|
Avukatın Üzerinin
Aranması Sorunu
ve
Avukat Vuraldoğan
Davası*
Av. Kemal VURALDOĞAN
Ankara 3. İdare Mahkemesi’nce verilen bir kararla,
üzeri ve çantası aranan Avukat Kemal VURALDOĞAN’a
İçişleri Bakanlığı tarafından 2.500.000.000 TL
manevi tazminat ödenmesine karar verilmesiyle,
avukatların üzerinin aranıp aranamayacağı konusu
tekrar gündeme gelmiş, karar avukatlar ve barolar
nezdinde olumlu karşılanırken,
kararı olumsuz bulduğunu ifade edenler de olmuştur.
Çalışmamızda, Avukat VURALDOĞAN davası çerçevesinde,
avukatların üst araması sorunu incelenecek ve
avukatlara tanınan bu hakkın sınırları çizilmeye
çalışılacaktır. Özellikle 5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu’nun yürürlüğe girmesiyle, konunun daha da
önemli bir hale geleceğini düşünmekteyiz. 1 Nisan
2005’te yürürlüğe girecek yeni Türk Ceza Kanunu’nun
120. maddesi uyarınca, hukuka aykırı olarak bir
kimsenin üstünü ve eşyasını arayan kamu görevlisine
3 aydan bir yıla kadar hapis cezası verilecektir.
1 Mayıs 2004 günü Ankara Adliyesinden
çıkan Avukat VURALDOĞAN, adliye çıkışındaki bulvarda
1 Mayıs gösterileri nedeniyle, Ankara Valiliği’nden
aldıkları genel arama izni çerçevesinde miting alanı
ve çevresinde arama yapan polisler tarafından
aranmak istenmiş, avukat olduğunu belirtmesine
rağmen polisler arama konusunda ısrar ederek
kendisini aramışlar, yapılan arama, Ankara Barosu
Başkanlığı tarafından kameraya alınmıştır. Avukat
VURALDOĞAN, kanuna aykırı olduğuna inandığı arama
nedeniyle Ankara Valiliği görevlileri aleyhinde suç
duyurusunda bulunmuş, ayrıca manevi tazminat
istemiyle İçişleri Bakanlığına başvurmuştur.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Ankara Valisi
açısından gereğinin takdiri için dosyayı Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı’na göndermiş, Yargıtay
Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Ankara Valisi
hakkında şikayet dilekçesinin işleme konulmamasına
kararı verilmiş, arama emrini veren polis memurları
açısından gereğinin yapılması için dosya Ankara
Cumhuriyet Başsavcılığı’na iade edilmiştir
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Nuri Ok imzalı
kararda, Ankara Valiliği tarafından 1 Mayıs Mitingi
nedeniyle kamu düzeninin sağlanması, suç
işlenmesinin önlenmesi amacıyla suç aletlerinin
toplantının yapıldığı yer ve çevresine sokulmaması
için toplantı mahal ve çevresine gelen kişilerin
özel kağıtlarının ve eşyalarının aranması konusunda
Ankara Valiliğinin oluru ile genel arama izni
verildiği, genel arama için verilmiş bulunan iznin
1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun tanıdığı hakkı
ortadan kaldırıcı nitelik taşımadığı ifade
edilmiştir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığına göre
mülki amirin vereceği yazılı genel arama izniyle,
avukatların üzerlerinin aranması mümkün değildir.
Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ilgili kamu
görevlilerin soruşturulması izni verilmesi için
Ankara Valiliği’ne başvurmuş, Ankara Valiliği
tarafından soruşturma izni verilmemiştir.
Karara Avukat VURALDOĞAN tarafından Ankara Bölge
İdare Mahkemesi nezdinde itiraz edilmiş; Ankara
Bölge İdare Mahkemesi itirazı reddetmiştir.
Ankara Bölge İdare Mahkemesi kararında avukatın üst
araması konusuna değinilmediği için, Ankara Bölge
idare Mahkemesi’nin avukatların üst araması
konusunda ne düşündüğü konusunda açıklama
yapamamaktayız.
