inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

 

 

Ankara Barosu Hukuk Kurultayı

geleneği(!) üzerine...

2006 yılının üçüncü günü başlayan Ankara Barosu Hukuk Kurultayı, dinleyici sayısının azlığının nedenlerini sorgulayanların ve avukat ile hâkimlerin kurultaya neden rağbet göstermediklerini yorumlayanların,  "2 yılda bir kurultay sık oluyor, 4 yılda bir yapmak mı gerekir acaba?", gibisinden soru önerilerinin konuşulduğu 7 Ocak 2006 Cumartesi günü akşamı yapılan hoş bir kokteyl ile son buldu.  Olasılıkla, ardından bizim dışımızda pek konuşan olmaz. Baro genel kurulu ve seçim tarihi yaklaşana kadar tabii.

Hukuk kurultaylarının geleceğini tartışmak için, geçmişi ve özellikle bu kurultay fikrinin nereden ve neden kaynaklandığını değerlendirmek gerekli. Doğru önermelerde bulunabilmek için de bu kurultayların geçmişine ve halen neden -ve üstelik ısrarla- neredeyse ritüel sayılabilecek aynı biçimle yapıldıklarını anlamak zorunlu.

Öncelikle "Kurultay" sözcüğünün hangi kavramı anlattığını ve bu tür etkinliklerin başka bir sözcükle anlatılmasının daha doğru olup olmayacağını saptamamız gerekiyor.

Bilindiği gibi, sözcükler kavramları anlatır. "Kavram" ise  “Bir nesnenin veya düşüncenin zihindeki soyut ve genel tasarımı” anlamına gelir.

Zaman içinde sözcüklerin anlattığı kavramların içeriği değişebilir. Yani, ayni sözcüğün anlattığını insanlar farklı kavramaya başlamış olabilirler. Tersi de mümkün, aynı kavram için farklı bir sözcük kullanılabilir. Ama kavram değişmemişse, o kavramı ifade eden sözcüğü farklı bir olgu için kullanmak yanlıştır. Bu yanlış, Ankara Barosunun 2000 yılından bu yana yaptığı  etkinliğe “Kurultay” adı verilmekle tam 4 kez yapılmıştır.

İlgili sözcüklerin karşılıklarını bulmak için Türk Dil Kurumunun web sözlüğünden yararlandık. Çünkü TDK sözlüğünün, sözcüklerin anlattıkları kavramların toplumumuzda algılanışını tam olarak verdiğini ya da en azından bu konuda çok başarılı olduğunu düşünüyoruz.

Çalıştay

Bilim adamlarının ve uzmanların bir konuda ön hazırlık yapmak üzere katıldığı inceleme ve değerlendirme toplantısı.

Genel Kurul?

Bir kuruluşta bütün üyelerin katılmasıyla yapılan toplantı.

Kongre

(1) Çeşitli ülkelerden yöneticilerin, elçilerin, delegelerin katılmasıyla yapılan toplantı; (2) Bir kuruluşun, temel sorunları konuşmak üzere belli sürelerle yaptığı genel toplantı, kurultay; (3) Amerika Birleşik Devletlerinde Temsilciler Meclisi ile Senatonun bir arada iken aldıkları ad.

Kurultay

(1) Ulusal veya uluslararası bilimsel toplantı. (2) Bir kuruluşun, gündemindeki sorunları, temel konuları konuşmak ve yeni kurullar seçmek üzere belli sürelerle veya gerektikçe yaptığı genel toplantı, kongre:"Dil Kurultayı."- . (3) tarih Eski Türklerde devlet işlerinin görüşülüp karara bağlandığı meclis.

Oturum

(1) Bir meclis veya kurulun çözümlenmesi gereken sorunları görüşüp tartışmak için yaptığı toplantı, celse. (2) Bir işin yapılmasına ayrılan çalışma süresi, seans. (3) hukuk  Yasama meclislerinin birleşimlerinden her biri.

