Hukuk
Muhakemeleri Kanun Tasarısı (HMKT) ile ÖN
İNCELEME diye bir kavramla tanışmaktayız. Bu
kavram,HMKT nın 142 vd maddelerinde yer
almaktadır ve madde gerekçesine göre,”…yeni
kabul edilen bir yargılama aşamasını
düzenlemektedir.”
HMKT nın 142
maddesine baktığımızda; Ön incelemenin başlangıç
zamanı olarak dilekçelerin karşılıklı olarak
verilmesinin tamamlanmasının gösterildiği
görülmektedir. Burada belirtilen dilekçelerden
kasıt bugüne kadar uyguladığımız HMUK da yer
alan ve tasarı ile aynen korunan dava, cevap,
cevaba cevap ve ikinci cevap dilekçeleridir.
Görüldüğü gibi, HMKT dilekçelerin
adlandırılmasında Türkçe sözcükleri seçmiştir.
HMKT nın 142
maddesine göre,mahkeme ön inceleme aşamasında;
-
dava şartlarını inceler
-
ilk itirazları inceler
-
uyuşmazlık konularını tam
olarak belirler
-
tarafların delillerini
sunmaları ve delillerin toplanması için
gereken işlemleri yapar
-
tarafların üzerinde
serbestçe tasarruf edebileceği davalarda
onları sulha yahut arabulucuya gitmeye
teşvik eder.
-
Tüm bunları
tutanağa geçirir.
HMKT nın 143
maddesine göre,mahkeme öncelikle ve dosya
üzerinde,dava şartlarını ve ilk itirazları
değerlendirmek zorundadır. Bu konuda gerek
gördüğü takdirde, ön incelemenin diğer
hususlarını değerlendireceği ön inceleme
oturumunda tarafları dinler. Bu husus ayrıca
HMKT nın 145/1 maddesinde de tekrar edilmiş ve
“Hakim, ön inceleme oturumunda, dava şartları ve
ilk itirazlar hakkında karar vermek için gerekli
görürse tarafları dinler” hükmü ile
açıklanmıştır. Bu nedenle ön incelemenin biri
dosya üzerinden diğeri ön inceleme oturumunda
yapılması gereken iki ayrı aşaması bulunduğunu
ancak hakimin gerek gördüğü takdirde ve sadece
tarafların dinlenmesi amacıyla, bu iki aşamayı
birleştirebileceğini söyleyebiliriz. Burada
unutulmaması gereken bir husus ise, ön
incelemenin iki aşaması,ön inceleme oturumunda
birlikte değerlendirilebilinir ise de, öncelikle
dava şartları ve ilk itirazlar değerlendirilmeli
ve HMKT nın 142 maddesi gereği bu husus tutanağa
geçirilmelidir. Bundan sonra HMKT 142 maddesinin
emrettiği diğer hususlar yani uyuşmazlık
konularının saptanması,delillerin sunulması ile
toplanması ve uyuşmazlığın anlaşma ile
çözümlenmesine ilişkin öneriler
değerlendirilmeli ve tutanağa geçirilmelidir.
HMKT ile HMUK
arasında oluşan farklılıklardan biri, HMKT’nın
dava şartlarını tasarının 119 vd maddelerinde
özel olarak düzenlemesidir. HMKT ilk itirazları
ise 121 vd maddelerinde belirlemiştir.
HMKT nın 119
maddesine baktığımızda,maddenin birinci
fıkrasında 12 adet dava şartının yer aldığını
ikinci fıkrasında ise diğer kanunlarda yer alan
dava şartlarının da HMKT tarafından dava şartı
olarak kabul edildiğini görmekteyiz. Birinci
fıkrada yer alan dava şartları;
-
Türk
mahkemelerinin yargı hakkının bulunması
-
Yargı yolunun
caiz olması
-
Mahkemenin
görevli olması
-
Yetkinin
kesin olduğu hallerde,mahkemenin yetkili
bulunması
-
Tarafların,taraf ve dava ehliyetine sahip
olmaları,yasal temsilin söz konusu olduğu
hallerde,temsilcinin gerekli niteliğe sahip
bulunması
-
Dava takip
yetkisine sahip olunması
-
Vekil
aracılığı ile takip edilen veya vekil
aracılığı ile takibi zorunlu olan
davalarda,vekilin davaya vekalet ehliyetine
sahip olması ve usulüne uygun düzenlenmiş
bir vekaletnamenin bulunması
-
Davacının
yatırması gereken gider avansının yatırılmış
olması
-
Teminat
gösterilmesine ilişkin kararın gereğinin
yerine getirilmesi
-
Davacının
dava açmakta hukuki yararının bulunması
-
Aynı
davanın,daha önceden açılmış ve halen
görülmekte olmaması
-
Aynı
davanın,daha önceden kesin bir biçimde
bağlanmamış olması olarak belirtilmiştir.
