 |
 |
 |
 |
Tarihimizde Avukatın Eğitimi
[2]
3499 sayılı Avukatlık Kanunu Dönemi
(1938-1969)
7 Mart 1938
tarihli ve 3499 sayılı
kanunun "Avukatlık Kanunu
Lahiyası Esbabı Mucibe Mazbatası
ile
T.B.M.M. Adliye Encümeni Raporu"
metninden, mesleğin yeni bir
disipline oturtulmasının amaçlandığı
anlaşılmaktadır.
Yeni kanunun yürürlüğe
girmesinden sonra staja
başlayanlar, avukat yanındaki
stajlarını tamamladıktan sonra
Adliye Vekaletinin (Adalet
Bakanlığının) uygun göreceği bir
mahkemede bir sene hakimler
kanunu hükümlerine tabi olarak
çalışacaklardır. 3499
sayılı kanunun eğitim anlayışı
yine stajla sınırlıdır.
Ancak, bu kanunla
getirilen "staj konferansları"
teriminin avukatın eğitimine
yeni bir boyut getirdiğini kabul
etmek ve üzerinde durmak gerekir.
Stajyerin yükümlülüklerini
belirleyen
16. madde metnine göre, stajyer
staj konferanslarına devam etmek
zorundadır. Ancak, "staj
konferansları kavramı" ne
kanunun metninde, ne de
gerekçesinde, açık değildir.
Peki, nedir bu "staj
konferansları"?
O tarihte "staj
konferansları"ndan ne
anlaşıldığını ya da ne
anlaşılması gerektiğini avukat
merhum Ali Haydar Özkent'in
"Avukatın Kitabı"ndan
öğrenebiliyoruz. Bu kitap ilk
kez 1940 yılında yayınlanmış. Yıllarca sonra İstanbul Barosu tarafından tıpkı
basım olarak yeniden yayınlandı.
2002 yılında yayınlanan kitabın
tıpkı basımının, İstanbul Barosunda halen
mevcudunun olup olmadığını
bilemiyoruz. Eğer mevcudu
varsa, bir tane edinip okumanızı
ve kütüphanenizde bulundurmanızı
öneririz. Sınırlı ve belli
paragrafları alıntı yapmak
yerine merhum Ali Haydar Özkent'in staj konferansları ile
ilgili görüşlerini, aşağıya aldık (s.297 vd);
|
5 - Staj konferansları
435
- Staj konferansları
ne demektir?
Staj konferansları
demek, ahlâkı
kadar
kültürü
de yerinde olması lâzım
gelen avukat namzedine, girmek
istediği
mesleğin
nasıl
bir meslek olduğunu
öğretecek, bu mesleği
yazıhanesinde,
mahkemelerde
ve mercilerde fiilen yapmak
kabiliyetini verecek ahlâkî,
amelî dersler demektir. Bu
konferansların
güttüğü
gaye
şu
halde ikidir: Birincisi,
stajyere avukatlık
mesleğinin asaletini, faziletlerini, kaidelerini
öğretmek,
ikincisi de mekteplerde okuduğu
hukuk bilgisini avukatlık
hayatına
tatbik ettirecek melekeyi aşılamaktır.
436
- Meslek kaidelerini
öğreten konferanslar. îki
büyük
şubeye
ayrılması
lâzımgeldiğini
yukarıda söylediğimiz
konferansların birincilerinde stajyerlere meslek ve kaideleri
öğretilir.
Mesleği öğretmek
ne demektir? Bunu
şimdiye
kadar birçok
yerlerde söyledik
ve daha da söyleyeceğiz.
Burada hulâsa
edelim:
Birinci konferansta avukatlığın
tarifi, ferd ve cemiyet hayatındaki
lüzumu, gayesi, mesleğe
niçin itiraflar yapıldığı
ve bunların cevapları,
meslek kaide ve an'aneleri
anlatılmalıdır.
Böylelikle
genç hukukçu,
eşiğine
ayak basmak istediği
mesleğin
ne yüksek
ve cazibeli bjr müessese
olduğunu, kaide ve an'anelerinin neler
üzerinde durduğunu
anlayacak, onu sevecek,
iftiralara karşı
cevap vermek kudretile silâhlanacaktır
(Başlangıcı bak: No. 1-42).
İkinci
konferans, memleketimizde
avukatlığın
nasıl başladığını,
ne gibi mücadelelerden
sonra bu dereceyi bulduğunu
söyleyecektir.
Namzet bu sözleri
can kulağile dinlerken, eski müzevirlerden,
muhzırtiplerden,
Karamanlı
dava vekillerinden
tiksinecek, onlara benzemenin yüz
karası olacağını
anlayacak, eski rejimin avukatlığı,
Meşrutiyet
ve Cumhuriyet idarelerine ne
şekilde
bıraktığını
ve millî idarenin nasıl
bir
âbide diktiğini
görecektir.