Panel

(1) Dinleyiciler önünde, seçilmiş bir konuşmacı grubunun bir konuyu tartışmak amacıyla düzenlediği toplantı, açık oturum; (2) Yerleştirileceği yüzeyin bir bölümüne uyan, çoğunlukla dikdörtgen biçiminde düzgün parça.

Seminer

(1) Bir konu ile ilgili bilgi vermek ve bu bilgiler üzerinde tartışmak amacıyla birkaç yetkilinin yönetimi altında düzenlenen toplantı; (2) Üniversitelerde öğretim elemanının yönetimi altında öğrencilerin yaptıkları araştırmalarla ilgili rapor hazırlama, tartışma biçiminde yürütülen grup çalışması.

Sempozyum

Bilgi şöleni.

Toplantı

(1) Birden çok kimsenin türlü amaçlarla bir araya gelmesi, içtima; (2) Bir gündem üzerinde görüşmek amacıyla ilgililerin katılmasıyla yapılan birleşim; (3) Bir meclisin bir yıl içindeki birleşimlerinin tümü; (4) Toplanma, bir araya gelme, kabarıklık oluşturma.

Türkçemizde Kurultay ve Kongre sözcükleri aynı kavramları karşılamaktadır. Avrupa dillerinde ve özellikle Ankara Barosunun yabancı dil olarak Kurultaylarda seçtiği İngilizcede kongre sözcüğünün karşılığı "Congress"dir. Kurultayınıza "Law Congress" dediğinizde çeviriniz doğru sayılabilir olmakla birlikte yabancının anladığı farklı olmaktadır. Yabancı olmamakla birlikte “kongre” sözcüğünden bizim anladığımız da Ankara Barosunun 4 kez yapmış olduğundan farklıdır.

Gönüllü kuruluşlarından biri olan International Bar Association (IBA) tarafından gerçekleştirilen etkinliklerin programına baktığınızda IBA'nın bu tür etkinlikleri Konferanslar (Conferences) olarak adlandırdığı görülecektir (Bkz. Conferences). Gerçi Ankara Barosu IBA'nın adını Türkçeye çeviride de yıllardır hatasını düzeltmemekte ve “Uluslararası Baro Derneği” doğru çeviri olmasına rağmen “Uluslararası Barolar Birliği” olarak ifade etmektedir. Ve tabii “Birlik” denilmekle IBA abartılmış olmaktadır. Zira “Birlik” sözcüğünün bizlerin kafasında oluşturduğu, “dernek” sözcüğünün oluşturduğundan çok daha fazlasıdır. Oysa IBA'nın hem kurum ve hem de birey üyeleri bulunduğu gibi kurum üyeleri içerisinde (bizim anladığımız biçimiyle) baro olmayan hukukçu dernekleri de vardır. Bu nedenlerle bizim anladığımız anlamda barolar birliği olmadığı ve olamayacağı da bir gerçektir. Yani Ankara Barosu çevirisi, kuruluşun içeriğine de uygun değildir. Ama biz, Ankara Barosu çevirisindeki “birlik” sözcüğü nedeniyle IBA’yı bir dernekten farklı ve mutlaka üye olunması gereken bir uluslararası örgüt olarak algılıyoruz.

Ankara Barosunun dördüncüsünü gerçekleştirdiği bu etkinliğe neden “Kurultay” sözcüğünü seçtiğinin birincil ve temel nedeni olasılıkla yapılanı olduğundan başka göstererek abartma isteğidir. Esasen başka bir nedeni de yoktur.

Yukarda belirttiğimiz gibi “kurultay” (ya da kongre) denilince, sorunların konuşulduğu ve konularla ilgili tartışmaların sonucunda ortaya çıkabilecek karar ve/veya tespitlerin yer aldığı bir bildirge ile kapanan toplantı anlaşılır. Hele "Türk Hukuk Kurultayı" ya da "Uluslararası Hukuk Kurultayı" denilince, daha da iyi hazırlanılmış büyük bir etkinlik ve daha iddialı sonuç bildirgeleri olacağı izlenimi verir.

