|
Av. Kemal Vuraldoğan'ı
Azil Kararı
Üzerine Düşünceler (2)
Av. Kemal VURALDOĞAN
2. BARO
BAŞKANININ TALİMAT VERME YETKİSİ
Azil kararında,
“Baro Başkanı dava açmaması gerektiğini
kendisine ifade etmiş olmasına rağmen, adı geçen
avukatın söz konusu davayı açmış olması etik
olmamasını, meslek kurallarına aykırı olmasının yanı
sıra, Avukatlık Yasasının 97/1.maddesi hükmü
gereğince Baroyu temsille görevli olan Baro
Başkanının talimatını tanımamak ve bununla kendisini
bağlı saymamak anlamındadır.” ifadesine yer
verilmektedir
Bu yazımızda Avukatlık Kanunu
ışığında baro başkanının talimat verme yetkisini
irdeledikten sonra, baro başkanının baro üyesi
avukatın veya baronun sözleşmeli avukatının şahsi
davasına ilişkin talimat verip veremeyeceği konusu
irdelenecektir. Ancak azil kararında sık sık etik
olmaması, meslek kurallarına aykırı olması ifadesine
yer verilmesine rağmen, neden etik olmadığı, hangi
meslek kuralına aykırı olduğu konusunda açıklama
yapılmadığı için afaki olan, dayanağı gösterilmediği
için dayanaksız olduğu açık olan bu iddialar
değerlendirilmeyecektir.
Avukatlık Kanunu madde 22/3,
“17 nci maddenin 3 üncü bendinde yazılı belgeyi
almak imkanını bulamıyan adayların hangi avukat
yanında staj göreceğini baro başkanı tayin eder.”
hükmüne, madde 37/2-3, “İşi iki avukat
tarafından reddolunan kimse, kendisine bir avukat
tayinini baro başkanından isteyebilir. Tayin olunan
avukat, baro başkanı tarafından belirlenen ücret
karşılığında işi takip etmek zorundadır.”
hükmüne, madde 42/1, “Bir avukatın ölümü veya
meslekten yahut işten çıkarılması veya işten
yasaklanması yahut geçici olarak iş yapamaz duruma
gelmesi hallerinde, baro başkanı, ilgililerin yazılı
istemi üzerine veya iş sahiplerinin yazılı
muvafakatini almak şartiyle, işleri geçici olarak
takip etmek ve yürütmek için bir avukatı
görevlendirir ve dosyaları kendisine devir ve teslim
eder …” hükmüne, madde 64/1,
“Denetleme ve şikayetle ilgili meselelerde avukat,
bu kanunda gösterilen meslek sırrını saklama
yükümlülüğüne aykırı düşmedikçe, baro başkanına
…bilgi vermek ve istek üzerine dosyaları göndermek,
dinlenmek üzere çağırıldığı hallerde baro
başkanı…davetine uymak zorundadır.” hükmüne,
madde 97, “Baro başkanının görevleri
şunlardır:…Mahkeme ve resmi dairelerde baroyu temsil
edecek ve savunacak avukatları tayin etmek…”
hükmüne yer vermektedir.
Türkiye Barolar Birliği Avukatlık
Meslek Kuralları madde 29 ise, “Bir
meslektaşının ölümü ya da başkaca nedenlerle Baro
başkanlığınca görevlendirilen avukat, kabul
edilebilir bir neden göstermeksizin bu görevi
reddedemez.”
hükmüne yer vermektedir. Avukatlık Kanununun
alıntılanan maddeleriyle baro başkanına verilen
talimat verme yetkisi çok açık olup, anılan
maddelerin hiçbirisinden baro başkanının baro üyesi
avukatın veya baronun sözleşmeli avukatının açacağı
şahsi davaya ilişkin talimat verme yetkisi olduğu
çıkartılamaz.
Avukatlık Kanunu ile baro başkanına
tanınan talimat verme yetkisi sadece baro üyesi
olmakla sınırlıdır. Başka bir deyişle baro başkanı,
baronun sözleşmeli avukatının müvekkilini temsil
eden kişidir ve ilişkileri vekil/müvekkil
ilişkisidir
Yine Avukatlık Kanunu ile baro başkanına tanınan
talimat verme yetkisinin bir diğer özelliği bir işin
yapılmasına ilişkin olumlu bir yetkidir. Baro
başkanı bir avukatın bir şeyi yapması
konusunda talimat verebilir yapmaması
konusunda değil. Baro başkanı avukata falanca kişiyi
stajyer almasını, filanca kişinin davasına bakması
konusunda talimat verebilir, falanca kişiyi stajyer
almaması,
filanca kişinin davasına bakmaması konusunda değil.
Yine Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Meslek
Kuralları madde 29 uyarınca baro başkanlığı
baro üyesi avukata sadece bir şey yapma
görevi verebilecektir.