Avukat VURALDOĞAN’ın manevi tazminat
istemli dilekçesine cevap verilmemesi üzerine,
Avukat VURALDOĞAN tarafından Ankara 3. İdare
Mahkemesi’nde tam yargı davası açılmış, Ankara
Barosu davacı yanında davaya müdahale talebinde
bulunmuştur. Davalı İçişleri Bakanlığı, bilirkişi
olarak Prof. Dr. Feridun YENİSEY’e başvurmuş,
savunmasını büyük ölçüde YENİSEY’in görüşlerine
dayandırmıştır.
YENİSEY’e göre, Avukatlık Kanunu
madde 58’de yer alan yasak, maddede geçen suç
teriminde anlaşılması gerektiği üzere sadece adli
aramalar için geçerlidir. Avukatın müdafaa görevini
garanti altına hüküm, avukatın suç isnadı altında
bulunduğu durumlarda geçerlidir. Resmi Gazetede,
24.5.2003 tarihinde yayımlanan Adli ve Önleme
Aramaları Yönetmeliği, önleme araması ve adli arama
ayrımı yapmıştır. Önleme araması yakın bir
tehlikenin önlenmesi amacıyla yapılan bir arama
olup, tehlikeyi önleme aramalarında herkes aramaya
tabidir. Yine İl İdare Kanunu’nun Ek 1. maddesi
uyarınca, hava meydanlarına girişte yapılan
aramalarda pilot dahil herkes aranacaktır.
Avukatların üstünün aranmaması müdafaa görevinin
serbestçe yerine getirilmesi için kabul edilen bir
meslek ayrıcalığı olup, önleme aramalarında
geçerlidir. Yine 5.2.2003’te yürürlüğe giren
Hapishane ve Tevkifhanelerin İdaresi Hakkında
Kanunun 6. maddesindeki değişikliğin de gösterdiği
gibi infaz kurumlarına giren herkes gibi avukatlar
da aranacaktır. Avukatlık Kanunu madde 58 bu önleme
aramasında da geçerli değildir. Avukat VURALDOĞAN
olayında, vali emri ile Anayasa’nın 20. maddesine ve
hukuka uygun olarak yapılan bir önleme araması
vardır. Önleme aramasında herkesin aranmasına rağmen
avukatların hariç tutulması hukuka aykırı olur.
Ankara 3. İdare Mahkemesi, 11.6.2004 tarihli
kararıyla, davayı kabul etmiş Avukatın VURALDOĞAN’ın
talebiyle bağlı kalarak 2.500.000.000 TL’nin Avukat
VURALDOĞAN’a ödenmesine karar vermiştir. Tek hakimli
olarak Hakim Vehbi KOZİK tarafından verilen
kararının gerekçesinde, kamu idarelerinin yürütmekle
yükümlü bulundukları kamu hizmetlerinin gereği gibi
yerine getirmek, bu hizmetin işleyişini sürekli
olarak kontrol etmek ve hizmetin yürütülmesi
sırasında gerekli önlemleri almakla yükümlü
olduklarına işaret edilmiş, anılan yükümlülüğün
yerine getirilmemesi suretiyle hizmetin kötü veya
geç işlemesi, gereği gibi işlememesi durumunda
idarenin hizmet kusuru oluşacağı ve bu kusur
nedeniyle bir zarar verilmiş olması durumunda ise
meydana gelen zararın tazmin edilmesi gerekeceği
belirtilmiştir. Hakim KOZİK, avukatların demokratik
hukuk devletinin işlemesinde, yargılama ve hak arama
özgürlüğünün sağlanmasında emeği geçtiği, davacı
avukatın vatandaşlar önünde üst aramasına maruz
kalmasının meslek onurunu zedelediği, adaletin tam
tecellisi olarak önem ve öncelik kazanan manevi
tazminata hükmedilmesi gerektiği gerekçesiyle davayı
kabul etmiştir.
Karara Ankara Bölge İdare Mahkemesi nezdinde mahkeme
kararının yürütülmesinin durdurulması istemiyle
itiraz edilmiş, Ankara Bölge İdare Mahkemesi
tarafından mahkeme kararının yürütülmesinin
durdurulması talebi reddedilmiştir.
