|
Değişen Dünya
ve
Organizasyonlar
S. Soner Selçuklu
sonersel@gmail.com
http://www.selcuklum.com
Ankara Üniversitesi
Siyasal Bilgiler Fakültesi İktisat Bölümü mezunu
olan yazar, 2001-2004 yıllarında Ankara barosunun
staj programında “Etkili İletişim ve Profesyonellik”
konulu seminer programını gerçekleştirmişti.
Türkiye’de aile
şirketlerinin kurumsallaşması üzerine de butik
çalışma yapan ve halen serbest eğitim/yönetim
danışmanı olarak faaliyetini sürdüren yazarın yeni
yayınlanan "Ergen
Şirketler"
ve
"Küçük
Bir Girişimin Öyküsü"
adlı kitapları da bulunmaktadır.
"Ergen
Şirketler"
kitabında yazar, "...birer
"organizma" olan şirketlerle insan arasındaki
benzerliğe işaret ediyor. Şirketlerin gelişim
evreleri ile insan yaşamının belirleyici bir dönemi
olan ergenlikten erginliğe geçiş arasındaki
şaşırtıcı benzerliği yönetim, stratejiler ve
psikoloji-ortam açısından gözler önüne seriyor.
Bedensel gelişimin zihinsel ve ruhsal gelişimin
önüne geçtiği ergenliğin şirketlerin ömründe de aynı
şekilde geçerli olduğunu gösteriyor. Bu sancılı ama
dinamizmiyle de çok şey vaat eden dönemde düşülen
yanlışlar ve çıkış yollarını ele alıyor."
"Küçük
Bir Girişimin Öyküsü"
kitabında ise yazar "... bir hobi olarak başladığı
mikro ölçekli işini Türkiye için tarihsel bir önem
taşıyan 1980 ve 1995 yılları arasında orta ölçekte
bir işletmeye nasıl dönüştürdüğünü ilk ağızdan
kaleme almış."
Günümüzün rekabet ortamının fark yaratan en önemli
unsuru insandır. Neden insan bugün geçmişte
olduğundan daha fazla önem kazanmıştır? Bu soruya
çok kısa bir cevap vererek asıl konuya devam etmek
istiyorum.
Dünya ekonomisinde egemen konumdaki kapitalist
sistemde yer alan işletmelerin aklının başına
gelmesi insan gerçeğini kavramasından değil,
sistemin kendi iç çelişkilerinin ulaştığı bir
noktada rekabetin ekseninin insan üzerinden
sürdürülen bir düzeye ulaşması zorunluluğundandır.
Bugün için pazarın birçok alanında üstünlük, sermaye
ve teknolojide değil müşteri ilişkileri
yönetimindeki beceride kabul edilmektedir. Müşteri
ilişkileri ise nitelikli çalışanlarla yüz yüze
iletişimde başarılı ve kalıcı ilişkilere
dayanmaktadır. O halde bu durumu çalışan insan
açısından en uygun biçimde kullanmanın yolları da
aranmalıdır.
İş dünyasında ürün kaliteleri ve
teknolojiler birbirine yaklaşmış, tüketiciler için
seçenekler çoğalmış, kar marjları ortalamanın altına
inmiş görünüyor. Müşteri, pazar, işletme modelleri,
iş anlayışları, rekabet, yatırım, satış, pazarlama,
halkla ilişkiler, iletişim ve aklınıza gelen birçok
kavram artık yeniden tanımlanmakta. Piyasa
ilişkilerini etkileyen parametreler süratle
değişmekte, doğrusal olmayan bir dünyada yolculuk
yapılmaktadır. İşte bu noktada müşteri odaklılık
rekabetin ana eksenini oluşturarak kalite anlayışına
da yepyeni bir boyut kazandırmıştır. Artık müşteriyi
odağına almayan bir işletmecilik modelinin
sürekliliği de mümkün görülmemektedir.
Kuralları giderek
daha fazla belirginleşmekte olan bu yeni yarışın
hedefi müşterinin ta kendisidir. "Müşteri" artık
şirketin en önemli öz varlığı olarak kabul görüyor.
Tüm senaryolar "müşteri" ilişkileri üzerine
yazılıyor, tüm mücadele "müşteri"ler için
yapılıyor, oyunun kurallarını artık “kral” olan
"müşteri" belirliyor
ENTELEKTÜEL
SERMAYENİN GÜCÜ
Bugünün organizasyonlarının rekabet avantajları
açısından müşteri ilişkilerini yönetmedeki en önemli
gücü entelektüel veya sosyal sermayeye
dayanmaktadır. Sermayeyi bu açıdan yorumladığınızda
işletme kayıtlarında net olarak görülen,
muhasebeleştirilen varlıkların dışında belirleyici
önemde soyut değerleri tanımlarsınız.
