|
Avukatlıktan Ömür Boyu Yoksun Bırakılma Yolundaki
Yeni
Düzenleme Üzerine
Av. Kemal VURALDOĞAN
“...Anlamaz hal-i perişanı perişan olmayan..”*
5728 Sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla
Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 326. maddesiyle
Avukatlık Kanununun 5/a maddesinde değişikliğe
gidilmiş,
fıkra, “a) Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde
belirtilen süreler geçmiş olsa bile; kasten işlenen
bir suçtan dolayı iki yıldan fazla süreyle hapis
cezasına ya da Devletin güvenliğine karşı suçlar,
Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine karşı
suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet
sırlarına karşı suçlar ve casusluk, zimmet, irtikâp,
rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik,
güveni kötüye kullanma, hileli iflas, ihaleye fesat
karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan
kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama veya
kaçakçılık suçlarından mahkûm olmak,”
şeklinde yeniden düzenlenmiştir.
Fıkranın eski halinden farklı olarak, Türk Ceza
Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler
geçmiş olsa bile denerek fıkrada düzenlenen
suçlardan mahkumiyeti bulunanların memnu hakların
iadesi yoluyla mesleğe kabulü engellenmiş,
Devletin güvenliğine karşı suçlar, Anayasal düzene
ve bu düzenin işleyişine karşı suçlar, milli
savunmaya karşı suçlar, devlet sırlarına karşı
suçlar ve casusluk, ihaleye fesat karıştırma, edimin
ifasına fesat karıştırma, suçtan kaynaklanan
malvarlığı değerlerini aklama, kaçakçılık
suçları mesleğe kabule engel yeni suçlar olarak
kabul edilmiştir.
Makalemizde memnu hakların iadesi yoluyla mesleğe
kabulün engellenmesi ile mesleğe kabulde engel
olarak kabul edilen yeni suçlar iki ayrı başlık
altında incelenecek, sonuç kısmında genel bir
eleştiri yapılmaya çalışılacaktır.
Memnu Hakların İadesi
Yoluyla Avukatlık Mesleğine Kabul Ve Anayasa
Avukatlık Kanunu madde 5/a’nın önceki halinde de,
taksirli suçlar hariç kesinleşmiş bir kararla iki
yıldan fazla hapis veya bir yıldan fazla ağır hapis
cezasıyla veya basit ve nitelikli zimmet, irtikâp,
rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık, sahtecilik,
inancı kötüye kullanmak ve dolanlı iflas gibi yüz
kızartıcı suçlarla istimal ve istihlak kaçakçılığı
hariç kaçakçılık, ihaleye fesat karıştırmak
suçlarından biriyle mahkûmiyet mesleğe kabule engel
olarak düzenlenmesine rağmen, memnu hakların iadesi
yoluyla mesleğe kabulü engelleyen bir atfa yer
verilmemişti. Bu suçlardan mahkûmiyet sonrasında
cezanın infazı, zamanaşımı veya affa uğraması
sonrasında ilgili 765 Sayılı mülga Türk Ceza Kanunu
madde 121 ve devamı maddeleri uyarınca memnu
hakların iadesi yoluna başvurmakta, mahkemenin memnu
hakların iadesine karar vermesiyle ilgilinin mesleğe
kabulü mümkün hale gelmekteydi. Ancak memnu
hakların iadesi yoluyla kişinin 5/a kapsamındaki
mahkûmiyeti yok sayılmasına rağmen, ilgilinin
avukatlık mesleğine kabulü madde 5/c gerekçe
gösterilerek reddedilmekteydi. Hakkaniyete
aykırı bir şekilde kişinin, “Avukatlık
mesleğine yaraşmayacak tutum ve davranışları
çevresince bilinmiş olmak” nedeniyle mesleğe
kabulünü engelleyen Avukatlık Kanununun 5/c maddesi
barolar, Türkiye Barolar Birliği ve Adalet
Bakanlığı’nca çok katı bir şekilde uygulanmış, 5/a’daki
suçlardan mahkûm olan ve memnu hakların iadesi
kararı alan neredeyse herkesin levhaya yazılma
talebi 5/c gerekçe gösterilerek reddedilmiştir.
Danıştay’ın memnu hakların iadesine karar verilmesi
halinde 5/c gerekçe gösterilerek levhaya yazılma
talebinin reddedilemeyeceği yolunda kararları
olmakla beraber
memnu hakların iadesi kararı verilse dahi ilgilinin
5/c nedeniyle mesleğe kabulünün mümkün olmadığı
yolundaki kararları ağır basmaktadır.
5237 Sayılı Türk Ceza Kanunu madde 53 ile bir memnu
hakların iadesi müessesesinde önemli bir değişikliğe
gidilmiş, kişinin işlemiş bulunduğu suç dolayısıyla
mahkûm olduğu hapis cezasının infazı tamamlanıncaya
kadar bu hakları kullanamayacağı esası benimsenmiş,
infazın tamamlanmasından sonra yeni karara lüzum
kalmaksızın kişinin yoksun kaldığı haklara doğrudan
kavuşmasına yönelik düzenlemeler kabul edilmiştir.
