Tasarının 365/1 maddesine göre, “Anonim
şirket, yönetim kurulu tarafından yönetilir
ve temsil olunur”. Bu nedenle yönetim kurulu
tasarının 374/1 fıkrasında belirtildiği gibi
“kanun ve esas sözleşme uyarınca genel
kurulun yetkisine bırakılmış bulunanlar
dışında şirketin işletme konusunun
gerçekleştirilmesi için gerekli olan her
türlü iş ve işlemler hakkında karar almaya
yetkilidir”.
Tasarıda yer alan 365/1 maddesi hükmü,
kanunun 317 maddesinde yer alan hükümle
aynıdır. Ancak tasarıda ilave olarak
“Kanundaki istisnai hükümler saklıdır” hükmü
de yer almaktadır. İstisnaların neler
olduğunu ise tasarının gerekçesine
baktığımızda görmekteyiz. Gerekçeye göre bu
istisnalar, tasarının 367 ve 370 maddesinde
yer alan yetki devirlerine ve tasfiye
memurlarına aittir.
Anonim şirketin yönetiminde asıl olan,
şirketin yönetim kurulu tarafından
yönetilmesidir. Bu nedenle, tasarının 366/1
maddesine göre, şirket yönetim kurulu, eğer
genel kurul tarafından seçilmemiş ise, her
yıl üyeleri arasından bir başkan ve başkanın
yokluğunda başkana vekâlet etmek üzere, bir
ya da birden fazla başkan vekili seçer.
Tasarının bu maddesi kanunun 318 maddesi ile
başkan vekillerinin birden fazla olması ve
başkan ile başkan vekillerinin genel kurul
tarafından da seçilebileceğinin hüküm altına
alınması açısından farklılık göstermektedir.
Tasarının 366/2 maddesi ise kanunun 318/2
maddesine karşılık olarak kaleme alınmıştır.
Her iki madde de yönetim kurulunun
gerektiğinde komiteler ve komisyonlar
kurabileceğini hüküm altına almaktadır.
Ancak kanunda yer alan “bütün önemli
meseleler hususiyle bilançonun tanzimi
hakkında rapor vermek” konusunda da komisyon
ya da komite kurulmasına ilişkin yetki,
tasarıda kaldırılmıştır. Çünkü, tasarı
kanundan farklı olarak 375 /1 maddesinde
yönetim kurulunun “Devredilemez görev ve
yetkileri”ni düzenlemiştir. Yönetim
kurulunun devredilemez görev ve yetkilerini
düzenleyen tasarının 375 maddesi aynen
“MADDE
375 -
(1) Yönetim kurulunun devredilemez ve
vazgeçilemez görev ve yetkileri şunlardır:
a) Şirketin üst düzeyde yönetimi ve bunlarla
ilgili talimatların verilmesi.
b) Şirket yönetim teşkilâtının belirlenmesi.
c) Muhasebe, finans denetimi ve şirketin
yönetiminin gerektirdiği ölçüde, finansal
plânlama için gerekli düzenin kurulması.
d) Müdürlerin ve aynı işleve sahip kişiler
ile imza yetkisini haiz bulunanların
atanmaları ve görevden alınmaları.
e) Yönetimle görevli kişilerin, özellikle
kanunlara, esas sözleşmeye, iç
yönetmeliklere ve yönetim kurulunun yazılı
talimatlarına uygun hareket edip
etmediklerinin üst gözetimi.
f) Pay, yönetim kurulu karar ve genel kurul
toplantı ve müzakere defterlerinin
tutulması, yıllık faaliyet raporunun ve
kurumsal yönetim açıklamasının düzenlenmesi
ve genel kurula sunulması, genel kurul
toplantılarının hazırlanması ve genel kurul
kararlarının yürütülmesi.
g) Borca batıklık
durumunun varlığında mahkemeye bildirimde
bulunulması.”
Şeklinde kaleme alınmış bir hükümdür.
Aslında tasarının 375 maddesinin yanı
sıra,370 maddesinde yer alan ticari mümessil
ve ticari temsilci atanmasına ilişkin
yetkide, madde gerekçesinde de belirtildiği
gibi, yönetim kuruluna verilen devredilemez
yetkilerdendir. Yeri gelmiş iken bunu da
belirtmekte yarar bulunmaktadır.
