Türk Ticaret Kanunu Tasarısının (bu yazıda
kısaca “tasarı”) 329 madde ile başlayan
dördüncü kısmı anonim şirketlere ayrılmış
olup bunun birinci bölümünde “Genel
Hükümler, Kuruluş ve Temel İlkeler” yer
almaktadır.
Anonim şirketleri tanımlayan tasarının 329
maddesine ve madde gerekçesine baktığımızda
Türk Ticaret Kanununun (bu yazıda kısaca
“kanun”) 269 maddesinin küçük
değişikliklerle tekrar edildiğini
görmekteyiz. Gerekçede yer alan ifadeye
göre, tasarıda yer alan tanım
gerçekleştirilirken, halka açık olan ve
olmayan anonim şirketler ile kamu sektörü ve
özel sektörde çalışan aynı zamanda özel
hükümlere tabi bulunan şirketlerin tümünü
kapsayacak şekilde kaleme alınmış olduğunun
belirtildiğini görmekteyiz.
Tasarıda yer alan 330 madde hükmü de aynı
düşünceyle kaleme alınmış olup özel kanunla
kurulmuş anonim şirketlerin yok olmaya yüz
tuttuğu buna karşılık özel kanunlara bağlı
anonim şirketlerin çoğaldığı gerçeğini de
değerlendirmiştir. Bu nedenle tasarının
330/1 maddesi “Özel kanunlara bağlı anonim
şirketlere, kanunlarındaki hükümler saklı
kalmak kaydıyla, bu kısım hükümleri
uygulanır” şeklinde düzenlenmiştir. Tasarıda
yer alan 330/1 maddesi hükmü ile kanunun 270
maddesi arasında farklılık, yukarıda da
belirttiğim gibi kanunun “hususi kanunlarla
kurulan anonim şirketleri” hükme bağlamasına
karşılık tasarının hususi kanunla kurulan
anonim şirketlerin günümüzde sayılarının yok
denecek kadar azalması buna karşılık özel
kanunlarla kurulan şirketlerin artmış
olmasını dikkate alarak hükmünü “özel
kanunlarla kurulan anonim şirketler”i temel
alacak şekilde kaleme almış olmasından
kaynaklanmaktadır.
Kanunun 269/1 maddesine karşılık tasarının
329/1 maddesi kaleme alınmıştır. Bu iki
madde arasında unvan koşulu gibi bazı
farklılıklar bulunmaktadır. Tasarının 329/1
maddesine göre “Anonim şirket, sermayesi
belirli ve paylara bölünmüş olan,
borçlarından dolayı yalnız mal varlığı ile
sorumlu bulunan şirkettir”. Tasarının 329/2
maddesi ise kanunun 269/2 maddesinin
karşılığı olan bir hükümdür. Tasarının madde
gerekçelerine baktığımızda; kanunun 269/2
maddesinde yer alan “Ortakların mesuliyeti,
taahhüt etmiş oldukları sermaye payları ile
mahduttur” hükmü, ortağın şirkete karşı
sorumlu olduğunu yeterince belirtmediğinden
(ben gerekçede yer alan bu açıklamaya
katılmamaktayım) tasarı, gerek uygulamada
gerekse öğretide tartışmasız kabul edilen,
pay sahiplerinin “şirkete karşı”
sorumluluğunu daha açık bir ifade ile hükme
bağlamayı amaçlamıştır. Bu nedenle,
tasarının 329/2 maddesi “pay sahipleri,
sadece taahhüt etmiş oldukları sermaye
payları ile ve şirkete karşı sorumludur”
şeklinde kaleme alınmıştır.
Bu husus daha genel nitelikte bir hüküm
olmakla beraber tasarının 128. maddesinde de
bulunmaktadır.
Tasarının 331 ve 333 maddelerini birlikte
değerlendirdiğimizde, “anonim şirketlerin,
kanunen yasaklanmamış her türlü ekonomik
amaç ve konular için” kurulabileceğini ve
Sanayi ve Ticaret Bakanlığınca faaliyet
alanları belirlenip tebliğ yolu ile ilan
edilmiş olan anonim şirketler dışında
kalanların kuruluş yada ana sözleşme
değişikliği için her hangi bir makamdan izin
almasına gerek olmadığının hükme
bağlandığını görmekteyiz. Tasarıda yer alan
bu yaklaşım 2003 tarihinde kanunun 273
maddesinde yapılan değişiklik ile benimsenen
serbestliğe uygun bir yaklaşımdır.