HMKT nın 120
maddesi hükmüne göre, davanın her aşamasında,
dava şartlarının bulunup bulunmadığını hakim
resen değerlendirmek,taraflarda ileri sürmek
hakkına sahiptir. Ancak, HMKT 143 maddesi dava
şartlarına ilişkin incelemenin davanın
başlangıcında yerine getirilmesini emrederek,
HMKT 120/2 maddesi gereği usulden reddine karar
verilmesi gereken bir davanın uzamasını önlemeye
çalışmış ve usul ekonomisi açısından doğru bir
yol izlemiştir. HMKT nın 120/2 maddesinde yer
alan usulden redde ilişkin hüküm mutlak bir
hüküm olmayıp gerek 120/2 maddesinin ikinci
cümlesi gerekse 120/3 maddesi ile esneklik
getirilmiştir. Getirilen bu esnekliğe göre;
-
Dava şartının noksanlığının
saptanması halinde bu noksanlığın
giderilmesi mümkün ise hakim kesin süre
vererek noksanlığın giderilmesini emreder
ancak bu kesin süre içinde noksan
giderilmemiş ise davanın usulden reddine
karar verilir.
-
Dava şartının noksanlığı
fark edilmemiş ve bu noksanlık hüküm anında
giderilmiş ise,davanın dava şartının
noksanlığı nedeniyle usulden reddine karar
verilemez.
HMKT nın 121
maddesi ilk itiraz olarak üç hali belirlemiştir.
Bunlar;
Dava şartlarının
aksine ilk itirazlar cevap dilekçesinde ileri
sürülmemiş ise dinlenemez. İlk itirazlar dava
şartlarının incelenmesinden sonra ön sorunlar (HMKT
167 vd) gibi incelenir ve karara bağlanır.
HMKT ön
incelemeye daveti 144 maddede düzenlenmiştir.
Madde gerekçesi, maddenin açıklamasını ve ön
incelemenin gerçek amacını dile getirdiği için
madde gerekçesini aynen aktarmakta yarar
bulunmaktadır. Madde gerekçesine göre “Bu
maddeyle ön inceleme için bir oturum
belirlenmesi, ön inceleme konusundaki bazı
işlemlerin bu oturumda, iki taraf veya vekilleri
huzurunda gerçekleştirilmesi amaçlanmıştır. Ön
inceleme için gün tespiti, dilekçelerin
karşılıklı verilmesi aşaması tamamlandıktan
sonra yapılacaktır. Özellikle,tarafların sulh
olmalarını sağlamak, sulh olamayacaklar ise,
uyuşmazlık noktalarını tam olarak tespit
edebilmek için, böyle bir oturuma ihtiyaç
vardır. Ayrıca usule ilişkin kararlar dosya
üzerinden verilemiyorsa, bu oturumda incelenerek
karara bağlanacaktır. Ancak,ön inceleme
oturumunun etkin bir şekilde yürütülmesi,
tarafları bu oturuma gelmeye zorlayıcı
tedbirlerin alınmasın, tarafların bu oturuma
hazırlıklı gelmelerine, bu oturumun kötüye
kullanılmasının önüne geçilmesine bağlıdır. Bu
sebeple davette,oturuma sadece tarafların biri
gelirse,gelmeyen tarafın, yokluğunda yapılan
işlemlere itiraz edemeyeceği ve kendisinin
muvafakati olmasa da diğer tarafın iddia ve
savunmasını genişletip değiştirebileceği
belirtilecektir. Tüm bunlar gözetilerek ön
inceleme oturuma davet ayrı bir maddede
düzenlenmiştir. Bu davete rağmen gelmeyen
taraf,davetiyede belirtilen sonuçlarla
karşılaşacaktır.
