Avukat Kemal Vuraldoğan, 2 Mayıs 2007
tarihine kadar Ankara Barosu davalarını
takip eden serbest avukattı. Düzenlediği
serbest meslek makbuzu karşılığı, Ankara
Barosunca kendisine aylık belli bir
ücret ödeniyordu. 27 Nisan 2007 günü gece
yarısı Genel Kurmay web sitesinde yayınlanan
açıklamaya tepki olarak dava açan Vuraldoğan, Ankara
Barosu yönetim kurulunun 2 Mayıs 2007
tarihli kararı ile görevinden azledildi.
Basında çıkan doğru/yanlış bir çok
haber ya da olayın
siyasi görüşlerle ilgili boyutu, bu yazının konusu değil.
Biz, baro ve TBB ile sınırlı
siyaset açısından olaya bakacak ve
değerlendireceğiz. Baronun istihdam ettiği ya da vekalet
akdiyle kendisine iş verdiği avukatın baro
ile ilişkisi açısından olayı
değerlendirmeyi, taraflar arasındaki çekişme
halen devam ettiğinden, sonraya bırakıyoruz.
Bilindiği gibi her müvekkil, sonucuna
katlanmayı göze almışsa, her zaman avukatı
ile arasındaki ilişkiyi bitirebilir ve
isterse avukatını vekaletinden
azledebilir. Sadece istemesi yeterlidir ve
başkaca bir gerekçe araması gerekmez.
Müvekkilin avukatını vekaletinden azletmesi,
avukatın işi takip etmemesinden
kaynaklanmışsa durum biraz farklı olur ve
müşterinin katlanması gerekli bir mali sonuç
olmayabilir. Ama sonuç aynıdır. Her müşteri,
her zaman avukatı ile ilişkisini bitirebilir
ve isterse bunu belgelemek için avukatını vekaletten
azleder. Yani avukatın kendisi adına vekil
sıfatıyla hareket edebilme yetkisini
kaldırmış olur. Hatta uygulamada sıkça
görüldüğü üzere, çoğu kez müşteri bir başka
avukata işlerini götürmeye başlar ve fakat
önceki avukatını vekaletinden azletmez ya da
azletmeyi unutur. Yani bir avukat ile
müvekkil arasındaki işin bitmesi ille de
vekaletten azil ile olmayabileceği gibi
vekaletten azil çok da gerekli olmayabilir.
Hiç
kuşkusuz Ankara Barosu yönetim kurulunun
sayın Vuraldoğan ile çalışmaya devam
etmeyeceği yolunda karar alması garip
değildir. Garip olan, Ankara Barosu yönetim
kurulunun sayın Vuraldoğan'ı çağırıp
"gördüğümüz lüzum üzerine artık sizinle
çalışmayacağız" diyerek sessiz ve sedasız
işe son vermeyi tercih etmemesidir. Avukat
Vuraldoğan ile hiç görüşme yapılmadan alınan
vekaletten azil kararı, neredeyse muhatabından önce adliye
koridorlarında duyulmuş ve adliye koridorlarında
yankılanan her haber gibi medya tarafından
öğrenilmiştir.
Bu haber medyanın ilgisini çekmiştir. Çünkü,
Ankara Barosu yönetim kurulu kararının
gerekçesi, "Kemal
Vuraldoğan tarafından açılmış olan dava,
Ankara Barosu Avukatı Kemal Vuraldoğan
tarafından açılmış bir dava olarak haber
konusu yapılması nedeniyle sanki Ankara
Barosu tarafından açılmış bir dava
olarak gösterilmesi" olarak
koridorlara yansımış ya da yansıtılmıştır. Yani, Genel Kurmay
açıklamasıyla
ilgili olarak gördüğü için, medya konuya ilgi
duymuş ve konu yazılı basında az ya da çok
manşet olmuştur.
Olayın yaşandığı zaman aralığına ve gelişmelere
bir bakalım ve hatırlayalım;
-
23 Nisan 2007, Hürriyet gazetesi haberine
göre "Anayasa Mahkemesi Başkanı Tülay
Tuğcu, “367 konusunda başvuru olursa,
elimizden geleni yaparız” diyor.
