Anayasanın 141/3. maddesi, "Bütün
mahkemelerin her türlü kararları gerekçeli
olarak yazılır." hükmüne yer vermektedir. Anılan hükme paralel
şekilde usul kanunlarımızda hükümlerin gerekçeli
olacağına ilişkin kurallara yer verilmiş,
istisnai bazı durumlarda hüküm sonucunun önceden
tefhim edilebilmesi mümkün kılınmıştır. Hüküm
sonucunun duruşmada tefhim edilmesi dilimize "kısa
karar"ın açıklanması olarak
yerleşmiştir. Ancak mevzuatımızda "kısa
karar" ibaresine yer verilmemiştir.
Sulh hukuk
mahkemelerinin zorunlu hallerde sadece hüküm
sonucunu tefhim etmesi ve sonrasında gerekçeli kararını
yazılı hale getirmesi
Hukuk Usulü Muhakemeleri Kanunu (HUMK) madde 381
uyarınca,
asliye mahkemelerinin aynı uygulaması ise HUMK
madde 489
uyarınca mümkündür. Her iki madde de
“Zorunlu nedenlerle yalnız hüküm sonucunun
tefhim edildiği hallerde, gerekçeli kararın
tefhim tarihinden başlayarak onbeş gün içinde
yazılması gerekir.” fıkrası yer
almaktadır. İş Mahkemeleri Kanunu madde 15
ile HUMK’na atıf yapıldığından, İş
mahkemelerinin zorunlu hallerde duruşmada sadece
hüküm sonucu tefhim edebileceğini ve gerekçeli
kararını 15 gün içerisinde yazılı hale
getirebileceğini kabul etmek
gerekir.
Ceza Muhakemesi Kanunu madde 232 hükmün
tamamının duruşma da yazılmasını amaçlamış, aynı
maddenin 3. fıkrasıyla
Ceza mahkemelerine hukuk mahkemelerinden farklı
olarak hüküm sonucunu değil, hükmün gerekçesini
15 gün içerisinde yazabilme imkânı tanınmıştır.
Başka bir deyişle, ceza mahkemesinin son
duruşma tutanağında hüküm açıkça yazılacak,
gerekçesi hazır değilse, hakim(ler) 15 gün
içerisinde gerekçeyi yazıp dosyaya
koyabileceklerdir.
İdari Yargılama Usulü Kanununda duruşmada hüküm
sonucunun tefhim edilmesi düzenlenmediğinden
idare ve vergi mahkemeleri ile Danıştay
duruşmada hüküm sonucunu tefhim etmemektedir.
Yine sulh, asliye ve iş mahkemelerinin temyiz
mercii olarak Yargıtay dairelerinin duruşmada
hüküm sonucunu tefhim etmesi düzenlenmediğinden
Yargıtay daireleri temyiz incelemesi esnasında
hüküm sonucunu tefhim etmemektedir. Hem idari
yargı mercileri hem de hukuk ve ceza
mahkemelerinin temyiz mercileri duruşmalı
işlerde sadece duruşmanın bittiğini tefhim
etmektedir. Dolayısıyla yargılama usulümüzde
sadece hüküm sonucunun tefhim edilmesi ve
sonrasında hüküm sonucunun gerekçesinin
yazılması usul kanunlarında özel olarak
düzenlenmiştir. Başka bir deyişle, zorunlu
hallerde sadece hüküm sonucunu tefhim edebilecek
merciler kanunlarında özel olarak düzenlenmiş,
bu istisnanın usulü de yine özel kanunlarında
gösterilmiştir.
Tüm bu düzenlemelerden çıkan sonuç, “kısa
karar” kavramının mevzuatımızda
olmadığı, içtihat yoluyla ortaya çıktığı,
zorunlu nedenlerin varlığı halinde kanununda
özel olarak düzenlenen mercilere böyle bir usulü
imkânın tanındığıdır. Bu pratiğin doğal sonucu,
kararın verildiği tarihte gerekçesinin olması
zorunluluğudur. Mahkemelerin sadece hüküm
sonucunu tefhim edebildikleri hallerde, sonradan
yazılı hale getirilecek gerekçesinin hüküm
sonucuna uygun olma zorunluluğu da buradan
kaynaklanmaktadır. Hüküm sonucu tefhim edilen
kararın, esasen tefhim tarihinde gerekçesi
bulunmaktadır ve fakat zorunlu nedenlerle bu
gerekçe o tarihte karara yazılmamıştır. Çünkü
hüküm sonucuna göre gerekçe yazılmaz, gerekçeye
göre hüküm sonucu ortaya çıkar.
Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararında
belirtildiği üzere, sadece kısa kararı tefhim
etmesi mümkün olan mercilerin bu aşamada yapması
gereken zorunlu iş, kısa karar doğrultusunda ve
yasal gerekçeleriyle birlikte gerekçeli kararı
yazması, gerekçeli kararı ilgililerine
duyurmasıdır. Gerekçeli kararın tefhim edilen
karara uygun yazılması ve gerekçe taşıması kamu
düzeni ile doğrudan ilgilidir.
