|
Görüş ve Düşünceler Hayata Geçirilmediği
Sürece
Ne
İşe Yarar?
"...sayısal yönden
kalabalık sınıflarda tek yönlü sunum ortamında verilen eğitimin çağdaş
eğitim sisteminde yerinin bulunmadığını anımsatmak isterim". Bu sözler
Ankara Barosu başkanı Semih Güner'e ait ve söylendiği tarihten bu yana
yaklaşık bir buçuk sene geçti. Peki, başkanı olduğu Ankara Barosu'nun
staj eğitimi bu bir buçuk sene de nereden nereye gelebildi ve nereye
gidecek? Tasarımında en çok 45-50 kişi arasında alabileceği öngörülen,
kışın soğuk ve havasız yazın ise sıcak ve yine havasız iki adet sınıfta
60 kişilik gruplar halinde haftada üç saat bulunmaya stajyer avukatları zorunlu
tutan Ankara Barosu yönetimi Staj Eğitimi verdiğini mi
sanıyor, yoksa eziyet görmeyenin avukat olamayacağını ve/veya olmaması
gerektiğini mi düşünüyor?
Sayın başkanın yukarıdaki sözlerinin devamında,
"...Ne
yapılırsa yapılmalı ve mutlaka az sayıda öğrenciden oluşan sınıflarda
aktif eğitim teknikleri kullanılarak öğretim yapılmalı ve uygulama
öğretimde önemli bir yere taşınmalı veya yer verilmelidir. Uygulamadan
verilecek örneklerle anlatım zenginleştirilmeli, teorik bilgi yanında
somut olay uygulaması, atölye çalışması veya benzeri etkinliklerle
öğretimde yerini almalıdır. Bunlar yapılırken araştırmacı hukukçu
kimliği göz ardı edilmemeli, derste anlatılanların ses kayıt
aygıtlarıyla kaydedilerek veya tutulan notların fotokopi yoluyla
çoğaltılıp, dağıtılarak sınavlara hazırlanma yolu engellenmelidir. Bu
uygulama sürdüğü takdirde vizyonu olmayan, hukuk mantığı gelişmemiş
kişilerin avukatlık ve yargıçlık mesleğini daha da yozlaştıracağı
endişesi artarak sürecektir."
görüşü de yer almaktadır.
(Bu bölümün alındığı yazının metnini
http://www.barobirlik.org.tr/yayinlar/makaleler/avsemihguner.doc
adresinden indirebilirsiniz.)
Kuşkusuz sayın Güner, yukarıdaki sözlerini hukuk öğrenimi
için söylemiştir. Ancak, bu söylenenler hiç tartışmasız meslek eğitimi
için de geçerlidir.
Peki Ankara Barosu'nun staj eğitim programı ve uygulaması nedir? Kısa
bilgi verelim;
-
Ankara Barosu Eğitim Merkezi (ABEM) olarak adlandırılan mekanda esasen
sadece iki adet derslik bulunmakta olup mimari projeye göre her bir
dersliğin en çok
alabileceği dinleyici sayısı 45 ila 55 arasındadır. Üçüncü bir
derslik olduğu iddia edilebilirse de, üçüncü derslik ancak 15 kişi
alabilmekte ve staj eğitiminin Ankara Barosunca uygulanan programına
elverişli bulunmamaktadır.
-
Dershanelerde standart donanım olarak tepegöz, bilgisayar ve
bilgisayara bağlı yansı, perde ve beyaz tahta bulunmasına rağmen,
eğitimcilerin eğitimsizliği nedeniyle donanım verimli
kullanılamamaktadır.
-
Dershanelerin havalandırma sisteminin sorunu ABEM'in kuruluşundan
(2002 yılının üçüncü çeyreğinden) bu yana çözülmediğinden, dershaneler soğuk günlerde
soğuk, sıcak günlerde bunaltıcı sıcak ve her iki halde de
havasızdır. Öyle ki 40 dakikanın bitiminde stajyer havasız kalmış
her insan gibi telaşla kendini dışarı atmaktadır.
