Yürürlükte
bulunan 1086 sayılı HMUK 423 maddesi
“masarifi muhakeme” deyimi ile
nitelendirdiğimiz yargılama giderlerini
sayarken 1. fıkranın 6 bendinde “Davanın
ehemmiyetine göre kanunu mucibince takdir
olunacak vekil ücretlerini” de saymıştır.
Burada hükme bağlanan vekil ücreti,
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi gereğince
hesaplanan avukatlık ücretidir. Söz konusu
avukatlık ücretinin, mülkiyetinin kime ait
olacağı ise Avukatlık Kanunu’nun 164
maddesinde hükme bağlanmıştır. Avukatlık
Kanunu’nun 164. maddesinin 02/05/2001
tarihinde yürürlüğe giren değişikliğinden
önce ,HMUK 423/6 maddesi gereği hükmedilecek
olan avukatlık ücreti için vekil ile vekil
eden arasında AKSİNE BİR YAZILI SÖZLEŞME
YOKSA söz konusu avukatlık ücretinin
mülkiyeti vekile yani avukata ait idi.
Ayrıca,yargılama giderlerinden olan,bu
ücretin hüküm altına alınabilmesi için,
tarafların davada bir talep de bulunmasına
gerek yoktur,resen karar altına alınması
gerekmektedir. Bu husus İBK (29.5.1947 4/16
RG 4.9.1957) ile hüküm altına alınmıştır.
Bilindiği gibi, İBK yargının bağlayıcı
nitelikte olan kararıdır.Kendisinden sonra
çözülmesi gereken tüm uyuşmazlıklarda İBK ya
uygun karar alınması gerekmektedir. Pratik
olarak belirtmek istersek, İBK gerek
tarafları gerekse hakimleri yasa maddesi
gibi bağlar, demek zorunda kalırız. İBK'nın
nasıl değiştirileceği ise Yargıtay Kanunu
ile açıklanmıştır. Diğer bir anlatımla,
yasada belirtilen şekle uygun bir değişiklik
olmadığı müddetçe, İBK yasa gibi
bağlayıcıdır.
Avukatlık
Kanunu 164. maddesinin eski halinin
uygulandığı dönemde, HMUK 423 maddesi gereği
hükmedilmesi gereken avukatlık ücretinin
mahkeme kararlarında nasıl yer alacağı
tartışma konusu olmuş ve avukatlık ücretinin
yargılama gideri olması nedeniyle ve davada
avukatın taraf olmaması da göz önüne
alınarak, yararına hüküm kurulan taraf adına
hükmedilmesi benimsenmiştir. Bu benimsemede,
avukatlık ücretinin Avukatlık Kanunu 164.
maddesi hükmündeki değişebilirlik de etkili
olmuştur. Çünkü,Avukatlık Kanunu md. 164,
avukatlık ücretinin mülkiyetinin kime ait
olacağını özünde vekil ile vekil eden
arasında yapılacak olan anlaşmaya
bırakmıştır. Bu nedenle, davaya bakan
yargıcın, bakmakta olduğu davaya ilişkin
uyuşmazlığı çözmesinin yanı sıra bir de
vekil ile vekil eden arasında avukatlık
ücretinden doğan uyuşmazlığı çözmesini
beklemek doğru bir yaklaşım olarak kabul
edilemez.
Avukatlık
Kanunu 164 madde ile ilgili değişiklik
öncesi,saptamaları yaparken madde ile ilgili
olarak bazı şeyleri de belirtmekte yarar
bulunmaktadır. Bu madde akdin sıhhat şartı
olarak,yazılı olması koşulunu getirmiş ve
taraflar arasında bir anlaşma yoksa ya da
bu anlaşma yazılı yapılmamışsa, yargılama
giderleri arasında sayılan ve Avukatlık
Asgari Ücret Tarifesi doğrultusunda
hesaplanan avukatlık ücretinin malikinin
davada vekillik görevi üstlenmiş avukat
olduğunu hükme bağlamıştır. Bu
nedenle,avukat ile vekil eden arasında,
yargılama giderleri arasında sayılan
avukatlık ücretine ilişkin bir uyuşmazlık ve
bu uyuşmazlığa ilişkin bir dava söz konusu
olduğunda, davanın genel yapısı gereği,
uyuşmazlıkta kanıtlanması gereken tek konu,
taraflar arasında, bu konuyu da kapsayacak
şekilde bir yazılı sözleşmenin bulunup
bulunmadığıdır. Çünkü,ana dava dosyası hatta
gerekçeli karar, tarafların kim olduğunu ve
avukatlık ücretinin miktarını saptamaya
yeterlidir. Bu nedenle,son derece süratli ve
sıhhatli karar alınması gereken bir dava
türüdür.
Yukarıda da
belirttiğimiz 02/05/2001 tarihinde 164
maddede yapılan değişiklikle,
maddenin değişiklik öncesinde yer alan,
taraflar arasında aksine yapılmış yazılı
sözleşme, olanağını ortadan kaldırılmış ve
yargılama giderlerinden sayılan avukatlık
ücretinin mülkiyetinin, sadece,avukata ait
olduğunu belirtmiştir.
