Avukatlık Yasası Değişiklik Taslağı
Önerileri
Sözde
Forumu Üzerine (2)
İlk yazımda "Forum" olarak duyurulan toplantının forum olup
olmadığını tartışmış ve Baro/TBB yönetimleri ile ÇHD genel merkez/Ankara
Şube yönetimlerinin politikalarına
dikkat çekmeye çalışmıştım. Baro/TBB yönetimi dedik, çünkü avukatlık
yasası değişikliği konusunda anladığımız kadarıyla her ikisinin
politikası ve savundukları aynı. Baro yönetiminin tek farkı, TBB web
sitesinde yayınlanan önerileri kısmen eleştiriyor ve kabul etmiyor gibi
görünmesi. ÇHD genel merkez ve/veya Ankara şube yöneticileri görüldüğü
kadarıyla önerilere sadece karşı, fakat yeni önerileri de yok
gibi. Hatta, önerileri kökten reddetmiyor ve anlaşıldığı kadarıyla
tartışılabilir olduğunu kabul ediyorlar.
Bu yazımda toplantıda neler konuşulduğuna değineceğim.
Yazının çok uzun olmasını engellemek için her meslektaşımın
söylediklerini belirterek bir değerlendirme yapamıyorum. Sadece, Avukatlık
Yasası Değişiklik Taslağı Önerilerini savunma amacıyla orada bulunduğu
anlaşılan sayın İ. Güneş Gürseler'in konuşmalarında yer alan bazı yanlış
bilgilere ve bir kaç
konuşmacının dikkatimi çeken itirazlarına değineceğim.
Konuşmalarından anladığımız kadarıyla sayın Gürseler değişiklik önerilerini savunuyor.
O kadar inatla savunuyor ve karşısındakileri inandırmaya çalışıyor ki, hiç tartışmak istemediği
ve önerilere karşı çıkan görüşleri sadece savunma geliştirmek için
dinlediği de söylenebilir. Bir görüşü savunan herkes gibi kendine göre
haklı gerekçeleri de var. Savunduğu görüş ve gerekçeleri yanlış olsa da,
en azından dinlemeye katlanabildim. Yani çok fazla rahatsız etmedi. Ancak, savunduğu görüşü ve gerekçelerini desteklemek
için verdiği örneklerin çarpıtılmış olması rahatsız edici. Bu örnekleri
verirken sayın Gürseler'in isteyerek çarpıtmadığına ve yanlış
bilgilendirilmesinin sonucu olduğuna inanmak istiyorum.
Sayın Gürseler'in örneklerinden biri Macaristan Avukatlık Kanunu idi. Bilindiği gibi, Macaristan
hukuku Alman hukukundan etkilenmiştir. O kadar etkilenmiştir ki, hukuk
eğitimi ve adli yapılanmasının da neredeyse Almanya ile aynı olduğunu,
sosyalist dönemi hariç, 20. yüzyılın her dönemi için söyleyebilmek olasıdır. Peki
neden örnek Macaristan? İlle de bir şablona ihtiyacınız varsa, doğrudan
Alman Avukatlık Yasasını örnek alın sayın Gürseler. Asıl varken, kopyayı
örnek almanın ne gereği var. Yıllarca daktilonuzda karbon kağıdı ile
birden fazla örnek çıkarmışsınızdır. Bilirsiniz, karbonlu kopyanın
ikincisi, birincisine göre daha kötüdür ve üçüncüsü ikincisinden de kötü
olur.
