HMUK la ilgili olarak yaptığım çalışmalardan
sonra birazda TTK tasarısı ile ilgili olarak
çalışmak ve onları da sizlerle paylaşmak
istedim. Biliyorum, bazılarınız, neden hala
eve gitmediğimi, köşeme çekilmediğimi
soruyorsunuz. Siz sormaya devam edin ben
bildiğimi okumaya devam edeceğim. Şaka bir
yana, eğer TTK ve BK da ki değişiklikler de
tamamlanırsa (istinafların kuruluşunun
kabulü nedeni ile HMUK’u yeterince değişmiş
olarak kabul etmekteyim) bir kısmımız, hukuk
fakültesini yeniden okumakla eş değerde
çalışmak zorunda kalacağız. Bu nedenle,
TBB’nin bir an önce gereken önlemleri alması
ve bu ikinci öğrencilik döneminde bizlere
yardım etmesi gerektiğini düşünüyorum ve
öneriyorum.
Bilindiği gibi, TTK tasarısı ile ilgili
olarak değişik hazırlıklar yapıldı ve bunlar
yayınlandı. Bu günden sonra benim sizlere
aktaracağım tüm bilgiler, “Adalet
Komisyonunun Kabul Ettiği Metin” esas
alınarak yapılacaktır. Eğer bunun dışında
bir açıklama yapmak gereğini duyarsam da,
bunu açıkça belirteceğim.
TTKT (Adalet Komisyonunun kabul ettiği Türk
Ticaret Kanun Tasarısı Metni) nin ikinci
kitabı Ticaret Şirketlerine ayrılmıştır.
124. madde ile başlayan ikinci kitabın
birinci kısmı öncelikle “GENEL HÜKÜMLERİ”
düzenlemektedir.
Ticaret Şirketlerinin türlerini hükme
bağlayan 124 maddenin 1 fıkrası, önce
ticaret şirketlerini ad olarak saymak
gereğin hissetmiş ve şirket olarak,
kollektif, komandit, anonim, limited ve
kooperatif şirketi belirtmiştir. Aynı
maddenin ikinci fıkrası ise, şirketleri
şahıs şirketleri ve sermaye şirketleri
olarak ikiye ayırmıştır.
TTKT 124/2 maddesine göre, kolektif ve
komandit şirket şahıs şirketidir. Buna
karşılık anonim, limited ve sermayesi
paylara bölünmüş komandit şirket sermaye
şirketidir.
Ancak, kooperatif şirketler, TTKT nın 124/1
maddesinde şirket olarak sayılmasına rağmen,
TTKT 124/2 maddesinde bunun şahıs şirketi mi
yoksa sermaye şirketi mi olduğu konusunda
bir hükme yer verilmemiştir. TTKT nın madde
gerekçeleri incelediğimizde, bu davranışın
bilerek oluşturulduğu ve doğru olduğu
savunulmaktadır. Ben buna katılmamaktayım.
Bilindiği gibi, kooperatiflerle ilgili yasal
düzenlemeler önce TTK içinde yer almasına
rağmen daha sonra ki düzenlemelerde bağımsız
bir Kooperatifler Kanununda yer almıştır.
Düzenlemelerde oluşan bu değişim aynı
zamanda, terim farklılıklarına da neden
olmuştur. Bu değişimlerle birlikte,
kooperatifler için şirket, ortaklık,
teşekkül gibi deyimler kullanılmıştır.
Üstelik bu terimlerin kullanılması ve
değiştirilmesi aşamasında, nedenleri
doyurucu bir şekilde açıklanmamıştır.
Kısaca, bana göre, kooperatifler gerek
hukukumuzda gerekse yaşamımızda önce tüketim
mallarını temin ettiğimiz ucuzcu bakkallar
olarak algılanmış daha sonra bakkallık
dönemi bile hiç hatırlanmaksızın kooperatif
denince yapı yapmak için bir araya gelen
insan toplulukları anlaşılmaya başlanmıştır.
Şimdilerde ise, inşaat sektöründe yer alan,
site inşaatını tek başına gerçekleştirecek
şirketlerin gündeme gelmesi ile
kooperatifler yapı alanından da çekilmeye
başlamışlardır. Kısacası, kooperatifler,
görevini tamamlamış ekonomik yapılardır.