HMKT nın 146
maddesi, tarafların,cevaba cevap ve ikinci cevap
dilekçeleri ile serbestçe, iddialarını ve
savunmalarını genişletebileceğini veya
değiştirebileceğini hükme bağlamıştır. HMKT ya
göre iddia ve savunma ile bağlı olmak, söz
konusu dilekçelerin verilmesinden sonra
başlamaktadır. Bu düzenleme yürürlükte olan HMUK
dan farklıdır. HUMUK ya göre bu yasak dava
dilekçesi ve cevap dilekçesi ile hemen
başlamaktadır. HMKT nın 146 maddesinin
gerekçesine baktığımızda “…daha uyuşmazlığın
başında,karşı tarafın açıklamasını,iddia ve
savunmasını tam olarak görmeden, sağlıklı ve tam
bir iddia ve savunma örgüsü kurmak her zaman
mümkün ve gerçekçi değildir. Karşı tarafın
beyanına göre,daha önce ortaya konulmayan bir
iddiayı veya savunmayı ileri sürmek zorunlu
olabilir. Ayrıca, yeni düzenlemeyle ön inceleme
aşamasında, uyuşmazlığın tam olarak tespit
edilmesi de gereklidir. Bu hususlar gözetilerek,
tarafların, dilekçelerinde rahat, doğru ve
sağlıklı bir iddia ve savunma bütünü
oluşturmalarını, maddi ve hukuki
nitelendirmeleri uyuşmazlığı çözecek doğrultuda
ortaya koymalarını sağlamak amacıyla,
dilekçelerin verilmesi aşamasında, yani
yargılamanın ilk kesitinde,iddia ve savunmanın
genişletilmesi ve değiştirilmesi yasağı
uygulanmayacaktır.”
Yukarıda yapılan
açıklama ile iddianın genişletilmesi ve
savunmanın değiştirilmesi yasağının, HMKT da
korunduğunu ancak başlangıç noktalarının
değiştirildiğini görmekteyiz. HMKT 146/2 maddesi
de HMUK da olduğu gibi iddianın genişletilmesi
ve savunmanın değiştirilmesi yasağının
başlamasından sonra, bu yasağı ortada kaldıracak
tek olanağın ıslah hükümleri olduğunu
belirtmektedir.
Ancak,ön inceleme
kurumu ile iddianın genişletilmesi ve savunmanın
değiştirilmesi yasağına bir istisna daha
getirilmiştir. Özünde bu istisna,ön inceleme
kurumuna taraflarca gösterilmesi gereken
saygının gösterilmemesi halinde önem
taşımaktadır. Bir anlamda tasarı ön inceleme
kurumuna verdiği önemi yaptırımla sağlamaya
çalışmıştır. HMKT nın 144 maddesine uygun olarak
hazırlanacak davetiye de belirtilmesi
emredildiği gibi,ön inceleme oturumuna sadece
taraflarda biri katılır ve yargılamanın devamını
talep ederse,katılan tarafın gerçekleştireceği
iddianın genişletilmesinde veya savunmanın
değiştirilmesinde karşı tarafın oluruna gerek
yoktur.
HMKT nın 144 ve
146 maddelerinin birlikte yorumundan
anlaşılacağı gibi, iddianın genişletilmesi ve
savunmanın değiştirilmesi yasağı,cevaba cevap ve
ikinci cevap dilekçesi ile birlikte başlar, HMKT
nın 144 maddesinin de belirttiği gibi,HMUK da da
olduğu gibi bu aşamadan sonra bu yasak ya karşı
tarafın oluru ile yada ıslahla sağlanabilir.
Ancak, HMKT nın 144 maddesine uygun olarak
yapılan davete gelmeyen taraf,karşı tarafın
oturuma gelmesi ve yargılamaya devam edilmesi
talep etmesi halinde, bu oturumda gerçekleşecek
olan iddianın genişletilmesi ve savunmanın
değiştirilmesi yasağına karşı koymak hakkına
sahip değildir. Madde gerekçesine dayanarak
yukarıda da belirttiğimiz gibi bu ön inceleme
oturumundan beklenen faydanın sağlanabilmesi
için düşünülen bir yaptırımdır.
