|
Av. Kemal Vuraldoğan'ı
Azil Kararı
Üzerine Düşünceler (3)
Av. Kemal VURALDOĞAN
3. AVUKATI AZLEDERKEN BİLDİRİLEN
SEBEP DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?
“Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararının
Düşündürdükleri Üzerine Bir Deneme”
Ankara Barosu’nun 2 Mayıs 2007 tarihli azil
kararında, “Baromuz yönetiminin bilgisi ve
onayı dışında Genel Kurmay’a izafeten Milli Savunma
Bakanlığı’na tazminat davası açması, davayı basına
bildirmesi suretiyle reklam yasağına aykırı
davranması ve bu suretle oluşan güven bunalımı
nedeniyle vekalet ilişkisinin feshine, vekilin
azline oy birliğiyle karar verildi”
ifadesine yer verilerek, avukat VURALDOĞAN
azledilmiş, daha sonra yazılan ve postayla avukat
VURALDOĞAN’a gönderilen azil kararıyla gerekçe
genişletilmiş,
ilk kararda yer verilmeyen ve/veya yer verilmesi
mümkün olmayan maddi vakıalara dayanılmış,
VURALDOĞAN’ın Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi
Birinci Kısmın 4. Bölümüne dayanarak başlattığı
ilamsız takipte de genişletilmiş azil kararına atıf
yapılmış, Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki
yargılamada azil sebepleri daha da genişletilmiştir.
Ankara Barosu Yönetim Kurulunun ilk kararı
incelendiğinde, vatandaş VURALDOĞAN’ın ancak baronun
bilgi ve onayıyla böyle bir dava açabileceği, açtığı
davayı basına bildirmesinin reklam yasağına aykırı
olduğu, baro yönetiminin bilgisine başvurulmadan
ve/veya onayı alınmadan dava açmanın, dava açılması
konusunda basına bilgi verilmesinin güven bunalımına
yol açtığı tespitlerinin yapıldığı görülecektir.
Postayla tebliğ edilen genişletilmiş kararda ise ilk
karardan farklı olarak, anılan davanın Ankara Barosu
tüzel kişiliği ile ilişkilendirildiği,
VURALDOĞAN’ın kendisini topluma sunmak ve reklam
yapmak amacıyla anılan davayı açtığı, azli
sonrasında basın yayım organlarına azlini haber
vererek Ankara Barosu hakkında yakışıksız haberlerin
çıkmasına yol açtığı,
geçmişte açtığı her davayı basına intikal ettirdiği,
kendini ön plana çıkardığı,
Çağdaş Avukatlar Derneği’nin WEB sitesi aracılığıyla
yaptığı basın açıklamasının meslek kurallarına
aykırı olduğu,
basın açıklaması yapmak yerine azlin haksız olduğu
konusunda dava açması gerektiği,
VURALDOĞAN hakkında disiplin soruşturması açıldığı,
hakkında disiplin soruşturması açılan bir avukatın
baro tüzel kişiliğinin avukatı olarak görev
yapmasının baronun çalışma ilkeleriyle bağdaşmadığı
belirtilmiştir.
Ankara 19. İcra Müdürlüğündeki ilamsız takibe Ankara
Barosu Başkanı ve Ankara Barosu Saymanının imzasını
taşıyan itiraz dilekçesiyle itiraz edilmiş, itiraz
dilekçesinde postayla tebliğ edilen genişletilmiş
azil kararına atıf yapılmış, alacak iddiasının likit
olmadığı belirtilmiştir. VURALDOĞAN’ının avukatı
aracılığıyla itirazın iptali davası açması üzerine
süresinden sonra
Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulan …
tarihli davaya cevap dilekçesinde genişletilmiş azil
kararındaki gerekçelerin yanında, VURALDOĞAN
hakkında, Ankara Barosu İktisadi İşletmesi aleyhine
açılan bazı davalarda tanık deliline dayanmadığı
iddiasıyla, azlinden 1–2 ay sonra Ankara Barosunca
başlatılan disiplin soruşturmalara atıf yapılmış ve
VURALDOĞAN’ın bu nedenle de azledildiği, dolayısıyla
azlin haklı nedenlere dayandığı belirtilmiştir.
