inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

 

 

İzin Hakkı - İzin Ücreti - İzin Parası

Av. Ender Dedeağaç

Günümüzde tıp, sosyoloji vb tüm bilimler dinlenmenin bir gereksinim olduğunu belirtmektedir. Bu nedenle hukuk da bu gereksinime uygun olan kuralları kabul etmek ve hayata geçirmek zorunda kalmıştır. Bunun sonucu olarak çalışanların izin hakkı önce anayasamızda ( 50/ııı-ıv maddesi) bunu takibende İş kanununda hükme bağlanmıştır.

Anayasamızın 50 maddesinde “çalışma şartları ve dinlenme hakkı” başlığı ile düzenlenen hukuksal yapı 1475 sayılı eski İş Kanununun 49 maddesinde 4857 sayılı yeni İş Kanununun 53 maddesinde “yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez” cümlesi ile yer almıştır.

Yargı kararlarını taradığımızda,23.12.2003 tarihli Yargıtay 9 Hukuk Dairesi’nin 2003/10839 E ve 2003/22571 K sayılı kararında ve bundan sonra da referans olarak göstereceğimiz Yargıtay Hukuk Genel Kurulu’nun 5.7.2000 günlü 2000/9–1079 E ve 2000/1103 K sayılı kararında aynı konunun incelendiğini görmekteyiz. Söz konusu kararların daire ve tarihsel değerlendirmesini yaptığımızda, Yargıtay 9 Hukuk Dairesinin söz konusu prensibe aykırı 1999 tarihli bir kararının direnme yolu ile Hukuk Genel Kurulunca incelendiği ve bu incelemede, iznin bir hak olarak benimsendiği bunu takip eden yıllarda Yargıtay 9 Hukuk Dairesinin bu karara uygun olarak hüküm kurduğunu görmekteyiz.

Çalışan kişiler açısından iznin bir hak olduğu, hukuk düzenince kabul edilmiş olmasına rağmen, özellikle iş kanununa göre çalışılan işyerlerinde, izin parası adı ile bir kavram oluşturularak, bu hakkın kullanılması önlenmektedir. Oluşturulan kavrama dikkat ettiğimizde, bu kavramın yasada kullanılan izin ücreti kavramı ile karışmasını önlemeye yönelik olarak seçildiği açıkça görülmektedir.4857 sayılı İş Kanununun 57 maddesinde “Yıllık izin ücreti” düzenlenmiştir. Bu düzenleme, izin ücretinin, yani izin süresi içinde işçinin alması gereken ücretin, yıllık ücretli iznin başlamasından önce peşin olarak ya da avans olarak ödenmesi zorunluluğunu getirmektedir. Aynı düzenleme,1475 sayılı eski İş Kanununun 54 maddesinde de yer almaktadır. Aynı şekilde,4857 sayılı yeni İş Kanununun 59 maddesinde ve 1475 sayılı eski İş Kanununun 56 maddesinde izin ücreti hükme bağlanmıştır. Bu maddelerde hükme bağlanan izin ücreti, işçinin hak kazanıp da kullanamadığı, izinlerin karşılığı olarak, iş akdinin her hangi bir nedenle sona ermesi halinde uygulanması gereken izin ücretidir. Gerek eski gerekse yeni İş Kanunu, işçinin izne çıkarken izin parasını peşin alması gerektiğini ve kullandırılmayan izin haklarının, iş akdinin sona erdiği tarihte, parasal değerinin hesaplanarak, işçiye izin ücreti adı ile ödenmesini düzenlemiştir. Bu iki parasal uygulamanın birbirinden ayrı olduğu için bunlardan birincisine “yıllık ücretli izin hakkı” ikincisine ise “yıllık ücretli izin alacağı” denilmektedir. Her iki kanunda da, izin yapması gereken işçinin, bu hakkından feragat ederek, çalışmasını ve bu çalışma karşılığında fazladan ücret almasını düzenleyen her hangi bir madde bulunmamaktadır. Zaten bulunması, anayasal düzene hatta uluslar arası hukuk kurallarına ve kendi bütünlüğüne aykırı olurdu. İşte bu nedenle, uygulamada var olan ve yasa ile bağdaşmayan, izin yerine geçen para ödeme için yasal terminolojide yer almayan izin parası kavramı seçilmiştir.

Yukarıda belirttiğimiz Hukuk Genel Kurulu kararı yardımı ile izin parasını hukuk sistemi içinde değerlendirirsek;

  • Yıllık ücretli izin hakkının kullanılmasından vazgeçmek mümkün değildir. Karar, bu görüşünü 1475 sayılı İş Kanununun 49 maddesine dayandırmıştır. Her ne kadar 1475 sayılı yasa yürürlükten kalkmış ise de yerine gelen 4857 sayılı yasanın 53 maddesi de aynı hükme yer vermiş ve “Yıllık ücretli izin hakkından vazgeçilemez hükmünü yenilemiştir.”Bu nedenle, bu HGK kararı, bu yönü ile güncelliğini korumaktadır.

