Daha önce bu web sitesinde
Hukuk Muhakemeleri
Kanunu Tasarısında Karşı Taraf Vekalet Ücreti başlığı ile Avukatlık Kanunu md. 164’te
meydana gelen değişikliğe değinmiştim. Hatta
Hukuk Muhakemeleri Kanun Tasarısının 334.
maddesinin bile var olan çelişkiyi
çözemediğini belirtmiştim.
Bu yazının yayınlanmasından
sonra, baromuz üyesi Av. Metin Yıldızhan,
Yargıtay Kararlar Dergisinin Aralık 2005
sayısının 1859. sayfasında yer alan Yargıtay
3.HD’nin 14.07.2005 gün ve 2005/7644 E
2005/7978 K sayılı kararını hatırlatarak, bu
konudaki düşüncelerimi sorduğunda,
düşüncelerimi sizlerle paylaşmamın daha
doğru olacağını düşündüm.
Avukatlık Kanunu’nun 164.
maddesinin son fıkrasında yapılan değişiklik
Yargıtay tarafından benimsenmemiştir. Bu
nedenle Yargıtay, çeşitli kararlarında
değişik gerekçelerle md.164/son'da yapılan
değişikliği benimsemediğini dile
getirmektedir. Yargıtay 3.HD’nin belirtilen
kararı da bunlardan bir tanesidir. Bu
kararda yer alan en önemli unsur, söz konusu
kararın kamu avukatlarını ilgilendiriyor
olmasıdır. Karar, kanımca iki temel
gerekçeden oluşmaktadır. Bunlardan bir
tanesi, 657 sayılı Devlet Memurları
Kanunu’nun 146. maddesinde hükme bağlanan,
kamu avukatlarına ödenecek karşı taraf
vekalet ücretinin yıllık tavan sınırının
somut olaya hangi koşullarla uygulanması
gerektiği, diğeri ise Avukatlık Kanunu md.
164/son’un 657 sayılı kanunun sınırlaması
karşısındaki durumudur. Ancak gerekçede bu
iki husus da açıkça irdelenmemiş, buna
karşılık Avukatlık Kanunu md. 164/son'un
getirdiği değişiklik, kanunun amacına uygun
olmayan bir şekilde yorumlanarak sonuca
gidilmiştir.
Öncelikle 164. maddede
meydana gelen değişikliği ve bu madde ile
ilgili görüşlerimizi belirtmekte yarar
var. 164. maddede meydana gelen
değişiklikten sonra da Yargıtay ısrarla
konuyu değişiklik öncesi hali ile yorumlamak
ve uygulamak istemektedir. Daha önceki
yazımda da belirttiğim gibi, Yargıtay karşı
taraf vekalet ücretinin, dava giderleri
kapsamında sayılması gerektiğini belirtmekte
ve buna paralel olarak da dava giderinin
taraflara ait olacağını kabul
etmektedir.Yargıtay, bu kabulü doğrultusunda
md. 164/son’daki değişikliğin vekil ile
vekil eden arasındaki ilişkiyi içerdiği,
dava gideri olarak buna hak kazanan ve elde
eden vekil edenin söz konusu parayı vekile
ödememesi nedeni ile açılacak olan davada
md.164/son’un uygulama olanağına
kavuşacağını düşünmektedir. Yargıtay’ın bu
görüşüne katılmak mümkün değil. Çünkü bu
görüş, değişiklik öncesi uygulamaya devam
etmekten başka bir amaç taşımamaktadır. Yasa
koyucu eğer eski hükmün uygulanmasını arzu
etseydi yasada bir değişikliğe hem de kısmi
bir değişikliğe gitmek gereğini duymazdı.
Hiçbir sonuç doğurmayacak bir yasa
değişikliği için zaman da ayırmazdı. Yasama
meclisi bu değişikliği yaptığına göre, amacının doğru saptanması
gerekir. Bir sözleşmenin amacının doğru
saptanması ise bizim hukuk sistemimizin
yabancısı olduğu bir kavram değildir. Özel
hukuk gerçek ve tüzel kişilerinin ve kamu
tüzel kişilerinin dahil olduğu sözleşmelerde
BK md.18 hükmü yoluyla gerçek amacın
saptanması emredilmiş oluğuna göre, aynı
ilkenin yasama meclisinin amacını saptamakta
kullanılmamış olmasını anlamak da mümkün
değildir. Bir halk deyişinde ifade edildiği
gibi yasama organı abesle iştigal
etmeyeceğine göre, maddede anlamlı bir
değişiklik yapmıştır. Bu anlamlı
değişikliğin Yargıtay kararında da
benimsenmesi ve uygulanması gerekmektedir.
