Hukuk Muhakemeleri
Kanunu Tasarısı (HMKT) hakimin hukuki sorumluluğuna
ilişkin düzenlemeyi “Hakimin Yasaklılığı, Reddi ve
Hukuki Sorumluluğu” başlığını verdiği üçüncü bölümde
incelemiştir. Hakimlerin hukuki sorumluluğunu
düzenleyen HMKT ile HMUK arasındaki en önemli fark,
HMKT nın getirdiği yeni düzenlemeye göre, hakimlerin
sorumluluklarından ötürü açılacak olan tazminat
davalarının Devlet aleyhine açılmasıdır (HMKT 52 m).
Madde gerekçesine baktığımızda, böylece Anayasamızın
129 maddesine uygun bir yol izlendiğinin
belirtildiği görülecektir.
HMUK göre hakimlerin
hukuki sorumluğuna ilişkin görüşlerimi dile
getirdiğim değişik konuşmalarda, örneğin THK da
yapılan ve konuşmacı olarak katıldığım çalışmada da
belirttiğim gibi, hakimlerin hukuki
sorumluluğunda,açılacak olan tazminat davalarında,
hakimlerin bizzat davalı olmaları ve tazminatla
yükümlü tutulmaları,gerek hakimlerin mesleki
güvencesi,gerekse bireylerin tazminat bedellerinin
tahsili açısından sakıncalı idi, HMKT bu sakıncayı
giderici bir yol izlemiştir. Ancak, HMUK da yer alan
sakınca giderilirken,yeni bir sakınca yaratılmıştır.
Çünkü, ödeme Devlet tarafından yerine getirildikten
sonra, tüm kamu personelinin görevinden kaynaklanan
karar ve eylemlerinden ötürü açılan tazminat
davalarında olduğu gibi “rücu” aşaması gelmektedir
ve bu karar yönetim organı tarafından
kullanılacaktır. İşte bu aşamada,hakimlerin,yargı
erkini kullanan kişiler olduğu dikkate alınmalı ve
gerek ödemenin gerekse rücu davasının
kararı,hakimlerden oluşan bir fon yönetimine
bırakılmalı idi. Böylece, kuvvetler ayrımı ilkesi ve
hakimin bağımsızlığı ilkesi korunmuş olurdu.
HMKT nın 52/1 maddesi
ile HMUK un 573 maddesi karşılaştırıldığında, HMUK
573/7 maddesinde yer alan hüküm dışındaki tüm
hükümlerin HMKT tarafından da benimsendiği
görülmektedir. HMKT nın madde gerekçesine
baktığımızda, "Anacak, 573 maddenin 7 bendinde
gösterilen nedene yer verilmemiştir. Zira, hakime
emir ve talimat verilmesi zaten yasaktır, görevini
yapmakta ihmal ve terahi gösterilmesi de, hakimin
görevini yapmaktan kaçınması kapsamında
değerlendirilebilecektir.” dendiği ve HMUK 573/7 nin
özünde gerek HMUK 573/6 gerekse HMKT 52/1-e
maddesinde çözümlendiğinin belirtildiği
görülmektedir. Bu görüşe katılmakla birlikte zaten
bu konunun yani HMUK 573/7 maddesinin bir kısmının
TCK ile çözümlendiğini de söylemek gerekir. Bu madde
iki unsur içermektedir. Bunlardan biri,"ihmal ve
terahi" diğeri ise “kanuna göre verilen emir”dir.
Kanımca burada,”kanuna göre verilen emir” bir kişi
yada organ tarafından verilen emir olarak değil,
kanun tarafından verilen emir olarak anlaşılmalıdır.
Bu durumda,kanunun kendisine verdiği bir görevi
geciktiren yada yerine getirmeyen kişi TCK gereğince
sorumlu tutulacağına göre ve bu cezai sorumluluk
haksız fiil sorumluluğuna yol açacağı için, HMKT ile
bir boşluk yaratılmamış sadece sadeleştirme
gerçekleştirilmiştir. Hatırlanacağı gibi,yeni TCK
hakimlerin görevi ihmal suçunu eski TCK da olduğu
gibi ayrı bir madde olarak düzenlemek yerine tüm
kamu görevlileri ile aynı madde içinde
değerlendirmiştir. Böylece eski TCK da yer alan
“zararın doğmuş olması” unsurunu ortadan
kaldırmıştır. Kanımca,her davanın yargılama gideri
bile bir zarardır,bunun dışında özel bir zararın
aranması yasanın dar yorumlanmasından başka bir
anlama gelmez. Bilindiği gibi, HGK nın 22/01/1975
tarih 972/4-26 E ve 39 K sayılı kararında
hakimlere karşı açılacak olan tazminat
davalarında,ceza davası açılması ve bu davada
sorumlu bulunmaları zorunluluğu yer almamasına
rağmen HGK 14/01/1976 975/5 E ve 4 K sayılı
kararında böyle bir zorunluluk getirilmiş ve
tazminat davalarının açılması diğer bir anlatımla
hak sahiplerinin hak aramaları sınırlandırılmıştır.