Tasarının 367/2 maddesine göre, yönetimin,
öncelikle, yönetim kurulu üyelerinin tümüne
ait olmasıdır. Buna rağmen kanuna ve esas
sözleşmeye uygun davranmak koşulu ile
yönetim devredilebilinir. Burada
unutulmaması gereken, yönetimin ancak,
tasarının 367/1 maddesinin birinci
cümlesinde belirtildiği gibi, “esas
sözleşmeye konulacak bir hükümle” ve
“düzenleyeceği bir iç yönetmeliğe göre” iki
koşulun bir araya gelmesi ile
devredilebileceğidir. Bu devir, yönetimin
kısmen ya da tamamen devri şeklinde
olabilir. Devir bir veya bir kaç yönetim
kurulu üyesine yapılabileceği gibi, üçüncü
bir kişiye de yapılabilir. Tasarının 367/1
maddesinde belirtilen “yönetmelik şirketin
yönetimini düzenler; bunun için gerekli olan
görevleri, tanımlar, yerlerini gösterir,
özelikle kimin kime bağlı ve bilgi sunmakla
yükümlü olduğunu belirler”. Kısaca şirketin
organizasyon planını gerçekleştirir.
Eğer pay sahipleri talep ederse yönetim
kurulu pay sahiplerini bu iç yönetmelik
hakkında bilgilendirir. Ayrıca, şirket
alacaklıları, talep etmek ve bunun yanı sıra
“korunmaya değer menfaatlerini ikna edici
bir biçimde ortaya koymak” şartı ile yönetim
kurulu tarafından bilgilendirilir. Bu
bilgilendirmeler yazılı olarak yapılır.
Tasarının 367 maddesinin gerekçesine
baktığımızda, bu maddeye göre hazırlanması
gereken yönetmeliğin, genel kurul
tarafından mı yoksa yönetim kurulu
tarafından mı hazırlanacağının
belirtilmediğinin yer aldığı görülmektedir.
Gerekçede yer alan bu açıklamaya katılmak
mümkün değildir. Maddenin yazılımına göre,bu
yetki yönetim kurulu tarafından kullanılması
gereken bir yetkidir. Çünkü, maddenin
yazılımında, “Yönetim kurulu…..
düzenleyeceği bir yönetmeliğe göre…”
sözcükleri yer almaktadır. Kanımca, bu
sözcükler açıkça kimin yetkili olduğunu
ortaya koymaktadır. Üstelik tasarının söz
konusu maddesini yazan ve madde
gerekçelerini hazırlayan kurul aynı
kişilerden oluşmuş aynı kurul olduğuna göre,
kurulun böylesi bir tereddütleri varsa
öncelikle bu noksanı neden gidermediklerini
ve bunu eleştiri konusu yaptıklarını da
anlamış değilim.
Ayrıca yeri gelmiş iken belirtmek istediğim
bir konu ise, yasanın madde gerekçelerinin
bazı yerlerinde kasten ileride yargı
kararları ile ya da öğretideki gelişmelerle
oluşmak üzere bazı boşlukların
bırakıldığından söz edilmesidir. Kanımca bu
yasama yetkisinin kullanılmasında yasamanın
yetkilerini bile bile yargıya ya da
akademisyenlere bırakmak anlamına gelen bir
davranış olup doğru bir yaklaşım değildir.
Tasarının 367 maddesinin madde gerekçesinde
yer alan “Tasarı yönetim hakkı ile temsili
yetkisini birbirinden ayırmıştır. Bu hem 367
nci hem de 370 inci ikinci fıkrası hükmünden
anlaşılmaktadır”. Açıklamasından da açıkça
anlaşılacağı gibi, tasarı kanundan farklı ve
doğru bir yaklaşım sergilemiş ve yönetim ile
temsil yetkilerini birbirinden ayırmıştır.
Tasarının 370 maddesinin birinci fıkrasını
madde gerekçesi ile birlikte okuduğumuzda,
esas sözleşme ile tek imza ile temsil
yetkisi benimsenmemiş ise temsil yetkisinin
çift imza kullanılmak üzere yönetim kuruluna
ait olduğunun hüküm altına alındığını
görmekteyiz. Aynı maddenin ikinci fıkrasında
ise, yönetim kurulunun bu yetkisini bir veya
birden fazla murahhas yönetim kurulu üyesine
ya da müdür olarak üçüncü kişilere
devredebileceği hüküm altına alınmıştır.
