|
AVUKATLIK
KANUNU (II)
TBB Genel
Kurulunda Neden "doğal üye"?
1136 sayılı Avukatlık Kanununun yürürlüğe girdiği 1969 yılından bu yana,
114/2 madde ilk kez 3003 sayılı yasa ile 1984 tarihinde değiştirilmiş
ve "gizli oy" esası getirilmiştir. Daha sonra, 2001 yılında 4667 sayılı yasa ile
yapılan değişiklikle, görevde bulunan baro başkanlarıyla TBB
başkanlığı yapmış ve yapmakta olan avukatlar TBB genel kurulunun seçme
ve seçilme hakkına sahip doğal üyeleri olarak kabul edilmiştir.
Avukatlık Kanununa "doğal üyelik" kavramının getirilmesine gerek
var mıydı? Ya da, ne gerek vardı?
Bu soruyu cevaplamadan önce, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 1969
yılındaki ilk halini irdelemek uygun olacaktır.
1136 sayılı yasanın 1969 yılındaki 114/2 maddesi
Avukatlık Yasasının 114/2 maddesinin
1969 yılındaki ilk hali, "Genel Kurul, baroların avukatlıkta en az onbeş yıl kıdemli olan üyeleri arasından seçecekleri ikişer delege ile
ile kurulur." şeklinde idi. Halen ilk haline göre bir değişiklik
görmeyen sonraki paragraf ise, "Avukat sayısı yüzden fazla olan barolar,
yüzden sonraki her üçyüz üye için ayrıca bir delege seçerler" hükmünü
getirmektedir.
1969 yılında Türkiye'deki toplam avukat sayısı 2003 yılındaki sayıya
göre çok daha azdı. Diğer yandan Türkiye'nin sosyal ve ekonomik yapısı
ve bu temele bağlı olarak oluşmuş değerleri ile değer yargıları farklıydı. Kuşkusuz o dönemde yasayı hazırlayanların tartıştıkları konular ve yasadan beklentileri de farklıdır. Hukuk düzeni
açısından baktığımızda ise, en önemli farklılık,
1961 Anayasa'sının yürürlükte olmasıdır. Kısaca, yaşadığımız Türkiye
farklı olduğundan mesleğe bakış ve meslek örgütünün yapılanışından
beklentiler farklıdır.
1969 yılında Türkiye'deki toplam avukat sayısı üç binin altındadır.
Büyük olasılıkla, 1136 sayılı yasa hazırlanırken, baro ve TBB
örgütlenmesi 1972 tarihli dernekler kanununda da yer alan delege sistemi
temel alınarak tasarlanmış ve baro üyesi avukatların -baro tüzel
kişiliğinden ayrı olarak- birlik organlarının belirlenmesine
katılması amaçlanmıştır. Bu amaç nedeniyle, baro başkanları ve/veya
baro organlarına seçilenler doğrudan delege olamamaktadır. Yani baro
organlarına seçilenlerin delege olabilmeleri için ayrıca delege olarak
seçilmeleri gerekmektedir. Esasen baro organlarına seçilenlerin delege
olarak seçilmelerine bir engel getirilmemiş ise de, baro organlarına
seçilenleri doğrudan TBB delegesi kabul etmemekle yasa, baro
yöneticilerinin delege
seçilmelerini uygun görmediğini ve delegelerin baro organlarına
seçilenlerin dışında seçilmelerinin
uygun olacağını belirlemektedir. Bu, o dönem için, olası en akılcı
çözümdü, ya da tasarlayanların daha iyisini yaratabilmeleri için
gereklilikler ve/veya zorunluluklar bulunmuyordu.
1969 yılı ile 2004 yılı arasında barolar açısından çok önemli bir fark
daha bulunmaktadır. Baroların müdafi tayini görevi ve yükümlülüğü
1969 yılında yoktu, o tarihte Adli Yardıma bakış açısı da çok daha
farklıydı. Bilindiği gibi, 1992 yılında CMUK gereğince baroların müdafi
tayini görevi getirilmiş, 1969 yılında yürürlüğe giren avukatlık
yasasında yer alan "Adli Müzaheret", 4667 sayılı yasa ile 2001 yılında
tümüyle değiştirilmiştir. Şimdi baroların, her ikisini de çağdaş bir
anlayışla örgütlemesi ve yerine getirmesi gereken iki kamu görevi
bulunmaktadır. Bu görevler için mali kaynak temel olarak hazine
gelirleridir. Bu da, görevlerin beraberinde getirdiği yükümlülükleri yerine
getirebilmek için çağdaş bir anlayışla örgütlenmelerini zorunlu
kılmaktadır ki, örgütlenme anlayışı hiç kuşkusuz 1969 yılının kabul ve
görüşlerinden farklı kabuller ve görüşler temelinde biçimlenebilecektir.
