inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

 

 

Avukatlık Sınavı Yine Erteleniyor mu?

Yoksa, Kalkmalı mı?

2005 yılının Mayıs ayında yayınladığımız "Avukatlık Sınavı ve Baro Staj Eğitimi" başlıklı yazımızda "Yeni bir yasa değişikliğiyle avukatlık sınavı kalkabilir ya da yine ertelenebilir. "Olmaz!" demeyin. Önceki nasıl olduysa bu da olabilir" demiştik. Doğru çıkacak galiba. Geçtiğimiz günlerde, avukatlık sınavının ertelenmesi için verilen iki yasa teklifi Türkiye Büyük Millet Meclisinde.

Kanun tekliflerinden ilki CHP milletvekili Sayın Yılmaz Kaya tarafından 05.10.2006 tarihinde, diğeri AKP milletvekili Sayın Ahmet Işık tarafından 06.11.2006 tarihinde verilmiş.

Kanunlaşması halinde her iki teklifin getirecekleri şöyle özetlenebilir;

  • Teklif tarihinde ya da teklifin kabulü tarihinde Hukuk Fakültesi öğrencisi olanlar avukatlık sınavına girmeyecekler,

  • Avukatlık sınavı stajdan önce yapılacak ve staja başlayabilmenin ön koşulu olacak.

Teklifler sınavı kaldırmıyor ve fakat stajın sonrasından, öncesine alıyor. Mezunların ve halen staj görmekte olanların sıkıntılarını anlamak ve sınavdan ayrık tutulmalarına hak verebilmek olası. Ancak, halen hukuk fakültesinde olan öğrencilerin neden avukatlık sınavından ayrık tutulduğunu ve sınavın yine yaklaşık 4 sene ertelendiğini anlamak güç. Çünkü, hukuk fakültesinde halen öğrenci olanlar fakülteye girdikleri tarihte sınavdan haberdar olduklarından ve avukat olabilmek için sınava gireceklerini bildiklerinden, kaybettikleri bir kazanılmış hakları olduğu iddia edilememektedir.

Teklifler, sınavın kaldırılmasını isteyenleri tatmin etmeyecek. Çünkü onlar, bu tip bir sınavın hiç olmamasını istiyorlar.

MESLEĞİN TARİHİNDE SINAV

1924 tarihli ve 460 sayılı Muhamat (Avukatlık) Kanununda hukuk fakültesinden mezun olmayanlar için –ki buna daha sonra Mülkiye Mektebi mezunları da dâhil edilmiştir- hukuk fakültesi mezununa eşitlenme anlamında bir sınav vardı. Ancak, hukuk fakültesi mezunları için bir avukatlık sınavı yoktu.

1938 yılında kabul edilen 3499 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 19. maddesinde ‘sınav’ koşulu var. Ancak, şimdikinden biraz farklı. Stajyer avukat 1 sene avukat yanında staj yaparak ‘Staj Bitirme Belgesi’ alıyordu. Daha sonra da, Adliye vekâletinin uygun göreceği yerde 1 sene çalışması gerekiyordu. Bu süre içinde 2556 sayılı Hâkimler Kanunu’nun ilgili maddeleri avukat stajyerlerine de uygulanıyordu. Son seneyi de tamamlayan stajyer, eğer ‘Muavinlik Sınavı’nda da başarı gösterirse, avukat olabiliyordu.

1943 yılına geldiğinde Avukatlık Kanununun 19. maddesi değiştirilerek "muavinlik imtihanı"ndan  “Avukatlık İmtihanı” adına geçildiğini görüyoruz. Staj süresi yine aynı. Yani toplam iki sene.

1944 yılında sınavın nasıl yapılacağına ilişkin talimatname düzenleniyor. Bu talimatname hükümlerine göre, sınav yılda iki kez, Mayıs ve Ekim aylarında yapılıyor. Yazılı biçiminde yapılan sınavda kanunlara bakmaya müsaade edilebiliyor.

16.02.1948 tarihinde kabul edilen 5178 sayılı yasa ile 3499 sayılı Avukatlık Kanununun 19.maddesi değiştiriliyor ve yeni haliyle avukatlık sınavını içermediği için avukatlık sınavı da kaldırılmış oluyor. Aynı kanunla avukatlık stajı da 6 ayı mahkemeler nezdinde 6 ayı avukat yanında olmak üzere toplam 1 sene olarak kabul ediliyor.

