Oysa kötüsü değil bence,
avukat olmak. Ciddi bir süreç olan
yargılamanın üçayağından biri avukat. Kırık
ya da kısa ayak değil. Makamın üzerine
oturtulmaması mı diğer ayaklardan kısa
gösteriyor avukatı, yoksa avukat mı makama
saygıyla mesleğine olan saygısını
dengeleyemiyor? Belki de duruşmayı yöneten,
uyuşmazlıklara çare bulan ve aslında yaptığı
iş küçümsenmeyi hiç hak etmeyen yargıç,
avukatın yaptığı işi ciddiye mi almıyor?
Bunları düşünür oldum bu aralar.
Ben ve fakültedeki
arkadaşlarımın içinde bulunduğu süreç, zor,
yorucu ve zaman zaman sıkıcı. Öğrenmeyi
öğrenmek yerine önümüze sunulanları hap gibi
yutmamız isteniyor bizden. Araştırmaktan
sakınılıyoruz nedense. Yani akvaryumumuzun
dışına pek çıkartılmıyoruz fakültede.
Kitapta olanların dışında uygulama adına
hiçbir şey öğretilmediği gibi öğrenmemiz
için teşvik de edilmiyoruz. Diplomamızı
elimize almamızla akvaryumumuz kırılacak ve
biz sudan çıkmış balıklar olarak staj
dönemine başlayacağız. İşte ben sudan biraz
erken çıkıp staj döneminde üzerimde olması
muhtemel şaşkınlığı azaltmak, okulda
yuttuğumuz hapların(!) uygulanmasını görmek
ve işin mutfağındaki kokuyla biraz erken
tanışmak amacıyla akvaryumumu biraz erken
kırıp, karşıma çıkan “sen önce okulunu
hallet”, “daha çok erken, otur ders
çalış” gibi tüm sözlü engellere inat,
yaz tatilimi bir hukuk bürosunda, çalışarak
değerlendirmek istedim. Bu isteğim, hayatın,
sıralarımızda çözdüğümüz olaylar kadar basit
olmadığını, birçoğumuzun hayatının kıymete
değer olduğunu fark etmeme neden olurken
ileriye dönük mesleki planlarımın ve
özellikle yargılama yetkisini kullanan
hâkimlere karşı bakış açımında değişmesine
sebep oldu.
Çoğumuz fakültedeki
yaşamımızın sonunda bizi bu yaşamdan daha
zor olmayan bir meslek hayatının beklediğini
umut ediyoruz ve yine bir çoğumuz sınava
tabi
olan hâkimlik ve savcılığı, sınava tabi
olduğu için ikinci plana atıyoruz. İşte işin
başında biz avukat adaylarına, daha başarılı
olan, hâkim olur dayatması uygulanıyor
istemsiz. “Okul bitsin hâkimlik-savcılık
sınavlarına hazırlanacağım savcı olmak
istiyorum” dediğiniz zaman prestijiniz
artıyor. Zaten çoğumuz büyüklerimiz
tarafından “Hâkim ol savcı ol, avukat
olup da ne yapacaksın” nasihatlerine
maruz kalıyoruz. En azından benim
yaşadıklarım bunlar oldu bugüne kadar.
Duruşma salonlarında karşılaştıklarım ise
sorunun aslında daha karmaşık ve trajik
olduğunu gösterdi bana. Ve düşündürdü;
acaba büyükler mi haklı?
Yargı yetkisini kullanan
hâkimin yetkinin tek elinde olmasına
dayanarak, makamının da ona verdiğine
inandığı güçle, kürsüden, alaycı, azarlayıcı
ve karşısındaki avukatın meslek onurunu
zedeleyici sözlerde bulunduğuna şahit oldum.
Hâkimin, oturduğu makama kendisinin değer
katacağını fark edemeyip kendisiyle beraber
mesleğinin adına da zarar verecek sözler
sarf ettiğini görmek ve karşısındaki
avukatın kişiliğine saygı duymasa da savunma
makamına saygı duyması gerektiğini
unutmasına tanık olmak, makamlarına duyduğum
saygının yaralanması bakımından beni üzdü.
Müvekkillerinin haklarını savunmayla görevli
avukatların ise kendi
haklarını savunmamaları, üzüntüme şaşkınlık
ekledi. İşte bu noktada makama saygı-mesleğe
saygı dengesizliği ile karar verene cevap
vermeme adına mesleğe zarar verme başlıkları
canlandı kafamda. Adalet dağıtmakla görevli
olan yargıçlarla adalet peşinde koşan
avukatlar arasındaki adaletsizlik, kendi
adıma “ileride ben ne yapmalıyım, azarlayan
tepeden bakanlardan mı yoksa azarlananlardan
mı olmalıyım?” diye düşünmeme sebep oldu.
Gerçekten ne yapılmalı? Kürsüde oturmayı mı
seçmeli, alaycı gözlerle bakıp azarlayıcı
sözler söyleyebilmek için; yoksa annemin de
dediği gibi fakülteyi bitirip en kötüsü bir
avukat olmakla mı yetinilmeli. Şapkasını
önüne almalı bence herkes. Hâkimler
kendilerini o salonun efendisi, avukatları
da karşısına gelen herhangi biri olarak
görmekten vazgeçmeli. Yargılama sürecinin
olmazsa olmazı olan avukata kendilerinin de
bir gün ihtiyaç duyabileceğini, onlarla aynı
fakültenin aynı sıralarında hukuk ilmini
öğrendiklerini, aralarında altlık üstlük
ilişkisinin bulunmadığını unutmamalı. Tabi
ki avukatlar da, sıfatlarının hak ettiği
saygının farkına varıp duruşlarını ona göre
değiştirmeli. Daha dik, hatta dimdik
durmalı. Gerektiği yerde karşılarındaki
yargıcın çiğnediği haklarının sonuna kadar
koruyucusu olabilmeli. Hâkim bana şunu dedi
bunu dedi diye forumlarda dövünmektense[1]
hak arayıcı olarak önce kendi haklarını
sonuna kadar aramalı. Barolarıyla bu
sıkıntılarını paylaşmalı, barosunun işin
üstünde durması için konunun takipçisi
olmalı. Peşini bırakmamalı. Hâkimlere ve
savcılara aralarındaki ilişkinin karşılıklı
saygı esasına dayandığını ısrarla
hatırlatmalı.
Biz genç avukat adaylarının,
duruşma salonlarında hâkimler tarafından
azarlanan avukat görüntülerine şahit olup
mesleğe, geleceğe karamsar gözlerle
bakmasına engel olmak, çoktan yara görmüş
meslek onurunu onarmak, en önemlisi mesleğe
sahip çıkmak siz avukatların görevi.
Bu sistemin, “en
kötüsü, bir avukatı (!)”
olunmamalı.