Maddenin yazılımına baktığımızda, maddenin
emredici nitelikte olduğunu görmekteyiz. Bu
durumda, vekil ile vekil eden arasında,
bundan böyle, maddenin aksine bir sözleşme
yapmak olanağı kalmamıştır. Avukatlık
Kanununun 164 maddesinde meydana gelen
değişiklikten sonra, yargı kararlarında
farklı uygulamalar doğmuş ve bazı mahkemeler
hüküm fıkrasını yazarken,yargılama gideri
olarak kabul edilen avukatlık
ücretinin,avukata ait olduğuna karar vermiş
bazı mahkemeler ise eskisi gibi taraflar
adına hüküm kurmuştur. Konu Yargıtay
incelemesine sunulmuş ve önce Yargıtay
kararlarında da yerel mahkeme kararlarında
olduğu gibi çelişkili kararlar ortaya
çıkmıştır. Ancak Yargıtay kararları
arasındaki çelişki daire kararlarında
oluşmaya başlayan benzerlik ile giderilmiş
ve Avukatlık Kanunu 164 maddesinde yer alan
değişikliğin, HMUK 423/6 maddesinin yapısını
değiştirmediği ve 29/05/1957 tarih 4/16
sayılı İBK da belirtildiği gibi ve aynı
gerekçelerle, HMUK 423/6 maddesi gereği
hüküm altına alınacak olan avukatlık
ücretinin taraflar adına karar altına
alınması gerektiği, Avukatlık Kanunu 164 de
meydana gelen değişikliğin vekille vekil
eden arasındaki ilişkide geçerli olduğu
vurgulanmıştır.
Yukarıda
belirtilen gelişmeleri değerlendiren Sn
Haluk Burcuoğlu Günışığı Dergisinde ve
internet sitesinde yayınlanan makalesinde;
-
164. madde hükmünün açık
olduğunu, Yargıtay kararlarının bu hükme
aykırı oluştuğunu,
-
Yargıtay’ın gerekçe
bulmakta zorlandığını,
-
Hükmün ancak tarafları
içerecek şekilde kurulmasına yönelik
Yargıtay görüşünün HUMK md. 472 ile
bağdaşmadığını belirtmektedir.
Benimde
katıldığım, Sn. Haluk Burcuoğlu tarafından
yapılan ve yukarıda özetlediğimiz
eleştirilerin yanı sıra; bu eleştirilere ek
olarak eski kanun, yeni kanun, özel kanun,
genel kanun uygulamasının olayımıza
uygulanıp uygulanmayacağı tartışılabilinir
ve Yargıtay uygulamasının yasa koyucunun
amacı ile bağdaşmadığı bir kez daha
vurgulanabilirdi.
Hukuk
Muhakemeleri Kanun Tasarısı’nın 334
maddesine baktığımızda “Vekil ile takip
edilen davalarda mahkemece,kanun ve tarifeye
göre takdir olunacak vekalet ücreti, taraf
lehine hükmedilir.” hükmünü içerdiği, bir
yenilik getirmediği görülmektedir. Maddenin
gerekçesine baktığımızda,Yargıtay
kararlarında benimsenen görüşün aynısının
yer aldığı ve Avukatlık Kanunu md.164’de yer
alan hükmün,vekil ile vekil eden arasındaki
ilişkide geçerli olduğunu, avukatın davada
taraf olmaması nedeni ile onun lehine hüküm
kurulamayacağını vurguladığı görülmektedir.
Ancak ne Yargıtay kararlarının gerekçesinde
nede HMKT nın madde gerekçesinde, mülkiyeti
yasa değişikliği ile tartışmasız olarak,
avukata ait olan paranın, vekil eden adına
hükmedilmesinin,hukuki açıklamasını
bulamamaktayız. Ayrıca,eğer karşı taraf
vekalet ücreti, vesileden adına hükmedilecek
ise yasa koyucunun Avukatlık Kanunu’nda
yapmış olduğu bu değişikliğin ne anlamı
vardır? sorusu da yanıtsız kalmaktadır.
Çünkü Avukatlık Kanunu md.164’ün eski hali
ile yeni hali arasında, bu maddeye göre
açılacak olan davalarda kanıtlamak ve
süratle sonuçlandırmak açısından önemli bir
farklılık bulunmamaktadır. İlk halinde ispat
yükü vekil eden de olan bir dava açılacak ve
vekil edenin elinde yazılı sözleşme olup
olmadığına bakılacak ve karar verilecekti,
şimdi ise,böyle bir belgeye bile bakmaksızın
otomatik olarak karar verilecektir. Hatta
bir benzetme yapılırsa nerede ise nizasız
kazaya ilişkin hükümlere benzer bir uygulama
sergilenecektir. Yargılama sadece,hak
doğuran davanın dosyası ya da kararı ile
sonuçlandırılacaktır. Burada ne gibi bir
yargısal faaliyet olduğunu anlamakta mümkün
değildir.