Sanayi ve Ticaret Bakanlığının incelemesi
ise, tasarının 333/1 maddesi hükmünde yer
alan açık ifade nedeni ile sadece “kanunun
emredici hükümlerine aykırılık bulunup
bulunmadığı yönünden yapı”lacaktır.
Tasarının 333/1 maddesinin son cümlesi olan
“Bunun dışında hukuki konumu, niteliği ve
işletme konusu ne olursa olsun anonim
şirketlerin kuruluşu ve esas sözleşme
değişiklikleri her hangi bir makamın iznine
tabi değildir” cümlesini madde gerekçesi ile
birlikte değerlendiğimizde, gerekçeye göre
cümlede yer alan “hukuki konum ve nitelik”
sözcükleri ile anonim şirketin kamusal yönü
bulunup bulunmadığı, işletme konusunun kamu
hizmeti yönünden özellik taşıyıp taşımadığı,
halka açık olup olmadığı veya benzeri
özellikleri haiz olup olmadığı kastedilmiş
olup, maddede yer alan anonim şirketlerin
izne gerek olmadan kurulması ilkesini SPK ve
BDDK gibi özerk kuruluşlara karşı da korumak
amacını taşımaktadır. Ancak, idarenin
bütünlüğü ilkesi dikkate alındığında ise,
diğer kurumlar tarafından, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığına yapılacak başvuru yolu ile
dolaylı da olsa istenilen düzenlemenin
yapılacağı aşikârdır.
Tasarının 332 maddesi anonim şirketlerde
bulunması zorunlu olan en az sermaye
miktarını hüküm altına almaktadır. 332 madde
düzenlenirken tasarının halka açık olmayan
anonim şirketlerinde kayıtlı sermayesi
olabileceğini kabul ettiği dikkate alınmış
ve bunlar için ayrı ayrı en az sermaye
miktarı belirlenmiştir. Gene maddenin
yazılımında dikkat edilen bir başka husus
tasarının kanundan farklı olarak tedrici
kuruluşa yer vermemiş olmasıdır. Tasarının
332/1 maddesine baktığımızda, maddenin
“Tamamı esas sözleşmede taahhüt edilmiş
bulunan sermayeyi ifade eden esas sermaye
elli bin Türk Lirasından ve sermayenin
arttırılmasında yönetim kuruluna tanınmış
yetki tavanını gösteren kayıtlı sermaye
sistemini kabul etmiş bulunan halka açık
olmayan anonim şirketlerde başlangıç
sermayesi yüz bin Türk Lirasından aşağı
olamaz” hükmünü içerdiğini görmekteyiz.
Ayrıca tasarının 332/1 maddesi son cümlesine
göre en az sermaye miktarı Bakanlar
Kurulunca arttırılabilir.
Tasarının 332/2 maddesi ise başlangıç
sermayesi ve çıkarılmış sermayeyi
tanımlamaktadır. Ancak, tasarının 332/2
maddesinde yer alan tanımlara yer vermeden
önce madde gerekçesine bakmakta yarar
bulunmaktadır. Çünkü madde gerekçesinde de
açıkça belirtildiği gibi tasarıda yer alan
“sermaye” sözcüğü esas sermaye sisteminde
sermayeyi, kayıtlı sermaye rejiminde ise
çıkarılmış sermayeyi ifade eder. İşte bu
açıklamadan sonra maddenin yazılımına
baktığımızda, “Bu kanun anlamında kayıtlı
sermayeli anonim şirketlerde başlangıç
sermayesi, kuruluşta ve sisteme ilk
geçildiğinde haiz olması zorunlu sermayedir;
çıkarılmış sermaye ise, çıkarılmış payların
tümünün itibari değerinin toplamını ifade
eder” şeklinde bir tanımın yer aldığını
görmekteyiz.