Eski levhalar gözlerinin
önünde
canlandırılırken
bugünkü
zaferin
öyle
kolaylıkla elde edilmemiş
olduğunu
öğrenerek mesleğinin
şan
ve
şerefini
korumaya azmedecektir (Türk
avukatlığının
tarihine bak. No. 43-153).
Üçüncü
konferansta, başta Fransa Barosu olmak üzere
Almanya, İngiltere, Rusya
Barolarının
tarihlerinden bahsedilebilir.
Bundan bilmem kaç bin sene evvel Ilirya
Valisine gönderilen
Justin Kanununda avukatlığın
ne kadar yüksek
ve
şerefli tutulduğunu
(Bak. No…..) görerek
bu kadar eski ve asil bir mesleğe
mensup olmaktan
gurur duyan genç
avukat, ihtilâllerin, inkılâpların
bu mesleğe
niçin
yan baktığını
ve fakat hiçbirisinin
onu ezemediği
halde baronun esir olmaksızın
hür,
yaltaklanmaksızın
şerefli
olarak yaşadığını
ve dünya
durdukça yaşayacağını
öğrenecektir
(Muhtelif baroların
tarihine bak: No. 153-307).
Dördüncü
konferans, avukatların
vazifelerini sayacaktır.
Bu vazifelerin başında gelen doğruluk,
namuskârlık,
feragat ve menfaati istihkar
anlatılacaktır.
Namzet, bilecektir ki, doğru
olmayan adam, avukat olamaz ve
avukatlığın
müzevirlik,
şarlatanlık
sayıldığı
günler
çoktan geçmiştir.
Bilhassa bu konferansta, avukatlığın
şeref
ve
haysiyete dayandığı, ne gibi şerefsiz
hallerin avukatlıkla
birleşemeyeceği, iş
peşinde
koşmadığı,
bazirgânlara
ve tefecilere yakışan
reklamlardan, gösterişlerden
çekindiği,
icabında en yüksek
medenî
celâleti
göstereceği anlatılmalıdır.
Eğer
bu konferanslar genç
namzedin ruh asaletine dokunur,
onu harekete getirir ve
kendisine
şahane
bir nefis izzeti ve gurur
verirse artık hiç
korkmayınız.
Namzet bilirse ki, avukatlık
budur; avukatlık insanlıktır,
avukatlık şeref
ve haysiyet, izzeti nefis sahibi
olmak
demektir; böyle
bir adamın eline başkalarının
malı,
canı, ırzı
teslim edilebilir
(avukatların vazifeleri faslına
bak: No. 569-620).
Şeref
ve haysiyet sahibi olanların
kendileri gibi
şerefli insanlarla münasebetlerine
bundan sonra sıra
gelecektir. Avukatların
birbirlerine karşı
olan meslekdaşlık,
kardeşlik,
nezaket ve nezahet vazifeleri,
mahkemelere karşı
gösterecekleri
hörmet ve riayet mecburiyeti, müşterilerile olan yardım
ve
ücret
münasebetleri beşinci
ve
altıncı
konferansların mevzuunu teşkil
edebilir (Bak. No. 635-690).
Meslek sırrı,
yazıhanenin
ve adalet elbisesinin
âdabı,
ya bunların
arasına serpiştirilir,
yahut da ayrı bir
konferansta anlatılır.
Bundan sonraki konferanslar, adlî
hitabete, müdafaa hürmetine,
dosyanın
nasıl
hazırlanması ve avukatın
kültürlü
bir adam olması lâzım
geldiğine hasredilebilir. Avukatın
kültürü
bahsinde
çok
durulmalı, bizim meslekte yazmak, okumak, içtihad ve kitap karıştırmak, intizamla ve takip fikrile çalışmak
lâzım geldiği, bunlarsız
mesleğin şarlatanlık
ve yaygaracılıktan
başka
birşey olamayacağı
canlandırılmalıdır
(Bak. No. 714-745).
Daha sonra mesleğin maddî
bakımdan
verimli olması için
müvekkillerle
teklifsizlikten sakınmak,
çabuk
açılıp
dökülmemek,
muhtaç
ve zebun görünmemek
lüzumu
anlatılır.
Genç arkadaşlar
müşterilerle
nasıl konuşulacağını
bilmezler. Bunun,
kendine göre
bir usulü, bir ölçüsü
vardır.
Pişmiş
avukatlar bunu pek iyi bilir ve
anlatırlar (Son fasla
bak).
En son konferans veya
konferansları
(Baro) mevzuu teşkil etmelidir. Baro ne demektir? Niçin kurulmuştur?
Organları
nedir? Disiplin vazifelerinden
ne anlaşılır?
