ, BU TABLOYU DAHA DA AĞIRLAŞTIRMAKLA KALMAYIP, SÖZ KONUSU ÜÇ YASANIN OLUMLU TÜM DÜZENLEMELERİNİ DE "GERÎ ALMAKTA", HATTA ESKİ YASA DÖNEMİNDEN DE GERİ ADIM ATMAKTADIR.

Değişiklik tekliflerinde, avukatlık mesleğine yönelik kabul edilemez bir yaklaşım benimsenmiştir. Savunma avukatını "potansiyel suçlu" kabul eden, hakkında kesinleşmiş mahkeme kararına dayalı bir hüküm bulunmaksızın, suçlayıp, mesleğini yapmaktan alıkoyan bu yaklaşım (aşağıda I-5 ve II-24) maddelerinde somutlanmaktadır.

I. Ceza  ve Tedbirlerin İnfazı Hakkında kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin beşinci maddesi;

MADDE 5- "5275 Sayılı Kanununun 59 uncu maddesinin dördüncü fıkrası aşağıdaki şekilde değiştirilmiş...."

"(4) Avukatların savunmaya ilişkin belgeleri, dosyaları ve müvekkilleri ile yaptıkları konuşmaların kayıtları incelemeye tabi tutulamaz. Ancak, 5237 sayılı kanunun 220nci, İkinci kitap Dördüncü Kısım Dördüncü ve Besinci Bölümlerinde yer alan suçlardan mahkum olan hükümlülerin avukatları ile ilişkisi; konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğinin, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğünün, terör örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğinin belirlenmesi halinde. Cumhuriyet Başsavcılığının istemi ve İnfaz Hakiminin kararıyla bir görevli görüşmede hazır bulundurulabileceği gibi bu kişilerin avukatlarına verdiği veya avukatlarınca bu kişilere verilen belgeler infaz hakimince incelenebilir. İnfaz hakimi belgenin kısmen veya tamamen verilmesine veya verilmemesine karar verir. Bu karara karsı ilgililer 4675 sayılı kanuna göre itiraz edebilirler."

II. "Ceza Muhakemesi Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifinin 24 üncü maddesi;

MADDE 24- Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 151. maddesinin başlığı "Müdafi görevini yerine getirmediğinde yapılacak işlem ve müdafilik görevinden yasaklanma" şeklinde değiştirilmiş ve maddeye İkinci fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkralar eklenmiştir;

(3) Ceza Muhakemesi Kanunu'nun 250 nci maddesinin birinci fıkrasında sayılan suçlardan dolayı şüpheli, sanık veya hükümlü olan kişinin müdafiliğini veya vekilliğini üstlenen avukat hakkında bu kişiyle aynı örgütsel faaliyet çerçevesinde işlediği suçlardan veya Türk Ceza Kanunu'nun 281, 283, 297 ve 298 inci maddelerinde yazılı suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma açılması halinde, şüpheli, sanık veya hükümlü olan kişinin müdafiliğini ve vekilliğini üstlenmekten yasaklanabilir.

(4) Müdafilik ve vekillik görevinden yasaklama kararı, soruşturma evresinde   Cumhuriyet   savcısının   İstemiyle   sulh   ceza   hakimi, kovuşturma  evresinde   mahkeme   başkanı   veya   hakim tarafından verilir. Bu karara karşı itiraz edilebilir.

(5) Müdafiin    veya    vekilin    görevden    yasaklanma    kararının kesinleşmesi halinde şüpheli veya sanık yeni bir müdafi veya vekil seçebilir veya kendisine yeni bir müdafi atanabilir.

(6) Müdafi ve vekil, görevden yasaklanmış bulunduğu sürece müdafiliğini veya vekilliğini üstlendiği kişinin başka davalarında da müdafiliğini ve vekilliğini yapamaz; bu kişiyi ceza infaz kurumu ve tutukevinde ziyaret edemez"

Değişikliğini önermektedir.

Yaptırım, CMK'nın 149, 153 ve 154 üncü maddeleri ile 1136 sayılı yasa güvencelerini tamamen ortadan kaldıracak niteliktedir. Avukatın;

  • Müvekkili ile görüşmesi şarta bağlanacak,

  • Görüşmede infaz personeli bulundurularak dinleme, izleme ve kayıt yapılacak,

  • Müvekkili ile yazışması denetime tabi tutulacak, belge ve evrakı incelenecek,

  • Avukat, hakkında kesinleşmiş bir mahkeme karan olmaksızın sadece   ceza   davalarından   değil,   hukuk   davalarından da yasaklanabilecektir.

  • Avukatın cezaevine girişi tamamen keyfi bir biçimde infaz idaresinin tercih ve İnisiyatifine terk edilecektir.

  • Bugüne kadar "meslek sırrı", "savunma dokunulmazlığı" ve "avukatlık mesleğinin kamusal niteliği" ilkeleri gereği yerleşen içtihat ve uygulama terk edilerek, avukatların "gaip müvekkilleri ve ikame edilmemiş sanık aleyhine kanıtlar" nedeniyle (TCK 281, 283, 297, 298 maddeleri) yargılanması denenecektir.

BU YAPTIRIMLAR; NEDEN, NE İÇİN VEYA NE ZAMAN YAPILACAKTIR?