-
24 Nisan 2007, Başbakan Erdoğan Dışişleri
Bakanı Abdullah Gül'ü Cumhurbaşkanı adayı
olarak gösterdiklerini AKP grup
toplantısında açıklıyor. Aynı gün ve takip
eden günlerde Abdullah Gül'ün
Cumhurbaşkanlığı adaylığı aleyhine sokak
gösterileri yapılıyor.
-
27 Nisan 2007 Cuma, T.B.M.M. Cumhurbaşkanını
seçmek üzere toplanıyor. Toplantıda
367 milletvekili hazır olmadığı için seçimin
geçerli olamayacağı iddiasıyla aynı gün CHP
Anayasa Mahkemesine başvuruyor. Yine aynı gün
gece yarısı Genelkurmay Başkanlığı'nın web
sitesinde Av. Kemal Vuraldoğan'ın 1 YTL'lik
tazminat davasının nedeni olacak açıklama
yayınlanıyor.
-
28 Nisan 2007
Cumartesi ve sonrası bir kaç gün,
Genelkurmay Başkanlığı web sitesinde
yayınlanan açıklamaya tepkiler sürüyor.
Ancak, bir milletvekilinin kişisel
tepkisi dışında CHP'den aleyhe bir tepki
gözlenmiyor. Tam tersine CHP'nin, açıklamanın
yanında yer aldığı düşünülüyor.
-
Aynı tarihlerde Ankara Barosu web
sitesinde de bir "Basın
Bildirisi" yayınlanıyor. (Bağlantının
üzerine tıklayıp erişemezseniz
buraya tıklayın).
-
1 Mayıs 2007 Salı günü Anayasa Mahkemesinin
"İlk turda Meclis'in 367 milletvekili ile
toplanması gerekir" görüşü ve seçim
sürecini durduran
yürürlüğü durdurma kararı açıklanıyor
(03.05.2007 gün ve 26511 sayılı RG).
(27.06.2007 gün ve 26565 sayılı RG'de
yayınlanan gerekçeli kararın metni için
buraya tıklayınız).
-
2 Mayıs 2007 Çarşamba günü Ankara Barosu
yönetim kurulu, avukat Kemal Vuraldoğan'ın vekaletten azline oy
birliğiyle karar veriyor. O tarihlerde
Ankara Barosu yönetimi, kararının
gerekçesini sanıyoruz henüz yazmamıştı.
Ama,
Ankara adliyesi koridorlarında bu
kararın gerekçesinin "Kemal
Vuraldoğan tarafından açılmış olan dava,
Ankara Barosu Avukatı Kemal Vuraldoğan
tarafından açılmış bir dava olarak haber
konusu yapılması nedeniyle sanki Ankara
Barosu tarafından açılmış bir dava
olarak gösterilmesi" olduğu
konuşuluyordu. Yönetim kurulunun
gerekçesi daha sonra avukat Kemal
Vuraldoğan'a gönderildi (gerekçeli
kararı görmek için buraya tıklayınız).
-
Bu zaman aralığında ve sonrasında Ankara
adliyesi koridorlarında, milletvekili
seçimlerinde Ankara Barosu
üyesi kimi meslektaşların siyasi
partilerden milletvekili aday
adaylıkları, hatta bazıları için
adaylıkları konuşuluyordu. Bu isimler
içerisinde, TBB başkanı sayın Özdemir Özok'un adı da geçiyordu. Nitekim
sonraki tarihlerde sayın Özok'un
İstanbul 1. seçim bölgesinde CHP
adaylarından biri olacağı basında haber
olarak çıktı.
-
26 Mayıs 2007 tarihinde
toplanacak TBB 29. Genel Kurulu hakkında
o günlerde koridorlarda kimse konuşmuyordu.
Ama, milletvekili olası erken seçimi
sonrasında TBB başkanının milletvekili
olması halinde, yerine Sayın Vedat Ahsen Coşar'ın aday olabilecekler içerisinde
TBB başkanı olma olasılığı en yüksek
olan aday olabileceği, DSAG içerisinde
konuşulan konulardan biriydi.