O günlerin sosyal ve ekonomik koşullarının gerektirdiği avukatlar arası rekabet kurallarının, yasaya sadece reklam yasağı
olarak yansıdığını ve avukatlar arasındaki mesleki rekabetin ağırlıklı
olarak
reklam yasağı bazında değerlendirildiği nazara alınırsa, o yıllardaki
avukatlık ve meslek örgütleri barolar, sanırım daha doğruya yakın
algılanabilecektir.
TBB genel kurulunun, her baro genel kurulunun seçeceği en az 2 ve üye sayısı yüzden fazla
olan baroların her 300 üyesi için 1 delege eklenerek bulunacak delege
sayısıyla oluşturulacağının kabulü, o günün
koşullarında kabullenilebilir bir düzenlemedir.
Baroların üye sayısının düşüklüğü nedeniyle, 114. üncü madde ile
getirilen prensip o tarihte en uygun olarak görülebilirdi. Çünkü,
muhtemelen İstanbul barosu hariç tüm baroların üye sayıları 800 ün
altında idi ve İstanbul barosu hariç tüm baroların TBB delege sayısı
2 ila 4 arasında değişmekteydi.
Ancak, o tarihlerde kabul edilebilir olması, delege belirleme yönteminin adil olduğu
anlamına gelmemektedir. O tarihte İstanbul barosunun 1700 üyesi olduğunu
kabul ettiğimizde, İstanbul barosunun delege sayısı 7 olarak
hesaplanacak ve her delege 243 üye adına TBB genel kuruluna katılıyor
olacaktı. Diğer yandan, üye sayısı en düşük baro , TBB
genel kurulunda 2 delege ile temsil edilecek ve üye sayısı en az 15
kabul edilerek her delege 8 üye adına
genel kurula katılmış olacaktır. Bu örnek, avukatların delege seçme gücü
arasındaki farkı da göstermektedir. Örnekte, İstanbul barosundaki
avukatın delege seçme gücü 1/243 iken, üye sayısı 15 olan baroda bir
avukatın delege seçme gücü 1/15'dir.
TBB'nin mali gücü her baro üyesi meslektaştan tahsil edilen
kesintilerden oluşmakta ve her avukat TBB gelirleri için
eşit ödeme yapmaktadır. O halde, bir avukatın delege seçebilme gücü ile
diğer meslektaşının delege seçebilme gücü eşit olmalıdır.
Esasen,
delegenin sözcük anlamı da TDK sözlüğüne göre "Kendisine yetki
verilerek bir yere veya birinin katına gönderilen kimse, elçi, murahhas"
dır. TBB delegelerinin yetkisi, sadece
TBB genel kurullarına katılmak olup, Baro genel kurullarında
baro üyesi avukatlar tarafından seçilerek yetkilendirildikleri, kanunun
düzenlemesinden anlaşılmaktadır. Bu durumda, 1969 tarihinde yürürlüğe giren Avukatlık
Kanununun, TBB genel kurullarının, baro genel kurulunda seçilerek
yetkilendirilen baro üyesi delegelerden kurulacağını temel ilke olarak
kabul ettiği tartışmasızdır.
Delegelerin baroyu temsil ettiğine dair bir ifade yasanın metninde yer
almamaktadır. Delegeler sadece TBB genel kurulunun oluşturulması için
gereklidir. Avukatlık Kanunu baroyu sadece baro
başkanının temsil edeceğini kabul etmektedir. O halde delege, baronun
temsilcisi değildir. Delege, baro genel kurulunu oluşturan üyelerin, TBB
genel kurulunu oluşturmak üzere seçerek yetkilendirdikleri baro
üyeleridir.
Eğer, TBB genel kurulunun, üye tüzel kişilerden oluşacağı kabul edilmiş
olsaydı bunun için ayrıca delege seçmeye ya da delege sistemini kabule gerek
olmayacaktı. Çünkü, tüzel kişilik olan baroyu temsil görevi, yasanın 97/1 maddesi hükmü
gereği baro başkanına aittir. Ancak, delege sistemi ile
gerçekleştirilmek istenen farklıdır. Delege
sisteminin uygulanmasında en önemli etken; bizce -baro yönetimlerinden
ayrı ve bağımsız bir organ olarak- seçilmiş delegelerin en geniş
katılımı ile oluşan TBB genel kurulunu oluşturma isteğidir.
