4 Haziran 2008 tarihinde kabul edilen[1]
ve 6 Haziran 2006 tarihinde Resmi Gazetenin
mükerrer sayısında yayınlanarak yürürlüğe giren,
5766 Sayılı Amme Alacaklarının Tahsil Usulü
Hakkında Kanunda ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılması Hakkında Kanunun 11/d maddesiyle 492
sayılı Harçlar Kanununun (1) Sayılı Tarifesinin
"A) Mahkeme Harçları" bölümünün sonuna (IV)
numaralı bölüm eklenmiş, ceza hukuk ayrımı
yapılmaksızın, Yargıtay temyiz başvurularına 60
YTL, ağır ceza itiraz başvurularına 30 YTL,
yürütmenin durdurulması da dahil olmak üzere
bölge adliye ve bölge idare itiraz başvurularına
40 YTL fiyat biçilmiş, aynı kanunun e fıkrasıyla
Harçlar Kanununun “3) Sayılı Tarifesinin "I-
Başvurma harcı" başlıklı bölümüne (c) ve (d)
fıkraları eklenmiş, Danıştay temyiz
başvurularına 60, bölge idare itiraz
başvurularına[2]
40 YTL fiyat biçilmiştir.
Getirilen düzenlemeye sadece Tunceli İli
Bağımsız Milletvekili Sayın Kamer GENÇ fark
etmiş[3],
diğer partiler tasarının bu maddesine yönelik
konuşma dahi yapmamışlardır.
Kanun tasarı halindeyken güncel siyasi
gelişmelere odaklanan[4]
Türkiye Barolar Birliği ile Ankara Barosu
Başkanlığından[5]
bu konuda herhangi bir tepki gelmemiş[6],
kanun yayımlandıktan sonra muhtemelen kanunu
benimsemenin bir sonucu olarak Türkiye Barolar
Birliğince Adalet Bakanlığı’na yazı yazılarak
CMK müdafilerinin temyiz harcını nasıl temin
edeceği sorulmuştur[7].
Madde gerekçesinde yeni düzenlemelerle, “…yargı
organlarının daha hızlı ve verimle çalışmasına
imkan sağlan”dığı ifade edilmektedir[8].
Muhtemelen harca tabi işlemlerin arttırılması ve
harçların yükseltilmesiyle başvuruların
azaltılması, dolayısıyla temyiz ve itiraz
mercilerinin iş yükünün hafifletilmesi
hedeflenmektedir. Görünür hedef bu olmakla
beraber, düzenlemeyle kamu maliyesine önemli bir
ek gelir sağlanacağı açıktır.
Temyiz ve itiraz mercilerinin iş yükünü
hafifletmek isteyen idarenin işe kendisinden
başlaması, iş yoğunluğuna öncelikle kendisinin
yol açtığını kabullenerek, iş yükünü
hafifletmeye yönelik düzenlemeleri ivedilikle
T.B.M.M.’ye sunması gerekir. Bir tarafının idare
olduğu davaların temyiz ve itirazlarının bir
kısmının “lüzumsuzluğu” çok açık olmasına
rağmen, bu temyiz ve itirazların azaltılmasına
yönelik herhangi bir düzenleme yapılmamıştır.
Dolayısıyla kanun tasarısı gerekçesinin
samimiliği konusunda tereddütlerimiz
bulunmaktadır.
Temyiz ve itiraz mercilerinin iş yükünü
hafifletecek bu düzenlemenin alt derece
mahkemelerinin ve idarenin iş yükünün artacağı
gözden kaçırılmıştır. Temyiz harcının alınması
ve temyiz edilen kararın bozulması halinde
iadesi gerekeceğinden iş yükü artacaktır.
Ceza hukukunun en temel ilkesi aksi hükmen sabit
oluncaya kadar sanığın masumiyetidir. Anılan
masumluk karinesinin etkin şekilde
sağlanabilmesi için ülkemizin de taraf olduğu
İnsan Hakları ve Temel Özgürlükleri Korumaya
Dair Avrupa Sözleşmesinin 6/3-d,e maddesiyle tüm
sanıklara istisnasız ücretsiz müdafii ve
ücretsiz tercüman yardımından yararlanma hakkı
tanınmıştır. Sözleşmede ceza yargılamasının
harçsız yürütülmesine ilişkin kural
bulunmamaktadır. Sözleşmede bu yönde kural
bulunmamasının sebebinin bu güne kadar hiçbir
medeni ülkenin böyle bir düzenlemeye teşebbüs
etmemesi olduğunu tahmin ediyoruz. Getirilen
yeni düzenlemeyle ilk derece mahkemesinde mahkûm
olan sanığa masum olduğunu ispatlaması için harç
ödeme yükümlülüğü getirilmektedir. Sanığa ceza
yargılamasında getirilen her türlü mali
yükümlülük masumluk karinesinin ve adil
yargılanma ilkesinin ihlalidir. Yeni düzenleme,
bu yönüyle hukukun genel ilkelerine aykırıdır.
