inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

forum
 

 

Av. Kemal Vuraldoğan'ı Azil Kararı

Üzerine Düşünceler (3)

Av. Kemal VURALDOĞAN

3. AVUKATI AZLEDERKEN BİLDİRİLEN SEBEP DEĞİŞTİRİLEBİLİR Mİ?

“Yargıtay Hukuk Genel Kurulu Kararının Düşündürdükleri Üzerine Bir Deneme”

Ankara Barosu’nun 2 Mayıs 2007 tarihli azil kararında, “Baromuz yönetiminin bilgisi ve onayı dışında Genel Kurmay’a izafeten Milli Savunma Bakanlığı’na tazminat davası açması, davayı basına bildirmesi suretiyle reklam yasağına aykırı davranması ve bu suretle oluşan güven bunalımı nedeniyle vekalet ilişkisinin feshine, vekilin azline oy birliğiyle karar verildi” ifadesine yer verilerek, avukat VURALDOĞAN azledilmiş, daha sonra yazılan ve postayla avukat VURALDOĞAN’a gönderilen azil kararıyla gerekçe genişletilmiş[1], ilk kararda yer verilmeyen ve/veya yer verilmesi mümkün olmayan maddi vakıalara dayanılmış, VURALDOĞAN’ın Avukatlık Asgari Ücret Tarifesi Birinci Kısmın 4. Bölümüne dayanarak başlattığı ilamsız takipte de genişletilmiş azil kararına atıf yapılmış, Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’ndeki yargılamada azil sebepleri daha da genişletilmiştir.[2]

Ankara Barosu Yönetim Kurulunun ilk kararı incelendiğinde, vatandaş VURALDOĞAN’ın ancak baronun bilgi ve onayıyla böyle bir dava açabileceği, açtığı davayı basına bildirmesinin reklam yasağına aykırı olduğu, baro yönetiminin bilgisine başvurulmadan ve/veya onayı alınmadan dava açmanın, dava açılması konusunda basına bilgi verilmesinin güven bunalımına yol açtığı tespitlerinin yapıldığı görülecektir. Postayla tebliğ edilen genişletilmiş kararda ise ilk karardan farklı olarak, anılan davanın Ankara Barosu tüzel kişiliği ile ilişkilendirildiği[3], VURALDOĞAN’ın kendisini topluma sunmak ve reklam yapmak amacıyla anılan davayı açtığı, azli sonrasında basın yayım organlarına azlini haber vererek Ankara Barosu hakkında yakışıksız haberlerin çıkmasına yol açtığı[4], geçmişte açtığı her davayı basına intikal ettirdiği, kendini ön plana çıkardığı[5], Çağdaş Avukatlar Derneği’nin WEB sitesi aracılığıyla yaptığı basın açıklamasının meslek kurallarına aykırı olduğu[6], basın açıklaması yapmak yerine azlin haksız olduğu konusunda dava açması gerektiği[7], VURALDOĞAN hakkında disiplin soruşturması açıldığı[8], hakkında disiplin soruşturması açılan bir avukatın baro tüzel kişiliğinin avukatı olarak görev yapmasının baronun çalışma ilkeleriyle bağdaşmadığı belirtilmiştir.[9]

Ankara 19. İcra Müdürlüğündeki ilamsız takibe Ankara Barosu Başkanı ve Ankara Barosu Saymanının imzasını taşıyan itiraz dilekçesiyle itiraz edilmiş, itiraz dilekçesinde postayla tebliğ edilen genişletilmiş azil kararına atıf yapılmış, alacak iddiasının likit olmadığı belirtilmiştir. VURALDOĞAN’ının avukatı aracılığıyla itirazın iptali davası açması üzerine süresinden sonra[10] Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’ne sunulan … tarihli davaya cevap dilekçesinde genişletilmiş azil kararındaki gerekçelerin yanında, VURALDOĞAN hakkında, Ankara Barosu İktisadi İşletmesi aleyhine açılan bazı davalarda tanık deliline dayanmadığı iddiasıyla, azlinden 1–2 ay sonra Ankara Barosunca başlatılan disiplin soruşturmalara atıf yapılmış ve VURALDOĞAN’ın bu nedenle de azledildiği, dolayısıyla azlin haklı nedenlere dayandığı belirtilmiştir.

Sonuç olarak, VURALDOĞAN’ın azil sebepleri en az iki defa Ankara Barosunca genişletilmiş, yani değiştirilmiştir. Ankara Barosu savunmasına dayanak gösterilen avukatın azil sebeplerinin değiştirilmesine ilişkin Yargıtay Hukuk Genel Kurul Kararı okuyucuyla sunulacak, sonrasında, her kararında yeni etik ilkelere, bilmediğimiz baro çalışma prensiplerine yer Ankara Barosu Yönetim Kurulunun, bu konudaki ilkesi, avukatların aleyhine olan bu konudaki görüşleri paylaşılacaktır.

