|
2 -
Stajın bizdeki tarihi
418
- Dava vekilleri
nizamnamesine göre.
Dersaadet Dava Vekilleri
Cemiyeti Nizamnamesi, stajdan
hiç bahsetmez. O zamanki
şartlara (Bak. No. 53, 54, 62,
63, 73, 77, 79, 81) göre böyle
birşey düşünmek kimsenin aklına
gelmezdi.
419
-
Meşrutiyetin ilânından sonra.
Meşrutiyetin ilânından sonra
hazırlanan Muhamat Kanunu
lâyihalarında (Bak. No. 84, 85,
86) mülâzemet meselesi esaslı
bir surette düşünülmüştü.
Müellifin dahil bulunduğu
komisyonca hazırlanan 50
maddelik lâyihanın 6-9'uncu
maddelerinde mülâzemet sistemi
tanzim edilmişti.
Avukatlık ehliyet ve
tecrübesinin ancak baroda
kayıtlı bir muhamî yazıhanesine
devamla elde edilebileceğini
düşünüyorduk. Bizim fikrimizce
muhamilik, yalnız mektep
sıralarında öğrenilen bilgi ile
elde edilemezdi. Öğretilenleri
hâdiselere tatbik edebilmek için
çıraklık, kalfalık lâzım
geliyordu. Bir yazıhane genç
hukukçu için büyük bir sığınak,
samimî bir kucaktı. Bir muhamî
için toy bir gencin zekâsını
inkişaf ettirmek, hukuk hayatına
alıştırmak, yavaş yavaş
yetiştirmek ne büyük bir zevkti!
Mülâzemet meselesini, tâ o
zamandan beri, amelî bilgi ile
meslek ananelerinin birbirini
kucaklayarak önce filiz, sonra
dalbudak salacakları bir
müessese olarak düşünüyorduk.
İşte bu düşüncelerden ilham
alarak mülâzemeti şu şekilde
tanzim etmiştik:
Madde 6
- Müstedinin şeraiti
matlubeyi haiz olduğu tebeyyün
ettiği takdirde bir muhamî
nezdinde mülâzemetine ruhsat
verilir ve mülâzemet ancak Baro
teşekkül eden yerlerde ifa
edilir. Mülâzimetsiz icrayı
muhamat memnudur.
Madde 7
— Müddeti mülâzemet iki
senedir. Ancak istinaf ve temyiz
hâkimleri ile beşinci maddedeki
şeraiti haiz olup iki sene
müddetle ifayı hizmet eden
müddeiumumi ve muavinleri ve
bidayet ve sulh hâkim ve
muavinleri ve âza mülâzimleri
ve işbu kanunun hini neşrinde,
ruhsatnameyi haiz olarak bilfiil
icrayı vekâlet edenler kaydı
mülâzemetten varestedirler.
Müddeti memuriyetteki iki
seneden dûn olanların
memuriyette bulundukları
müddet, mülâzemet müddetine
mahsup edilir.
Madde
8 - Müddeti mülâzemet
zarfında nıuhamî mülâzimi,
nezdinde çalıştığı muhamînin
müsaadei mahsusası ile sulh ve
bidayet mahkemesinde münferiden
ve istinaf mahkemesinde muhamî
ile birlikte müdafaa ve takibi
dava salâhiyetini haizdir.
Madde 9
- Mülâzimin muhamiliğe
kabulü takdirinde bidayet reisi
evvellerinin bulunduğu mahkeme
huzurunda müddeiumumi ve baro
reisi veya göndereceği vekili
muvacehesinde (müvekkillerinin
hukukunu kanun dairesinde
müdafaa ve muhfazadan inhiraf
etmeyeceğine ve mesleğin
şerefini muhil hiçbir harekette
bulunmayacağına) dair tahlifi
icra edilir.
Mülâzemetin böyle dört maddeye
sıkıştırılması ve mülâzimin
ahlâk gidişi, çalışma tarzı
vesaire hakkında muhamînin
vereceği beyannameden ve diğer
merasimden bahsolunmaması, uzun
bir lâyiha Meclisi Mebusandan
geçirilemeyeceği için kısa
olması hakkında Adliye Nazırının
sıkı sıkı tenbihte bulunmasından
ileri gelmişti. Bu lâyihalardan
bir netice çıkmadığını tarih
kısmımızda gördük (Bak. No. 84,
85, 86).