Sonuç olarak, VURALDOĞAN’ın azil sebepleri en az iki
defa Ankara Barosunca genişletilmiş, yani
değiştirilmiştir. Ankara Barosu savunmasına dayanak
gösterilen avukatın azil sebeplerinin
değiştirilmesine ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurul
Kararı okuyucuyla sunulacak, sonrasında, her
kararında yeni etik ilkelere, bilmediğimiz baro
çalışma prensiplerine yer Ankara Barosu
Yönetim Kurulunun, bu konudaki ilkesi,
avukatların aleyhine olan bu konudaki görüşleri
paylaşılacaktır.
Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna Göre
Azil Sebeplerinin Değiştirilmesi
Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Anayasa'nın 36.
maddesine göre, herkes meşru vasıta ve yollardan
faydalanmak suretiyle, yargı mercileri önünde davacı
veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip
olduğu, herhangi bir hakkı düzenleyen kanunda ve
eğer varsa, onunla ilgili düzenlemeler taşıyan diğer
kanunlarda açık sınırlamalar mevcut olmadıkça, kanun
hükümleri, o hakkın kullanılmasını kısıtlayacak veya
kısmen ya da tamamen ortadan kaldıracak şekilde bir
yoruma tabi tutulamayacağı, asıl olanın kanunda
sınırlamayı öngören açık bir hüküm bulunmadıkça,
maddi hukukun tanıdığı bir hakkın, o hakkın
sahibince tam olarak hakkın gerektirdiği çerçeve
içerisinde, hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın
kullanılması olduğu, bir hakkını dava konusu yapan
veya aleyhine açılan davadaki savunmasını bir hakka
dayandıran tarafa, iddiasını ve savunmasını, usul
hukuku kurallarının elverdiği en geniş ölçüde ortaya
koyma ve kanıtlama olanağının tanınmasın da, hukuk
devleti ilkesinin gereği olduğu, aksi yöndeki bir
düşüncenin, davalının savunma hakkının daha
başlangıçta kısıtlanmasına neden olacağı, vekalet
sözleşmesine ilişkin genel düzenlemeleri içeren
Borçlar Kanunu'nun 386. ve sonraki maddelerinde,
müvekkilin azil iradesini bildirirken azil
sebeplerini de aynı anda ve bütünüyle bildirmekle
yükümlü olduğu yönünde herhangi bir hüküm
bulunmadığı, tersine, konuyla ilgili yegane
düzenlemeyi içeren 396/1. maddede, vekaletten azlin
ve vekillikten istifanın her zaman caiz olduğunun
belirtildiği, azil iradesinin bildiriminin gerek
azil sebepleri ve gerekse zaman itibariyle hiçbir
sınırlandırmaya tabi tutulmadığı, dolayısıyla
müvekkilin azil bildiriminde gösterdiği sebeple
bağlı bulunduğu, sonradan başka sebepler ileri
süremeyeceği yönündeki görüşün, Borçlar Kanunu
bakımından herhangi bir dayanağı mevcut olmadığı
gibi; Usul Hukuku yönünden de kabulü mümkün
olmadığı, "özel kanun" niteliği taşıyan Avukatlık
Kanununun da, bu yönde herhangi bir özel hüküm
içermediği, müvekkilin azil iradesinin bildirimine
ilişkin ihtarnamesinde açıkladığı azil sebebiyle
bağlı bulunmadığı, görülmekte olan davada yeni ve
başkaca azil sebeplerini bildirebileceği, azlin
haklı olduğu yönündeki savunmasını da bu sebeplere
dayandırabileceği, ancak azilnamede bildirilmeyen
azil nedenlerinin esasa cevap süresinde bildirilmesi
gerektiği, esasa cevap süresinden sonra bildirilen
azil sebeplerinin ise ancak davacı tarafın usulü
itirazda bulunmaması halinde dinlenebileceği
görüşündedir.
Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'ne Göre Azil
Sebeplerinin Değiştirilmesi
Aynı kararda karşı oy yazan 13. Hukuk Dairesi
üyeleri, davalı tarafın davacı avukatları azlederken
davacıların vekalet ücreti için aleyhlerine dava
açılmasını azil sebebi olarak gösterdiklerini,
azilnamede başka bir sebebe dayanmamışken, yargılama
aşamasında başka sebepler de ileri sürdüğünü,
davacıların, kendi hakları ile ilgili olarak
müvekkilleri aleyhine dava açmalarının, hiçbir zaman
azil sebebi yapılamayacağını, müvekkilin, avukatının
haklarının zamanında ve tamamen ödememesi halinde,
avukatının onun aleyhine yasal başvurması kadar
doğal bir şey olmadığı, davalının azilnamede
göstermediği ancak daha sonra ileri sürdüğü sebepler
konusunda, Yargıtay kararlarında ve öğretide ( Baki
Kuru, HUMK 2. cilt, 1318 sayfa )kabul edildiğine
göre, ancak azil sebebinin azilnamede
gösterilmemesi halinde azleden aleyhine açılacak bir
davada azleden göstermemiş olduğu azil sebeplerini
açıklayabileceği, azilnamede azil
sebebinin gösterilmiş olması halinde yeni azil
sebeplerine dayanılamayacağı, davacı tarafın
dava açıldıktan sonra davalı tarafça yeni gösterilen
azil sebeplerini kabul etmediğini açık şekilde
bildirdiği, bu bildirimin savunmanın
genişletilmesine karşı çıkma niteliğinde olduğu
belirtilmiştir.
Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ve Baki Kuru'ya
Göre Azil Sebeplerinin Değiştirilmesi
Yargıtay 4. Dairesi’nin ulaşabildiğimiz eski bir
kararında bu konu tartışılmıştır. 4. Daireye göre,
“…Azil için gönderilen belgede azlin nedeni
gösterilmiş değildir. O halde vekalet ilişkisini
bozar ise de ulaştırılırken açıklanmayan neden,
sonradan o irade aşılarak gösterilmeyen neden
delillenemez. Çünkü bu yön ulaşan iradenin dışında
kalmaktadır. Bu nedenle azlin ulaştırılan irade
dışındaki nedenlerle haklılığın ispatının
benimsenmesi olanaksız olduğundan sözleşmenin
yüklediği borç yerine getirmelidir…”
Ancak, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi daha sonra bu
görüşünü değiştirmiş, azilnamede hiç sebep
bildirilmemesi halinde, açılacak davada azil
sebeplerinin bildirilebileceğini belirtilmiştir.
Prof. Dr. Baki KURU da aynı görüştedir. KURU’ya
göre, müvekkil hangi nedenle vekili azlettiğini
azilnamede bildirmelidir. Müvekkil, vekile ulaşan
azil bildirisinde yer almayan nedenlere dayanarak
azlin haklı olduğunu ispat edemez, dolayısıyla
müvekkil vekilini azlederken hiçbir neden
göstermemiş ise azil haksız demektir.
Ankara Barosu Mevcut Yönetim
Kuruluna Göre Azil Sebeplerinin Değiştirilmesi
Bu konuda en özgürlükçü görüşü Ankara Barosu Yönetim
Kurulu savunmaktadır! Ankara Barosu Yönetim Kurulu,
belirtildiği üzere azil iradesinin ulaşmasından
sonra postayla gönderdiği genişletilmiş azil
kararıyla ve esasa cevap süresinden sonra mahkemeye
sunduğu savunmayla azil sebeplerini iki defa
genişletmiş/değiştirmiş, dayanak olarak anılan Hukuk
Genel Kurul kararını göstermiştir. Ankara Barosu
Yönetim Kuruluna göre azil iradesinde sebep
bildirilmesi önemli değildir. Bildirilen sebebin
birden fazla değiştirilmesi mümkündür.
Ankara, 11 Aralık 2007
Bu konudaki cevaplarımız için bakınız
Av. Kemal
Vuraldoğan'ı Azil Kararı Üzerine Düşünceler
(1),
http://www.inisiyatif.net/document/71%5F2007%2Easp
Konuyla ilgili önceki yazılar ve belgeler
Yazarın Sitedeki Bütün Yazıları
|