Son günlerde adliye
koridorlarında emekli yargıç avukatlara
rastladıkça,emekli yargıçların hangi
koşullarla avukatlık yapacaklarını
düzenleyen Avukatlık Kanunu’nun eskiden var
olan 14/1 maddesi aklıma takılmaktadır.
Bilindiği gibi 1969 yılında kabul edilerek
yürürlüğe giren 1136 sayılı Avukatlık
Kanunu’nun 14. maddesinin birinci fıkrası
önce 22.1.1986 gün ve 3256 sayılı kanunun 4
maddesi ile, daha sonra 2.5.2001 gün ve
4667 sayılı kanunun 10 maddesi ile
değiştirilmiştir.
14/1. maddenin ilk hali "Emeklilik
ve istifa gibi sebeplerle görevlerinden
ayrılan hakimler, Cumhuriyet Savcıları,
Anayasa Mahkemesi asli ve geçici
raportörleri, kanun sözcüleri, Danıştay Dava
Daireleri Başyardımcıları ile
yardımcılarının, hizmet gördükleri mahkeme
veya dairelerde, buralardan ayrılmaları
tarihinden itibaren iki yıl süre ile
avukatlık yapmaları yasaktır"
biçimindedir.
1986 yılında 3256 sayılı kanunla yapılan
değişikle 14/1. madde “Emeklilik
ve istifa gibi sebeplerle görevlerinden
ayrılan adlî, idarî ve askeri yargı hâkim ve
savcıları ile Anayasa Mahkemesi
raportörlerinin münhasıran hizmet gördükleri
mahkeme veya dairelerde buralardan ayrılma
tarihinden itibaren iki yıl süre ile
avukatlık yapmaları yasaktır”
biçimini almıştır.
2001 yılında 4667 sayılı kanunla
yapılan değişiklikten sonra 14/1. madde “Emeklilik
veya istifa gibi sebeplerle görevlerinden
ayrılan adlî, idarî ve askerî yargı hâkim ve
savcılarının son beş yıl içinde hizmet
gördükleri mahkeme veya dairelerin yargı
çevresinde, görevden ayrılma tarihinden
itibaren iki yıl süre ile avukatlık
yapmaları yasaktır” halini almış
olmasına rağmen, Anayasa Mahkemesinin
15.10.2002 günlü (ve Esas 2001/309 Karar
2002/91 sayılı) kararı ile “19.3.1969
günlü, 1136 sayılı 'Avukatlık Kanunu'nun 14.
maddesinin 4667 sayılı Yasa ile değiştirilen
birinci fıkrasının, Anayasa’ya aykırı
olduğuna ve İPTALİNE” karar
verilmiş, kararın Resmi Gazetede
yayınlandığı 12.12.2003 tarihinden 1 yıl
sonra yani 12.12.2004 tarihinde 1136 sayılı
yasanın 14üncü maddesinin birinci fıkrası
yürürlükten kalkmıştır. Bir başka
deyişle 12.12.2004 tarihinden itibaren
emeklilik ya da istifa ederek görevlerinden
ayrılan hakim ve savcıların avukatlık
yapmaları için hiç bir sınır kalmamış, eski
hakim ya da savcının avukatlık ruhsatı
aldığı gün her mahkemede avukatlık
yapabilmesi mümkün olmuştur.
4667 sayılı yasa ile getirilen 14/1.madde
metni ile önceki metni birlikte
değerlendirdiğimizde; (1)
Var olan emekli olma ve istifa
tarihinden önceki iki yıl kriteri yerine
beş yıl kriterinin kabul edilmiş
olduğunu, (2)
Var olan hizmet gördükleri mahkeme ve
daire sınırlaması yerine hizmet
gördükleri mahkeme ve dairelerin yargı
çevreleri sınırlamasının getirildiğini,
görmekteyiz.
İptal gerekçesini incelediğimizde, Anayasa
Mahkemesi’nin, emekli olarak ya da istifa
ederek yargıçlıktan ayrılan ve avukatlığa
başlayan kişilere ilişkin olarak, bir
yasaklamanın uygulanması gerektiğini
benimsediğini görmekteyiz. Anayasa
Mahkemesi’nin bu görüşü, gerekçede yer alan
“Taraflardan birinin davasını üstlenen bir
avukatın kısa bir süre önce o mahkemede
hakim veya savcı olarak görev yapmış olması,
karşı tarafta ve toplumda kuşku ve
rahatsızlık yaratabilir. Yargıya bir etkinin
yapılması kadar, yapılabilmesi olasılığı da
adaleti olumsuz yönde etkileyerek sonuçta
yargı bağımsızlığını zedeler” şeklindeki
açıklamadan anlaşılmaktadır. Anayasa
Mahkemesi bu açıklama ile birlikte
Anayasa’nın 138. maddesini de somut
olayımıza uygulamış ve “Hukuk devletinin
olmazsa olmaz koşulu olan bağımsız yargı
gücü, günümüzde temel hak ve özgürlüklerin
olduğu kadar kamusal düzenin korunmasının da
güvencesidir. Yargının bağımsızlığının amacı
ise bireylere her türlü etki, baskı,
yönlendirme ve kuşkudan uzak kalınarak
adaletin dağıtılacağı güven ve inancını
vermektir. Bu bağlamda, Anayasa’nın 138.
maddesinde düzenlenen objektif bağımsızlık
da yargılama çalışmalarında hakimlerin
hiçbir etki altında kalmamaları gereğine
dayanmaktadır” açıklamasına da gerekçesinde
yer vermiştir.