Avukatı
niçin
ve nasıl
murakabe eder? Müeyyideleri nelerdir? Baro Reisi ne demektir? Namzete bunları
daha ilk günlerde
öğretmelidir. Tâ
ki, ailesinin teşkilâtını,
vazifelerini
bilsin. Bu mesleğe
girmenin bahtiyarlık
olduğunu,
en mühim içtimaî
ve
adlî
bir vazifeye göreceğini,
Baroda meziyet ve liyakatle
şeref
ve haysiyetin birbirinden ayrılmadığını,
Baroya girildiği
zaman, hariçteki
gevezeliklerin kapıda
bırakıldığını,
zekâ ve faziletin verdiği
rütbeden
başka rütbenin
burada yer bulamayacağını
öğrensin
(Barolar faslına
bak: Beşinci
kitap No. 763-900).
Öyle
sanırız
ki, ruhu temiz olan bir namzet,
bu meslek derslerinden
çok
faydalanır,
gözü,
gönlü
nurlanır.
Bütün
incelemelere rağmen ayarı
büsbütün
sağlam
olmayanlar
da, tatlı bir dil ile, kuvvetli bir iman ile söylenilen bu vaiz ve nasihatlerden
ilham alarak
öyle
olmaya
çalışır
ve olurlar. Başlangıçta
böyle
aşılar
çabuk
filiz
verir. Tecrübe bize göstermiştir
ki bu meslek, kendi kendine
kolayca
öğrenilemiyor.
Bilinmeyen veyahut başka
türlü
sanılan
müdafaa müessesesini
böyle
ülkülü
ve kültürlü iki bakımdan canlandırmak çok lâzımdır.
Biz burada sekiz on meslek
konferansından
bahsettik. Bu daha az veya daha
çok
olabilir. Lisan bilen konferansçılar,
hulâsa etmeye çalıştığımız
mevzuları, eserin başına
geçirdiğimiz
menbalardan bol bol
toplayabilirler. Lisan
bilmeyenler için
bu kitap iyi bir yardımcı
olsa gerektir.
437
- Bu konferansları
kim verecek?
Bu konferansları,
onlara nezareti, kanunun
kendisine bir borç olarak
yüklettiği (Bak. No. 826) Baro
Reisi mi verecek? Vakti olsa çok
iyi olur. Ona yaraşan en iyi
vazifelerden birisi de budur.
Baronun
Umumî
Kâtibi
mi? Onun da vakti ve istenileni
yapmaya liyakati varsa ne
âlâ.
Fransız Barosunda (Mülâzemet
Konferans Kâtipliği)
diye bir unvan vardır.
Bu,
gençlik
ihtirasında
çok
mühim
bir yer tutar.
Çünkü:
Gambetta, Alexandre Ribot,
AIexsandre Mllerand, Louis
Barthou, Raymond Poincare, Rene
Viviani, Henri-Robert,
F. Payen.
Gibi büyük
siyasî ve avukatlar hep Baro Konferans Kâtipliğinden
yetişmişlerdir.
Üstad
Henri-Robert, bu Konferans Kâtipliğinin ne demek olduğunu
bir yerde pek canlı
anlatır
:
Bir genç Konferans Kâtibi,
zengin bir kadının
kızile
evlenmek ister. Anne, damat hakkında
malûmat
almak için o zamanın
Baro Reisine müracaat
eder. Bu zat,
Adliyenin kaybolan büyük
simalarından
babacan biridir. Liyakatini, doğruluğunu saygı
ile tanıttırmış,
kendisini herkese sevdirmiştir.
Anne, bu reise
şöyle sorar:
-
Fakat reis efendi, bir Konferans
Kâtibinin
ne olduğunu bana anlatır
mısınız?
Baro Reisi, kendisini ayırd
eden ağır tavrile yavaş
yavaş
şu
cevabı
verir:
-
Madam, evlendiğim zaman beş
param yoktu. Fakat Baronun
Konferans kâtibi
idim. Karım çok
zengindi. Herkes o zaman
şöyle
diyordu: "Bu genç
adamın
talihi
var.
îyi
bir izdivaç
yaptı." Bugün
diyorlar ki: "Baro Reisinin karısı
çok
talihli bir kadındır. İyi
bir izdivaç yapmıştır!" İşte
Madam, bir Konferans Kâtibi bu
demektir!..
Adına
Konferans Kâtibi
veyahut konferansçı
diyelim. Büyük
barolarda, mesleğin
mukaddes ateşile yanan, deli gönlünü
ona kaptıran
idealist birkaç avukat olsun bulunur. Öyleleri
için
bu iş, biçilmiş
kaftandır. Mesleğin
asil ruhuna kendi heyecanlarını
ve sevgilerini karıştırarak
dinleyenleri sürüklerler.
Şimdiye
kadar kendisine
yüksek
vazifeler teklif edildiği
halde
çok
sevdiği mesleğinden
ayrılmamak
için hepsini reddeden müellifi
çekecek bir vazife varsa o da Baro Konferansçılığıdır.
Bunu
çok isterdim. Genç
istidatların
fazilet kıvrımlarını
birer birer açmak,
meslek icaplarından
bahsederken kendi heyecanımın
bir kısmını
onların solumalarında
duymak ve gözlerinde
okumak, bu mesleğe
şereflerini
ve kalplerini verdiklerini
sezmek...