İşte yasa koyucu tarafından kooperatiflerde
meydana gelen bu ekonomik ve sosyal
değişiklikler dikkate alınarak TTKT 124/2 de
yapılacak olan değişiklikle TTKT nın 124
maddesinde var olan çelişki giderilmelidir.
TTK nun da da olduğu gibi TTKT nın 1 maddesi
de TTKT nın Medeni Kanunun ayrılmaz bir
parçası olduğunu belirtmektedir. TTKT de TTK
da olduğu gibi benimsediği bu ilkeye uygun
olarak, TTKT nın 125/1 ve 125/2 maddelerinde
ticaret şirketlerinin tüzel kişiliği
bulunduğunu belirtmenin yanı sıra, tüzel
kişilikle ilgili olarak TMK 48 maddesi
çerçevesinde, kanuni istisnalar hariç olmak
üzere, bütün haklardan yararlanabileceğini
ve borçları üstlenebileceğini hüküm altına
almıştır.
Ayrıca TTT 126 maddesi, “Her şirket türüne
özgü hükümler saklı kalmak şartıyla, Türk
Medeni Kanununun tüzel kişilere ilişkin
genel hükümleri ile bu kısımda hüküm
bulunmayan hususlarda Borçlar Kanununun adi
şirkete dair hükümleri her şirket türünün
niteliğine uygun olduğu oranda, ticaret
şirketleri hakkında da uygulanır” Hükmünü
içermektedir.
Yürürlükte olan 6762 sayılı TTK nun 136, 137
ve 138 maddelerine baktığımızda, bu
maddelerin TTKT nın 124, 125 ve 126
maddeleri ile aynı içerikte hükümler
taşıdığını görmekteyiz.
Benim kişisel tanımıma göre, ticaret
şirketleri, belirli bir ticari faaliyette
bulunmak ve kar elde etmek amacıyla birden
fazla kişinin para ve/veya para benzeri
değerlerini bir araya getirmesi ile oluşan
tüzel kişiliği bulunan hukuki, ekonomik ve
sosyal topluluklardır. İşte para ve para
benzeri değerlerin ekonomi ve hukuk
açısından ortak karşılığı sermaye olup, TTKT
127 maddesi sermaye koyma borcu madde
başlığı altında bu konuyu incelemiştir.
Tasarıda yer alan bu madde halen yürürlükte
bulunan 6762 sayılı kanunun 139 maddesinde
de yer almaktadır. Her iki maddenin yazılımı
hemen hemen aynıdır. Ancak yeni yazılımda,
teknikte oluşan değişimler dikkate alınmış
ve elektronik ortamlarla ilgili değerlerinde
sermaye olarak kabul edilebileceği hüküm
altına alınmıştır. Bunun dışında, maddede
yer alan “menkul değer” yerine, “taşınır
mal” ve “sermaye şirketlerine ait paylar”
ibareleri gelmiştir. Ayrıca tasarıda da,
eskisi gibi, madde açık uçlu olarak
yazılmıştır. TTK da yer alan “..gibi
iktisadi değeri olan sair haklar” ifadesi
TTKT da “Devrolunabilen ve nakden
değerlendirilebilen her türlü değer” şeklini
almıştır.
TTKT nın 128 maddesine göre ortağın şirkete
karşı borcu, sermaye koyma borcudur. Gene
aynı maddeye göre, ortağın sermaye koyma
borcu, ortağın usulüne göre düzenlenmiş
şirket sözleşmesini imza etmesi ile doğar.
Kanunun yazılımından, sözleşmenin ortak
tarafından imza edilmiş olmasının sermaye
koyma borcunun doğumu için yeterli olduğu
sonucu çıkıyorsa da kanımca bu doğru
değildir. Bu borcun, şirket tarafından talep
edilebilmesi için, şirketin tüzel kişi
olarak doğması, yani kuruluşunu tamamlaması,
tescil ve ilan edilmesi gerekmektedir.
Yukarıda, ticaret şirketlerine sermaye
olarak paranın dışındaki ekonomik
değerlerinde konulabileceğini, TTK’nun 139
maddesine ve TTKT nın 127 maddesine
dayanarak saptadık. Sermayenin para olarak
belirlenmesi halinde, belirlenen paranın
şirketin mal varlığına katılmasına ilişkin
fiil ile konu çözümlenmiş olacaktır. Hâlbuki
para dışındaki değerlerin şirkete sermaye
olarak konması gerektiğinde, söz konusu
ekonomik değerin, hukuki yapısına uygun bir
prosedürün işletilmesi gerekmektedir. Bu
nedenle, para dışında bir ekonomik değerin
ticaret şirketlerine sermaye olarak
konulması halinde, uygulanması gereken
prosedürün ne olduğundan bahsetmekte yarar
bulunmaktadır.
