|
İş Dünyasında
Etkili
İletişim
S. Soner Selçuklu
sonersel@gmail.com
http://www.selcuklum.com
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi
İktisat Bölümü mezunu olan yazar, 2001-2004
yıllarında Ankara barosunun staj programında “Etkili
İletişim ve Profesyonellik” konulu seminer
programını gerçekleştirmişti.
Türkiye’de aile
şirketlerinin kurumsallaşması üzerine de butik
çalışma yapan ve halen serbest eğitim/yönetim
danışmanı olarak faaliyetini sürdüren yazarın
yeni yayınlanan "Ergen
Şirketler" ve
"Küçük
Bir Girişimin Öyküsü" adlı kitapları da
bulunmaktadır.
"Ergen
Şirketler" kitabında
yazar, "...birer
"organizma" olan şirketlerle insan arasındaki
benzerliğe işaret ediyor. Şirketlerin gelişim
evreleri ile insan yaşamının belirleyici bir dönemi
olan ergenlikten erginliğe geçiş arasındaki
şaşırtıcı benzerliği yönetim, stratejiler ve
psikoloji-ortam açısından gözler önüne seriyor.
Bedensel gelişimin zihinsel ve ruhsal gelişimin
önüne geçtiği ergenliğin şirketlerin ömründe de aynı
şekilde geçerli olduğunu gösteriyor. Bu sancılı ama
dinamizmiyle de çok şey vaat eden dönemde düşülen
yanlışlar ve çıkış yollarını ele alıyor."
"Küçük
Bir Girişimin Öyküsü"
kitabında ise yazar "... bir hobi olarak başladığı
mikro ölçekli işini Türkiye için tarihsel bir önem
taşıyan 1980 ve 1995 yılları arasında orta ölçekte
bir işletmeye nasıl dönüştürdüğünü ilk ağızdan
kaleme almış."
Giriş
Değişimin dillerden düşmediği ancak birçok açıdan da sürekli
farklılaşmanın çözülme ve dönüşümle birlikte
yaşandığı bir dönemdeyiz. Kavramsal açıdan birçok
şey yeniden tanımlanıyor ve yeniden
anlamlandırılıyor.
Günümüzde, geçmişte on yıllara sığan gelişmelerin birkaç yılda
gerçekleşmesi söz
konusu. Bu sürenin birkaç aya ineceği söyleniyor bilim çevrelerince. Bu hızlı
değişimin başrol oyuncusunun teknoloji tabanlı olduğuna kuşku yok. Değişiminden endişe duyanların en
önemli dayanakları da yüksek teknolojik yaşamın
yarattığı sosyal değişim. Üniversite diplomalarının
bile birkaç yıllık “son kullanma tarihi”nden söz
ediliyor. Yaşanan değişimin teknolojik ve sosyo-kültürel
hayat boyutunda toplumsal yaşamdaki etkileri, insan
ilişkilerinden başlayarak komşuluk, eğlence,
değerler, siyaset, spor, toplumsal kurallar,
uluslararası vb. tüm ilişkileri temelinden
etkiliyor.
Artık “bilgili insan” yerine “bilgilenen, sürekli
öğrenen insan”dan söz edilir oldu. Aynı durum
kurumlar ve organizasyonlar için de geçerli.
Bilgi ve
enformasyonun bir sağanak biçiminde aktığı
günümüzde, ona ulaşmadan çok kritik olanı yaratma,
ayrıştırma, inceleme ve hedefler doğrultusunda
kullanabilme sorunuyla karşı karşıyayız. Bu da
bireyin, kuşatıldığı çok bilinmeyeni olan çevre
açısından yaşadığı bir sorun haline geldi. Öğrenme
ve davranış geliştirmede bireysel becerilere eşlik
eden grup
dinamikleri ve örgütsel faaliyetler büyük
önem taşıyor. O nedenledir ki günümüz kuruluşlarının
birer öğrenen organizasyona dönüşerek günün
şartlarına uyan ve daha ötesine hazırlanan
anlayışlara tepeden tırnağa kavuşması bir zorunluluk
olarak önlerinde duruyor.