1969 yılına geldiğimizde 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun da “Avukatlık Sınavı” yine geliyor. Ancak sınavı ÖSYM değil, bizzat barolar yapıyor.

30.1.1979 tarihinde kabul edilen 2178 sayılı yasayla kanundaki avukatlık sınavı ile ilgili tüm maddeler (28–33 maddeler) kaldırılarak avukatlık sınavı da uygulamadan kaldırılmış.

2001 yılına gelene kadar 1136 sayılı kanununda yer almayan avukatlık sınavı, 4667 sayılı kanunla getirilen değişiklikle yasaya girdi. Sonra 2002 yılı Haziran ayında 4765 sayılı kanunla 1136 sayılı yasada yapılan değişiklikle 10.05.2001 tarihinde Hukuk Fakültesinde öğrenci olanlar avukatlık sınavından ayrık tutuldular ve sınavın uygulaması yaklaşık 4 yıl ertelenmiş oldu.

Aslında 4765 sayılı kanunun teklifinde avukatlık sınavının ertelenmesini sağlayacak bir düzenleme bulunmuyordu. Teklif öğretmenlik yapan avukatların haklarının korunmasıyla ilgiliydi. Görüşmeler sırasında, avukatlık sınavının ertelenmesini sağlayan düzenleme getirildi ve T.B.M.M. de kabul edildi. Değişikliğin ve dolayısıyla avukatlık sınavının ertelenmesinin gerekçesi fakülteye girdikleri tarihte avukatlık sınavı olmadığı için yasa çıktığı tarihte halen hukuk fakültesinde olan öğrenciler dahil öğrenci ve mezunların "kazanılmış haklarının" korunmasıydı ve 10.05.2001 tarihinde hukuk fakültesi öğrencisi olanlar avukatlık sınavından ayrık tutuldular.

Görüldüğü gibi, meslek tarihimiz boyunca sınav uygulanmak istenmiş ve uygulaması bir türlü süreklilik kazanamamış. O halde, ille de sınav diye tutturmadan önce meslek eğitimini ve meslek eğitiminin sonuçlarının bu güne kadar nasıl değerlendirildiğini öncelikle sorgulamak gerek.

Yukarıda bahsettiğimiz teklifler kanunlaşırsa sınav, son yıllarda ikinci kez 4 yıl daha  ertelenmiş olacak. Peki, bu ertelemeler bir çözüm mü? Dört yıl sonra "sınav ertelensin" diye yine gerekçe aranmaya başlanacaksa hiç kuşkusuz çözüm değil. Bundan da öte, "Ne için sınav yapıyoruz?" sorusunun uzlaşma sağlanan bir cevabı yoksa, hiçbir zaman çözüm olamayacak.

MEVCUT YA DA TEKLİFLERDEKİ HALİYLE SINAV ŞART MI?

Eğer hukuk fakültelerinin eğitim düzeylerinin farklı olduğu gerekçesiyle (ki, her iki teklifte gerekçe olarak gösterilmiş) sınav öngörülüyor ve şart olduğu düşünülüyorsa, soruna yaklaşım tümüyle yanlış. Çünkü, hukuk fakültelerinin tamamı aynı düzeyde ve kalitede eğitim veriyor olsa bile, her mezun aynı bilgi düzeyinde ve yetenekte değildir. Bu nedenle avukatlık sınavında aynı fakülteden mezun olanlar arasında başaranlar ve başaramayanlar olabilecektir.

Ocak 2003 tarihinde TBB tarafından gerçekleştirilen "Hukuk Öğretimi ve Hukukçunun Eğitimi" konulu toplantıda Sayın Sait Güran şöyle demişti;