Sayın Gürseler Almanya'dan da örnek verdi. Dedi ki
"Almanya'da baro üyesi 500'ü aşınca yeni baro kuruluyor". Tam
olarak doğru değil. Ama doğruluk payı var. Avukatların Federal Kanunu (The
Federal Lawyers' Act -
Bundesrechtsanwaltsordnung - BRAO) md. 61 (1) "Bir bölgede beş
yüzden fazla avukat ya da uzman avukat kayıtlı ise, Bölge Adli Yönetimi,
Yüksek Bölge Mahkemeleri bölgesinde bir başka Baro kurabilir. Böyle bir
baro kurulmadan önce Baro Konseyinin görüşü gözetilmelidir"
diyor. Görüldüğü üzere avukat sayısı beş yüzün üzerine çıktığında bir
başka baro kurulma zorunluluğu yok. Ama kurulabilir. Tabii, baronun
kimin kararıyla kurulabileceği konusunda Türkiye düzenlemesinden farklı bir düzenleme
olduğu da dikkatinizi çekmiştir; Almanya'da bölge adli yönetimi, yani Adalet Bakanlığının bir kurumu, Baro kurulmasına
karar veriyor ve kuruyor. Avukatların Federal Kanunu (BRAO) bir bütün
olarak değerlendirildiğinde, şekil olarak bazı benzerlikler olmasına
rağmen Alman avukatların Türkiye'den çok farklı yapılandırılmış meslek
kuruluşları (baroları) olduğu görülmektedir. Almanya'da mesleğini yapan avukat ile,
Türkiye'de mesleğini yapan avukatı karşılaştırmak her ikisinin unvanı
avukat olsa da iki farklı meslek erbabını karşılaştırmaktan neredeyse
farksızdır. Ama, sayın Gürseler, Alman hukuk eğitiminin, yargı sisteminin ve barolarının
bizden ne kadar farklı olduğuna hiç değinmedi.
Bilmediğinden değinmediyse, hiç önemli değil. Ama bilip de
açıklamaktan kaçındıysa, en azından şık değil.
Avrupa ülkelerinin neredeyse tamamının avukatla ilgili temel
mevzuatının Türkçe çevirilerinin TBB arşivinde olması gerektiğini, sayın
Sadık Erdoğan 2002 yılı Kurultayında açıklamıştı (Bkz. Ankara Barosu
Hukuk Kurultayı 2004, Cilt 3, Sayfa 573). Umarız halen duruyordur.
Kurul başkanlıkları ve baroda üstelendiği görevler nedeniyle Ankara
Barosu yönetimine yakın olarak bilinen ve tanınan bir yüz olmasının
ayrıcalığından olsa gerek, söz alabilen sayın Ender Dedeağaç, sayın Gürseler'in yabancı ülke
mevzuatından örnek vermesine tepki gösterdi. Sayın Dedeağaç'ı
tanıdığımdan tepkisi beni şaşırtmadı, ama sayın Dedeağaç'a konuşma
olanağı sağlayanlar böyle bir tepkiyi
olasılıkla beklemiyorlardı.
Nedense hep reçete aramış ve yabancı ülke mevzuatlarını yeterince sorgulamaksızın
sadece şekli olarak olarak kopyalamayı uygun bulmuşuz. Belki
Cumhuriyetin ilk yıllarında başka seçenek yoktu. Ama 1969 yılında 1136
sayılı yasa hazırlanırken aradan çok zaman geçmiş ve belirli bir bilgi
birikimi oluşmuştu. Oysa 1136 sayılı Avukatlık Yasası da, bir
reçetenin hafifçe düzeltilerek uygulanması gibi olup yürürlüğe girdiği
tarihte bile Türkiye gerçekleriyle çelişmekteydi. 1969 yılından bu yana
yine çok zaman geçti. Daha fazla bilgi birikimimiz var. Sadece farkında
değiliz ya da olmak istemiyoruz.
Genç Cumhuriyetimizin ilk düzenlemelerinden biri 1924
tarihli "Muhamat
Kanunu"dur. Arkasından 1938 yılında 3499 sayılı Avukatlık Kanunu
gelmiştir. Sonra 1969 yılında 1136 sayılı Avukatlık Kanunu. Ve halen bir kısmı yürürlükte olan 200'ün üzerinde mevzuat
bulunmaktadır. Avukatın mesleği üzerine yazılmış kitaplar da cabası.
Yani, Türkiye Cumhuriyeti avukatlarının hiç küçümsenemeyecek bir
tarihleri ve deneyimleri vardır (Bkz.