Bu güne kadar olan uygulamada, taşınmazların
sermaye olarak konulmasında, bazı
problemlerin yaşandığı bilinmektedir. Taslak
bu sakıncaları giderebilmek amacıyla,128/2
maddesinde, “Şirket sözleşmesinde veya esas
sözleşmede bilirkişi tarafından belirlenen
değerleriyle yer alan taşınmazlar tapuya
şerh verildiği …… takdirde ayni sermaye
kabul olunur” hükmünü getirmiştir. 128 madde
bu hükümle yetinmemiş devamla;
-
taşınmaz mülkiyeti yada taşınmaz
üzerinde var olan veya kurulacak olan
bir ayni hak sermaye olarak
konulduğunda, şirket sözleşmesinin
hükümlerinin resmi şekil aranmaksızın
geçerli olduğunu (128/3)
-
Şirketin taşınmaz mülkiyeti ya da
taşınmaz mülkiyeti üzerinde bir aynı
hakkı kullanabilmesi için tapu siciline
tescilinin gerektiğini (128/5)
-
Tescil isteminin ise, ticaret sicili
müdürü tarafından resen yapılacağını,
ticaret sicili müdürüne yüklenen bu
görevin, şirketin tescil hakkını
engellemediğini (128/6)
-
Bu durumlarda, kurucuların ihtiyati
tedbir isteyebileceklerini ve ihtiyati
tedbirden sonra açılması gerekli olan
eda davasının açılması için HMUK
tarafından hükme bağlanan hak düşürücü
sürenin şirketin tescil ve ilanı
tarihinden başlayacağını (128/8)
hükme bağlamıştır.
TTKT nın “Karineler” madde başlığını taşıyan
131 maddesi, 1 fıkrası “Sermaye olarak
konulan ayınlara, bilirkişiler tarafından
biçilecek değerler, ilgililerce kabul
edilmiş sayılır” hükmünü, 2 fıkrası ise,
“Şirket sözleşmesinde veya esas sözleşmede
aksi kararlaştırılmamış ise, sermaye olarak
konan ayınların mülkiyeti şirkete ait hak ve
haklar şirkete devredilmiş olur” hükümlerini
getirmiştir.
TTKT nın 128 maddesi ile 6762 sayılı TTK’nın
140 maddesi arasındaki en önemli fark,
taşınmaz mülkiyetinin ya da taşınmaz
üzerinde bir aynı hakkın sermaye olarak
konulması halinde, şirketin yanı sıra hatta
ondan öncelikli olarak, ticaret sicili
müdürünün resen tescil talep
edebilmesindedir.
Aslında ticaret sicil müdürüne verilen resen
tescil isteme görevi sadece tapu işlemleri
ile sınırlı tutulmamıştır. Sicile kaydı
gereken diğer aynı sermayeye ilişkin olarak
ta ticaret sicil müdürü, aynı madde ile
görevlendirilmiştir.
Zaten, TTKT nın 128/2 maddesi, taşınmazlar
dışındaki ayın sermayeler için “…fikri
mülkiyet hakları ile diğer değerler, varsa
özel sicillerine,bu hüküm uyarınca
kaydedildikleri ……takdirde ayni sermaye
kabul olunur… Özel sicile yapılan kayıt iyi
niyeti kaldırır” hükmünü getirerek, ayın
sermayelerle ilgili, problemleri güvenli bir
ortamda çözmeye çalışmıştır. TTKT’nın 128/2
maddesi, taşınır mallar için ise, “güvenli
bir kişiye tevdi” şartını getirmiştir.
Ancak, “”güvenli kişinin” hangi koşulları
taşımazı gerektiğini belirtmemiştir.
Kanımca, para karşılığı yapılacak olan bu
işi de yasak işlerden sayacağımız için,
avukatlar dışında birilerine ek görev
dolayısıyla ek gelir olanağı doğacaktır.