Topu topu 11 yıl önce ilk kez faaliyete geçen GSM operatörüyle
kullandığımız cep telefonlarına et ve kemik gibi bağlanıverdik. Onu onlarca senedir kullandığımız bir
alışkanlığa dönüştürdük. İnternet
kaos ortamı ve
devasa bir kütüphane olarak hayatımızı derinden
etkiliyor. Yüz yüze iletişim giderek daha fazla
darbe yiyor. Karşılıklı görüşmelerin hızı
olabildiğince azalmaya devam ediyor. Yüksek temas
sağlayan yüz yüze sohbet ortamları eskisi kadar
değil. Ekonomik, politik birçok faktörün insanları
birbirinden uzaklaştırarak bireyciliği bir yaşam
tarzına dönüştürme çabası da çağın en önemli
hastalığı. Televizyon ve yeni kuşağın gözdesi
bilgisayarlar insanları esir alıp kendileriyle baş
başa bırakıyor. Küçük grupları olup da arada sırada
bir araya gelen insanlar çok şanslı.
İleri teknoloji, yüz yüze iletişimle karşı karşıya gelmiş gibi bir
manzara var ortada. Bunun dengelenmeye ihtiyacı var.
İlaç ise etkili iletişim tekniklerini geliştirmek.
Bunu sıradan bir bilgi alışverişinden çıkararak
yüksek dokunuşlu bir stratejik sürece çevirmek
gerekiyor. Neden stratejik? Çünkü birbirimizi
gerçekten anlamaya dönük olmadıkça etkili bir
iletişimin kurulması da mümkün olmayacak.
Bakmak yerine görebilmek, konuşmak yerine söyleyebilmek, duymak
yerine dinleyebilmek becerisi etkili iletişimin
temel becerileridir. Bütün bunlar sonradan
öğrenilir. “Ağzı olan konuşuyor” sözünün de gerçeğe
parmak basan önemli bir mesajı var. Etkin dinleme,
sözel olmayan beden dili mesajlarına dikkat
edebilme, sorunlara yaklaşım tarzımız, kavga yerine
müzakereye davet tutumları, göz temasının
etkinliğini kullanarak önce karşı tarafı anlamayı
öğrenmek sonra da anlaşılmayı beklemek öğrenilmesi
gereken konulardır. Bunlar için çok sayıda basılı
yayımlar var. Etkili iletişimin önemini fark eden
çok sayıda kuruluş, üyelerine konusunda uzman
kişilerce hazırlanmış seminer programları
düzenliyorlar. İş dünyasında bilgiyi, hizmeti
ürününüz her ne ise onu satabilmenin sırrı etkili
iletişim kurmaktan geçiyor.
Böylesine hızlı değişimi yakalamak, onun içinde yer alabilmek,
kurum olsun şirket olsun kişi olsun hiç fark etmez
gelişmeyi temel alan bir değişimi seçmekle
mümkündür. Geçmişte aldığımız kararlar, mesleki ya
da kültürel eğitimler, bizleri bugün bulunduğumuz
noktaya taşıdı. Bugün kendimiz için yapacaklarımız
yarın bizi başka bir yere taşıyacak veya aynı yerde
bırakacaktır. Yapılacak ilk şey, bizi, mesleki
kariyer olsun, hayat ve toplumsal amaçlarımız
açısından olsun yeni bir başarıya götürecek gücün
kendimiz olduğunu bilerek ona yaptığımız yatırımı
artırmaktır.
Değişim ve gelişimi anlamak ve insan doğasıyla bağdaştırabilme
görevi sizindir.
Ve her şey sizinle başlıyor...
Niçin
Strateji?
Giriş bölümünde etkili iletişimi stratejik bir süreç
olarak ele almayı vurgularken, aslında yüz yüze
iletişimin günümüzde daha önce hiç olmadığı kadar
önem kazandığı bir ilişkiler dünyasını tanımlamak
istedim. Askeri bir deyim olan “strateji” kavramını
da ilişkilerin boyutunda amaca dönük olmayı ve
görüşme sürecini yönetmeye dikkat çekmek için
kullandım. Bu söylediğimi ayakları yere sağlam basan
bir görüş olarak ortaya koyabilmem için konuyu biraz
daha açmak istiyorum.
İletişim, sistemler arasında gidip gelen mesajların
karşılıklı anlamlandırılma sürecidir. Elektronik her
türlü araçla yapılanları bir kenara koyarsak işin en
önemli adımlarının atıldığı yüz yüze iletişim konusu
üzerinde yoğunlaşmak gerekiyor. Bunun için geçmişin
futbol takımlarının teknik direktörlerinin maç
öncesi ve maç sonrası tutumlarını örnek alacağım.