Bu gücün etkin kullanımının yolu ise işletme
kültürünün yönetimi, işletme yapısı, işe alım
stratejileri, performans yönetimi ve ödüllendirme
stratejilerini düzenlemekten geçer. Ancak bu şekilde
kaldıraç etkisi yapan nitelikli insan gücüne
ulaşılabilir.
Sahip olunan entelektüel sermaye, tanımlanan ve
ulaşılmak istenen hedeflere yönelik koordineli
davranışları mevcut sosyal mimarinin ayrılmaz bir
parçası olan normlarda barındırır. Bu durum aynı
zamanda işletme içi etkileşimin bir ürünü olduğu
gerçeğini de içerir. Sosyal mimari ya da işletme
kültürü ise sağladığı iklim içinde sosyal
sermayesinin değer yaratmasına imkân verir. Bu
değerler sadakat, kararlılık, işbirliği ve güven
ortamında ivme kazanır. Organizasyonların var olma,
büyüme ve gelişme nedenleri de önceliklerini,
değerlerini ve hedeflerini içinde bulundukları
kurumun hedefleriyle bağdaştırabilen, kendini kurum
vatandaşı sayan çalışanlara bağlıdır.
Bilginin önemi
Bilgi ve enformasyonun bir sağanak biçiminde aktığı
günümüzde, ona ulaşmadan çok kritik olanı yaratma,
ulaşma ve yorumlayarak hedefler doğrultusunda
kullanabilme sorunuyla karşı karşıyayız. O
nedenledir ki günümüz işletmelerinin birer öğrenen
organizasyona dönüşerek günün şartlarına uyan ve
daha ötesine hazırlanan anlayışlara tepeden tırnağa
kavuşması olmazsa olmaz şartlardandır. İşletmenin
kolektif öğrenme kapasitesini yükseltmek öncelikli
görevlerdendir.
Ayrıca cevaplanması gereken bazı sorular vardır: Bir
organizasyonun sahip olduğu ve sahip olması gereken
ana yetkinlikler nelerdir? Bunları kimler biliyor?
Bilenler aynı zamanda uygulayanlar mıdır?
Bilinmeyenlerle bilinenler arasındaki boşluk kimler
tarafından ve nasıl bir düzenlemeyle kapatılacak?
Bilinenler arasında benzersiz, müşteri için değerli,
yeni fırsatlara çevrilebilir olan şeyler nelerdir?
Ana yetkinliklerimizle müşteriye aktarılan yararlar
nelerdir? Bu yararları yeni stratejilerle ve yeni
ortamlarda nasıl devreye sokabiliriz?
Yeniden yapılanma
mı yoksa dönüşüm mü?
Şirketler ve kurumlar yeniden yapılanma ve değişim
kavramını son yıllarda çok sık kullanıyorlar. Bunun
ne anlam geldiği konusu iyice ortaya konulmalıdır.
Kuruluşta bir tadilat mı yapılacaktır yoksa tam
anlamıyla bir dönüşüm projesi mi hayata
geçirilecektir? Bu herkesin zihninde berrak hale
getirilmelidir. Yeniden yapılanma bir onarıma yol
açıp alışkanlıklar üzerinde köklü bir değişim etkisi
yaratmazken dönüşüm projeleri, tepeden tırnağa
tümüyle köklü dönüşüm ve yeniden öğrenme süreçlerine
tekabül eder. Organizasyon bunlardan hangisine ne
ölçüde hazırdır? Bu belirlenerek yolculuğa
çıkılmalıdır.
İnsan Kaynakları (
Değerleri) Stratejileri
Özünde kaynak kelimesinin yanında yer almasam da bu
ifadeyi seçmek zorunda olduğumu belirtmek istiyorum.
Çünkü insan kullanıldıkça tükenen ve yerine gelmeyen
bir yakıt, kömür, petrol değildir. Ona yatırım
yaptıkça bizzat kendisi değer yaratan üretken bir
güçtür.
Günümüz organizasyonlarında İnsan Kaynakları
Departmanları personelle ilgili daire başkanlığının
yerine moda gibi ele alınıp konulan bir tabela olmak
yerine gerçek işlevine kavuşturulmalıdır. İşletme
kültürü tanımlanarak yeniden değerlendirilmeli ve
şekillendirilmelidir. Organizasyonel yapı üzerinde
çalışma yapılarak çalışan rolleri belirlenmelidir.
İşe alım süreçleri ve işe alıştırma programları
formüle edilmelidir. Rollerini gerçekten bilen
yaratıcı düşüncenin teşvik edildiği etkileşim
içindeki bir çalışan grubunun toplam enerjisi
sayısal ölçmenin ötesinde bir nitelik patlamasına
denk düşer. Performans sistemleri hayata geçirilerek
doğru işte doğru insanların kalması sağlanmalı,
kariyer planlaması adil biçimde hayata
geçirilmelidir. Elbette ödüllendirme stratejileri de
bütün söylediklerimizi tamamlamak üzere
düzenlenmelidir.