-
Ancak, "Milletvekili adayı olursa,
Özdemir Özok sonrası TBB'de ne olur?"
sorusunun cevabını ararken ve değişik
seçenekleri değerlendirirken kimilerinin
duydukları haz, TBB 29. Genel Kurulu günlerinde
(26/27 Mayıs 2007) yerini şaşkınlığa
bıraktı. Sayın Özok'un adaylığının
gerçekleşmediği ve gerçekleşmeyeceği
haberi genel kurul günlerinde sayın
Özok'a duyurulmuş ve duyulmuştu.
Ankara Barosu yönetim kurulu kararını okuduğumuzda (buraya
tıklayınız), yönetim kurulunun sayın
Vuraldoğan'dan rahatsızlığının "20.Ekim.2004
tarihinden bu yana Baromuzun sözleşmeli
olarak avukatlığını ve hukuk danışmanlığını
yapmakta olan Av.Kemal Vuraldoğan'ın,
Cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde
Genelkurmay Başkanlığı tarafından yayınlanan
muhtıra nedeniyle üzüntü duyduğunu, endişe
ve korkuya kapıldığını ileri sürerek
Genelkurmay Başkanlığı'na izafeten Milli
Savunma Bakanlığı aleyhinde tazminat davası
açtığı, dava dilekçesinin bir örneğini de
göndermek suretiyle bu durumu basına bizzat
haber verdiği ve ayrıca bu konuda basına
geniş açıklamalar yaptığı, bütün bunların
kimi basın organlarında "Av.Kemal Vuraldoğan
tarafından Genelkurmay Başkanlığı aleyhinde
muhtıra nedeniyle tazminat davası açıldı",
kimi basın organlarında "Ankara Barosu
Avukatı Kemal Vuraldoğan tarafından
Genelkurmay Başkanlığı aleyhinde muhtıra
nedeniyle tazminat davası açıldı", kimi
basın organlarında ise "Ankara Barosunun
Avukatı Kemal Vuraldoğan tarafından
Genelkurmay Başkanlığı aleyhinde muhtıra
nedeniyle tazminat davası açıldı" başlıkları
altında yer aldığı anlaşılmaktadır"
cümleleriyle anlatıldığını görüyoruz.
Ankara Barosu, sayın Vuraldoğan'ın azli yerine, basına bir
açıklama yaparak sayın Vuraldoğan'ın söz
konusu davayı Ankara Barosu adına açmadığı
ve kendisi tarafından açılmış bir dava
olduğunu duyurabilir miydi? Hiç kuşkusuz
yapılabilirdi. Ancak, Ankara Barosu yönetim
kurulunun o günün koşullarında bununla
yetinmeyi uygun bulmadığı anlaşılıyor.
Yetinmiyor ya da yetinemiyor, çünkü sayın Vuraldoğan'a kızgındır. Kararın sonraki
paragraflarında bu kızgınlığın nedeni "Diğer
taraftan, adı geçen avukatın kendisi de
açtığı davanın Baro tüzel kişiliği ile
ilişkilendirileceğini öngördüğü için, anılan
davayı açmazdan önce Baro Başkanından bu
konudaki düşüncesini sormuş, Baro Başkanının
dava açmamasını kendisine söylemesine ve bu
konuda kendisini uyarmasına rağmen dava
açmayı tercih etmiştir" sözleriyle
anlatılıyor. Bu kızgınlık dahi, medyayı
heyecanlandıran ve medyada çok bahsedilen
azil kararı için sanki yeterli değil
gibi. Sayın Vuraldoğan çağrılıp kendisiyle
çalışılmayacağının belirtilmesi yeterli
olabilirdi. Hatta belki azle de gerek
kalmazdı. Ama o zaman, medyanın ilgisi de
olmaz, Ankara Barosu yönetim kurulunun
rahatsızlığı medyada yer almazdı, değil mi?
Kararın diğer paragraflarında sayın
Vuraldoğan'ın haksız olduğundan ve meslek
kurallarını ihlal ettiğinden bahsedilmiş.