-
Stajyerler 60 kişilik gruplara ayrılmış olup, her grubun sorumlu bir
gözetmen avukat bulunmaktadır. Gözetmenler stajyerin devamını takip etmekte ve
onları sosyal aktivitelere (ve özellikle baro yönetiminde olanların taraftarı olmaya) yönlendirmektedir. Böyle
yönlendirme yapmayacağı ya da yapamayacağı düşünülen bir avukatın
ise staj kuruluna alınması ya da staj kurulunda barındırılması pek
mümkün olamamaktadır. Yani, gözetmen avukat için liyakat ölçüsü baro yönetiminde olanların
taraftarı olmaya yönlendirmekte göstereceği başarıdır. Bu ölçüye göre layık
olanları ayıklayabilmek ya da
yanlışlıkla görevlendirilen bir meslektaşı dikkat çekmeksizin
uzaklaştırabilmek için, bir gelenek gibi yutturularak her yıl Temmuz
ayında gözetmenler istifa ettirilmekte ve her yıl Eylül ayında baro
yönetimi tarafından yeni
görevlendirilmeler yapılmaktadır. Tabii bu arada, istenmeyen gözetmen
görevlendirilmemektedir. Böylece, gözetmen sanki kendisi istifa
etmiş gibi bir görüntü verilmektedir. Son örneği 2003 yılında yaşanmış olup, istifası
alınan gözetmenlerden bir kaçı gruplarının dönemi bitmemiş olmasına
ve kendilerinin de gözetmenlikten ayrılma isteği olmamasına rağmen yeniden görevlendirilmemiştir.
-
Ne gözetmenler ne de diğer ders verenler, Eğitim Metotları
eğitimi görmediğinden kabul edilebilecek en asgari ölçülerde
dahi eğitimci değildir. Tabii, eğitim verecekler için Staj Eğitiminin özellikleri
dikkate alınarak hazırlanmış bir "Eğitim
Metotları Eğitimi"nin gerekliliğini ve eğitimci eğitiminin bir
kaç saatlik seminerlerle sağlanamayacağını Ankara Barosu yönetimine -hele
bir süre staj kurulunda mesaisini harcadığı için kendini eğitim
uzmanı sananlara- anlatabilmek deveye hendek atlatmaktan zordur.
-
Stajyer sayısı bini aştığı için grup sayısı arttırılmış ve haftalık
ders saati her grup için 4 saatten 3 saate düşürülmüştür. 2003-2004
döneminde binin üzerinde stajyer bulunduğu düşünülürse, grup
sayısının 15 ve üzeri olduğu hesaplanabilir. (Ankara Barosu web
sitesinde yayınlanan staj kurulu üyelerinin sayıları da 01/07/2004
tarihinde 16'dır. Şu sıralar yeni stajyerlerde gelmekte olduğundan
grup ve gözetmen sayısı da olasılıkla 18'e, belki daha yukarı çıkmıştır.)
-
Avukatlık Hukuku dersleri için temel kitap Av. Semih Güner'in
(Ankara Barosu başkanı)
"Avukatlık Hukuku" kitabı olup, dershanelerin kalabalık olması
nedeniyle konuların tartışılarak ve stajyerlerin aktif katılımı ile
işlenebilmesi mümkün olamamaktadır. Kuşkusuz, eğitimci görevini
üstelenen ya da üstlendirilen gözetmenlerin de eğitim konusunda
eğitimsiz olmaları nedeniyle temel kitap olmasına rağmen, konferans biçiminde işlenen konuların
tüm gruplar için standartlığının sağlanmış olduğunu
söyleyebilmek mümkün görünmemektedir.
-
CMUK, HUMK gibi temel konularda ise esasen iyi planlanmış bir eğitim
mevcut değildir. Konular, anlatanın isteğine ve önceliklerine bağlı olarak
işlenmektedir. Bir gruptan diğerine konuların alt başlıklarının dahi
değişik anlatıldığı stajyerler tarafından söylenmektedir.
-
2002-2003 döneminde programlı bir hazırlığa dayalı olarak ve
sınıf 60 kişi olmasına rağmen stajyerin işlenen konuya katılımını sağlayabilmek
amacıyla farklı yöntemler ve donanımlar kullanılarak
verilen CMUK eğitiminin yerini, sistemsiz ve eğitim konusunda
deneyimsiz eğitimcilerle verilen CMUK programı ya da programsızlığı
almıştır. (2002-2003 döneminde staj programı için hazırlanan Staj CMUK eğitiminin
esasen 15 kişilik olan Avukat CMUK eğitim programının 60 kişi için
uyarlamaya çalışılarak ortaya çıktığını ve bu nedenle bazı hataların
olduğunu, ancak her şeye rağmen dönem sonu anketlerde staj eğitimi
süresince en başarılı
eğitimin CMUK eğitimi, en başarılı eğitimcilerinde CMUK eğitiminde
yer alan avukatlar olduğunu lütfen not ediniz. Yönetimin ve staj
kurulu başkanı ile bazı gözetmenlerin bütün ısrarlarına rağmen
stajyer CMUK eğitiminde not dağıtılmamış, eğitim tümüyle
uygulamalı ve tartışmalı olarak yapılmaya çalışılmıştır.)
