15.04.2007 tarihli ATV’nin ana haber
bültenini izlediğimde, haberlerden birinin
trafik kazaları için kurulmuş olan
garanti fonu ile ilgili olduğunu gördüm.
Bu habere göre,kamu oyunda garanti fonunun
çalışma alanı açısından yeterli bilgi
olmaması nedeniyle, bazı kişiler,
vatandaşın, garanti fonu kapsamında kalan
alacaklarını, tahsil etmeyi bir uğraş, bir
meslek haline getirmişlerdir.
Habere göre, bu kişiler, oluşan trafik
kazalarını izlemekte, zarar gören kişileri
saptamakta ve onlara garanti fonundan
hakları olan ödemelerin yapılması için
yardımcı olmaktadırlar. Bu kişiler,
yaptıkları bu işlerin karşılığında da bir
ücret TV kanalının söylediğine göre, yüklüce
bir ücret almaktadırlar.
Bu işi yapan kişilerin yapmış oldukları iş,
haberden anladığım kadarıyla, Avukatlık
Kanunu 35 maddesinin tanımladığı işler
arasına giren bir iş niteliğinde değildir.
Bu nedenle de bu kişilere karşı yapılacak
bir şey yoktur.
Ancak unutulmaması gereken bir husus, bu işi
yapan kişilerin özünde çözdükleri problem,
trafik kazası sonucunda meydana gelen bir
zararın giderilmesine yardımcı olmaktır.
Bizim bildiğimize göre, bu güne kadar,
trafik kazasının oluşmasından sonra,
taraflar avukata başvurarak gereken hukuki
yardımı alıyorlardı. Trafik sigortalarının
parasal değerlerinin yükselmesi, kapsamının
genişlemesi ile avukat aracılığı elde edilen
zararın giderilmesine ilişkin hukuki yardım
yerine, doğrudan doğruya sigortaya
başvurarak,gereken yardımın sağlanması yolu
da son günlerde uygulanır bir yol haline
gelmiştir. Bu nedenle vatandaşın doğan
zarardan ötürü oluşan problemleri azalmış ve
daha uygar bir çözüm biçimi gelişmiştir. Bu
ülkeyi seven,vatan olarak kabul eden bir
kişi olarak sigorta şirketlerinin bu
tutumundan ötürü, ulaştığımız daha uygar
yapıyı benimsememem söz konusu
olamaz.Ancak,kamunun yararına oluşan bu
değişim, avukatlık mesleğinin aleyhine
oluşmuş bir değişimdir. Avukat bu yolla iş
kaybına uğramıştır. Buna rağmen, uygar bir
yaşam düzeyine ulaşmanın sonucunda oluşan bu
iş kaybını,bir kazanç olarak kabul etmek, bu
güne kadar aldığımız mesleki terbiye
açısından en doğru davranıştır.
Fakat, hiç yoktan bir yeni bir meslek grubu,
daha doğrusu iş grubu oluşup elimizdeki
olanakları alıyorsa ve biz buna seyirci
kalıyorsak bunu kabul etmek mümkün değildir.
Avukatlık Kanununda yer alan, 55 madde ve 48
madde, avukatın, iş aramasını reklam
yapmasını yasaklamaktadır. Hatta, avukatın
tanıtım yapmasını bile engellemektedir.
Halbuki, avukattın çalışma alanından bu
örnekte olduğu gibi yasaya aykırı olmayan
şekilde ya da patent bürolarının yaptığı
gibi yasaya aykırı şekilde elinden iş alan
kişi yada kuruluşların reklam yapmak, iş
aramak olanağı bulunmaktadır. İşte bu olanak
çalışma konularımızın sınırlanmasına,
mesleğin ekonomik açıdan zayıflamasına neden
olmaktadır. Bunu kabul etmek mümkün
değildir.
Avukatlık yasasına göre, barolar ve barolar
birliği, meslektaşların ekonomik
problemlerine de çözüm bulmak zorundadır. O
halde, özellikle Barolar Birliği, tarımsal
faaliyetlere dayalı ekonomik yapıdan kentsel
ekonomik yapıya geçmeye çalışan yada geçmiş
olan ülkemizin sosyo-ekonomik yapısını
gözden geçirmek ve daha önce benimsemiş
olduğu etik kurallara ilişkin görüşlerini
yeniden oluşturmak zorundadır. Bu
zorunluluk,meslek odalarının temel
problemidir. Çünkü, meslektaşların ekonomik
güçlerinin zayıflaması yada kaybolması,
barolarında güç kaybına uğramasıdır.
Günümüzde toplumsal etik kurallar değişime
uğramıştır, mesleki etik kuralların da aynı
yapı içinde değişmesi kaçınılmazdır.
Değişime direnmek mümkün değildir.
Direndiğini düşünen kendini kandırır.
Değişim, bazı kural tanımazların, kural dışı
uygulamaları ile de gelir hatta bizdeki
uygulamalara baktığımızda pek çok değişimin
bu yolla geldiğini görmekteyiz. Düzensiz
gelen bu değişim, yeni problemler doğurur.
Genelde kurallara uymak isteyen uygar
kişilerin zararına sonuçlar doğurur.
