BARO BAŞKANI’NIN 14 OCAK 2005 TARİHLİ

“ELEŞTİRİ TOPLANTISI”

AÇIŞ KONUŞMASI

 

Sevgili Meslektaşlarım,

Düşünce ve düşündüklerini ifade etme özgürlüğü ile eleştiri hakkı demokratik her toplumda ve kuruluşta yaşamsal değerdedir.

Zira düşünce ve düşündüklerini ifade etme özgürlüğü, hem yeni ve farklı düşüncelerin ortaya çıkmasına olanak sağlar, hem de bireylere farklı düşünceler arasında seçim yapma ve yanı sıra kendi düşüncelerinin doğru veya yanlış olduğunu sınama olanağını verir.

Düşünce ve ifade özgürlüğünün vazgeçilmez bir boyutu olan eleştiri hakkı, demokratik hukuk devletinde yönetilen konumundaki her bireyin sahip olduğu temel bir haktır.

Esasen eleştiri, hangi konumda olursa olsun eleştirilen kişi veya kişilerin kişilik haklarına karşı bir saldırı olmayıp, o kişi ya da kişileri düzelmeye davet, eleştiriye açık olmak ise, düzelmeyi kabul etmektir.

O nedenle, her düzeyde kamusal yetki kullanan kişilerin, yasanın ve kamuoyunun denetimine tabi ve sivil eleştirilere açık olması gerekir.

Yüzyılımızın en önemli kişilerinden biri olan, eleştirmenlerce ‘bugün bizim için Galileo, Descartes, Newton, Mozart  ya da  Picasso ne anlam taşıyorsa, gelecek yüzyıllar için de o anlamı taşıyacaktır’ denilen  ve  halen  yaşayan   insanlar    içinde    eserlerinden   en  çok  alıntı  yapılan  kişi  olan (Art  and Humanities Citation Index’ te 1980 ile 1992 yılları arasında eserlerinden  yapılan alıntı sayısı 4000 olarak verilmektedir), Marx’ı  ve  Freud’u da  içeren, bütün  zamanların  en  çok  alıntı  yapılan kişileri listesinde sekizinci sırada yer alan, dilbilim, felsefe, politika, bilişsel bilimler ve psikolojinin de içinde bulunduğu çeşitli konularda yetmişi aşkın  kitap  ve  bini  aşkın makale yayımlayan Amerikalı düşünür Noam Chomsky, ‘susturucu gerekçeler ya da insanları yalnızca birilerinin duymak istemedikleri şeyleri söyledikleri için  susturmanın yanlış olduğunaişaret ediyor ve diyor ki ;Hiç kimsenin hiçbir şeye izin verme yetkisi olmamalıdır ve -en önemlisi- ben serbest ifadeye izin verme  nedeninin, yararlı ya da değerli şeylerin bastırılabileceği endişesi olduğunu öne sürmüyorum. Düşünce özgürlüğü ve eleştiri hakkı bundan çok daha temeldir ve insanın düşündüklerini -ne kadar çılgınca olursa olsun- serbestçe ifade etme hakkı, bu pragmatik düşüncelerin çok ötesindedir. Ben devletin ya da herhangi bir başka örgütlü güç veya zorbalık sisteminin insanların ne düşüneceklerine ve ne söyleyeceklerine karar verme hakkının bulunduğunu kabul etmiyorum. Devlete beni susturma hakkı verilmesine karşı öne süreceğim gerekçe, söylediklerimin değerli şeyler olabileceği değildir. Bu, bana göre tiksindirici bir tutumdur. Ancak çok önceleri özgürlükçü denen insanların standart tutumunun bu olduğunu biliyorum.’  

Noam Chomsky’nin ismini telaffuz etmeden, ifade özgürlüğünü fayda temelinde savunduğu için eleştirdiği John Stuart Mill ise, henüz aşılamamış olan 1859 yılında yazdığı ‘Özgürlük Üstüne’ isimli abidevi  eserinin merkezini oluşturan fikir ve ifade özgürlüğü konusunda ‘bir fikrin susturulmasının, fikri susturulan insandan çok insan cinsine, yaşayan nesle olduğu kadar gelecek nesillere karşı da haydutluk  olduğuna işaret ediyor ve ekliyor ; ‘Şayet bir teki hariç bütün insanlar aynı fikirde  olsalar  ve  yalnız  bir   kişi   muhalif   fikirde  olsa, nasıl  bir  şahsın, elinde  kuvvet  olsa, insanları susturmaya hakkı yoksa, insanların da bu tek kişiyi susturmaya daha fazla hakları yoktur.    

