Günün popüler konusu olduğu
için çorbada benimde tuzum olsun dedim. Bu
nedenle aklımın elverdiği kadar bir şeyler
karaladım. Bu karaladıklarımı Sn. Tansu ile
paylaştığımda, kendisi meclis tutanaklarını
göndererek, bir kez daha düşünmemi önerdi.
Bu davranış hem çok hoşuma gitti hem de çok
yararlandım. Hoşuma gitti, çünkü, hakemli
bir derginin gösterdiği ciddiyeti, tek
başına bu sayfayı hazırlayan Sn. Tansu’nun
göstermiş olmasını sayfanın ciddiyetini
ortaya koyan bir davranış olarak algıladım.
Yararlandım, çünkü TBMM deki çalışmalardan
yararlanmak ve siyasilerin görüşlerine
ulaşmak olanağına kavuştum.
Gerek TBMM tutanaklarında
yer alan tartışmaları gerekse çevremde
oluşan tartışmaları değerlendirdiğimde,
sınav yapılmasını isteyen kişilerin temel
amacının günümüzde avukatlık mesleğinde
oluşan olumsuz gelişmeleri önlemek olduğunu
gördüm.
Bu saptamaya, yani meslekte
bazı olumsuz gelişmelerin yaşandığına ve
bunların giderilmesi gerektiğine bende
katılmaktayım, ancak benim kanıma göre,
stajın sınav koşuluna bağlanması, sınavın
staj öncesi ya da sonrası olması, avukatlık
mesleğine ilişkin sorunların sadece bir
kısmına ilişkin problemleri çözebilir. Bunun
dışında kalan ve TBMM de bile dile getirilen
yani artık kendi sorunumuz olmaktan çıkıp
ülkenin sorunları arasına giren bazı
problemleri örneğin mesleğin ekonomik olarak
güçsüzlüğüne ilişkin problemleri çözemez.
Konuyu dağıtmamak açısından
problemi sınavla sınırlı tutmakta yarar
vardır.
Bu nedenle, sınavın gerekli
olup olmadığını irdelemeden önce, cevap
verilmesi gereken ilk soru “neden staj
yapılır?” sorusudur.
Benim kanımca, staj, klasik eğitimini
tamamlamış ve bir mesleği seçmiş olan
kişiye, seçmiş olduğu meslekle ilgili olarak
meslek büyükleri tarafından verilen daha çok
uygulamaya yönelik bilgiler bütünüdür. Bu
nedenle bir öğretim değil bir eğitimdir. Bu
eğitimin en önemli kısmı, stajyerin, meslek
büyüğü ile birlikte yapmış olduğu
çalışmadır. Bu aşamada, meslek büyüğü, sahip
olduğu tüm bilgi ve becerileri stajyere
aktarmak zorundadır. Bu onun meslek
borcudur. Namus borcudur. Eğer mesleğin
yapısı, birlikte staj yapılan meslek
büyüğünün bilgi becerilerinin yanı sıra
diğer meslek büyüklerinin yada uğraşılan
meslek dışındaki meslek mensuplarının
bilgilerinin de aktarılmasını zorunlu kılar
ise staj sırasında bu bilgilendirme de
gerçekleştirilir.
Bu nedenle TBMM de başka
meslekler örnek gösterilerek, o mesleklerde
staj ve staj sonrası sınavın olup
olmamasının örnek gösterilmesine
katılmamaktayım. Her meslek kendi içinde
değerlendirilmeli ve gereksinimleri
saptanarak çözümlenmelidir. Bu nedenle
eczacılığın doktorlukla, avukatlığın,
hâkimlikle ya da hukuk müşavirliği ile
kıyaslanarak problemlerinin çözümlenmesinin
olanaksız olduğunu düşünmekteyim.
Avukatlık mesleğinin
yapılması aşamasında, kaymakamlık,
yöneticilik vb pek çok meslekte olduğu gibi,
lisans eğitiminde verilen akademik
bilgilerin vazgeçilmesi olanaksız, temel
bilgi olduğu kabul edilmektedir. Ancak
bunların yeterli olmadığı bunların yanı sıra
bu akademik bilgilerin hayata geçirilmesi
için mesleki yetenek ve bilgi birikiminin de
bulunması gerektiği inkâr edilememektedir.
İşte gerekli olan “mesleki bilgi birikimi”
stajda eğitimle verilebilecek olan bir
unsurdur. Kısaca usta çırak ilişkisi ile
oluşacak bir kazanımdır.