Ayrıca, Anayasa Mahkemesi’nin kararında yer
alan “Bu durumda, emeklilik ve istifa gibi
nedenlerle görevlerinden ayrılan hakim ve
savcıların daha önce hizmet gördükleri
mahkeme veya dairelerde avukatlık yapmalarıyla
ilgili olarak önceki düzenlemeyle getirilmiş
olan yasaklılığın genişletilerek
uygulanmasını öngören kural, Anayasa’nın 13.
ve 48. maddelerine aykırıdır” şeklindeki
açıklama da aynı doğrultuda olup hükmün
temelini oluşturmaktadır. Gerekçede yer alan
bu açıklamalar irdelendiğinde Anayasa
Mahkemesi’nin yasağın varlığını benimsediği,
ancak genişletilmesini benimsemediği,
genişletilme ile birlikte Anayasa’nın 13. ve
48. maddelerine aykırılık oluşturulduğunu
belirttiği görülmektedir.
Anayasa Mahkemesi’ne göre, yapılan
değişiklik avukatlık mesleğine geçen hakim
ve savcıların Anayasamızın çalışma
özgürlüğünü düzenleyen 48. maddesine ve
özgürlüklerin kanunla ve özüne
dokunulmaksızın sınırlanması gerektiğini
düzenleyen 13. maddesine aykırıdır. Çünkü,
çalışma özgürlüğünü tamamen ortadan
kaldırmaktadır.
Anayasa Mahkemesi’ne göre, korunması gereken
iki yarar grubu bulunmaktadır. Bunlardan bir
tanesi kamu yararı diğeri ise, emekli ya da
müstafi hakim ve savcılardan avukat olarak
çalışmak isteyenlerdir.
Anayasa Mahkemesi, kamu yararını daha üstün
görmüş ve kararın yürürlüğe girmesini bir
yıl ertelemiştir. Anayasa Mahkemesi’nin bu
konudaki görüşü gerekçede şu cümlelerle dile
getirilmiştir; “19.3.1969 günlü, 1136 sayılı
Avukatlık Kanunu'nun 14. maddesinin 2.5.2001
günlü, 4667 sayılı Yasa ile değiştirilen
birinci fıkrasının iptaline karar
verilmesinin doğuracağı hukuksal boşluk,
kamu yararını ihlal edici nitelikte
görüldüğünden gerekli düzenlemelerin
yapılması amacıyla iptal kararının Resmi
Gazete'de yayımlanmasından başlayarak bir
yıl sonra yürürlüğe girmesi uygun
görülmüştür”. Görüldüğü gibi yürürlüğe
girmesi en uzun süre ile ertelenmiştir. Yani
kamusal yararın bozulması olasılığı çok
ciddi görülmüştür.
Anayasa Mahkemesi, iptal ettiği kural yerine
kural konulmamış olmasını ciddi boyutta
tehlike olarak değerlendirmiş ve bu nedenle
en uzun sürede erteleme uygulamış olmasına
rağmen yasa koyucu Anayasa Mahkemesi gibi
düşünmemiş, bunu ciddi bulmamış ve iptal
edilen yasa maddesi yerine yeni bir madde
koymamıştır.
Yasama organının bu eylemsizliği sorucu, her ne kadar şu anda sıkıyönetim mahkemeleri
olmasa da, Anayasa Mahkemesinin iptal ettiği
14. maddenin birinci fıkrasının yerine
yenisi kabul edilmemiş olmasına rağmen 14.
maddenin sonuncu fıkrasının “Askeri
Yargıtay Başkanı, Başsavcısı, İkinci
Başkanı, Daire Başkanları ve Üyeleri, Milli
Savunma Bakanlığı Askeri Adalet İşleri
Başkanı, Askeri Adalet Teftiş Kurulu
Başkanı, Genelkurmay Adli Müşaviri,
sıkıyönetim adli müşavirleri ve sıkıyönetim
askeri mahkemelerinde görevli hakim ve
savcılar ile yardımcıları, başka hizmetlere
atanmış olsalar bile anılan görevlerden
ayrıldıkları tarihten itibaren üç yıl süre
ile sıkıyönetim askeri mahkemelerinde
avukatlık yapamazlar”
düzenlemesinin halen yürürlükte olması,
bir başka eşitsizliğin ortaya çıkmasının nedeni de
olmaktadır.