Diğer taraftan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Fressoz & Roire v.France/1999  ve  TBKP v. Turkey/1998 kararlarında ‘İfade  özgürlüğü  ile bunun bir parçası olan eleştiri hakkı, demokratik bir toplumun temellerindendir. Sözleşmenin 10. maddesinin 2. fıkrasının ifade özgürlüğü için getirdiği güvence, sadece uygun bulunan, benimsenen ve rahatsızlık  duyulmayan, yahut kayıtsız kalınan  bilgi ve/veya fikirler  için  değil, aynı zamanda  rahatsız  edici, sarsıcı ve/veya  altüst  edici  bilgi  ve fikirler  için  de  geçerlidir. Bunlar, demokrasinin  varlık  şartı  olan çoğulculuk, hoşgörü ve geniş fikirliliğin icaplarıdır.’ demek suretiyle, ifade özgürlüğünün, eleştiri hakkının önemine ve değerine vurgu yapmaktadır.

Modern siyasi demokrasi, yönetenlerin, yaptıklarından  dolayı  seçilmiş  temsilcilerinin rekabet  ve işbirliği  yoluyla dolaylı olarak hareket eden vatandaşlar tarafından, kamusal alanda sorumlu tutuldukları ve eleştirildikleri bir yönetim biçimidir.

Amerikalı siyaset bilimci  Prof. Robert A.Dahl, ‘Demokrasi ve Eleştirileri’  adlı kitabında, modern  siyasi  demokrasinin  varlığı için  -asgari usul-  adını  verdiği, aşağıdaki unsurları kapsayan bir liste sunmaktadır ;

  1. Seçilmiş görevliler. Yönetimin izlenecek politika ile ilgili kararları üzerindeki kontrol yetkisi, anayasal olarak, seçimle belirlenmiş görevlilere bırakılmalıdır.

  2. Özgür ve adil seçimler. Seçilmiş görevliler, sık aralıklarla yapılan ve zor kullanmanın yaygın olarak görülmediği, adil bir biçimde yürütülen seçimlerle işbaşına gelmelidirler.

  3. Kapsayıcı seçme hakkı. Pratikte, her  yetişkin, görevlilerin seçiminde oy hakkına sahip olmalıdır.

  4. Mevkii için yarışma hakkı. Pratikte bütün yetişkinler, yönetimde seçimle belirlenen mevkiler için seçilebilme hakkına sahip olmalıdır.

  5. İfade özgürlüğü. Vatandaşlar, en geniş anlamıyla siyasal meseleler hakkında, ciddi bir ceza tehdidi altında olmaksızın, rejimin, sosyo-ekonomik düzenin ve yürürlükte bulunan ideolojinin eleştirisi de dahil olmak üzere, kendi düşüncelerini ifade edebilme hakkına sahip olmalıdır.  

  6. Alternatif enformasyon. Vatandaşlar, alternatif enformasyon kaynaklarına ulaşma imkanına sahip olmalıdır. Başkaca, alternatif haber kaynakları mevcut olmalı ve bunlar yasa ile korunmalıdır.

  7. Örgütsel özerklik.  Yukarda sıralananlar da dahil olmak üzere, vatandaşlar, diğer haklarını kullanabilmek için, siyasi partiler ve menfaat grupları da dahil olmak üzere, görece özerk kuruluşları ve örgütleri kurma hakkına sahip olmalıdır.  

Bir çok teorisyen tarafından paylaşılan bu yedi koşula, Phillippe C. Schimitter ile Terry Lyn Karl  Journal of Democracy, Vol.2. No : 3’te yazdıkları ‘Demokrasi Nedir, Ne Değildir’ isimli makalelerinde aşağıdaki şu iki koşulu daha eklemektedirler ;

  1. Halk tarafından seçilmiş organlar, anayasal yetkilerini seçilmemiş organların (fiili olsa bile) ezici muhalefetine tabi olmadan kullanabilmelidirler. Eğer ordu mensupları, yerleşik memurlar, ya da devlet yöneticileri seçilmiş kişilerin özgürce hareket edebilme kapasitelerini sınırlarsa, yahut halkın temsilcileri tarafından alınan kararları veto ederse, demokrasi tehlikeye girer.

  2. Devlet kendi kendini yönetebilmelidir. Devlet diğer üstün siyasi sistemler tarafından getirilen baskılardan bağımsız olarak hareket edebilmelidir.  

Mussolini’nin 1926 ile 1937 yılları arasında hapiste tuttuğu İtalyan Marksist, eylemci, gazeteci ve olağanüstü siyaset felsefecisi Antonio Gramsci, Hapishane Defterleri adlı kitabında,‘eleştirel bir iradenin başlangıç noktası, insanın gerçekte kim  olduğunun  bilincine  varması ve  bir kayıt  listesi tutmaksızın  içinde  sonsuz  izler  taşıyan  o  güne  kadar  ki tarihsel sürecin bir ürünü olarak -kendini bil- mesidir’ diyor.