Azil kararında atıf yapılan Avukatlık
Kanunu madde 97/1 ise, “Baro başkanının
görevleri şunlardır: 1. Baroyu temsil ve yönetim
kuruluna başkanlık etmek” hükmüne yer
vermektedir. Müvekkili temsil eden kişinin sadece
vekalet akdine konu işlere ilişkin dileklerinin
serbest avukat tarafından değerlendirmeye alınması
avukatlık mesleğinin niteliği gereğidir. Aksi
görüşün yasal dayanağı bulunmadığı gibi avukatlık
mesleğinin bağımsızlığı ve serbestliği ile
bağdaşmadığı da açıktır. Müvekkili temsil eden baro
başkanı olması durumunda farklı hareket etmeyi
gerektirir kanun hükmü veya meslek kuralı
bulunmamaktadır. Baro başkanına, baronun sözleşmeli
veya bordrolu avukatının açacağı bir dava için bu
davayı açma yetkisinin kanunla dahi verilmesi mümkün
değildir. Anayasanın 13. maddesi uyarınca temel hak
ve özgürlüklerin sadece ilgili temel hak ve
özgürlüğün düzenlendiği maddede belirtilen
sınırlanma sebebi ile sınırlanması mümkün olup, hak
arama özgürlüğünün düzenlendiği 37’de hiçbir
sınırlama sebebine yer verilmemiştir.
Dolayısıyla müvekkile, işverene ve benzerlerine
böyle bir yetkinin kanunla verilmesi halinde ilgili
kanunun Anayasa’ya aykırı olacağı açıktır
Sonuç olarak baro başkanının baro
üyesi avukata veya baronun sözleşmeli avukatına,
Avukatlık Kanunu madde 97/1’e dayanarak baro tüzel
kişiliğinin davacısı olmadığı bir davayı açma
talimatı vermesi mümkün değildir. Böyle bir yetkinin
kanunda açıkça düzenlenmesi durumunda kanun hak
arama özgürlüğünü Anayasaya aykırı şekilde
sınırlayacağından Anayasaya aykırı olacaktır. Ankara
Barosu Yönetim Kurulunun yazımızın ilk paragrafında
alıntılanan azil gerekçesinin hukuksal dayanağı
bulunmamaktadır.
Ankara, 16 Eylül 2007
Konu başka bir şekilde anayasa mahkemesinin
önüne gelmiş ve hak arama özgürlüğünü
sınırlayan Avukatlık Kanunu hükmü iptal
edilmiştir. Avukatlık Kanunu madde 38 ‘deki,
“Avukatlar, baro yönetim kurulunun
iznini almadan başka bir avukat aleyhine
dâva açamazlar. Acele durumlarda, baro
yönetim kuruluna önceden bildiride
bulunarak, izin verilmesini dâvayı açtıktan
sonra da isteyebilirler.” Hükmü
Anayasa Mahkemesince, “1136 sayılı
Kanunun 38. maddesinin inceleme konusu
üçüncü fıkrasiyle getirilen yasak hak arama
hürriyetinin sınırlandırılması niteliğini
taşımaktadır. Bu hükme göre bir hakkın
aranmasında karşı taraf avukatlık hizmetinin
doğrudan doğruya işlemeye geçişinin olanağı
yoktur. Avukat ya önceden baro yönetim
kurulunun iznini alacak yahut da acele
durumlarda yine baro yönetim kuruluna
önceden bildiride bulunacak ve izin
verilmesini dâvayı açtıktan sonra
isteyecektir. Bu zorunluluk, kendi başına,
bir engel demektir. Kaldı ki iznin
verilmemesi her zaman için söz konusu
olabilir. Böyle bir durumda ise ya avukatlık
hizmetinden yararlanmaktan daha o zaman
vazgeçilmesi gerekecek; yahut da baroların
kararlarına itiraz edilmesi ve itiraz kesin
sonuca varıncaya dek işin takibi yolu
tutulursa bu arada hakkın kaybolması gibi
bir durumla karşılaşılacaktır. Sınırlama
hükmünün, açıkça beliren niteliğine göre,
kamu yararına, başka deyimle bir haklı
nedene dayandığı da ileri sürülüp
savunulamaz, incelenen hüküm şu haliyle hak
arama hürriyetini zedeler niteliktedir ve
Anayasa'nın 31. maddesine aykırıdır. Hükmün
iptali gerekir.” gerekçesiyle iptal
edilmiştir, Anayasa Mahkemesi E. 1970/19, K.
1971/9, k.t. 21.1.1971, kararın tam metnine
http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/KARARLAR/IPTALITIRAZ/K1971/K1971-09.HTM
adresinden ulaşabilirsiniz..
Konuyla ilgili önceki yazılar ve belgeler
Yazarın Sitedeki Bütün Yazıları
|