Ankara
Barosu 59. Genel Kurulu Ardından...
Ankara Barosu 59. Olağan Genel Kurulu, 14 Ekim 2006 Cumartesi günü
Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi salonunda saat 12.00 civarında
toplanabildi ve çalışmalarını tamamladı. Son yıllarda alışılagelmiş
olduğu gibi bu defa da genel kurula katılım azdı ve etkin bir muhalefet
olduğu hissedilemiyordu. Yanlış anlaşılmasın, yönetime aday gruplar ve
aday listeleri vardı. Hatta kendilerini anlatmaya çalışan ve sınırlı da
olsa anlatabilen farklı siyasi görüşler de vardı. Ama yönetimin diğer
seçeneği olduğunu hissettirebilen bir muhalefet yoktu.
Genel kurulun toplanabilmesi için 791 üye olması gereken onda bir
çoğunluğun imzası saat 12.00 civarında tamamlanabildiği için genel kurul
hayli geç açılabildi. Oysa ertesi gün yapılan seçimlerde 7913 üyenin
5884'ü (%74,36'sı) oy kullandı.
Gelen üyelerin imzalayacakları yönetmeliğe uygun bir yoklama cetveli de
yoktu. Gelenlerin ad ve soyadlarını yazarak karşısını imzaladıkları
dağınık bir çok kağıtla liste oluşturulabildi. Oysa Avukatlık Kanunu
Yönetmeliğinin aşağıda metni yer alan 35. maddesi düzenlemesinde
belirtilene uygun bir yoklama cetvelinin bulunması gerekirdi.
|
"Yoklama Cetveli
Madde 35 —
Genel kurul
toplantılarında, baro levhasında yazılı avukatların baro sicil
numaraları sırasına uygun olarak ad ve soyadlarının yer aldığı
bir yoklama cetveli düzenlenir.
Avukatın toplantıya katılabilmesi, yoklama
cetvelinde adının karşısını imzalamasıyla mümkündür. Avukatlık
Kanununun 87 nci maddesinde yazılı toplantı yeter sayısı
sağlanırsa, başkan genel kurul toplantısını açar.
İtiraz halinde, cetvele göre ad
okumak suretiyle yoklama yapılır, sonuç kesindir." |
Yönetmelik maddesi Avukatlık Kanununun 87. maddesine yollama yaptığı
için kanunun 87. maddesini de hatırlayalım.
"Genel
kurul, levhada yazılı avukatların yarıdan bir fazlasının katılmasıyla
toplanır.
(Değişik:
02.05.2001–4667/52 md.) Birinci fıkrada yazılı çoğunluk sağlanamazsa,
toplantı zorunlu bir neden olmadıkça bir hafta sonraya bırakılır. Şu
kadar ki; bu erteleme onbeş günü aşamaz. Bu toplantıda, üye sayısı
altmışa kadar (altmış dâhil) olan barolarda en az üçte bir, dörtyüze
kadar olanlarda (dörtyüz dâhil) beşte bir ve dörtyüzden fazla
olanlarda onda bir üye katılmadıkça toplantı ve görüşme yapılamaz."
Yoklama cetvelinde yeterli çoğunluğun sağlanmış olmasını, toplantının
açılabilmesi için yeterli görenler olabilir. Oysa yürürlükteki mevzuata
göre bu görüş yanlış. Yoklama cetvelindeki imzaların sayısının yeterli
çoğunluğa ulaşmış olması değil, toplantıların yapılabilmesi için
yeterli çoğunluğun toplantı salonunda hazır bulunması gerekir. Hatta bu
yeterli çoğunluk sonradan eksilirse görüşmelere de devam edilemez.
Avukatlık Kanunu Yönetmeliğinin 41. maddesinin düzenlemesi, tartışmaya
gerek olmayacak kadar açık anlatmaktadır.
"Toplantı,
aşağıda yazılı durumlarda ertelenebilir.
a)
Toplantıya devam edilemeyecek kadar düzenin bozulması,
b)
Toplantıya katılan avukatların, üye sayısı altmışa kadar (altmış dahil)
olan barolarda en az 1/3 ünün, dörtyüze kadar (dörtyüz dahil) olan
barolarda 1/5 inin, dörtyüzden çok olanlarda 1/10 unun toplantı salonunda bulunmadığı
yoklama sonucu anlaşılması.