Bu, benim için
hayatta duyduğum
ve duyabileceğim zevklerin en büyüğü
olurdu.
438
- Tatbikat
konferansları. Aynı
konferansçı, yahut başka birisi,
tatbikat konferansları
vermelidir. Konferansçı, bir
mevzuu ve meselâ (ikrar tecezzi
etmez) mevzuunu alır, ne demek
olduğunu anlattıktan sonra bir
dava arzuhali yazar veyahut
yazdırır, cevap lâyihasını
hazırlar, tahkikatini
yaptırdıktan sonra müçtemi
heyete hükmünü verdirir, temyiz
ve tashihini yapar, isterse
hükmü icra ve infaz da ettirir.
Böylelikle hukukî bir hâdisenin
nasıl doğup büyüdüğü, nasıl
muhakeme ve müdafaa olduğu
canlandırılır. Diğer
konferanslarda başka bir mevzu
stajyerlerin kendilerine
işletilir. Birisi müddei,
ötekisi müddeaaleyh mevkiine
geçerek karşılıklı iddia ve
müdafaalarını yaparlar.
İçlerinden teşkil edilecek
heyeti hâkime, hükmünü verir.
Manevraları seyrettikten sonra
gördüğü kusurları tenkid eden
Başkumandan gibi, konferansçı
da, davacının, dava olunanın ve
hükmü verenlerin müdafaalarını
ve kararlarını birer birer
tahlili ile tasvip veya tenkid
eder.
439
- Kültür
konferansları. Avukat
namzedinin kültürünü
genişletecek, zekasını işletecek
konferanslar da verilmeli ve
verdirilmelidir. Burada nazarî
hukuk başta gelir, tarihte
görülen büyük davalar, iktisadın
ve içtimaiyatın hukukla ve
meslekle karışmış bahisleri ele
alınabilir. Sonra, ciddî
konferanslarla yorulabilen
konferansçıyı ve dinleyenleri
cazip ve çeşnili mevzulara
geçirmek mümkündür. Meselâ bir
boşanma davası devam ederken
(karı, kocanın öpüşmeleri,
barışmaya delâlet eder mi?)
yahut (namuslu bir kadının,
kocasına yaptıramadığı bir balo
elbisesi için yüzüğünü gizlice
Emniyet Sandığına rehin etmesi,
boşanma sebebi olabilirini.), (kollektif
bir şirket ortağının işini
sulhan bitirdiği bir borçludan
aldığı beş yüz liralık bir
hediyeyi şirket hesabına
geçirmeyerek saklaması ortaklığa
hiyanet sayılır mı?) (Victor
Hugo'nun yarattığı Jan Valjan
gibi, açlık yüzünden bir ekmek
çalan adam ceza görmeli mi?
Görecekse cezayı hafifleten
sebepler var mı?). İşte birer
mevzu ki, hukuk, edebiyat,
ruhiyat, içtimaiyat, aşk, mizah
birbirine karışır. Bu mevzular
üzerine söz söylemek veya
söylenenleri dinlemek yalnız
adlî mümareseyi vermekle kalmaz,
aynı zamanda stajyerin kültürünü
genişletir, zekâsını biler,
nüktedanlığını arttırır ki, bir
avukat için çok lüzumlu
şeylerdir.
440
- Adlî hitabet
konferansları. Adlî hitabet
konferansları, şimdiye kadar
söylediğimiz konferanslar kadar
ve belki onlardan daha ziyade
faydalıdır. Stajın, bir cümle
ile gayesi, namzedi avukat
yapmaktır. Avukatın asıl san'ati
söz olduğuna göre bu sözün nasıl
söylenmesi icap ettiğini öğreten
derslerin çok lüzumlu olduğuna
şüphe yoktur.
Mevzua eskilerden (Romalılardan,
Yunanlılardan) başlanarak nasıl
müdafaa yaptıkları kısaca
anlatıldıktan sonra bugünkü adlî
hitabetin neler istediği
(tumturaklı sözlerden ziyade
mâna, histen ziyade kafaya
hitap, mevzua tahakküm ve bunun
için de bilgi, açıklık, kısalık
ve saire...) (Bak. No. 714-745)
söylenir. Tarihteki büyük
davaların müdafaaları okunur.
Stajyerlere ağır cezadaki bir
davanın veyahut asliye
mahkemesinde velayet hakkını
almak isteyen bir ananın
müdafaası yaptırılır.
|
O dönemde, avukatın
eğitiminden "avukatlık stajı"
anlaşılmakta ve avukat olma hakkını
kazandıktan sonra avukatın kendi
bilgisini ve becerisini kendi
gayretiyle arttıracağı
düşünülmektedir. Bir başka
deyişle, o yıllarda, avukat için
meslek içi eğitim hiç
düşünülmemektedir, olasılıkla
kavram olarak bile yoktur. Ağır bir staj dönemi
öngörülmüştür. Merhum Ali Haydar Özkent,
bu ağır staj döneminde,
stajyerin diğer görevlerini aşağıdaki gibi
özetlemektedir;
|
441
- Muhakeme celselerinde hazır
bulunmak.