TTKT’nın 128/4 maddesine göre, “Paradan
başka ekonomik bir değer veya bir taşınırın
sermaye olarak konulmasının borçlanılması
halinde şirket tüzel kişilik kazandığı andan
itibaren bunlar üzerinde malik sıfatıyla
doğrudan tasarruf edebilir.”
Taşınırların sermaye olarak konulmasını
incelerken gördüğümüz ihtiyati tedbir
olanağı diğer ayın sermaye türleri içinde
geçerlidir.
6762 sayılı TTK nın 143/1 maddesinde yer
alan “Sermaye olarak konulan ayınların
değerleri şirket mukavelesi ile tesbit
edilmemişse..” şeklinde başlayan bir
unutkanlığı yada bir noksanı tamamlayan
hüküm TTKT yer almamaktadır. TTKT ayınlara,
bilirkişilerce değer biçilmesini zorunluluk
olarak getirmekte ve bu konudaki noksanları
sözleşmenin asli unsurlarında noksanlık
olarak görmektedir.
TTKT ya göre, ortakların sermaye koyma
borcunu yerine getirmemesi halinde,
sermayenin para ya da ayın sermaye olması
haline göre iki ayrı yaptırım söz konusudur.
Eğer sermaye borcu para ise ortak hakkında
hem temerrüt faizi istenir hem de ortağın bu
borcu yerine getirtmede gecikmesinden ötürü,
şirketin uğradığı zarar için, tazminat ta
istenebilir. Para dışında bir ekonomik değer
sermaye olarak taahhüt edilmiş ise, işin
doğası gereği, sadece tazminat talep edilir.
Bu konu ile ilgili olarak, TTKT nın 129
maddesi aynen “Zamanında ifa edilmeyen
sermaye para ise, 128 madde gereğince
tazminat hakkına halel gelmemek şartı ile
aksine şirket sözleşmesinde veya esas
sözleşmede hüküm yoksa şirketin tescili
anından itibaren temerrüt faizi de ödenir”
hükmünü getirmektedir. Tazminat hakkını
düzenleyen TTKT’nın 128/7 maddesi ise aynen,
“Şirket, her ortağın sermaye koyma borcunu
yerine getirmesini isteyebileceği gibi,
yerine getirmede gecikme sebebiyle uğradığı
zararın tazminini de isteyebilir. Tazminat
istemi için ihtar şarttır….” Bu hükümler
6762 sayılı TTK’nun 140/4 ve 141
maddelerinde yer alan hükümlerle benzerlik
taşımaktadır. Aradaki fark temerrüt
tarihinde oluşmaktadır. Para borçlarında
faiz, 6762 sayılı yasanın 141 maddesine göre
“…sermayenin ödenmesi gereken günden..” TTKT
nın 129 maddesine göre ise, sözleşmede hüküm
varsa buna göre yoksa şirketin tescil
tarihinden başlamak üzere hesaplanır. TTKT
nın 129 maddesinin gerekçesine baktığımızda,
iki değişikliğin daha yapıldığını
görmekteyiz. Bunlardan biri kanuni faiz
deyimi yerine temerrüt faizi deyiminin
kullanılması, diğeri ise madde başlığında
yapılan değişikliktir.
6762 sayılı TTK nun 144 maddesinde yer alan
faiz ve ücret alma hakkına ilişkin hüküm
TTKT nın 132. maddesinde yer almaktadır.
Madde hükmüne göre “Kanunlarda aksine hüküm
yoksa şirket sözleşmesi ile ortakların,
koydukları sermayeler için faiz ve
şirketteki hizmetleri sebebiyle kendilerine
ücret verilmesi kabul olunabilir”.
TTKT ile ilk defa tanıştığımız bir yenilik
ise “ŞİRKET SÖZLEŞMESİ” ve “ESAS SÖZLEŞME”
ayrımıdır. Gerek bu konuyu gerekse genel
hükümler, limited şirket ve anonim şirketle
ilgili diğer konuları öğrendikçe sizlerle
paylaşacağım.
Ankara, Nisan 2008
TTK Tasarısı ile ilgili metinlere ve karşılaştırma
tablolarına erişim için
http://www.inisiyatif.net/document/tanitim/TTKTasari2007/
üzerine tıklayınız
NOT: Yazarın iletişim adresi ve bilgilerini görmek
için başlıktaki ismi üzerine ya da
buraya tıklayınız