Başkanlık divanı bu maddenin (a)
bendindeki durumun tespiti halinde, toplantıya en fazla iki saat ara
verir; bu maddenin (b) bendindeki durumun saptanması halinde ise
başkanlık divanı toplantıyı onbeş günü geçmemek üzere başka bir güne
erteler. Ertelenen toplantı önceki toplantının devamı
niteliğindedir. Önceki toplantıda görevli bulunanlar bu toplantıda da
görevlidirler."
Toplantı açıldığında dahi yeterli çoğunluk salonda yoktu. Çünkü salon,
balkon kısmı dahil 644 koltuğa sahip. Toplantı açıldığında ise 494 (26
koltuk x 19 sıra) koltuğu olan salonun tam dolu olduğunu kabul etseniz
dahi 102 ("27 koltuk x 4 sıra" ve "14 koltuk x 3 sıra") koltuğa sahip
balkonun sadece onda birinde üyeler vardı. Diyelim ki, hepsi doluydu.
Sayı yine de 644'den fazla olamaz. Öyle değil mi?
Her neyse, "toplantıda çoğunluk var mıydı? yok muydu? Kararlar yeterli
çoğunlukla mı alındı?" soruları artık çok önemli değil. Önemli olan,
en az 791 üyenin salonda hazır olması gerektiğini bilmesine rağmen
Ankara Barosu yönetiminin sadece 644 koltuğa sahip bir salonu genel
kurul için kiralayarak üyelerinin ayakta kalmasını önemsememiş olması ve
bu olumsuzluğu genel kurul gündemine taşıyabilecek muhalefetin
yokluğudur.
Toplantı Ankara Barosu başkanı tarafından bu ortamda açıldı ve divan
seçimine geçildi. Divan için iki liste önerilmişti. Önerilen listelerden
biri oylandı ve 40 oy aldığı kalkan parmaklar sayılarak tespit edildi.
İkinci liste oylandı ve çoğunlukla seçildi (bkz.
Ankara Barosu ilgili web sayfası erişemediğinizde
burayı
tıklayınız). Ancak bu çoğunluğun ne olduğu belli değil. Çünkü sayılmadı.
Kimse de itiraz etmedi. Kuşkusuz bu uygulama da, Avukatlık Kanunu
Yönetmeliğinin düzenlemesine uygun değil. Çünkü adayların her biri
ayrı oylanmadı ve sayılan oylar yazılıp en yüksek oy alanlar tespit
edilerek sonuca gidilmedi. Oysa Avukatlık Kanunu Yönetmeliğinin 36.
maddesinin aşağıdaki metni, bu konuda her hangi bir tartışmaya olanak
vermemektedir.
"Genel Kurul
Başkanlık Divanı
Madde 36-
Olağan ve olağanüstü genel kurul toplantılarında; öncelikle bir başkan,
bir başkan vekili ile iki üyeden oluşan bir başkanlık divanı seçilir. Seçim, her aday için ayrı ayrı ve genel kurulda aksine karar alınmamışsa
işari oyla yapılır. Kullanılan oyların en çoğunu alanlar seçilir.
Baro başkanı
ile yönetim ve denetleme kurulu üyeleri, başkanlık divanına
seçilemezler."
Metindeki "işari" kelimesinin anlamını çok kişi bilmiyor olabilir.
Metin, aynıyla
1972
tarihli yönetmeliğin 56. maddesinden alındığı için ya hiç dikkat
edilmemiş, ya yeni bir kelime bulunamamış, ya da bulunan yeni kelime
kullanılmak istenmemiş olsa gerek. Türk Dil Kurumu sözlüğünde ve
Osmanlıca-Türkçe dahil bir kaç sözlükte karşılığını bulamadık. Web
sayfalarında aradığımızda aydınlatıcı bilgi bulabildik.