HMKT ön inceleme
oturumuna vermiş olduğu önemden ötürü,bu
oturumda yapılması gerekenleri tek tek saymak
yolunu seçmiştir. HMKT nın 145 maddesinin açıkça
belirttiği gibi ön inceleme oturumu prensip
olarak tek oturumda tamamlanmak zorundadır. Bu
prensibin iki istisnası gene aynı madde içinde
belirtilmiştir. Bunlardan birincisi HMKT 145/2
de ifade edildiği gibi, eğer yeni bir zaman
süreci verilirse tarafların sulh olacağı
konusunda hakimde kanaat oluşursa hakim bir
defaya mahsus olmak üzere yeni bir süre verir.
Bu istisna gerek madde metninden gerekse madde
gerekçesinden açıkça anlaşılmaktadır. Diğer
istisna ise 145/4 ile maddesine yer almaktadır.
Bu istisna, açık uçlu bir hükmü içermekte ve
doğrudan doğruya hakimin takdirine bırakılmış
olan “zorunlu olan haller”i içermektedir.
Hakimin zorunlu hal olarak saptadığı,hallerin
doğumunda, ön inceleme için bir defaya mahsus
olmak üzere yeni bir oturum günü verilir.
Kanımca, zorunlu hallerin ne olduğu zaman içinde
oluşacak yargı kararları ile belirlenecektir.
Daha öncede
belirttiğimiz gibi,prensip olarak,ön inceleme
kapsamında yapılması gereken, dava şartlarının
ve ilk itirazların değerlendirilmesi, dosya
üzerinden ve tarafların katılımı olmaksızın
yapılacaktır. Eğer, hakim HMKT 143 madde
hükmünde belirtildiği gibi tarafları dinlemek
gereğini hissederse, ön inceleme oturumunda,önce
bu konuyla ilgili dinlemesini tamamlayacak ve
gene bu konuya yani dava şartları ve ilk
itirazlara ilişkin kararını verecektir. Dava
şartları ve ilk itirazlara ilişkin karar ister
dosya üzerinden isterse ön inceleme oturumunda
verilsin, HMKT 142 son cümlesi gereği bunların
tutanağa yazılması şarttır.
HMKT 145/1
maddesine göre,dava şartları ve ilk itirazlar
değerlendirilip karara bağlanıp tutanağa
yazıldıktan sonra, tarafların iddia ve
savunmaları çerçevesinde, anlaştıkları ve
anlaşamadıkları hususları tek tek tespit eder ve
hazır olan tarafların birlikte imzalayacağı
tutanağa geçirir. Bu tutanak yargılamanın temel
belgelerinden biridir. Çünkü,madde metninde
açıkça belirtildiği gibi,tahkikat bu tutanak
esas alınmak suretiyle yürütülür.
HMKT 145/2
maddesine göre,uyuşmazlık konularının
tespitinden sonra, hakim tarafları sulha teşvik
eder. Sulha teşvik,HMKT 142/1 maddesi ile
birlikte değerlendirildiğinde, sulha teşvikin
içinde arabulucuya gitmeye yönlendirmenin de
bulunduğu açıkça görülmektedir.
HMKT 145/5
maddesi delillerin sunulması için verilecek olan
15 günlük kesin süreyi hükme bağlamaktadır. HMKT
dava ve cevap dilekçesini,özellikle dava
dilekçesinin düzenlerken delillerin dilekçe
ekinde sunulması gerektiğini hükme
bağlamaktadır.Buna rağmen,bir kez daha 15 günlük
kesin süre verme gereğini duymuştur.Bu konu,yeni
Medeni Kanunla yasalaşan ve özünde eski Medeni
Kanununla aynı hükmü içermesine rağmen daha
anlaşılır hale gelen ispat yüküne ilişkin
kuralla birlikte ayrı bir yazı olarak incelemeye
değer bir konu olduğu için,yazının gerçekleşmesi
umudu ile bu kadar açıklama ile yetinmeyi
tercih ettim.
Ön inceleme
bölümüne ilişkin son madde 147 maddedir.Bu
madde, HMUK da da yer alan bir hükmün
tekrarıdır.Bu maddeye göre,hakim,ön incelemeyi
bitirip tahkikata başlamadan evvel hak düşürücü
süreler ve zamanaşımı konularını inceleyip
karara bağlamak zorundadır.