Halka açık olmayan anonim şirketlerin
kayıtlı sermaye sistemine geçmeleri ya da
çıkmaları Sanayi ve Ticaret Bakanlığı’nın
iznine tabidir. Ancak tasarının 333/3
maddesinde belirtildiği gibi, halka açık
olmayan anonim şirket kayıtlı sermaye
sistemi için gereken koşulları kaybettiğinde
Sanayi ve Ticaret Bakanlığı resen de bu
anonim şirketi kayıtlı sermaye sisteminden
çıkarabilir.
Tasarının 332/4 maddesi ise SPK nın 12
maddesi hükmünün saklı olduğunu
belirtmektedir.
Tasarının 332 maddesi kanunun 272 maddesinin
karşılığıdır. Tasarı ile kanun arasındaki en
önemli fark kapalı anonim şirketlerde de
kayıtlı sermaye sisteminin tasarıda kabul
edilmesi ve sermaye miktarını arttırmak için
Bakanlar Kuruluna tanınan yetkinin kanunda
10 katla sınırlandırılmasına karşılık
tasarıda artırım için hiçbir sınır
getirilmemesidir.
Tasarının bu kısmında “Kamu tüzel
kişilerinin yönetim kurulunda temsili”ne
ilişkin hükmü içeren 334 madde de yer
almaktadır. Ancak bu maddeyi yönetim
kuruluna ilişkin diğer hükümlerle birlikte
değerlendirmek daha doğru olacağını
düşündüğüm için sonraya bırakmaktayım.
Tasarının dördüncü kısım birinci bölümünde,
genel hükümlere ilişkin maddeleri “kuruluş”a
ilişkin maddeler takip etmektedir. Kuruluşa
ilişkin maddelerin başında yer alan 335
maddenin 1 fıkrası “Şirket, kurucuların,
kanuna uygun olarak düzenlenmiş bulunan,
sermayenin tamamını ödemeyi, şartsız taahhüt
ettikleri, imzalarının noterce onaylandığı
esas sözleşmede, anonim şirket kurma
iradelerini açıklamalarıyla kurulur” hükmünü
içermektedir. Aynı maddenin ikinci fıkrası,
“Şirket ticaret siciline tescil ile tüzel
kişilik kazanır” hükmünü içermektedir.
Tasarının 335/2 maddesi tasarının 355/1
maddesine atıf yaparak, anonim şirketlerde,
kuruluş anı ile tüzel kişilik kazanıldığı
anı ayırmaktadır.
Tasarının 354/1 maddesine göre esas
sözleşmenin tamamı, Sanayi ve Ticaret
Bakanlığının izni ile kurulacak olan
şirketlerde Bakanlıktan izin alınmasını
izleyen, diğerlerinde ise tasarının 335/1
maddesi ile belirlenen, kuruluşu izleyen 30
gün içinde Ticaret Sicili Gazetesi ile ilan
edilir.
Tasarının 355 maddesinin 2 ve 3 fıkraları
kanunun 301 maddesi ile paralel hükümleri
içermektedir. Tasarı 355 maddesinin ikinci
fıkrası da kanunun 301/1 maddesinde olduğu
gibi, tescilden önceki işlemlerden ötürü
işlem yapanları şahsen ve müteselsilen
sorumlu kabul etmiş, bu işlemlerden şirketin
sorumlu olabilmesi için, iki şartın
varlığını aramıştır. Şartlardan biri,
yapılan işlemin ileride kurulacak olan
şirket adına yapıldığının açıkça bildirilmiş
olması diğeri ise şirketin ticaret siciline
tescilinden sonraki üç aylık süre içinde
işlemin şirket tarafından kabul edilmesidir.
Kuruluş masraflarını düzenleyen Tasarının 3
fıkrası ile aynı amaçla kanunda bulunan
301/3 madde arasında önemli iki farklılık
bulunmaktadır. Kanuna göre kuruluş
masraflarından kurucular sorumlu olup
bunları şirkete rücu edebilirler, hâlbuki
Tasarıda rücu hakkı kaldırılmıştır. Kanuna
göre, bu masrafların şirket tarafından
ödenebilmesi için kuruluş genel kurulu
tarafından kabulü gerekirken Tasarının 355/3
ne göre şirketçe kabulü yeterlidir.