Diğer bir
anlatımla HMKT doktrinde yer alan ve bir
süre yargı kararlarına yansıyan çelişkili
görüşleri çözmek yerine eski halin devamını
çözüm olarak görmüştür.
Üstelik
HMKT ve Yargtay kararlarında yer alan tüm bu
görüşlerin Avukatlık Kanunu 166/3 maddesi
doğrultusunda pratik anlamda bir hükmü de
bulunmamaktadır. Bu maddeye göre, ilamda yer
alan avukattan başkası tarafından yada asıl
tarafından ilam icraya konulduğunda, icra
dairesi icra emriyle birlikte, takip
talebinde bulunan tarafın ödeyeceği tebliğ
gideri ile, ilamda adı yazılı bulunan
avukata bildirimde bulunmak zorunluluğu
vardır. Bu bildiri tebliğ edilmedikçe
icranın sonraki safhalarına geçilemez. Bu
maddenin amacı avukatın, karşı taraf vekalet
ücretine ilişkin rüçhan haklarını
kullanmasını sağlamaktır.
Kanımca, HMKT hazırlanırken olay bir bütün
içinde değerlendirilmeli, Avukatlık
Kanununda oluşturulan değişikliğin nedenleri
araştırılmalı ve yargının ayrılmaz bir
unsuru olan avukatın hakları HMKT ile
korunmalı, bunların korunması Av.K.166 madde
gibi diğer yasalarda yer alan maddelere yada
doktrinde oluşan görüşlere bırakılmamalıydı.
Burada cevap aradığım bir soruyu sizlerle
paylaşmak istemekteyim. Yargıtay kararlarına
göre, karşı taraf vekalet ücreti olarak
hükmedilen paranın vekil edenden talep
edilebilmesi için, bu paranın vekil eden
tarafından tahsili gerekmektedir. Peki vekil
eden bu parayı kasten tahsil etmiyor ise,
örneğin reddedilen bir davada davalı taraf
ilişkileri bozulmasın diye vekalet ücretinin
tahsiline yanaşmıyor ise, avukat hakkını
nasıl alacaktır? Benim kanıma göre burada MK
2 ye başvurmak ve hakkın kötüye kullanılması
anlamına gelecek olan davranışlara izin
vermemek gerekecektir.
Bu konu ile
ilgili düşüncelerimizi dile getirirken HMKT
nın 333 maddesinde yer alan hükmü de
hatırlatmakta yarar bulunmaktadır. HMKT nın
madde gerekçesine baktığımızda bu maddenin
HMUK 421 ve 422 maddelerinin karşılığı
olduğu ve kötü niyetli kişileri caydırmak
amacını taşıdığı açıkça belirtilmektedir.
Ancak, HMUK un bu maddeleri uygulamaya
yansımamış maddelerdir. HMKT da yer alan bu
madde iki davranışı cezalandırmaktadır.
Bunlardan birincisi,kötü niyetli
davalıdır.İkincisi ise, hiç bir hakkı
olmadığı halde dava açan taraf yani
davacıdır.
Eğer davalı
kötü niyetli ise, bu davalı,yukarıda
incelediğimiz, karşı taraf vekalet ücreti
olarak tanımlanan yasaya ve tarifeye göre
hükmedilen vekalet ücretinin yanı sıra,karşı
tarafın vekil ile vekil eden arasında
imzalanmış sözleşmede yer alan vekalet
ücretini de ödemekle yükümlüdür.
Eğer
davacının hiç bir hakkı olmamasına rağmen
dava açması söz konusu ise bu durumda davacı
disiplin para cezası ile cezalandırılır.
HGK
23.3.1974 1971-8-143 E 262 K VE 4 HD
2.10.1972 6692 E 9429 K sayılı
kararlarında (S.Olgaç HMU Kanunu madde 421
altında ) kötü niyetin tanımlanması
yapılmaktadır.
Bu arada
internet ortamından elde ettiğim Yargıtay 4
HD 12.11.2001 gün 2001/4329 E 2001/10989 K
sayılı kararında benimsenen bir ilkeyi de
pratik açıdan geçerli bulmadığımı ve yasanın
özüne aykırı olduğunu düşündüğümü
belirtmekte yarar görüyorum. Söz konusu
kararda, HMUK 421 maddesi doğrultusunda
istenecek olan sözleşmede yer alan avukatlık
ücretinin, yargılama giderlerinden olduğu
belirtilmekte ve ana dava ile karara
bağlanmasının şart olduğu söylenmektedir.
Eğer amaç, kötü niyetin saptanması ise bunun
ancak, kararın verilmesinden sonra ortaya
çıkacak bir konu olduğunu düşünüyorum ve bu
nedenle de karardan sonra dava konusu
yapılmasının doğru olacağı kanaatindeyim.
Bilinmesi
gereken diğer bir husus HMUK 421 ve HMKT 333
maddelerine göre hükmedilecek vekalet ücreti
Avukatlık Kanunun 164 maddesinde belirtilen
vekalet ücretinden farklı bir yapıya sahip
olduğu için,tarafa ait olması gereken bir
para olduğu kanısında olduğumdur.