Staj vesikasını
alabilmek
için stajyer, yazıhanesine
devam ettiği
avukatın
muhakeme celselerinde hazır
bulunmaya
mecburdur.
İsterse,
pek sevdiği patronunun dosya çantasını
da taşır.
Bu
çanta, duyan için
bir semboldür ki karanlık
adliye koridorlarında
geçirilen
acı tatlı
saatleri, kazanç veya
kayıpları hatırlatır.
Muhakeme celselerinden sonra müdafaa
ettiği davaya dair stajyerine bir hülâsa
yapmak, dosyaya yazacağı
notlar
üzerinde konuşmak,
yeni bir vaziyet hasıl
olmuşsa
ne gibi hukukî tedbirler alınması
lâzım
geldiğini anlatmak patron avukat için tatlı
ve bunları can kulağile
dinlemek stajyer için
istifadeli bir meşguliyet
olur.
442
- Avukatın
işlerini takip etmek. Yanında
çalıştığı
avukat tarafından
tevdi
olunan işleri
takip ve dava kâğıtlarını
tanzim etmek stajyer için
mecburidir. Avukat, nezdinde
çalışan
stajyere avukatlık mesleğile
alâkalı
olmayan işleri
tevdi etmek suretile stajdan maksut olan gayeye muhalif hareket edemez (talimatname,
madde: 13)
avukat, meslekî
faaliyetinin her safhasında
ve bilhassa dava evrak ve
dosyalarının
tanziminde namzedin mümarese
peyda eylemesine dikkat ve itina
eder (Madde: 12), (Bak.
No. 416, 417).
Staj, avukata yardımcı
bulmak için
mi, yoksa namzede mesleği
öğretmek
için
mi kurulmuştur
diye düşünmeye
lüzum yoktur. Dairelerde işlerini
takip ettirmek, vereceği
direktif dairesinde kâğıtlarını
yazdırmak
suretile stajyerin bilgisinden
ve
amelinden patronun az
çok
faydalanacağına şüphe
yoktu. Fakat bunlar, avukatı
stajyerin hizmetinden yardımlandırmak
için değil,
belki, stajyere avukatlığı
öğrenmek
için
yaptırılır.
Bu bakımdan asıl
faydalanan, hayatını
kazanacağı mesleği
öğrenen
ikincisidir.
Şu
halde, aylık
ve gündelik istemeksizin aylıkla
ve gündelikle
çalışan
bir muavin gibi patronun bütün
yazıhane
işlerine koşması
vazifesidir.
Ücret alınıp
verilecek mi? Bunu da kanun
halletmiştir.
Meşrutiyet idaresinin Mebusan Meclisi bunun
üzerinde
çok durmuş
(Bak. No. 84), hattâ
Muhamat Kanunu lâyihası bu yüzden
epey gürültüler
geçirmişti.
Fakat bugün
öyle
bir mesele yoktur. Eğer
para
vermek lâzım
gelse, herhalde stajyerin
patrona vermesi lâzımdır.
İngiliz
Barolarında
staj görenler mesleği
öğreninceye
kadar ne masraf yaptıklarını
kendileri bilirler,
hattâ
stajyer, patron avukata mühim
bir para verir (Bak. No. 217).
Biçkiyi,
dikişi
öğrenmek
isteyen bir aceminin terziye götürü
bir para verdiğini
biliyoruz. Fakat avukatın
böyle
bir ustalık ücreti
istemek aklından
bile geçmez.
Şu halde stajyer, bir ücret
istemeye hakkı olmaksızın
ve ehemmiyetli ve ehemmiyetsiz
demeksizin, yazıhanenin
bütün
işlerini
takip edecek, kâğıtlarını
yazacak patron da, para karşılığı
beklenmeksizin, mesleği
ona
öğretecektir. Patron aldığı
bir dava, yazdığı
bir protesto,
yaptığı
bir istişare
ücretinden
stajyerine bir pay
çıkarır,
yahut kazançlı
aylarda cebine bir hediye korsa
ona da birşey
denemez, insanların
gönlünde
para ile alınıp
satılacak yerler daima bulunur. Ufak bir harçlık,
bir kahve parası
stajyeri yazıhaneye daha ski bağlar.
Geçimi dar olan stajyere böyle
yardımlarda
bulunmak patron için
biraz da insanlık
borcu olur. Bunlar mahrem münasebetlerdir.
Kaide konamaz.