Avukatın
Tarihi). Oysa, meslek kuruluşu yöneticilerimiz kendi tarihimizi ve
çıkarmamız gereken dersleri bir yana bırakıyor ve hala yabancı mevzuatın
reçete olup olamayacağını araştırıyor ve hatta reçete olarak önümüze
getirmeye çalışıyor. Bu yaklaşıma, Ender kardeşimizin tepki göstermesi de
elbette çok haklı.
Sayın Gürseler, gerek avukatlık sınavı gerekse stajyerin durumu
ile ilgili konularda hep muhasebecileri örnek verdi. Sanırız bahsettiği
kanun da 3568 sayılı “Serbest
Muhasebecilik, Serbest Muhasebecilik Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali
Müşavirlik Kanunu” idi. İddialarını desteklemek üzere verdiği
örneğin, savunmaya çalıştığı Avukatlık Yasası Değişiklik Taslağı Önerilerine
ne kadar dayanak
oluşturabildiğini biz anlayamadık. Tabii, sayın Gürseler'in serbest muhasebeci ve/veya
mali müşavir ile avukatların mesleklerini aynı özellikte görüp
görmediğini de anlayamadık. Eğer aynı özellikte görüyorsa, yakında
"Avukatlık Kanunu adını değiştirelim Serbest Avukatlık Kanunu yapalım"
önerisi de TBB'den gelebilecek ve konuşulur olacak demektir.
Zaten 1136 sayılı yasanın daha ilk
maddesinde "Avukatlık serbest bir meslektir" denmiyor mu? ve
böyle dendiğinden 1136 yasaya göre avukatlık yapanların, istihdam edilen
avukatları meslektaş olarak kabul edebilmeleri olası mı?
1136 sayılı Avukatlık Kanununun yürürlüğe girdiği 1969 yılından beri
bu böyle ve 1136 sayılı kanun yürürlüğe girdiğinden beri istihdam edilen
avukatın işinin avukatlık olduğunu iddia edebilmek olası değil (Bkz.
Tanımlanmakta Zorlanılan Meslek; "Avukatlık" Nedir?).
Sonuç; istihdam edilen avukatlarla ilgili çıkan ve çıkabilecek tüm
sorunların nedenlerini 1969 yıllarından bu yana araştırmak ve bulguları
değerlendirmek gerekir. Aksi halde sorunu çözebilmek olası değildir ve
sağlıklı bir incelemenin sonuçlarına dayanmayan öneriler çözüm getirmek
yerine yeni sorunların doğumlarına neden olurlar.
Sayın Gürseler, "avukatların kendi kanunlarını ve mevzuatını
bilmediğinden" de bahsetti. Ben üstüme alınmıyorum ama, kuşkusuz
doğruluk payı var. En güzel örneklerini de, Baro ve/veya TBB yöneticisi olmuş ve halen
yapmakta olanlardan verebiliriz. Bana göre ya yeterince
bilmiyorlar ya da biliyorlar ama mevzuatta yazılı olanı uygulamak işlerine
gelmiyor. Bir örnekle açıklayayım. 1136 sayılı Avukatlık Kanununun 81.
maddesinde genel kurulun görevleri arasında "Yönetim
kurulunca hazırlanacak iç yönetmeliği inceleyerek onaylamak"
sayılmıştır. Peki, kaç baronun genel kurulunca onaylanmış ve
uygulanan iç yönetmeliği vardır? Umarım sayın Gürseler'in başkanlığını
yapmış olduğu Tekirdağ Barosunun yasaya uygun olarak kabul edilmiş ve
uygulanan iç yönetmeliği vardır. Diyelim ki, baro yönetimleri iç
yönetmelikleri hazırlamadı ve genel kuruluna sunmadı, TBB şimdiye kadar
iç yönetmeliklerini yürürlüğe koymamış olan baroların genel kurullarını
olağanüstü toplantıya neden çağırmamıştır? Oysa 1136 sayılı Avukatlık
Kanunun 83. maddesi açık olarak "Türkiye Barolar Birliği,
baro başkanı, yönetim veya denetleme kurulu gerekli gördükleri hallerde
genel kurulu olağanüstü toplantıya çağırabilirler" demektedir. Baro
iç yönetmeliklerinin hazırlanmamış olması genel kurulların olağanüstü
toplanması için yeterli bir "gerekli görme"
sebebi değil midir? Diyelim ki, son seçimine ve sayın Gürseler'in yer
aldığı yeni yönetimi oluşana kadar yapılamamıştır. Yani öncekiler
yapmamıştır. Peki sayın Gürseler'in içerisinde yer aldığı TBB yönetimi
halen neden hiç bir eylemde bulunmamakta ve yasa hükmünü yerine
getirmeyen baroları zorlamamaktadır.