"(Avukatın)... konusu suç teşkil eden fiilleri işlediğinin, infaz kurumunun güvenliğini tehlikeye düşürdüğünün, terör örgütü veya diğer suç örgütleri mensuplarının örgütsel amaçlı haberleşmelerine aracılık ettiğinin belirlenmesi halinde...", veya "...bu kişiyle aynı örgütsel faaliyet çerçevesinde işlediği suçlardan veya Türk Ceza Kanunu'nun 281, 283, 297 ve 298 inci maddelerinde yazılı suçlardan dolayı soruşturma ve kovuşturma açılması halinde..."

Oysa Türk Ceza Kanunu'nun suç olarak tarif ettiği bu hallerden birisinin tespiti halinde, zaten yapılması gereken avukat hakkında kamu davası ikame etmektir. Bu hususta görevli ve yetkili makamlar bellidir. Öyleyse değişiklik teklifinin amacı "suç isleyen avukat" hakkında ne yapılacağını düzenlemek değildir. Düzenleme; hakkında "beraat" vah ut "kovuşturmaya ver olmadıkı" kararı ile sonuçlanacağı açıkça görülen "sözde tespitler, soruşturmalar ve kovuşturmalar" hazırlanan avukatların bu soruşturmalar süresince meslekten uzaklaştırılması hukuk dışı amacına yöneliktir.

Avukatın "görevden geçici yasaklanması" 1136 sayılı yasada özel düzenlemeye kavuşturulmuş ve hem avukatın hem de kamunun yararlan karşılıklı gözetilerek bugüne kadar sorunsuz çalıştırılmıştır. O zaman yeni bir düzenlemeye ne İçin ihtiyaç duyulmuştur?

Bu hüküm, "savunma hakkının" anayasal yapısını çürütücü niteliktedir. "Yargının bağımsız bir unsuru" olarak savunma avukatına "potansiyel suçlu" gibi davranılması kabul edilemez.

Şikayet-ihbar-re'sen girişim üzerine açılan soruşturma aşamasında/ "görevden yasaklama" karan yargının diğer unsurları için de geçerli olacak mıdır? Şikayet edilen hakim ve savcı, bunu bırakalım, adli görev yapan kolluk, tutuk ve infaz personeli görevden yasaklanmakta mıdır? Hayır. Bugüne kadar (%95 oranında) dosya üzerinden "hükümlü ve tutuklu taleplerinin reddi" kararı vermek dışında hiçbir hukuki varlığı olmayan înfaz hakimliklerinin, "avukatın suçluluğu" konusunda görevli ve yetkili ağır ceza mahkemelerinin kovuşturma yetkisine, meslekten geçici veya sürekli uzaklaştırma konusunda görevli baro etik kurullarının "yetkisine tecavüz etmesi" kabul edilemez.

Hürriyeti tahdit eden koruma tedbirleri (tutuk) uygulanmaması halinde, hazırlık soruşturmalarını süre yönünden kısıtlayan bir hüküm bulunmamaktadır. Bu da avukatın, açılması hiçbir yasal şarta bağlanmamış olan (soyut şüphe, isimsiz ihbarf alelade şikayet vb.) tek bir "sözde soruşturma" nedeniyle yıllarca mesleğinden geçici olarak yasaklanabilmek sonucunu yaratmaktadır.

Hüküm Anayasanın 36 ve AİHS 6ncı maddelerine aykırıdır. CMK 149 (avukatın hukuksal yardımı), 153 (avukatın belgeleri incelemesi), 154 (avukatın görüşmesi) düzenlemelerini de kısmen ortadan kaldıracak niteliktedir.

Değişiklik Teklifi'nin bir diğer yönü; hükümlü olarak cezaevinde bulunan kişilerin çeşitli hukuksal sorunları ile ilgili (disiplin işlemleri, sağlık sorunlarına ilişkin girişimler, şikayet ve talepler, AİHM başvurulan, vesayet ve kayyımlık takipleri, dilekçe hakkının kullanılması vb.) avukat yardımından yararlanma hakkını, kullanılması imkansız bir hale getirmesidir. Hükümlüye adeta bir "SİVİL ÖLÜ" (civil mortuum) muamelesi yapılmaktadır. Yeni infaz kanunu ile kapatılma rejiminin asil unsuru haline getirilmiş "izolasyonu" arttırıcı bu düzenleme, insan onuruna aykırı ve "kötü muamele" sonucu yaratacak kapatılma şartlarını güçlendirmektedir.

YASA DEĞİŞİKLİĞİ TEKLİFLERİ

BÜTÜN OLARAK DERHAL GERİ ÇEKİLMELİ

VE

YASALAŞMAMALIDIR

Avukatlık mesleği tarihinin en ağır hukuk dışı saldırılarından birisi ile karşı karşıyadır. Bugün, bu saldırıya etkili olarak cevap verilememesi, meslek örgütlerimizin en geniş ve etkili organı kabul edilmesi gereken Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu Delegasyonu'nu tarihsel bir sorumlulukla baş başa bırakacaktır.

Bu sorumluluk; mesleğin geleceğine sahip çıkılması ve meslek örgütlerimizin "varlık nedenlerinin" hayata geçirilmesi sorumluluğudur...