TOBB Genel Kurul Çalışma Esasları Yönetmeliğinin 79. maddesinde
"İşari
oylama, üyelerin el
kaldırmaları, tereddüt halinde Başkanın uyarısıyla ayağa kalkmaları
suretiyle yapılır."
denilerek nasıl yapıldığı konusunda bir tanımlama getirilmiş. Olasılıkla
Avukatlık Kanunu Yönetmeliğinin 36. maddesinde de aynı anlamda
kullanılıyor. Yani "işari oy", el kaldırılarak ya da ayağa kalkarak ya
da başka işaretle verilen oy anlamına geliyor.
Divan başkanlığına seçilen TBB başkanı sayın Özdemir Özok açış
konuşmasında, çoğunluk sağlanamadığı için genel kurulun ancak saat 12.00
civarında açılabildiğini vurgulayarak üyelerin genel kurula
katılmamalarından üzüntü duyduğunu belirtti ve genel kurula katılmayan
üyelere sitem etti.
Sayın başkan üzülmekte çok haklı. Ancak sitem etmekte o kadar haklı mı?
Emin değiliz. Konuya, avukat açısından bir bakalım;
-
Genel kurulun başlarında, konuşmak isteyenlere ya da oturdukları
yerden konuşanlara "her isteyen konuşacak, gerekirse gece yarılarına
kadar buradayız" denilmişti. Sonra ne oldu? Saat 15.00'dan sonra
konuşmak için başvuranlara söz hakkı verilmemesi önerisi divandan
geldi. Avukat, konuşamayacağı ve kendini ifade edemeyeceği genel
kurul görüşmelerine neden gelsin ki?
-
14 Ekim 2006 tarihinde Ankara Barosunda kayıtlı yaklaşık 8000
avukatın neredeyse tamamı 1136 sayılı kanunun yürürlüğe girdiği 1969
yılında henüz avukat değildi. Çoğu avukat olmayı dahi düşünebilecek
konumda ve durumda da değildi, ya da henüz dünyaya bile gelmemişti.
Ama, "bu kanun bizden önce yapılmış, yanlışlarını ve eksiklerini
kabul etmek zorunda mıyız? Bildiğimiz gibi uygularız"
diyebilme hakkımız ya da seçeneğimiz var mı? Tabii ki, YOK. O halde?
Baro genel kurullarının Avukatlık Kanununun 81. maddesinde
belirtilen görevlerini yerine getirmesini sağlayacak bir gündeminin
olması gerekmez mi? (Bkz. Belirleyici Olan Hangisi; Genel Kurul mu? Seçim mi?). Elbette
gerekir. Baro genel kurulları "mesleğe ait istekleri görüşüp karara
bağlayabilmelidir, avukatlık bürolarının niteliklerini
belirleyebilmelidir, baro iç yönetmeliğini görüşüp kabul etmelidir
(ki, baro yönetiminin iç yönetmeliğe uygun faaliyet gösterip
göstermediğini sorgulayabilsin). Fazlası da var kuşkusuz. Ancak
saydıklarımızın hangisi Baro genel kurullarının gündeminde şimdiye
kadar yer aldı ve görüşülebildi? Ve yer almadığında, TBB,
mevzuata uymaları gerektiği konusunda baroları neden hiç uyarmadı?
Diyelim ki, uyardı ve fakat barolar kulak asmadı. Peki neden
Avukatlık Kanunu md.121/12'de yer alan "Baro genel
kurullarını olağanüstü toplantıya çağırmak" yetkisini kullanarak
baro genel kurullarının görevlerini tam ve eksiksiz yerine
getirmelerini sağlamaya çalışmadı? 1136 sayılı yasanın yürürlüğe
girdiği 1969 yılından bu yana yasada bir çok değişiklik yapıldı. Bu
değişikliklerin hangisi için Baro genel kurulları olağanüstü
toplantıya çağırılarak baroların görüşlerinin oluşturulması
sağlandı? Avukatlık kanunu değişiklikleri "mesleğe ait istekler" ya
da onların ifadesi değil midir? Daha da ileri gidelim. Avukatlık
Kanunun md. 110/1'de "Baroları ilgilendiren
konularda her baronun görüşünü öğrenip, ortaklaşa görüşmeler sonunda
çoğunluğun düşünce ve görüşünü belirtmek" TTB'nin görevi
olarak belirtilmiştir. Baronun görüşü nerede oluşabilir? Baro genel
kurulunda değil mi? Bütün bunlar dikkate alınmaz ve baro üyelerinin
görüşlerinin gerekli ve karar oluşturmada zorunlu olduğuna baro
üyeleri inandırılmış olmazsa, baro üyeleri görüşlerinin bir anlamı
olduğunu niye düşünsünler ve neden genel kurul görüşmelerine katılma
gereği duysunlar ki?