Yargı kararları açısından,
konu Anayasa ve kanun hükümleriyle
tartışmasızdır. Yukarıda ayrıntısıyla
belirttiğimiz gibi "Yargı mercileri
gerekçeli karar vermek zorundadır". Peki
meslek örgütleri yönetim kurullarının kararları
açısından durum nedir? Yönetim kurulları önce
karar verip sonra gerekçesini oluşturabilir mi?
Kuşkusuz hayır! "Meslek örgütleri yönetim
kurulları, önce karar verip sonra gerekçesini
yazamazlar".
Avukatlık Kanununda, baro yönetim kurullarının
belirtilen şekilde kısa karar alarak ilgiliye
tefhim ya da tebliğ etmesini ve daha sonra
gerekçeli karar yazmasını düzenleyen madde
bulunmamaktadır. Dolayısıyla baro yönetim
kurullarının yönetim kurulu toplantısında
aldıkları kararlara, sonradan gerekçe yazmaları
Avukatlık Kanununa ve hukuka aykırıdır. Bir
başka deyişle, baro yönetim kurullarının
kararlarının gerekçesi, kararın alındığı tarihte
olmalıdır.
Ankara Barosu yönetim
kurulunun Avukat Kemal Vuraldoğan hakkındaki
azil kararı, makalede irdelenen konu yönünden
tipik bir örnek olduğundan bu örnek üzerinden
devam etmenin faydalı olacağını düşünüyorum.
Ankara Barosu Başkanlığı 2 Mayıs 2007 tarihli
kararıyla, “Baromuz
yönetiminin bilgisi ve onayı dışında Genel
Kurmay’a izafeten Milli Savunma Bakanlığı’na
tazminat davası açması, davayı basına bildirmesi
suretiyle reklam yasağına aykırı davranması ve
bu suretle oluşan güven bunalımı nedeniyle
vekalet ilişkisinin feshine, vekilin azline oy
birliğiyle karar verildi.”
diyerek Av. Kemal VURALDOĞAN’ı baro hukuk
müşavirliği görevinden azletmiş, 24 Mayıs 2007
tarihli üst yazıyla gerekçeli azil kararını Av.
VURALDOĞAN’a göndermiştir.
Ankara Barosunun Avukat
VURALDOĞAN’a postayla tebliğ ettiği gerekçeli
karar, baro yönetim kurulları kısa karar
alamayacakları için dayanaksız ve bu nedenle
usulsüzdür.
Ankara Barosu Yönetim Kurulunun postayla
gönderdiği gerekçeli kararının hüküm sonucuna
uygun gerekçe hazırlandığı izlenimini uyandıran
özelliği, 2 Mayıs 2007 tarihini taşıyan bu
gerekçeli kararda, 2 Mayıs 2007’den sonra
meydana gelen gelişmelere yer verilmesi,
aynı tarihte olduğu iddia edilen ancak karar
numarası olarak bu karardan sonra alınan
kararlara atıf yapılmasıdır.
Yönetim kurulu kararı 2 Mayıs 2007
tarihlidir. 2 Mayıs 2007 sonrası gelişmelerin 2
Mayıs 2007 tarihli bir kararda yer alması,
kararın gerekçesinin hüküm sonucuna uygun
gerekçe yaratılması çabasıyla sonradan yazıldığı
izlenimi uyandırdığından, kararın güvenilirliği
konusunda tereddüt oluşturmaktadır. Karardan
sonraki gelişmeler ancak usulüne uygun şekilde
yapılan başka bir toplantı sonrasında alınan
kararın gerekçesi olabilir. Aksi halde
kurumların, kararlarının gerekçesini ilelebet
değiştirmeleri nedeniyle hak arama özgürlüğünün
fiilen kullanılamaz hale gelecektir. Yine karar
sonrası gelişmelere kararda yer verilmesi
halinde karar tarihi kavramı
anlamsızlaşacaktır.
Sonuç olarak, Ankara Barosu
Yönetim Kurulu 2 Mayıs 2007 tarihli kısa
kararıyla bağlıdır ve bu kararın verildiği
tarihte gerekçesinin olması zorunluluktur.
Avukatlık Kanunu uyarınca, bu karara sonradan
gerekçe yazılması mümkün değildir. Çünkü
baroların kısa karar vermesini ve sonrasında bu
kararı gerekçelendirmesini mümkün kılan kanun
hükmü bulunmamaktadır. Yine, ilk kararda yer
almayan nedenlerin, gerekçeli karar başlığı
altında ileri sürülmesi, hukuksal istikrara ve
kamu kurumlarına duyulan güvene zarar verici
nitelikte olduğundan hukuka aykırıdır. 2 Mayıs
2007 tarihi sonrasındaki maddi vakıalar ise
ancak usulüne uygun alınacak başka bir kararın
gerekçesine konu edilebilir. Ankara Barosu
Yönetim Kurulunun kısa karar/gerekçeli karar
konusundaki hukuka aykırı uygulaması, hukuk
kurumlarına duyulması gereken saygıya zarar
verici niteliktedir.