Staj sonunda bir sınava
gerek vardır. Ancak, bu sınav aslında
stajyerle birlikte, yanında staj yapılan
meslek mensubunun da sınavıdır. Bu sınavda,
stajyer bu mesleğe girmek için gereken
bilgileri ve becerileri elde edip
edemediğinin hesabını verirken yanında staj
yaptığı meslek büyüğü de, kendisine bir onur
olarak verilen stajyer yetiştirme görevini
başarıp başaramadığının hesabını vermek
zorundadır.
Elbette bu sınav meslek
büyüklerinin yapması gereken bir sınavdır.
Çünkü burada değerlendirilmesi gereken
akademik bilgiler olmayıp lisans eğitimi
döneminde elde edilen akademik bilgilerin ve
staj döneminde elde edilen diğer bilgilerin
harmanlanması ile somut bir mesleki
çalışmanın sergilenmesi gerekmektedir.
Senelerdir bu böyle
uygulanmıştır. Bunun en tipik uygulamasını
ahilik yapısında bulmak mümkündür. Ancak
unutulmaması gereken bir nokta daha vardır o
da ahilik sadece bize özgü bir yapı
değildir. Benzer uygulama değişik isimlerle
dünyanın pek çok yerinde sergilenmiştir.
Ancak bu uygulama tarih içinde oluşan
sosyoekonomik değişikliklere uygun olarak
yeni şeklini almıştır ve almak zorundadır.
Zaten eğer değişimlere ayak uyduramıyorsan
yaşam şansın yoktur. Çünkü doğa hem
koruyucudur, can verendir hem de
affetmeyendir.
Somut olayımızı
değerlendirdiğimizde yani “avukatlıkta staj
ve sınav” olgusunu değerlendirdiğimizde,
sınavdan yana olmakla beraber, öncelikle,
yasanın getirdiği sınavın gereksiz olduğunu
en azından bu sınavın avukatlık stajının ne
başlangıcı ne de sonu ile bir bağlantısının
olmadığını görmekteyiz. Çünkü bu sınav,
hukuk fakültesinde elde edilmesi gereken
akademik-teorik bilgilerin
değerlendirilmesini amaçlayan bir sınavdır.
Bu sınav, ülkemin her bir tarafında, mısır
patlağı gibi açılan, yüksek okullar
zincirine katılan, kırka yakın hukuk
fakültesi mezunu arasında oluşmuş bulunan ve
uçurum ile ifade edilen farklılığı
sergilemek/saptamak amacıyla yapılmak
istenmektedir.
Bu sınavın yapılması yönünde
oluşan tartışmalar ne avukatları nede avukat
stajyerlerini ilgilendirmektedir. Bu
tartışma, fakültelerin yönetimlerini ve
öğretim görevlilerini ilgilendiren bir
konudur. Onların başarılarını ya da
başarısızlılarını ortaya koyacak olan bir
değerlendirmedir. Eğer ben her hangi bir
fakültede öğretim görevlisi olsam bu sınavın
yapılması için elimden geleni yaparım eğer
benim öğrencilerim başarısız olur ise ve
sorumluluğu kendimde görür isem hemen
görevimi bırakırım.
Bu yasa, akademik bilgilerin
ölçümlemesini hem de test yolu ile yani bir
parça yazı tura yöntemi ile ölçümlenmesi
işini, avukatlık sınavının sonuna koyarak,
öğrenci yetiştirmek görevini yapmamış olan
eğitim kurumlarının, fakültelerin
yetiştiremediği öğrencilerin
yetiştirilmesindeki başarısızlığın hesabını
vermeyi barolara bırakmaktadır. Bunu kabul
etmek mümkün değildir. Lisans eğitimi vermek
görevi baroların olmadığı gibi, baroların bu
görevi sağlayacak olanakları da yoktur.
Baro, lisans eğitimini
tamamlamış olan kişinin, mesleki bilgilerini
oluşturmak ve pekiştirmek için gerekeni
yapmak zorundadır. Bu görevinden ötürü bir
noksan yada kusuru varsa bunun sorumlusu
barolardır. Olaya bu açıdan bakmakta yarar
bulunmaktadır.