Hatırladığım kadarıyla 15–20 yıl öncesine kadar
şöyle derlerdi: “Oyun planımızı yaptık. Yeni
sistemimizle çıkıp oynayacağız.” Karşımızdaki takım
örneğin İngiltere, Fransa veya İtalya şampiyonu
takımlar olsun. Hüsranla biten maçlar sonrasında:
“Sistemi gözden geçireceğiz… Hatalarımızdan ders
çıkaracağız. Artık bundan sonraki maçlara bakacağız”
şeklinde açıklamalar olurdu.
Durum bugünlerde nasıl? Teknik direktörlerin
sımsıkıya bağlı oldukları bir strateji var mı?
Kesinlikle yok… Bunu yapmaya çalışanlar da duvara
tosluyorlar zaten. Oyun sırasında bile birçok alt
strateji ve taktikler uygulanabiliyor. Hatta
gerekirse ilk yarı içinde veya sonunda temel
strateji bile değişebiliyor. Teknik direktörün bunu
yapabilmesi için de maçı “okuması” gerekiyor. Kendi
gücünün farkında olması, karşı tarafı iyi izlemesi
ve anlaması gerekiyor. Kısacası stratejik bir bakış
açısına ihtiyaç var. Onun içindir ki teknik
direktörler oyunun önceden yapılan statik bir plana
göre saha kenarındaki kulübeden yönetilmesi yerine
neredeyse sahanın içine girecek biçimde oyuncularına
yakın duruyorlar. “Okumasını” iyi bilen teknik
direktörler de başarılı sonuçlar alabiliyor ve bu
dinamik süreci yönetebiliyorlar.
Karşılıklı görüşmeler bu önemde ele alındığında
anlama ve anlaşılma çabası içinde görüşmeyi “okuma”
ve sonuca dönük başarılı bir iletişim sanatını
gerektiriyor. Doğal yeteneklerimizin geliştirilerek
beceriye dönüştürülmesine ihtiyaç var. Karşımızdaki
kişiden gelen sözlü ve sözsüz mesajların anlamını
çözecek bir zihinsel alt yapı oluşturmak gerekiyor.
Ses tonundaki değişmeler, duruşla ilgili
konumlanmalar, görüşme ortamı, kullanılan kelimeler,
jest ve mimikler ve dış görünüm her birisi
“okumasını” bilen için önemli mesaj kaynaklarıdır.
Tecrübenin getirdikleri yadsınamaz. Ancak eğrisiyle
doğrusuyla sahip olunan insan ilişkileri konusundaki
deneyimlerimize bağlanmayıp, biraz eleştirel
yaklaştığımızda yeni yaklaşım yollarını öğrenmek de
daha kolay olacaktır.
İletişim öğrenilen ve geliştirilen dinamik bir
süreçtir. Farkındalık gerektiren bir anlayışla aktif
öğrenme yolu seçildiğinde sürece zamanında müdahale
ederek yanlış giden şeyleri değiştirmek mümkün
olacaktır.
Bu nedenle günlük iş yaşamımızda stratejik bir
süreç olarak ele alınması gereken avukat-müvekkil,
satıcı-müşteri, doktor-hasta, öğretmen-öğrenci,
memur-vatandaş, danışman-yönetici arasındaki
ilişkileri mikro çerçevede incelemeden önce konuya
geniş açıdan bakılması gereken noktalar üzerinde
duracağım.
Bir “Ağ-Şebeke” Olarak Dünya
Ekonomik- politik koşullar ve dünya konjonktürü iç
içe giren bir network (ağ-şebeke) biçimine dönüşmeyi
hızla sürdürüyor. Dünyaya şu an için hâkim olan
ekonomik sistem, kendi iç sorunlarını da farklı
boyutlarda ve biçimlerde yaşamaya devam ediyor. Her
ülke bu ağ içindeki kaçınamadığı yerini alırken
sistemin sıkıntılarından da nimetlerinden de sahip
olduğu yapısal bağışıklık düzeyine ve çözümleme
sistemine göre etkileniyor.