Davalının itirazının esası hakkında henüz bir karar
verilmemiştir.
Avukatlık Kanunu 58/1 maddesinin son cümlesi,”Ağır
cezayı gerektiren suçüstü halleri dışında avukatın
üzeri aranamaz.” hükmüne yer vermektedir.
Madde başlığının, “Soruşturmaya yetkili Cumhuriyet
Savcısı” olması, bu maddenin sadece avukatların
görevleri ile ilgili suç işlemeleri durumunda
geçerli olacağı iddia edilmekteyse de,
avukatın ağır cezayı gerektirmeyen suç isnadı
altında bulunduğu durumda dahi üzerinin aranması
için hakim kararı istenirken, daha hafif bir durum
olan önleme aramalarında aranma yasağının
evleviyetle geçerli olduğunu düşünmekteyiz. Adli
Önleme Aramaları Yönetmeliği’nin 14. maddesi
incelendiğinde, gecikmesinde sakınca bulunan
hallerde mahallin en büyük mülki amirinin vereceği
yazılı emirle, kolluğa, halkın topluca bulunduğu
veya toplanabileceği yerlerde, yerleşim yerlerinin
giriş ve çıkışlarında ve her türlü toplu taşıma veya
seyreden taşıt araçlarında dahi kişilerin üstlerini,
araçlarını, özel kâğıtlarını ve eşyasını arama
yetkisi verildiği
görülecektir. Tekrar Avukatlık Kanunu 58. maddeye
dönersek, avukat ağır cezayı gerektiren bir suç
işlese bile, suçüstü hali yoksa üzeri
aranamayacaktır. Suçüstü hali olsa bile, eğer
işlendiği iddia edilen suçüstü ağır cezalık değilse
üzeri yine aranamayacaktır. Göreviyle ilgili suç
işlemesi durumunda dahi, işlendiği iddia edilen
suçun ağır cezalık olmaması, ağır cezalık olsa bile
suçüstü hali olmaması halinde avukatın üzerinin
aranması için hakim kararı istenirken, mahalli en
büyük mülki amirinin vereceği emirle, toplu taşıma
araçlarında, yerleşim yerlerin girişinde ve
çıkışında avukatın aranmasının mümkün olmadığını
düşünmekteyiz. Bir an için yönetmelik hükmünün
avukatları da kapsadığı düşünülse dahi (kanımızca
anılan yönetmeliğe dayanılarak avukatların aranması
mümkün değildir); Avukatlık Kanunu ile yönetmelik
hükmü arasında çelişki olduğu için, normlar
hiyerarşisi gereğince Avukatlık Kanunu
uygulanacaktır.
Avukatın önleme aramasından muaf olduğu iddiamızın
diğer bir dayanağı Hapishane ve Tevkifhanelerin
İdaresi Hakkında Kanun’un, “Ancak
milletvekilleri, mülki amirler, hâkim, Cumhuriyet
savcıları ve bu sınıftan sayılanlar, müdafi ve
avukatlar… ağır cezayı gerektiren suçüstü halleri
dışında elle aranamaz. Duyarlı kapı cihazının
ikazının sürmesi halinde bu kişiler elle aramayı
kabul ettikleri takdirde kuruma girebilirler.”
hükmüne yer 6. maddesidir. Kanun koyucu, Avukatlık
Kanunu uyarınca avukatların üzeri aranamayacağı
için, cezaevleri açısından ayrıksı bir hüküm
getirmiştir. Anılan hüküm Avukatlık Kanunu’na göre
daha özel ve sonraki tarihli kanun olduğu için
sadece hapishane ve tevkifhanelerle sınırlı kalmak
kaydıyla uygulanma kabiliyetine sahiptir. Eğer
çıkarılacak bir yönetmelikle avukatlarının üzerinin
aranması mümkün olsaydı, kanun değişikliğine
gitmeden, ilgili yönetmelikte yapılacak bir
değişiklikle avukatların hapishane ve tevkifhane
girişlerinde aranması sağlanabilirdi. Kanımızca bu
durum da, Adli ve Önleme Aramaları Yönetmeliği’ne
dayanılar avukatın üzerinin aranmasının mümkün
olmadığını göstermektedir.