Tasarı 335 maddesinde yer alan taahhüdü
yapan ve esas sözleşmeyi imzalayan gerçek ve
tüzel kişiler Tasarının 337/1 maddesine göre
kurucu olarak tanımlanmıştır. Tasarının
337/2 maddesine göre, bu işlemleri, üçüncü
bir kişi hesabına yapan kişi de kuruluştan
doğan sorumluluk açısından kurucu sayılır ve
“söz konusu üçüncü kişi, kendisi hesabına iş
gören kimsenin bildiği veya bilmesi gereken
bir hususu kendisinin bilmediğini ileri
süremez” tasarının bu maddesinde yer alan
hüküm kanunun 278 maddesi ile uyum
içindedir.
Tasarının 338 maddesi yeni bir kavram olan
“tek kişi anonim şirketini” düzenlemektedir.
Bilindiği gibi kanunun 277 maddesine göre
bir anonim şirket en az beş ortakla
kurulabilir iken şimdi Tasarının 330
maddesinde yer alan hüküm kapsamında kalan
özel kanunlarda kısıtlayıcı bir hüküm yoksa
tek kişi ile kurulabilecektir. Tasarının 338
maddesi ile ilgili olarak madde gerekçesine
baktığımızda birden fazla konuya değinildiği
görülecektir. Ancak benim için en önemlisi,
bundan böyle sayıyı sağlayabilmek için anne,
kaynana, eş, kayınbirader, baldız vb
akrabalara hatta reşit olmayan çocuklara
ortaklık verip bunların bir kısmını yönetim
kurulunda göstererek başlarına çorap örme
dönemi sona erecektir. Ticaret yapmaya
kalkışan kişi kendi sorumluluğunu kendisi
üstlenecektir.
Tasarının 338/2 maddesi ise birden fazla
ortakla kurulan bir anonim şirketin,
faaliyeti sırasında bir ortaklı hale
dönüşmesinde yapılması gerekenleri ve
bunları kimin yapması gerektiği ile
yapmaması halindeki sorumluluğu hükme
bağlamaktadır. Tasarı 338/3 maddesi ise
kanunun 329 maddesinde yer alan şirketin
kendi hissesini satın alma yasağına benzer
bir hükmü dile getirmekte ve “şirket tek pay
sahibi olacak şekilde kendi payını iktisap
edemez, ettiremez” demektedir.
Tasarının 339 maddesi kanunun 279 maddesinde
olduğu gibi esas sözleşmenin içeriğini hükme
bağlamakta olup Tasarının 340 maddesi gereği
esas sözleşmeye kanunun emredici hükümlerine
aykırılık oluşturmayacak şekilde yeni
hükümler koymak mümkündür.
Esas sözleşmedeki imzalar, tasarının 335
maddesi hükmü noterce tasdik edilir. Ayrıca
341 maddesi hükmü doğrultusunda esas
sözleşmenin altına noterce verilen bir şerh
ile sermayenin taahhüt edildiği bildirilir.
Tasarının madde gerekçelerine baktığımızda,
noterler tarafından konulacak olan bu
şerhin, noterlere bir araştırma yükü
getirmediğini bunun sadece esas sözleşmede
yer alıp almadığını inceleme yükü olduğunun
belirtildiğini görmekteyiz. Bu haklı bir
açıklamadır. Ancak, tasarıda, bu yükümlülüğü
denetleyecek bir başka makam da
belirtilmemiştir. Yani bu koşul sadece
kurucuların vicdani sorumluluğuna
bırakılmıştır.
Bilindiği gibi, diğer sermaye şirketlerinde
olduğu gibi, anonim şirketlerde de sermaye
ayni ve nakdi olmak üzere iki türlü konur.
Hangi mal varlığının ayni sermaye olarak
konulabileceğini ve konulamayacağını
düzenleyen tasarının 342 maddesi tasarının
128 maddesi hükmünün saklı olduğunu
belirtmekle birlikte “Üzerinde sınırlı bir
ayni hak, haciz ve tedbir bulunmayan, nakden
değerlendirilebilen ve devrolunabilen, fikri
mülkiyet hakları ile sanal ortamlarda dâhil,
mal varlığı unsurları”nın ayni sermaye
olabileceğini “Hizmet edimleri, kişisel
emek, ticari itibar ve vadesi gelmemiş
alacaklar”ın ayni sermaye olamayacağını
hükme bağlamaktadır.