Tasarının 370 maddesinde benim anlamadığım
bir husus maddenin ikinci fıkrasının ikinci
cümlesinde yer alan hükümdür. Biraz önce de
belirttiğimiz gibi ikinci fıkranın birinci
cümlesi devri hükme bağlamış olmasına rağmen
ikinci cümle en az bir üyenin temsil yetkisi
ile donatılmasını şart koşmaktadır. Bana
göre murahhaslık tek başına hareket etme
yetkisini içeren bir konumdur. Üstelik madde
gerekçesinde de belirtildiği gibi,tasarının
370 maddesi ile 367 maddesi bir birini
tamamlar niteliktedir.Yani murahhas müdür
367 maddede ki yönetim yetkisini 370
maddedeki temsil yetkisi ile bir bütün
halinde kullanacaktır. Bu durumda, imza
yetkisi sahibi yönetim kurulu üyesine ne
gerek vardır ve ne yapacaktır? Bu sorunun
cevabını bulamadım.
Tasarının 373 maddesinin birinci fıkrasına
göre, Yönetim kurulu, temsile yetkili
kişileri ve bunların temsil şekillerini
gösterir kararın noterce onaylanmış
suretini, tescil ve ilan edilmek üzere
ticaret siciline verir”. Bu kişiler yani
şirketi temsile yetkili kişiler şirket adına
imza atarken, tasarının 372/2 maddesine
göre, şirket unvanı altına imza
atmalıdırlar.
Tasarının 373/2 fıkrasına göre “Temsil
yetkisinin ticaret sicilinde tescilinden
sonra, ilgili kişilerin seçimine veya
atanmalarına ilişkin herhangi bir hukukî
sakatlık, şirket tarafından üçüncü kişilere,
ancak sakatlığın bunlar tarafından
bilindiğinin ispat edilmesi şartıyla ileri
sürülebilir”.
Yönetim kuruluna tanınan yetkilerin “kapsam
ve sınırı” ise tasarının 371 maddesinde
hükme bağlanmıştır. Bu maddeyi ve madde
gerekçesini aynen almakta yarar görmekteyim
“TASARI
MADDE 371 -
(1) Temsile yetkili olanlar şirketin amacına
ve işletme konusuna giren her tür işleri ve
hukukî işlemleri, şirket adına yapabilir ve
bunun için şirket unvanını kullanabilirler.
Kanuna ve esas sözleşmeye aykırı işlemler
dolayısıyla şirketin rücû hakkı saklıdır.
(2) Temsile yetkili olanların, üçüncü
kişilerle, işletme konusu dışında yaptığı
işlemler de şirketi bağlar; meğerki üçüncü
kişinin, işlemin işletme konusu dışında
bulunduğunu bildiği veya durumun gereğinden,
bilebilecek durumda bulunduğu ispat edilsin.
Şirket esas sözleşmesinin ilân edilmiş
olması, bu hususun ispatı açısından, tek
başına yeterli delil değildir.
(3) Temsil yetkisinin
sınırlandırılması, iyi niyet sahibi üçüncü
kişilere karşı hüküm ifade etmez; ancak
temsil yetkisinin sadece merkezin veya bir
şubenin işlerine özgülendiğine veya birlikte
kullanılmasına ilişkin tescil ve ilân edilen
sınırlamalar geçerlidir.
(4) Temsile yetkili kişiler
tarafından yapılan işlemin esas sözleşmeye
veya genel kurul kararına aykırı olması, iyi
niyet sahibi üçüncü kişilerin o işlemden
dolayı şirkete başvurmalarına engel
değildir.
(5) Temsile veya yönetime yetkili
olanların, görevlerini yaptıkları sırada
işledikleri haksız fiillerden şirket
sorumludur. Şirketin rücû hakkı saklıdır.
(6) Sözleşmenin
yapılması sırasında, şirket tek pay sahibi
tarafından ister temsil edilsin ister
edilmesin, tek pay sahipli anonim
şirketlerde, bu pay sahibi ile şirket
arasındaki sözleşmenin, geçerli olması
sözleşmenin yazılı şekilde yapılmasına
bağlıdır. Bu şart piyasa şartlarına göre
günlük, önemsiz ve sıradan işlemlere ilişkin
sözleşmelerde uygulanmaz”.