Yüksek teknolojinin tetiklediği değişimin yarattığı
olayların, hızlı çekim film gibi akışı karşısında,
tepkilerin de akılcı ve planlanmış bir şekilde
verilebildiği de tartışılır oldu. Geçmişin satranç
tahtasına benzeyen dünyasının yerini nereden neyin
çıkacağı bilinmeyen bir video oyunu aldı. Pazar
ekonomisinin
parametreleri çok farklılaştı.
Özelleştirme politikaları dalga dalga tüm
ekonomileri derinden etkiliyor. Rekabet koşulları
çok keskinleşti. Ürün, kullanılan teknoloji ve
hizmet düzeyleri giderek birbirine yaklaşıyor.
Müşteri için seçebilme yelpazesi giderek genişliyor.
Firmalar hayatta kalabilmek için sürekli yeni
stratejiler peşinde. Şirketlerin önünde ürün
çeşitliliği ve akan bilgiden dolayı şaşkın ancak
daha seçici bir müşteri
portföyü oluşuyor. Müşteri
ilişkilerindeki başarı, pazarda var olabilmenin
neredeyse tek koşulu oldu. Tüketici haklarının
yasalarla desteklenmesinde önemli adımlar atılıyor.
Kalitenin algılanışında da farklılaşma büyük.
Müşteri odaklılık günümüzün
paradigması artık.
Müşteriyi odağına almayan hiçbir kuruluş bu dönemde
var olamayacak gibi. Müşteri bağlılığı yaratma
çabası bütün kuruluşların temel hedefi oldu.
Buna karşın olan bitenden habersiz hatırı sayılır
irili ufaklı binlerce kuruluş var. Şaşkınlık içinde
yakınıp duruyorlar. Eskinin alıştıkları pazar
ilişkilerinde takılıp kalmışlar. Bekliyorlar ki
eskinin tatlı karlı güzel günleri tekrar gelsin.
Müşteriler onları arayıp da bulsun. Kalkıp harekete
geçmenin ürün ve hizmetlerini sunabilecekleri
müşteri grubuna nasıl ulaşabileceklerinin yolunu
aramak akıllarına gelmiyor. Ne yazık ki atıl kalan
hatırı sayılır ölçekte yatırım yok olma sürecini
yaşıyor. Piyasadan çekilen firmalar işsizlik
ordusunun büyümesinin de habercisi oluyor. Ancak
nafile… Dünya mevcut sistemi içinde geriye
dönülemeyecek bir
kulvara geçti. Sahne değişmediği
sürece de her türlü organizasyon var olabilmenin en
uygun yolunu mevcut koşullar altında bulmak
durumunda.
Enformasyon Çağı ve Algı
Algımızı yönlendiren beklentilerimizdir.
Beklentilerimizin kalitesi ise neyin ne olduğuna
ilişkin değerlendirme yapan arka planımız, zihinsel
alt yapımızdır. Beyninize ne yüklediyseniz onun
sonuçlarını alırsınız. Dünyayı da nasıl görmek
isterseniz öyle yorumlarsınız. Bu konuda kullanılan
bilimsel metotlar bile bazen aradığımız üzerindeki
ön yargı nedeniyle yanıltıcı sonuçlar verebilir. Bu
yanılgıdan kurtulmak için ise farklı yaklaşımlarla
ve görüşlerle müzakere etmek fikirlerin
kristalleşmesi için bir fırsat ortamı
yaratabilecektir. İzlenecek bu yol bizi ön
yargılarımızdan kurtarabilecektir.
Modern teknolojiden bihaber Afrika’nın sık
ormanlarında yaşayan kapalı bir toplumun yerli ferdi
için, uçakların dev bir kuş olarak tanımlanması hiç
de beklenmedik bir durum değildir. Zihindeki
şemalar onun için sadece kendi çevresiyle ilgili
yaşamsal çözümlere ilişkindir. Beyin tarafından
tanımlanmayan hiçbir şey de var olma yönüyle
anlaşılamayacaktır.
Bu dinamik ve çok yönlü ilişkiler dünyasını da
ortaya koyarken sıradan bir yaşamı bile etkileyen
gerekli gereksiz akan enformasyonun altında
seçiciliğinin de alt üst olduğu da ileri
sürülebilir. Önümüzde duran dünyayı anlamak ve
sürüklenmeden içinde sağlıkla yaşanabilecek bir alan
yaratabilmek sürekli öğrenmeyi zorunlu kılıyor.