420 -
460 sayılı kanuna göre.
460 sayılı kanunun ikinci
maddesi, avukat olabilmek için
mülâzemeti şart koymuştu.
Mülâzemet müddeti, müracaat
tarihinden başlamak üzere üç
sene idi. Yani diğer şartları
haiz olan hukuk mezunu adlî
hizmete tayini için vekâlete
müracaat ettiği tarihten
itibaren mülâzemetini yapmaya
başlamış sayılırdı. Vekâlet
kendisini bir vazifeye tayin
etsin veya etmesin bu müddet
işlerdi.
Mülâzemet,
mahsus cinayet mahkemesi bulunan
şehir ve kasabalarda adlî bir
memuriyette kullanılmak suretile
yapılırdı. Kanunun neşri
tarihinden evvel üç sene bilfiil
adlî hizmetlerde veya dava
vekâletinde bulunmuş olanlar
mülâzemetten vareste
tutulurlardı. Vekâlet hizmetleri
üç seneyi doldurmayanlar, noksan
müddeti yazılan şekilde
doldurmaya mecburdurlar.
421
- 708 sayılı kanun. 460
sayılı kanunun bazı maddelerini
değiştiren 708 numaralı kanun
mülâzemet bahsinde ufak bir
yenilik yapmıştı. Şöyle ki üç
seneyi iki seneye indirmiş ve
adlî hizmeti Adliye Vekâletinin
tensip edeceği iki sene müddetle
Askerî temyiz divanı âza ve
müddeiumumiliklerinde ve
muavinliklerinde ve Devlet
Şûrası Reis ve âza ve
müddeiumumî ve muavin ve
mülâzimliklerinde ve resmî daire
ve müesseselerin hukuk
müşavirliklerinde veya hukuk
işleri ve muhakemat
müdürlüklerinde veyahut adlî
müşavirliklerinde bulunanları
ayrıca mülâzemete tâbi
tutmamıştı.
422
- 2573 numaralı
kanun. Devlet davalarını
takibe memur avukatlar hakkında
çıkarılan 5 Temmuz 1935 tarihli
ve 2573 numaralı kanun (Madde:
6) hukuk mezunlarının devlet
merkez daireleri hukuk
müşavirlikleri muavin ve
mümeyyizliklerindeki hizmet
müddetlerinin avukatlık
mülâzemet müddetine mahsup
edileceğini gösteriyordu.
423
-
Talimatnameler. Stajın
gevşek tutulduğunu anlayan
Adliye Vekâleti
müddeiumumiliklere gönderdiği
talimatnamelerle adlî makamların
dikkat nazarlarını çekmek ve bu
işi faydalı bir şekle sokmak
istemiştir. Görülmüştür ki
stajyer olarak mahkemelere
kaydedilenler isimlerini bir
kere yazdırdıktan sonra ara sıra
uğramak suretile iki seneyi
geçirmekte idiler. Yeni
talimatnamelere göre avukatlık
stajı yapacaklar iki sene
muntazam bir surette mahkemelere
devam edecekler, her gün nöbet
cetvelini imzalayacaklar,
müddeiumuminin teftişine tâbi
olacaklar, hattâ mahkemelerde
bilfiil kâtiplik edeceklerdi.
Stajyerlerin sayısı İstanbul'da
60, Ankara'da 30, İzmir'de 25,
Bursa, Adana, Konya, Balıkesir
ve Samsun gibi ikinci derecede
gelen mühim ağır ceza
merkezlerinde sekizer ve diğer
ceza mahkemelerinde de dörder
olarak tesbit edilmişti.
Stajyer,
nerede staj görmek istediğini,
Adliye Vekâletine istida ile
bildirir. Vekâlet, orada münhal
yoksa, keyfiyeti talibe tebliğ
ederdi.