Tasarının 348 maddesi, kurucu menfaatlerini
hükme bağlamıştır. Bu maddenin birinci
fıkrasına göre “Kuruculara, şirketi
kurdukları sırada harcadıkları emeğe
karşılık olarak para ve bedelsiz pay senedi
gibi, şirket sermayesinin azalması sonucunu
doğuracak bir menfaatin tanınmasına ilişkin
esas sözleşme hükümleri geçersizdir. Ancak,
dağıtılabilir kardan 519 maddenin birinci
fıkrasında yazılı yedek akçe ile pay
sahipleri için yüzde beş kar payı
ayrıldıktan sonra kalanın onda biri, mevcut
sermayeye göre, kuruculara ödenir”. İkinci
fıkrasına göre ise “Kar dağıtılmasa bile,
kurucu intifa senedi sahipleri, esas
sözleşmede öngörülen kar payını alırlar”.
Tasarının348 maddesi kanunun 298 maddesine
karşılık olarak yazılmıştır. Aralarında
büyük bir fark yoktur.
Kanımca, ticari itibarın sermaye olup
olamayacağını günümüz koşullarında bir kez
daha değerlendirmekte yarar bulunmaktadır.
Tasarının 128 maddesinin hükmünün saklı
tutulması temerrüt hali ve benzeri
problemlerin çözümünde de yardımcı olacak
nitelikte hükümlerdir.
Ayın sermayeye nasıl değer biçileceği
tasarının 343 maddesinde hükme bağlanmıştır.
Söz konusu madde “devralınacak işletmelere
ve ayınlara, şirket merkezinin bulunacağı
yer asliye ticaret mahkemesi tarafından
atanan bilirkişilerce değer” biçileceğini
hükme bağlamıştır. Kanımca, bu problem aynın
özellikle taşınmaz gibi yer değiştirmesi
olanaksız olan ayınlarda bulunduğu yer
mahkemesince çözümlenmek zorunda olduğu
için, şirket merkezi mahkemesinin
yetkilendirilmesi hatalı bir yaklaşımdır.
Tasarının bu konuda yeni olarak getirdiği,
“Değerleme raporunda, seçilen değerleme
yönteminin, somut olayda herkes için en adil
ve en uygun yöntem olduğunun, alacaklarda
alacağının tahsil yeteneğinin ve değerinin
gerekçelerle ve ayrıntılı bir şekilde
açıklanması” şartıdır. Gene tasarının bu
hükmüne göre, bu rapor resmi nitelik
taşımaktadır ve bu rapora işlem denetçisi,
kurucular ve menfaat sahipleri itiraz
edebilir.
Ancak, “itiraz nasıl çözümlenecektir”
sorusuna tasarıda cevap bulamadığımı da
belirtmek isterim. Kanımca, HMUK da yer alan
delil tespitine itiraza ilişkin hükümlere
başvurarak bu sorun çözümlenebilir.
Nakdi sermayenin ödenmesine ilişkin
kuralları tasarının 344 ve 345 maddelerinde
bulmaktayız. Bu maddelere göre, “Nakden
taahhüt edilen payların itibari değerinin en
az yüzde yirmibeşi tescilden önce gerisi de
şirketin tescilini izleyen yirmidört ay
içinde” ve “payların çıkarma primlerinin
tamamı tescilden önce” “5411 sayılı Bankalar
Kanununa bağlı bir bankada şirket adına
açılacak özel bir hesaba” ödenir. Ödemenin
kanuna uygun olarak gerçekleşmesi halinde
para şirkete ödenir. Tasarının 335
maddesinde belirtilen noter onayını takip
eden üç ay içinde tüzel kişilik kazanılamaz
ise, para sahiplerine geri verilir.
Tasarının 347/1 maddesine göre, “İtibari
değerinden aşağı bedelle pay çıkarılamaz.
Payların itibari değerden yüksek bir
değerle, yani primli olarak
çıkarılabilmeleri için, esas sözleşmede veya
genel kurul kararında hüküm bulunmalıdır”.
Tasarıda yer alan bu hüküm kanunun 286
maddesinde yer alan hükümle aynıdır.
Tasarının 352 maddesine göre ise “Pay
taahhüdünün, şirketin tescilinden önce
devri, şirkete karşı geçersizdir”.
