inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

 

 

 

Anayasa Mahkemesi'nin

İki Kararının Düşündürdükleri

Resmi Gazetenin 20 ve 21 Ekim 2005 tarihli baskılarında Anayasa Mahkemesinin iki kararı yayınlandı. Biri 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun 344. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan gecikme cezasıyla, diğeri -kamu kurumlarının davaya cevap ve temyiz sürelerinin belirlendiği- 1086 sayılı “Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu”nun 195. ve 432. maddeleriyle ilgili. Her iki karar doğurduğu ya da doğuracağı sonuçlar açısından dikkat çekiyor ve "Ne işe yaradı?" diye kendinize sormadan edemiyorsunuz.

1.Karar

Resmi Gazetenin 20.10.2005 tarihli sayısında yayınlanan kararın tarihi 06.01.2005, karar sayısı 2005/4 ve esas sayısı 2001/3. Başvuran Ordu Vergi Mahkemesi. Konu 2001 yılında Anayasa Mahkemesine gelmiş. Mahkeme 2005 yılının Ocak ayında karar vermiş. Resmi Gazetede yayınlanması ise 20 Ekim, yani karar tarihi ile yayın tarihi arasında neredeyse 10 ay var. Yürürlüğe girme tarihi ise yayınından 6 ay sonra.

Konusu, “4.1.1961 günlü, 213 sayılı Vergi Usul Kanunu’nun, 4369 sayılı Yasa ile değişik, 344. maddesinin ikinci fıkrasında yer alan, “... bu ceza ziyaa uğratılan verginin bir katına, bu verginin kendi kanununda belirtilen normal vade tarihinden cezaya ilişkin ihbarnamenin düzenlendiği tarihe kadar geçen süre için, bu Kanunun 112 nci maddesine göre ziyaa uğratılan vergi tutarı üzerinden hesaplanan gecikme faizinin yarısının eklenmesi suretiyle bulunur” bölümünün Anayasa’nın 2., 7., 10., 11., 38.  ve 73. maddelerine aykırılığı  savıyla iptali istemi”. Mahkeme Anayasanın 2 ve 38. maddelerine aykırılık açısından isteği haklı bulmuş. Mahkemenin gerekçesi de kısaca “Kuralda, ziyaa uğratılan verginin bir katına eklenecek olan cezanın hesaplanmasında esas alınacak olan gecikme faizi oranının Bakanlar Kurulu tarafından ne zaman belirleneceğinin bilinmemesi ve bu durumun sonuçta öngörülecek ceza miktarında belirsizliğe yol açacak olması,  Anayasa’nın, 38. maddesinde sözü edilen ceza ve ceza yerine geçen güvenlik tedbirleri ancak kanunla konulur ve 2. maddesindeki “hukuk devleti” ilkelerine aykırılık oluşturur” biçiminde.

Kriz döneminde vergi borçlarını ödeyemeyenler açısından iptal kararının konusu çok önemli. Ya da doğru ifade ile önemliydi. Kaba bir hesapla, iptal isteğinden itibaren 5 seneyi aşkın bir süre geçtikten sonra mahkemenin iptal kararı yürürlüğe girecek. Ve bu süre zarfında vergi cezaları nedeniyle mağdur olan çok kişi için kararın bir anlamı olmayacak.

2.Karar

Resmi Gazetenin 21.10.2005 tarihli sayısında yayınlanan karar sadece dikkat çekmiyor, düşündürüyor da. Tarihi 02.12.2004, karar sayısı 2004/120 ve esas sayısı 2001/216. Başvuran Avanos Asliye Hukuk Mahkemesi. Karar metninden anlaşıldığı kadarıyla mahkeme ilk incelemesini 01.05.2001 tarihinde yapmış. O halde konu Anayasa mahkemesine 2001 yılının Mayıs ayından önce gelmiş. Karar tarihinden 10 ay sonra yayınlanmış ve yayınından itibaren 6 ay sonra yürürlüğe girecek. Yani başvurudan itibaren iptal kararının yürürlüğe gireceği tarihe kadar geçen süre 5 seneden fazla. Yargılama süresinin uzunluğu dikkati çekiyor. Ancak, doğurduğu ya da doğuramadığı sonuçlar açısından bakılınca fazlası var.

Konusu “18.6.1927 günlü, 1086 sayılı Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu'nun, 2494 sayılı Yasa ile değiştirilen 195. maddesinin ikinci fıkrası ile, 432. maddesinin 3156 sayılı Yasa ile değiştirilen birinci fıkrasının ikinci tümcesinin Anayasa’nın 10. maddesine aykırılığı savıyla iptali istemi”. Açık anlatımıyla, Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda kamu kurumlarına davaya cevap ve temiyiz için daha uzun süre ayrıcalığı getiren kısımların iptali istenmiş.

