Bilindiği gibi, her işten ötürü iki ayrı
kalemden oluşan vekâlet ücreti hakkımız
bulunmaktadır. Bunlardan biri, vekil edenle
aramızda kararlaştırdığımız vekâlet ücreti,
diğeri ise davanın sonucunda mahkemece
davanın kabul, ret ya da kısmen kabul kısmen
ret kararına uygun olarak bir tarafa ya da
iki tarafa birden verilen ve kararda hüküm
altına alınan vekâlet ücretidir. Birincisine
akdi vekâlet ücreti ikincisine de yargılama
gideri olarak vekâlet ücreti ya da karşı
taraf vekâlet ücreti denmektedir. “Terzi
kendi söküğünü dikemez” deyişine hak
verdirmek istercesine, her ikisinde de,
hukuksal problemler yaşamak bir hukuk adamı
olarak, çok zoruma gitmektedir. Bu nedenle,
bugün akdi vekâlet ücreti denilen, vekâlet
ücreti ile ilgili olarak, düşündüklerimi
sizlerle paylaşmak, işin doğrusu, tartışmak
istemekteyim.
Avukatlık Kanunu ve meslek kurallarımıza
göre, ücretsiz ve asgari ücret tarifesinde
belirlenen ücretin altında ücretle, iş alma
yasağımız bulunmaktadır. Eğer bir işi
ücretsiz almak zorunda kalırsak, ilgili baro
yönetimini bilgilendirmek yükümlülüğümüz
bulunmaktadır (Yanlış hatırlamıyor isem,
Samsun Barosunda meydana gelen bir olayda,
şikâyet edilen avukat, ücretsiz aldığı tüm
davaları ilgili baro başkanlığına bildirmiş
olmasına rağmen, ücretsiz alınan işlerin
çokluğu, aynı türden olması, şikâyet edilen
avukatın amacı gibi nedenlere dayalı olarak,
işin ücretsiz işlerden sayılamayacağı
sonucuna varılarak avukat hakkında disiplin
işlemi yapılmıştır. Diğer bir anlatımla,
ücretsiz iş almaya ilişkin istisna
uygulanırken, makul davranmak ve iyi niyetli
olmak şartı da uygulanmaktadır).
1136 sayılı Avukatlık Kanununun 1969 yılında
yürürlüğe girmesinden bu yana, bu yasağı
düzenleyen Avukatlık Kanununun 163 ve 164
maddeleri 02.05.2001 de yürürlüğe giren 4667
sayılı kanunla ve 13.01.2004 de yürürlüğe
giren 5043 sayılı kanunla değişikliğe
uğramıştır.
Öncelikle 1969 yılında yürürlüğe giren 1136
sayılı yasa açısından olayı değerlendirmekte
ve sonra değişiklik ışığında günümüze kadar
gelmekte yarar bulunmaktadır.
1969 – 2001 tarihleri arasındaki dönem
Bu dönemde,163. maddenin birinci cümlesine
göre, avukatlık ücretinin, avukatın vekâlet
hizmetine karşılık olan meblağı ifade ettiği
kabul edilmiştir. Bu dönemde;
-
Asgari ücret tarifesi altında sözleşme
imzalanamayacağı,
-
Dava konusu olan mal, alacak veya hak
gibi kıymetlerden bir kısmının aynen
avukata ait olacağına ilişkin madde
yazılamayacağı diğer bir anlatımla
avukatın taraflardan biri imiş gibi dava
konusuna doğrudan doğruya ortak
olamayacağı,
-
Belirlenen ücretin rakamsal olarak aynen
yazılabileceği gibi yüzde olarak da
yazılabileceği,
-
Belirlenen ücret ister yüzde olarak
isterse rakamsal olarak yazılsın dava
değerinin yüzde yirmi beşinden fazla
olamayacağı,
-
Yüzde ile ücret belirlenirken dava
konusu şeyin değerinin ya da dava olunan
paranın esas alınabileceği,
-
Hatta yüzdeye göre ücret belirlemesi
yapılırken dava olunan şey ve para
seçilebileceği gibi bunların hükme konu
miktarlarının da yüzde hesaplamasında
esas alınacağı,
-
Dava, takip ve her türlü danışma
ücretleri hakkındaki anlaşmaların yazılı
şekilde olması gerektiği,
-
Ücret davalarında sözleşmeden başka
yazılı delil getirilemeyeceği,
-
Eğer sözleşme yapılmamışsa avukatlık
asgari ücret tarifesine göre akdi ücret
belirleneceği,
-
İfa edilmiş sözleşmenin hükümsüzlüğünün
ileri sürülemeyeceği, hüküm altına
alınmıştır.
