|
Av. Kemal Vuraldoğan'ı
Azil Kararı
Üzerine Düşünceler (1)
Av. Kemal VURALDOĞAN
Ankara Barosu Başkanlığı 2 Mayıs 2007
tarihli kararıyla, “Baromuz yönetiminin
bilgisi ve onayı dışında Genel Kurmay’a izafeten
Milli Savunma Bakanlığı’na tazminat davası açması,
davayı basına bildirmesi suretiyle reklam yasağına
aykırı davranması ve bu suretle oluşan güven
bunalımı nedeniyle vekalet ilişkisinin feshine,
vekilin azline oy birliğiyle karar verildi”
diyerek Ankara Barosu'nun vekili Av. Kemal
VURALDOĞAN’ı görevinden azletmiş, 24 Mayıs 2007
tarihli üst yazıyla gerekçeli azil kararını Av.
VURALDOĞAN’a göndermiştir.
4 Sayfalık gerekçeli azil kararında avukat müvekkil,
avukat baro, avukat baro başkanı ilişkileri
konusunda çok farklı tespitlere yer ver verilmiştir.
Kararın uzunluğu ve karardaki irdelenen hukuksal
ilişkilerin fazlalığı nedeniyle karara yönelik
eleştirilerimiz tek makaleye sığdırılmayacak,
“Av. Kemal Vuraldoğan’ın Azil Kararı Üzerine Düşünceler”
üst başlığı altında azil kararının eleştirisi
yapılacaktır.
Kararın eleştirisine geçmeden önce,
azil süreci hakkında bilgi vermekte fayda görüyoruz.
27 Nisan Cuma günü Genelkurmay Başkanlığı’nca
hazırlanan basın bildirisi
http://www.tsk.mil.tr/bashalk/basac/2007/a08.htm
adresinde yayımlanmaya başlamış, bildiri
kamuoyunda muhtıra olarak değerlendirilmiştir.
28 Nisan Cumartesi Günü Ankara Barosu Eğitim
Merkezinde düzenlenen Felsefe Kulübü
Toplantısı sonrasında, Av.
Vedat Ahsen COŞAR ile Av. Kemal VURALDOĞAN arasında
şöyle bir konuşma geçmiştir;
VURALDOĞAN:
Muhtıra verildi, hükümetten ses çıkmıyor, Pazartesi
günü Sulh Hukuka gideceğim, iki davalısı olacak
davanın, bir Büyükanıt, diğeri Erdoğan, birincisi
muhtıra verdi, ikincisi sustu, olan bana oldu
diyeceğim,
COŞAR: Beni dinlersen açma.
VURALDOĞAN: Değerlendireceğim.
30 Nisan Pazartesi Günü
Av. Kemal VURALDOĞAN, vatandaşlık haklarına
dayanarak, Ankara 5. İdare Mahkemesi’nde muhtıra
nedeniyle manevi tazminat istemli tam yargı davası
açmış, dava dilekçesini, arkadaşlarına,
meslektaşlarına, kamuoyuna, basına iletmiştir.
Dava dilekçesinin hiçbir yerinde VURALDOĞAN’ın
avukat olduğu belirtilmemiş, dilekçe üçüncü kişilere
gönderilirken “Kemal VURALDOĞAN” imzası kullanılmış,
ismin önüne unvan eklenmemiştir.
Davanın açılmasından 2 gün sonra 2 Mayıs 2007
tarihinde Ankara Barosu Yönetim Kurulu Av.
VURALDOĞAN’ı Ankara Barosu, Ankara Barosu İktisadi
İşletmesi, Ankara Barosu Avukatları Yardımlaşma
Sandığı Hukuk Müşavirliği görevinden azletmiştir.
Azil sürecinden önce VURALDOĞAN’dan
istifası istenmemiş, doğrudan veya dolaylı bir
şekilde vekaletten çekilme çağrısı yapılmamıştır.
Sayın COŞAR ikinci defa başkan olur olmaz,
“İki yıl beraber çalıştık, teşekkürler. Ama her
yönetimin kendisine yakın insanlarla çalışma hakkı
var. Şimdi yeni bir yönetim geldi, ben istifaya
hazırım” diyen Av.VURALDOĞAN’ın istifasının
istenmesi halinde istifa edeceği açıktır.