"Ben önce meslektaşları YÖK'teki bir çalışmadan haberdar etmek istiyorum. Bundan 1-1,5 yıl kadar evvel YÖK'te, hukuk ve tıp fakültelerine sınav konulma önerisi getirildi, "hukuk fakültesi 2. sınıf sonuna bir sınav koyalım" Bütün hukuk fakültelerini kapsayan, bizim eski bakolori usulü, soru bir merkezden gelecek. Amaç, 2. sınıftaki bu sınıftaki bu sınavda muvaffak olamayan hukuk fakültesi öğrencilerine önlisans vererek hayata göndermekti. Bu reddedildi, hukuk fakülteleri böyle bir şeye eğilim göstermedi. İkinci sınavda, 4. sınıf sonunda hukuk fakültesi bitirme şeklinde getirilecekti. Gene merkezi bir sınav ve bütün öğrenciler, hangi fakülteden çıkarsa çıksın buna girecekti ve bu da reddedildi, istenmedi. Temel gerekçe şuydu: "Öğrencilerin öğretimi diğerine göre daha yeterli olmayan fakültelere sokuyorsunuz, çocuğa 4 sene yeterli olmayan bilgileri veriyorsunuz, sonra yeterli olan fakültenin sınav düzeyine göre sınav yapıyorsunuz, bu çocuk bunu geçemez, bunları cezalandırıyorsunuz" denildi (abç). Ben, şimdi aynı noktayı avukatlık sınavı için getiriyorum. Eğer, avukatlık sınavı olarak hukuk fakültesi mezunlarının farklı düzeylerden geldiğini göz önünde tutarak, hukuk fakültesi mezuniyet sınavı gibi yapacaksak, lütfen bunu yapmayalım. O zaman bir yere geliyoruz, bu temel asgari bilgiyi yapan bir sınav olur. Böyle bir sınavda çoktan seçmeli tek cevaplı soru da sorabilirsiniz, "bakalım asgari bilgiyi biliyor mu, bilmiyor mu?" diye. Ama bu avukatlık mesleğine giriş sınavı olmaz. Avukatlık mesleğine giriş sınavı yapıyorsak, o zaman lütfen farklı hukuk fakültelerinden gelen mezunlarımızı, belli bir düzeye çıkaracak bir stajı yapmıyorsak, yapalım, ondan sonra da mesleki yöne olan ağırlıklı olan bir avukatlık sınavı yapalım; (abç) bendenizin önerisi bu şekildedir. Teşekkür ederim" (bkz. Hukuk Öğretimi ve Hukukçuların Eğitimi, s.208 - TBB yayını)

Görüldüğü gibi fakültelerde eğitim düzeyinin ve kalitesinin farklı olmasının nedeni barolar ve meslek değil. Yani sorunun bir parçası değiller. Sorunun çözümü de doğal olarak kendilerinden istenemez. Ancak baroların, mesleğin geleceği adına, kendi belirleyecekleri düzey ve kalitede temel hukuk bilgisi ile meslek bilgisine sahip olan hukuk fakültesi mezunlarını kabul etme ve bu düzeyin altında olanları mesleğe kabul etmeme gibi bir haklarının olması gerektiği de tartışmasızdır. Bu hakkın sadece mesleğe ilk kabulde değil, mesleğini yapan avukatın meslek bilgisinin düzenli zaman aralıklarıyla tazelenmesi ve/veya sorgulanması için de kullanılması gerektiği tartışmasızdır.

Soruna böyle yaklaşınca baroların hukuk eğitiminin standardını düzeltme gibi iddiaları ve sorunları bulunmadığı ve tek isteklerinin, kendi belirleyecekleri düzeyde meslek bilgisine sahip hukukçuyu avukat üye olarak kabul etmek olduğunu anlamak gerekir. O zaman TBB genel kurulunun öncelikle yapması gereken, tüm meslek hayatını kapsayan meslek eğitimi politikasının temel ilkelerini belirlemektir. Eğer, meslek eğitimi mevcut avukatlık stajı düzenlemesiyle sınırlı biçimde devam edecekse, stajdan önce ve/veya stajdan sonra YÖK tarafından yapılacak bir değerlendirme sınavının, avukatın 5 sene sonraki düzeyi ve mesleki bilgi kalitesini garanti edemeyeceği tartışmasız olduğundan, arzulanan hedefin tutturulabilmesine de çok fazla katkısı olamayacaktır.

Özetle; meslek eğitiminin hedefleri ile kavramının yanı sıra temel ilkeleri ve kapsamı belirlenmeden yapılacak avukatlık sınavı, mevcut koşullar altında sadece bir eleme sınavı olacağından ve mesleğe topyekun kalite standardı getirilmesine tek başına katkı veremeyeceğinden, sınavı ertelemek yerine 1136 sayılı Avukatlık Kanunundan avukatlık sınavı ile ilgili hükümleri ve TBB Avukatlık Sınavı Yönetmeliğini tümüyle kaldırmak, bu günün koşullarında, en uygun olanıdır.

 

Hasan Aydın Tansu

Ankara,14.11.2006