Unutmayın ki günümüz toplumunda da,
Maslow’un merdivenleri hala geçerlidir ve bu
merdivenlerin başında, günlük
ihtiyaçlarımızın giderilmesi yer almaktadır.
Üstelik bu ihtiyaçların giderilmesinde
eskiden inandığımız, bir lokma bir hırka,
mantığı unutulmuş, bunun yerine, insanca
yaşamaya en uygunu ile ihtiyaçların
giderilmesi mantığı gelmiştir. Bunu, yani
insanca yaşamayı, uyguladığımız etik
kurallarla sağlamak mümkün olamazsa yani
etik bunu engellerse o zaman kişi etiği hiçe
sayacaktır.
Bu nedenle, avukatın sorunlarını düşünürken,
avukatın uygar bir insan olarak ihtiyaçları
olduğunu, bunu gidermek için çalıştığını,
baroların bu çalışmaya ve bunun sonucunda
elde edilen yararın artmasına katkı
yapmasının kaçınılmaz bir ödev olduğunun
kabulü gerekir. Kısaca, kamunun yararına
olarak, mesleğin ekonomik yapısından,
meslektaşların gelirinden bir kayıp meydana
geliyor ise bunu kabul etmek mümkündür ancak
mesleğin zararına ve hiç olmayan bir uğraş
alanının doğumuna neden olunuyor ise bunu
kabul etmek mümkün değildir.
Yukarıda anlattığım olayı yaşadığım günlerde
bir başka olay daha yaşadım. Bunu da
sizlerle paylaşmak ve değerlendirmek
isterim.
Ankara İcra Müdürlüklerinden birinde öğlen
vakti hacze gitmek için sıramı beklerken,
icra müdürlüğünün ortasında yer alan ve
avukat meslektaşların yararlandığı masada
bulunan boş yere oturdum. Karşımda genç bir
beyefendi bulunuyordu, giysilerinden ve
davranışından avukat olmadığı kanısına
kapıldığım bu beyefendi, sürekli olarak icra
dosyalarına talep açıyor ve imzalıyordu.
Dosyaya yazmış olduğu avukat ismini kafama
yazdım ve ilk albümden kişinin fotoğrafına
baktım, tekrar icraya inerek kişiyi bir kez
daha inceledim tam bu sırada yanına gelen
kişi daha çok dikkatimi çekti, çünkü tahmin
ettiğim gibi ilk beyefendi katip ikinci
beyefendi ise katibin yanında çalıştığı
avukattı.
Yapılan bu davranışı hangi açıdan eleştirmek
gerektiğini sizlerin insafına bırakıyorum.
Ancak, bilinmesini istediğim bir husus da
bilgilerinize sunmak istiyorum. Benim
anlatımımla bu olayda avukat olan
meslektaşım meslekle ilgisi olmayan bir
kişiyi taşeron olarak kullanmaktadır.
Kullanılan bu taşeron nedeni ile söz konusu
avukat fiilen yetiştiremeyeceği yoğunlukta
bir işi yetiştirmekte ve bir başka
meslektaşının ekmeğini elinden almaktadır.
Ekmeği elinden alınan meslektaş ise
arkadaşlık kuralları yada benden bulmasın
nedeni ile suskun kalmaktadır. İşte
anlayamadığım çelişki burada yatmaktadır.
Kapı önünde dilekçe yazan arzuhalcilere
karşı mücadele ederken içimizden birileri
tarafından bize karşı yapılan bu haksız
davranışı görmezden gelmek bana anlaşılmaz
gelmektedir.
Konuyu Baromun yetkilileri ile paylaşmak
istediğimde, bana, olayda şikayet olmadığı
takdirde yapılacak bir şey olmadığı
söylendi.
Askerde benimle birlikte çalışan bir
astsubayımdan öğrendiğim bir ilke nedeni ile
şikayetçi olmayı düşünmüyordum. Amacım, bu
yolda hareket eden ve haksız rekabette
bulunan hatta haksız kazanç sağlayan
meslektaşlarımın öncelikle bir kez
uyarılmasını sağlamaktı. Bende bu yazıyı bu
tür çalışanlara bir uyarı olarak
yayınlıyorum. Eğer hala bu yoldaki
çalışmalara devam edilecekse o zaman baronun
resen işlem yapmasını beklemeksizin isim
bildirmek kaydı ile şikayetçi olacağımın
bilinmesini hatta yapacağım bu şikayetten
ötürü onur duyacağımın da bilinmesini
istiyorum.
Avukatlık Kanunu gereği ve işin yapısı
gereği meslektaşların ekonomik çıkarlarının
korunmasının baroların temel görevi olduğu
kanısında olduğumu, bu vesile ile
açıklamakta da yarar görmekteyim.
Kısacası dinozorlaştıkça, huysuzlaşmaya
başladığımın farkındayım. Ancak,
huysuzluklarımın, kişisel çıkarlarım için
olmadığını meslektaşlarımın çıkarları için
olduğunu gördükçe, huysuzluğumdan ötürü
kendimi affediyorum.
Bildiğim olumsuz örnekleri zaman zaman
sizlerle paylaşmayı amaçlamaktayım. Bu
yüzden de Sayın Tansu’nun ve sizlerin
hoşgörünüzden elimden geldiğince
yararlanmaya çalışacağım.
Meslekte daha iyi günlere
ulaşmak dileği ile,