4667 sayılı yasa ile getirilen düzenleme sonrası 114/2 maddesi
4667 sayılı yasa ile değişik madde 114/2, "Genel Kurul, baroların
avukatlıkta en az on yıl kıdemi olan üyeleri arasından gizli oyla
seçecekleri ikişer delege ile kurulur. Görevde bulunan baro
başkanları ile Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı yapmış ve yapmakta
olan avukatlar, Birlik Genel Kurulunun doğal üyesidirler, oylamalara
katılma, seçme ve seçilme hakları vardır." şeklindedir. 1969
yılındaki haline göre bir değişiklik görmeyen sonraki paragraf ise
"Avukat sayısı yüzden fazla olan barolar, yüzden sonraki her üçyüz üye
için ayrıca bir delege seçerler" hükmünü getirmektedir.
1136 sayılı yasanın ilk halinde bulunmayan "doğal üyelik" kavramı 4667
sayılı yasa ile yapılan değişiklikle getirilmiştir. Doğal üyeler, "delege" değildir. Çünkü, yukarıda da belirttiğimiz gibi delege,
"Kendisine yetki
verilerek bir yere veya birinin katına gönderilen kimse, elçi, murahhas"tır.
Delegenin temel özelliği, biri ya da birileri tarafından yetki verilmesi
yani seçilmiş olmasıdır. Üye, "Herhangi bir topluluğu oluşturan bireylerden her biri", doğal üye
ise, "Kendiliğinden ve/veya insanın seçme iradesi olmaksızın herhangi
bir topluluğu oluşturan bireylerden biri" anlamına gelmektedir. Bir
başka deyişle delege ile doğal üye arasındaki fark, delegenin var
olabilmesi için tabanın iradesinin zorunlu olması, doğal üyenin var
olabilmesi için ise taban iradesinin gerekli olmamasıdır. Yani, taban
istemese ve seçmese de, doğal üye var olabilmektedir.
Avukatlık Hukuku (genişletilmiş 2. baskı) adlı yapıtının 528. sayfasında
şu anda Ankara barosu başkanı olan değerli meslektaşımız Semih Güner, "Seçimle
belirlenen delegelerin yanı sıra görevde bulunan baro başkanları ve TBB
Başkanlığı yapmış ve yapmakta olan avukatlar da doğal delege sıfatıyla
Genel Kurula katılırlar" görüşündedir. Sanıyoruz, değerli
meslektaşımız "sıfat" sözcüğünü "Bir kimsenin görev, ödev, toplumsal
veya hukukî bakımdan yeri ve özelliği" anlamında kullanmaktadır.
Sözcüğün bu anlamından hareketle, değerli meslektaşımızın görüşüne katılabilmek mümkün
değildir. Öncelikle, görevde bulunan baro başkanları
ile TBB başkanlığı yapmış ve yapmakta olan avukatların delege sıfatıyla
genel kurula katılmaları amaçlanmış olsaydı, yasanın metni "...
Görevde bulunan baro başkanları ile Türkiye Barolar Birliği Başkanlığı
yapmış ve yapmakta olan avukatlar, Birlik Genel Kuruluna delege
sıfatıyla katılırlar." şeklinde olurdu. Yasada böyle bir
düzenleme yapılmamasının ya da yapılamamasının nedeni "delege"nin temel
unsurunun seçilerek yetkilendirilmiş olmasındadır. Yani delege,
seçilerek yetkilendirilmiş olandır ve görevi TBB genel kurulunu
oluşturmaktır. Baro başkanı ise, böyle bir görev için seçilmediği gibi,
görevi de TBB genel kurulunu oluşturmak değildir.
Seçilerek görevlendirilmiş olmayan ve fakat unvanları nedeniyle yasal
düzenlemeyle üye kabul edilenler, sadece "Doğal üye" ya da
"Onur Üyesi" gibi adlandırılabilirler ve "delege" sıfatını kazanabilmeleri mümkün değildir.
Diğer yandan, seçme ve seçilme hakkına sahip doğal üyeliğin kabulü, aşağıda açıkladığımız
nedenlerle sakıncalıdır.
Birliği oluşturan baroların yöneticilerinin, birlik genel
kurulunda seçme ve seçilme hakkında sahip üye olması doğru mu?
