Yasa çalışmaları yapılırken suskun kalmak, yanlış yasa
yapanlar kadar sorumluluğu gerektirdiği düşüncesi ile
üzerinde çalışılan
Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısı
hakkında sadece kendimi bilgilendirmek amacıyla yaptığım
çalışmaları sizlere sunmak istedim. Dilerim sizler
eleştirilerinizle katılırsınız bende bundan keyif alarak
diğer konulardaki düşüncelerimi sizlerle paylaşırım.
Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısının (HMKT) genel
gerekçesine bakıldığında, tasarı ile 1086 sayılı HMUK da
yer alan kurumların korunduğu, uygulamadan doğan
aksaklıkların giderilmesine çalışıldığı görülecektir. Bu
nedenle, tasarıda yer alan bilirkişilik kurumunu ve
uzmanlık kurumunu incelerken, eski ile yeniyi birlikte
değerlendirmek zorunluluğu bulunmaktadır.
Tasarı da HMUK da olduğu gibi bilirkişinin tanımını
yapmamış fakat hangi hallerde ve hangi koşullarla
bilirkişiye başvurulabileceğini ve bilirkişilerin
görevlerini tanımlayarak bilirkişi tanımı için veri
sağlamıştır. Bunlar değişik maddelerde yer almakla
beraber özetle;
-
HMKT nın 270 maddesi, bilirkişiye başvurmak için,
çözümü hukuk dışında, özel veya teknik bilgiyi
gerektiren bir halin varlığını şart koşmuştur.
Ayrıca hukuki konularda bilirkişiye
başvurulamayacağını açıkça belirtmiştir. Madde genel
bilgi kapsamında kalan konularda da bilirkişiye
başvurulamayacağını açıkça hüküm altına almaktadır.
-
HMKT nın 270 maddesi, bilirkişiye başvurmak için
tarafların isteğini ya da hâkimin resen vereceği
kararı aramaktadır.
-
HMKT nın 271 maddesi, bilirkişilerin prensip olarak
davanın görülmekte olduğu adli yargı çevresinde
oluşturulacak listelerden seçilmesi şartını
getirmiştir. Eğer bu listede aranılan isim bulunmaz
ise, yakın yargı çevrelerinden seçilmesini burada da
bulunamaz ise liste dışından görevlendirmenin mümkün
olduğunu belirtmiştir.
-
HMKT nın 273 maddesi, bilirkişinin bilgisine
başvurulan konuda görüşünü ve oyunu belirtmesini
hükme bağlamıştır.
-
HMKT 277 maddesi, bilirkişilerin ancak, tarafların
da görüşü alınarak mahkemece hazırlanan sorulara
cevap vermekle yükümlü olduğunu hükme bağlamaktadır.
-
HMKT nın 283 maddesinin 2 ve 4 fıkrası ise, HMKT nın
277 maddesini kuvvetlendirmeyi amaçlamıştır. 283
maddenin 2.fıkrası, bilirkişilerin ancak inceleme
konusu yapılan maddi vakıalara ilişkin olarak görüş
bildireceğini, 283 maddenin 4 fıkrası ise
bilirkişilerin hukuki değerlendirmelerde
bulunamayacağını HMKT nın 270 maddesinin tekrarı
olarak hüküm altına almıştır.
-
HMKT nın 286 maddesi ise hâkimin bilirkişi raporunu
diğer delillerle birlikte serbestçe takdir edeceğini
hüküm altına almıştır.
HMKT yaptığımız alıntılara dayalı olarak bir tanım
yapmak istersek, “bilirkişi, kendi mesleğinden ötürü
sahip olduğu teknik bilgiye dayalı olarak mahkemeler
tarafından maddi vakıalara ilişkin sorular hakkında
cevap veren ve cevabı içeriğinde asla hukuki yorum
yapmayan, sunduğu rapor hâkim açısından takdiri delil
olan, gerçek kişi ve kanunla kurulmuş kurumlardır”
diyebiliriz.