Yargıtay Hukuk Genel Kuruluna Göre Azil Sebeplerinin Değiştirilmesi

Yargıtay Hukuk Genel Kurulu, Anayasa'nın 36. maddesine göre, herkes meşru vasıta ve yollardan faydalanmak suretiyle, yargı mercileri önünde davacı veya davalı olarak iddia ve savunma hakkına sahip olduğu, herhangi bir hakkı düzenleyen kanunda ve eğer varsa, onunla ilgili düzenlemeler taşıyan diğer kanunlarda açık sınırlamalar mevcut olmadıkça, kanun hükümleri, o hakkın kullanılmasını kısıtlayacak veya kısmen ya da tamamen ortadan kaldıracak şekilde bir yoruma tabi tutulamayacağı, asıl olanın kanunda sınırlamayı öngören açık bir hüküm bulunmadıkça, maddi hukukun tanıdığı bir hakkın, o hakkın sahibince tam olarak hakkın gerektirdiği çerçeve içerisinde, hiçbir sınırlamaya tabi olmaksızın kullanılması olduğu, bir hakkını dava konusu yapan veya aleyhine açılan davadaki savunmasını bir hakka dayandıran tarafa, iddiasını ve savunmasını, usul hukuku kurallarının elverdiği en geniş ölçüde ortaya koyma ve kanıtlama olanağının tanınmasın da, hukuk devleti ilkesinin gereği olduğu,  aksi yöndeki bir düşüncenin, davalının savunma hakkının daha başlangıçta kısıtlanmasına neden olacağı, vekalet sözleşmesine ilişkin genel düzenlemeleri içeren Borçlar Kanunu'nun 386. ve sonraki maddelerinde, müvekkilin azil iradesini bildirirken azil sebeplerini de aynı anda ve bütünüyle bildirmekle yükümlü olduğu yönünde herhangi bir hüküm bulunmadığı, tersine, konuyla ilgili yegane düzenlemeyi içeren 396/1. maddede, vekaletten azlin ve vekillikten istifanın her zaman caiz olduğunun belirtildiği, azil iradesinin bildiriminin gerek azil sebepleri ve gerekse zaman itibariyle hiçbir sınırlandırmaya tabi tutulmadığı,  dolayısıyla müvekkilin azil bildiriminde gösterdiği sebeple bağlı bulunduğu, sonradan başka sebepler ileri süremeyeceği yönündeki görüşün, Borçlar Kanunu bakımından herhangi bir dayanağı mevcut olmadığı gibi; Usul Hukuku yönünden de kabulü mümkün olmadığı, "özel kanun" niteliği taşıyan Avukatlık Kanununun da, bu yönde herhangi bir özel hüküm içermediği, müvekkilin azil iradesinin bildirimine ilişkin ihtarnamesinde açıkladığı azil sebebiyle bağlı bulunmadığı, görülmekte olan davada yeni ve başkaca azil sebeplerini bildirebileceği, azlin haklı olduğu yönündeki savunmasını da bu sebeplere dayandırabileceği, ancak azilnamede bildirilmeyen azil nedenlerinin esasa cevap süresinde bildirilmesi gerektiği, esasa cevap süresinden sonra bildirilen azil sebeplerinin ise ancak davacı tarafın usulü itirazda bulunmaması halinde dinlenebileceği görüşündedir.[11]

Yargıtay 13. Hukuk Dairesi'ne Göre Azil Sebeplerinin Değiştirilmesi

Aynı kararda karşı oy yazan 13. Hukuk Dairesi üyeleri, davalı tarafın davacı avukatları azlederken davacıların vekalet ücreti için aleyhlerine dava açılmasını azil sebebi olarak gösterdiklerini, azilnamede başka bir sebebe dayanmamışken, yargılama aşamasında başka sebepler de ileri sürdüğünü, davacıların, kendi hakları ile ilgili olarak müvekkilleri aleyhine dava açmalarının, hiçbir zaman azil sebebi yapılamayacağını, müvekkilin, avukatının haklarının zamanında ve tamamen ödememesi halinde, avukatının onun aleyhine yasal başvurması kadar doğal bir şey olmadığı, davalının azilnamede göstermediği ancak daha sonra ileri sürdüğü sebepler konusunda, Yargıtay kararlarında ve öğretide ( Baki Kuru, HUMK 2. cilt, 1318 sayfa )kabul edildiğine göre, ancak azil sebebinin azilnamede gösterilmemesi halinde azleden aleyhine açılacak bir davada azleden göstermemiş olduğu azil sebeplerini açıklayabileceği, azilnamede azil sebebinin gösterilmiş olması halinde yeni azil sebeplerine dayanılamayacağı, davacı tarafın dava açıldıktan sonra davalı tarafça yeni gösterilen azil sebeplerini kabul etmediğini açık şekilde bildirdiği, bu bildirimin savunmanın genişletilmesine karşı çıkma niteliğinde olduğu belirtilmiştir.[12]

