TTKT nin dördüncü kısım ikinci bölümü anonim
şirketlerde yönetim kuruluna ilişkin
hükümleri içermektedir.
Tasarının 359 maddesi “üyelerin sayısı ve
nitelikleri” başlığını taşımaktadır ve pek
çok gerekli yeniliği içermektedir. Tasarının
bu maddesine ilişkin gerekçeyi
incelediğimizde her bir yeniliğin ayrı ayrı
yararlarını saymış olduğunu görmekteyiz. Bu
maddeye ilişkin gerekçenin mutlaka okunması
gerektiğini düşünmekteyim. Bu nedenle söz
konusu gerekçeyi aynen aşağıya aldım.
"Madde
359 - Tasarının bu maddesi 6762 sayılı
Kanunun 312 nci maddesine nazaran bir çok
yeniliği içermektedir. Bunlar şöyle
sıralanabilir:
Birinci fıkra: (a) Yönetim kurulunun
en az üç üyeden oluşacağına ilişkin mevcut
hüküm terk edilerek bir üyeli yönetim
kuruluna olanak tanınmıştır. Bunun sebebi,
bir taraftan, sistemde tek pay sahipli
anonim şirkete yer verilerek birçok AB
ülkesinin aynı kuralı uygulamakta olması
dolayısıyla AB hukuku ile uyum sağlanması,
diğer taraftan da, küçük anonim şirketler
ile ana şirketlerde, daha kolay yönetme
yöntemlerinin uygulanmasına olanak
tanınmasıdır. Tek kişilik yönetim kurulu
anonim şirketler hukukumuzun kaynağı
sayılabilecek İsviçre Borçlar Kanununun 707
nci maddesinin birinci fıkrasında olduğu
gibi Alm.POK’nın 76 ncı paragrafının ikinci
fıkrasında da tanınmıştır. Yukarıda da ifade
edildiği gibi tek kişilik yönetim kurulları
küçük anonim şirketler ile grubu yöneten
şirketlere uygun bir araçtır. Hele Tasarıda
öngörüldüğü üzere tüzel kişilerin yönetim
kurulu üyesi olabildiği bir sistemde önemli
bir anlam kazanmaktadır. Tek kişi ile kurul
ifadesini çelişki yaratabileceği de
düşünülmemelidir. Çünkü buradaki “kurul”
kelimesi birden ziyade kişiden çok, “organ”a
işaret etmektedir. Modern şirketler hukuku
anlayışında kurulun birden çok kişi anlamı
gün geçtikçe vurgusunu yitirmektedir. Tek
üyeli yönetim kurulu bir çok komite ve
komisyonla birlikte çalışıp bir yönetim
örgütü oluşturabilir. İsviçre ve Almanya
gibi ekonomilerin gereksinimini duyduğu tek
üyeli yönetim kuruluna, Türk ekonomisinin
gereksinim duymayacağı söylenemez. Ayrıca
338 inci maddede verilen gerekçeye de
bakınız.
Bu kuralın esneklik ve kolaylık sağlayacağı
ve özellikle topluluk oluşturulmasında,
kurumsallaşmada ve hatta profesyonelleşme
ile bölünmelerde yararlı olacağı
düşünülmüştür.
(b) Bu madde ile, yönetim kurulu üyelerinin
ayrıca, pay sahibi olmalarına ilişkin 6762
sayılı Kanunda öngörülmüş bulunan (gereksiz)
zorunluluk kaldırılmıştır. Böylece hem az
ortaklı anonim şirketlerde çok üyeli yönetim
kurulu oluşturulmasına olanak tanınmış, hem
de yapay hile-i şer'iye olan çözümlere
başvurulmadan, uzman ve profesyonel yönetim
kurullarının kurulabilmesinin yolu
açılmıştır.
(c) Kanundan farklı olarak Tasarının 359
uncu maddesi en az bir üye için vatandaşlık
ve yerleşim yeri şartı getirmiştir. Temsile
yetkili üyelerden en az birinin Türkiye'de
yerleşim yerinin bulunmasının ve Türk
vatandaşı olması şartının sebebi; işlem
kolaylığını sağlamak, hukukî ve cezaî
sorumluluğa ilişkin hükümlere
uygulanabilirlik kazandırmak ve şirketin,
pay sahiplerinin ve alacaklıların
menfaatlerini korumaktır.