Bizce doğru değildir. Baro başkanı ve baro organlarında görevli
kişilerin bırakın doğal üye olmaları, seçilerek delege olmaları dahi
yasa hükmü ile engellenmelidir. Çünkü, öncelikle baro genel kurullarının iradesi zayıflatılmış
ve "delege" sistemi ile erişilmek istenen amaç saptırılmış olmaktadır. Sonra, aşağıda sıralayacağımız sakıncaların ortaya çıkmasına
zemin hazırlanmaktadır.
Lütfen hatırlayınız; Avukatlık yasasında baro
başkanının TBB organlarına seçilmesini engelleyen hiç bir hüküm
bulunmamaktadır. Yani, herhangi bir baro başkanı TBB organlarına seçilebilir
ve barodaki görevi ile birlikte TBB deki görevini sürdürebilir.
Bilindiği gibi, 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 78/3 maddesi "Baro
başkanlığı, baro yönetim ve disiplin kurulu üyelikleri ve denetçilik bir
kişide birleşemez." hükmünü getirmektedir. Ancak, benzer bir hüküm TBB
organlarında görev alanlar için bulunmadığı gibi, TBB organlarında görev alanlar için bu
hükme atıf da yapılmamıştır.
Bir baro başkanı TBB yönetim kurulu üyesi olduğu takdirde, TBB yönetim
kurulunun, yasanın 121/10 maddesinde belirtilen "Kanunlarla başka bir
merci veya organa verilmiş olmamak şartıyla, baroların kararlarına karşı
yapılan itirazları incelemek ve karara bağlamak" görevine katılacaktır.
Aynı şekilde, 121/11 madde düzenlemesi yol göstericiliğinde 77/2 maddede belirtilen
"baroların kurulması ya da birleştirilmesine karar verme" görevinin yanı
sıra, 121/12 maddede yer alan "Baro Genel Kurullarını olağanüstü
toplantıya çağırmak" ve 121/17 maddede belirtilen "Barolar arasında
çıkan anlaşmazlıkları çözümlemek", 142/2 maddede belirtilen "disiplin
kovuşturmasına yer olmadığına dair baro yönetimi kararlarına itiraz
hakkında karar
verme", görevlerine de katılacaktır. Yönetim kurulu başkanı olduğu
baronunun kararına itiraz merciinde ve/veya o baronun kararları ve
eylemleri ile ilgili kararların alınabileceği yönetim kurulunda, o
baronun başkanının yer almasının uygun olmayacağı tartışmasızdır.
Diğer bir örnek, bir baro başkanının TBB disiplin kurulu üyesi ve hatta
başkanı olması halidir. Bilindiği gibi, şikayet veya ihbar sonrası baro
yönetim kurulunun kararı ile disiplin kovuşturması açılır ve kovuşturma
baro disiplin kurulu tarafından yapılır. Disiplin kurulunun
meslektaşımız hakkında verdiği karar aleyhine, TBB disiplin kuruluna
itiraz edilebilir. Disiplin kovuşturmasını başlatan kararda imzası
bulunan kişinin (baro başkanının), bu kovuşturma sonucu verilen disiplin
kararına itiraz hakkında karar verecek heyette bulunması uygun mudur?
Örnekleri çoğaltmak mümkün. Ancak, en önemli konu 1136 sayılı yasanın
139/2 maddesinde, "Baro başkanı, baro yönetim ve disiplin kurulu
üyeleri, kendi haklarındaki kovuşturmalarla ilgili görüşme ve kararlara
katılamazlar." hükmü, baro organlarında yer alan meslektaşlarımız
açısından getirilmiş olmasına rağmen, TBB organlarında yer alan
meslektaşlarımız için böyle bir hükmün yasada yer almayışıdır.
Benzer bir eksiklik, TBB disiplin kurulu üyelerinin
reddi ve istinkafı için düzenleme getiren bir maddenin yasa da yer
almayışı ya da baro disiplin kurulu üyelerinin reddi ve istinkafı için
hüküm getiren 151. maddeye atıf yapılmayışıdır.
Bilindiği gibi, TBB organlarında görev alan tüm meslektaşlarımız serbest
avukat olarak faaliyetlerini sürdürmektedir ve mesleki faaliyetini
sürdüren bir avukatın
şikayet ve/veya ihbarın muhatabı olması her zaman olasıdır.
Diğer yandan, baro başkanları yöneticidir. Her ne kadar baroyu temsil
yetkisi olsa da, TBB genel kurulunda ifade edeceği görüşler, kendine ya
da en iyi ihtimalle baro yönetim kuruluna ait olacaktır. Oysa, barolarda yönetim kurulu ile tabanın
farklı düşünüyor olması olasıdır ve bu farklılık, yönetici olmayan delegeler
ve o delegelerin oy gücü ile TBB genel kurulunda ifade edilip,
savunulabilir.