Sayın Gürseler, Danıştay
8. Dairesinin, Türkiye Barolar Birliği'nin 2006 yılı Avukatlık
Asgari Ücret Tarifesi'nde, bir avukat yanında çalışan avukatın aylık
ücretini en az 1000 YTL olarak belirlemesi üzerine Adalet Bakanlığı ve
bir avukat tarafından açılan ve önce yürütmenin durdurulması kararı
verdiği davada; "Bir avukat ve yanında çalışan avukat arasında, iş
akdinden doğan çalıştıran-yanında çalışan ilişkisi, bir başka deyişle
istihdam ilişkisi bulunmaktadır. Çalışan ve çalıştıran avukat arasındaki
vekalet, avukatlık asgari ücret tarifesindeki hukuki yardım ve vekalet
sözleşmesi kapsamında bulunmamaktadır." gerekçesi ile tarifenin bu
hükmünü iptal etmesini yadırgamış bir ifadeyle, "Ne yapalım, biz
elimizden geleni yaptık, ama Danıştay böyle diyor" gibi bir ifade
kullandı. Ankara Barosunun DSA grubunun baskın sesi olan siyasi görüşün
diyeceklerini ve yapabileceklerini önceden kestirebildiğim için şaşırmıyordum, ama bu ifadeye
ben de hayret ettim. Çünkü, 4857 sayılı İş Kanunu 2 maddesinin ilk
paragrafında "Bir iş sözleşmesine
dayanarak çalışan gerçek kişiye işçi, işçi çalıştıran gerçek veya tüzel
kişiye yahut tüzel kişiliği olmayan kurum ve kuruluşlara işveren, işçi
ile işveren arasında kurulan ilişkiye iş ilişkisi denir. İşveren
tarafından mal veya hizmet üretmek amacıyla maddi olan ve olmayan
unsurlar ile işçinin birlikte örgütlendiği birime işyeri denir"
tanımlamalarıyla konu zaten açık. Ve TBB hatalı olduğunu, istihdam
edilen avukata ödenecek aylık ücreti tarifede belirleyemeyeceğini halen kabullenmek istemiyor.
Çünkü kabul ettiği takdirde bu düzenlemeyi sadece ve sadece
istihdam edilen avukatların yanında yer alıyor gibi görünmek amacıyla
yapmış olduğunu da kabullenmiş olarak kabul edilebilir ve tabii bunun
fark edilmesiyle oylarında
kayma olabilir. Oylardaki kaymanın doğal sonucu da, hiç kuşkusuz, yapılan
oy hesaplarının istenmeyen zamanda, istenmeyen yerde bozulması ve hiç
istenmeyen sonuçlar doğurmasıdır.
Sayın Aydın Erdoğan birden fazla konuştu. Bir kaç kez söz alabilmesine
itiraz edenler oldu. Ama bize göre konuşması gerekli olan kişilerden
birisidir. Sayın Erdoğan Ankara
Barosunun TBB delegesi olduğu için ne düşündüğünü öğrenmemizde yarar
var. Çünkü, sayın Erdoğan yaklaşık 3 ay sonra Ankara Barosu delegesi
olarak TBB'nin 29. genel kuruluna katılacak. Peki, görüşlerini öğrenebildik mi?
Eh, işte. Benim anladığım kadarıyla sayın Erdoğan,
önerilerin tamamına karşı değil. Bazılarına "şöyle yapılsa daha iyi
olur", bazılarına da "bu olmasın, ayıp olur" diyor.