(d) Ayrıca 1527 nci maddede on-line olarak
yönetim kurulu toplantısı yapılmasına olanak
sağlanmıştır. Buna karşılık, pay senetleri
borsada işlem gören anonim şirketler için,
kurumsal yönetim ilkelerinin bir gereği
olarak uygulanmaya başlayan
tarafsız/bağımsız üye uygulamasına ilişkin
herhangi bir düzenlemeye Tasarıda yer
verilmemiştir. Çünkü, bu sistem kapalı
anonim şirketler için önerilmemiş, bu
şirketler yönünden bir ihtiyaç da
gösterilmemiştir. Diğer taraftan Sermaye
Piyasası Kurulu halka açık şirketler için bu
uygulamayı ülkemizde başlatmıştır.
İkinci fıkra: İkinci fıkrada, tüzel
kişilerin yönetim kurulu üyesi
olabilmelerine olanak tanınarak, bir
taraftan, 623 üncü maddesinin ikinci fıkrası
ile uyum sağlanmış, diğer taraftan tüzel
kişinin yönetim kurulu üyesi olarak sorumlu
tutulmasının yolu açılarak şirkete, pay
sahiplerine ve alacaklılara güvence
verilmiştir. Düzenleme sorumluluk hukukunun
ana gelişme ekseni ile çakışmaktadır. Dev
yapılı, çok uluslu şirketlerin;
temsilcilerinin arkasına gizlenmelerine
hukukun seyirci kalması sadece adaletsizliği
artırmakla kalmamakta aynı zamanda hukuka
güveni de sarsmakta, hukukî gerçeğe göz
kapama anlamına gelmekte ve kanun koyucuyu
da hukuk kuralının nesnelliği yönünden
müşkül durumda bırakmaktadır. Bu fıkra ile
çağdaş, hakça bir sorumluluk sistemi kabul
edilerek, tüzel kişinin temsilcisinin üye
seçilmesi ile üyenin (temsilcinin) tüzel
kişi ile arasındaki bağın kesildiği ve tüzel
kişinin, temsilcisinin eylem ve
kararlarından sorumlu tutulamayacağı
şeklindeki yapay teori reddedilmiştir.
Artık, tüzel kişilerin temsilcilerinden
oluşan zayıf malvarlıklı üyelerin
sorumluluğu ile hukukî gerçeklere göz
yumulmayacaktır.
Şirketler topluluğu gerçeğini tanıyıp
düzenleyen (madde 195 ve devamı) bu Kanun
için 359 uncu madde sisteminin kabulü
zorunluydu.
Tüzel kişi yönetim kuruluna bizzat
gelemeyeceği için toplantıya katılacak olan
gerçek kişi onun tarafından belirlenir ve
onun adına tescil ve ilân olunur.
Toplantılara anılan gerçek kişi katılıp oy
kullanır. Kullanılan oy tüzel kişinindir.
Tescil, tüzel kişinin üyeliğini söz konusu
gerçek kişinin kişiliğinde somutlaştırıp
belirgin konuma getirmekte ve bu yönden
kurucu bir etkiye sahip bulunmaktadır. İlan
ise bunu üçüncü kişilere bildirir. Ayrıca
tescil ve ilân keyfiyeti şirketin web
sitesinde de yayımlanır. Belirleme, tüzel
kişinin kurula her toplantıda farklı
kişileri yollayarak kurulun çalışmasını ve
istikrarını bozmasına engel olmak amacına
yöneliktir. Tüzel kişi adına tescil ve ilân
edilecek kişi, tüzel kişi tarafından
belirlenir, yoksa genel kurul tarafından
seçilmez; esas sözleşmeye bu yolda hüküm
konulamaz. Çünkü, seçimle tüzel kişi yönetim
kuruluna üye olmuştur. Tüzel kişi, kendi
adına toplantılara katılacak kişiyi
değiştirmek istiyorsa şirkete başvurarak
yeni kişiyi tescil ve ilân ettirmelidir.
Gerçek kişiyi belirlemek ve değiştirmek
hakkı sadece tüzel kişiye aittir. Ancak
şirketin, haklı sebeplerin varlığında tüzel
kişiden değiştirme talebinde bulunmaya hakkı
vardır.