Ülke olarak, meslek olarak, meslek örgütü olarak sorunlarımız var. Bu sorunları aşabilmenin başlangıç  noktası, çoğu  kez  kendimizin ve başkalarının gerçekliğini görmemizi engelleyen birer perde işlevi gören, yetiştiğimiz ortamın, sahip olduğumuz ideolojinin, tuttuğumuz siyasal partinin, dilin, mezhebin, kendimizi ait hissettiğimiz Barodaki grupların ve kimliklerin sağladığı ucuz kesinliklerin ötesine geçebilme riskini  göze  alabilmemiz, Gramsci’nin  ifade  ettiği  gibi, kendini bilmemiz, bunun için de ‘o bunu dedi, bunu onu yaptı, benim düşüncemde ise doğru yaptı, değil ise yanlış yaptı, benden değil ise, benim çıkarlarıma uygun davranmıyor ise, ona karşı çıkayım, onu yıpratayım’ vs. gibi sağlıksız ve yararsız düşüncelerden, kimi çocukça alınganlıklardan ve kırılganlıklardan  sıyrılıp kendimizi eleştirmemiz, bize yönelik eleştirilere açık olmamız, eleştiriyi demokrasinin kurucu bir unsuru olarak benimsememiz gerekir.

Voltaire’den Marquez’e, Sartre’dan Russell’a kadar uygar dünyanın örnek  aldığı, hayranlık  duyduğu yazarlar, kendi ülkelerinin, kurumlarının sorunlarını, yöneticilerini üstelik bağırarak eleştirdikleri, dünya  ve kamu önünde açıkça tartıştıkları için, hem kendi kültürlerini taşra kültürü olmaktan  kurtardılar ve hem de kendi ulusal kültürlerini dünya sahnesine taşıdılar.      

Vaclav Havel, ‘Times Literary Supplement’ deki bir görüşmesinde ; ‘Bu resmi yorum sonuç olarak gerçeklikle birleşir. Genel ve her şeyi kapsayan bir yalan egemen olmaya başlar, insanlar ona adapte olmaya başlarlar ve herkes yaşamının bazı kısımlarında yalanla uzlaşır ya da onunla birlikte yaşar. Bu koşullar altında, insanın bütün dünyayı karşısında bulması riski de dahil olmak üzere her şeye rağmen, her şeyi saran yalanlar ağını parçalayarak doğruyu öne sürmesi, içten bir şekilde davranması olağanüstü politik öneme sahip bir edimdir.’ diyor.     

Uzun bir tarihsel kesiti ele aldığımızda, Vaclev Havel’in işaret ettiği çerçevede, açık politik muhalefetin, hem nadir ve hem de yeni bir şey olduğunu görebiliriz. Açık politik muhalefet eylemi ile eş anlamlı olan ‘iktidara doğruyu söylemek’ ediminin, modern demokrasilerde bile hala ütopyacı bir çağrışımı varsa, bunun nedeni çok ender uygulanmış olmasıdır. İktidar karşısında güçsüzün ikiyüzlülük etmesi şaşırtıcı bir durum değildir. Dahası her yerde hazır ve nazırdır. Oysa iktidarın, ikiyüzlülük eden riyakarlara, gerçeği görmesini engelleyen dalkavuklara değil, doğruyu söyleyen, bu amaçla iktidarı eleştiren muhaliflere gereksinimi vardır.

İşte bütün bu referanslardan hareket eden, demokratik bir sistemde, her  türlü eleştirinin yurttaşların temel hakkı olduğunun, hiç  bir  kişi  ve  kurumun  eleştiri  dışı  olmadığının  ve  esasen yerleşik kurumların ve uygulamaların eleştirilmediği bir toplumda, demokrasiden söz etmenin mümkün olmadığının bilincinde olan yönetimimiz, düzenlediği bu toplantı ile Baromuz tarihinde bir ilki gerçekleştirmekte, bu bağlamda üç aylık icraatını siz  değerli meslektaşlarımızın eleştirilerine sunmaktadır.

Düşünceniz kendisini hangi siyasal kategoriye koyarsa koysun, bizim için fark etmez ; öteki düşünceyi reddetmeyen, boş sözle yetinmeyen, tezvirat/dedikodu  değil, eleştiri yapan, boş sözle zaman geçirmeyen, ortalama akla, duyguya ve vicdana ters düşmeyen, sorun çözen, kendine ve başkalarına masal anlatmayan, kimi zaman bizi ezen ideolojik tabakayı delip geçen ve adete maddesel bir temas kurar gibi gerçeği yakalayan her düşünce, her eleştiri bizi ilgilendirir, bizim için önemli ve değerlidir.

Geride kalan üç aylık süre içinde yaptıklarımız, söylediklerimiz, yıktıklarımız ve yerine ikame ettiklerimiz ortada. Şimdi söz sizin.

Saygılarımla.    

 

Avukat Vedat Ahsen COŞAR

ANKARA BAROSU BAŞKANI