Seçimli genel kurul sırasında TBB başkanlığı görevinde olan ve fakat
delege olarak seçilememiş TBB başkanı ile önceki TBB başkanlarının TBB
genel kurulunun seçme ve seçilme hakkına sahip doğal üyesi olmasında
durum daha da ilginçtir.
4667 sayılı yasa ile getirilen değişiklik ile, 114/2 maddeye eklenen
cümlede "Görevde bulunan baro başkanları ile Türkiye Barolar Birliği
Başkanlığı yapmış ve yapmakta olan avukatlar, Birlik Genel
Kurulunun doğal üyesidirler, oylamalara katılma, seçme ve seçilme
hakları vardır." denilmektedir.
Avukatlık bir meslektir ve mesleği icra etmeyen ya da edemeyen kişiyi
avukat olarak tanımlayabilmek mümkün değildir. Bir başka deyişle
avukatlığı yaptığı ya da yapabildiği sürece kişiye avukat diyebilmemiz
mümkündür. Avukatlık yapmayan kişi, ya geçimini sağlayan başka bir iş
yapmaktadır, ya da emeklidir. Bu değerlendirmeden hareketle; Avukat,
avukatlık yapan kişidir.
Baro levhasına kayıtlı olan herkesin avukat olduğunu iddia eden görüşler
de bulunmaktadır. Bu görüşler kabul edilir ise avukatlık yapmamasına
ve/veya yapamamasına rağmen halen baro levhasına kayıtlı olanların
avukat olduğu ve bu nedenle diğer şartlara haiz ise Birlik Genel
Kurulunun doğal üyesi olabileceği kabul edilecektir.
1136 sayılı avukatlık yasasının 3. maddesi sadece "Avukatlığa Kabul
Şartları"nı düzenlemekte olup, maddede belirlenen koşulları taşıyanların
mutlaka baro üyesi olabilecekleri gibi bir sonuç çıkartmamak gerekir. Çünkü, 43. maddede düzenlenen "Büro Edinme
Zorunluluğu" her avukatın mesleki faaliyetini sürdürüyor olması
gerektiğini vurgulamaktadır. 67/1 maddede ise "Levhaya Yazılma
Yükümlülüğü" getirilmiştir ki, düzenleme avukatın bölgesi içinde sürekli
olarak avukatlık edeceği yerin baro levhasına kayıtlı olmasını zorunlu
kılmaktadır. Vergi kanunları gereğince de, serbest meslek erbabı olarak kabul
edilen avukat, mesleki faaliyetini sürdürebilmek için vergi dairesine
kayıt olmak ve yükümlülüklerini yerine
getirmek zorundadır. Tüm bunların sonucu olarak avukatlık, ya serbest
meslek erbabı olarak ya da bir başkasının yanında çalışarak yapılan bir
meslektir. Gerek serbest meslek erbabı olarak, gerekse de bir başkasının
yanında hukuk danışmanı ve/veya avukatlık bürosu ya da hukuk işleri ile
ilgili bir servisi yöneten kişi de bize göre avukatlık yapmaktadır.
Çünkü, hukuk danışmanlığı sadece avukatların verebileceği bir hizmet
olup, hukuk işleri ile ilgili hizmetleri yerine getiren bir servisin
yöneticiliği de hukuk danışmanlığı hizmetini içerdiğinden sadece
avukatın yerine getirebileceği bir hizmettir. Bu nedenlerle, bu tür
işlerde çalışan meslektaşlarımız da baroya kayıtlı avukat olmak
zorundadır. Bunların dışında bir biçimde avukatlık yapılabilmesi mümkün
olmadığından, o kişiye avukat denilebilmesi de mümkün değildir. Aynı
nedenle, o kişinin baro levhasına kayıtlı olabilmesi de mümkün değildir.
1136 sayılı yasanın 71/1 maddesi "Levhadan ve Avukatlık Ortaklığı
Sicilinden Silme" kararının avukatın veya avukatlık ortaklığının kayıtlı
olduğu baronun yönetim kurulu tarafından verileceği hükmünü
getirmektedir. Maddenin devamı incelendiğinde levhadan silinme kararının
bir süreç sonunda kesinleştiği ve kesinleşmeden avukatın faaliyetine
devam edebileceğine ilişkin düzenleme getirilmiştir. Bu düzenleme
nedeniyle, levhadan
silinmedikçe kişinin avukat olarak kabul edilmesi gerektiği gibi bir sonuç
çıkmaktadır. Ancak, bu sonucun her koşulda geçerli olacağını iddia
edebilmek mümkün değildir. Bizce, bu sonuç iki durum için kesinlikle geçerli; birincisi,
kişinin avukatlık yapmıyor olması, ikincisi avukatlık kanununda,
avukatlık yapamayacağının açık olarak belirtilmiş olması halidir.