Bu düzenleme ile, yıllardır hukukumuza hâkim
olan bir tüzel kişinin yönetim kurulunda
birden çok temsilciye sahip ve birden çok
oyu haiz olmasına ilişkin teoriye ve
dogmatiğe aykırı, menfaatler dengesini bozan
uygulama da son bulacaktır. Çünkü, her üye
gibi tüzel kişi de yönetim kurulunda bir oy
hakkına sahip olacaktır.
Üçüncü fıkra: Üçüncü fıkrada üyelerin
ve tüzel kişi adına tescil edilecek kişinin,
tam ehliyetli olması gereği açıkça ifade
edilmiş ve yönetim kurulu üyelerinin yarısı
ile tüzel kişi adına tescil ve ilân edilecek
kişinin yüksek öğrenim görmüş olması şartı
getirilmiştir. Bu suretle yönetim kurulunun
nicelik yönünden düzeyi yükseltilmiş ve
profesyonel üyelerin seçimine zemin
hazırlanarak kurumsal yönetim ilkeleriyle
uyum sağlanmıştır.
Dördüncü fıkra: Son fıkra, mahkeme
kararlarında kabul edilen ve öğretide hâkim
olan görüşü kanunlaştırmıştır. Bu fıkra 362
nci maddenin birinci fıkrasının son cümlesi
ile 363 üncü maddenin ikinci fıkrası başta
olmak üzere ilgili hükümlerle birlikte
yorumlanmalıdır."
Tasarının bu maddesi, tasarının 338. maddesi
ile paralellik göstermekte ve tasarı tek
kişi ile kurulan anonim şirkete izin verdiği
gibi bunun zorunlu sonucu olan tek kişilik
yönetim kurulunun olmasına da izin
vermektedir.
Tasarının bu maddesine göre, yönetim
kurulunda yabancıların görev alması
mümkündür. Ancak böylesi bir durumda anonim
şirketi temsile yetkili, Türkiye’de bulunan
ve Türk vatandaşı olan en az bir üyenin
bulunması gereklidir. Eğer yönetim kurulunda
bulunan üyelerden birden fazlası şirketi
temsile yetkili kılınacak ise,bunlardan bir
tanesinin Türkiye’de oturması ve Türk
vatandaşı olması da yeterlidir. Ayrıca
tasarı kanundan bir başka açıdan daha
ayrılmış ve yönetim kurulu üyesinin şirket
ortağı olması zorunluluğunu da kaldırmıştır.
Böylece ortak olmayan profesyonellerin
yönetim kurulunda yer almasına olanak
vermiştir. Bana göre bu davranışla, tasarı,
sermayedar, tacir ve yönetici ayrımını
benimsemiştir.
Tasarıda da , kanunda olduğu gibi yönetim
kurulu üyelerinin ya esas sözleşme ile
atanmaları yada genel kurul tarafından
seçilmiş olmaları şartı aranmaktadır.
Tasarının 362. maddesi kanunun 314. maddesi
ile uyum göstermekte ve yönetim kurulu
üyelerinin en çok üç yıl için
seçilebileceğini ve esas sözleşmede aksine
hüküm yoksa yeniden seçimin mümkün olduğunu
hükme bağlamaktadır.
Tasarı halen yürürlükte olan bazı özel
kanunlarda yer alan eğitim şartını
benimsemiş ve yönetim kurulunun bir üyeden
fazla olması halinde bunların en az dörtte
birinin yüksek öğrenim görmüş olmasını şart
koşmuştur.
Tasarının 359/2. maddesi, kanunun 312/2
c.3’ün aksine şirket ortağı olan yada
olmayan bir tüzel kişinin şirket yönetim
kuruluna seçilebileceği hükmünü getirmiştir.
Eğer böyle bir seçim yapılıp, tüzel kişi
yönetim kurulu üyesi olursa, tüzel kişiyi,
yönetim kurulunda hangi gerçek kişinin
temsil edeceği, o tüzel kişi tarafından
belirlenecektir. Ayrıca, tüzel kişinin
temsilini sağlayan gerçek kişi sadece bir
kişi olarak belirlenecektir ve şirket
yönetim kuruluna bu kişi,tüzel kişi adına
katılarak, oy kullanabilecektir.
Seçilen tüzel kişi olduğu için, tüzel kişi,
kendisini temsil eden gerçek kişinin şirkete
vermiş olduğu zararlardan sorumlu olacaktır.