-
Yürürlükte olduğu sürece uygulanması gereken hukuk kuralını
hatırlatmadan geçemeyeceğiz. Bilindiği gibi 1136 sayılı Avukatlık
Kanunun 86.maddesi (4667 sayı yasayla 2001 yılında değiştirilmiş
şekli) "Baro levhasında yazılı
avukat; gerek olağan, gerek olağanüstü genel kurul toplantılarına
katılmak ve oy kullanmakla yükümlüdür. Bu toplantılara haklı
bir neden olmaksızın gelmeyenlere veya oy kullanmayanlara ilçe
seçim kurulu başkanı tarafından, o baroya kayıtlı avukatların yıllık
keseneğinin üçte biri miktarında para cezası verilir. Bu para
cezaları ilgili baro başkanlığınca tahsil edilir ve baro bütçesine
gelir kaydedilir."
hükmünü getirmiştir. Avukatların büyük çoğunluğu ise sadece
seçimlere katılmadığında para cezası ödeyeceğini zanneder. Oysa
madde hükmünü "Bu
toplantılara haklı bir neden olmaksızın gelmeyenlere veya
gelip de oy
kullanmayanlara" olarak anlamak gerekir.
Böyle anlayınca, kuşkusuz toplantılara katılmayanların oy
kullanamayacakları sonucuna ulaşılır. Ya da en azından, toplantı
veya seçimlerden birisine ve her ikisine katılmayana para cezası
verileceğini kabul etmek gerekir. Bu güne kadar sadece seçimlere
katılmayanlardan çok ısrarcı olmayarak para cezası talep edilmiş
olduğundan, esasen kanunun bu zorlayıcı hükmü de uygulanmamıştır.
Avukat hem genel kurul toplantılarına, hem de seçimlere katılmak
zorunda olduğunu ve sadece seçimlere katılabilse dahi para cezası
ödemek zorunda kalabileceğini bilmiyorsa neden toplantılara katılsın
ki?
-
Çok etkili oldu mu? ya da böyle düşünerek gelmeyen avukatlar oldu
mu? bilemiyorum. Bildiğiniz gibi 4667 sayılı yasa ile 2001 yılında
gerçekleşen değişiklerden bir tanesi, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun
65. maddesine "Yıllık
kesenek borcu ödenmedikçe avukat baro genel kuruluna katılamaz,
seçme ve seçilme haklarını kullanamaz" hükmünü
getirmişti. Sonra, bu hüküm
5218 sayılı Ölüm Cezasının Kaldırılması ile Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun ile kaldırıldı. Ancak 4667
sayılı kanunla yapılan değişiklik sonrası hazırlanıp Resmi Gazetede
yayınlanan
Avukatlık Kanunu Yönetmeliğinin 30 ve 53. maddelerinde de, TBB
kesenek borcu cümleye eklenmiş olarak aynı hükümler vardı ve 5218
sayılı kanundan sonra yönetmelikten kaldırılmadı. Yönetmelik
hükümleri kaldırılmadığı sürece yürürlükte
olduğundan baroya veya TBB'ye kesenek borcu olan avukat "ben genel
kurula katılamam, oy kullanamam, seçemem ve seçilemem" düşüncesiyle
Baro genel kuruluna gelmemiş olabilir. Kuşkusuz genel kurula ya da
seçimlere katılmama için bu haklı bir gerekçedir ve üyeden genel
kurul toplantılarına katılmadığı için para cezası da tahsil
edilemez.