Kişisel gelişim ve değişim yönetimi sadece
işletmelerin değil bireylerin de sorunu.
Bundan dolayıdır ki dışımızdaki dünyadan akan
mesajların işe yarayanını almak ve ayrıştırmak için
de insanın kendini geliştirecek özel eğitimlere tabi
olması bir zorunluluk oldu. Kimileri bu durumun
farkında olarak gerekenlerin hazırlığı içinde,
kimileri bir şeyler yapmak gerektiğini biliyor ama
nereden başlayacağından habersiz şaşkınlık içinde,
kimileri de sadece seyrediyor. Korkarım sonuncu grup
toplumda çoğunluğu oluşturuyor. Olayların farkında
olan insanlar çevrelerinde de olumlu etkide
bulunabiliyorlar. Ya olmayanlar! Bu insanların
toplum içindeki rolleri düşünüldüğünde de
çevrelerinde katlanarak büyüyen farkında olmadan
süre giden bir yaşam tarzını düşünmek mümkündür.
Aileyi ele alalım. Geçim derdi içinde koşuşturmaktan
iletişim ve kişisel gelişim açısından örnek model
olma özelliğini kazanamayan anne veya babadan
çocukların kopyaladıkları davranışlar neler
olabilir. -Her şeye rağmen hayata olumlu açıdan
bakanları konumuzun dışında tutarsak- Geride
kalanlardan hayata ilişkin neleri öğrenebilirler? İş
yaşamının zorluklarını, hayatın ne kadar sıkıntılı
ve çekilmez olduğunu, kaderin böyle istediğini ve
çaresizliği o kadar…
İşte geçirilen süre kişilerin yaşamında önemli bir
zaman dilimine denk düşüyor. O halde işyerleri kamu
ya da özel olsun birlikte öğrenmenin ve kişisel
gelişmenin birer okulu olabilir. Değişen dünyanın
evrensel boyutunda ele alınacak insanlık adına olan
kazanımlarını içselleştirmek ve olumsuzluklardan
kaçınma yollarını öğrenmek mümkün olabilir.
Kuruluşların toplumsal sorumlulukları arasında
faaliyetleriyle değer yaratmanın kapsamında da bir
genişleme olduğuna artık kuşku yok.
Mesleki
Formasyonu Güçlendiren Beceriler
Aslında her meslek grubu için geçerli olan güven
yaratma sorununu öncelikli olarak ele alacağım.
Güven yaratmak hizmet veren-hizmet alan,
tüccar-müşteri, satış temsilcisi-müşteri ve
karşılıklı birçok ilişkide stratejik önem taşır.
Bunun başarısı görüşmenin konusuna ilişkin alt
yapının hazırlanmasında izlenecek stratejiye ilişkin
doğru bilginin de akmasını sağlayacaktır.
Örneğin bir hizmet satıcısıyla bu hizmeti
alan kişi arasındaki iş sürecine göz
atalım: Öncelikle müşterinin, satıcıyla ilk kez
telefonla görüşerek randevulaşmasından başlayarak
ofisinde yüz yüze karşılaşmaya kadar geçen sürede
sizden aldığı her mesajla hakkınızdaki güvenin
inşaatını da oluşturduğunu belirtmek istiyorum.