Yargıtay 4. Hukuk Dairesi ve Baki Kuru'ya  Göre Azil Sebeplerinin Değiştirilmesi

Yargıtay 4. Dairesi’nin ulaşabildiğimiz eski bir kararında bu konu tartışılmıştır. 4. Daireye göre, “…Azil için gönderilen belgede azlin nedeni gösterilmiş değildir. O halde vekalet ilişkisini bozar ise de ulaştırılırken açıklanmayan neden, sonradan o irade aşılarak gösterilmeyen neden delillenemez. Çünkü bu yön ulaşan iradenin dışında kalmaktadır. Bu nedenle azlin ulaştırılan irade dışındaki nedenlerle haklılığın ispatının benimsenmesi olanaksız olduğundan sözleşmenin yüklediği borç yerine getirmelidir…”[13] Ancak, Yargıtay 4. Hukuk Dairesi daha sonra bu görüşünü değiştirmiş, azilnamede hiç sebep bildirilmemesi halinde, açılacak davada azil sebeplerinin bildirilebileceğini belirtilmiştir.[14] Prof. Dr. Baki KURU da aynı görüştedir. KURU’ya göre, müvekkil hangi nedenle vekili azlettiğini azilnamede bildirmelidir. Müvekkil, vekile ulaşan azil bildirisinde yer almayan nedenlere dayanarak azlin haklı olduğunu ispat edemez, dolayısıyla müvekkil vekilini azlederken hiçbir neden göstermemiş ise azil haksız demektir.[15].

Ankara Barosu Mevcut Yönetim Kuruluna Göre Azil Sebeplerinin Değiştirilmesi

Bu konuda en özgürlükçü görüşü Ankara Barosu Yönetim Kurulu savunmaktadır! Ankara Barosu Yönetim Kurulu, belirtildiği üzere azil iradesinin ulaşmasından sonra postayla gönderdiği genişletilmiş azil kararıyla ve esasa cevap süresinden sonra mahkemeye sunduğu savunmayla azil sebeplerini iki defa genişletmiş/değiştirmiş, dayanak olarak anılan Hukuk Genel Kurul kararını göstermiştir. Ankara Barosu Yönetim Kuruluna göre azil iradesinde sebep bildirilmesi önemli değildir. Bildirilen sebebin birden fazla değiştirilmesi mümkündür. 

 Ankara, 11 Aralık 2007


[1] Genişletilmiş azil kararı için, http://www.inisiyatif.net/avtarih/baro_tarih/Ankara/AnkBaroYonKrlKarar/20070502BaroAzilKarari.pdf, baro yönetim kurulu kararının genişletilmesinin/değiştirilmesinin mümkün olup olmadığı konusuna bir sonraki yazımızda değinilecektir.

[2] Ankara Barosu savunması farklı yönleriyle ayrı bir makalede tartışma konusu edilecektir.

[3] Hiçbir basın yayın organında dava ile Ankara Barosu arasında ilişki kurulmamıştır. Bu konuda baroya hiçbir yazılı başvuru olmamıştır. Bu nedenle, Ankara Barosu açılan davayla ilgisi olmadığı konusunda bir açıklama yapma gereği dahi duymamıştır.

[4] Bu iddianın/iftiranın sahiplerini iddialarını ispat etmelidir.  9 Mayıs 2007 tarihli basın açıklamasına kadar VURALDOĞAN azli konusunda hiçbir basın yayın organına bilgi vermemiştir.

[5] Bilebildiğimiz kadarıyla Ankara Barosu ilk defa Sayın COŞAR döneminde basın müşaviri çalıştırmaya başlamış ve baro web sitesinde “Basında Baromuz” bölümünü açmıştır. Ankara Barosu faaliyetlerin basında genişçe yer alması Sayın COŞAR’ın bir politikasıdır ve kendisi de düzenli olarak basın açıklamaları yapmaktadır. Açılan her davanın değil ama bir kısmının basına bildirildiği iddiası doğrudur. Ama bu bildirimler her seferinde Sayın COŞAR’ın onayı alınarak yapılmış, açılan davanın haber yapılması halinde, haberler Baronun panolarında ve web sitesinde duyurulmuştur. Baronun web sitesinin “Basında Baromuz” bölümüne ve panolara avukat VURALDOĞAN’ın haber koyma yetkisi olmadığı gözetildiğinde, tüm bu uygulamaların Sayın COŞAR’ın talimatıyla yapıldığı iddiamızın haklılığı anlaşılacaktır.