Tasarının 346 ve 350 maddeleri ise halka arz
edilecek paylar ve halk arz taahhüdü madde
başlığını taşımakta olup madde metinleri
aynen aşağıdaki gibidir.
MADDE 346 -
(1) Esas sözleşmede taahhüt edilmiş olup da,
taahhüt sahiplerince, şirketin tescilinden
itibaren en geç iki ay içinde halka
arzedileceği esas sözleşmede belirtilmiş ve
ayrıca garanti edilmiş bulunan nakdi
payların karşılıkları satıştan elde edilen
gelirden ödenir. Pay senetlerinin halka
arzedilmesi sermaye piyasası mevzuatına göre
yapılır. Satış süresinin sonunda, payların
itibarî değerlerinin, varsa çıkarma priminin
karşılığı şirkete, giderler düştükten sonra
kalan tutar ise, pay senetlerini halka
arzeden paysahiplerine ödenir.
(2) Halka arzedilip de süresinde satılmayan
payların bedellerinin tamamı, süresinde
halka arzedilmeyen payların bedellerinin
ise, yüzde yirmibeşi iki aylık süreyi
izleyen üç gün içinde ödenir.
MADDE 350 -
(1) 346 ncı madde uyarınca, halka arzedilmek
üzere pay taahhüdünde bulunulduğu takdirde,
halka arz, kurucular, yönetim kurulu veya
yetkili herhangi bir organ tarafından
onaylanmış kabul edilir.
Tasarının 336/1 maddesi kuruluş belgeleri
madde başlığını taşımakta olup, bu belgeler
arasında esas sözleşmenin, kurucular
beyanının, değerleme raporlarının, kuruluşla
ilgili olarak yapılan sözleşmelerin ve işlem
denetçisi raporunun yer aldığını
belirtmektedir. Kurucular beyanı ise
tasarının 349 maddesi ile hüküm altına
alınmış olup hüküm aynen;
“MADDE 349 -
(1) Kurucular tarafından, kuruluşa ilişkin
bir beyan imzalanır. Beyan, dürüst bir
şekilde bilgi verme ilkesine göre, doğru ve
eksiksiz olarak hazırlanır. Beyanda, aynî
sermaye konuluyor, bir ayın ya da işletme
devralınıyorsa, bunlara verilecek karşılığın
uygunluğuna; bu tür sermayenin ve
devralmanın gerekliliğine, bunların şirkete
olan yararlarına ilişkin belgeli, gerekçeli
ve kesin ifadeli açıklamalar yer alır.
Ayrıca, şirket tarafından iktisap edilen
menkul kıymetlerle, bunların iktisap
fiyatları, söz konusu menkul kıymetleri
çıkaranların son üç yıllık, gereğinde
konsolide finansal tablolarının
değerlemelerine ve çözümlenmelerine ilişkin
bilgiler, şirketin yüklendiği önemli
taahhütler, makina ve benzerleri malların ve
herhangi bir aktif değerin alımına ilişkin
bağlantılar, fiyatlar, komisyonlar ile her
türlü borçlar, emsalleriyle
karşılaştırılarak, açıklanır.
(2) Ayrıca, kuruculara tanınan menfaatler
gerekçeleriyle beyanda yer alır. Kimlerin
halka arz amacıyla ne miktarda pay taahhüt
ettiği, pay taahhüdünde bulunanların
birbirleri ile ilişkileri; bunlar bir
şirketler topluluğuna dâhil bulunuyorlarsa,
topluluk ile ilişkileri, kuruluşu inceleyen
işlem denetçisine ve diğer hizmet verenlere
ödenen ücretler, emsalleriyle karşılaştırma
yapılarak, beyanda açıklanır”
şeklindedir.