Anayasa Mahkemesi kararına göre iki grup
yararın bulunduğunu belirtmiştik. Bana göre
bu olayda üç grup yarar bulunmaktadır.
Bunlardan biri ise avukatların yararıdır.
Çünkü, Anayasa Mahkemesi kararında kamusal
sakınca olarak belirtilen “Taraflardan
birinin davasını üstlenen bir avukatın kısa
bir süre önce o mahkemede hakim veya savcı
olarak görev yapmış olması, karşı tarafta ve
toplumda kuşku ve rahatsızlık yaratabilir.
Yargıya bir etkinin yapılması kadar,
yapılabilmesi olasılığı da adaleti olumsuz
yönde etkileyerek sonuçta yargı
bağımsızlığını zedeler” şeklindeki sakınca,
bazı kişiler tarafından avantaj olarak
değerlendirilmekte ve özellikle aranılan ya
da sunulan bir özellik olmaktadır. Bir
toplumda iyilerin bulunduğu kadar kötülerin
de bulunması inkar edilemeyecek bir
gerçektir. Bu nedenle, avukatlığa başlayan
kişinin iyi niyetli olmasına rağmen başvuran
kişilerin bir kısmının kötü niyetli olması
halini düşündüğümüzde, bu kötü niyetten
habersiz olan hakimlik ve savcılıktan
avukatlığa geçenlerin yararına bir ortamın
doğacağı ancak yargı bağımsızlığını
zedeleyecek davranışların ve/veya düşüncelerin
doğmasının ve aynı zamanda diğer avukatların
zararına müvekkil ve/veya müşteri kaybının
kaçınılmaz olduğu görülecektir.
Çünkü, Avukatlık Kanunu’nun 14/1 maddesi
Anayasa Mahkemesi tarafından iptal
edildikten sonra yeni bir düzenleme
yapılmayarak bir boşluk yaratılmıştır. Bu
boşluğun sonucu olarak, bugün, emekli olan
ya da istifa eden bir yargıç avukatlığa
başladığında kendi görev yaptığı mahkemede
hemen avukatlık görevi üstlenebilecektir.
Böylesi bir durumun doğması ise “kanunların
memleket ihtiyaçlarına uygun olarak
gelişmesi” kavramı ile bağdaşmayan bir
gelişmedir.
Altını çizerek tekrar belirtmek ve
dikkatinizi çekmek istiyorum. Anayasa
Mahkemesinin iptal kararı 15.10.2002
tarihlidir. Yaklaşık 1 yıl 2 ay sonra
12.12.2003 tarihinde Resmi Gazetede
anca yayınlanabilmiş ve karar gereği Resmi Gazete
yayınından bir yıl sonra 12.12.2004
tarihinde 1136 sayılı yasanın 14.maddesinin
birinci fıkrası yürürlükten kalkmıştır.
12.12.2004 tarihinden sonra 1136 sayılı
Avukatlık Kanununda, ilki
29.06.2006 gün ve 5533 sayılı
Avukatlık Kanununda Değişiklik Yapılması
Hakkında Kanunla, ikincisi
28.11.2006 gün ve 5558 sayılı, 1136
sayılı Avukatlık Kanununda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunla ve üçüncüsü
28.03.2007 gün ve 5615 sayılı, Gelir
Vergisi Kanunu ve Bazı Kanunlarda Değişiklik
Yapılmasına Dair Kanunla olmak üzere tam üç
kez değişiklik yapılmış olmasına rağmen 14.
maddenin birinci fıkrası bu değişikliklerin
hiç birinde yer almamış ve Anayasa
Mahkemesinin iptal kararı ile yasada oluşan
boşluk doldurulmamıştır. Yasa koyucu üç
düzenleme yapmasına rağmen 14. maddede
düzenleme yapmayı unutmuş ya da
önemsememiştir diye kabul edelim. Peki
Türkiye Barolar Birliği 14. maddenin birinci
fıkrasının Anayasa Mahkemesince iptal
edilmesi nedeniyle doğan boşluğun
doldurulması için neden hiç girişimde
bulunmamıştır?
Bilindiği gibi Avukatlık Kanunu’nun 110/6
maddesi “kanunların memleket ihtiyaçlarına
uygun olarak gelişmesi ve yürütülmesi
yolunda dileklerde, yayınlarda bulunmak,
gerekirse ön tasarılar hazırlamak” görevini
Türkiye Barolar Birliği’ne vermiştir.
Kanımca, kendisine verilen bu görev ve
Avukatlık Kanunu’nun 110/3 maddesinin
verdiği “baro mensuplarının genel
menfaatlerini ve meslekin ahlak, düzen ve
geleneklerini korumak” görevi nedeniyle, TBB
Avukatlık Kanunu’nun tamamı hakkındaki
çalışmayı sürdürmekle birlikte acil çözüm
bekleyen bu konuyu ayrıca
değerlendirmeli ve çözüme kavuşturmalıdır.