Sayın Erdoğan Avukatlık Kanunu değişikliklerinin nasıl hazırlanması
gerektiği konusunda da bir görüş ileri sürmediğinden, TBB/Ankara Barosu
yönetimlerinin yöntemini olasılıkla kabul ediyor ve uygulamaya hiç bir itirazı yok. Özeti bu.
Gönül ister ki, sayın Aydın Erdoğan ve hatta tüm Ankara Barosu TBB delegeleri
Avukatlık Kanunu değişiklik taslakları ve önerileri konusundaki
görüşlerini yazılı olarak açıklasın. Aslında daha fazlasını yapmalı ve
TBB 29. genel kurulu gündemindeki konularda nasıl tavır alacaklarını da
genel kurul öncesi Ankara Barosu üyelerine yazılı olarak açıklamalılar.
Sayın Erdoğan dışında bir başka Ankara Barosu TBB Delegesini ben
göremedim. Baro başkanı sayın Coşar'da toplantıyı erken terk etti.
Konuşması web sitesinde yayınlanır mı bilmiyorum. Yayınlanırsa,
dinleyemeyen meslektaşlarımızın okuyup
kendilerinin sonuç çıkarmaları daha yerinde olacaktır.
Her neyse, TBB genel kuruluna Ankara Barosu delegesi olarak
katılacakların çoğunluğunun ne düşündüğünü bu defa da öğrenemedik.
Ankara Barosu Etik kurulunda olduğunu belirten bir
meslektaşımızın söyledikleri de dikkatimi çekti. Ancak burada belirtmeye
gerek yok, çünkü etik kurulun görüşleri daha sonra 20.02.2007 tarihinde
Ankara Barosu sitesinde yayınlandı (erişmek için
burayı tıklayınız). En iyisi siz kendiniz okuyup ne dediklerini ve
ne istediklerini anlamaya çalışın. Eğer aklınıza "Ankara Barosu Etik
Kurulu da nedir? niye kuruldu? ne zaman kuruldu? ne iş yapar?" soruları
takılırsa, cevabını ancak Ankara Barosuna sorarak öğrenebilirsiniz. Çünkü
Ankara Barosu web sitesinde, Etik Kurul ile ilgili sayfalar hala yapım
aşamasında ve Ankara Barosunun açıklayıcı başka bir yayını da bilmediğim
için kaynak göstererek bilgi veremiyorum. Üzgünüm.
Yaşı genç bir kaç meslektaşımın cesur konuşmaları dikkat çekiciydi.
İçeriğini burada yayınlamayacağım. "Tiyatro
Topluluğu üyeliklerinin durumu hakkında bilgi ve açıklama" isteyen
dilekçelerinde yer aldığı söylenen ifadeleri (ki savunma isteme yazısında
hangi ifadeler olduğunun belirtilmediği söyleniyor) nedeniyle Tiyatro
Topluluğu üyelerinden savunma isteyen baro yönetim kurulunun,
aktarmış olabileceğim ifadeleri nedeniyle genç meslektaşlarım
hakkında soruşturma açmasını hiç istemiyorum.
ÇHD yönetiminde yer alan sayın Kazım Bayraktar, bir tespitini dile getirdi. Ona göre Avukatlık Kanunu Değişiklik Taslağı
Önerileri politikti. Anlatımından benim çıkardığım sonuç; sayın
Bayraktar, "bir kısım barolara ve TBB yönetimine hakim olan siyasi
görüşün politikasının sonucudur bu öneri" diyordu. Sayın Bayraktar'ın
görüşü doğru gibi görünüyor. Esasen TBB başkanı sayın Özdemir Özok'un
televizyon konuşmalarından birinde sayın Kazım Bayraktar'ın iddiasının doğru
olduğunun kabulünü düşündürebilecek bazı ifadeler yer almaktadır.
Sayın Bayraktar'ın saptamasının doğru olduğunu kabul edelim. Bu gün için ÇHD sadece karşı
olduğunu söylüyor. Üstelik sadece son önerilere karşı. Oysa TBB'nin 2005
yılında yayınladığı değişiklik önerileri de var (sıkıştırılmış dosya
olarak daha kısa sürede indirmek için
burayı tıklayınız). ÇHD'nin 2005 yılında yayınlanan TBB
önerilerine karşı bir diyeceği henüz olmadığı gibi, diğer baroların
değişiklik önerilerine de bir diyeceği henüz yok (Baroların önerilerine
bağlantılar için bkz.