Yeri geldi hemen söyleyelim; sonuncusunun adının Ankara Barosu Hukuk Kurultayı olarak duyurulması, mevcut yönetimin önceki yönetimlerin düştüğü hataya düşmeme çabası içinde olduğunu göstermektedir. Ancak, hiç kuşkusuz mevcut yönetimin “bunun adı kurultay olamaz, böyle yapmayalım” deme seçeneği yoktu. Çünkü “Kurultay”, seçim bildirgesindeki taahhüdüdür ve dediğini yapmadığı takdirde kendine oy verenlerin bir kısmının oluşturduğu ya da oluşturacağı muhalefetin ağır yıpratmalarıyla karşılaşacaktır. Seçimlere 9 ay kala bu riski göze almak kuşkusuz mevcut yönetim açısından hiç de akılcı değildir.

Aslında konuşulması gerekenler de konuşulmuyor ve her zaman olduğu gibi eleştirilerin hedefi mevcut baro yönetimi oluyor. Oysa mevcut baro yönetiminin ne eleştirilmesi, ne de suçlanması çok doğru değil. Bu kurultayı gerekçeleştirmek için mevcut yönetimin elinden geleni olanakları ölçüsünde yaptığını görmezden gelmek haksızlık olur. Gerçekleştirdiği kurultay, önceki 3 Kurultay ile kıyaslandığında diğerlerinden hiç aşağı kalır yanı yok ve hatta ayrıntılı bir değerlendirme sonucunda olasılıkla fazlası çıkar.

Konumuz dört hukuk kurultayında;

  • Hukukun temel sorunları konuşulup çözüm üretilmiş midir? Cevabı kısaca "hayır!" Sadece belli konularda bilgi verilmiş olup çoğunda sorunlara değinilmemiştir bile.

  • Ya da, daha dar bir konu olarak, avukatlık hukuku konuşulmuş, tartışılmış ve tespit edilen sorunlara çözüm önerileri geliştirilmiş midir? Bunun da cevabı “hayır!” Bazı sorunlar dillendirilmiş olsa da, temel sorunlara hiç değinilmemiş ya da sözü edilmiş olsa bile, irdelenmemiş ve geçiştirilmiştir.

  • Kurultaylarımız sonrasında her hangi bir sonuç bildirgesi yayınlanıp Türk Hukukuna (ya da uluslararası hukuka) ışık tutacak kararlar topluma mal edilmiş midir? Cevap yine "hayır!". Bir sonuç bildirgesi olabilmesi için konuların üzerinde tartışılmış ve oylama sonucu kabul edilen kararların bildirgeye geçirilmiş olması gerekir. Ne bu yıl, ne de önceki yıllarda hiç yapılmamıştır.

Peki, yapılan nedir ve hangi sözcükle tanımlanabilir?

Yapılan, bir dolu konferansta (ya da seminerde) sunulan tebliğleri ve yazılı tebliğ verilmemişse konuşmaları çözdürüp metin haline getirdikten sonra, üç ya da dört ciltlik kitaplar halinde bastırmaktan ibarettir. Yapılan bu olunca, etkinliğin doğru adı da "Ankara Barosu Konferansları" ya da "Ankara Barosu Eğitim Etkinlikleri" olmalıdır.

Peki, Ankara Barosu yönetimlerinin kendi dönemlerinde yaptıkları içerisinde en kapsamlısı olan bu etkinlik, neden seçimlere 9 ay kala ve kış mevsiminin neredeyse tam ortasında şehir merkezinden (dolayısıyla Adliye sarayından ve avukatların en yoğun olduğu bölgeden) yaklaşık 20 km. uzaklıkta bir otelde yapılmaktadır?

Bu sorunun mantıklı bir cevabını tahminlere dayanarak bulmak hiç kolay değil. Bilindiği gibi temel konusu Fikri Mülkiyet olan 2002 kurultayı dışındakilerin tamamı (yani 3 kurultay) aynı tesiste yapıldı. En iyisi, bu sorunun cevabını kurultayın nerede yapılacağına karar verenlerin açıklamalarına bırakalım ve merkeze uzakta bir tesiste yapılmasının kurultaya katılımı ne kadar etkileyebileceğini ve salonların tıka basa dolu olmamasının nedenlerini değerlendirelim.