Birincisine örnek, birinin yanında avukatlık kanununun izin verdiği
biçimde avukat olarak çalışmayan ya da serbest meslek erbabı olarak
vergi usul kanunlarına uygun biçimde mesleğini sürdürmeyenler,
ikincisine örnek ise, Avukatlık Kanununun 43/2 maddesinin
"Milletvekilleri, milletvekilliği süresince avukatlık yapamazlar." hükmü
gereği avukatlık yapması yasaklanmış olanlardır. Yani, durumları
belirttiğimiz iki duruma uygun olanların baro levhasından silinmeleri
için baro yönetim kurulunun kararının olmasına bizce gerek
bulunmamaktadır.
Özetle, avukatlık yapmayan ve/veya
yasaklama gereği yapamayanlar, üyesi olduğu baro yönetim kurulu levhadan
silme kararı
vermemiş veya verdiği karar kesinleşmemiş olsa da avukat olarak kabul
edilemez ve bu nedenle, TBB önceki başkanı olsalar da TBB genel kuruluna
doğal üye olarak katılamazlar.
2001 yılında yapılan TBB genel kurulunda, önceden verilip kesinleşen
genel kurul listelerine baro başkanlarının ve TBB başkanlığı yapmış
olanların isimlerinin eklenmesi üzerine çıkan tartışmaları hatırlayarak,
baro levhasından yasada belirtilen yönteme uygun olarak kaydı silinmemiş
olanların her ne olursa olsun avukat kabul edilmesi gerektiğini iddia
edenler ile, aksini savunanlar arasındaki tartışmanın 2005 yılında
yapılacak TBB genel kurulunda olması ihtimali konuyu ilginç bulma
nedenlerimizden birisidir. Diğer yandan, eğer delege, baro genel kurulu tarafından
yetkilendirilmiş ve görevlendirilmiş kişi ise, %60'ı 0-10 meslek yılında
olan baro genel kurulu üyeleri, mevcudu 100 üyenin üzerinde olan barolarda
meslekte 10 yılını doldurmamış olanları delege olarak
görevlendiremezken, meslek kıdemi çoğu baro üyesinin biyolojik yaşından
bile fazla olan, bir kısmı fiilen avukatlık yapmayan ve muhtemelen
adliye koridorlarını unutmuş TBB önceki başkanları kimin görüşlerini, kimin adına ve
hangi bakış açısıyla ileri sürebilecek ve savunabilecektir?
4667 sayılı yasa ile değişik 114/2 madde genel kuruldaki oy
dengelerini ne ölçüde etkilemiştir?
TBB sitesinde yayınlanan "Tüm Barolardaki Avukat Sayıları (Ağustos
2003)" dokümanında yer alan bilgiler 2003 yılı Ağustos ayı itibarı
ile, Türkiye'de 74 baro ve 47.678 avukat olduğunu göstermektedir. Siirt
barosunun 29 üyesi, Tunceli barosunun ise 21 üyesi olduğu görünmektedir.
Şu andaki üye sayılarını bilmemekle beraber, eğer otuzun altına düşmüş
ise, 1136 sayılı yasanın 77/1 maddesi gereği 77/2 maddesi hükmünün
uygulanması ile bu barolar en yakın baroya bağlanmış ya da birleştirilmiş olabilir. Önceki
düzenlemede, TBB Genel kurulunun olan bu görev, 4667 sayılı yasa ile değiştirilen 121/11 maddesi ile
TBB Yönetim Kuruluna verilmiş olmasına rağmen, halen TBB sitesinde yer alan doküman bilgilerinde
bir değişiklik görülmediğinden, aşağıdaki incelememizi dayandırdığımız tablolarda Siirt ve Tunceli barolarını da
hesaplamalarımızda dikkate aldık.
Açıklamalarımızı MS Excel tablosunda yaptığımız hesaplamalara
dayandırdık. Tabloları html biçimli dosyaya yapıştırıp, kaydettiğimizde dosya
hacmi büyüdüğü için bilgisayarınızda sayfanın açılması uzun zaman
alacağından, html
sayfası yapıp bağlantı vermek yerine, tabloların bulunduğu MS Excel
dosyasını indirebilmeniz için sitemize yükledik. İstediğiniz takdirde,
hesaplamaların bulunduğu xls dosyasını zip formatında bilgisayarınıza
indirip açmak için
lütfen tıklayınız.