Bu
vesileyle bu makalenin yazılış amacına değinmekte de
fayda görüyoruz. Muhtıra sürecinde Av. VURALDOĞAN’IN
prensipte anlaştığı ve fiilen hizmet sunmaya
başladığı başka bir kamu kurumu niteliğinde meslek
kuruluşu, Ankara Barosu azlinden sonra VURALDOĞAN’la
çalışmasının zor olduğunu dolaylı olarak
VURALDOĞAN’a bildirmiştir. Bu kurumun
dillendirilmemesi, takdirinin tartışmaya açılmaması,
buna karşın Ankara Barosu kararının eleştirisinin
yapılması üzerinde durulmalıdır. Başka bir deyişle,
kişiler ve kurumlar çalışma arkadaşlarıyla yollarını
ayırabilirler. Ancak bu sürecin onurlu yaşanması
tercih edilir. Sürecin meslek onuruna yakışır bir
şekilde sona erdirilmesi halinde kurumların bu
yöndeki iradesine saygı duyulacağı açıktır.
Avukatlık Kanunu madde 76 uyarınca hukukun
üstünlüğünü ve insan haklarını korumakla görevli
Ankara Barosu’nun VURALDOĞAN’ı azil kararının,
gereklilik olmadığı halde avukatın özel yaşamına
müdahale etmesi, köleleştirilmiş bir avukat tanımı
getirmesi, ifade özgürlüğünü ölçüsüz bir şekilde
sınırlaması, darbe olmasın diye muhtıraya tepki
gösteren bir avukatı adeta hedef haline getirmesi,
sonrasında disiplin soruşturması açmasından sonra bu
karara suskun kalmak, en azından bizim açımızdan
susarak bu süreci desteklemek anlamına gelecektir.
Gün, bizim açımızdan hukuksuzluğa karşı çıkma, ifade
özgürlüğüne ve mesleğin bağımsızlığına sahip çıkma
günüdür. Bu tavrımızı elden geldiğince objektif,
bilimsel ve mevzuata ve hukuka uygun görüşlerle
göstermeye çalışacağız.
1. AVUKAT, MESLEK ÖRGÜTÜ HAKKINDAKİ
DÜŞÜNCELERİNİ KAMUOYUNA AÇIKLAYAMAZ MI?
Azil kararında, “Özelde Meslek
Kurallarının 26 ,27/1 ve 40. maddeleri, genelde ise
ahlak ve etik ilkeleri gereğince, avukat,
meslektaşının, meslek örgütünün tutum ve
davranışları hakkındaki düşüncelerini kamuoyuna
açıklayamayacağı gibi, sorunlu bulunmadıkça
müvekkili adına basına açıklama da yapamaz” ifadesine yer verilmektedir.
Avukatlık Meslek Kuralları;
madde 26,
“Hiçbir avukat, bir
meslektaşının mesleki tutum ve davranışları hakkında
düşüncelerini kamuoyuna açıklayamaz. Bu yoldaki
şikayetlerin mercii yalnız Barolardır.”
madde 27/1,
“Hiçbir avukat, herhangi bir
meslektaşı özellikle hasım vekili meslektaşı
hakkında küçük düşürücü nitelikte kişisel
görüşlerini ve düşüncelerini açıkça belirtemez.”
madde 40,
“Avukat, kesin olarak zorunlu
bulunmadıkça müvekkil adına basına açıklamada
bulunamaz. Açıklamalarda adalete etkili olmak amacı
güdülemez.”
hükmüne yer vermektedir.
Anılan meslek kurallarının avukatın,
meslek örgütü ola baro hakkındaki düşüncelerini
kamuoyuyla paylaşmasına engel olup olmadığı
konusunda değerlendirme yapabilmek için ifade
özgürlüğünün anayasal niteliğine kısaca
değinilecek, hukuksal yorum ilkelerinin ve
Avukatlık Meslek Kuralların yardımıyla sonuca
ulaşılacaktır.
Anayasa madde 26/1 uyarınca,
“Herkes, düşünce ve kanaatlerini söz, yazı, resim
veya başka yollarla tek başına veya toplu olarak
açıklama ve yayma hakkına sahiptir”.
Maddenin devamında başkalarının şöhret veya
haklarının, özel ve aile hayatlarının yahut kanunun
öngördüğü meslek sırlarının korunması gibi
nedenlerle ifade özgürlüğünün sınırlanacağı
belirtilmektedir. Baro veya meslektaş hakkındaki
eleştirinin anılan sınırlama sebeplerinden birine
girip girmediği konusunda değerlendirme yapmak
anlamsızdır. Çünkü Anayasanın 13. maddesi uyarınca,
“Temel hak ve
hürriyetler, özlerine dokunulmaksızın yalnızca
Anayasanın ilgili maddelerinde belirtilen sebeplere
bağlı olarak ve ancak kanunla sınırlanabilir”.
Dolayısıyla meslek kuralları, yönetmelik, genelge
vb. gibi düzenlemelerle ifade özgürlüğünün
sınırlanması mümkün değildir.
