Hikâyemiz Türkiye İmar Bankası A.Ş.’nin
bankacılık işlemleri yapma ve mevduat kabul etme
izninin kaldırılmasıyla başladı.
Dönemin Bakanlar Kurulunun kimlere ödeme
yapılacağına ilişkin kararı aynı zamanda İmar
Bankasından hazine bonosu alanlara ödeme
yapılmayacağının zımni beyanı olduğundan,
kararın yayımlandığı tarih İmarzede
vatandaşlarımızın avukatları aracılığıyla yargı
sürecini başlatmasının miladı oldu.
İmar Bankasının yaklaşık 565 Milyon YTL’lik
izinsiz hazine bonosu satması nedeniyle
birçok meslektaşımız karşı taraf vekâlet
ücretine güvenerek alacağın % 1’ne kadar azalan
anlaşmalarla bono davalarına takip etmeye talip
oldu. Ne de olsa davalar seri davaydı ve tek
dosya ile 10 dosyaya verilen emek arasında çok
az fark vardı. İlamların daha sonra icra
takibine konu edilmesiyle 100.000 YTL’lik bono
davası takip eden bir meslektaşımızın eline
yaklaşık 20.000 YTL karşı taraf vekâlet ücreti
geçecekti. Bu anlaşmaları barosuna iletilenlere
ise Avukatlık Kanunu madde 164/4
uyarınca disiplin cezaları verildi.
Meslektaşlarımız davanın idari işlemden mi yoksa
idari eylemden mi kaynaklanan tam yargı davası
olduğu tartışırken Danıştay İdari Dava Daireleri
uyuşmazlığın idari eylemden kaynaklanan tam
yargı davası olduğuna hükmetti
Genel seçimler yaklaşırken hükümet bir anda
imarzedeleri hatırladı ve 5667 Sayılı Bankacılık
İşlemleri Yapma ve Mevduat Kabul Etme İzni
Kaldırılan Türkiye İmar Bankası Türk Anonim
Şirketince Devlet İç Borçlanma Senedi Satışı Adı
Altında Toplanan Tutarların Ödenmesi Hakkında
Kanun’u meclisten geçirdi. Ne yazık ki bu kanun
mecliste kabul edildiği tarihten yayımlanmasına
kadar geçen sürede Türkiye Barolar Birliği veya
Ankara Barosu’ndan kanunun bir daha görüşülmek
üzere Cumhurbaşkanınca meclise iade edilmesi
konusunda bir girişimde bulunulmadı
Aynı günlerde Türkiye Barolar Birliğinin
gündeminde iktidarın anayasa değişikliği vardı
ve ana muhalefet partisinin söylemine paralel
söylemini sürdürmeye devam ediyordu
5667 Sayılı Kanunun 2. maddesindeki, “Devlet
iç borçlanma senedi alımı amacıyla Türkiye İmar
Bankası Türk Anonim Şirketine yatırılan tutarlar
nedeniyle idarî yargı mercilerinde açılmış olan
davalara ilişkin mahkeme kararlarının, bu
Kanunun yürürlüğe girdiği tarihten sonra icra
takibine konu edilmesi halinde vekâlet ücreti,
Türkiye Barolar Birliği Avukatlık Asgari Ücret
Tarifesinin ikinci kısmının ikinci bölümünün (1)
numaralı bendinde yazan tutar olarak uygulanır.
Takip borçlusu idarelerin icra takibindeki
işlemlere karşı şikâyet hakları saklıdır...
Mahkeme kararlarında veya icra takip sürecinde ilgili idareler lehine
hükmolunan her türlü alacak bu Kanuna göre
yapılacak ödemelerden mahsup yoluyla tahsil
edilerek ilgili kurumların hesaplarına
aktarılır.”
hükmü meslek örgütlerimizi hiç rahatsız etmedi.
