27 Nisan 2006 Toplantısının
Düşündürdükleri
Av. Ender DEDEAĞAÇ
Bu toplantıda ön seçimde uygulanması istenilen yöntemler tartışılmış
olmasına rağmen bende farklı duyguların doğmasına neden olduğunu
belirtmek isterim.
Kanımca bu toplantıda yaşadıklarımızı benim yaş kuşağımda olan her
birimiz evimizde ve yakın çevremizde pek çok defa yaşadık. Hem de
masanın iki tarafında oturarak yaşadık. Yani hem genç olarak, hem de yaşlı
olarak.
Bu toplantı yaşlanmış ya da yaşı kemale ermiş kişiler ile gençler
arasında ve gençlerin geleceği hakkında alınması gereken kararlarda
kimin kararının daha doğru olduğu hatta doğruluktan öte kimin kararının
uygulanması gerektiği konusuna odaklanmıştı.
Kanımca bu tartışmayı değerlendirirken sıkça kullanılan bir deyişi
hatırlamakta yarar vardır. Söz konusu deyişte "Dünyayı gençlere miras
olarak vermeyeceğimiz onlardan emanet olarak aldığımız bir dünyayı geri
vereceğimiz" vurgulanır. O halde, emaneti sahibine onların istediği gibi
iade etmek bizim yükümlülüğümüz olduğunu hatırdan çıkarmamak gerekir.
Gençler ön seçimlerde sandık yönteminin uygulanmasını isteyerek,
bizlerin karar verme istemimizi saygılı bir biçimde kabul etmediklerini
belirtmişlerdir. Bizler ise, onlar için en doğruyu bizlerin düşündüğünü,
bu yüzden de bizim kararlarımızın en doğru karar olacağını söylemeye
çalıştık. Kanımca bir yanlış daha yaptık. Avukatlığı meslek olarak
seçmiş bu genç meslektaşlarımın başkalarının hürriyetleri hatta
hayatları hakkında savunma yapmasına onların mal varlıkları ile ilgili
uyuşmazlıkları kendi bilgi ve maharetleri ile çözmesine izin verirken
onların kendi gelecekleri ile ilgili bir kararda yetkin olmadıklarını
söylemek kanımca bir haksızlık olacaktı. Neyse ki yapılan oylama bu
haksızlığın doğmasına engel oldu.
Bu değerlendirme yapılırken gerek dünyada gerekse ülkemde olan
değişmelerin de değerlendirilmesinde yarar bulunmaktadır. Bunlardan bir
tanesi de bizim yetiştiğimiz devirlerde, para ile ilgili konuların
konuşulmasının ayıp olarak kabul edilmesine rağmen günümüzde paranın
yaşamın bir parçası olarak kabul edilmesidir. Bu gerçeği kabul
ettiğimizde, bizlerin genç meslektaşlarımızın yaşam koşullarının onurlu
bir seviyeye ulaşması için neler yaptığımızı sorgulamamız gerekmektedir.
Eğer bu sorgulamayı yaparsak, bizlerin etik kural olarak kabul ettiğimiz
kurallara bağlı olarak çalışan pek çok genç meslektaşımızın, kural
tanımayan bazı meslektaşların tutum ve davranışlarından ötürü ekonomik
kayıplara uğradığını görürüz. Örneklemek gerekirse, rekabet yasağı ile
haksız rekabeti karıştırmamız nedeni ile küçücük kentlerin yerine
metropollerin gelmesi ile, rekabet yasağını hiçe sayan bazı kural
tanımazların geliştirdikleri yöntemlerle bizim kurallarımıza saygılı
olan genç meslektaşlarımızın zararına yol açan eylemlerde bulunulduğunu
belirtebiliriz. Bu kural tanımazlara bizlerin yaptığı ise, uzun sürede
sonuç veren disiplin kovuşturmalarıyla eylemleri ile uyum sağlamayan
bazı cezalar vermeden öteye gidememiştir. Halbuki bizler, rekabet ile
haksız rekabeti değerlendirip, ekmek parası kavgasında olan genç
meslektaşlarımızın yararına olan kararı veremedik. Üstelik bir okul
mezuniyetini gösteren fotoğrafın duvara asılmasını hoşgörü ile
karşıladık buna karşılık bu okulun diplomasını asmayı rekabet olarak
değerlendirdik. Tüm bunlara rağmen iki ayrı mesleği yaptığını ilan
ederek hem yeminli mali müşavir hem de avukat olduğunu
duyuranlara sessiz kaldık. Onlar gibi düşünemediğimizin, onların
gereksinmelerini karşılayamadığımızın örneklerini arttırmak mümkün ama
burada kesmekte de yarar bulunmaktadır.