Yeniden hatırlatmak istiyoruz; bu tablo
TBB'nin sitesinde yer alan 2003 yılı Ağustos ayı verilerinden hareketle
hazırlanmıştır. Sayılar üzerinde en ufak bir oynama yapmadık. Bazı
çelişkiler dikkatinizi çekebilir. Örneğin,
Ankara barosunun delege
sayısı 2001 TBB seçimlerinde 24 olmasına ve 2002 baro seçimlerinde ise
25 olarak belirlenmesine rağmen, TBB'nin 2003 Ağustos verilerine göre 24
delegesinin olabileceği hesaplanmaktadır.
Belirtilen dokümandaki bilgiler
ile bir hesaplama yapıldığı takdirde, baroların üye sayılarına göre
toplam 269 delegenin katılımı ve 5'i TBB başkanları, 74'ü mevcut baro başkanları olmak üzere 79 üye
ile, TBB
genel kurul üyeleri toplamının 348 olacağı hesaplanmaktadır. Yani, 4667
sayılı yasayla, TBB genel kurulunun oluşumuna getirilen "doğal üyelik"
kavramı, TBB genel kurulunda kullanılacak oy sayısını %29 oranında
arttırmıştır.
2001 TBB seçimleri de 114. maddenin yeni
haline göre yapılmıştır. O tarihte mevcut ve önceki TBB başkanlarının
toplam sayısı dört olmakla birlikte İstanbul, Ankara ve
İzmir barolarının delege sayısı daha düşük olduğundan, oy sayısındaki
artış oranının %29'un da üzerinde olduğu söylenebilir. Tabii, o tarihte
genel kurula ek olarak katılan baro başkanı ve TBB önceki başkanı sayısı
toplamı da 79 değildi. Çünkü, baro başkanlarının bir kısmı ile TBB başkanı
zaten baro delege listelerinde yer alıyordu ve bir kısmı da çok yakın
zamanda kanun yürürlüğe girdiği için TBB genel kurulunda hazır bulunamamıştı.
Barolar açısından bakıldığında, önceki 114. madde hükmüne göre bulunan
delege sayısına her baro için 1 üye (baro başkanı) oyu eklenmiş gibi
görünmektedir. Bu görüntü, her baronun toplam delege oyunda farklı oranda artış
sağlandığını da sergilemektedir. Örneğin Ağustos 2003 verileri ile yapılan hesaplamaya
göre, üye sayısı en fazla olan İstanbul barosunun 60 delegesi 1
arttırılıp 61 yapıldığında, İstanbul barosu için artış %1,67 iken, üye
sayısı 100'ün altında olan baroların 2 delegesi 1 arttırılıp üç
yapıldığında, bu artışın
oranı %50'dir.
Baro başkanlarının doğal üyeliği nedeniyle de, barolarının delege sayısına ekleme
görüntüsünü vermek mümkün. Onlar, sadece, üyesi oldukları baronun oyunu
artıracakmış gibi kabul edilebilirler ki, bu da o
baronun lehine, fakat tüm diğerlerinin aleyhine oy sayısının
arttırılması anlamına gelir.
Toplam delege sayısına göre sahip olduğu delege ve doğal üye sayısı
oranlarındaki fark nazara alınarak, 114. maddenin önceki haline göre
İstanbul barosunda delegelerin önceki toplam delege sayısına oranı arasındaki
kayıp, %21,41'dir. Bu kayıp oranları, Ankara için %19,48, İzmir için
%17,87, Antalya için %9,88, Bursa Adana, Konya için %7,24, Mersin için
%13,38'dir. Böylece, 4667 sayılı yasa ile değiştirilmezden önceki hali
nazara alınarak yapılan hesaplamaya göre değişiklikten sonra 8 baro, toplam delege
ve doğal üye sayısına göre kendi delegeleri ve doğal üyeleri sayısı oranında, kayba uğramıştır. Diğer barolar ise,
%3,07 ila %15,95
oranında kazançlı olmuştur. Gerçek anlamda değilse bile, bu fark, oy
gücünde artış ve/veya eksilişin göstergesidir.