Kimilerince, tesisin uzaklığı katılım azlığının nedeni olarak gösteriliyor. Ancak bu doğru değil. Ya da en azından tek nedeni değil. Önceki kurultaylarda, hatta özellikli ve güncel konulardaki bir kaçı hariç tüm diğer etkinliklerde, katılım ne kadardı ki? Önce onu tespit etmek ve sonra 2006 kurultayındaki katılımın öncekilere göre yüzde kaç az olduğunu bulmak gerek. Katılım azlığından bahsedenler bunu yapmıyor ve tümüyle kendi göz kararıyla (ve o da bulundukları sırada gördüklerine dayanarak) katılımın az olduğunu iddia ediyorlar. Tabii bu arada, 2004 kurultayında (ki, onda da salonların hepsi tıka basa dolu değildi) işyerlerinin önünden otobüs kaldırarak ve önceden rica ederek sağlanan hâkim/savcı/memur katılımını, yine en yakın etki çevresinin kimine neredeyse yalvararak, kimine ise hafiften aba altından sopa göstererek sağlanan avukat katılımını pek nazara almıyorlar. Şöyle düşünün, bu dönem Ankara Barosu kurullarında kayıtlı üyelerin tamamını kurultaya getirseniz zaten salonların tamamını doldururdunuz ve ayrıca hâkim, savcı ya da resmi dairelerden avukat toplayıp getirmek için ek bir çaba harcamanıza gerek kalmazdı. Mevcut yönetim önceki yöneticilerle aynı uygulamayı yapsaydı kuşkusuz son kurultayın katılımı da rekor düzeyde olabilir, salonlar -ya da olasılıkla kahve arası için ayrılan alanlar- tıka basa dolu olabilirdi. Ama mevcut yönetim böyle bir uygulama yapmadı. Sanırız bu, her ne kadar aynı gruptan seçime katılıp yönetime seçilmiş olsalar da, önceki yöneticiler ile mevcut yöneticilerin düşünme yapısı farkından kaynaklanıyor.

Kuşkusuz mevcut yönetimin kendisini seçen grubun içindeki rakiplerinin, kurultaya katılımı düşürme yolundaki çabalarının doğrudan ya da dolaylı etkilerini yabana atmamak gerekir. Kurultayın ilk günü baro başkanının konuşması üzerine UBAV (Ulusal Bağımsız Avukatlar) tarafından e posta ile meslektaşlara gönderilen bildiri bunun göstergelerinden sadece biri. Tabii başka göstergeler de var. Örneğin önceki dönem baro başkanları ve yöneticilerinden bazıları son kurultaya hiç rağbet etmedi ve/veya hiç gelmedi. Bu durumun UBAV duyurusu ile ilişkilendirilmesi bu yazının konusu değil. Şimdilik bir yorum yapmayacağız.

Kimilerince kurultayda üç genel başlık altında toplanarak üç ayrı salonda yapılan toplantı konularının güncel ve ilgi çekici olmaması nedeniyle katılımın düşük olduğu ileri sürülüyor. Bu bir etken, ama tek başına katılımın düşük olmasının nedeni değil. Önceki kurultaylarda da konuların tamamı çok güncel ve ilgi çekici değildi. 2002 yılında gerçekleştirilen FMR kurultayı özel konusu nedeniyle katılımcı toplamıştı ancak bazı toplantılarda neredeyse hukukçudan çok yayıncı ve sanatçı vardı ve salonlar yine diğerlerinde olduğu gibi tıka basa dolu değildi. Ayrıca, hemen herkesin ilgi odağı olan konulara bu çaptaki bir etkinlikte yer verebilmek ve her konunun ilgi odağı olacağını düşünmek olası değildir. Düşünürseniz ne olur? 30–50 kişilik salonlarda ve belki 10 ya da daha fazla salonda aynı anda değişik konularda seminerler yapabilir ve bu kadar seminerin toplamı bir kurultay eder anlayışıyla ona da kurultay(!) diyebilirsiniz.