Vekaletten azil için haklı gerekçeler olarak
kabullenebilmek pek olası değil gibi. Okumanızı öneririz (buraya
tıklayınız). İleride Ankara Barosu mevcut
yönetim kurulunun meslek kurallarına bakış
açısını değerlendirmek ve sorgulamak için
herkese gerekli olabilir.
Şimdi sorumuz şu; Avukat Kemal Vuraldoğan
neden medyayı heyecanlandıracağı ve
medyada çok konuşulacağı kestirilebilecek
biçimde azledildi?
Sorunun cevabı çok da karmaşık
değil. Aşağıdaki tespitler sorunun cevabını
kendiliğinden ortaya çıkartıyor.
-
Olayın yaşandığı zaman aralığında
Cumhuriyet Halk Partisinin görüşü
bellidir. TBB başkanı sayın Özdemir Özok'un görüşü de tam olarak aynı
çizgidedir ve bu yazının yazıldığı
tarihe kadar da, bildiğimiz kadarıyla, hiç sapmamıştır.
-
Oysa, gerek Ankara Barosu başkanı
gerekse yönetim kurulunun görüşünün CHP
görüşünü sayın Özdemir Özok'un
desteklediği kadar desteklediğini
ve/veya destekleyebileceğinin
varsayabilmesi, DSAG içerisinde etkili
bir grup ve özellikle etkili bir kaç
isim açısından olanaksızdır.
-
Ama, eğer sayın Özok milletvekili
olursa, TBB başkanlığı için yapılacak
seçimde en güçlü aday sayın Coşar'dır ve Ankara Barosu yönetim
kurulunun başkanını her açıdan ve her
safhada desteklemesi çok doğaldır.
-
Sayın Coşar imzasıyla yayınlanan basın
bildirisinde (buraya
tıklayınız), Genel Kurmay bildirisi
aleyhine tepki gösterilmiş olduğunu
kabul edebilmek olası olmamakla
birlikte, bildirinin desteklendiğini
söyleyebilmek de olası değildir. Yani
Ankara Barosu yönetim kurulunun tavrı ve
hangi safta yer aldığı pek
anlaşılamamaktadır. Zaten DSAG
yandaşlarının bir kısmı bundan
şikayetçiydi. O tarihlerde adliye
koridorlarında konuşulanlara kulak
kabarttığınızda, DSAG yandaşlarının ve
son seçimde DSAG'a oy verenlerin bir kısmının
Genel Kurmay bildirisi aleyhine sert
tepki gösterilmesinden yana olduğunu,
diğer bir kısmının ise bildirinin
hararetle desteklenmesinden yana olduğunu
duyabilirdiniz.
-
Ankara Barosu yönetiminin hangi
safta olduğunu açıkça belirtemediği tam
bu sırada, sayın Kemal Vuraldoğan Genel
Kurmay açıklamasına tepki gösterdi ve
dava açtı. Sayın Vuraldoğan'ın bu
eylemi, Ankara Barosu yönetiminin CHP
çizgisinde (ve dolayısıyla TBB
çizgisinde) olduğunu gösterebilmesi için
uygun koşulu oluşturdu. Ankara Barosu
yönetim kurulu, sayın Vuraldoğan'ın
görüşünde olmadığını (ve dolayısıyla
karşı görüşte olduğunu) belirlemek
istercesine sayın Vuraldoğan'ı
-kendisiyle hiç konuşmaksızın-
vekaletinden azletti.
Ve nasılsa bu haber, sayın Vuraldoğan bile
duymadan yayılıverdi. Tabii, bu şekilde vekaletten azledilmesi, sayın Vuraldoğan için kolay kabul edilebilir
değildi. Ve bunu yıllardır birlikte
çalıştığı baro yöneticilerinin
bilmediğini ya da kestiremeyeceğini bir
an için düşünebilmek dahi olası değil.
Sonuçta, bu azil kararına basının ilgisi ise,
Ankara Barosu yönetim kurulunun
kestirebildiğinden bile olasılıkla fazlaydı.