Bana göre, bu dönemde, en çok yüzdeye dayalı
ücretler tartışılmıştır. Kanımca, genel
düşünce, yüzdeye bağlı ücretlerde önce en az
asgari ücret tarifesine göre bir rakamsal
ücretin belirlenmesi bundan sonra başarı ve
ilk ücretle birlikte yüzde yirmi beşi
aşmamak koşuluna uygun olarak ikinci bir
kalem olarak yüzdeye dayalı ücret yazılacağı
şeklinde oluşmuş, yasa bu şekilde
yorumlanmıştır.
02.05.2001 – 13.01.2004 tarihleri arasındaki
dönem
Bu dönemde “avukatlık sözleşmesi” kavramı
yasamızda yer almıştır.
Daha önceki dönemde, yüzde yirmibeşi aşan
sözleşmelerde, sözleşmenin ücrete ilişkin
hükmünün yok sayılarak avukatlık asgari
ücret sözleşmesinin uygulanması nedeniyle
doğan mağduriyetleri önlemek açısından,163
maddeye “Avukatlık ücret tavanını aşan
sözleşmeler, bu kanunda belirtilen tavan
miktarında geçerlidir” hükmü
getirilmiştir.
Gene 163 maddeye konulan “Yokluk halleri
hariç, avukatlık sözleşmesinin bir hükmünün
geçersizliği, bu sözleşmenin tümünü geçersiz
kılmaz” hükmü bir yeniliktir.
Daha önceki dönemde, tartışmalara yol açan
yüzdeye bağlı vekâlet ücretinde, “başarıya
göre” sözcükleri kaldırılarak, yüzdeye
bağlı vekâlet ücreti uygulamasını daha
anlaşılır hale getirmiştir.
164 maddeye konan bir hükümle ücretsiz dava
alınması halinde uygulanacak kuralları
yazılı hale getirilmiştir.
En önemlisi, yazılı sözleşme bulunmadığı,
daha doğrusu avukatlık ücretinin
kararlaştırılmadığı hallerde, iki halin
uygulanabileceği hüküm altına almıştır.
Bunlardan birincisi değeri para ile
ölçülemeyen dava ve işler olup bunlarda
avukatlık asgari ücret sözleşmesinin
uygulanacağı hüküm altına alınmıştır.
Diğerinde ise değeri para ile ölçülebilen
dava ve işleri düzenlemiş ve bu durumda
asgari ücret tarifesinin altında olmamak
koşulu ile ücret anlaşmazlığı tarihindeki
dava değerinin % 5 ila % 15 arasında kalan
kısmının avukatın emeğine ve davanın
sonucuna göre ücret itirazlarını incelemeye
yetkili merciin takdirine göre avukatlık
ücretinin belirleneceğini hüküm altına
alınmıştır.
Ayrıca,
sözleşmenin yazılı olması koşulu ve
uyuşmazlıklarda yazılı delil dışında delil
sunulamayacağına ilişkin koşul kaldırıldı.
Böylece, Avukatlık Kanunu ile BK ve HMUK
arasında uyum sağlanmış oldu.