HMKT nın 270 ve 283/4 maddeleri ile HMUK 275 maddesini
karşılaştırdığımızda her ikisinin de, özellikle,
bilirkişi deliline başvururken, hâkimin;
-
Genel bilgisi ile
-
Hukuk bilgisi ile
çözebileceği konular dışında kalan, diğer bir anlatımla
bir başka mesleğin bilgisi içinde olan ve maddi
vakıaların çözümüne yönelik sorular oluşturmak zorunda
olduğunu hükme bağladığını görmekteyiz.
Bilindiği gibi HMUK 275 maddesine 18.08.1981 tarihli
2494 sayılı yasa ile bir ek getirilmiştir. Söz konusu
maddeyi ek getirilmeden önceki ve ek getirildikten
sonraki hali ile değerlendirdiğimizde, maddenin içerdiği
hüküm açısından bir değişikliğe uğramadığını
görmekteyiz. Madde her iki hali ile de, hâkimin kendi
genel bilgisi ve hukuk bilgisi ile çözülmesi gereken
konularda bilirkişiye başvurulmayacağını açıkça
belirtmektedir. Kanımca, HMUK 275 maddesine yapılan ek
Yasama Organı tarafından, Yargı Organının yapmış olduğu
hatayı açıkça belirtmeden madde değişikliği yolu ile
“kızım sana söylüyorum gelinim sen anla” yöntemi ile
yargının dikkatini çekmek olarak yorumlanabilir. Ancak
bu yöntemin tutmaması ve yargının 1981 öncesi tutumunu
1981 sonrası da sürdürmesi nedeniyle, Yasama Organına
sunulan tasarıda, Yürütme Organı daha dikkatli davranmak
gereğini hissetmiş ve HMKT 283/4 maddesi ile aynı
sorumluluğu bilirkişilere de yüklemiştir.
Görüldüğü, hatta yaşandığı gibi, gerek kamuoyunda gerek
yargı mesleğinin içinde en çok eleştiri alan konulardan
biri bilirkişilerin kendilerini yargıç yerine koyarak
rapor düzenlemesinden, hatta özel konuşmalarında
kendisini hüküm verenmiş gibi tanımlamalarından
kaynaklanmaktadır. Bu sakıncalı durumun sürmesi,
taraflarla bilirkişiler ve yargıçlar arasında
uyuşmazlıkların doğmasına neden olacak boyuta
gelmektedir. Bilindiği gibi, TCK nın eski ve yeni
halinde görevi ihmal suçu adı ile bir suç türü
bulunmaktadır. Üstelik yeni TCK, eski TCK dan farklı bir
şekilde düzenlenmiş ve eski TCK da özel hükme konu olan
yargıçların görevi ihmal suçuna ilişkin madde yeni TCK
ya yer almamış ve yargıçların tüm kamu görevlileri ile
aynı maddeden yargılanmalarına yol açılmıştır. Eski TCK
ya göre aranması zorunlu olan “zarar verme” unsuru bu
nedenle yeni TCK da yer almamıştır. Yani suçun oluşumu
için aranılan koşullarda azalma oluşmuştur (Eski TCK da
yer alan zarar kavramının neleri kapsadığı ayrı bir
tartışma konusu yapılabilecek bir konu olmasına rağmen
geçmiş döneme ilişkin olduğu için yazıda değerlendirmeye
gerek görülmemiştir). Kanımca, Yasama Organı, yargıcın
bağımsızlığının Yargıcın sorumsuzluğu anlamına
gelmediğini, koşullar oluştuğu takdirde yargıçların da
tüm kamu görevlileri ile eşit şartlarda yargılanması
gerektiğini belirtmek istemiştir. Bu istem bana göre
doğru bir istemdir. Kanımca her kişi vermiş olduğu
kararın arkasında, onu savunacak şekilde bulunmak
zorundadır. Eğer kararını savunamıyor ise, bunun
sonuçlarına katlanmak zorundadır. Bu durum, nüfus
müdürü, doktor, depremde binası yıkılan mühendis, avukat
için nasıl geçerli ise yargıç için de geçerlidir.