Başka bir deyişle artık kişilerin görevli ceza
mahkemesinden memnu hakların iadesi kararı almasına
gerek kalmamıştır. Ancak, 5560 Sayılı Kanunla,
6.12.2006 tarihinde 5352 Sayılı Adli Sicil Kanununa
13/A maddesi olarak, “5237 sayılı Türk Ceza
Kanunu dışındaki kanunların belli bir suçtan dolayı
veya belli bir cezaya mahkûmiyete bağladığı hak
yoksunluklarının giderilebilmesi için, yasaklanmış
hakların geri verilmesi yoluna gidilebilir. Bunun
için; Türk Ceza Kanununun 53 üncü maddesinin beşinci
ve altıncı fıkraları saklı kalmak kaydıyla, a)
Mahkûm olunan cezanın infazının tamamlandığı
tarihten itibaren üç yıllık bir sürenin geçmiş
olması, b) Kişinin bu süre zarfında yeni bir suç
işlememiş olması ve hayatını iyi halli olarak
sürdürdüğü hususunda mahkemede bir kanaat oluşması,
gerekir.” hükmü eklenmiş, kısa sürede tekrar
765 Sayılı Kanunun benimsediği esasa dönülmüştür.
Yani, yasaklanmış hakların iadesi, ilgilinin
cezasının infazının tamamlanması, infazın üzerinden
belirli bir sürenin geçmiş olması ve memnu hakların
iadesine hâkimin karar vermesiyle olabilmektedir.
5728 Sayılı Temel Ceza Kanunlarına Uyum Amacıyla
Çeşitli Kanunlarda ve Diğer Bazı Kanunlarda
Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun 326. maddesiyle
Avukatlık Kanunun 5/a maddesi değiştirilmiş ve
maddenin önceki halinde olmayan “Türk Ceza
Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler
geçmiş olsa bile” düzenlemesi
eklenerek, 5/a’daki suçlardan hüküm giyenlerin memnu
hakların iadesi kararı alarak mesleğe dönmesi kesin
olarak engellenmiştir.
5728 Sayılı Kanunun gerekçesinde, “…İşlediği
suç nedeniyle hapis cezasına mahkûm edilen kişi,
toplumda belli hakları kullanmaktan yoksun
bırakılmaktadır. Ancak, bu yoksunluk, kural olarak,
mahkûm olunan hapis cezasının infazı tamamlanıncaya
kadar devam edecektir. Cezanın infazı, kişinin
işlediği suçtan dolayı etkin pişmanlık duymasını,
yeniden topluma kazandırılmasını gerektirdiğine
göre; cezasını çekmiş olan kişi artık toplumla
barışmış, suç işlemekle kaybettiği toplumsal güveni
geri kazanmış demektir. Bu bakımdan, benimsenen
yaptırım sisteminde, belli bir suçu işlemekten
dolayı cezaya mahkûmiyetin sonucu olarak ömür boyu
devam edecek bir hak yoksunluğu söz konusu
değildir…” denerek,
getirilen yeni düzenlemeyle, hükümlülere yönelik
ömür boyu süren hak yoksunluklarının kaldırıldığı
intibaı yaratılmaktadır. Hukukçu olmayan, hukukçu
olmakla beraber 5728 Sayılı Kanunla yapılan
değişikliklere hakim olmayan milletvekillerin anılan
gerekçe doğrultusunda özgürlükçü esasların kabul
edildiği zannıyla 5728 Sayılı Kanunun kabul edilmesi
yolunda oy kullanmaları kuvvetle muhtemeldir.
5728 Sayılı Kanununla getirilen ömür boyu hak
yoksunluğu yaptırımını, çağdaş ceza hukuku
anlayışıyla bağdaştırmak mümkün değildir. 5237
Sayılı Türk Ceza Kanunun 53. maddesinin gerekçesi
ile 5278 Sayılı Kanunun genel gerekçesinde,
işlediği suç dolayısıyla toplumda kişiye karşı
duyulan güven sarsıldığı, bu nedenle suçlu kişinin
özellikle güven ilişkisinin varlığını gerekli kılan
belli hakların kullanmaktan yoksun bırakıldığı, bu
hak yoksunluğunun süresiz olmadığı,
cezalandırılmakla güdülen asıl amacın, işlediği
suçtan dolayı kişinin etkin pişmanlık duymasını
sağlayıp tekrar topluma kazandırmak olduğuna göre,
suça bağlı hak yoksunluklarının da belli bir süreyle
sınırlandırılmasının gerektiği, bu nedenle, söz
konusu hak yoksunluklarının mahkûm olunan cezanın
infazının tamamlanıncaya kadar devam etmesinin uygun
olduğu, böylece, kişinin mahkûm olduğu cezanın
infazının gereklerine uygun davranarak bunun
tamamlamakla kendisinin tekrar güven duyulan bir
kişi olduğu konusunda topluma bir mesaj verdiğini,
bu bakımdan hak yoksunluklarının en geç cezanın
infazının tamamlanması aşamasına kadar devam
etmesinin, suç ve ceza politikasıyla güdülen
amaçlara daha uygun düşeceği belirtilmiştir.