443
- Stajyerin suçlu
ile görüşmesi. Henri-Robert. Genç
bir stajyerin tevkifhanede
suçlu ile ilk görüşmesine
dair canlı bir levha resmeder:
Listeye kaydedilmiş olan stajyerin birkaç
gün
sonra Baro Reisinden aldığı
bir
mektupta, kendisinin
tevkifhanede bulunan bir
mevkufun dikkate
değer
davasının
müdafaasına
memur edildiği bildirilir. Mevkuf, serserilik, sarhoşluk, polislere hakaret ve itaatsizlikle suçludur.
Genç
stajyer, mevkuf ile konuşmak
için
tevkifhaneye gider. Kapının
önünde
nöbet bekleyen nöbetçinin
önünden mağrurane geçer.
Sessiz bir gardiyan, tembel ve
mevzun hareketlerile büyük
bir kilidin
üzerinden ağır
bir anahtar
çevirir. Stajyer içeriye
girer, havlıyı
geçer,
kendisine açılan
diğer
kapılardan
geçerek merdivenlerden çıkar.
Mevkiin tam kalbgâhına
gelir, kaydedilmek
üzere
vesikasını
uzatır,
memur efendi büyük
bir defteri uzun uzadıya
evirir
çevirir i ve vesikanın
üzerine
esrarlı
numaralar yazarak genç
mülâzime
yukarı katı
gösterir.
Orada, büyük
bir merdiven ayağında,
iki tarafında altı
konuşma
odacağı bulunan loş
bir medhalin sonunda birkaç
avukat müvekkillerini bekliyorlar. Bunları gardiyanlar, sıra
ile yüksek ve fakat anlaşılmaz
bir sesle
çağırıyorlar.
Biraz sonra büyük
merdivenin yukarısından
bir insan gölgesi
görünür.
Kirli paçavralar giymiş,
traşsız
ve abdal yüzlü,
karışık
ve kalın kaşlarının
altında
kara ve kaçıcı
gözlerile
altmışlık bir ihtiyar.
Gardiyanın sualine karşı
adını
söylüyor.
Tam o, genç
mülâzimin
ilk müşterisi!
Sessiz gardiyan, boş bir odacığa
tüysüz
ve saf genç
ile sabıkalı
adamı
sokuyor. Genç
mülâzim,
önce
şüpheli
müşterisile
kendi arasına masayı
yerleştiriyor.
Sonra ciddî
ve hayırhahâne
bir surette suçları,
sabıkaları, suçu
hafifleten sebepler hakkında
isticvap ediyor.
İçten gelen bir ümitsizlikle
öğreniyor
ki müşterisinin adlî
sicilli muhtelif on kadar
mahkûmiyetle
doludur. Bu adam uzun senelerden
beri hiç
bir
çalışma
cetveli
göstermiyor.
Ve fazla olarak,
şu
fena mevsimde, birkaç
ay hapiste kalmayı
tercih ediyor.
Böyle
bir müşteri
ile ne yapılabilir? Müdafaası
için
ne denebilir? Genç
mülâzim,
kendi kendine, adlî
hitabetin eski
üstadlarını
hatırlar.
Acaba Berryer böyle
bir
vaziyete ne yapardı?
Lachaud nasıl
hareket ederdi? Tabii böyle
bir dava onların şöhretine
hiçbir şey ilâve edemezdi...
444
- Staj talimatnamesinde gösterilen
diğer vazifeler. 3499 sayılı
Avukatlık
Kanununun 16'ncı
maddesinde, buraya kadar tafsil
ettiğimiz
vazifeler yazıldıktan
sonra stajyerin (staj
talimatnamesinde gösterilen diğer
vazifeleri de göreceği)
emredildiği
halde Vekâletin tanzim ettiği
25 maddelik staj
talimatnamesinde kanunda
ana hatları
gösterilen
ve bu sahifelerde izah ve tafsil
olunan hususlardan başka
vazifelere tesadüf
edilememiştir.
445
- Patronun raporları.
Stajyeri
çalıştıran
avukat, baro idare meclisine her
üç
ayda bir staj vazifelerinin nasıl
yapıldığı
ve bir senelik müddetin
hitamında
da
stajın
muvaffakiyetle yapılıp
yapılmadığı hakkında
uzun bir rapor verir.
Bu raporlarda stajyerin yazıhaneye,
muhakeme celselerine devam edip
etmediği,
ahlâk gidişi,
mesleğe
ve işlere sarıldığı
veya maşa ile tuttuğu,
anlayış
ve kavrayış
kabiliyeti, yetişme derecesi, stajyerin zatî
sıfatları uzun boylu anlatılır.
Bunlar
staj vesikasının
verilmesine veya staj müddetinin
uzatılmasına
esas teşkil
edeceği için
madde ve sebepler gösterilmek
suretile yazılması
gerekir.