İstanbul barosunun bir delegesin 292 baro
üyesi adına genel kurula katıldığı hesaplanırken, Gümüşhane barosunun
bir delegesi 17
baro üyesini adına genel kurula katılmaktadır. İstanbul ve Gümüşhane baroları arasındaki fark 275
dir. İstanbul barosu üyesi bir
meslektaşımızın, delegesinin oyundaki katkısı %0,34
iken, Gümüşhane barosu üyesi meslektaşımızın delegesinin oyundaki
katkısı %5,88'dir. Bu da, "eğer üye sayısı fazla baronun üyesi bir avukat isen,
delegenin seçiminde senin fazla bir etkinliğin olmayacaktır" anlamına
gelir. Tabii, üye sayısı yüzün üstünde bir baronun üyesiysen ve meslekte 10
yılını tamamlamamışsan delege olma şansının bulunmadığını da unutmamak
gerekir.
Özetle, başkanlar doğal üye olup delege olmadığından hesaplamalara
delege gibi katılmaları doğru değildir. Çünkü, doğal üyelerin de seçme
ve seçilme haklarının olması, mevcut adaletsiz dağılımı daha da çekilmez
hale getirmekte ve sanki üye mevcudu az olan barolar güç elde etmiş gibi
görünmesine rağmen, bu görüntülerinin sonucu olarak TBB seçimlerinde yönetimi elde tutmak
ve/veya ele geçirmek isteyenlerin oy avları haline gelmektedir.
4667 sayılı yasa ile
114/2 maddenin değiştirilmesinin nedeni nedir?
-
Amaç, üye sayısı az baroların daha fazla temsil edilmelerini sağlamak
mıdır? Bizce değil. Eğer böyle olsaydı, TBB genel
kurulunda sadece başkanlarla baronun temsil edileceğinin kabulü her
baroya bir oy hakkı sağlayacağından, baroların her biri, tek tüzel kişilik
olarak temsil edilecek ve mevcudu az barolar diğerleri ile eşit
olacaktı. Ancak, bu takdirde delege sistemi ile getirilmek istenen
katılımcılıktan değil, tüzel kişiliğin temsilinden bahsedebiliyor
olacaktı ve doğal olarak, baro üyelerinin görüşleri delege sisteminde olduğu gibi geniş
katılımla TBB genel kuruluna yansımayacaktı.
-
TBB genel kuruluna daha adil oranlarda katılımı sağlamak
mıdır? Hiç sanmıyoruz. Eğer daha adil oranlarda katılımın
sağlanması planlanmış olsa idi, genel kurulu oluşturacak
delegelerin sayısının belirlenmesinde kullanılacak ölçüler
değiştirilebilirdi. Bu yapılmadığı gibi, 1139 sayılı yasanın
1969 tarihindeki halinde hiç bir
şekilde yer almayan ve izi dahi bulunmayan, "doğal üyelik"
ile unvanlara üyelik verilerek, anti-demokratik örgütlenme
anlayışına gidiş süreci başlatılmıştır.
-
Değilse, amaç nedir? Bizce, TBB yönetiminde olanların,
kendi yandaşlarının yönetimi kaybetme korkularının sonucu kendilerince yaptıkları oy
hesaplarıdır ki, 4667 sayılı yasanın yürürlüğe girmesinden hemen
sonra yapılan 2001 yılı TBB genel kurulundaki seçim sonuçları da
esasen bu endişelerinde haklı olduklarını göstermektedir. Hatırlamakta yarar
bulunmaktadır; şu anda TBB başkan ve önceki başkanlarının
sayısı 5 olup, 800 üyeye sahip bir baronun sahip olduğu delege
sayısı kadardır. 2003 Ağustos verilerine göre
sadece 9 baronun üye mevcudu 800'ün üzerindedir. Yani, 2005 seçimine
TBB başkan ve önceki başkanları, ya 800 üyeye sahip sanki 75inci
baro oy gücü olarak, ya da üyesi oldukları Ankara Barosunun artı
5 oy gücü olarak katılacaklardır. Ama onlar, hiçbir zaman
seçilmiş üye sıfatına sahip olamayacaktır. Tabii, her yönetim
için geçerli olduğu üzere, yönetimde olan
görüş olarak seçim kampanyanızı sadece baro başkanları üzerinde
yoğunlaştırdığınızda bu şartlar altında %22,70 oranı gibi küçümsenmeyecek bir oranı
hedeflemiş olursunuz. Baro başkanlarının da, kendi barosunun
delegeleri arasında ikna edebileceği oylar olduğunu düşünürseniz
bu oranın yönetimdeki görüşe daha yüksek oranda oy sağlayacağını
tahmin edebilmek zor değildir.
Av. Hasan Aydın Tansu
Ankara, 30 Mart 2004
|