Bu suçun oluşması için, yasanın yapılmasını emrettiği
bir şeyi yapmamış olmak yeterlidir. Bu açıklamaları
somut konumuz açısından değerlendirdiğimizde, HMUK ve
HMKT ya göre, yargıç kendi bilgisi ile çözümleyebileceği
bir konuda bilirkişiye başvurmuş ise, yasanın emrettiği
görevi yapmamış olmaktadır. Bu ise görevi ihmal suçunu
oluşturmaktadır. Ayrıca, bu tutum gerek HMUK 573/2
gerekse HMKT 52/1 C’göre yargıcın tazminat hukuku
açısından da sorumluluğunu doğuracak niteliktedir. Çünkü
her ikisi de, yasanın açıkça emrettiği bir hususu yerine
getirmemiş olmaktan ötürü doğan zarardan dolayı yargıcın
sorumluluğunu hüküm altına almıştır. Burada en basit
zarar ödenen bilirkişi ücretidir. Buna gecikmeden ve
başka nedenlerden doğan zararları da katmak mümkündür.
Bu aşamada, bilirkişiler de kanunların emrettiği şeyin
aksini yapmış olmaktan ötürü TCK açısından sorumlu
tutulabilir mi sorusu akla gelmektedir (5020 sayılı
yasayla HMUK 286 ya eklenen cezai hükümleri de Taslak
dikkate almamıştır). Bunu şimdilik bir tarafa bıraksak
bile bilirkişilerin bu nedenle almış olduğu haksız
ücretin iadesi davalarına konu olabileceğini söylemek
mümkündür.
Unutulmaması gereken bir husus ise HMKT nın 289 ve
devamı ile 52 maddeleri ile getirilen devletin
sorumluluğu ilkesidir. Gerek bilirkişilerin gerekse
yargıçların kusurlarından doğan tazminat davalarında,
bundan böyle dava devlete karşı açılacaktır. Bu durumda,
gerek davanın taraflarınca gerekse yargıç ve
bilirkişilerce bu maddenin uygulanmasında gereken özenin
gösterilmesi ve devletin zarara uğratılmasının önüne
geçilmesi gerekmektedir.
HMKT 280 maddesi, yaşanan olayları yansıtan bir şekilde
kaleme alınmış ve bilirkişilik görevinin bizzat yerine
getirileceğini hükme bağlamıştır.
HMKT nın 279 ve 280 maddeleri içerik açısından bir biri
ile çelişkili gibi görünse de tasarının madde
gerekçelerini incelediğimizde, her iki maddenin de bir
birini tamamlayıcı nitelikte olduğunu görmekteyiz. 279
madde, temel ilkenin bilirkişilik görevinin bizzat
yerine getirilmesi olduğunu; bilirkişinin bu görevi bir
başka uzmanlık alanında ki kişi ile gerçekleştirmek
zorunda kaldığında ise, durumu mahkemeye bildirmekle
yükümlü olduğunu belirtmektedir. 280 madde ise,
bilirkişinin yapmakla yükümlü olduğu işin bizzat
yaparken işin gereği bir başka kişinin yardımına ihtiyaç
duyduğunda kendi sorumluluğu altında bu yardımı
alabileceğini hükme bağlamaktadır (Madde gerekçesi bu
durumu, bir aletin kullanılması nedeniyle alınan yardım
örneği ile açıklamıştır). 280 madde böyle bir durumun
doğması halinde, bilirkişinin raporunda bu kişiyi ve
yaptığı işi belirtmesini emretmektedir.
HMKT 279 ve 282 maddeleri, HMUK ya göre yeni hükümler
içermektedir. 279/2 maddede yer alan husus, günümüzdeki
ön rapor uygulamasının karşılığı olarak düşünülebilir.
Bu maddeye göre, bilirkişi incelemesini
gerçekleştirebilmek için bazı hususların önceden
soruşturulması ve tespiti ile bazı kayıt ve belgelerin
getirilmesine ihtiyaç duyarsa, bunun sağlanması için
hemen kendisini görevlendiren mahkemeye bilgi vermeli ve
talepte bulunmalıdır. 282 maddenin 3 fıkrası HMUK nın
279 maddesinin ikinci cümlesinin karşılığı olarak hüküm
altına alınmış olup, bilirkişinin tarafları hangi
koşullarda dinleyebileceğini hüküm altına almaktadır.
