Bu yıl adli tatilde, M. Görkem Büyükgövez
adlı hukuk öğrencisinin “Fakülteyi Bitir De
En Kötüsü Avukat Olursun” başlıklı sitede
yayınlanan yazısını okudum. O tarihten bu
yana bir, iki satırla konu hakkındaki
düşüncelerimi yansıtmayı istedim. Tatile
gitmeden evvel Ticaret Kanunu’nun Anonim
Şirketler ile ilgili bölümünün incelenmesini
kendime görev edindiğimden bu yazıyla ilgili
olan düşüncelerimi aktarmayı erteleyip
durdum.
Ancak adli yıl açılışında, Sn. Özdemir
Özok’un yaptığı açılış konuşmasını
okuduğumda, düşüncelerimi bir an evvel
yazıya dökmenin şart olduğunu gördüm.
Site yöneticisi Hasan Aydın Tansu’dan M.
Görkem Büyükgövez’in Hukuk Fakültesi
öğrencisi olduğunu öğrendiğimde ayrıca keyif
de aldım. Ne de olsa kırk yıllık küçük bir
zaman dilimini dikkate almazsam okul
arkadaşı sayılırız. Ayrıca yazıdaki
cümlelerine bakarsak birkaç sene sonra
meslektaş olarak beraber çalışacağımızı
düşünmek de insana keyif veriyor.
Yazı özünde, Sn. Özdemir Özok’un adli yıl
açılış konuşmasında değinmiş olduğu
gerçeklerden daha önemli bir gerçeğe, hem de
mesleğin temel problemine somut bir dille
değinmektedir. Üstelik bu genç arkadaşım,
hiç evelemeden gevelemeden kendine olan
güvenini sarsmadan ve nezaketinden hiçbir
şey kaybetmeksizin annesi, babası, ablası,
abisi yaşında olan bizlere hakkımız olan
onurlu meslek yaşamının korunmasını
önermektedir. Onurumuzun, “yargı makamına
saygıyla avukatlık mesleğine olan saygının
dengelenememesi yüzünden” elimizden uçup
gittiğini hatırlatmaktadır.
Genç bir arkadaşımın yaz tatilinde
gözlemlediği ve “yargı yetkisini kullanan
hâkimin yetkinin tekelinde olmasına
dayanarak, makamının da ona verdiğine
inandığı güçle, kürsüden, alaycı, azarlayıcı
ve karşısındaki avukatın meslek onurunu
zedeleyici sözlerde bulunduğuna şahit oldum”
sözcükleriyle ifade ettiği bu olay, onu
üzdüğü kadar bu davranışa muhatap olan
meslektaşımı hatta hepimizi üzmesi gerekir.
Genç arkadaşımın dediği gibi bu davranış,
davranışın muhatabı avukatın kişiliğine
saygısızlık olduğu gibi savunma makamına da
saygısızlıktır. Hoşgörü insan yapısında
bulunması gerekli temel öğelerden bir
tanesidir. Ancak hoşgörü sadece sizi
ilgilendiren konularda kullanabileceğiniz
kişisel bir haktır. Eğer saldırı sizin
kişiliğinizin sınırlarını aşıyor ve
başkalarının, örneğin ailenizin,
mesleğinizin, ülkenizin sınırlarını
zorluyorsa hoşgörü gösterebilmek hakkına
sahip değilsinizdir. İşte genç arkadaşımın
anlattığı olayda hâkimin bu davranışına
muhatap olan meslektaşımın kendisi ile
ilgili davranışları hoşgörü sahibi bir
kişinin büyüklüğü içinde karşılaması söz
konusu olabilirse de, mesleğin geneline
yapılmış sayılabilecek davranışlarda,
tepkisini kurallar çerçevesinde göstermeli,
kendinin ve mesleğin hakkını aramalıydı. Bu
nedenle anladığım kadarıyla suskun kalmış
olan bu meslektaşımı kendi adıma
affetmediğimi böylesi bir davranışta bulunan
yargıcı ise kendi adıma kınadığımı söylemek
isterim.
Yazımın başında birkaç kez bu genç
kardeşimin yazısını, Sn. Özdemir Özok’un
adli yıl açılış konuşmasından daha çok
önemsediğimi söylemiştim. Önemsedim çünkü
bize temel sorunumuzun onurumuzu korumak
olduğunu hatırlatan bir yazıdır. Hukukun
üstünlüğü, baroların bağımsızlığı,
sanıkların ücretsiz savunma hakkı vb.
nedenler ne kadar tartışılırsa tartışılsın,
bunlara hayat verecek, yaşatacak canlılar
(insanlar) arasındaki en yoğunluklu meslek
grubu avukatlardır. Kendi onurunu
koruyamayan bir avukatın hukukun üstünlüğünü
savunarak tüm insanlığın onuru için mücadele
etmesini ben anlayamıyorum. Bu nedenle de bu
yazıya önem veriyorum.
Genç arkadaşımın dediği gibi
“müvekkillerinin haklarını savunmayla
görevli avukatların ise kendi haklarını
savunmamaları......” onun üzüntüsüne ve
şaşkınlığına neden olduğu gibi benim
utancıma neden olmuştur.
Söz konusu yazıyı Sayın Doğan Cüceloğlu’nun
“Mış Gibi Hayatlar” adlı eseriyle birlikte
değerlendirdiğimde, avukatmış gibi
yaşadığımı ikrar etmekten başka bir çarem
yoktur. Bundan kurtulmanın tek yolu ise
güçlü olmaktır. Burada bahse konu güç bilek
gücü olmayıp bilgi, akıl, irade vb.
niteliklere sahip olmanın getirdiği güçtür.
Bu güce kavuşabilmek için her birimiz tek
başına ve toplu olarak özellikle meslek
odamızın önderliğinde bilgi ve karakter
konusunda yeterince güçlenmeliyiz. Yasaların
bize vermiş olduğu görevleri bize tanınan
haklarla birlikte özümsemeliyiz. Hukuk
mahkemelerindeki yargılamada hâkimin
duruşmayı yönetmek ve hüküm kurmak aşamaları
hariç, yargılamanın pasif süjesi olduğunu
gerçek aktifliğin, kamu düzenine ilişkin
davalar gibi, bazı istisnalar hariç,
taraflarda ve onların yasal temsilcisi olan
avukatlarda olduğunu hiçbir zaman aklımızdan
çıkarmamalıyız. Hukuk davalarını bizim
kurduğumuzu, geliştirdiğimizi, kendi
delillerimizle kanıtladığımızı, davanın
sonucunu, istem olarak oluşturduğumuzu,
hâkimin tüm bu aşamalarda taraf iradelerine
karışamadığını, hâkimin sadece hüküm
aşamasında hukukun genel ilkelerine ve
yasaya uygun olmak koşuluyla hüküm kurmak
hakkına sahip olduğunu, bu hakkı Türk
Milleti adına kullandığını, Türk Milletinin
bütünlüğü içinde hâkimle avukatın eşit
olduğunu hiç bir şekilde unutmamalıyız.
Yeni adli yılda özellikle hukuk
mahkemelerinde, HMUK’un avukatlara tanıdığı
tüm hakları hiçbir taviz vermeksizin
kullanacağımızı, yargıya makamına saygıyı ve
vekil edenin zarara uğramaması ilkelerini
düşündüğümüz kadar mesleğin onurunu da
düşüneceğimizi umarak, hepinize başarı
dileklerimi iletirim.
Ankara, Eylül 2008
NOT: Yazarın iletişim adresi ve bilgilerini görmek
için başlıktaki ismi üzerine ya da
buraya tıklayınız