-
2000 yılında stajyer avukatların katkıları ile
programı hazırlanıp başlatılan, bilgisayar ve Internet kullanmanın
temel prensiplerini öğretmek ile sınırlı amaçlı olan bilgisayar
eğitim programı, 2000-2001 yıllarında istekli stajyer avukatlar için
baronun çıkma 4 bilgisayarı ile uygulanabilmiş, baronun Adli Yardım
Merkezine yer ihtiyacı nedeniyle programın uygulamasına devam
edilememişti. 2003 yılı başında ABEM'de toplam 12 yeni
bilgisayarlı bilgisayar eğitim odası olmasına rağmen, stajyerlere
bilgisayar eğitimi verilememiştir. Avukatlara verildiği iddia edilen
bilgisayar eğitiminin başarısı hakkında ise eğitim sonuç raporu veya
anketi vb. bir kaynak bulunmamaktadır. Bahsedilen eğitimin sürekli
olamaması aslında başarısızlığının göstergesidir.
Her ne kadar toplantılarda ve fırsat yakalandıkça yapılan açıklamalarda, ABEM ballandırılarak ve olağanüstü başarılı gibi anlatılsa da mevcut
durumu yukarıda anlattığımız gibidir. Şu günlerde yenilenmesi devam eden
ve muhtemelen Ankara Barosunun 2004 yılı Ekim ayında yapılacak genel
kurulundan önce bitirilecek konferans salonunun da baro tarafından
uygulanan staj eğitim programı ile elde edilebilen eğitim kalitesine çok bir
katkısı olmayacaktır. Aslında, staj eğitiminin kalitesinden dahi bahsedebilmek
mümkün değildir. Çünkü ortada yararlı olduğu kabul edilebilecek bir staj
eğitimi bulunmamaktadır.
Bu yazdıklarımıza staj eğitim programının ders
saatleri gösterilerek karşı çıkılabilir. Ancak, bu karşı çıkış zayıf ve
temelsiz olacaktır. Çünkü, Ankara Barosu staj eğitim programında sadece
öğretim amaçlanmıştır ve belirlenmiş konularda -ki buna Avukatlık Hukuku
da dahildir- sadece hukuk öğretilmeye çalışılır.
Hukuk sadece bilgidir ve bu nedenle öğretilir
ve/veya öğrenilir. Bir avukat için hukuk bilgisi, mesleğini yapabilmesi
için zorunlu olarak sahip olması gerekendir. Avukatlık bir meslek
olduğundan bir avukatın nasıl
davranması gerektiği öğretilemez ve fakat avukat davranışında
bulunabilmesi için kişi eğitilebilir. Bu görüşümüzü esasen sayın
başkanın "Hukuk
bilim, avukatlık ve yargıçlık ise sanat ve meslektir. Bu nedenle akademik
hukuk öğreniminin yanı sıra bir de mesleki eğitime gerek bulunmaktadır.
Eğitimi 'bir kişiyi, üzerinde işleyerek güdülen amaca göre geliştirmek,
olgunlaştırmak, yeterli hale getirmek' olarak kabul edersek, bir
mesleğin özellikle avukatlık gibi sanatsal boyutu olan bir mesleğin
yapılabilmesi için mutlaka meslek eğitimine gerek bulunmaktadır."
sözleri desteklemektedir.
Gerek meslek
eğitiminin, gerekse eğitimi verecek kişilerin eğitiminin planlaması ise
yoğun ve yorucu bir çabayı gerektirir. Ankara Barosu yönetiminin renkli
afişlerle duyurduğu bir kaç saatlik seminerler ile meslek eğitimi ya da
eğitimi verecek kişilerin eğitildiğinden bahsedebilmek mümkün değildir.
Yukarda görünümünü
çizdiğimiz Staj Eğitiminin halihazırdaki durumu, baro yönetiminin sayın başkanın
düşünce ve görüşlerine uygun uygulamaları başlatamadığı ve bize göre esasen
başlatma niyetinin de olmadığını
göstermektedir. Ama, yönetimin verimli bir eğitim yapılıyormuş izlenimini verme
amacında olduğu ve becerebildiği her gösteriyi yapmaya çalıştığı kesindir.
Peki Neden?
Staj eğitiminde,
eğitimden çok grup aktiviteleri olarak kabul edilen piknik, yemek,
futbol karşılaşmaları gibi düzenlemelere öncelik verilmesinin, derslerde
ise sadece öğretim yapılıyor görüntüsü verilmeye çalışılmasının amacı ne
olabilir? Eğer sağlıklı bir eğitimin gerçekleştirilmesi amaçlanmıyorsa,
bu kadar stajyer avukat neden her hafta bir kaç saat bir araya
getirilmekte, bundan da öte adeta grup yemeklerine, pikniklere,
futbol turnuvalarına katılmaya yöneltilmekte ve hatta zorlanmaktadır?