Bu toplantıda bazı çağdaşlarımız meslek duayeni olarak kabul edilen
kişilerin karar sisteminde yer almasının zorunluluğuna değindiler. Buna
da katılmak mümkün değildir. Çünkü, eğer bizler bu kişilerin duayen
olduğunu kabul ettiğimiz kadar genç meslektaşlarım onları duayen olarak
kabul etmiyorsa, bu onların kabahati olmayıp bizlerin duayenleri
tanıtamamaktan kaynaklanan kabahatimizdir. Zaten eğer onları biz doğru
olarak duayen olarak değerlendirmiş isek ve bu nitelikleri hala devam
ediyor ise, sandık onların bu niteliğini açıkça ortaya koyacaktır.
Tartışılması gereken bir konu da toplantıya katılanların grup üyesi olup
olmamaları konusundadır. İnsan pazarda satılan halı değildir. Bu nedenle
kaç düğüm atıldığına, büyüklüğüne, kullanılan malzemeye bakarak yöresini
ve niteliğini bulmak ve değerini takdir etmek olası değildir. Üstelik
onurlu bir meslek olan avukatlığı meslek edinen kişinin beraber hareket
etmek istemediği bir grubun içinde yer almasını düşünmek bile abestir.
Bu durumda eğer başka gruptan gelen meslektaşlarım varsa onların bu
katılımını gerek seçim gerekse yönetim devresinde -kendi dünya görüşleri
ne olursa olsun- bizim dünya görüşümüzü paylaşmak istediğini kabul
etmemiz gerekir. Ayrıca, ben böyle düşünmek istememe rağmen aksini
düşünenlerin, kendi toplantıma katılma saygısı göstermeyen ve bu nedenle
toplantıda azınlıkta kalmama neden olan kendi dünya görüşümün
sahiplerini sorgulaması gerektiğini düşünüyorum.
Bu toplantıda bayramlarda yayınlanan ve pek çok kişiyi duygulandıran bir
şeker reklâmını hatırlamadan edemedim. Almış oldukları şekerleri ikram
etmek için evlatlarını ve torunlarını bekleyen iki yaşlı kişiyi konu
alan bu reklâm ben de hüzünlenmek yerine hatalarımı değerlendirmek
düşüncesinin doğmasına neden olmuştur. Bu nedenle de reklâm
yayınlanırken kendi alışkanlıklarım nedeni ile gençlerin değişen
gereksinmeleri sonucu doğan bayram düşüncelerine saygı duymak ve onları
hüzünle beklemek yerine, neler yapabilir isem hem onların mutluluğuna
hem de kendi mutluluğuma katkıda bulunacağımı düşünmüşümdür.
Son olarak söylemek istediğim, genç meslektaşlarımın bu kararından ötürü
üzülmek yerine sevinmemiz gerektiğidir. Çünkü onlar kendi geleceklerini
belirleme isteklerini ortaya koydular. Onurlu kişi olduklarını
sergilediler. Ayrıca, bizlerin hala gücü varken onların yapabileceği
hataları, onları uyararak giderme şansımızın olduğu bir dönemde bunu
ortaya koydular. Eğer bu kararları sonucunda bir yenilgi ortaya çıkarsa
bize düşen onları kınamak yerine onlara yeniden mücadele azmi vererek
başarıyı yakalamalarını sağlamak olmalıdır.
Bu mücadelede yaşıtım olmasına rağmen kendini gençlerle bir hisseden,
sandıktan gelmeyi göze alan ve gençler tarafından desteklenen Sayın
Coşara ayrıca teşekkür ederim.
Hem ülkemin hem de genç meslektaşlarımın geleceği açısından başarıya
mutlak ihtiyacımız olan bu seçimlerde, gösterebileceğimiz tüm özveri ile
ve kardeşçe birbirimize destek olarak çalışmamızı ve kazanmamızı
dilerim.
Ankara, 28 Nisan 2006