Ancak 5728 Sayılı Kanunla Avukatlık Kanunu madde 5/a’daki
suçlardan hüküm giyenler açısından ömür boyu hak
yoksunluğu getirilmiş, bu kişilerin çalışma
özgürlüğü avukatlık mesleği açısından ömür boyu
sınırlandırılmıştır. Anayasanın 13. maddesi,
“Temel hak ve hürriyetler, özlerine
dokunulmaksızın yalnızca Anayasanın ilgili
maddelerinde belirtilen sebeplere bağlı olarak ve
ancak kanunla sınırlanabilir. Bu sınırlamalar,
Anayasanın sözüne ve ruhuna, demokratik toplum
düzeninin ve lâik Cumhuriyetin gereklerine ve
ölçülülük ilkesine aykırı olamaz.”
hükmüne, madde 48 ise, “Herkes, dilediği
alanda çalışma ve sözleşme hürriyetlerine sahiptir…”
hükmüne yer vermektedir. Kimlerin avukatlık
yapacağı, avukatlık yapmak için aranan şartlar,
Anayasanın 13. maddesine paralel bir şekilde kanunla
düzenlenmiş, Avukatlık Kanununda kimi sınırlamalara
yer verilmiştir. Burada tartışılması gereken
avukatlık yapma özgürlüğünün sınırlanmasına ilişkin
5728 Sayılı Kanununla getirilen sınırlamaların
çalışma özgürlüğü açısından öze dokunma yasağına ve
ölçülülük ilkesine aykırılığıdır. Anayasa
Mahkemesi’ne göre temel hak ve özgürlüğün amacına
uygun şekilde kullanılmasını son derece zorlaştıran
veya onu kullanılamaz duruma düşüren sınırlamalar o
hakkın kullanılmasının özüne dokunmaktadır.
Hükümlü kişinin hükümlülüğü döneminde çalışma
özgürlüğünü fiilen kullanması mümkün değildir.
Dolayısıyla hükümlü kişinin çalışma özgürlüğünün bu
dönemde sınırlanması öz güvencesine aykırı değildir.
Yine kimi suçlardan mahkûmiyet nedeniyle belirli
bir süre kişinin çalışma
özgürlünün kısıtlanması, kişinin çalışma özgürlüğünü
amacına uygun şekilde kullanmasını son derece
zorlaştırmadığından öz güvencesine kural olarak
aykırı değildir.
Ancak, bu durumdaki kişilerin çok uzun süre veya
ömür boyu avukatlık yapmalarının yasaklanması
çalışma özgürlüğünün bu kişiler yönünden amacına
uygun şekilde kullanmasını son derece
zorlaştırmakta, 5728 Sayılı Kanunla getirilen
düzenleme yönünden değerlendirme yaptığımızda
çalışma özgürlüğünü ömür boyu kullanılamaz hale
getirmektedir. Dolayısıyla 5728 Sayılı Kanunla
Avukatlık Kanunu madde 5/a’ ya eklenen, “Türk
Ceza Kanununun 53 üncü maddesinde belirtilen süreler
geçmiş olsa bile” ibaresi Anayasanın 13.
maddesindeki öz güvencesine aykırıdır.
Mesleğe Kabule Engel
Suçlar Ve Anayasa
Avukatlık Kanunu madde 34, “Avukatlar,
yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına
yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur
içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının
gerektirdiği saygı ve güvene uygun
biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince
belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler”
hükmüne yer vermektedir. Madde metninden açıkça
anlaşıldığı gibi, avukatlık mesleği, meslekle ilgili
konularda güven gerektiren, özen yükümlülüğüyle
yürütülmesi gereken bir meslektir. Yine Avukatlık
Kanunu madde 36’daki sır saklama yükümlülüğü, madde
38’deki işi ret zorunluluğu, madde 47’deki çekişmeli
hakları edinme yasağı, madde 56’daki örnek
çıkarabilme yetkisi, avukatlık mesleğinin mesleğe
ilişkin konularda güvene dayalı, onurlu bir şekilde
yürütülmesi gereken bir meslek olduğunu
göstermektedir. Avukatlık mesleğinin bu özelliği
nedeniyle kişisel güveni sarsacak suçlardan
mahkûmiyet nedeniyle kişilerin avukat olmasının
engellenmesi makul, kabul edilebilir bir nedene
dayanmaktadır. Bu anlayışa paralel bir şekilde,
Avukatlık Kanunu madde 5/a’nın önceki halinde,
“taksirli suçlar hariç kesinleşmiş bir kararla
iki yıldan fazla hapis veya bir yıldan fazla ağır
hapis cezasıyla veya basit ve nitelikli zimmet,
irtikap, rüşvet, hırsızlık, dolandırıcılık,
sahtecilik, inancı kötüye kullanmak ve dolanlı iflas
gibi yüz kızartıcı suçlarla istimal ve istihlak
kaçakçılığı hariç kaçakçılık, ihaleye fesat
karıştırmak suçlarından biriyle mahkumiyet”
mesleğe kabule engel olarak düzenlenmiştir.