Patron avukatın bu raporları
verirken yalnız
vicdanının
sesini dinleyeceğine
şüphe
yoktur. Devam etmeyen bir
stajyeri devam etmiş,
tembel tembel esneye esneye
gelen bir haylazı çalışmış
göstermek,
şüpheli işlere
karışmak
isteyen bir bulaşığı evliya tanıtmak,
bir kere kanunun ve barosunun
yalnız
meslek ve insanlık
şerefine
karşı
beslediği
itimada lâyık
olmadığını
gösteren
bir
şerefsizliktir. Sonra, ahlâk
ye bilgi bekleyen bir alana
yaramaz bir değersizi
kapıp koyuvermek, mahkemelerin ve
iş
sahiplerinin başını
belâya
sokmak demek olacağından
avukatlığın menfaati bakımından da tehlikesi olur.
İstanbul
Barosu Reisi, yanına
stajyer gönderdiği
patron avukata bu mühim
vazifelerini
hatırlatan güzel
bir muhtıra
göndermeyi teamül
haline koymuştur.
446
- Patronun mesuliyeti.
Stajın
kanun hükümleri
dairesinde yapılmasından
avukat mesuldür.
Yani devam etmeyen, stajını
kanunun ve mesleğin
istediği
gibi yapmamış olan stajyer için
hakikat hilâfına
rapor vermek mesuliyeti
muciptir. Bu
mesuliyet, vazifesini kötü
yapan, yalan yere beyanatta
bulunan bir avukatın
mesuliyetidir
ki, mahiyetine ve kötülüğün
derecesine göre,
tevbihten kaydın
terkinine kadar
cezayı
çağırabilir.
Böyle avukatlar aleyhinde resmî makamlara karşı
yalan beyanatta
bulunmak, emniyet ve itimadı
suiistimal etmek suçlarından
dolayı
mahkemeler
tarafından
takibatta bulunmaya da mâni
yoktur. Buna ait hükmün
kongrede müzakeresi
sırasında
Vekâlet
mümessili Doktor Ş.
Devrin
şu
beyanatta bulunmuştur: (Buradaki mesuliyet, staj
vazifesinin ifasından
mütevellit
bir mesuliyettir. Stajyer
müstahdem
olmadığı
için
avukat namına tebliğ
ve tebellûğa
sahâhiyetli değildir.
Burada, bir hizmet akdi bahis
mevzuu olamaz. Buradaki
mesuliyet,
âmme
hukukunun teminine
müteallik mesuliyetlerdir.
Avukatın müvekkiline karşı
mesuliyeti mevcut olduğundan bu
mes'uliyeti mucip işi namzede
yaptırırsa mes'uliyetten
kurtulamaz).
Stajın kanun hükümleri
dairesinde yapılmasından maddî
bir zarar husule gelmişse
patron, bunun edasından dahi
müteselsilen mesuldür.
|
3499 sayılı kanun döneminde ve
fakat 1948 yılına kadar staj,
avukat yanında bitmiyor.
Devamında mahkemelerde yapılacak
staj ve avukat olabilmek için
başarılması gereken sınav
var. Merhum Ali Haydar Özkent,
staj sürecini ve sınavı
aşağıdaki gibi özetlemiş;
|
7 - Mahkemelerde
yapılacak staj ve
levhaya kayıt
450 - Müddeti ve
tertibi.
Avukatlık Kanununun
iki veya iki buçuk
sene olarak tayin
ettiği stajın bir
veya bir buçuk
seneliğinin avukat
yanında nasıl
yapıldığını gördük
(Bak. no. 416, 417,
432, 435 ve
sonrakiler, 441 ve
sonrakiler). Şimdi,
staj vesikasını
almış olanların
bundan ayrı olarak
mahkemeler nezdinde
yapacakları
mülâzemetin beyanına
sıra gelmiştir.
Bunun müddeti de bir
senedir.
Avukat olacak bir
adamın önce
mahkemeler nezdinde
ve sonra avukat
yazıhanesinde staj
görmesi ve meslek
sevgi ve bilgisinin sıcağile mesleğe
atılması daha
muvafık olurdu. Ve
böyle olması da
Muhamat Kanunu
lâyihalarının ilk
hazırladığı
meşrutiyet devrinden
beri istenile
gelmiştir. Fakat
lâyihada bu tertibin
aksi gözedilmişti.
Bizim kanaatimizce
Adliye Vekâleti,
genç unsurları
adliye kadrosuna
almak, hâkim ve
müddeiumumi
noksanlığını
gidermek istiyordu.
Belki Vekâlet,
lâyihayı bu kanaatle
hazırlamamıştı,
fakat bu netice
çıkıyordu. Çünkü
mahkemelerde stajını
yapan, hâkim muavini
olan, şöyle böyle
bir aylık da alan
genç mülâzim
herhalde adlî
hizmetlere ısınmış
olacaktır. Hâkimlik
veya müddeiumumilik
dileğinin buğları
üstünde tütüyor
demektir. Eğer
avukatlık mesleğinin
ateşine hâkimlik
mesleğinin aşkı bir
kül serpmişse hazır
adliyeye
giriverecektir.