Stajyer, 3
ay müddeiumumilik, 3 ay sulh
ceza, 3 ay asliye ceza, 3 ay
ağır ceza mahkemelerinde fiilen
kâtiplik vazifesini görür, bu
devrin ikmalini müteakip 2 ay
icra dairesinde, 5 ay asliye
hukuk veya ticaret
mahkemelerinde aynı suretle
çalışırdı. Devam cetveli her
hafta ve staj defterleri her ay
sonunda hâkim tarafından, stajın
fiilen yapıldığı gösterilmek
suretile tasdik olunurdu. 1937
senesi Şubat'ındaki bir
istatistiğe göre
İstanbul'un muhtelif adliye
daire ve mahkemelerinde 120,
Ankara'da 40 ve İzmir'de 40
stajyer vardı.
Adliye
Vekâleti hâkim muavinliği için
staj görenler 75 lira aylık
veriyorlardı. Avukat stajını
görenler, tabiî birşey
almıyorlardı.
424
- Sistemin eksikliği.
Şimdiye kadar verdiğimiz izahat
bize göstermiştir ki, 460 sayılı
kanun ve zeylinin tanzim etmiş
olduğu mülâzemet için müracaatın
ve kanunun neşrinden evvel üç
sene adlî bir hizmette bulunmuş
olmasının (ve meselâ Adliye
Vekâleti evrak kâtipliğinin)
kâfi olduğu gösteriliyordu.
Halbuki mülâzemet, bir etiket
meselesi değildi. Mülâzemet,
bilginin tecrübe ile bezenmesi
demekti. Bu işe,ancak üniversite
tahsilini bitirdikten sonra
kanun tatbikatını öğreten adlî
bir hizmette fiilen bulunmakla
mümkün olurdu.
Tatbikatta
mülâzemet meselesi o kadar
çığandan çıkarılmıştı ki,
mektepte iken yapılan adlî
hizmet ve mülâzemet müddetine
mahsup ediliyordu. Nihayet Büyük
Millet Meclisi, 1 Nisan 1929
tarihli ve 143 numaralı
tefsirile mektebe devam
esnasında veya devamdan daha
evvel Adliyede geçmiş olan
hizmetlerin mülâzemete mahsup
edilemeyeceğine karar vermiştir.
Büyük
kanunun, staj için mecburî
tuttuğu (avukat yanında çalışma)
ve (hâkim muavinliği imtihanı)
sisteminin sağlamlığına ve
tekniğe nazaran bunların ne
kadar basit ve maksadı teminden
uzak olduğu kendiliğinden
anlaşılır. Netekim 708 sayılı
zeyil bu boşluğu doldurmaya
çalışmıştı.
Bununla
beraber o da eksikti. Gerçi iki
senelik adlî hizmeti, mahkemeler
nezdinde yapmaya hasretmiş ve
Adliye Vekâleti bunun fiilen
yapılması için çok çalışmış ise
de idarî meclislerin reis ve âza
ve muavinliklerinde ve resmî
daire hukuk müşavirliği
kalemlerinde hizmete varıncaya
kadar stajı şümullendirmiş
olduğu gibi 2573 sayılı kanun,
kalem mümeyyizlerinin hizmeti
mülâzemet müddetine mahsup
ettirmiştir.
Lâkin
bizce en büyük kusuru,
mahkemeler nezdinde yapılan
mülâzemetin şeklinde idi.
Talimatnamelere rağmen
tatbikatta pek acı olarak gördük
ki, devam meselesi temin
edilemiyordu. Adlî hizmeti
zarfında askerliğini yapan,
başka memuriyetlerden maaş alan,
iki sene bilfiil çalıştığını
iddia ettiği mahkemede üst üste
bir ay hazır bulunmayan çok mülâzimler görülmüştür. Devam
edenler de istenildiği gibi
tatbikat göremiyorlardı. Ciddî
ve hakikî olarak mülâzemeti
yapmış, mahkemenin feyzinden nur
almış mülâzimler herhalde pek
azdı.
Bütün
bunlara, hukuk tahsilini yapmış
ve bilfarz fiilen iki sene
mahkemede çalışmış olan
mülâzimin, avukatlık mesleğinin
dilediği tatbikat bilgisine,
emrettiği kaide ve an'anelere
büsbütün yabancı kalmış olduğunu
eklersek, eski mülâzemet
sisteminin maksadı temin
edemediğini tam olarak anlatmış
oluruz.
|