İfade özgürlüğünü diğer temel hak ve
özgürlüklerden ayrı kılan bir özelliği vardır. Sayın
Bülent TANÖR bu hususu, yayımlanmış doktora tezinde,
çok veciz bir şekilde ifade etmektedir;
“İfade özgürlüğü kişinin temel hak ve
hürriyetleri konusunda birinci derecede önemli bir
yer tutmaktadır. Toplanma, dernek kurma, seçme ve
seçilme gibi hak ve hürriyetler ancak düşünce
hürriyetinin de varlığı ölçüsünde bir değer taşırlar.
Düşünce hürriyetine konacak kayıtlar, bu gibi
hürriyetleri de, dolaylı yoldan sınırlamış olurlar….
Türk hukukçuları da, dünce hürriyetinin bütün kişi
ve hak ve hürriyetlerinin kökü, tohumu, çekirdeği,
bütün hürriyetlerin en kutsalı ve insana insan olmak
şeref ve haysiyeti kazandıranı olduğunun ifade
etmektedirler… Bugün artık tartışmasız denebilir ki,
düşünce hürriyeti bütün hür toplumların felsefi
temelidir”.
Dolayısıyla ifade özgürlüğünün sınırlanmasına
yönelik her girişimin diğer kişi hak ve
özgürlüklerini de sınırlama sonucunu doğuracağı
gözetilmeli bu konuda tespit yapılırken son derece
ölçülü bir üslup benimsenmelidir. Aksi takdirde
düşünce özgürlüğü alanında yapılacak son derece
sınırlı bir kısıtlama bu özgürlüğün diğer
özgürlüklerin kaynağı olması nedeniyle diğer
özgürlere de yansıyacak, öngörülenden daha fazla
kısıtlamaya yol açacaktır.
Düşünce özgürlüğün esas ve
sınırlanmasının istisna olması, düşünce özgürlüğünü
kısıtlayan yani istisna niteliğindeki bu
düzenlemelerin nasıl yorumlanacağı sorununu
çözmemizi gerektirir. İstisnaların dar yorumlanması
hukuk kuralının yorumunda yaygın kabul gören bir
kuraldır.
Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihadında da, hak
ve özgürlüğe sahip olma kural, bunlara müdahale
istisnadır. Bu nedenle istisna hükümlerinin dar,
hakları koruyucu temel kuralın ise geniş
yorumlanması gerekir.
Bu ilkeden hareket ettiğimizde, Avukatlık Meslek
Kurallarının 26 ve 27/1. maddesindeki yasaklamaların
ifade özgürlüğünün bir istisnası olması nedeniyle
dar yorumlanması gerektiği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dolayısıyla avukatın, diğer avukatları ve özellikle
hasım tarafın vekili olan meslektaşı hakkındaki
düşüncelerini kamuoyuyla paylaşamayacağına ilişkin
kuralın yorum yoluyla baroları da kapsayacak şekilde
anlaşılması mümkün değildir. Yeri gelmişken dar ve
amaçsal yorumun anılan kurala uygulanmasının önemli
bir diğer sonucuna da değinmekte fayda görüyoruz.
Anılan meslek kuralları avukatın mesleki faaliyetine
ilişkin kurallardır ve açıkça belirtilmedikçe
avukatın özel, siyasi, dini vb. faaliyetlerine
uygulanmaz. Dolayısıyla, aynı zamanda avukat olan A
partisi Ankara İl Başkanı, yine aynı zamanda avukat
olan B Partisi İl Başkanını siyasi faaliyetlerinden
ötürü kamuoyu önünde eleştirmesi anılan kural
kapsamında değildir.
Avukatlık Meslek Kurallarının lafzi
ve bütünsel yorumu da ulaştığımız sonucu
desteklemektedir. Avukatlık Meslek Kuralları 27/2-3;
“Bir avukat başka bir avukata
karşı asil ya da vekil sıfatıyla takip edeceği
davayı kendi Barosuna bir yazı ile bildirir.
Bu kural, bilgi verme
yükümlülüğü ile bağlı olarak Baroların ve Türkiye
Barolar Birliğinin, üçüncü kişiler aleyhine ya da
üçüncü kişilerin Barolar ve TBB aleyhine açacağı
davalar için de geçerlidir”
kuralına yer vermektedir.
Bildirim kuralında baro veya Türkiye Barolar
Birliği’ne açılacak davaların özellikle
belirtilmesi, makaleye konu meslek kuralının baro
aleyhine yapılacak eleştirileri kapsamadığının en
açık delilidir. Avukatlık Meslek Kuralları madde 26
ve 27/1, avukatın meslektaşı hakkındaki düşüncesini
kamuoyuyla paylaşmasını yasaklamakta, madde 27/2
avukatın meslektaşı aleyhinde açacağı davayı baroya
bildirmesini düzenlemektedir.