Anladığım kadarıyla barolar
da bu yasa ile getirilmek istenilen sınava
sıcak bakmamaktadırlar. Çünkü yasanın
çıkmaması için yapılan çalışmaları
izlememize rağmen çıkması yolunda
barolarımızın bir çalışmasını duymadım. Her
ne kadar, yasa çalışmaları sırasında, TBB ve
barolarla yapılan görüşmelerde, TBB ve
baroların sınav konusunda olumlu
düşündükleri ve sınavdan yana oldukları,
ayrıca, olanakları ölçüsünde bazı baroların
staj eğitim merkezleri oluşturulduğu
belirtilmekte ve bizce de bilinmekte ise de,
kanımca bu düşünce ve çalışmalar inkâr
etmediğim fakat “yasanın çıkması yolunda
çalışma” olarak nitelendirmediğim
çalışmalardır. Aksini düşünebilmem için,
stajın kabulü için, objektif kriterlere
dayalı gözle görülür bir lobiciğin
gerçekleşmiş olması gerekir. Bir mesleğin
yararı için, meslek odaları başkanlarının
lobicilik yapmaları kanımca utanılacak bir
davranış olmayıp övünç duyulacak bir
çalışmadır.
Yasanın çıkmasını
istemeyenlerden bazıları, sınavın gereksiz
olduğunu, iş hayatında beğenilmeyenlerin
kendiliğinden devre dışı kalacağını
belirtmektedirler. Bu savunmada bulunanlara
sorulacak pek çok soru bulunmasına rağmen
ben tek bir soru ile yetinmek istedim ve
onlara lisans eğitimi sonrası sınavları da
kaldıralım mı? diye sormaktayım.
Üstelik ben yasanın bugünkü
haliyle sınav sistemini içerdiğini ayrıca bu
sınavın amaca daha uygun olduğunu
düşünmekteyim. Yasa “mülakat” yapılması
şartını içermektedir. Eğer bu mülakat
amacına uygun olarak düzenlenir ve stajyerin
mesleki bilgi ve becerisinin ölçümlenmesinde
kullanılırsa, kanımca, sınav koşulu amacına
uygun olarak gerçekleşmiş olur. Ancak,
mülakat yöntemi uygulanırken unutulmaması
gereken bir husus, başarısız olan stajyer
sadece staj süresinin uzaması ile
cezalandırılmamalı eğer stajda yeterli bilgi
ve beceri kazanmamışsa, uzatmadan sonrada
durumunda bir değişiklik yoksa bu kişiye
başarısız olduğu bildirilmeli ve ruhsat
verilmemelidir. Kanımca yasa buna olanak
vermektedir. Çünkü yasa, uzatmadan sonra
mülakat yani sınav yapılmayacağını buna
karşılık staj bitim belgesinin otomatik
olarak verileceğini hükme bağlamamaktadır.
Her sınavın bu kapsamda mülakatın amacı
başarıyı saptamak olduğuna göre
başarısızlığın saptanmasında verilmesi
gereken ödülün yani staj bitim belgesinin
verilmemesi en olağan davranıştır.
Ancak olay sadece mülakatla
sınırlı değildir. Meslektaşlarımızın stajla
ilgili olarak affedilmesi olanaksız tutum ve
davranışlarını da bu aşamada belirtmekte
yarar bulunmaktadır.
-
Bazı meslektaşlarımız
büro çalışmalarına devamı stajyerin
gönlüne terk etmektedir.
-
Bazı meslektaşlarımız
stajyeri ucuz emek olarak
değerlendirmektedirler ve yetiştirmek
yerine gereksiz işlerin yapılmasında
kullanmaktadırlar.
Bu ve benzeri tutumlar
yanlıştır. Stajda yetişmemiş bir avukatın bu
piyasada iş arayacağını ve hak etmediği
halde ekmeğimize ortak olacağını belki de
bizi ekonomik açıdan mağdur hale
getireceğini unutmamak zorundayız.
Özetle,
-
Eğer her birimiz, staj
için bizden yardım isteyen stajyere
gereken yardımı sağlamanın bir mesleki
onur olduğunun bilinci ile onları
bürolarımızda konuk edersek, onlara
bildiklerimizi kıskanmadan aktarabilir
isek, onlar hakkında istenilen raporları
olumlu ya da olumsuz ancak doğru olarak
yazarsak,
-
Eğer baroların yapmak
zorunda olduğu toplu staj çalışmalarına
katkı vermeyi bir yük olarak değil bir
zevk hatta bize gösterilen bir güven
olarak değerlendirirsek,
-
Eğer mülakatın,
uzatmadan sonra yapılanında staj bitim
belgesinin verilmesinin zorunluluk
olmadığının bilincine varırsak,
-
Bir baroda devam ya da
benzer nedenle stajının bitmesinden
çekinen her hangi bir stajyeri bir başka
baro sorgusuz sualsiz kabul edip
belgesini vermez ise,
-
Barolar Birliği, barolar
arasında imkânsızlıktan ya da başka
nedenlerden kaynaklanan farklılıkları en
aza indirici çalışmaları yaparsak,
Kanımca, sınav tartışmasını
yaşamadan gereken staj eğitimini sağlamış
oluruz.