-
Tabii bir de, A.Ü.H.F. mezunu olan ya da önceki genel kurula geldiği
için salon hakkında bilgi sahibi avukatlar, "O salon ufak, asgari
çoğunluğu (791 kişi) bile almaz. Yer bulamayız. Ayakta kalıp rezil
olmayalım. Ertesi gün seçimlere gideriz. Yeterli olur" diye
düşünerek genel kurul toplantısına gelmemiş olabilir. Tabii,
sayıları ne kadardır? Bilemiyoruz. Ama "böyle düşünen yoktur ya da
olamaz" da diyemeyiz.
Yukarıda sıralananların her biri, gerek hukuk kuralları gerekse etik
açısından Ankara Barosu genel kurulu toplantılarına katılmayan avukat
için haklı bir katılmama gerekçesidir. Bu gerekçelerin varlığı nedeniyle
herhangi bir TBB ve/veya baro yöneticisinin genel kurul toplantılarına
katılmayan avukatı kınama ya da gıyabında sitem etme hakkı hiç YOKTUR.
Yukarıda sıralananları gündeme taşımadıkları, yerinde ve zamanında
itiraz etmedikleri ve hatta taraftarlarını toplantıya getiremedikleri
için seçimlere liste ile aday olan grupların önde gelenlerinin de hiç
hakkı YOKTUR. Yani, Ankara barosunda kendine muhalefet diyenler de, genel
kurula katılımın azlığı sorununun bir parçasıdır.
Konuşmasının devamında sayın Özok, Fransa parlamentosunun kabul ettiği
soykırımı inkar kanunu üzerinde durdu. Hatta belki de biraz uzunca
durdu. Genel kurul zaten gecikmeyle açıldığı için sonraki konuşmacıların
süresi biraz daha kısalmış oldu ve daha sonra saat 15.00'dan sonra
konuşmak isteyenlerin konuşmasına izin verilmedi ya da verilemedi.
Divan, zamanın sınırlı olması nedeniyle çok gerçekçi gibi görünen ve
fakat üyelerin haklarını ihlal ettiği hiç tartışmasız olan "saat
15.00'dan sonra konuşmacı listesine yazılmak isteyenlerin yazılmaması ve
söz verilmemesi" görüşünü, öneri olarak genel kurula oylattı. Oylama
biçimi tabii ki "kabul edenler..... etmeyenler..... kabul edilmiştir"
tarzının çok hızlı gerçekleştirilen başarılı bir örneğiydi. Ancak,
salonda toplantı nisabını sağlayacak çoğunluk yoktu, hatta asgari
toplantı nisabı 791'in yarısı 396 üye bile olasılıkla salonda değildi.
Tabii, konuşma hakkı verilmeyenlerden hiçbiri "toplantı nisabı yok.
Avukatlık Kanunu Yönetmeliğinin 35. maddesine göre ad okuyarak yoklama
yapın" demedi ve/veya diyemedi. Seçime liste olarak katılan grupların
etkili olabilecek muhalefeti de zaten yoktu.
Divan başkanı olarak sayın Özdemir Özok'un önerilmesini, TBB başkanının,
Ankara Barosu başkanlığına DSAG'dan yeniden aday olan Sayın Vedat Ahsen
Coşar'a destek görüntüsü vermek amacında olduğu biçiminde
yorumlayanların çeşitli görüşleri genel kurul kulisinde dolaştı. Ancak,
daha ilginç olanı DSAG adaylarını belirlemek için yapılan seçimin bir
kaç gün öncesi adaylıktan çekilen Sayın Akif Kurtuluş'un divan başkan
yardımcılığına aday gösterilmesiydi. Adaylıktan çekilmese, DSAG yönetim
kurulu listesinin adaylarından biri olarak seçileceği neredeyse kesin
olan Sayın Akif Kurtuluş, yönetim kuruluna aday olmaktan neden
vazgeçmişti? Sorunun cevabı olarak, Adliye koridorlarında "kazık yediği
hissine kapılmanın sonucu bir kırgınlıktır" dedikodusu dolaşmıştı.