Ön inceleme
kurumu HMKT ile hukukumuza kazandırılmak
istenilen bir kurumdur.Ancak,bu kurumda yer alan
hükümler HMUK da da yer almaktadır.Bunlardan bir
kısmını hatırlamakta yarar bulunmaktadır.
HMUK 180 maddesi,
dava dilekçesinin ekinde,delillerin sunulmasını,
aksine davranış halinde bu noksanın ilk oturumu
takip eden 10 günlük kesin süre içinde
tamamlanmasını şart koşmuştur. Aynı husus,cevap
dilekçesi için HMUK 195 maddesinde hükme
bağlanmıştır. Ancak, yasa ile verilen sürelerin
hakim tarafından uzatılmasına olanak olmaması
bilinmesine rağmen, uygulamada, bu kural
defalarca ihlal edilir hale gelmiştir.
HMUK 213 maddesi,
tahkikat aşamasında, tarafların sulha teşvik
edilebileceği hükmünü içermesine rağmen, bu
maddenin varlığı hatırlanmaz hale gelmiştir.
Üstelik, İş Muhakemeleri Kanunu, Aile
Muhakemeleri Kanunu vb yasalarda öncelikle sulh
olanaklarının araştırılması emredilmiş olmasına
rağmen bunlardan hatırlanmamakta yada usulen
tutanağa sulh olmaları önerildi gibi kayıt
düşülerek davaya devam edilmektedir.
Uyuşmazlıklarda, dava öncesi sulh sağlanabilmesi
için Avukatlık Kanunu 35/A maddesi de
hatırlanmayan maddelerden biridir. Tüm bu
düzenlemeler bulunmasa bile, HMUK’un genel
yapısı sulha olanak vermektedir. Benim kişisel
gözlemlerime göre, tüm bu olanaklara rağmen,
gerek toplam gerekse, yargının üç temel üyesi
olan hakim savcı ve avukatlar uzlaşmayı
benimsememekte ısrarcı davranmaktadırlar.
Uzlaşmanın yerleşmesi için öncelikle toplumsal
yapıda gereken uyarıların oluşması ve yargının
üyeleri için gereken bilgilenmenin tamamlanması
gerekmektedir. Unutulmaması gereken bir nokta
ise uzlaşma için sadece hukuk bilgisi
yetmemekte, uzlaşmanın gerektirdiği diğer
bilimlerin de bilinmesi gerekmektedir. Bu
nedenle, HMKT nın uzlaşmaya ilişkin bu tutumunu
takdirle karşılıyor yasa koyucunun uzlaşma için
sarf ettiği bunca çabanın gerçekleşmesini
umuyorum. Burada hatırlatmak istediğim diğer bir
konu, HMKT hazırlanırken CMK dan farklı bir yol
izlenmiş ve uzlaştırmacının avukat olması
koşuluna yer verilmemiştir. Zorunlu avukatlığa
ilişkin hükümler taşıyan HMKT nın bu tutumunu
unutkanlık olarak yorumlamamak gerekir.
Bilindiği gibi,CMK nın da gözden geçirilerek
uzlaştırıcılık görevinin avukatlara
hasredilmesine ilişkin hükümlerinin
değiştirilmesi düşünülmektedir. Her meslek
kuruluşu gibi TBB de kendi meslektaşlarının
ekonomik yararlarını korumakla görevli olduğuna
göre, uzlaşmaya ilişkin bu kadar çok yasa
maddesi olmasına rağmen uzlaşmanın neden
uygulanmadığını irdelemek ve gereken önlemleri
alarak, en azında bu konuda avukatların
öncelikli görev almasını olanaklı hale getirmek
zorundadır.
HMUK 216 ve 388/3
maddeleri, hakimin ilk görevlerinden birinin
taraflar arasında uyuşulan ve uyuşulmayan
konuları saptamak olduğunu emretmektedir. Ancak,
ben bu görevin yapıldığını hiç görmedim.
Tasarıyı hazırlayanlar da aynı kanıyı paylaşıyor
ki, tasarıda bu tutanağın taraflarca da
imzalanması gerektiğini belirterek uygulamada
bir zorlayıcılık getirmek istemiştir. Davanın
sağlıklı ve süratli çözümü için şart olan bu
uygulamanın yeni tasarının hayata geçmesi ile
yerleşeceğini ummak istiyorum.