İletişimin temel kuralı anlaşılmayı beklemeden önce
anlamaya çalışmaktır. Güven yaratma ve ilişki
geliştirme sürecine ilişkin basamakları şu şekilde
sıralayabiliriz: (görüşülen kişinin sosyokültürel
yapısı aşağıdaki maddelerden bazılarını devre dışı
bıraksa da, çağdaş bir model anlayışıyla tutarlı bir
bütünlük sağlamak işin sahibi açısından olumlu bir
görüntü verecektir)
-
Telefonun açılışının kim tarafından yapıldığı (sekreter,
odacı, çaycı, iş sahibinin kendisi, oradaki
herhangi biri)
-
Açılış cümlesi (günün saatine göre) ve nezaket
-
Randevu gününün ve saatinin belirlenmesi
-
Arayan kişi hakkında bilginin alınması
-
Ofisin bulunduğu bölge (uzmanlık alanınıza göre hedef
kitleniz ve onlara yakınlık )
-
Park yerinin durumu
-
Yönlendirme ve tanıtım yazıları
-
Ofisin dışarıdan görünüşü (özenli, temiz, aydınlatılmış)
-
İlk karşılayan (karşılama şekli, kıyafeti, içeriye
yönlendirme şekli)
-
Ofisin genel düzeni ( masa, sehpa, perdeler, tablolar,
duvar renkleri, ofise hâkim koku, temizlik ve
düzen)
-
Ziyaretçilerin bekledikleri yer (bekleme sırasında kurulan
diyaloglar)
-
İkram seçenekleri (kullanılan ikram malzemeleri, bardak,
fincan, kaşık)
-
Masa veya sehpa üzerindeki dergi ve gazeteler
-
Dosyalama sistemi (kütüphane ve raflardaki kitaplar,
bilgisayar, klasörler)
-
Randevu saatinde ziyaretçinin üst yöneticinin odasına
alınma şekli
-
İlk karşılaşma (ofis masasının kullanım şekli, ayakta veya
oturarak el sıkışma, göz temasının etkinliği)
-
İş adamının kıyafeti (kişisel bakıma ilişkin görünümü)
-
İşiyle ilgili (varsa) kullandığı kıyafetlerin bulunduğu yer
ve özeni
-
Görüşme yapılan yerin düzeni (bilgisayarlar, duvar
renkleri, aydınlatma, temizlik, masanın
dağınıklığı, randevu defteri, asılı notlar,
evrak kayıt düzeni, aksesuarlar, duvardaki resim
veya tablolar)
-
Karşılıklı görüşme sırasında oturma düzeni
-
Isı ve ses yalıtımı
-
Görüşme sırasında çalan telefonların yönetimi
-
İkramın zamanlaması
-
Görüşme sırasında içeriye girip çıkanın olup olmadığı
-
Etkin dinleme sanatı
-
Açık ve konuşmayı teşvik eden duruşlar
-
Soru sorarak konuyu derinleştirme yöntemleri ( soru
teknikleri)
-
İş adamının yaptığı iş hakkındaki derin bilgisi ve konuya
hâkim olduğunu hissettirebilmesi
-
Kullanılan konuşma dilinin sıradan bir insanın anlayacağı
şekilde olması
-
Görüşme hakkında tutulan notlar
-
Görüşmeyi sonlandırma ve uğurlama
Bütün bu sayılanlara ilişkin teknikleri içe
sindirmeden bir veya birkaçını kullanmak kısa süreli
kazançlar sağlayabilir. İletişimi birçok açıdan ele
alıp mesleki uzmanlaşma konusunda gösterilen özen
gibi yaklaşmak gerekecektir. Üzerinde bizzat
inanarak çalışmaya ihtiyaç vardır. Kişi önce yaptığı
işe inanıyorsa bu dışarıya da aynen yansıyacaktır.
Bazıları vardır işinde çok iyidir. Bilgisi
muhteşemdir. Ancak bir türlü bunu karşıdakine ifade
edemez. Hissettiremez. Bazıları da vardır olmayan
bilgisini de satarak iş yaparlar. Sahip oldukları bu
teknik becerilerini iyi kullanırlar. Gerçekte bu
tiplerin istikrarlı olarak sürdürülebilir ilişki
yaratıp yaratamayacakları tartışılır. Ancak kısa
vadede beden diline ve konuşmaya ilişkin çeşitli
teknikler kullanarak insanları etkilemenin mümkün
olduğunu söylemek istiyorum. İşinin gerçek uzmanları
bir de iletişim becerileri konusunda da gereken
donanımlara sahip olarak bu teknikleri özümsemiş
olarak kullandıkça piyasada işlerde tam anlamıyla
doğru kişilerce doğru biçimde profesyonelce
yürütülecektir.
Bütün bunların ışığında:
-
Etkili iletişim,
-
Müzakere Teknikleri ve Çatışma Yönetimi,
-
Beden Dili,
-
Güzel Konuşma,
-
Problem Çözme Teknikleri,
-
Yaratıcılık,
-
Temel Yönetim Becerileri,
-
Zaman ve Stres Yönetimi,
-
Etkili Sunuş Teknikleri,
-
Etkili Hizmet Sunumu
konularında eğitim ve seminerlere katılmak bugün
için her meslek grubunun öncelikli seçimi olmalıdır.
Ankara, 15.04.2005
|