Avukatların üst araması sorunu incelenirken,
avukatlara neden ayrıcalık tanındığı sorusunun
cevabının da problemin çözümünde işlevsel olduğunu
düşünmekteyiz. Arama yasağı getirilmesi de makul ve
anlaşılır sebeplere dayanmaktadır. Avukatlık Kanunu
1. madde uyarınca avukatlık kamu hizmetidir. Yine
aynı kanunun 2. maddesince avukat yargının kurucu
unsuru olan bağımsız savunmayı serbestçe temsil
etmektedir. Avukatlık Kanunu, avukatlık mesleğine
kabul edilmeyi bir takım zor koşullara bağlamış;
avukatlara bir çok sorumluluk ve ödev yüklemiştir.
Yine Avukatlık Kanunu Madde 36’ya göre avukatların
sır saklama yükümlülüğü vardır. Avukat müvekkil
ilişkilerinin kapsamı düşünüldüğünde, avukatın çoğu
zaman müvekkiline ait ailevi ve ticari sırlara vakıf
olduğu, bu konulara ilişkin belge ve resim gibi
ispata yönelik eşyalara sahip bulunduğu
görülecektir. Bu bilgi ve belgelerin sır saklama
yasağına rağmen el değiştirmesi, başkaları
tarafından bilinir hale gelmesi avukatı mesleğini
yapamaz hale getirecek, avukat müvekkil ilişkisinde
güvensizliği hâkim kılacaktır. Dolayısıyla, hak
arama özgürlüğünün etkin kullanılmasında en önemli
işleve sahip olan avukatlık mesleğinin etkili sonuç
doğurabilmesi için, avukat müvekkil ilişkinde
güvenin sağlanması, avukata verilen bilgi ve
belgelerin her türlü müdahaleden uzak bir şekilde
korunmasının sağlanması gerekmektedir. Avukat
mesleğini icra ederken, kimi zaman yaşadığı kentin
mülki erkânının veya onların kimi yakınlarının
rahatsız olduğu davaları da takip edecektir. Belki
açacağı dava bir hükümetin düşmesine; büyük menfaat
gruplarının çökmesine yol açacaktır. Mahallin en
büyük mülki amirinin vereceği yazılı emirle,
avukatın üzerinin aranması imkânının kolluk
kuvvetlerine tanınması, avukatlık mesleğinin gereği
gibi yerine getirmesini engelleyecektir. Yargının
diğer kurucu unsurları olan Hâkim ve Savcıların da
üzerlerinin aranamaması aynı nedene dayanmaktadır.
Avukatların üst araması sorunu ile
sır saklama yükümlüğü ve hak arama özgürlüğünün
etkin kullanılması arasındaki bu yakın ilişkinin
tespiti, avukatlara tanınan bu hakkın sınırının
belirlenmesi açısından önemlidir. Avukatın üzerinin
aranmaması avukatlık mesleğinin niteliği gereği
tanındığı için, avukatın mesleğini yapmadığı
zamanlarda bu haktan yararlanmaması gerekir. Bu
hakkın tanınış amacı, avukatlık mesleğinin en etkin
şekilde icrasını sağlamak olduğu için, avukatın
mesleğini yapmadığı durumlarda diğer kişilerle aynı
hukuksal statüde bulunması gerekmektedir. Bu
görüşümüzün konuyu tam olarak çözmediği
düşüncesindeyiz. Avukatlık mesleğinin zamana ve
mekana bağlı kalarak yapılan bir meslek olmadığı
gözetildiğinde, önleme araması yapılmak istenen ve
mesleği avukat olan kişinin o an mesleğini yapıp
yapmadığının belirlenmesi gerekmektedir. Avukatın o
an mesleğini yapmasından, dilekçe yazmak gibi
mesleğin tipik görünümlerini kastetmediğimizi de
belirtmek isteriz. Adliyeden bürosuna dönen,
bürosundan çıkıp otobüse binen, elinde evrak
çantasıyla herhangi bir yere giden avukatın da