Dedikodu doğruysa, sonrasında ne olmuştu ve nasıl olmuştu da Sayın Akif
Kurtuluş Divan başkan yardımcılığı görevini kabul etmişti? Nedenini
-özellikle Sayın Akif Kurtuluş'un önerilmeyi kabul etmesinin özel
nedenlerini- sorgulamak bu yazının konusu değil. Ancak, genel kurul
kulisinde "Sayın Akif Kurtuluş'un divan başkan yardımcılığına
önerilmesinin nedeninin, birlik ve beraberlik görünümü vermek ve Sayın
Akif Kurtuluş'un özverili bir DSAG yandaşı olduğunu göstermek
olabileceği, sonrası için kendisinin kim bilir ne umutlar beslediği ya
da beslemesinin sağlandığı"nın konuşulan bir kaç yorumdan biri olduğunu
belirtmeden geçemeyeceğiz.
Genel kurulda konuşanlar (konuşabilenler demek daha doğru) çoğunlukla
ülke siyasetinin gündeminden konularını seçmişlerdi. Baroda Birlik Grubu
ile Çağdaş Avukatlar Grubundan olan azınlık ile baro yönetimine tek
bağımsız aday ise meslek sorunlarından konuşulması gerektiğini
vurgulayarak sürelerinin olanak verdiği ölçüde meslek sorunlarından ve
barodan bahsedebildi. Ancak, yönetim kurulu faaliyet,
hesap raporları ile bilanço ve denetleme kurulu raporlarına
yönelik eleştiriler hiç yoktu ya da hiç yok denecek kadar zayıf ve
kayda değer değildi.
Üyelerin yönetime yönelik eleştiri sunamamasının bir haklı mazereti var.
Avukatlık Kanunu Yönetmeliğinin 34 üncü maddesinin son cümlesi "Yönetim
kurulu toplantı tutanaklarıyla çalışma raporunun, kesin hesap ve denetçi
raporunun ve bütçenin, yeterli sayıda örneklerinin, olağan toplantı
çağrısının yapılmasıyla birlikte, baroda avukatların incelemesine
sunulması gereklidir"
demesine rağmen, sayılanlar 14 Ekim tarihinden ancak bir hafta kadar
önce üyelerin incelemesine hazır basılı kitap olarak sunulabilmişti.
Ancak, seçimlerde aday listesi çıkarttığı için
kendini muhalif olarak gören grupların eleştirilerini bir hafta
içerisinde hazırlamamış olmalarının mazereti yok. Eğer
kendinizi muhalefet olarak görüyorsanız, geceli gündüzlü çalışacak ve
genel kurul toplantısından önce yönetimi eleştirmeye başlayacak, genel
kurul toplantılarında da eleştirilerinize devam edeceksiniz. Öyle
eleştireceksiniz ki, baro üyeleri, sizin baro konusundaki bilginizi ve
herkesten daha iyi baroyu yönetebileceğinize herkesten daha çok
inandığınızı ve genel olarak kararlığınızı anlayıp size güvenebilecek.
Bunu yapamadığınızda ya da yapmak isteyip de başaramadığınızda, Ankara
Barosunun yönetimi karşısında etkili bir muhalefet olduğunuzdan, hatta
muhalefet olduğunuzdan bahsedebilmek olası değil. Bir başka deyişle,
olumsuzlukları görememiş ve sorunları çözüm önerilerinizle birlikte
ortaya koyamamışsanız sizler de sorunun bir parçası olursunuz. Ve
seçiciler, sizin bir farkınızı göremeyeceğinden mevcudun devamına karar
vermekte sakınca görmezler.
Aklanma konusu da var.
Bu genel kurulda aklanma, salonda bulunanların çoğunluğunun oylarıyla
gerçekleşti. Yani oybirliğiyle değil. Aklamayan azınlık oylar vardı.
Ancak aklanmanın oylandığı sırada salonda kaç kişi vardı, kaç kişi
aklanma lehine ve kaç kişi aklanma aleyhine oy kullandı, belli değil.