Bunun yanı sıra,tasarının 364/1 maddesi
gereği, tüzel kişi,söz konusu temsilcisini
değiştirmek hakkını da elinde
bulunduracaktır. Böylece bu düzenleme,
öğretide ve uygulamada mevcut çelişkili
düşünceleri kaldırdığı gibi, yönetime yön
veren fakat sorumsuz kalan tüzel kişiyi
sorumlu hale getirmiştir.
Tasarının 359/4 maddesi ile 363/1 maddesini
birlikte değerlendirmek zorunluluğu
bulunmaktadır. Çünkü, tasarının 359/4
maddesi, “üyeliği sona erdiren sebepler
seçilmeye de engeldir” hükmünü getirerek,
tasarının “üyeliğin boşalmasını” düzenleyen
363/1 maddesine yollama yapmıştır. Tasarının
363/1 maddesine göre “Yönetim kurulu
üyelerinden birinin iflasına karar verilir
veya ehliyeti kısıtlanır yada bir üye üyelik
için gerekli kanuni şartları yahut esas
sözleşmede öngörülen nitelikleri kaybederse,
bu kişinin üyeliği,her hangi bir işleme
gerek olmaksızın kendiliğinden sona erer”.
Kanunun 315/2. maddesinde yer alan ve
yönetim kurulu üyeliğini
engelleyen,mahkumiyet ve benzeri şartların
tasarıda neden yer almadığını ise
anlayamadığımı belirtmekte yarar
görmekteyim.
Tasarının 363/1 maddesi ise, üyeliğin her
hangi bir nedenle boşalması halinde daha
doğrusu tasarının 334 maddesi ile atanan
kamu kurumunun gösterdiği üye dışında bir
üyeliğin boşalması halinde, yönetim
kurulu,kanuni şartları haiz (elbette esas
sözleşmenin aradığı koşullarda kanuni koşul
olarak değerlendirilmelidir) birini, geçici
olarak yönetim kurulu üyeliğine seçip ilk
genel kurulun onayına sunar. Tasarıda yer
alan hüküm bu aşamadan sonra kanunda yer
alan benzer 315. madde hükmünden ayrılmakta
ve yönetim kurulu tarafından seçilen üyenin
ilk genel kurula kadar görev yapacağını
belirtmenin yanı sıra eğer selefinin, yani
yerine seçildiği kişinin görev süresi var
ise yönetim kurulu tarafından seçilen ve
genel kurulca atanan üye selefinin süresini
tamamlar hükmünü de getirmektedir.
Burada aklıma bir soru takılmaktadır. Bu
soruyu “Eğer genel kurul yönetim kurulu
tarafından atanan üyeyi onamaz ise selefinin
geriye kalan süresi nasıl tamamlanacaktır?”
şeklinde dile getirmek mümkündür.
Büyük bir ihtimalle, böylesi bir durumda
tasarının 364 maddesinden yararlanmak mümkün
olacaktır. Kanımca madde eksik yazılmış
olmasına ve gerekçede doyurucu bilgi
bulunmamasına rağmen, yazılan kısımdan nasıl
davranılması gerektiği anlaşılmaktadır. Bu
maddeye göre, yönetim kurulu üyesinin esas
sözleşme ile yada genel kurulu kararı ile
atanmış olmasının bir farkı olmaksızın ve
genel kurul gündeminde madde olması yada
olmamasının önemi olmaksızın, süresi
dolmayan yönetim kurulu üyesini, genel kurul
kararı ile görevden almak mümkündür. Bu
durumda onaylanmama hali doğarsa, bu
maddeden yararlanıp azledilmiş bir yönetim
kurulu üyesi varmış gibi tasarının 364.
maddesinden yararlanarak yeni yönetim kurulu
üyesini belirlemek için oylama yapılmalıdır.
Ancak, bu maddenin uygulanmasında
unutulmaması gereken husus gündemde madde
olmaması halinde, ortakların ve ortaklığın
yararı ile birlikte gündeme bağlılık
ilkesini de korumak amacıyla, görevden
almanın görüşülebilmesi için, “haklı bir
sebebin varlığı” nın aranıyor olmasıdır.
