inisiyatif.net bilgiweb uygulama avukatın tarihi kültür

hukuk müzesi

forum

 

Ahlaki Değil! Ama Etik...

Av. Mustafa Köroğlu

 

Tutarsızlık ve çelişki sanılanın aksine aynı şeyler değildir. Çelişki daha çok söyledikleriniz ve yaptıklarınızla ilgiliyken tutarsızlık aslında sizinle ilgilidir. Bu anlamda tutarsızlığa düşmektense çelişkide kalmayı her zaman tercih ederim. Ancak biraz sonra yazacaklarım iyi anlaşılırsa aslında daha önce başka bir platformda, TBB’nin “Mesleğe Yeni Başlayan Avukatların Sorunları Ve Çözüm Yolları” başlıklı forumda söylediklerimle çelişmediği de açıktır. O forumda özetle şunu söylemiştim: “bize artık ahlaki temele dayalı kişisel ve onun uzantısı olan mesleki bir duruş gerekiyor. Birey olarak hangi ahlaki duyarlılıkları gösterirsek arzuladığımız mesleği ve örgütlenmeyi sağlayabiliriz bunu konuşalım”.

Şimdi ise diyorum ki kişi veya kurumun ahlaklı olması her zaman ahlaklı davranmasını gerektirmez. Bazen ahlaki olmayan ama etik sayılacak davranışlarda bulunmak gerekebilir hatta gereklidir de. Bunu kafanızda daha da somutlaştırmak için sanırım Slovaj ZİZEK’in Türkçeye yeni çevrilen  “Paralaks” isimli kitabının önsözünde bahsettiği örnekten bahsetmem yeterli olacak:

 “Agota Kristof'un Defter-Kanıt-Üçüncü Yalan adlı üçlemesinin ilk cildi olan Defter'de İkinci Dünya Savaşı'nın son yıllarında, büyükanneleriyle birlikte küçük bir Macar kasabasında yaşayan ikiz iki çocuğun öyküsü anlatılır. İkizler tümüyle ahlaksız – yalan söylüyor, şantaj yapıyor, öldürüyorlar… – yine de, en saf haliyle otantik bir etik naifliği cisimlendiriyorlardır.  Kardeşler bir gün yaşadıkları kasabanın rahibine de şantaj yaparlar: rahibi, hayatta kalmak için yardıma muhtaç bir kız olan Tavşandudak'ı nasıl taciz ettiğini herkese söylemekle tehdit eder, ondan haftalık düzenli para isterler. Şaşkın rahip onlara sorar:

"Bu çok canice. Ne yaptığınızın farkında mısınız?"

"Evet efendim, Şantaj."

"Hem de sizin yaşınızda…. Çok yazık."

"Evet, bunu yapmak zorunda kalmamıza çok yazık. Ama Tavşandudak ve annesinin paraya kesinlikle ihtiyacı var."

Bu şantajda kişisel hiçbir şey yoktur: hatta daha sonra rahiple yakın dost olurlar. Tavşandudak ve annesi kendi başlarına yaşayabilecek hale gelince, rahipten daha fazla para almayı reddederler:

"Yeter artık. Yeterince verdin. Kesinlikle gerekliyken para aldık senden. Şimdi biraz Tavşandudak'a verecek kadar para da kazanıyoruz. Hem ona çalışmayı da öğrettik." derler.”

Gördüğünüz üzre burada ahlaki sayılamayacak ancak etik bir davranış söz konusudur. Bir şeyin tanımlanmasının belki de tek kötü tarafı tanımlamak suretiyle o şeyin sınırlarının çizilmesi ve o sınırlar içerisinde düşünülmek zorunda bırakılmasıdır. Bu anlamda her iki kavramın sözlük anlamlarından yola çıkarak aynı şey olduğu itirazında bulunabilirsiniz. Her ikisi de davranışlar yoluyla varlıklarını gösterseler de; Ahlak kişinin diğer insanlarla ilişkilerinde davranışlar için geçerli olan çeşitli değer yargıları sistemini ifade ederken, Etik saf bir halde gerektiği için yapılan davranışlarda kendini gösterendir. Bu nedenle etik, size ve tutarlılığınıza daha yakın duran olarak çoğu zaman ahlakın da üzerinde durmalıdır.

Bu yazının amacı uzun uzadıya Ahlak ve Etik Felsefesi üzerine konuşmak olmadığı için, söylenmeye çalışılanların anlaşılması sizlerin de bu konuda göstereceğiniz çabaya bağlıdır. Bu yüzden şimdilik, çaba gösterildiği görülene kadar bunun avukatlık mesleğindeki yansımaları nasıl olabilir diye sormakla yetineceğim.

Sonunda kazanan-kaybeden yaratan ve adına seçim denilen bir süreçte mutlak bir ahlaki tutum beklentisi içinde olan bir safdil değilim. Ancak “Bir meslek grubunun uymak zorunda olduğu davranışlar bütünü” olarak da tanımlanabilen “Etik” , benim de içinde bulunduğum bu meslek grubundan beklentimdir doğal olarak. Bu nedenle, sanırım Baro başkan adayları ile seçildiği takdirde başkan ve yönetimlerinden benzer tavırlar da görmek istemeliyiz. Merak etmeyin bu tür tavırlar eğer varsa bu mesleğin sosyal adalet anlayışına ters de düşmeyecektir. Yıllardır bahsedilen denge ve hesapları, hepimiz terazinin aynı kefesindeyken hangi dengeden bahsediliyor acaba diye anlayabilmiş değilim. “Sizin alınız al inandım/sizin morunuz mor inandım” diyen şaire nazire yaparak konuşmam gerekirse  “sizin hesaplarınız var inandım / sizin dengeleriniz var inandım” demem gerekir belki de. Her seçim döneminde potansiyel oy olarak görülmek istenen genç meslektaşlarım adına isterdim ki size şöyle seslenseydik:

Doğrudur, bir bildirgeler kuşağına dâhil değiliz. Kuşak sayılabilmek için birbirine yakın yıllarda doğmuş olmak yetmiyor, illa ki acıların ortak olması gerekiyorsa, buna da kabul, bir kuşak da sayılmayabiliriz. Tam da bu yüzden, bu kadar laf kalabalığının arasında, hiçbir zaman manifesto sevdası da taşımadı kalemlerimiz. Ancak, bu demek değil ki söyleyecek sözümüz yok ve söylediklerinize kulak kesilmemişiz. Sandığınız kadar ve sizin kelimelerinizle “apolitik” ya da “depolitize” insanlar da değiliz. Seçim günü telefonlarla sandıklara çağrılıyorsak, elbette bu bizim ayıbımız, ancak bunu başlatan kimdi diye de sorabilmeliyiz. Unutmayın ki “kirlenen kirletene dâhildir” ve öğretilmiş siyasetlerinizden kurtulup mesleki politikalar üretmediğiniz için,  hesap ve dengeleriniz arasında savrulmamak arzusu ile kenarda beklemiş de olabiliriz. Bugün içimizden geçenleri söylüyoruz ve “yeni baştan ütopyacı olmak”  hevesiyle devam da edeceğiz.

Ankara, Haziran 2008