Günümüzde tıp, sosyoloji vb tüm bilimler dinlenmenin bir
gereksinim olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle hukuk da
bu gereksinime uygun olan kuralları kabul etmek ve
hayata geçirmek zorunda kalmıştır. Bunun sonucu olarak
çalışanların izin hakkı önce anayasamızda ( 50/ııı-ıv
maddesi) bunu takibende İş kanununda hükme bağlanmıştır.
Anayasamızın 50 maddesinde “çalışma şartları ve dinlenme
hakkı” başlığı ile düzenlenen hukuksal yapı 1475 sayılı
eski İş Kanununun 49 maddesinde 4857 sayılı yeni İş
Kanununun 53 maddesinde “yıllık ücretli izin hakkından
vazgeçilemez” cümlesi ile yer almıştır.
Yargı kararlarını taradığımızda,23.12.2003 tarihli
Yargıtay 9 Hukuk Dairesi’nin 2003/10839 E ve 2003/22571
K sayılı kararında ve bundan sonra da referans olarak
göstereceğimiz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 5.7.2000
günlü 2000/9–1079 E ve 2000/1103 K sayılı kararında aynı
konunun incelendiğini görmekteyiz. Söz konusu kararların
daire ve tarihsel değerlendirmesini yaptığımızda,
Yargıtay 9 Hukuk Dairesinin söz konusu prensibe aykırı
1999 tarihli bir kararının direnme yolu ile Hukuk Genel
Kurulunca incelendiği ve bu incelemede, iznin bir hak
olarak benimsendiği bunu takip eden yıllarda Yargıtay 9
Hukuk Dairesinin bu karara uygun olarak hüküm kurduğunu
görmekteyiz.
Çalışan kişiler açısından iznin bir hak olduğu, hukuk
düzenince kabul edilmiş olmasına rağmen, özellikle iş
kanununa göre çalışılan işyerlerinde, izin parası adı
ile bir kavram oluşturularak, bu hakkın kullanılması
önlenmektedir. Oluşturulan kavrama dikkat ettiğimizde,
bu kavramın yasada kullanılan izin ücreti kavramı ile
karışmasını önlemeye yönelik olarak seçildiği açıkça
görülmektedir.4857 sayılı İş Kanununun 57 maddesinde
“Yıllık izin ücreti” düzenlenmiştir. Bu düzenleme, izin
ücretinin, yani izin süresi içinde işçinin alması
gereken ücretin, yıllık ücretli iznin başlamasından önce
peşin olarak ya da avans olarak ödenmesi zorunluluğunu
getirmektedir. Aynı düzenleme,1475 sayılı eski İş
Kanununun 54 maddesinde de yer almaktadır. Aynı
şekilde,4857 sayılı yeni İş Kanununun 59 maddesinde ve
1475 sayılı eski İş Kanununun 56 maddesinde izin ücreti
hükme bağlanmıştır. Bu maddelerde hükme bağlanan izin
ücreti, işçinin hak kazanıp da kullanamadığı, izinlerin
karşılığı olarak, iş akdinin her hangi bir nedenle sona
ermesi halinde uygulanması gereken izin ücretidir. Gerek
eski gerekse yeni İş Kanunu, işçinin izne çıkarken izin
parasını peşin alması gerektiğini ve kullandırılmayan
izin haklarının, iş akdinin sona erdiği tarihte, parasal
değerinin hesaplanarak, işçiye izin ücreti adı ile
ödenmesini düzenlemiştir. Bu iki parasal uygulamanın
birbirinden ayrı olduğu için bunlardan birincisine
“yıllık ücretli izin hakkı” ikincisine ise “yıllık
ücretli izin alacağı” denilmektedir. Her iki kanunda da,
izin yapması gereken işçinin, bu hakkından feragat
ederek, çalışmasını ve bu çalışma karşılığında fazladan
ücret almasını düzenleyen her hangi bir madde
bulunmamaktadır. Zaten bulunması, anayasal düzene hatta
uluslar arası hukuk kurallarına ve kendi bütünlüğüne
aykırı olurdu. İşte bu nedenle, uygulamada var olan ve
yasa ile bağdaşmayan, izin yerine geçen para ödeme için
yasal terminolojide yer almayan izin parası kavramı
seçilmiştir.
Yukarıda belirttiğimiz Hukuk Genel Kurulu kararı yardımı
ile izin parasını hukuk sistemi içinde değerlendirirsek;
-
Yıllık ücretli izin hakkının kullanılmasından
vazgeçmek mümkün değildir. Karar, bu görüşünü 1475
sayılı İş Kanununun 49 maddesine dayandırmıştır. Her
ne kadar 1475 sayılı yasa yürürlükten kalkmış ise de
yerine gelen 4857 sayılı yasanın 53 maddesi de aynı
hükme yer vermiş ve “Yıllık ücretli izin hakkından
vazgeçilemez hükmünü yenilemiştir.”Bu nedenle, bu
HGK kararı, bu yönü ile güncelliğini korumaktadır.