5278 Sayılı Kanunla ise, Devletin güvenliğine karşı
suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin işleyişine
karşı suçlar, milli savunmaya karşı suçlar, devlet
sırlarına karşı suçlar ve casusluk, ihaleye fesat
karıştırma, edimin ifasına fesat karıştırma, suçtan
kaynaklanan malvarlığı değerlerini aklama,
kaçakçılık suçları mesleğe kabule engel yeni suçlar
olarak kabul edilmiştir.
Maddeye eklenen yeni suçlar büyük bir kısmı avukat
ile müvekkil arasındaki ilişkiyi ilgilendirmeyen,
avukat mesleğine kabule engel olmaktan ziyade
memuriyete kabulde aranması gereken engeller olarak
gözükmektedir. Aslında Avukatlık Kanunu anılan
suçların mesleğin ifasına engel sayılmasına pek de
yabancı değildir. Avukatlık Kanunu madde 154’de daha
önce 3003 Sayılı Kanunla değişiklik yapılmış ve
maddenin ilk fıkrasında, “Haklarında meslekten
çıkarma cezası verilen veya tutuklama müzekkeresi
çıkarılan veya Devletin şahsiyetine karşı
cürümlerden veya rüşvet, sahtecilik, hırsızlık,
dolandırıcılık, inancı kötüye kullanma ve yalan yere
tanıklık cürümlerinden biri ile hakkında kamu davası
açılan ve 42. madde uyarınca geçici olarak
görevlendirilmiş olup, yapılan işlerin ücretini iş
sahibinden aldığı halde aynı maddenin son fıkrası
gereğince kabule değer bir sebep olmaksızın ilgili
mercie ödememiş olan avukatların işten
yasaklanmaları zorunludur.” düzenlemesine
yer verilerek devletin şahsiyetine karşı cürümlerden
hakkında kamu davası açılan meslektaşlarımızın işten
yasaklanması sorunlu kılınmıştı. Konu Anayasa
Mahkemesi’nin önüne geldiğinde Mahkeme,
“…Devletin şahsiyetine karşı işlenen suçların
zorunlu işten yasaklanma sebepleri arasına alınmış
olması, gerekçede; Devlet Memurları Kanununun
memurlar hakkındaki hükümleriyle paralellik sağlamak
gibi bir amaçla izah edilmektedir. Avukatlık mesleği
ile ilgili bir düzenleme yapılırken bu mesleğin her
şeyden önce bir serbest meslek olduğu gözden uzak
tutulmamalıdır. Avukatlık bir kamu hizmeti
addedilmiş olsa dahi, kamusal yönü çok yoğun olan
Devlet memuriyeti görev ve hizmetleriyle ayni
nitelikte görülüp aynı ölçütlere tabi kılınamaz.
“Devletin şahsiyetine karşı cürüm” olarak sadece
suçun hukuki konusu dikkate alınmak suretiyle
yapılan düzenleme son derece adaletsiz sonuçları
beraberinde getirmiştir…. Böyle bir halde,
çalışma hakkının kamu düzeni ya da kamu yararı gibi
bazı mülahaza ile sınırlandırılması da demokratik
toplum düzeninin gerekleriyle bağdaşamaz...”
diyerek devletin şahsiyetine karşı
cürümlerden avukat hakkında kamu davası açılması
halinde avukatın işten yasaklanmasını öngören kuralı
iptal etmiştir. Her ne kadar yeni düzenleme kamu
davası açılmasına ilişkin olmayıp mahkûmiyeti esas
alsa da, Anayasa Mahkemesi’nin devletin şahsiyetine
karşı cürümler ile avukatlık mesleği arasındaki
ilgisizliğe özellikle işaret ettiği anılan kararının
güncel düzenlemenin eleştirisinde de
kullanılabileceği görüşündeyiz.
Yine devletin güvenliğine
karşı suçlar, Anayasal düzene ve bu düzenin
işleyişine karşı suçlar, milli savunmaya karşı
suçlar, devlet sırlarına karşı suçlar olarak madde
5/a’da ifade edilen suçlar aslında “siyasi
suç”lardır. Siyasi suçların diğer suçlardan
temel farkı evrensel olmaları, belli bir zaman
dilimiyle sınırlı olmamalarıdır. Başka bir deyişle, bu
tip suçların büyük bir kısmı sınırlı bir coğrafyada
sınırlı bir dönemde suç olarak kabul edilmektedir.