Mahkeme davaya cevap süresinin kamu kuruluşları için 30 gün olmasıyla ilgili iptal isteği konusunu inceleyebilmek için kendisini yetkili görmüyor. Çünkü söz konusu olan HUMK’nun 195. maddesi ve 2494 sayılı kanunun 16 maddesi ile 16/7/1981 tarihinde değiştirilmiş. Anayasa Mahkemesinin kararı şaşırtışı değil. Çünkü Anayasamızın geçici 15. maddesi aynen şöyle;

 “12 Eylül 1980 tarihinden, ilk genel seçimler sonucu toplanacak Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin Başkanlık Divanını oluşturuncaya kadar geçecek süre içinde, yasama ve yürütme yetkilerini Türk Milleti adına kullanan, 2356 sayılı Kanunla kurulu Millî Güvenlik Konseyinin, bu Konseyin yönetimi döneminde kurulmuş hükümetlerin, 2485 sayılı Kurucu Meclis Hakkında Kanunla görev ifa eden Danışma Meclisinin her türlü karar ve tasarruflarından dolayı haklarında cezaî, malî veya hukukî sorumluluk iddiası ileri sürülemez ve bu maksatla herhangi bir yargı merciine başvurulamaz.

Bu karar ve tasarrufların idarece veya yetkili kılınmış organ, merci ve görevlilerce uygulanmasından dolayı, karar alanlar, tasarrufta bulunanlar ve uygulayanlar hakkında da yukarıdaki fıkra hükümleri uygulanır.

Bu dönem içinde çıkarılan kanunlar, kanun hükmünde kararnameler ile 2324 sayılı Anayasa Düzeni Hakkında Kanun uyarınca alınan karar ve tasarrufların Anayasa’ya aykırılığı iddia edilemez

432nci maddenin ikinci tümcesinin aşağıda belirttiğimiz iptali gerekçesine bakıldığında, eğer geçici 15. madde olmasaydı Anayasa Mahkemesinin 195. madde ile ilgili iptali isteğini kabul etmesi de büyük olasılık olarak görünüyor.

Bize göre şaşırtıcı olan HUMK 432nci maddeyle ilgili iptal kararının doğurduğu ya da doğuramadığı sonuç. İptali istenen 432nci maddenin 3156 sayılı kanunla değiştirilmiş şeklinin birinci fıkrasının ikinci tümcesi (koyu harflerle yazılı olan) aynen şöyle;

“MADDE 432- (Değişik : 16/7/1981 - 2494/25 md.)

(Değişik : 26/2/1985 - 3156/20 md.) Temyiz süresi on beş gündür. Bu süre 8/1/1943 tarih ve 4353 sayılı Kanuna tabi kamu kuruluşları hakkında otuz gündür. Temyiz süreleri, ilâmın usulen taraflardan her birine tebliği ile işlemeye başlar.”

Bu madde, 26.09.2004 tarihinde kabul edilen ve Resmi Gazetenin 25606 sayısında 07.10.2004 tarihinde yayınlanan 5236/16 maddesi ile değiştirilmiş. 5236 sayılı kanuna göre bu değişiklik 01.04.2005 tarihinde yürürlüğe giriyor (5328 sayılı kanunla yürürlük tarihi 01.06.2005 tarihine ertelenmişti). Ancak, kanun Anayasa Mahkemesinin 02.12.2004 tarihindeki kararından önce Resmi Gazetede yayınlanmış.

Ortaya şöyle bir durum çıkıyor. İptali istenen madde yürürlüğe daha sonra girecek olsa da, Anayasa Mahkemesinin karar tarihinden önce yayınlanan kanunla  değiştiriliyor ve esasen iptal edilecek bir maddenin 01.04.2005 tarihinde yürürlükte olmayacağı kesinlik kazanıyor. Buna rağmen Anayasa Mahkemesi kararını veriyor ve 01.04.2005 tarihinde zaten var olmayacak ilgili maddenin iptali istenen cümlesini iptal ediyor. Anayasa Mahkemesi kararı 21.10.2005’de Resmi gazete yayınlanıyor. Yani iptali istenen madde yürürlükten kalktıktan 4 ay 20 gün sonra. Ve karar 21.06.2006’da yürürlüğe girecek, yani iptali istenen madde yürürlükten kalktıktan 10 ay 20 gün sonra.

Diğer taraftan 5236 sayılı yasa ile getirilen değişiklik nedeniyle, 426/E. maddesinde “İstinaf yoluna başvuru süresi onbeş gün, 8.1.1943 tarihli ve 4353 sayılı Kanuna tabi kamu kurumları hakkında otuz gündür.” düzenlemesi Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanununda yer alıyor. Ve yeni haliyle 432nci madde 426/E maddesini de kapsar biçimde “Bu Kanunun istinaf yolu ile ilgili 426/C ilâ 426/İ ve 426/L maddeleri hükümleri, temyiz yolu konusunda da kıyas yoluyla uygulanır.” düzenlemesini getirdiğinden kamu kurumları için temyiz süresi halen 30 gün. Kısaca, Anayasa Mahkemesi'nin iptal kararı ile değişen ya da değişecek bir uygulama yok.

inisiyatif.net

Ankara, 23 Ekim 2005