Ancak 282 maddenin 4 fıkrası bir yenilik içermektedir.
Bu hükme göre, bilirkişi, daha önce dinlenmiş tanıkların
bir kez daha dinlenmesini, mahkemeden talep edebilir ve
bu aşamada kendisi de mahkemede hazır bulunabilir.
282 maddenin 5 fıkrasına göre, bilirkişi, bir şey
üzerinde inceleme yapmak zorunda ise, mahkeme kararı ile
bu incelemeyi yapabilir ve inceleme aşamasında
taraflarda isterse hazır bulunabilir.5 fıkra hükmü HMUK
nın 280/1 maddesi hükmüne karşılık olarak tasarıda yer
almaktadır.
HMKT nın 283 ve 284 maddeleri HMUK nın 281 ve 282
maddelerinde yer alan hükümleri karşılamaktadır. Bu
maddelerle göre, raporun içeriğinin nelerden oluşacağı
ve mahkemeye nasıl teslim edileceği, taraflara nasıl
tebliğ edileceği hükme bağlanmış olup bir yenilik
getirmemektedir. Ancak yukarıda da söylediğimiz gibi,
HMKT 283/4 açıkça raporun hukuki görüş içermeyeceğini
açıkça bir kez daha hüküm altına almıştır.
HMKT nın 285 maddesi HMUK nın 283 ve 284 maddelerinin
karşılığı hükümleri içermektedir. Gene bilirkişi
raporuna karşı 7 gün içinde gereken açıklamalarda
bulunulması için taraflarca itiraz edileceği hükme
bağlanmıştır. Tasarı, aynı zamanda uygulamada var olan
bir hususu da yasalaştırmış ve tarafların yeni bir
bilirkişi incelemesi istemini de hüküm altına almıştır.
Ancak, uygulamada yer alan ve yargı kararları ile çözüme
kavuşturulan bilirkişi raporuna karşı soru sormak ile
bilirkişi raporuna itiraz etmenin farklı kavramlar
olduğu dikkate alınarak ve ilave yapma gereği
duyulmamıştır. Keza, rapora karar aşamasına kadar her
zaman itiraz edilebileceği yolundaki kararlar dikkate
alınarak ta bir ilave yapma gereği duyulmamıştır
(Bakınız Baki Kuru Hukuk Muhakemeleri Usulü 1986 bası
sayfa 1885–1886).
Bilindiği gibi, bilirkişi raporuna süresinde itiraz
etmemekle, bilirkişi taraflar açısından kesinleşmiş hale
gelmektedir. İtiraz edilmeyen rapora karşı sadece
hâkimin yeniden soru sormak ya da yeni bir bilirkişi
incelemesi yaptırmak hakkı bulunmaktadır. Ancak, tasarı
hazırlanırken, uygulamada var olan ve yasaya aykırı
olarak gerçekleştirilen, HMUK nın tanımış olduğu süreyi
aşan süre verilmesi hali değerlendirilmemiştir. Kanımca,
bu aşamada bu husus da değerlendirilmeli ve ya
uygulamada ki hata giderilmeli ya da bu durum
benimsenerek uygulama yasalaştırılmalıydı. Gene bu
maddelere göre HMUK da olduğu gibi hâkim resen soru
sorabilmekte, duruşmada tarafların talebi ile ya da
resen vereceği kararla bilirkişiyi dinleyebilmekte ve
gerekir ise resen bir başka bilirkişiye görev
verebilmektedir.
HMKT nın 286 maddesi HMUK nın 286 maddesini karşılamakta
olup bilirkişi görüşünün hâkim tarafından serbestçe
değerlendirileceğini hüküm altına almıştır.