13.01.2004 den günümüze
13.01.2004 tarihinde 5043 sayılı yasa ile
yapılan değişiklik ile, 164 maddede yer alan
“avukatlık ücretinin kararlaştırılmamış
olduğu hallerde” ifadesi yerine “Avukatlık
ücretinin kararlaştırılmamış olduğu veya
taraflar arasında yazılı ücret sözleşmesinin
bulunmadığı yahut ücret sözleşmesinin
belirgin olmadığı veya tartışmalı olduğu
veya ücret sözleşmesinin ücrete ilişkin
hükmünün geçersiz sayıldığı hallerde”
ifadesi getirildi. Böylece, 164 maddenin
ücrete ilişkin tüm problemlere
uygulanabilmesine daha net bir şekilde
olanak tanındı.
164 maddede yapılan bu değişiklikle, maddede
yer alan ücretin saptanmasında
yararlanılacak olan yüzdeler avukat yararına
değiştirildi. Maddenin eski halinde %5-%15
olan oranlar %10-%20 ye çıkarıldı.
Yüzdelerin neye göre hesaplanacağı konusunda
eski 164 de yer alan “ücret anlaşmazlığı
tarihindeki dava değeri” yerine “davanın
kazanılan bölümü için avukatın emeğine göre
ilamın kesinleştiği tarihteki müddeabihin
değerinin” kavramı getirildi.
Maddenin 5043 sayılı yasa öncesi yazılımında
yer alan “ücret anlaşmazlığı tarihindeki
dava değeri” ve 5043 sayılı yasa sonrasında
ki yazılımımda yer alan “ilamın kesinleştiği
tarihteki müddeabih” kavramları, hukuki hata
içeren ve avukatlık kanunun gibi avukatın
temel kanununda bulunmaması gereken iki
kavramdır. Bu nedenle, kendimi, yasanın
hazırlanışında görev alan mesleğimiz
temsilcilerine ve Adalet Bakanlığı
temsilcilerine, üzüntülerimi bildirmek
zorunda hissetmekteyim.
Kanımca her iki ifade şekli de, davanın
sonucunda, hüküm altına alınan değeri ifade
etmek için kullanılmıştır ve bunun eski
dilde karşılığı “mahkumunbih”dir. Ancak,
avukatlık mesleği açısından her davada her
bir taraf için ayrı ayrı değerlendirilecek
olan mahkumunbih vardır. Örneğin davanın
reddi halinde, davacı için ortada bir
mahkumunbih olmadığı halde davalı açısından
müddeabihin tamamı mahkumunbih olmuştur.
Olayı bu açıdan değerlendirdiğimizde, bu
değerlendirme bizi, 163 ve 164 maddede yer
alan mantığın, yazılı sözleşmelerde de yer
almasına olanak tanınan, asgari ücret
altında ücret olamayacağı ancak bunun başarı
ile değişebileceği mantığı olduğu sonucuna
götürmektedir. Belki de bu mantık günümüzün
ekonomik koşullarını daha iyi
yansıtmaktadır. Kanımca, buna, bana
sağladığın yarar kadar, kendin de yararlan
ilkesi, diyebiliriz.
Günümüzde Uygulanan İlkeleri Tekrar Gözden
Geçirirsek,
Yasa, yazılı avukatlık sözleşmesi
yapılmasını ve vekâlet ücretinin bu
sözleşmede yer almasını önermektedir. Bu
sözleşme yapılırken, asgari ücret tarifesi
altında bir değer saptanamayacağı gibi,
davaya ortak olunacak şekilde de bir ücret
saptanamaz. Ancak, “dava veya hükmolunacak
şeyin değeri yahut paranın belli bir
yüzdesi” avukatlık ücreti olarak
saptanabilir. 4667 sayılı yasa ile yapılan
değişiklikten önce, belirli bir yüzde ile
avukatlık ücreti saptamak başarı şartına
bağlanmış ise de 4667 sayılı yasa ile
yapılan değişiklikten sonra başarı şartına
bağlama koşulu kaldırılmıştır.