Kanımca bu değişiklikteki anlam, karşı taraf
vekalet ücretinin malikinin yasayla
tanımlanır hale getirilmesini sağlamaktır.
Bu nedenle değişiklikten sonra söz konusu
paranın maliki tartışmasız bir şeklide
avukat olarak kabul edilmelidir. Kararda,
karşı taraf vekalet ücretinin davanın
taraflarına ait olarak hükme bağlanmış
olması her ne kadar 164. maddenin özüne
aykırı ise de, bu paranın gerçek malikine
dönmesi için hukukun tanıdığı yollardan
yararlanmak mümkündür. 164. maddeyi hala
eski hali ile yorumlamak, sadece karşı taraf
vekalet ücretinin gerçek maliki olan avukata
yasa koyucunun sağladığı avantaj yerine daha
uzun bir yol önermektir.
Halbuki 3. HD yukarıda
saydığımız sakıncaların üzerine bir başka
sakınca daha eklemiştir. 3. HD, 164. maddede
meydana gelen değişiklikten sonra bile
maddenin emredici norm niteliği
kazanmadığını, düzenleyici normlar arasında
değerlendirilmesi gerektiğini, bu nedenle de
maddeye aykırı şekilde olsa bile kaşı taraf
vekalet ücretinin vekil edene ait olacağının
sözleşme ile karalaştırılabileceğini hüküm
altına almıştır. Yani değişikliğin hiç bir
anlam ifade etmediğini belirtmiştir.
Yukarıda da belirttiğimiz gibi bu görüşü
kabul etmek mümkün değildir. Değişiklik
sonrası maddenin yazılımında vekil eden ile
vekile tanınmış bir seçimlik hakkın
varlığını anlamak dil bilgisi kuralları
açısından mümkün değildir. Ayrıca kararda
belirtildiği gibi bu maddenin genel ahlak,
kamu düzeni, kişilik hakları kapsamına girip
girmediğini tartışmadan, bu kuralın
düzenleyici kural olduğunu soyut bir şekilde
söylemek doğru bir davranış değildir. Çünkü
bu kavramlar, toplumda meydana gelen
değişikliklerle birlikte değişikliğe
uğramakta ve hukuk kurallarına da
yansımaktadır. Avukatın kamu görevi
yaptığını kabul ettiğimize göre de avukata
ilişkin ücretin kamu düzeninden sayıldığını
kabul etmek son derece doğaldır. Bu durumda
da Yargıtay 3. HD’nin gerekçesi tartışılır
hale gelecektir.Kanımca söz konusu gerekçe
yeterli açıklığa sahip olmayarak zaten
doğuştan tartışılır bir gerekçedir.
Burada yani 3. HD’nin
kararında, kanımca asıl tartışılması gerekli
konu, 657 sayılı kanunun sınırlayıcı hükmü
ile avukatlık kanununun karşı taraf vekalet
ücretinin malikini belirleyen 164. maddesi
arasında hangisinin öncelikli
uygulanacağıdır. Böyle bir değerlendirme
yapılırken, devlet memuru avukatın genel
anlamda avukata nazaran daha özel nitelikte
olduğunu kabul ederek, her iki kanun
arasında devlet memurları kanununun daha
özel nitelikte yasa olduğunu kabul etmek
mümkündür. Buna karşılık, avukatlık kanunu
daha yeni tarihli, devlet memurları kanunu
ise daha eski tarihli bir yasadır. Kanımca
her iki yasada da yer alan hüküm emredici
niteliktedir. Bu durumda avukatlık
kanununun emredici hükmü doğrultusunda,
karşı taraf vekalet ücretinin avukata ait
olduğu ilkesi benimsenmeli bu ilke
doğrulusunda karşı taraf vekalet ücretinin, o
kamu kurumu içinde birlikte görev yapan ama
sadece avukat titrine sahip avukatlara ait
olduğu kabul edilmeli ve bu kabul
doğrultusunda da söz konusu ücret
dağıtılmalıdır. Bu dağıtım yapılırken,
devlet memurları kanununun getirdiği
sınırlamanın etkisi ne olmalıdır diye
düşündüğümde, böyle bir sınırlamanın
gerekmeyeceğini düşünmekteyim. Çünkü
avukatlık kanununa ilişkin değişiklik yasama
meclisinden geçerken yasama meclisi devlet
memurları kanununa ilişkin bir istisna
koymak gereğini hissetmemiştir. Böylece kamu
kurumlarında yer alan dışarıdan sözleşmeli
avukat istihdamı ile kurumun kendi
bünyesinde yer alan avukatlar arasında
oluşan mali dengesizliği hem de emeğe dayalı
mali dengesizliği ortadan kaldırmayı
amaçlamış olabilir. Zaten bir dönem
belediyelerin sözleşmeli avukat
çalıştırmasına izin vermeyen düzenlemeler
unutulmuş, onların sözleşmeli olarak hizmet
alabileceği benimsenmiştir.