Bu tertibe avukatlar
kongresinde itiraz
edildiği gibi
lâyihanın mecliste
müzakeresi esnasında
bazı meb'uslar da
iliştiler. Hattâ
bazıları vekâletin
bundan maksadı,
avukatlık etmek
isteyen genç
unsurları hâkimlikle
alıkoymak mıdır diye
sordular (Bak. No.
127). Adliye Vekili
böyle birşey
düşünülmediğini
söylemekle beraber
maddenin tertibinden
bu neticenin hasıl
olacağı
anlaşılıyordu.
Nihayet vekâletin
temayülü ve Adliye
Encümeninin kabulü
üzerinde sekizinci
maddeye şu iki fıkra
ilâve edilmiştir:
"Stajın icabında
mahkeme nezdinde
başlatılmasına
Adliye Vekili izin
verebilir.
"Bu takdirde bu
fasıldaki hükümler
ona göre tatbik
olunur."
Staja önce avukat
veya mahkeme
nezdinde başlanmak
hususunu kanun vazıı
Adliye Vekilinin
reyine bırakılmış
olmakla beraber staj
talimatnamesinin
üçüncü maddesinde
(staja evvelâ avukat
yanında başlanır)
denilmek suretile
lâyihanın ilk
şekline avdet
edilmiş oluyor.
Bunun içindir ki,
kitabımızda önce
avukat yanında
yapılacak stajdan
bahsettik ve ondan
sonra mahkeme
nezdinde yapılacak
staja geçiyoruz.
451 - Bu
staj nasıl yapılır?
Avukat olabilmek
için hâkim
muavinliği
imtihanında
muvaffak olmak lâzım
geldiğini yerinde
söyledik (Bak. No.
307 a, 311). 2556
sayılı hâkimlik
kanunu mucibince
hâkim muavini
olabilmek için iki
sene mülâzemet şart
olduğu halde avukat
olacak hâkim muavini
için bu müddet bir
senedir. Çünkü
stajyer bir senesini
evvelce avukat
yazıhanesinde
geçirmiştir. Müddet
meselesini bir yana
korsak, her iki
meslek için
yapılacak hâkim
muavinliği stajının
aynı olduğunu
söyleyebiliriz.
Avukatlık Kanunu
onun içindir ki
Hâkimlik Kanununun
5, 6, 7, 8, 9, 10 ve
11'inci maddelerinin
avukatlık namzetleri
hakkında da tatbik
edileceğini tasrih
eylemiştir.
Avukat namzedi bu
maddelere göre hâkim
muavinliği
imtihanında muvaffak
olmak için
mahkemelerde ve
müddeiumumiliklerde
staj görecektir.
Sulh, asliye ceza,
hukuk ve ticaret
mahkemelerine ve
müddeiumumiliklere
gelen arzuhaller
nasıl yazılıyor?
Nerelere
kaydolunuyor? Sonra
nasıl tetkik ve bir
karara raptediliyor?
Bunları amelî
surette öğrenen ve
zaten avukat
yazıhanesinde
hazırlanmış olan
namzedin kafası
işlemesine devam
edecektir. Bugün bir
derkenar, yarın
basit bir haciz
kararı yazmak,
ertesi günü bir
suçlunun ifadesini
almak sayesinde
hukukî, cezaî bir
hâdisenin nasıl
doğduğunu, avukat
elile düşe kalka
nasıl büyüdüğünü
öğrenecek, adaleti
dağıtma işinde
kendisinin de bir
rolü olduğunu,
dosyaların nasıl
tetkik edilip nasıl
karar verildiğini
öğreneceği gibi
icabında
müzakerelerde hazır
bulundurularak
hakkın hüküm
kalıbına sokuluncaya
kadar nasıl
görüşülüp
konuşulduğuna, adına
(Adalet) denilen
aziz şeyin nasıl
tartılıp miskal veya
kilo ile ne biçim
dağıtıldığına şahit
olacaktır. Ceza ve
hukuk işlerinde
zabıt kâtipliği,
başkâtiplik, icra
hâkimlerine, sorgu
hâkimlerine
yardım... Bütün
bunlar genç
hukukçunun adlî
şubelerde tecrübe
görmesini, muhtelif
hâdiselerin
geçirdikleri seyri
takip etmesini temin
edecektir.
451 mükerrer -
Staj
talimatnamesinin
bazı maddeleri.
Staj
talimatnamesinin
20'nci maddesi şöyle
yazılıdır:
Stajyerler bir buçuk
ay müddeiumumilikte,
bir ay sulh ceza,
bir ay asliye ceza,
bir buçuk ay ağır
ceza mahkemelerinde,
bir buçuk ay icra
dairesi, iki buçuk
ay sulh hukuk, üç ay
asliye hukuk veya
ticaret
mahkemelerinde
vazife görürler.
Ceza ve hukuk
işlerinde zabıt
kâtipliği vazifesini
ve kendilerine
verilecek tetkikatı
ve diğer yazı
| |
|
|
|