“GEREKÇE Madde 371
- 371 inci madde 6762 sayılı Kanunun 321
inci maddesinden alınmış, ancak 6762 sayılı
Kanunun 137 nci maddesinde öngörülen ultra
vires kuralının sistemden çıkması
dolayısıyla varlığı gerekli yeni hükümlere
de yer vermiştir.
Birinci fıkra temsile yetkili olan kişilerin
yapabilecekleri iş ve işlemlerin şirketin
rücû edebilmesi ve edememesi yönünden
sınırını göstermektedir. Ultra vires kuralı
kalktığı için, artık şirketin hak
ehliyetinin sınırını işletme konusu
çizmemektedir. Şirketin hak ehliyetinin
değil, imza yetkilisine rücû edeceği veya
edemeyeceği sınırı, şirketin amacı ve
işletme konusu belirler. Esas sözleşmenin
konu hükmüne aykırı işlemlerle bu sınırın
aşılması halinde şirketin rücu hakkı vardır.
Başka bir deyişle, şirketin amacı ve işletme
konusu dışında yapılan işlemler de, ikinci
fıkrada açıkça belirtildiği üzere, şirketi
bağlar, üçüncü kişiye karşı şirket
sorumludur; ancak, sınırı aşan temsil
yetkisini haiz kişiye karşı şirket rücu
talebinde bulunabilir.
İkinci fıkra işletme konusu dışındaki
işlemlerin şirketi bağlaması kuralının
istisnasını düzenlemektedir.
Şirket, yapılan işlemin, işletme konusunun
dışında bulunduğunu üçüncü kişinin bildiğini
veya halin icabından bilebilecek durumda
bulunduğunu ispat ederse işlem şirketi
bağlamayacaktır. Ancak, şirket esas
sözleşmesinin ilân edilmiş olması, bu
hususun ispatı için tek başına yeterli
görülmemiştir. Bu hüküm 354 üncü madde ile
uyumludur. Çünkü, anılan maddeye göre
şirketin amaç ve konusunda sicil müspet
işlevini icra etmez; yani ilân edildiği için
üçüncü kişi şirketin amaç ve konusunu bilmek
zorunda değildir. İkinci fıkranın son
cümlesi, ultra vires kuralını AT'ın Birinci
Yönergesi dolayısıyla kaldırmak zorunda
kalan İngiliz Companies Act 1986’nın 35 ve
35A hükmünden esinlenerek kaleme alınmıştır”.
Yönetim kurulu toplantılarının karar ve
toplantı nisaplarını düzenleyen tasarının
390 madde kanunun 330 maddesinde yer alan
prensiplerden ayrılmıştır. Tasarıda,
toplantı nisabı üye tam sayısının çoğunluğu
olarak gösterilmiş karar nisabı olarak da
toplantıda hazır bulunan üyelerin
çoğunluğunu yeterli görmüştür. Kanunla
tasarı arasındaki fark kanunun “azaların en
az yarısından bir fazlası”nı toplantı nisabı
için yeterli görmesine karşılık tasarı “üye
tam sayısının çoğunluğu”nu toplantı nisabı
olarak görmesinden kaynaklanmaktadır.
Tasarının benimsediği yöntem uygulama
açısından daha doğru bir yaklaşımdır. Ayrıca
unutulmaması gereken bir husus ise,
tasarının 390 maddesinin birinci fıkrasına
göre toplantı ve karar nisapları esas
sözleşme ile ağırlaştırılabilecek nisaplar
olduğu hususudur.
Kanunun 330 maddesinde olduğu gibi tasarının
390 maddesinde de yazılı oy sistemi
benimsenmiş, sistemin özü değiştirilmemiş
ancak daha detaylı olarak anlatılmıştır.
Ayrıca tasarı elektronik ortamda yönetim
kurulu toplantısı yapılabileceğini de hükme
bağlamıştır.
Tasarının 390 maddesinin 3 fıkrası ile
kanunun 330 maddesinde olduğu gibi oyların
eşit olması halinde konunun bir sonraki
toplantıya bırakılacağı, ikinci toplantıda
da eşitlik olması halinde konunun ret
edilmiş sayılacağı hüküm altına alınmıştır.
Kanunun 330 maddesinde olduğu gibi tasarının
390/5 maddesine göre kararların geçerliliği
yazılıp imza edilmiş olmalarına bağlıdır.