-
Yıllık ücretli izin alacağı, ancak iş akdinin son
bulması ile doğmaktadır. HGK kararında yer alan bu
görüş ise, halen yürürlükte olan BK 128 maddesine
dayandırılmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki,4857
sayılı yeni İş Kanununun 59 maddesi de bu konuda
gereken açıklamayı içerecek şekilde düzenlenmiştir.
-
İşçinin yıllık ücretli izin hakkından para
karşılığında olsa bile vazgeçmiş olması hukuk
açısından bir hüküm ifade etmez. HGK bu görüşünü
halen yürürlükte olan anayasamızın 50 maddesine
dayandırmıştır yani güncelliğini korumaktadır.
-
İzin parası olarak ödenen paralar, akdin sonunda
açılacak olan, izin ücreti davasında, iadeye konu
edilemez, çünkü bu ödemeler halen yürürlükte olan BK
65 maddesi hükmü nedeni ile “haksız yahut (adaba)
mugayir bir maksat istisnai için verildiğinden” geri
istenemez nitelikte ödemelerdir. Yani HGK kararı bu
açıdan da güncelliğini korumaktadır.
-
İstenebilir hale gelebilmesi için iş akdinin sona
ermesi gerektiğinden, zaman aşımı bu tarihten başlar
ve izin parasında olduğu gibi 5 yıllık zaman aşımına
tabidir.
-
İzin ücretinde olduğu gibi, son ücret üzerinden
değerlendirilir.
ÖZETLE, yasal dayanağı olmayan hatta yasalara aykırı
şekilde oluşturulan bu uygulama nedeniyle, iş akdinin
haklı ya da haksız nedenlerle sona ermesinde, işverene
hiçbir yarar sağlanamaz, izin parası ödeyerek
çalıştırılan dönemlerde, izin kullanılmamış kabul edilir
ve akdin sonunda alınan son ücret esas alınarak
kullanılmayan izinlerin, izin ücreti hesaplanır. Bu
hesaplama yapılırken, izin parası adıyla yapılan
ödemeler geri istenemeyeceği için mahsup işlemi bile
yapılamaz.
İş yerinin devri, işçinin bu hakkını ortadan kaldırmaz,
yeni işveren bu yükümlülükleri yerine getirir.1475
sayılı eski İş Kanununun 53 maddesi ve aynı doğrultuda
hükümler içeren 4857 sayılı yeni İş Kanununun 6 maddesi
bunu açıkça hüküm altına almıştır. Burada
cevaplandırılması gereken, eski işverenin bu
sorumluluğunun hangi tarihe kadar devam ettiğine ilişkin
sorudur.4857 sayılı yeni İş Kanununun 6 maddesi bu
sorumluluğun iki yıl için devam ettiğini hükme
bağlamıştır. Ancak unutulmaması gereken husus, izin
ücreti alacağının muaccel olduğu tarihin iş akdinin sona
erdiği tarihten başlaması gerektiğidir. Kanımca burada
BK 179 maddesinde hükme bağlanan, bir işyerinin külliyen
devrine ilişkin kuralın uygulanmasının gerekmektedir. Bu
kurala göre, zamanaşımının başlangıcında, alacağın
muaccel olduğu tarih dikkate alınmaktadır. Bu uygulama
bile, yeni işveren açısından hakkaniyete uygun bir
uygulama olmamaktadır. Çünkü işçinin izin parası istemi
iş akdinin sona erdiği tarihte muaccel olmakta ve işçi
bu tarihten başlamak üzere 5 yıllık zaman aşımı süresi
içinde bu alacağını isteyebilmektedir. Hâlbuki eski
işverenin, sorumluluğu daha önceki tarihte yani iki yıl
sonra sona ermekte ve yeni işveren, işçinin geç
başvurması nedeniyle tek başına sorumlu olmaktadır.
Bilindiği gibi iş yeri devirlerinde düzenlenen ara
bilânçolarda kıdem tazminatına ilişkin hesaplamalar
kıdem tazminatı borcu doğmamış olmasına rağmen
hesaplanmakta, böylece yeni işveren, işyerinin değerini
saptarken bu doğmamış alacağı dikkate alabilmektedir.
Hâlbuki devir bilânçolarında izin ücretine ilişkin
hesaplamanın yapılması ülkemizde henüz yerleşmemiştir.
Bu nedenle ve özellikle izin parası alarak çalışan
işçinin ya da mirasçılarının, böyle bir talepte bulunup
bulunmayacağını bilemeyen yeni işveren, ne yapacağını
bilemez halde kalmaktadır. Eğer bu soruna ilişkin bir
çözüm öneriniz varsa bizlerle paylaşırsanız mutlu
olurum. Eğer yoksa YUKARIDA SAYILAN NEDENLERDEN ÖTÜRÜ ve
sizlerin katkısı ile oluşacak diğer nedenlerden ötürü,
eski işverenin sorumluluğuna ilişkin yasal düzenlemenin
(özellikle bu sorumluluğa ilişkin zaman aşımının
başlangıcı açısından) yeniden gözden geçirilmesi
gerektiği kanısındayım.
Ankara, 24 Ağustos 2006