Avukatlık Yasası Değişiklik Taslağı Önerileri Sözde Forumu Üzerine (1)).
Peki, sadece karşı olmak yeterli mi? Avukatlık Kanununun yeniden gözden
geçirilmesi, tartışılması ve eksikliklerinin belirlenmesi için farklı
bir yöntem önermek gerekmiyor mu?
Bana göre, hiç bir tartışmaya girmeksizin TBB önerilerinin tümüyle geri
alınmasını ve Avukatlık Kanunu ile diğer mevzuat üzerinde çalışmak üzere
kendisinin de katılacağı bir çalışma grubunun oluşturulmasını istemek
yerine, TBB önerilerinin tartışmasına katılan ÇHD yönetimi, TBB
önerilerinin tartışılabilir olduğunu da kabul etmiştir.
Bu yazımın yayınlanmasından önce Ankara Barosu Avukat Hakları Merkezinin
bir forum duyurusu Ankara Barosu web sitesinde 15.02.2007 tarihinde
yayınlandı (görüntülemek için
buraya tıklayınız). Görüş verilmesi istenen "Avukatlık Yasası
değişiklik taslağı önerileri" de, her nedense "Avukatlık Yasası
Taslağının içeriği" başlığı altında, "Ücretle
çalışan avukatların, Baro kimliklerinin, Avukatlık Ruhsatlarının, Baro
sicillerinin FARKLI OLARAK DÜZENLENMESİ, Baro genel kurulunda OY
HAKLARININ KALDIRILMASI. Vekalet sözleşmelerinin Baro onayından
geçirilmesi ve baroya pay ödenmesi, Birlikte çalışan avukatların hukuki
ilişkisinin düzenlenmesi, Mesleki sorumluluk sigortasının zorunlu hale
getirilmesi, Avukatlık ortaklıklarına ikinci büro açma olanağı
getirilmesi, Yabancı hukuk bürolarının çalışma koşulları, Onursal
üyelerin oy hakkının düzenlemesi." olarak belirtilmiş.
Oysa TBB'nin 27.07.2005 tarihinde 2005/55 sayılı duyurusuyla yayınladığı
"Avukatlık Yasası Değişiklik Taslağı" içeriği farklıdır ve "staj
sırasında ücret ödenmesi, staj süresinin uzatılması, avukat yardımcılığı
statüsü, avukatlık sınavı, avukatın delil toplama yetkisi, avukatlık
ortaklığı, baro yıllık keseneği, baroların üyesi sayısının sınırlaması
(md.66), baro başkanı olabilmek için meslek kıdemi, TBB genel kurulu
doğal üyeleri, TBB keseneği, TBB'nin iktisadi işletmeler kurabilmesi,
TBB denetleme kurulu, disiplin soruşturması ve disiplin cezaları,
avukatlık ücreti, uyuşmazlıkların tahkim yoluyla çözümü, avukatlık
asgari ücret tarifesi, avukatların sosyal güvenlik sigortaları, kamu
kurumu avukatlarının ödemesi gereken baro kesenekleri" gibi
konularda değişiklikleri kapsamaktadır (sıkıştırılmış dosya olarak
indirmek için
burayı tıklayınız).
Görülüyor ki, Ankara Barosu yönetimi TBB'nin son önerileri hakkında
görüş almak istiyor. 2005 yılında hazırladığı taslak ile ilgili görüş
almaya gerek duymuyor. Görüşünü 2005 yılında TBB'ye zaten göndermiş ve
Ankara Barosu son genel kurulundan sadece bir kaç gün önce dağıttığı
"2004-2006 Çalışma Raporu ve Bütçe" kitabında verdiği metne (Bkz. sayfa
151-165) hiç itiraz olmadığından, genel kurulun onayladığını kabul
ediyor olması doğaldır.
Hasan Aydın Tansu
Ankara,26.02.2007