Eğer madde 26 ve 27/1, avukatın barosu
hakkındaki düşüncesini kamuoyuyla paylaşmasını
yasaklasaydı, yani avukatlar ile ilgili
düzenlemelerin baroya teşmil edilmesi mümkün
olsaydı, meslek kuralları madde 27'ye 3. fıkra
eklenmez, avukatın baro veya TBB aleyhine açacağı
davayı baroya bildirmesi özel olarak düzenlenmezdi.
Başka bir deyişle,
Avukatlık Meslek Kurallarını hazırlayan
meslektaşlarımız, meslek kurallarının 26, 27/1 ve
27/2’nin avukatlar arasındaki ilişkiyi düzenlediği
ve
baroları kapsamadığı gerçeğinden hareketle, 27/2’deki
kuraların baroları ve Türkiye Barolar Birliğini
kapsaması için özel düzenlemeye ihtiyaç
duymuşlardır. Bu düzenleme yapılırken 26 ve
27/1’deki yasakların kapsam dışı bırakılmasının
makul bir anlamı vardır. Eğer Ankara Barosu Yönetim
Kurulu’nun iddia ettiği gibi baroların şikâyet
merciinin yine sadece barolar olması halinde,
baroların hukuka aykırı faaliyetlerinin bizzat o
kuruma şikayet edilmesiyle şikayet/eleştiri hakkı
anlamsız bir niteliğe bürünecek, şikayet/eleştiri
hakkının kullanılması imkansız hale gelecektir.
Başka bir deyişle, bu yorum sonucunda baroları
şikâyet/eleştiri hakkı öz güvencesinden yoksun hale
gelecektir. Dolayısıyla ahlak ve etik kurallarına
aykırı olan avukatın baroyu kamuoyuna şikâyet etmesi
değil, avukatın baroyu baroya şikâyet etmek zorunda
bırakılmaya çalışılmasıdır. Böyle bir durumda kol
kırılacak, yen içinde kalacak, yani hukukun
üstünlüğünü ve insan haklarını korumakla görevli
baronun hukuka aykırı faaliyetleri yaptırımsız
kalacaktır.
Sonuç olarak, ifade özgürlüğü tüm
kişi hak ve özgürlüklerinin kaynağıdır. Özgürlükler
hukukunda hakkın etkin ve yaygın kullanımı esas,
sınırlanması ise istisnadır. Anayasa madde 13
uyarınca sınırlama kanunla yapılacak, evrensel yorum
hukuku ilkeleri uyarınca, temel hak ve özgürlüğü
sınırlayan düzenleme dar yorumlanacaktır. Avukatın
meslektaşı hakkındaki eleştirilerini sınırlayan
düzenlemenin kanunda açıkça düzenlenmemesi ve
kaynağının meslek kuralı olması nedeniyle Avukatlık
Meslek Kuralları madde 26, Anayasanın 13 ve 26.
maddelerine aykırıdır.
Avukatlık Meslek Kuralları madde 26 ve 27/1 sadece
avukat/avukat ilişkisini düzenlemekte avukat/baro,
avukat/TBB ilişkilerine uygulanamaz. Çünkü bu
kurallar ifade özgürlüğünü sınırlaması olup, ifade
özgürlüğünü sınırlamaya ilişkin kuralların dar
yorumlanacağından, maddede yer almayan baroların da
bu kural kapsamında olduğu sonucuna ulaşılması
mümkün değildir. Ayrıca Avukatlık Meslek Kuralları
madde 27/3’teki baro/TBB vurgusundan aksi açıkça
belirtilmedikçe avukat/avukat arasındaki ilişkinin
avukat/baro, avukat/TBB ilişkine teşmil
edilemeyeceği sonucuna ulaşılmaktadır.
Dolayısıyla azil kararındaki,
“Özelde Meslek Kurallarının 26, 27/1 ve 40.
maddeleri, genelde ise ahlak ve etik ilkeleri
gereğince, avukat, meslektaşının, meslek örgütünün
tutum ve davranışları hakkındaki düşüncelerini
kamuoyuna açıklayamayacağı gibi, sorunlu
bulunmadıkça müvekkili adına basına açıklama da
yapamaz.” tespitinin hukuksal dayanağı
bulunmamaktadır.
Ankara, 11 Temmuz 2007
Konuyla ilgili önceki yazılar ve belgeler
Yazarın Sitedeki Bütün Yazıları
|