Yasama meclisi günün
koşullarını dikkate alarak başarının
ödüllendirilmesi gerektiği düşüncesi ile
sınırlama getiren bu istisnayı hükme
bağlamamış olabilir. Eğer böyle bir düşünce
varsa ki kanımca var, bundan ötürü kamu
avukatlarının ulaşacağı mali olanaklar
karşısında sadece hak ettikleri emek
karşılığı mali olanaklara kavuştukları için
sevinirim. Hatta ulaştıkları olanakların
benim sahip olduğum olanaklarla
karşılaştırılmasını dahi yapmam. Diğer bir
anlatımla bir meslektaşımın, bir başka
deyimle kardeşimin emeğinin karşılığını
bulmasından tedirgin olmam. Bu yüzden bu
konudaki tüm yorumlarımı yaparken objektif
olamadığımı biliyorum. Ama objektif
olmadığımı itiraf etmekten de utanmıyorum.
Kanımca 164. maddenin
getirdiği değişikliğin Yargıtay tarafından
bir kez daha değerlendirilmesinde yarar
görmekteyim.
KARAR ÖZETİ:Mahkemece; 1136
sayılı Avukatlık Kanunu’nun 164 son hükmü
uyarınca dava sonunda kararla tarifeye
dayanılarak karşı tarafa yükletilecek
vekalet ücretinin avukata ait olacağı,
aksine sözleşme yapılamayacağı, anılan
hükmün vekalet ücretine sınır getiren 657
sayılı yasaya nazaran özel yasa olduğu neden
gösterilerek, dava sonunda tarifeye göre
taraflara yükletilecek vekalet ücretinin
tamamının avukata ait olacağı yargısına
varılarak, davanın kabulüne karar
verilmiştir.
1136 sayılı Avukatlık
Kanunu’nun 164. maddede tanımlanan
“avukatlık ücreti ise
avukatın(belirli) hukuki yardımının karşılığı
olan meblağı veya değeri ifade eder.” O
nedenle taraflar arasındaki hizmet
sözleşmesinde yer alan “ücret” miktarı
Avukatlık Kanunu 164. maddesi ile tayin
edilemez.
1136 sayılı kanunun 164.
maddesinde yer alan “dava sonunda, kararla
tarifeye dayanılarak karşı tarafa
belirlenecek vekalet ücreti avukata aittir.”
Hükmü, taraflar arasındaki sözleşmeye de
uygulanabileceği bir an için kabul edilmiş
olsa da, sözleşmenin 4. maddesinde, taraflar
dava sonunda tarifeye dayanılarak karşı
tarafa yüklenecek vekalet ücretinin avukata
ait olacağını, ancak bu miktarın 657 sayılı
yasa ile sınırlı olarak ödenebileceğini
serbest iradeleri ile kararlaştırmışlardır.
Bu hükmün geçerli olup olmadığı BK md.
19/2,20 ye göre değerlendirilmelidir.
BK md. 19/2,20/1 uyarınca
emredici hukuk kurallarına, ahlaka, kamu
düzenine yahut kişilik haklarına aykırı
olmamak koşulu ile taraflar akdin
muhtevasını diledikleri gibi
kararlaştırabilirler.
Anılan hükmün
emredici olup olmadığı ise öncelikle metnin
yazılımından ve düzenleme amacından anlaşılır.
Genel ahlak, kamu düzeni, kişilik hakları,
zayıfın korunması amaçlanan hükümler
emredicidir. Avukatlık Kanunu md.164/2
fıkrasında yer alan “yüzde yirmi beşi
geçmemek üzere” üçüncü fıkrada yer alan “mal
ve haklardan bir kısmının aynen avukata ait
olacağı hükmünü taşıyamaz.” Keza “avukatlık
asgari ücret tarifesi altında vekalet ücreti
kararlaştırılamaz” ifadelerine rağmen
mahkemece karşı tarafa yüklenecek vekalet
ücretini avukata ait olacağına ilişkin md.
164/son hükmü yasaklayıcı bir anlatım
içermediği gibi bu hükmün genel ahlak, kamu
düzeni, kişilik hakları ve zayıfın korunması
haklarına ilişkin olmadığı bu nedenle
düzenleyici norm olduğu kabul edilmelidir.