Kamu avukatlarının vekâlet ücretleri iş
sahibinin borcu nedeniyle mahsup edilmiş,
serbest çalışan meslektaşlarımızın icra vekalet
ücreti maktu vekalet ücretine indirgenmiş
kimsenin umurunda değildi. Bu süreçte bir çok
meslektaşımız mail, telefon yoluyla birbirlerini
yeni durumdan haberdar ettiler, kimileri kanun
yayımlanmadan ilamı icraya koyabilmek, nispi
icra vekalet ücreti alabilmek için idare
mahkemesinin bakiye karar harcını ceplerinden
ödediler.
İmar Bankasını davalarını takip eden
meslektaşlarımız yasamanın attığı golü
hazmetmeden ikinci gol yargıdan geldi. Birçok
meslektaşımız, 5667 Sayılı Kanunun vatandaşlara
bir tercih hakkı tanıdığını, bu kanun uyarınca
çıkarılan Bakanlar Kurulu kararındaki
ödeme usul ve esaslarını kabul etmeyenlerin
davalara devam edeceğini ve genel esaslara göre
hak talep edeceklerini savunurken, Danıştay 13.
Dairesi "...Banka aracılığı ile DİBS satın
alan hak sahiplerine anapara olarak işlem tutarı
ödeneceği ve bu tutara Bakanlar Kurulu kararında
belirlenen oranda faiz tahakkuk
ettirileceğinden, uyuşmazlığın ortaya çıkan bu
yeni hukukî durum çerçevesinde sonuçlandırılması
ve yargılama giderlerine ilişkin hüküm kurulması”
gerektiğine hükmetti
Ne yazık ki bu karar birçok vatandaşımızı yargı
sürecinin tamamlanmasını beklemeden idareye
başvurarak alacaklarını almaya itti. Alacakların
haricen alınması nedeniyle davalar konusuz kaldı
ve mahkemeler sadece yargılama gideri ve vekalet
ücretini hüküm altına almaya başladı. 5667
Sayılı Kanun kabul tarihi olan 24 Mayıs 2007 ile
yayım tarihi olan 29 Mayıs 2007 tarihleri
arasında ilamları icra takibine konu etmek de
meslektaşlarımızı kurtaramadı
Hazine bonosu dosyaları açısından henüz hukuksal
süreç tamamlanmadı. Yerel mahkemesince yüksek
harçlar nedeniyle kararı yeni tebliğe çıkarılan
dosyalar olduğu gibi iki defa Danıştay
incelemesinden geçmesine rağmen kesinleşemeyen
dosyalar da var. Ancak bu süreçte imarzede
vatandaşlarımızın haklarını savunmak amacıyla
görev üstlenen meslektaşlarımızın imarzede
avukatlar olduğunu söylemek pek de abartılı
olmaz galiba.
Bu güne kadar imarzade avukatların dertlerine
çözüm arayan kuruluş olmadığından, ikinci
yazımızda, icra takibine konu edildikten
sonra dayanağı ilam Danıştay tarafından
bozulan, takibe konu alacak TMSF tarafından
haricen ödenen icra takiplerinin vekalet ücreti
ile, bozma sonrasında yargılama giderleri
konusunda idare mahkemesince vekalet ücreti
konusunda nasıl karar verileceğini tartışmaya
çalışacağız.
Bu tartışmayı başlatmadan önce sormadan
edemiyoruz:
1.
Avukatlık Asgari Ücret Tarifesine aykırı
sözleşme imzaladıkları gerekçesiyle disiplin
cezasıyla cezalandırılan meslektaşlarımızın 5667
Sayılı Kanun ışığında cezaları ortadan
kaldırılacak mı?
2. Avukatın vekâlet ücretini yani cüzdanını
küçülten 5667 Sayılı Kanun, avukatın ifade
özgürlüğünü yani vicdanını sınırlayan 5728
Sayılı Kanun çıkarken partiler üzerinden
yapılması gereken güncel siyasi tartışmalara
yoğunlaşan avukatın meslek örgütleri, Avukatlık
Kanunu madde 76’nın gereğini yerine getirmeye ne
zaman başlayacaklar?