İşletme kültürü
üzerine
Bilginin akışı ve paylaşım süreci kültürel yapının
önemli göstergelerindendir. Bilgi destekleyici,
ödüllendirici ve kullanım kolaylığına sahip olması
ölçüsünde üretkenliğe dönüşür. İşletme hiyerarşisi
ne kadar karmaşık ve kademeliyse örgüt içi
iletişimde de o kadar çok zaman, malzeme, bilgi ve
efor kaybedilir.
Karmaşık ve dikey yapılarda, yukarıdan aşağı akan
bilginin geri dönüşü de o derece sağlıksız
olacaktır. Bu durumda hata yakalamaya odaklı bir
merkeziyetçi kontrol mekanizması kaçınılmazdır.
Sadece en az hatayla günü geçirmeye çalışan
insanların var olduğu bir işletmede de çözüme
dönüklük ve yaratıcılık prim yapmayacaktır. Kısaca
işletme kültürü sessiz ve suskun kalmayı sağlıyorsa
örgüt içi sağırlık da kaçınılmaz olacaktır. Bu
durumda organizasyonu etkin dinleyemeyen üst
yönetimin de gemiyi doğru rotada sevk ve idare
etmesi mümkün olabilir mi?
Kurumların geçmiş başarılarını unutmamasının elbette
o kurumda çalışanların kurum vatandaşlığı üzerinde
olumlu etkileri vardır. Ancak sadece bu geçmişe
sığınamayacağımız bir dünyada yaşadığımız
unutulmamalıdır. Günü yakalamak derken de son
teknolojiye, gösterişli binalara, ofislere ve
donanımlara sahip olmak da tek başına anlaşılamaz
her halde. Geçmişte başarılı olan ama bugün geçersiz
olan çalışma tarzı ve iş modelleri terk edilmelidir.
Yeni iş anlayışları geliştirilmelidir. İnsan
Kaynakları Departmanları sahnede üst yönetimle
birlikte en önemli görevleri üstlenmelidir.
Yapıya yönelik
İşlerin nasıl yürütüldüğüne ilişkin rol paylaşımı ve
dağıtımı nasıl bir yapı içinde gerçekleşiyor? Bilgi
tüm organizasyonun mu yoksa rol alanlara mı ait diye
düşünülüyor? Herkes bulunduğu noktada birer beylik
durumunda güç merkezi mi?
Bu noktalar işletmelerde bilinçli ya da bilinçsiz
yaratılan birer duvara dönüşmektedir. Ve kurumsal
gelişmenin önündeki en büyük engellerdendir. Piyasa
şartlarına kolayca ayak uydurabilen üst yönetimle en
alt düzeydekiler arasındaki kademelerin azaltıldığı
“pire şirket” modelleri, çok kademeli dikey piramit
olan “fil şirketlerden” daha etkin çalışmaktadır.
İşletmenin tüm etkinliği, sahada yer alan, piyasayla
iç içe olan çalışanlarının karar süreçlerindeki
katkısını belirleyici hale dönüştürerek
artırılabilir. Merkezi kararlar yerine sahada karar
alabilen, yetki devrini gerçekleştiren, bürokrasiyi
en aza indirip etkin denetim ve koordinasyonla bütün
süreçlere hakim bir yapının rekabetteki üstünlüğü de
tartışılmaz olacaktır. Bu nedenledir ki sahip olunan
sosyal ve entelektüel sermayenin niteliğini
yükseltmek, sürekli eğitimler yapmak, yaratıcı
düşüncenin önünü açmak önümüzde duran öncelikli ve
acil görevlerden sayılmalıdır.
Vizyon / Misyon
üzerine
Bir işletmenin tüm çalışanlarının organizasyonun
nasıl bir geleceğe yolculuk yaptığını bilmesi ve
kurumsal var oluşa bir anlam yüklemesi kadar doğal
bir istek olamaz. Sis ortamında ilerlediğinizi ve
nereye gittiğinizi bilmediğinizi hayal edin...
Sadece önünüze bakmaktan, bir yere takılmadan
ilerlemeye çalışmaktan başka ne yapabilirsiniz ki?
Attığınız her adımın bu durumda anlamlı bir değeri
var mıdır? Öte yandan zihinlerde berrak biçimde
tanımlanan bir gelecek ve temel işletme görevlerinin
açıklığı sis ortamında bile atılan her adıma
birikimli değer kazandıracaktır.
Sonuç
Günümüz işletmelerinin birçok konuda
yaşadığı aşınma hiç durmayacaktır. Müşterilere daha
fazla seçenek sundukça, onlar da daha fazla tercih
yapma yoluna gideceklerdir. Şirketler gelişmelerin
gerisinde kalmış bir iş modelini terk etmeyi
içlerine sindiremiyorlar. Şirketiniz köklü biçimde
farklı iş modelleri üzerinde denemelere girmiyorsa,
çeşitli sorunları sürekli yaşamaya devam edecektir.
Ankara, 25.05.2005
|