Ülkemizde asgari ücret net 481 YTL’dir. Ceza
mahkemesi temyiz harcı olan 60 YTL asgari
ücretin % 12’sine karşılık gelmektedir. Bu
yönüyle, ceza temyiz harcı hak arama özgürlüğünü
ciddi şekilde zorlaştıracak niteliktedir. Ceza
muhakemesi usulünün harçsızlığı nedeniyle Ceza
Muhakemesi Kanununda adli yardım düzenlenmemiş,
ücretsiz müdafi, ücretsiz tercüman[9]
yardımından yararlanma hakkı tanınmış, keşif ve
bilirkişi masraflarının hazineden ödenmesi
sağlanarak hüküm kesinleşinceye kadar sanığın
masraf ödemek zorunda kalması engellenmiştir.
Ülkemizde yaşayan azımsanmayacak oranda kişinin
ülkemizin sosyal ve ekonomik koşulları nedeniyle
ceza temyiz masrafını ödemekte zorlanacağı
açıktır. Bünyesinde adli yardıma yer vermeyen
bir ceza yargılamasının temyizini harca bağlamak
bu yönüyle adil de değildir. Çünkü masumluk
karinesinin doğal sonucu, sanığa en etkin bir
hukuksal korumanın sağlanmasıdır. Adalet en
mağdurun, en kötü durumdakinin daha fazla
korunmasını gerektirir. En mağdurun, sanığın
temyiz hakkını harca tabi kılmaya, zorlaştırmaya
yönelik düzenleme adil bir düzenleme değildir.
Yine bölge idare mahkemesine yapılacak itiraz
başvurularının da 40 YTL harca bağlanması, 4483
Sayılı Kanunda düzenlenen ve özünde ceza
yargılamasının soruşturma aşamasının bir parçası
olan kamu görevlisi hakkındaki soruşturma izni
verilmesi/verilmemesi kararlarına yapılan
itirazları harca tabii kıldığından yukarıdaki
açıklamalar bu düzenleme yönünden de geçerlidir.
Danıştay temyiz başvurularının fazladan 60 YTL,
yürütmenin durdurulması kararları nedeniyle
bölge idare mahkemelerine yapılan itirazların 40
YTL harca bağlanması, idari yargılama usulünün
ucuzluğu ilkesine aykırıdır[10].
İdari yargılamanın bir özelliği, bu yargılama
usulündeki kamu yararının önemidir. İdare
mahkemeleri her durumda idarenin hukuka
uygunluğunu denetlerler. İdarenin hukuka
davranmasını sağlamaya yönelik bu yargılama
usulü bu yönüyle, kişisel uyuşmazlıkları çözen
adli yargıya göre kamu yararını sağlama amacına
daha çok hizmet etmektedir. Bu nedenle adli
yargı harçları binde 54 iken vergi yargısı
harçları binde 3.6’dır. İdari mahkemelerinin
vekâlet ücretleri, emsali olan asliye hukuk
mahkemelerine göre bu nedenden dolayı düşük
tutulmaktadır. Etkin bir idari yargı denetimiyle
kamu yararı sağlanması, vatandaşın idari yargıda
hak arama özgürlüğün güvence altına alınması
için idari yargılama usulünün ucuzluğu ilkesini
zedeleyecek her türlü düzenlemeye karşı çıkmak
hukukçu olmanın bir gereğidir.
Sonuç olarak, 5567 Sayılı Kanunla getirilen yeni
düzenlemeler, bürokrat mantığıyla, hızlı ve daha
fazla gelir sağlama amacına yöneliktir. Harç
uygulamasında, maliyetin bir kısmı yararlanan
tarafından karşılanarak kamu hizmetine
yönelebilecek gereksiz talebin caydırılması
amaçlanabilir. Ancak bunun ötesine geçilip,
harç miktarlarının gerçek ihtiyaç sahiplerinin
yargı hizmetinden yararlanmasını engelleyecek
düzeye getirilmesiyle, yargı hizmeti kamu
hizmeti olmaktan çıkar[11].
Asgari ücretin % 12’sine karşılık gelen temyiz
harcı bu sınırı aşmış, yargı hizmetini kamu
hizmeti olmaktan ziyade parası olana sunulan
hizmet haline getirmiştir. Ayrıca yeni
düzenlemelerle, adil yargılanma, masumluk
karinesi, idari yargılamanın ucuzluğu ilkeleri
ihlal edilmiştir. Mecliste temsil edilen siyasi
partiler ile bağımsız milletvekillerinin yeni
düzenlemelere duyarsızlığı endişe vericidir.
Türkiye Barolar Birliği ve Ankara Barosu
Başkanlığının Avukatlık Kanunundan kaynaklanan
insan haklarını koruma görevini, 5567 Sayılı
Kanunun aykırı düzenlemesine karşı çıkmamakla,
yerine getirememelerinin nedenini anlayabilmek
de güçtür. Temennimiz, Ana Muhalefet Partisi
veya 110 milletvekili tarafından konunun,
Anayasa Mahkemesine götürülerek 5567 sayılı
kanunun temel hak ve özgürlükleri önemli ölçüde
sınırlama sonucunu doğuracak maddelerin
iptalinin sağlanmasıdır.