“Kurultaylar dört yılda bir olsa daha iyi olur mu? İnsanlar sıklıktan sıkıldı” görüşünün  ise, mantıklı bir dayanağı yok. Her dört etkinliğin konuları ve gündemleri aynı olsaydı insanların sıkıldığını söyleyebilmek belki mümkün olabilirdi. Ama her dört etkinliğin de konuları farklıydı. Bu nedenle insanlar neden sıkılmış olabilir?

Bir başka görüş ise havanın soğukluğu nedeniyle katılımın az olduğu yolunda. Bu görüş bize göre hiç doğru değil. Önceki kurultaylarda da hava soğuktu hatta kar yağışı vardı. Kaldı ki bu kurultaylar hep Ocak ayının ilk on günü içinde yapılıyor. Ocak ayında Ankara’da havanın iyi olacağını söyleyebilmek hiç mümkün mü?

Sıcak havada, şehrin merkezine yakın bir tesiste, herkesin ilgi odağı olabilecek konularla aynı anda birçok seminer düzenleyip kurultay budur desek ve bunu 4 senede bir yapsak daha iyi ya da doğru bir iş yapmış mı oluruz?

Hiç biri değil!

Hiç kimse nedense etkinliğin üç ayrı salonda ve üç ayrı ana başlık altında aynı anda yapılan seminerlerden oluşmasının nedenlerini sorgulamıyor. Akla yatkın bir açıklaması bilindiği için mi sorgulanmıyor, yoksa üç ayrı ana başlıktaki konularda yapılan seminerler aynı anda olunca bir kurultay eder diye mi? düşünülüyor.  

Yine kimsenin aklına gelmiyor. Neden, kurultay adı verilen bu etkinlikleri Ankara Barosu iki yılda bir ve sonu çift sayılı yıllarda, Türkiye Barolar Birliği ise, yine iki yılda bir ve sonu tek sayılı yıllarda yılın ilk ayında ya da en geç ikinci ayında yapıyor?

Ankara Barosunun, daha doğrusu baroların seçimleri iki yılda bir sonu çift sayılı yılların Ekim ayında, TBB’nin mali genel kurulu yönetimin ikinci yılında (sonu tek sayılı yılda) ve seçimli genel kurulu ise yönetimin dördüncü yılında (yine sonu tek sayılı yılda) yapılmaktadır. Bu kurultayların o yıl yapılacak genel kurullarla ya da daha doğru ifade ile seçimlerle bir bağlantısı kurulabilir mi? Ne dersiniz?

2004 yılı etkinliğinin son günü Sayın Adnan Ekinci “baro yönetimleri seçilip göreve başladıkları gün, bir sonraki seçimin planlarını yapmaya başlıyor. Böyle olunca da her şey bu plana göre yapılıyor” anlamına gelen ifadeler kullandığında ortalık karışmış ve toplantıyı yöneten Sayın Hakkı Suha Okay dâhil Ankara Barosunun kırk yıldır yönetimini elinde bulunduran grubun ileri gelenleri kendilerini savunmak istermişçesine biri diğerinin peşi sıra konuşmuşlardı.

Şimdi, “Kurultaylar dört yılda bir olsa daha iyi olur mu? İnsanlar sıklıktan sıkıldı” görüşü, bu etkinliği Ankara Barosunda "kurultay" adıyla ilk kez gündeme getiren ve uygulayanlardan 6 yıl sonra gelince insan ister istemez düşünüyor? Hesap ne ola ki!

Siz düşünmüyor musunuz?

inisiyatif.net

Ankara, 15.01.2006

NOT: 12.01.2008 tarihinde gözden geçirildi ve TDK sözlüğünden alınan söz karşılıkları güncellendi.