Kanımca böylesi durumlarda, gündem
hazırlanırken bu olasılıklar dikkate
alınmalıdır.
Yukarıda ki açıklamalarda maddenin eksik
yazıldığını belirtmiştim. Çünkü,yönetim
kurulu üyesinin nasıl görevden alınacağını
hükme bağlayan madde, nasıl atama
yapılacağını dile getirmemiştir. Böylece,
bir tartışmaya yol açmıştır. Tartışmayı
ihtimal dışı görmemek gerekir. Bu tür
tartışmalar günümüzde de sürmektedir.
Örneğin madde gerekçesinde yer alan gündeme
bağlılıkla ilgili görüş tartışmada yer alan
taraflardan birinin görüşüdür. Aksini
savunanlar da bulunmaktadır. Bu her somut
olayda aynı olacaktır. Bu yüzden önceden
giderilmesinde yarar vardır.
Tasarının 361/1 maddesi, madde gerekçesinde
de yer aldığı gibi bir umut maddesidir. Bu
maddeye göre, yönetim kurulu üyelerinin
verebileceği zararlardan ötürü, şirketin
sermayesinin yüzde yirmibeşi oranında
sigorta ettirilmesi hali varsa bu durum SPK
da ve borsada değerlendirilecek ve kamuya
duyurulacaktır.
Ancak, kanunun 313. maddesinde yer alan,
hisse tevdi etmek zorunluluğunun tasarıda
neden yer alamadığını anlamak mümkün
değildir. Kanunun 313. maddesinin işlememesi
yada yeterince işlememesinin nedenleri
bulunur ve tasarıda bu madde işler hale
getirilebilinirdi. Kanımca asıl işlemeyen
yönetim kurulu üyelerinin sorumluluğuna
ilişkin hükümlerdi bu nedenle de
sorumluluğun sigortası olan hisse senedi
tevdi etmekte işlemez hale gelmiş idi. Hisse
senedi tevdiini tekrar düşünmekte yarar
olduğu kanısındayım.
Tasarının 360 maddesi yönetim kurulunda
temsil edilmeyi imtiyaz hakkına bağlayan
şartların geçerli olduğunu vurgulayan bir
maddedir.
Yönetim kurulu üyeliğini ve şartlarını
değerlendirirken tasarının 334/1,2 ve 3
maddesinde yer alan “kamu tüzel kişilerinin
yönetim kurulunda temsili”ni düzenleyen
maddeyi aktarmadan konuya son vermek mümkün
değildir. Maddeye göre;
"MADDE 334 –
(1) Devlet, il, belediye gibi kamu tüzel
kişilerinden birine, esas sözleşmede
öngörülecek bir hükümle, pay sahibi
olmasalar da, işletme konusu kamu hizmeti
olan anonim şirketlerin yönetim kurullarında
temsilci bulundurmak hakkı verilebilir.
(2) Birinci fıkrada
yazılı şirketlerde pay sahibi olan kamu
tüzel kişilerinin yönetim kurulundaki
temsilcileri, ancak bunlar tarafından
görevden alınabilir.
(3) Kamu tüzel
kişilerinin yönetim kurulundaki
temsilcileri, genel kurul tarafından seçilen
üyelerin hak ve görevlerini haizdir. Kamu
tüzel kişileri, şirket yönetim kurulundaki
temsilcilerinin bu sıfatla işledikleri
fiillerden ve yaptıkları işlemlerden dolayı
şirkete ve onun alacaklılarıyla pay
sahiplerine karşı sorumludur. Tüzel kişinin
rücû hakkı saklıdır."
Tasarının 364/2.
maddesine göre azledilen yönetim kurulu
üyesine bu günkü durumdan farklı olarak yani
kanunun 316. maddesi hükmünden farklı olarak
tazminat verilebilecektir.
Yazının daha fazla
uzamaması için bu bölümü burada kesip
yönetim kuruluna ilişkin diğer açıklamaları
başka bölümlere bırakmayı uygun görüyorum.
Ankara, Mayıs 2008
TTK Tasarısı ile ilgili metinlere ve karşılaştırma
tablolarına erişim için
http://www.inisiyatif.net/document/tanitim/TTKTasari2007/
üzerine tıklayınız
NOT: Yazarın iletişim adresi ve bilgilerini görmek
için başlıktaki ismi üzerine ya da
buraya tıklayınız