Tasarının 390 maddesinin 2 fıkrasında gerek
öğretide gerekse yargı kararlarında kabul
edilmesine rağmen hatalı uygulanan
konulardan biri olan yönetim kurulunda
vekâleten oy kullanılamayacağı hususu açıkça
hükme bağlanmıştır.
Tasarının 391. maddesi yönetim kurulu
kararları açısından “batıl kararları” hükme
bağlamış buna karşılık iptal edilebilecek
yönetim kurulu kararlarından hiç söz
etmemiştir. Bilindiği gibi kanunda yönetim
kurulu kararlarının iptaline ilişkin hüküm
olmamasına rağmen gerek yargı kararlarında
gerekse öğretide yönetim kurulu kararlarının
iptal edilebileceği kabul edilmektedir.
Kanımca tasarıda da batıl kararların yanı
sıra iptal edilebilir kararlardan da söz
edilebilir hüküm altına alınabilirdi. Çünkü
batıla ilişkin hükümle iptale ilişkin
hükümler özellikle oluşumu ve doğurduğu
sonuçlar açısından çok farklıdır.
Tasarının 392. maddesi her ne kadar kanunun
331. maddesinde yer alan yönetim kurulu
başkan ve üyelerinin, şirket iş ve işlemleri
konusunda bilgi almak, defter ve belgeleri
incelemek yetkisini genişletmiş ise de bana
göre yeterli değildir.
En azından şirkete ait mali tabloları ve
faaliyet raporunu düzenleyen ya da VUK 359
maddesi gereği hapisle cezalandırılan kısaca
şirketi tacir sıfatıyla yöneten ve bundan
ötürü sorumlu olan kişinin bilgilenme, bilgi
alma hakkını sınırlamayı anlamam mümkün
değildir.
Tasarının 369/1 ve 2 maddesine göre;
203-205. madde hükümleri saklı kalmak
kaydıyla gerek yönetim kurulu üyeleri
gerekse yönetimde görevli 3. kişiler, “görevlerini tedbirli bir yöneticinin özeni
ile yerine getirmek ve şirketin
menfaatlerini dürüstlük kurallarına uyarak
gözetmek yükümlülüğü altındadırlar”.
Yöneticilere yüklenen bu özen borcu halen
uygulanılan sistemimizde de kanun hükmü
olarak bulunmaktadır. Ancak bu günkü
uygulamaya göre, yöneticinin görev
pozisyonuna göre kendisinden beklenen özen
borcu ya vekâlet akdinden doğan özen borcu
ya da hizmet akdinden doğan özen borcudur.
Tasarıda bu konuda bir açıklık bulunmadığına
göre bu husus bundan sonra da bu şekilde
devam edecektir.
Tasarının 393. maddesi ile hüküm altına
alınan, müzakerelere katılmamaya ilişkin
prensip, bugün kanunun 332. maddesi ile
kabul edilen prensiple aynıdır. Her iki
hüküm de yasanın belirlediği akrabalık
ilişkileri içindeki kişilere ait bir konu
görüşülürken akrabalık bağı ile bağlı olan
yönetim kurulu üyesinin görüşmelere ve
karara katılamayacağını hüküm altına
almıştır.
Tasarının 394/1 maddesi “yönetim kurulu
üyelerine tutarı esas sözleşme ile veya
genel kurul kararı ile belirlenmiş olmak
şartıyla huzur hakkı, ücret, ikramiye, prim
ve yıllık kardan pay” ödenebileceğini hükme
bağlamıştır. Tasarının bu hükmü de kanunun
333. maddesindeki hükmünden ayrılmaktadır.
Kanunun 333. maddesi sadece huzur hakkı adı
altında her toplantı günü için bir ücret
verileceğini hükme bağlamıştır. Yöneticilere
kar payı verilmesi ise kanunun 455 vd.
maddelerinde hüküm altına alınmıştır.
Tasarının düzenleniş şekli uygulamaya uygun
olduğu için kanuna göre daha yerinde bir
hüküm içermektedir.