HMKT nın 272 maddesinin getirdiği yeniliklerden biri de
liste sistemidir. Tasarıya göre bilirkişiler adli yargı
çevrelerinde oluşturulacak olan listelerden
seçilebileceklerdir. Bu listelerde istenilen alanda
bilirkişi bulunmaması halinde, diğer illerin
listelerinden bilirkişi seçilecek buda olmaz ise, hâkim
resen bilirkişi seçecektir. Böylece HMUK nın 276
maddesinin taraflara tanımış olduğu ve yıllardır
uygulanmayan bilirkişinin tarafların kararı ile
seçilebilmesi eğer bu sağlanamıyorsa hâkim tarafından
resen seçilmesi ilkesi ortadan kaldırılmıştır. Bu
avukatlar olarak bizim bir kaybımızdır. Ancak bu kayıp
bizim kendi ihmalimizden ve/veya korkularımızdan
kaynaklanmıştır. Kimseyi suçlamaya hakkımız
bulunmamaktadır.
HMKT 278 maddesi bilirkişilerin geç rapor vermesi vb
hallerin doğması halinde bilirkişinin geçici olarak ya
da tamamen bilirkişi listesinden çıkarılmasına karar
verileceğini hüküm altına almıştır.
HMKT nın liste sistemini benimsemiş olması nedeniyle,
hukukçu bilirkişilerin bu listede nasıl yer alacağı
sorusunun yanıtını aramakta yarar bulunmaktadır.
Kanımızca bu soruya olumsuz yanıt vermek gerekecektir.
Çünkü hukuki konularda bilirkişi atanamayacağı açık
hükmüne rağmen hukukçu bilirkişilere listede yer vermek,
kanımızca, komisyon tarafından oluşturulan, yasaya
aykırı bir tutum olarak değerlendirilmelidir. Belki de
taslağı hazırlayanlar hukukçu bilirkişi problemini
çözmek için birde bu yolu da denemişlerdir.
HMKT 282 maddesi bilirkişilere sır saklama yükümlülüğünü
getirmiştir. HMKT 288 maddesinde bilirkişileri TCK
uygulaması açısından kamu görevlisi olarak tanımladığı
için, bu madde aslında TCK 137 maddesinde yer alan kamu
görevlilerinin görevleri nedeniyle ulaştıkları bilgileri
saklamakla yükümlü olduğu kuralının bir tekrarıdır.
Ancak, uygulamadaki duraksamaları kaldırıcı nitelikte
olduğu için yerinde bir tekrardır. Her iki madde
birlikte dikkate alındığında bilirkişilerin sır saklama
yükümlülüğüne aykırı davranışları nedeniyle, TCK nın 137
maddesi doğrultusunda cezalandırılmaları gündeme
gelecektir. Gerek sır saklamanın yasa ile yasaklanmış
olması gerekse bunun bir suç olarak karşımıza çıkması
nedeniyle,bu yükümlülüğe aykırı hareket eden
bilirkişiler hakkında, Borçlar Kanunu 41 maddesi
doğrultusunda haksız fiil tazminatının uygulanması
gerekecektir. Ancak, haksız fiil tazminatına ilişkin
davalarda, davanın davalısı saptanırken HMKT nın 289
maddesinin uygulanmaması gerektiği kanısındayım. Çünkü
bilirkişilerin hukuki sorumluluğunu düzenleyen HMKT 289
maddesi devletin sorumluluğunu düzenlerken,
“bilirkişinin kasten veya ağır ihmal suretiyle
düzenlemiş olduğu rapor”dan ötürü devletin sorumlu
olacağını belirtmiş ve sorumluluğu sınırlamıştır.
Üstelik HMKT 289 maddesi ayrıca, tazminat davalarının
genel ilkesi olan zarar görme unsuru ile birlikte,
zarara uğrayan kişinin hukuki yollara başvurarak zararı
önleme imkânının olup olmadığını da araştırmayı
emretmiştir. Bilirkişinin hukuki sorumluluğunu ve bu
sorumlulukta devletin tazminat davasının davalısı
olmasına ilişkin ilkeleri belirlerken, bilirkişinin
hafif kusurundan ötürü doğacak olan zararları madde
kapsamına almamıştır. Bu durumda cevap verilmesi gereken
bir soru karşımıza çıkmaktadır. Eğer zarar bilirkişinin
hafif kusurundan doğmuş ise ne olacak? Kanımca, burada
da bilirkişinin sorumluluğundan söz etmek mümkündür.