mesleğini yaptığının kabulü gerekmektedir. Yine
avukatlık mesleği sadece mesai saatleri içerisinde
yapılan bir meslek değildir. Özellikle Ceza
Muhakemeleri Usulü Kanunu uyarınca barolar
tarafından atanan müdafilerin gece 24’e kadar
görevlendirildikleri düşünüldüğünde iddiamızın
doğruluğu anlaşılacaktır. Yine avukatın müvekkiliyle
mesai saatleri dışında görüşmesini, ondan belge
almasını engelleyen hüküm ve meslek kuralı olmadığı
gibi, anılan davranış hayatın olağan akışına
uygundur. Dolayısıyla, görevi ile ilintili bir iş
yaptığına inanan avukatın, avukat olduğunu
belirtmesi durumunda, zaman ve mekan ayrımı
gözetilmeksizin önleme aramasından muaf olduğunu
düşünmekteyiz. Avukatın beyanı ile görüntü arasında
önemli bir çelişki varsa; bu durumda avukatın
mesleğini yapmadığının kabulü gerekmektedir. Miting
alanı çevresinde elinde pankartla gezen, stadyum
önünde bir spor takımına ait elbise ile bekleyen,
şortla uçağa binen, tenis raketi ile spor alanına
giden, mayo ile plajda gezen avukatın, o an
mesleğini yaptığının kabulü hayatın olağan akışına
aykırıdır. Bu durumdaki bir avukatın, önleme
aramasını kabul etmesi gerektiğini düşünmekteyiz.
Avukatın üst araması konusunu, sadece
mesleği ile ilintili durumlarla sınırlamamızın diğer
bir nedeni, bu hakkı mutlak kabul etmemiz durumunda,
avukatın yükümlülüklerinin de mutlak
anlaşılabileceği kaygısını taşımamızdır. Kanımızca,
avukat sadece mesleğini icra ederken Avukatlık
Kanunu ve meslek kuralları ile bağlıdır. Bilindiği
üzere, avukatlık meslek kurallarından biri de,
“Avukat hasım tarafın ancak avukatı ile görüşebilir”
kuralının getirmektedir. Eğer aranmama yasağını,
avukatın meslek dışındaki özel yaşamına da taşırsak,
anılan meslek kuralının özel yaşamımızda da geçerli
olduğunu kabul etmemiz gerekecektir. Dolayısıyla,
aranmama yasağı avukatlık mesleğinin niteliği gereği
tanınmış bir hak olduğu için, avukatın tam anlamıyla
özel yaşamını sürdürdüğü durumlarda geçerli olmaması
gerekir.
Sonuç olarak, avukatlık mesleği ile ilintili bir
durumdaki avukatın üzerinin aranması için hakim
kararı gerekmektedir. Avukatlık Kanunu madde 58
uyarınca, ağır cezayı gerektiren suçüstü hallerinde
hâkim kararına gerek yoktur. Avukatın mesleği ile
ilintili olduğu iddiası ile, görüntüsü arasında
önemli bir çelişki olması durumunda, önleme araması
yapılması mümkündür. Bu durumda aramayı yapan kolluk
görevlisinin hukuka uygun davrandığının kabulü
gerekmektedir. Avukatın beyanı ile görüntüsü
arasında çelişki olmakla beraber, kolluk görevlisi
avukatın mesleği ile ilintili bir durumda
bulunmadığından emin değilse, Avukatlık Kanunu madde
2 uyarınca yargının kurucu unsuru olan, aynı kanunun
1. maddesi uyarınca kamu hizmeti yürüten avukatın
beyanını esas alacak ve arama yapmayacaktır. 1 Nisan
2005’ten sonra hukuka aykırı şekilde avukatın
üzerini arayan kamu görevlisi hakkında, TCK 120.
maddesi uyarınca kamu davası açılması gerekecektir.
Mağdur avukat ayrıca hukuk mahkemesine başvurarak
manevi ve varsa maddi zararlarının tazminini de
talep edebilecektir.
|