Bu tip suçlar özellikle ifade özgürlüğünün
kullanılmasının önünde ciddi bir engeldir ve bu
suçların kaldırılması halinde devletin korumasız
kalacağı iddia edilmektedir. Mülga Türk Ceza Kanunu
madde 141, 142 ve 163 örneğinde görüldüğü binlerce
kişinin mahkûmiyetine yol açan bu tip suçlar
demokratik siyasal yaşamı korumaktan ziyade iktidara
muhalif olanların susturulmasında kullanılmakta,
ancak yürürlükten kaldırıldıklarında iddianın aksine
demokratik siyasal yaşam zarar görmemektedir. 5237
Sayılı Türk Ceza Kanunundaki devletin güvenliğine,
Anayasal düzene, bu düzenin işleyişine, milli
savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçları teker
teker incelemek bu makalenin kapsamını aşacaktır.
Ancak 5237 Sayılı Kanunun Milli Savunmaya Karşı
Suçlar bölümünde madde 318’de düzenlediği, “Halkı
askerlikten soğutma” suçu üzerine yapılacak
kısa bir değerlendirmenin faydalı olacağını
düşünüyoruz. Madde 318’in ilk fıkrası, “Halkı,
askerlik hizmetinden soğutacak etkinlikte teşvik
veya telkinde bulunanlara veya propaganda yapanlara
altı aydan iki yıla kadar hapis cezası verilir…”
hükmüne yer vermektedir. Maddede düzenlenen suçla
ifade özgürlüğünün sınırlandığı her türlü
tartışmadan uzaktır. Kamuoyunda vicdani ret olarak
bilinen bu suç nedeniyle Türkiye aleyhine açılan
davalarda Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi vicdani
retçilerin cezalandırılması
ve vicdani reddi savunanların cezalandırılması
nedeniyle
Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin sözleşme ihlalinde
bulunduğuna karar vermiştir. 5728 Sayılı Kanunla
avukatlık mesleğine kabule engel bu suçun alt
sınırının alt ay olması bir yana, bu suçtan
kişilerin mahkûm olması Avrupa İnsan Hakları
Mahkemesince Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine
aykırı bulunmaktadır. Avukatlık Kanunu madde 2
uyarınca hukuki mesele ve anlaşmazlıkların adalet ve
hakkaniyete uygun olarak çözümlenmesini ve hukuk
kurallarının tam olarak uygulanmasını sağlamakla
görevli bir avukatın bu çerçevede AİHM kararlarından
bahisle vicdani reddi bir hak olarak kabul etmesi ve
savunması pekâlâ mümkündür. Mümkün olmaması gereken,
onun bu nedenle ömür boyu avukatlıktan
yasaklanmasıdır.
Sonuç Yerine
Bu makalenin yazıldığı 23 Şubat 2008 tarihi
itibariyle Türkiye Barolar Birliği,
İstanbul Barosu
ve Ankara Barosu’nun
internet sitelerindeki Avukatlık Kanunlarını
incelediğinizde ne yazık ki 5278 Sayılı Kanunla
yapılan değişiklerin kanuna işlenmediğini görüyoruz.
5728 Sayılı Kanunun yayımlandığı 8 Şubat’tan sonraki
Türkiye Barolar Birliği açıklamaları ise türban,
Sabancı suikastı nedeniyle Türkiye’ye gelen Belçika
heyeti
ve Diyarbakır ve Cizre başta olmak üzere
güneydoğu’da meydana gelen olaylara yöneliktir.
Avukatın meslek örgütlerinin görevleri Avukatlık
Kanununun ilgili maddelerinde sayılmıştır ve
neredeyse tamamı mesleğe ilişkindir. Meslek dışında
tek görevleri, Avukatlık Kanunu madde 76, 95/21 ve
110/17 uyarınca, “hukukun üstünlüğü ve insan
haklarını” korumaktır.
Ancak mevcut tablo avukatın meslek örgütlerinin
tercihinin meslek sorunlarını çözmek yerine güncel
ülke sorunlarında söz sahibi olmak noktasında
yoğunlaştığını göstermektedir. Bu durumdan mesleğin
zarar gördüğü, en azından karlı çıkmadığı açıktır.
Güncel ülke sorunlarını siyasi partiler ve bu amaçla
kurulmuş sivil toplum örgütleri üzerinden tartışmak
yerine meslek örgütleri üzerinden yürütmek meslek
örgütleri ile iktidarı ülkenin konjonktürüne göre
hasım haline getirebilmekte, ücretsiz müdafii,
imarzedelerin avukatlık ücreti örneklerinde olduğu
gibi mesleğin aleyhine sonuçlar doğurabilmektedir.