Dilerim,gerek TCK da gerekse HMKT da yapılan
değişikliklerle,hak sahiplerinin hak arama
özgürlükleri daha rahat kullanılabilinir.Çünkü
yargının denetlenmesi,yargının güçlenmesini
doğuracak olan nedenlerden bir tanesidir.
HMUK 573/7 nin HMUK
574 maddesi ile bağlantısı unutulmamalıdır.Bu
bağlantı nedeni ile 573/3 ün uygulanma olanağı
sınırlandırılmış ancak,bireylere noter kanalıyla
göndereceği ihtar yolu ile bir olanak sağlanmıştır.
HMKT 52/1-e maddesi “hakkın yerine getirilmesinden
kaçınılması” kavramı için bir tanım getirmemekte
üstelik madde gerekçesinde bunun tüm ihmali
davranışları içerdiği belirtilmektedir.Bu yönü ile
maddenin düzenlemesi,bireysel hakların kullanılması
açısından bir sınırlama içermemektedir.
HMKT 52/2
maddesi,tazminat hakkının doğabilmesi için,hak
sahibinin zararın doğmasını önleyebilmek için
yapabileceği tüm girişimlerde bulunmasını hükme
bağlamıştır. Aslında bu madde BK yer alan karşı
taraf kusuru diye nitelendirdiğimiz hukuki
uygulamanın belirtilmesinden başka bir şey değildir.
HMKT 52/3 maddesi
hakime karşı açılacak olan rücu davasının ödeme
tarihinden itibaren bir yıl içinde açılması
gerektiğini hükme bağlamaktadır.
HMKT 53 maddesi,Bölge
Adliye Mahkemelerini var olarak kabul etmiş ve
hakimlere karşı açılacak olan davaların hangi
mahkemelerde açılması gerektiğini belirtmiştir.
Üstelik daha önce yargı kararları ile çözümlenen bu
konuyu yasa maddesi haline getirmiştir. HMKT 53
maddesinin HMUK 575/2 maddesinden tek farkı HMKT
53/2 maddesinde yer alan rücü davalarının hangi
mahkemede görüleceğine ilişkin hükmüdür.Bu madde
hükmüne göre,hakimlere karşı açılacak olan rücu
davaları,tazminat davasını gören mahkemelerde
açılacaktır.
HMKT 54
maddesi,tazminat davasına ilişkin olarak verilen
dilekçelerde “hangi sorumluluk sebebine
dayanıldığının ve delillerin açıkça belirtilmesini”
emretmektedir. Ayrıca,aynen HMUK 575/1 maddesinde
olduğu gibi,dilekçede bir eksiklik bulunması
halinde, eksikliğin giderilmesi için süre
verilmeksizin, dilekçenin reddine karar verileceğini
hükme bağlamaktadır. Bilindiği gibi davanın reddi
ile dilekçenin reddi ayrı ayrı kavramlardır. Buna
rağmen, bu hükmün yumuşatılarak,bir ek süre
tanımanın,daha adil olacağını düşünmekteyim.
HMUK 576/2 maddesinde
yer alan ve davanın reddi halinde,hakim lehine hüküm
olunan tazminat, tazminat davasının davalısının
Devlet olması nedeniyle kaldırılmış, buna karşılık
HMKT nın 55 maddesi ile kaybeden davacıya idari para
cezası hüküm olunacağı belirtilmiştir. Tasarının
madde gerekçesinde de belirtildiği gibi, davanın
reddi halinde lehine tazminat hükmedilmesi
uygulamasına son verilmiş olması,davranışları nedeni
ile tazminat davasına konu olan hakimin genel
hükümlere dayalı olarak açacağı maddi ve manevi
tazminat davası olanağını ortadan kaldırmamıştır.
HMUK 573/2 maddesinde
yer alan fakat uygulaması ancak son günlerde günlük
gazetelerde çıkan haberlere göre yeni başlayan
“Anlatılmayacak ve açıklanmayacak şekilde belli ve
kanunun kesin açıklığına aykırı karar verilmiş
olması" halinin oluşturduğu sorumluluk HMKT 52.1.c
de tekrar edilmiştir. Yukarıda da değindiğim gibi,bu
sorumluluk hali kanımca TCK tarafından da
düzenlenmiş bir sorumluluk halidir. Eğer taslak bu
hali ile yasalaşır ise,yasa koyucunun iradesi bir
kez daha, yanlış uygulamalarla hak kaybına neden
olan kişilerin sorumluluğuna gidilmesini istediğini
belirtmiş olacaktır. Bu yolu, yargıçlar hakkında
dilekçe verilmez,kuralı ile uygulanmaz hale getiren
tutumda, Danıştay kararları ile ortadan
kaldırılmakta olduğuna göre, yasaya aykırı karar
oluşturan yargıçlar bu kararlarının sorumluluğunu
yükleneceklerdir. Unutulmaması gereken, denetlenmiş
olmanın, sorumluluk taşımanın,denetlenmemekten ve
sorumsuz olmaktan daha büyük bir imtiyaz olduğudur.
Üstelik yasamanın ve yürütmenin de dahil olduğu tüm
sorumluluk halleri yargı tarafından
denetlenmektedir. Yargı gene bunlar arasında üstün
güç durumunda bulunmaktadır, çünkü,kendi
sorumluluğunu gene kendisi denetlemektedir.