Ancak, yine de hesaplar tutmadı. CHP
yönetimi, belki de sayın Özdemir Özok'un
milletvekili olmasıyla TBB başkanlığının
boşalması ve TBB başkanlığı için yapılacak
seçimlerin sonuçlarının isteğine uygun
olmayabileceği endişesiyle, sayın Özdemir
Özok'u milletvekili adayı olarak göstermedi.
TBB başkanlığı boşalmadığı için sayın Ahsen Coşar'ın TBB
başkanlığına aday olup seçilmesi de
gerçekleşmedi ve Ankara Barosu başkanlığı da
boşalmadı. Ankara Barosu
başkanlığına aday olmayı ve seçilerek sayın Coşar'ın dönemini tamamlayıp sonraki dönem
için seçilme üstünlüğü sağlamak isteyenlerin
de hevesleri kursağında kaldı. Bunlar,
elbette önümüzdeki süreçte konuşulacak ve/veya
yazılacak. Ne de olsa Ankara Barosunun 2008
seçimleri sürecine girmeye az bir zaman
kaldı.
2007 Nisan sonu günlerinin koşullarında, olasılıkla baro ve
TBB ile sınırlı siyasi hesaplar nedeniyle,
yukarıda belirttiğimiz olaylar gelişti. Bu
saptamayı kabullendiğinizde, "sebep sonuç
ilişkisi içerisinde ve kişilerin başkaca
seçenekleri görememeleri sonucu bir bakıma
kendiliğinden gelişen bu olaylar nedeniyle
kişileri suçlamamak gerekir" diye
düşünebilmek ve huzursuzluğu belli bir
noktada sınırlayarak uzlaşmayı
sağlayabilmek olasıydı. Ancak, böyle olmadı
ya da olamadı. Sonrasında,
sayın Vuraldoğan hakkında soruşturmalar
açıldığı ve Ankara Barosu yönetiminin 20 Ekim
2004 tarihinden bu yana görevi nedeniyle
sorgulamadığı avukatını sorgulamaya
da başladığı duyuldu.
Hiç de iç açıcı olmayan bir durum. Avukat,
müşterisi/müvekkili ile sorun yaşıyor ve
müşterisi/müvekkili üyesi olduğu meslek
kuruluşu. Müşterisi/müvekkili aynı zamanda
avukat hakkında disiplin soruşturması
açabilecek yetkiyle donatılmış.
Bu durum, baronun
dava ve takiplerini sözleşmeli ya da
istihdam edilen olarak takip eden avukat ile
baro arasındaki ilişkinin ilkelerinin ne
olması gerektiğini sorgulamayı zorunlu hale
getirdi. Bazı soruların cevabının meslek
kuralları içerisinde yer almasını acilen
sağlamak
gerekiyor. Müşterisi/müvekkili baronun
haklarını ihlal eden avukat hakkında, aynı
zamanda iş sahibi (yakınan) konumunda olan
baro, nasıl disiplin soruşturması açabilecek?
ya da müşterisi/müvekkili baro tarafından
hakları ihlal edilen avukat, baroyu kime
şikayet edebilecek ve kendi meslek
kuruluşu müşterisi olarak karşısında
olacağından, nereden örgütlü destek bulacak?
Mevcut meslek kuralları ve tüm düzenlemeler
içerisinde bu soruların doyurucu bir
cevabını biz bulamadık. Sizin de
bulabileceğinizi sanmıyoruz. Ancak, eğer
"bulunabilir, meslek kurallarını iyi
okumamışsınız" ya da "bu gün yoksa bile,
gerekli düzenlemeler yapılır ve cevaplar
meslek kurallarında yerini alır" diyorsanız,
Meslek Kuralları Taslağı üzerine tıklayın ve okuduktan sonra
görüşünüzü tekrar gözden geçirin. Yürürlükte olan
meslek kurallarıyla TBB komisyonunun kabul
ettiği metnin yanı sıra Ankara Barosu'nun
teklif ettiği ve savunduğu metni aynı belgede
bulabilirsiniz.
Yeni adli yılın, herkese
hayırlı olmasını diliyoruz.