5728 Sayılı Kanunla getirilen düzenlemelerin bir
kısmını da bu kapsamda değerlendirmek mümkündür.
Kanun değişikliklerinin, meslek örgütlerinin
sitelerine işlenmemiş olması ve TBB'nin bu kapsamlı
değişikler hakkında değerlendirme yapmaması, meslek
örgütlerimizin konuya ilgisizliğini göstermektedir.
Bu ilgisizlikten zarar gören ise mesleğin
kendisidir.
Avukatlık Kanunu madde 5/a’ya eklenen yeni suç
katalogları ile, avukatın özel yaşamını, siyasal
yaşamını demokratik bir toplum düzeninde
görülmeyecek şekilde sınırlandırılmıştır. Avukatlık
mesleği niteliği itibariyle siyasal yaşamla iç
içedir ve ülkemizdeki siyasetçilerin önemli bir
kısmı mesleğimiz mensubudur. 5728 Sayılı Kanunla
Avukatlık Kanunu madde 5/a’ya eklenen
devletin güvenliğine,
Anayasal düzene, bu düzenin işleyişine, milli
savunmaya ve devlet sırlarına karşı suçların
genellikle siyasal faaliyetler sırasında işlenen
suçlardır ve muhtemelen beyaz yakalılar arasında en
çok meslektaşlarımız tarafından işlenmektedir. Bu
suçlardan mahkûmiyetin mesleğe kabule engel
sayılması, düzenlemenin meslekle ilintisizliği bir
yana, meslekte tek tipleşmeyi, “memurlaşmayı”
getirecek olması nedeniyle de yanlıştır. Bu
düzenlemeyle kamu yararı sağlanamaz. Aksine, öncü
fikirlerin ileri sürülmesinin mesleki kaygılarla,
yani katmerli ceza nedeniyle engellenecek olması
nedeniyle bu düzenleme, dolayısıyla uzun vadede
ifade özgürlüğü, yani kamu yararı zarar görecektir.
5278 sayılı Kanunun
gerekçesinde belirtildiği gibi bir suçtan mahkûmiyet
nedeniyle ömür boyu hak yoksunluğu çağdaş ceza
hukuku ve infaz anlayışıyla bağdaşmaz. Tekerrür
halinde daha uzun yasaklama gibi daha elverişli ve
hafif düzenlemelerle aynı amaca ulaşmak mümkünken
belli suçlardan mahkûmiyeti ilelebet avukatlığa
kabule engel saymak Anayasanın ölçülük ilkesi ile
evrensel hukukun temeli olan adalet ve hakkaniyete
de aykırıdır.
Ankara, 23 Şubat 2008
5728 sayılı yasa ile getirilen değişikliklere kolay
erişim için
http://www.inisiyatif.net/document/Kanun5728/
üzerine tıklayınız
|
° |
Ziya Paşa’nın gazelinden alınmıştır,
tamamı için
http://saitkaragoz.googlepages.com/ezberlenecekgazeller1.htm |
|
|
Makalemizin konusu yalnızca
Avukatlık Kanunu madde 5/a’daki
değişiklikle sınırlıdır. Ancak buna
rağmen 5728 Sayılı Kanunun adındaki,
“Çeşitli Kanunlarda ve Diğer
Bazı Kanunlarda” ibaresini
eleştirmeden makaleye başlamamız
mümkün gözükmüyor. Kanun
koyuculuların özen göstermesi
gereken bir husus da, kanun adında ve
içeriğinde düzgün bir Türkçe
kullanmaktır. Benzer çağrışımlara
yol açan çeşitli kanun veya diğer
bazı kanun ibaresini kullanmakla
amaca ulaşmak mümkünken; her iki
ibarenin kullanılması kanun adını
dilbilgisi kurallarına aykırı hale
getirmiştir. |
|
|
http://rega.basbakanlik.gov.tr/eskiler/2008/02/20080208-1.htm
(5728 sayılı yasa metni)
|
|
|
“Ankara Barosuna bağlı olarak
çalışmakta iken TCK. 295.maddesine
göre hakkında Ağır Ceza Mahkemesince
1 yıl 8 ay hapis ve 830 krş. ağır
para cezası ile 15 gün kamu
hizmetinden yasaklama cezası verilen
davacının ilgili karardan kaydının
silinmesi ve meslekten çıkarılması
cezası ile cezalandırılmasından
sonra, adli yargı yerince ilgili
hakkında verilen kamu haklarının
geri verilmesi kararına dayanılarak
yapılan başvurusu üzerine İzmir
Barosuna kaydının yapılmasına
ilişkin kararın onanmamasına ilişkin
Bakanlık işleminin iptali isteğiyle
açılan davada; Yasak hakların geri
verilmesi hakkındaki yargı kararı
uyarınca gerek TCK. Ve gerekse öbür
Özel yasalar gereği oluşan tüm
yasaklamaların ve hak kaybının
ortadan kalkacağı, 1136 sayılı
Avukatlık Yasasından doğan bu tür
engellemeler hakkında da aynı
düşüncenin kabulü gerektiği
gerekçesiyle dava konusu işlemin
iptaline ilişkin İdare Mahkemesi
kararının, yargı yerince, 1136
sayılı yasanın 5.maddesinin b
bendindeki koşulun ve yasak hakların
geri verilmesi kararının disiplin
hukuku yönünden sonuç doğurmayacağı
gözönüne alınmadan verilen kararın
hatalı olduğu öne sürülerek 2577
sayılı Yasanın 49.maddesine göre
temyizen incelenerek bozulması
isteğidir… kararın onanmasına karar
verildi.” Danıştay 8.