Çünkü listeye dâhil olarak bilirkişiler, izne gerek
duyulan bir ikinci mesleği yerine getirmektedirler.
İkinci mesleği yerine getirmektedirler demekteki amacım,
bilirkişi zaten bir meslek sahibidir, bu nedenle,
listeye girmesine izin verilmiştir. Bu nedenle de
genelde ilk mesleklerinden ötürü de bir izne
gereksinmeleri vardır. Diğer bir anlatımla
bilirkişilerin görev yapabilmeleri için genelde kamu
yetkilileri tarafından verilmiş iki ayrı izin
bulunmaktadır. Emekli banka müdürü gibi, ilk mesleğinden
ötürü bir izin almaya gerek duymayan bilirkişiler bile,
adalet komisyonu tarafından atanırken, özünde bir izin
almışlardır. Bu nedenle de BK 99 maddesi gereği hafif
kusurlarından ötürü de sorumludurlar. Bu konuda bir
sorumsuzluk anlaşması yaparlarsa dahi yapılan bu
sorumsuzluk anlaşması davaya konu olayın incelenmesi
aşamasında hâkim tarafından değerlendirilmek zorundadır.
BK nın bu genel ilkesini göz artı etmek olası değildir.
Bu nedenle, bilirkişilerin hafif kusurlarından ötürü,
doğacak olan tazminata konu olaylarda genel ilkeler
doğrultusunda ve doğrudan doğruya kendilerine açılacak
dava ile zararın giderilmesi istenebilmelidir. HMKT ile
bu olanağın kaldırılması yerinde olmamıştır.
Devlet aleyhine açılacak tazminat davalarında
uygulanacak olan usul kuralları HMKT nın 290 maddesinde
hüküm altına alınmıştır. Ana prensip bu davaların,
bilirkişinin rapor verdiği adli mahkemenin yargı çevresi
ve derecesi dikkate alınarak Bölge Adliye Mahkemesi ve
Yargıtay olarak saptanmasıdır.
HMKT 291 maddesi ise, rücu davalarındaki zamanaşımını
hükme bağlamaktadır.
HMKT 283 ve 284 maddesi HMUK 282 maddesi ile benzerlik
göstermekte ve bilirkişi raporunun içeriği ile mahkemeye
teslim ve tebliğini düzenlemektedir.
HMUK 276/son bilirkişilerin gerekirse yeminle
dinleneceklerini hükme bağlamış olmasına rağmen yemin
metnini vermemişti. Hâlbuki HMKT 275 maddesi yemini
zorunlu hale getirmiş ve yemin metnini madde içinde
belirlemiştir.
HMKT 276 maddesi ile bilirkişilerin görevini yapmaktan
yasaklı olması ve reddi kurumunu hüküm altına almıştır.
Bilirkişinin görevden çekilmesi hali HMUK da açıkça
hükme bağlanmamış olmasına ve uygulamada bu kurala
uyulmasına rağmen HMKT da bu husus hüküm altına
alınmıştır. HMKT 276/2 hâkimlerin yasaklılık hallerinden
birinin gerçekleşmesi halinde her aşamada bilirkişinin
görevden alınmayı talep etmek hakkı olduğu gibi
hâkiminde resen görevden almaya yetkisi vardır. HMKT 275
maddesi 2 fıkrası HMUK 278/2 maddesinde olduğu gibi
tanıklıktan çekinme sebeplerinin varlığı halinde
bilirkişinin, bilirkişilikten de çekineceğini hüküm
altına almıştır.
HMKT 276 maddesi bilirkişilerin reddi nedenleri olarak
hâkimlerin reddi nedenlerine atıfta bulunmuştur. Ancak,
yasa, bilirkişinin o işte ya da davada tanık olarak
dinlenmiş olmasını ret nedeni olarak benimsemediğini de
açıkça belirtmiştir. HMUK da yer alan öğrenmeden
itibaren başlayan 3 günlük ret süresi HMKT da 7 güne
çıkarılmıştır. HMKT ayrıca, redde ilişkin usulü
kuralları da açıkça hüküm altına alarak HMUK dan farklı
davranmıştır.