Tasarının 395. maddesinde yer alan “şirketle
işlem yapma, şirkete borçlanma yasağı”na
ilişkin hükümlere baktığımızda, 395/1 ve
2’de yer alan hükümlerin kanunun 333.
maddesinde yer alan hükümlerle aynı olduğunu
görmekteyiz. Gerek tasarı ve gerekse kanunda
yer alan hükümler incelendiğinde, bu
maddelerin uygulanabilmesi için genel
kurulun izin verip vermemesine ilişkin
kararının önem taşıdığı görülmektedir. Eğer
böyle bir izin yoksa tasarıya göre yönetim
kurulu üyeleri “şirketle kendisi veya
başkası adına herhangi bir işlem yapamaz”
halbuki kanunda tasarıda yer alan bu
ifadenin dışında ayrıca “bizzat veya
dolayısıyla” sözcükleri de yer almaktadır.
Diğer bir anlatımla kanun daha geniş bir
yasaklamayı hüküm altına almıştır.
Yukarda belirtilen kanunun tasarıdan daha
geniş bir yasaklamayı hüküm altına aldığına
ilişkin açıklamanın yanı sıra tam aksini de
belirtmekte yarar vardır. Bu kez tasarı
kanundan daha geniş bir yasaklamayı hükme
bağlamıştır. Çünkü kanun “şirket konusuna
giren bir ticari muamele” yi yasaklamış
olmasına rağmen, tasarı, “herhangi bir
işlem”i yasaklamıştır.
Tasarının 395/3 maddesinde yer alan ve
tasarının 202. maddesi saklı kalmak kaydıyla
uygulanan “şirketler topluluğuna dahil
şirketler birbirine kefil olabilir” hükmü
ise kurumlar vergisi kanununun 1 nolu
tebliğinde yer alan prensibin yasa maddesi
olarak ifadesidir. Tasarının 395/2.
maddesinde yer alan hüküm ise ortaklara
usulsüz para dağıtımlarını yasaklamıştır.
Böylece vergi hukuku ile ticaret hukuku
arasında uyum sağlamıştır.
Tasarının 396. maddesi ile hükme bağlanan
rekabet yasağına ilişkin hükümler kanunun
335. maddesinde yer alan hükümlerle aynıdır.
Ancak tasarıda bir farklı hüküm de yer
almaktadır. Tasarının 396/4. maddesine göre
rekabet yasağına ilişkin hükümlerin
uygulanması yönetim kurulu üyelerinin
sorumluluğuna ilişkin hükümlerin
uygulanmasını engellemeyecektir.
Tasarının 376 ve 377. maddelerinde yer alan
hükümler kanunun 324. maddesinde ve İİK
179-179/B maddesinde yer alan hükümlerle
uyum içindedir. Tasarının 376 ve 377.
maddesi ile uygulamada iflasın ertelenmesi
olarak nitelendirdiğimiz hukuki yapı
düzenlenmiştir. Ancak tasarının 378.
maddesinde hükme bağlanan “riskin erken
saptanması ve yönetimi” konusunda görevli
“uzman komite” kurulmasına ilişkin hükümler
tasarı açısından bir yeniliktir. Tasarıda
yer alan diğer bir yenilik ise kanunun 324.
maddesine göre sermayenin kaybının varlığı
halinde tüm uygulamalar ve bundan doğan
sorumluluklar yönetim kuruluna bırakılmış
iken tasarıda denetçinin de yükümlülükleri
ve sorumlulukları yer almaktadır. Kanuna
göre aciz durumunun doğması tasarıya göre
ise sermayenin zarar nedeniyle karşılıksız
kalmasının doğması hali aranmaktadır. Bu
koşul da tasarının getirdiği bir yeniliktir.
Kanuna göre aciz durumunun varlığı halinde
aktiflerin satış fiyatları esas olmak üzere
ara bilanço hazırlanırken tasarıya göre
sermayenin zarar sebebiyle karşılıksız
kalması halinde “hem işletmenin devamlılığı
esasına uygun hem de muhtemel satış
fiyatları üzerinden” bir bilançonun
hazırlanması emredilmektedir.
Bu bölümde yapmış olduğum açıklamalarla
birlikte yönetim kuruluna ilişkin
açıklamalar sona ermiştir. Bunu takiben
kanunun sistematiğine uygun olarak Anonim
şirketlerde denetim incelenecektir.
Ankara, Mayıs 2008
TTK Tasarısı ile ilgili metinlere ve karşılaştırma
tablolarına erişim için
http://www.inisiyatif.net/document/tanitim/TTKTasari2007/
üzerine tıklayınız
NOT: Yazarın iletişim adresi ve bilgilerini görmek
için başlıktaki ismi üzerine ya da
buraya tıklayınız