Dairesi, E. 1990/737, K. 1990/757,
k.t. 19.6.1990, “…bu halde
uyuşmazlığın esasını, memnu hakları
iade edilen ilgili avukatın baro
levhasına yeniden yazılmasının
mümkün olup olmadığı hususunun
oluşturduğu, Türk Ceza Kanununun 121
ve devamı maddelerinde memnu
hakların iadesine ilişkin
düzenlemenin, gerek ceza şeklinde
hükmedilmiş mahkumiyetlerin, gerekse
ceza mahkumiyetlerinden mütevvelit
şahsın ehliyetini her ne suretle
olursa olsun kısıtlayan müeyyide ve
tedbirlerin ortadan kaldırılması
amacına yönelik bir düzenleme
olduğu, dolayısıyla mahkumiyet
nedeniyle belirli bir mesleğe
girmeyen kimsenin, memnu haklarının
iadesi ile söz konusu ehliyeti
kazanacağı, aksi takdirde memnu
hakların iadesine yönelik yasal
düzenlemelerin herhangi bir anlam
ifade etmeyeceğinin tabi olduğu, bu
durumda, ilgilinin Türk Ceza
Kanununun 121 ve devamı maddeleri
uyarınca memnu haklarının iadesine
Ankara 2.Ağır Ceza Mahkemesince
karar verilmiş olduğuna göre, avukat
olarak baro levhasına kaydedilmesine
engel halinin ortadan kalktığı ve
avukatlık mesleğine yaraşmayacak
tutum ve davranışları çevresince
bilinmiş olmak şartının dosya
kapsamında oluşmadığı anlaşılmakla,
baro levhasına yeniden kaydını
öngören dava konusu işlemlerde
hukuka aykırılık bulunmadığı
gerekçesiyle davayı reddeden Ankara
6.İdare Mahkemesinin 12.6.1996 gün
ve 614 sayılı kararının,
Barolarının, ilgilinin
ruhsatnamesinin iptali ve adının bir
daha yazılmamak üzere baro
levhasından silinmesine ilişkin
kararında, 1136 sayılı Yasanın 74/1
maddesinde öngörülen her iki hükme
de ayrı ayrı dayanıldığı, öte
yandan, anılan Yasanın 5/a kapsamına
giren sahtecilik suçuna ilişkin ceza
mahkumiyetinin sonucu olarak verilen
ruhsatnamenin iptali ve levhadan
silinme kararı, memnu hakların
kapsamında sayılsa bile, Disiplin
Kurulunun hükme bağladığı meslekten
çıkarma cezasının sonucu olarak
verilen ayni içerikteki kararın,
memnu hakların iadesi kapsamına
girmediği, kaldı ki 5/a kapsamındaki
suçlarla ilgili her türlü ceza
mahkumiyetinin, memnu hakların
iadesi kahpsamına girdiğinin de
söylenemeyeceği, öne sürülerek, 2577
sayılı İdari Yargılama Usulü
Yasasının 49.maddesi uyarınca
temyizen incelenerek bozulması
istemidir…kararın onanmasına..”
Danıştay 8. Dairesi, E.1996/5421,
K. 1998/2209, k.t. 11.6.1998. |
|
|
“İdare Mahkemesince, Memnu
Hakların iade edilmiş olması
nedeniyle avukatlık mesleğine engel
bir durumun bulunmadığı gerekçesiyle
İstanbul Barosu tarafından açılan
davanın reddine karar verilmiş ise
de, müvekkilinin şikayeti, tanık
ifadeleri, Baro soruşturması, ceza
yargılaması ve mahkeme kararı
nedeniyle, avukatlık mesleğine
yaraşmayan tutum ve davranışları
çevresince bilinir hale gelen
...'in, memnu haklarının iadesi
Avukatlık Yasasının 5/a maddesine
göre ehliyetsizliğini ortadan
kaldırmış ise de, aynı maddenin (c)
bendinde tanımlanan duruma göre
ehliyetsizliği devam etmektedir.