Bizim aklımıza tek bir cevap geliyor. Yöneticiler ve/veya içlerinden bir
kaçı kendi yandaşlarının yönetimi devam ettirmelerini ya da yönetimde
olmalarını sağlamayı temel
alıp, bütün eylemlerini bu amaca tabi kıldıklarında, artık ne avukat stajyeri
eğitiminin yeterliliğinin önemi kalır,
ne de başkanın eğitim konusundaki görüşlerine itibarın önemi.
Aslında "baro yönetimlerinin seçildikleri tarihten itibaren sonraki
genel kurulda yapılacak seçimleri hedefleyerek çalıştıkları" yolundaki
görüş bize ait değil. 2004 yılı Ocak ayında yapılan kurultayın son
gününde açıkça ifade edilmiş ve DSAG'ın "Baro Büyüğümüz" olarak
tanımladıkları avukatlar tarafından da şiddetle karşı çıkılmıştı.
Başka nedenler de olabilir. Ancak, ileri
sürülebilecek nedenlerden hiç biri "kaynak yok" olamaz. Çünkü, stajyer
kaydından elde ettiği gelirin yanı sıra Ankara Barosu'nun pul
paraları nedeniyle TBB'den aldığı pay da vardır.
Keza, "nasıl yapılacağını bilemedik" de bir neden
olamaz. Çünkü, eğitimin nasıl planlanması gerektiğini bilen ya da
planlayacak kişileri organize edebilecek deneyime sahip avukatlar baroda
vardır ve bizce yönetim kimler olduğunu bilebilecek durumdadır. Bu
avukatlarla baro yönetimi çalışmak ister mi? İşte sorun buradadır. DSAG
liyakat ölçüsüne uymayanlarla baro yönetiminin çalışmak istemesi pek
mümkün değildir.
Her kesin her şeyi bilmemesi ve bilenlere sorması
olması gerekendir. Ancak, kişinin bildiğini sanması ve hatta iddia
etmesi tek kelime ile "ukalalık" dır. Birileri baro yönetiminin "her şeyi
ben bilirim" iddiasında olduğunu ileri sürebilir. Bu doğru değil.
Aslında, bu dönem baro yöneticileri içinde ukala olarak tanımlanacak
kişi sayısı hemen yok gibidir. Zaten, eğitim ile ilgili çalışmanın nasıl
yapılacağını bilen ya da bilebilecek deneyime sahip olanların
uzaklaştırılma tavrının nedeni asla her hangi birinin ukalalığı
değildir.
Doğal olarak böyle bir yönetimin
sonucunda kazanan ve kaybeden taraflar
olmaktadır;
-
Bir sonraki genel kurulda yapılacak seçim için
çalışanlar kendi yandaşlarına biraz oy kazanırlar.
-
Kazanılan oyların sahipleri ise koruma altına
girdiklerini hisseder ve gelecekleri için faydalı olacağını
düşünürler. Umutları ve hayalleri de vardır. İçlerinden bazılarının
umutları tabii ki boşa çıkmayacaktır. Yakın temasta ve uyumlu
oldukları sürece (ki bu, DSAG deyimiyle "Baro Büyükleri"nin her
dediğini tartışmasız ve düşünmeksizin yapmaktır) DSAG içinde yer
edinebilirler.
Ancak,
-
Ankara Barosu staj nedeniyle elde ettiği geliri
eğitimin planlamasına ve yararlı bir eğitimin gerçekleştirmesine
harcamayarak, gösterişli ve etkileyici görünümde olması için
gösterilen tüm çabalara rağmen yetersiz ve yararsız bir staj eğitimi
(ya da olmayan staj eğitimi) ile itibar kaybeder.
-
Stajlarını tamamladıklarında Stajyer
avukatların yanlarına kalan ise, bir sene boyunca her hafta eziyet
çektikleri en az üç saatleri ile öğrencilikten mesleğe adım
atarken yollarını doğru çizmelerini sağlayacak yol gösterici ve
yararlı bir eğitimin olmamasının getirdiği güvensizlik ve şaşkınlık
halidir.
Etkin ve yetkin konumda olmasına rağmen
Ankara Barosu başkanı Semih Güner "...Ne
yapılırsa yapılmalı ve mutlaka.."
sözleriyle başlayan
görüşlerini
hayata geçirmemiştir, ya da geçirememiştir. Peki, görüşleri ya da bilgisi ne işe yaramıştır?
Hiç kuşkunuz olmasın, bu soruya bulacağınız doğru
cevap bundan sonraki DSAG başkan adaylarının ya da başkanlarının bilgileri
ve/veya kişisel görüşlerinin ne işe yarayacağı konusunda da geçerli
olacaktır.
Av. Hasan Aydın Tansu
Ankara, 14/07/ 2004
|