Tüm bunları söylerken Kamulaştırma
yasasının, aykırı davranılması halinde
hapisle sonuçlanacak yaptırımlar içeren özel
yasakları bulunduğunu hatırlatmakta yarar
bulunmaktadır.
Yaşananlardan Aktarmak İstediklerim
Konu meslekten açıldığına göre, vekâlet
ücreti ile ilgili bir-iki ayrı olayı da
sizlerle paylaşmak isterim. Bilindiği gibi,
iptal davasının sonucunda, idari yargıda
maktu vekâlet ücreti verilmektedir. Aynı
olay kooperatif ortaklığından ihraç
kararlarının ya da anonim şirketlerin genel
kurul kararlarının iptali davalarında da
meydana gelmektedir. Hâlbuki kamuya ya da
özel sektöre ait iptal edilen bu kararların
altında genelde parasal boyutu yüksek
menfaatler yatmaktadır. Örneğin ihalenin
iptali, bitmiş kooperatif dairesinin el
değiştirmesinin iptali gibi.
Bir diğer olay ise, ceza davalarında
yaşanmaktadır. Bilindiği gibi, ceza
davalarında, CMK 231 e göre hükmün
açıklamasının geri bırakılması uygulaması
başlamıştır. Karar bu şekilde oluştuğunda
hâkim vekâlet ücretine hüküm kurmamaktadır.
Beraat halinde sanık avukatına vekâlet
ücretinin hüküm altına alınması
uygulanmasına başlandığına göre, ceza
davasının sonucunda da hukuk davasında
olduğu gibi, iki taraftan birine vekâlet
ücreti hükmedilecektir. Ama geri bırakma
kararı ile taraflardan biri bu gelirinden
mahrum olmaktadır.
Bilindiği gibi, sürekli danışmanlık
sözleşmesi ile birlikte avukatlık sözleşmesi
yapılması ve bu sözleşmeye dayalı olarak
dava takip edilmesi halinde asgari ücret
tarifesinde de belirtildiği gibi, yıllık
ücret ile o yıl girilen davaların asgari
ücret tarifesine göre tutarı olan vekâlet
ücretinin karşılaştırılması yapılmalı eğer
asgari ücret tarifesine göre bir fazlalık
varsa bu fark vekil edenden tahsil
edilmelidir.
Hâlbuki bazı uyanık tacirler, yüksek değerde
vekalet ücreti ödemesi gereken davaları
olduğu zamanlarda, dava için avukatla
anlaşmak yerine bu tip aylıklı ücrete bağlı
avukatlık sözleşmeleri yapmakta böylece hem
bu işini hem de diğer işlerini hem de daha
ucuz olarak gördürmektedirler.
Özellikle genç meslektaşlarımdan böylesi
davranışlara kanmamalarını, hem kendilerinin
hem de mesleğin genel anlamda gelirini ve
gelire bağlı itibarını düşürmemelerini talep
ederim.
TBB nin ve baroların pek çok işi olduğunu,
bu işlerle uğraşan meslektaşlarımızın
zamanlarının pek çoğunu bu işlere
ayırdığını, aileleri ile bile gerektiğince
ilgilenemediklerini biliyorum. Ancak,
ekonomik yararlarımız açısından, yukarıda
belirttiğim birkaç küçük konuyu da karara
bağlarlarsa, en azından beni ve benim gibi
düşünenleri mutlu edeceklerdir.
Gösterecekleri çabaya şimdiden
teşekkürlerimi sunarım.
Değerli meslektaşlarım, hiç olmazsa bizi
doğrudan ilgilendiren bu konuda, elinizde
var olan doküman ve kararları bana
aktarırsanız, düşüncelerinizi
eleştirilerinizi dile getirirseniz
sevineceğimin bilinmesini isterim.
NOT: Yazarın iletişim adresi ve bilgilerini görmek
için başlıktaki ismi üzerine ya da
buraya tıklayınız