Aynı maddede ve tasarının değişik
maddelerinde yer alan işlem denetçisi raporu
için tasarının 351 maddesi şu hükmü
getirmiştir;
“MADDE 351 -
(1) Kuruluşun denetlenmesine ilişkin rapor
işlem denetçisi tarafından verilir. Bu
raporu, orta ve küçük ölçekli ile halka açık
olmayan anonim şirketlerde bir
yeminli malî müşavir veya serbest
muhasebeci malî müşavir de düzenlemeye
yetkilidir. İşlem denetçisi, kuruluş
raporunda payların tamamının taahhüt
edildiğini; pay bedellerinin, kanunda veya
esas sözleşmede öngörülmüş bulunan en az
tutarlarının, kanuna uygun olarak bankaya
yatırıldığını ve buna ilişkin banka
mektubunun mevcut olduğunu; bu yükümlülüğün
dolanıldığına ilişkin açık bir belirti
bulunmadığını; aynî sermaye ve devralınan
ayınlar için mahkemece atanan bilirkişilerce
değerleme yapıldığını, mahkemece resmîyet
verilen raporun dosyaya sunulduğunu; kurucu
menfaatlerinin kanuna uygun olduğunu;
kurucular beyanı ile ilgili açık bir
uygunsuzluğun, aşırı bir değerin ve
işlemlerde görünür bir yolsuzluğun
bulunmadığını ve diğer kuruluş belgelerinin
mevcut olduğunu, gerekli noter onaylarının
ve izinlerin alındığını açıklar”.
İşlem denetçisi yeni bir meslektir. Mesleğin
kimlerden ve nasıl oluşacağı
açıklanmamıştır. Ancak, ben, genç
hukukçuların bu mesleğe yönelmelerini kendi
adıma önermekteyim.
Tasarının 353 maddesine göre anonim şirketin
butlanına veya yokluğuna karar verilemez,
feshine karar verilir. Feshe ilişkin istem,
yönetim kurulu, bakanlık, ilgili alacaklı
veya pay sahibi tarafından şirketin
merkezinin bulunduğu yerdeki asliye ticaret
mahkemesine üç aylık hak düşürücü süre
içinde yapılır. Kanımca bu düzenleme,
kanunun, 1995 yılında 556 sayılı kanun
hükmünde kararname ile iptal edilen, 299
maddesine benzeyen hükümleri getirmektedir.
Bu dava acele işlerden olup, somut olayın
haklı göstermesi dışında delil
dilekçesindeki delillerle yetinilir, istisna
olarak kesin süreye bağlı delil istenebilir.
Mahkeme, davayı olumlu ya da olumsuz karara
bağlayabileceği gibi esas sözleşmeye ve
kanuna aykırı hususların giderilmesi için
süre de verebilir.
Bu bölümde tasarının 356 maddesinde kanuna
karşı hile, 357 maddesinde pay sahipleri
arasında eşit işlem ilkesi ve 358 maddesinde
ise pay sahiplerinin şirkete karşı borçlanma
yasağı hüküm altına alınmıştır. Şirkete
karşı borçlanma yasağı zaten vergi mevzuatı
doğrultusunda eşit işlem ilkesi ise doktrin
ve yargı kararları doğrultusunda
uygulanmakta idi. Kanuna karşı hile ise,
kanunun 311 maddesinde bulunan bir
uygulamadır. Bu madde ile şirketin
kuruluşunu takip eden iki sene içinde
edinilecek olan “işletme, tesisat veya başka
mal ve hakların esas sermayenin 1/10 nu
aşacak şekilde alınmasında” uygulanması
gereken yöntemler, hükme bağlanmış ve ayın
sermaye uygulamasına karşı oluşturulacak
hileler önlenmek istenmiştir.
Değerli meslektaşlarım, hiçbir akademik
kariyerimin olmadığı sizlerce de
bilinmektedir. Gene bildiğiniz gibi, bu ve
benzeri çalışmalarım kişisel çabalarıma
dayanmaktadır. 30-40 kişinin iki senede
hazırladığı kanun tasarısını, birkaç gün
içinde anlamak ve anladığını yazarak
anlatmak hatalara ve noksanlara davetiye
çıkarmaktır. Bu nedenle, yanlışlarımı ve
noksanlarımı bildirirseniz, çok sevinirim.
Doğruyu bulmanın hepimizin amacı olduğuna
inanıyorum.
Ankara, Mayıs 2008
TTK Tasarısı ile ilgili metinlere ve karşılaştırma
tablolarına erişim için
http://www.inisiyatif.net/document/tanitim/TTKTasari2007/
üzerine tıklayınız
NOT: Yazarın iletişim adresi ve bilgilerini görmek
için başlıktaki ismi üzerine ya da
buraya tıklayınız