[6] Bu konudaki cevaplarımız için bakınız Av. Kemal Vuraldoğan'ı Azil Kararı Üzerine Düşünceler (1), http://www.inisiyatif.net/document/71%5F2007%2Easp

[7] Ankara Barosu Yönetim Kurulu kararına göre VURALDOĞAN azlin haksız olduğu düşüncesindeyse dava açmalıdır. VURALDOĞAN bunun üzerine Ankara 11. Asliye Hukuk Mahkemesi’nde dava açar. Ankara Barosu savunması: VURALDOĞAN’ın dava açması iyi niyet kurallarıyla bağdaşmaz, davanın bu nedenle de reddi gerekir. Söylenecek çok şey var ama tek bir soru sormakla yetinelim, hangisi gerçek Ankara Barosu ?

[8] VURALDOĞAN’ı azil kararı 30/71 sayılı iken, hakkındaki reklam yasağına dayanan disiplin soruşturması 30/72 sayılıdır. Yani önce azledilmiş ve sonra hakkında disiplin soruşturması açılmıştır. Dolayısıyla azil iradesi açıklandığında, yani ilk karar alındığında VURALDOĞAN hakkında alınmış bir disiplin soruşturması kararı bulunmamaktadır.

[9] Ankara Barosu çalışma ilkeleri bulunmamaktadır. En azından tarafıma tebliğ edilmemiştir. Ancak daha da vahimi, salt disiplin soruşturması açılmasını baro tüzel kişiliği ile çalışılmasına engel sayılmasıdır. Suçluluğu ispat edilene kadar kişinin masum sayılması evrensel hukuk ilkesidir. Hukukun üstünlüğünü korumakla görevli meslek örgütünün bu ilkeyi ayaklar altına alması kabul edilemez. Ankara Barosu Yönetim Kurulunun anılan ilkesinin kabul edilmesi halinde hakkında hazırlık soruşturması açılan baro yönetim kurulu üyelerinin de istifa etmesi gerekecektir ki bu kıyas bile ilke olarak sunulan yaklaşımın tutarsızlığını göstermektedir.

[10] Süresinden sonra vurgusuna özellikle yer verdik.

[11] Yargıtay Hukuk genel Kurulu, E. 2006/13-610, K.2006/639, k.t. 11.10.2006, karara Kazancı İçtihat ve Otomasyon Programından ulaşılabilir.

[12] Bakınız aynı kararın karşıoyları.

[13] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 1976/2850, K. 1976/11209, k.t. 22.12.1976, karara Kazancı İçtihat ve Otomasyon Programından ulaşılabilir.

[14] Yargıtay 4. Hukuk Dairesi, E. 1980/1600, K. 1980/6365, k.t. 15.5.1980, karara Kazancı İçtihat ve Otomasyon Programı ile, AYDIN, Murat, Avukatlık Ücreti,3. Baskı, Seçkin Yayınları, Ankara 2006, s. 222-223’ten ulaşılabilir.

[15] KURU, Baki, Hukuk Muhakemeleri Usulü, 6. Baskı, Demir Demir Yayınları, İstanbul 2001, s. 1316.


Konuyla ilgili önceki yazılar ve belgeler

Yazarın Sitedeki Bütün Yazıları

madde işareti

Cinsel Özgürlük Üzerine - 20.09.2008

madde işareti

Gereği Düşünüldü; "Sanığın cezalandırılmasına, 60YTL'si varsa Yargıtay yolu açık olmak üzere karar verildi" - 21.06.2008

madde işareti

Hukukumuzda Kısa Karar Nedir? Baro Yönetim Kurulları Kısa Karar Verebilir mi? - 13.06.2008

madde işareti

İmarzede Avukatlar - 05.05.2008

madde işareti

Avukatlıktan Ömür Boyu Yoksun Bırakılma Yolundaki Yeni Düzenleme Üzerine - 24.02.2008

madde işareti

Av. Kemal Vuraldoğan'ı Azil Kararı Üzerine Düşünceler (3) - 11.12.2007

madde işareti

Av. Kemal Vuraldoğan'ı Azil Kararı Üzerine Düşünceler (2) - 16.09.2007

madde işareti

Av. Kemal Vuraldoğan'ı Azil Kararı Üzerine Düşünceler (1) - 12.07.2007

madde işareti

Avukata Ait Olan Vekalet Ücreti Kimin Lehine Hükmedilmelidir? - 23.04.2006

madde işareti

Avukatın Disiplin Hukuku - 14.12.2005

madde işareti

Hiçbir şey Eskisi Gibi Değil! "Müdafiinin Kollukta Dosya İncelemesi ve Örnek Alması" HİÇ DEĞİL! - 14.06.2005

madde işareti

Avukatın Üzerinin Aranması Sorunu ve Avukat Vuraldoğan Davası - 30.03.2005