TBMM tutanaklarından
anladığım kadarıyla, yasama organı üyeleri
de hukuk fakültelerinde ki eğitimin
yetersizliğini ve bu yetersizliğin hukuk
eğitimi ile yapılabilen avukatlık dahil
olmak üzere yargıçlık, yöneticilik vb
mesleklerde sakıncalar yaratacağını
bilmektedirler, Bu yetersizlik, avukatlık
mesleğine de yansımasına rağmen kanımca
bunun çözümünü, fakültelere ve siyasilere
bırakıp biz bu yetersiz eğitimden çıkan en
iyilerini kapıp, bizce verilmesi zorunlu
hatta bir onur borcu olan mesleki eğitimi
verip meslektaş olarak kazanmak zorundayız.
TBMM de belirtildiği gibi onların aramıza
katılması ekonomik açıdan bizi üzmez, bizler
iyilerin aramızda olmasından onur duyan
kişileriz ayrıca herkesin iş yapabilme
sınırı olduğunun da bilincindeyiz.
Bu ise, yani en iyileri
avukatlıkta görmek istemek, avukatlığın,
gençler arasında istenir bir meslek olmasına
bağlıdır. Bu nedenle, gençlerin bir mesleği
istenir kabul etmesi için nelere baktığını
araştırmak, saptamak ve gereken önlemleri
almak gerekmektedir.
Ancak, bu konudaki genel
bilgilerimize baktığımızda, gençlerin toplum
tarafından kabul görme ve ekonomik çıkarı ön
planda ve birlikte değerlendirdiği
görülmektedir. Eğer benim bu saptamam doğru
ise, gençlere, avukatlar arasında, vergi
rekortmenlerinin bulunduğunu, özel uçakları
ile tatile gittiklerini, yargıçların ve
vekil edenlerin karşısında doğru
bildiklerini onurları ile savunduklarını,
yargılamaya aktif olarak katılarak kararın
oluşmasına yön verdiklerini
anlatabileceğimiz bir düzenin yaratılması
için çalışmamız gerekir.
Avukatlıkta staj konusunda
benim ve TBMM de tüm konuşanlar gibi 1969
yılını temel alan herkese yanıldığını
hatırlatmak isterim ve bu sitede yer alan
Sn. Tansu’nun yazısını okumasını öneririm.
Bu yazı, aynı zamanda, bir tarihte
avukatlığın hâkimlikle aynı yapıda
değerlendirildiğini daha sonra ayrımın
doğduğunu da dile getirmektedir. İyi bir
sosyal bilimci tarafından, geçmişte, sınavın
varlığı yokluğu, toplumsal değişmelerle
birlikte değerlendirildiğinde, kanımca
mesleğin geleceğini görebilmek açısından çok
yararlı bir çalışma olacaktır.
STAJ EĞİTİMİNDEN DE ÖNEMLİSİ
baroların üyeleri bizler olduğumuzdan
barolar öncelikle bizim mesleki
gelişmelerimizi sağlamakla görevlidir. Bu
nedenle, hep birlikte mesleki gelişmemizi
sağlayabilmek için neler yapmamız
gerektiğini düşünmek, ama düşünmenin
ötesinde uygulamaya koymak zorundayız.
Örneğin, başka meslek mensupları tarafından
bize hasredilmiş işlerin nasıl yapıldığını,
bundan ötürü elde edilen yararları görmek ve
bunlarla, bizzat ve meslek kuruluşlarımızın
desteğiyle mücadele etmek zorundayız.
Bir mesleğin ekonomik
yararına çalışmak her meslek kuruluşunun
utanmadan benimsemesi gereken görevidir.
Kısaca, “olma
rende gibi hep sana hep sana, olma keser
gibi hep bana hep bana ol testere gibi bir
sana bir bana”.