Kaldı ki, adı geçen şahsın, memnu
haklarının iadesi ile avukatlık
mesleğini icraya ehil olduğunun
kabul edilmesi halinde yasanın 5/c
maddesi ihlal edilmiş olacaktır. Bu
durumda, memnu hakların iadesiyle
1136 sayılı Yasanın 5/a maddesine
göre ehliyetsizliği ortadan kalkan,
ancak yine aynı yasanın 5/c
maddesinde belirtilen ehliyetsizlik
durumu devam eden ... hakkında tesis
edilen İstanbul Barosu işleminde
kamu yararı ve yasanın amacına
aykırılık bulunmamaktadır.”
Danıştay 8. Dairesi, E. 1998/6818,
K. 2000/4887, k.t. 22.6.2000,
Adli sicilden silinmiş olsa dahi,
"efrada sui muamele" suçundan dolayı
alınmış mahkumiyetin, avukatlık
mesleğine kabule engel oluşturduğu
hakkında, Danıştay 8.
Dairesi, E. 2004/2087, K. 2005/1702,
k.t. 12.4.2005, Cürüm işlemek
için teşekkül oluşturmak ve adam
öldürme suçlarından müebbeten ağır
hapis cezasına mahkum olup memnu
hakları iade edilen davacının memnu
haklarının iadesi ile avukatlık
yasasının 5/a maddesine göre
ehliyetsizliği ortadan kalkmış ise
de, aynı yasanın 5/c maddesine göre
ehliyetsizliği devam ettiğinden
avukatlık staj yapma ve staj
listesine yazılma isteminin reddinde
hukuka aykırılık bulunmadığı
hakkında, Danıştay 8. Dairesi, E.
2006/4018, K. 2007/16, k.t.15.1.2007 |
|
|
http://www.inisiyatif.net/document/83_2008_files/5728_1136MaddeGerekçe.pdf
|
|
|
TCK gerekçesi
http://www.ceza-bb.adalet.gov.tr/mevzuat/maddegerekce.doc
|
|
|
Anayasa Mahkemesi’nin 1961 ve 1982
Anayasası dönemindeki öze dokunma
yasağına ilişkin kararları farklılık
göstermektedir. Bu konuda daha fazla
bilgi için, VURALDOĞAN, Kemal,
2001 Değişikliklerinin Işığında 1982
Anayasasında Temel Hak ve
Özgürlüklerin Sınırlanması,
Ankara Barosu Yayını, Ankara 2007,
s. 80 vd., eserin tam metnine,
http://www.ankarabarosu.org.tr/Pg_Db_Yayinlarimiz.aspx
adresinden ulaşabilirsiniz. |
|
|
5352 Sayılı Adli Sicil Kanununa 13/A
maddesindeki üç yıllık süre gibi. |
|
|
Karşılaştırma için Bkz
http://www.inisiyatif.net/document/83_2008_files/5728ile1136Degisiklik.pdf
|
|
|
Kapsamı için Bkz.
http://www.inisiyatif.net/document/83_2008_files/5728_1136_5237TCKmd.pdf
|
|
|
Bkz. Anayasa Mahkemesi E. 1984/12,
K.1985/6, k.t. 1.3.1985,
http://www.anayasa.gov.tr/eskisite/KARARLAR/IPTALITIRAZ/K1985/K1985-06.htm
Avukatlık Kanunu ile ilgili diğer
kararlar için bkz.
http://www.inisiyatif.net/avtarih/tarihte_mevzuat/av_anamahkarar.aspraptor |
|
|
Bkz. http://www.radikal.com.tr/haber.php?haberno=177661 |
|
|
Bkz.
http://ww.bianet.org/bianet/kategori/bianet/104038/yurdatapan-davasinda-aihmden-turkiyeye-vicdani-ret-cezasi |
|
|
Bkz.
http://www.barobirlik.org.tr/mevzuat/avukata_ozel/avukatlik_kanunu/avukatlik_kanunu_5615.doc |
|
|
Bkz.
http://www.istanbulbarosu.org.tr/avhukuk/avyasa.doc |
|
|
Bkz.
http://www.ankarabarosu.org.tr/Pg_html.aspx?Table=Duyuru&DataField=detailhtml&DataID=88 |
|
|
Bkz.
http://www.barobirlik.org.tr/calisma/haberler/tbb/080209_bb_bildiri.aspx |
|
|
Bkz.
http://www.barobirlik.org.tr/calisma/haberler/tbb/080217_sabanci.aspx |
|
|
Türkiye Barolar Birliği’nin anılan
basın açıklamalarının insan
haklarını korumaktan ziyade temel
hak ve özgürlükleri demokratik bir
rejimde görülmeyen ölçüde sınırlayan
statükonun korunmasına yöneliktir.
Ancak bu konu makalemizin
sınırlarını aştığından sadece bu
tespitle yetiniyoruz. |
Yazarın Sitedeki Bütün Yazıları
|