  • Yıllık ücretli izin alacağı, ancak iş akdinin son bulması ile doğmaktadır. HGK kararında yer alan bu görüş ise, halen yürürlükte olan BK 128 maddesine dayandırılmıştır. Ayrıca belirtmek gerekir ki,4857 sayılı yeni İş Kanununun 59 maddesi de bu konuda gereken açıklamayı içerecek şekilde düzenlenmiştir.

  • İşçinin yıllık ücretli izin hakkından para karşılığında olsa bile vazgeçmiş olması hukuk açısından bir hüküm ifade etmez. HGK bu görüşünü halen yürürlükte olan anayasamızın 50 maddesine dayandırmıştır yani güncelliğini korumaktadır.

  • İzin parası olarak ödenen paralar, akdin sonunda açılacak olan, izin ücreti davasında, iadeye konu edilemez, çünkü bu ödemeler halen yürürlükte olan BK 65 maddesi hükmü nedeni ile “haksız yahut (adaba) mugayir bir maksat istisnai için verildiğinden” geri istenemez nitelikte ödemelerdir. Yani HGK kararı bu açıdan da güncelliğini korumaktadır.

  • İstenebilir hale gelebilmesi için iş akdinin sona ermesi gerektiğinden, zaman aşımı bu tarihten başlar ve izin parasında olduğu gibi 5 yıllık zaman aşımına tabidir.

  • İzin ücretinde olduğu gibi, son ücret üzerinden değerlendirilir.

ÖZETLE, yasal dayanağı olmayan hatta yasalara aykırı şekilde oluşturulan bu uygulama nedeniyle, iş akdinin haklı ya da haksız nedenlerle sona ermesinde, işverene hiçbir yarar sağlanamaz, izin parası ödeyerek çalıştırılan dönemlerde, izin kullanılmamış kabul edilir ve akdin sonunda alınan son ücret esas alınarak kullanılmayan izinlerin, izin ücreti hesaplanır. Bu hesaplama yapılırken, izin parası adıyla yapılan ödemeler geri istenemeyeceği için mahsup işlemi bile yapılamaz.

İş yerinin devri, işçinin bu hakkını ortadan kaldırmaz, yeni işveren bu yükümlülükleri yerine getirir.1475 sayılı eski İş Kanununun 53 maddesi ve aynı doğrultuda hükümler içeren 4857 sayılı yeni İş Kanununun 6 maddesi bunu açıkça hüküm altına almıştır. Burada cevaplandırılması gereken, eski işverenin bu sorumluluğunun hangi tarihe kadar devam ettiğine ilişkin sorudur.4857 sayılı yeni İş Kanununun 6 maddesi bu sorumluluğun iki yıl için devam ettiğini hükme bağlamıştır. Ancak unutulmaması gereken husus, izin ücreti alacağının muaccel olduğu tarihin iş akdinin sona erdiği tarihten başlaması gerektiğidir. Kanımca burada BK 179 maddesinde hükme bağlanan, bir işyerinin külliyen devrine ilişkin kuralın uygulanmasının gerekmektedir. Bu kurala göre, zamanaşımının başlangıcında, alacağın muaccel olduğu tarih dikkate alınmaktadır. Bu uygulama bile, yeni işveren açısından hakkaniyete uygun bir uygulama olmamaktadır. Çünkü işçinin izin parası istemi iş akdinin sona erdiği tarihte muaccel olmakta ve işçi bu tarihten başlamak üzere 5 yıllık zaman aşımı süresi içinde bu alacağını isteyebilmektedir. Hâlbuki eski işverenin, sorumluluğu daha önceki tarihte yani iki yıl sonra sona ermekte ve yeni işveren, işçinin geç başvurması nedeniyle tek başına sorumlu olmaktadır. Bilindiği gibi iş yeri devirlerinde düzenlenen ara bilânçolarda kıdem tazminatına ilişkin hesaplamalar kıdem tazminatı borcu doğmamış olmasına rağmen hesaplanmakta, böylece yeni işveren, işyerinin değerini saptarken bu doğmamış alacağı dikkate alabilmektedir. Hâlbuki devir bilânçolarında izin ücretine ilişkin hesaplamanın yapılması ülkemizde henüz yerleşmemiştir. Bu nedenle ve özellikle izin parası alarak çalışan işçinin ya da mirasçılarının, böyle bir talepte bulunup bulunmayacağını bilemeyen yeni işveren, ne yapacağını bilemez halde kalmaktadır. Eğer bu soruna ilişkin bir çözüm öneriniz varsa bizlerle paylaşırsanız mutlu olurum. Eğer yoksa YUKARIDA SAYILAN NEDENLERDEN ÖTÜRÜ ve sizlerin katkısı ile oluşacak diğer nedenlerden ötürü, eski işverenin sorumluluğuna ilişkin yasal düzenlemenin (özellikle bu sorumluluğa ilişkin zaman aşımının başlangıcı açısından) yeniden gözden geçirilmesi gerektiği kanısındayım.

Ankara, 24 Ağustos 2006