HMKT 273 maddesi de HMUK 278 maddesi gibi bilirkişiyi
mahkemeye gelmemek ya da görevini yerine getirmemek
durumunda tanık gibi kabul etmiş ve tanıklara uygulanan
hükümlerin bilirkişilere de uygulanacağını hüküm altına
almıştır.
UZMANLIK
Uzmanlık kurumu “uzman görüşü” başlığı ile HMKT nın 297
maddesi ile hukuk sistemimize girmiştir. Maddenin
gerekçesine baktığımızda, bunun Anglo-Sakson hukukundan
alındığını ve CMK ile paralellik taşımasına özen
gösterildiği anlaşılmaktadır. HMKT 297 maddesi uzman’ın
tanımını yapmamış sadece “taraflar, dava konusu olayla
ilgili olarak, uzmanından bilimsel görüş alabilirler.”
hükmünü getirmiştir. Madde gerekçesine baktığımızda da
“uzman” tanımının yapılmadığını görmekteyiz. Madde
gerekçesinde, madde metninden farklı olarak , “özel ve
teknik konularda” uzman görüşü alınabileceğinin
belirtildiği görülmektedir. Bu nedenle aklıma ilk gelen
soru, genel kültüre ilişkin ya da hukuka ilişkin bir
konuda uzman görüşü alınıp alınmayacağıdır. Kanımca,
bunda bir sakınca, olmamalıdır. Çünkü uzmana ilişkin
giderler uzmandan yararlanan tarafa ait olup mahkeme
giderleri olarak değerlendirilmeyecektir. Ayrıca, uzman
görüşü için davanın ertelenmesi söz konusu olmayacaktır.
Bu delil ilke olarak dosyaya yazılı sunulacağı için,
hâkimi de meşgul etmeyecektir. Eğer, uzman görüşü, dava
için bir aydınlatıcı bilgi içeriyorsa, hâkim tarafından
ya da taraf istemi ile duruşmaya çağırılabilecek ve
gerek tarafların gerekse hâkimin sorularını
yanıtlayacaktır. Zaten uygulamada, akademik unvanlı
hukuk ve diğer bilim insanlarından özel bilirkişi raporu
alınmakta ve dosyaya sunulmakta idi, bu madde bu
uygulamayı düzenleyerek olayı yasallaştırmıştır.
Üstelik bu uygulama, bazı davalarda, bilirkişi
gereksinimini ortadan kaldıracak ya da bilirkişi
denetimini kolaylaştıracak bir yöntemdir. Örneğin
yaralamaya dayalı bir maddi tazminat davasına davanın
açıldığı aşamada sunulan uzman görüşü bu yararları
sağlayabilir.
Hukuki konularda ki uzman görüşü alınırken kanımca
Avukatlık Kanununun 35 maddesi dikkate alınmalı ve bu
konularda görüş bildirilirken bildiren kişinin baroya
kayıtlı avukat olması ilkesi benimsenmelidir.
HMKT muhasebeye muhtaç davalara ilişkin HMUK 226 ve
devamı madde hükümlerine yer vermediği hatta bu hükümler
uygulanmadığı için bu konulardaki uzman görüşü ile olay
bilirkişiye başvurulmadan çözümlenir hale
gelebilecektir.
Açıkça bir hüküm olmamakla beraber madde gerekçesi tanık
benzetmesini yapmış olduğundan ve genel hukuk kültürünün
gereği olarak uzman görüşünün tanık delili gibi
değerlendirilmemiz gerektiği kanısındayım.
Kanımca, HMKT avukatlara daha aktif görevler veren bir
tasarıdır. Bu nedenle yasalaşması halinde özellikle
aktif olmamızı sağlayan diğer hükümlerle birlikte
değerlendirip mesleğin onurunu yükseltmek gerekmektedir.
Ankara, 24 Temmuz 2006