Çünkü sayılıp açıklanmadı ve kimse de itiraz etmedi. Hatta aklamayanlar
"isimlerimiz tutanağa geçirilsin" dahi demedi. Esasen o anda
salonda toplantı nisabı olan 791 üyenin bulunması dahi olası değildi.
Ama itiraz edilmedi. Belli ki, aklamama "ey yönetim! aleyhine bir şey
yapma niyetimiz yok ama bizi de dikkate al lütfen" anlamına gelen hafif
bir uyarı benzeri dilekten ibaretti.
Esasen aklanmanın gündemdeki yeri de isabetli değildi. Ankara Barosu
Avukatları Yardımlaşma Sandığı (ABAYS) ayrı bir yönetim kuruluna,
denetim kuruluna ve en önemlisi ayrı bir genel kurula sahip bir yapı
değildir. Genel kurulu da, yönetim kurulu da, denetim kurulu da Baro ile
aynıdır. Hal böyle olunca gündemin 8. maddesinde ABAYS'ın ayrıca
aklanmasının bir anlamı ve önemi yoktur. Çünkü, esas olarak bir
yardımlaşma sandığının kendisi değil, yönetimi aklanır. Ankara Barosu
yönetim kurulu ise zaten gündemin 5. maddesinde aklanmaya sunulmuş ve
aklanmıştır.
Daha sonra, genel kurulun görüşmeleri tamamlandı.
Bu kadar hata ve eksikliğin nedeni, bize göre, Ankara Barosunun
2004-2006 yönetiminin, önceki yönetimlerin yaptıklarını doğru ve hatasız
kabul ederek tekrarlamasıdır. Bu kabulün temelinde de, önceki
yönetimlerin genel kurulda yeterince sorgulanmaksızın aklanmış
olmasıdır. Tabii, genel kurul sonrasında olsa bile, yönetimin diğer
seçeneği olduğu iddiasında olanların da önceki yönetimin çalışmalarını
ve raporlarını hiç sorgulamamış olmalarını da unutmamak gerek.
Seçimlere katılacağını önceden ilan eden ve mevcut yönetimi kıyasıya
eleştiremeyen iki grup, Baroda Birlik ve Çağdaş Avukatlar,
kendileri yönetime gelince baro ve avukat için farklı ne yapacaklarını,
mevcut yönetimden nasıl daha iyi olacaklarını ve DSAG yönetiminin neden
değişmesi gerektiğini üyelere nasıl anlatabileceklerini düşündüler
mi? Bu sorunun cevabını, bu dönem genel kurul öncesi çalışmalarında
biz bulamadık. Genel kurul görüşmelerinde ise zaten etkisizdiler. O
kadar etkisizdiler ki, insan ister istemez genel kurul sırasında "bitse
de gitsek" diye düşündüklerine inanıyor.
Bu hatalı tavırları, baro üyeleri üzerinde sınırlı etkileri
olabilmesinin nedeni olduğu gibi, üzerine gitmekten korktukları
sorunların birer parçası olmalarının da tartışmasız nedenlerinden biri.
Oysa, Ankara Barosunun gerek yönetimini kazanan grup, gerekse seçimlerde
liste çıkaran diğer gruplar örneğine
burayı
tıkladığınızda ulaşabileceğiniz bir olağanüstü genel kurul önerisini 59.
Genel Kurulda kabul ettirebilir ve katılımcı demokrasiden yana
olduklarının tartışmasız bir kanıtını belgelemiş olabilirlerdi.
Umarız, Ankara Barosu 2004 genel kurulu öncesindeki ve genel kurulundaki
Baroda Birlik Grubu ve Çağdaş Avukatlar Grubunu 2004 yılındakinden daha
gelişmiş ve daha ileri noktalara ulaşma kararlığında olarak sonraki
yıllar genel kurullarında görebiliriz.
Onları göremezsek, olasılıkla o güne kadar hiç duyulmamış isimlerle
kendilerini tanımlayan kararlı ve dinamik başka grupları gelecekteki
genel kurullarda görebiliriz. Kim bilir?
Ankara, 26.10.2006
inisiyatif.net